Türkiye’de “Metamfetamin” Tehdidi Büyüyor

Türkiye’de 2023 yılında 16 ton 210 kilogram metamfetamin yakalanırken, 2024 yılında ise bu miktar yüzde 35,5 artışla 21 ton 912 kilograma yükseldi. Dünyada ise 2023 yılında, 367 ton metamfetamin ele geçirildi.

Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığı, 2024 Türkiye Uyuşturucu Raporu’nu yayımladı. Türkiye’deki uyuşturucu kaçakçılığı ve kullanımındaki eğilimlere mercek tutan raporda özellikle metamfetamin yakalamalarındaki ciddi artış dikkat çekildi.

Türkiye’nin stratejik coğrafi konumunun uyuşturucu kaçakçılığı açısından önemine vurgu yapılan raporda son yıllarda sentetik uyuşturucuların yarattığı tehdidin artmaya devam ettiği belirtildi.

Rapora göre, 2023’de 16 ton 210 kilogram metamfetamin yakalanırken, 2024’te ise bu miktar yüzde 35,5 artışla 21 ton 912 kilograma yükseldi. Dünyada ise 2022 yılına göre yüzde 7 azalışla 367 ton metamfetamin ele geçirildi.

Raporda, Türkiye’de metamfetamin yakalamalarındaki artışa ilişkin şu ifadeler yer aldı: 2019 yılında ülkemizde metamfetamin yakalamalarında başlayan keskin artış, takip eden 2020, 2021 ve 2022 yıllarında da devam etmiş, 2023 yılında ülke tarihindeki en yüksek metamfetamin yakalama miktarına ulaşılmıştır.

Raporda, Taliban’ın en üst düzey lideri Haybatullah Akunzade, ülkede afyon ekiminin kesinlikle yasak olduğu fetvasına paralel biçimde, Türkiye’de yakalanan eroin miktarları da keskin biçimde düşüş yaşandığı belirtildi.

Raporda, eroin yakalamalarına ilişkin şu ifadeler yer aldı: 2021’de 22 bin 202 kilogram eroin yakalanırken bu miktar 2022’de 7 bin 972 kilograma düşerken, 2023 yılında da düşüş eğilimi devam etti ve Türkiye’de toplamda 3 bin 314 kilogram eroin ele geçirildi.

Dünyada ve Türkiye’de en çok kullanılan uyuşturucu maddelerden biri olan esrarda yakalamalar 2023 yılında yaklaşık yüzde 23 oranında artışla 77.9 ton oldu. Öte yandan 2023 yılında kök kenevir yakalama miktarı, bir önceki yıla göre yüzde 43,6 oranında arttı.

Raporda ayrıca, yeni psikoaktif maddelere (NPS) dair de endişeler dile getirildi. 2023 yılında yakalanan sentetik kannabinoid miktarı, bir önceki yıla göre neredeyse iki katına çıkmış durumda. 2022’de bin 56 kilogram sentetik kannabinoid yakalanırken 2023’te bin 994 kilograma yükseldi.

Uyuşturucuya bağlı ölümlerde çarpıcı veriler

Madde bağlantılı ölümlere (MBÖ) ilişkin verilerinde yer aldığı raporda, madde bağlantılı ölümlere ve bunlar içinde metamfetaminin payına ilişkin şu dikkat çekici veriler yer aldı:

2013 yılında 232 olan doğrudan MBÖ 2017 yılında yüzde 306 artışla 941 oldu. 2018 yılından itibaren madde bağlantılı ölümler düşüşe geçmiş ve düşüş trendi 2022 yılına kadar devam etmiştir. 2023 yılı ise bir önceki yıla göre yüzde 22 artışla 300 oldu. 2017 yılından 2023 yılına kadar yüzde 68’lik bir düşüş kaydedildi.

Uyuşturucu bağlantılı ölüm vakalarının 2023 yılında yüzde 61,6’sının sebebi çoklu madde kullanımından kaynaklandı. Ölümlerin yaş ortalaması 35’tir. 30 yaş altı ölümler yüzde 34,3 (2022 yılında yüzde 35,4), 30 – 39 yaş arası ölümler yüzde 35,0, 40 yaş üzeri ölümler ise yüzde 30,3 oranındadır.

Metamfetamin ölümlerine ayrı bir başlık açılan raporda, bu konu hakkında şu bilgiler verildi: Son yıllarda toplumumuzu yüksek derecede tehdit eden metamfetamin maddesi kaynaklı ölümleri ayrı bir başlık altında ele almakta yarar görülmektedir.

Bu kapsamda doğrudan madde bağlantılı 300 ölümün 148’inde metamfetamine rastlandığı bilinmektedir. 2023 yılında 185 çoklu madde kullanımından kaynaklı ölümün yüzde 53,5’inde metamfetamin görüldü. Diğer yandan tekil madde kullanımından kaynaklı 49 ölüm içerisinde ise yüzde 42,6’sı metamfetamin kaynaklıdır.

Aşırı doz ölümlerin en yüksek görüldüğü 2017 yılında meydana gelen ölümlerde metamfetamin görülme oranı yüzde 7,7 iken, 2023 yılında bu oran yüzde 46,3 oldu. Tek başına metamfetamin kaynaklı ölümler 2017 yılında yüzde 0,3 iken, 2023 yılında yüzde 42,6’ya çıktı. 2016 yılın yüzde yüzde 3,5 olan metamfetamin tedavisine başvuru oranı, 2023’te yüzde 37,1 oldu.

(Kaynak: Birgün)

Paylaşın

AK Parti’de Erdoğanlı Ve Erdoğansız Hesaplar

31 Mart’a yapılan seçimlerde CHP’nın ardından ikinci parti konumuna gerileyen AK Parti’de yeni kongre süreci ve takvimi, şimdiye kadar yapılanlar arasında en önemlisi olacak.

Kongrede oluşacak kadrolar, sonraki yıllarda Erdoğanlı-Erdoğansız partinin geleceğini belirleyecek. Yeni yol haritası mı? Yeni yüzler mi? Partiye bambaşka bir yol mu çizilecek? Yıllar boyunca yapılan hataların tekrarı mı? Sonun başlangıcı mı?

Gazete Pencere’den Nuray Babacan, kongre sürecine giren AK Parti’ye ilişkin dikkat çeken bir yazı kaleme aldı. Babacan, “Erdoğanlı – Erdoğansız hesaplar! AKP’nin kader kongresi” başlıklı yazısında şu ifadeleri kullandı:

“Yoğun gündem arasında çok dikkat çekmese de AKP’nin yeni kongre süreci ve takvimi, şimdiye kadar yapılanlar arasında en önemlisi. İlçelerden illere kadar yenilenecek tüm delege ve kadrolar, partinin 2028 seçimlerine dönük kaderini belirleyecek. Bırakın yeni dönem milletvekili adaylarını belirlemeyi, belki de genel başkan değişimi yapacak kadro, bu kongrede oluşacak.

Hemen akla, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın partisinde onun isteği dışında bir gelişme yaşanmayacağı gelebilir. Ama siyasette 24 saat bile uzundur derler. En geç 2028’de yapılacak genel seçimler öncesinde partide yaşanacak her gelişme çok önemli. Partilerin her an olağanüstü kongre toplama imkanı olsa da, aynı kadro, bu konuda da söz sahibi olacak. O yüzden bu kongre, partinin yaptığı diğer hiçbir kongreye benzemeyecek.

6 ay sonra yapılacak kongrede oluşacak kadrolar, sonraki yıllarda Erdoğanlı-Erdoğansız partinin geleceğini belirleyecek. Yeni yol haritası mı? Yeni yüzler mi? Partiye bambaşka bir yol mu çizilecek? Yıllar boyunca yapılan hataların tekrarı mı? Sonun başlangıcı mı? Bütün bunlar önümüzdeki yılki kongrenin psikolojisini etkileyecek. Sonraki üç yılın siyasi tarihinde önemli bir kavşak olacak.

Bu analizlerin nedeni, AKP yönetiminin kongre takvimini resmen açıklaması. 21 Eylül 2024’de beldelerden başlayacak süreç, ilçe ve il kongrelerine doğru ilerleyecek. 28 Aralık 2024 tarihinde il kongreleri başlayacak. Oldu- bitti derken, tüm çalışmalar Mart 2025 tarihinde tamamlanacak. Ardından parti yönetimi büyük kongre tarihini açıklayacak.

Parti sözcüsü Ömer Çelik’in son açıklamasındaki en önemli mesaj, “Bu sadece mekanik bir kongre süreci olarak değerlendirilmemeli. Yeni dönemin, yeni ihtiyaçların siyasi ritmine göre neler yapılması gerektiği de bu sürecin içinde olacak” sözleriydi. Dolayısıyla AKP içinde uzun süre siyaset yapan herkes, bu kongrenin taşıdığı tarihsel anlamı çok iyi biliyor.

Partideki tartışmalar

Geçmişi biraz hatırlarsak, yerel seçimlerden sonra değişim ve normalleşme bekleyen çok isim, büyük kongrenin bu yıl içinde yapılmasını istemiş, partinin mevcut yönetimi, kongreyi 2025’e erteletmişti. Başarısız seçim sonuçlarından sorumlu tutulan parti yönetiminin değişimi ertelemesi birçok kişiyi kızdırmıştı. Genel merkez yönetiminin, partinin bundan sonraki yeni yapısının oluşturulmasında söz sahibi olmak için manevra yaptığı iddia edilmişti.

Saptamalar haksız değil. Daha önce de kaleme aldığımız gibi, AKP’nin yeni kongresinde oluşacak kadrolar, olası bir erken seçimde söz sahibi olacak, listeleri belirleyecek, kabine ve belediye başkanlarıyla ilişkilerde etkili olacak. Çünkü bu süreç, Erdoğan sonrası güç dengelerinin nasıl oluşacağını da gösterecek. Delegeler her zamankinden daha önemli olacak.

Parti yönetiminin eleştirilere yanıtı var. Daha önce de aktardığımız gibi onlar, “Bu yıl kongre yapılsaydı, 2028 yılına kadar yeni bir kongre sürecine girmemiz gerekirdi. Seçim öncesinde kongre tartışmaları bizi olumsuz etkiler. Bu nedenle, kongreyi 2025 yılında yaparsak, yeni vitrin ve yeni kadro AK Parti’yi 2028 seçimine götürür. Zaten seçimlerin öne alınması ihtimali de yüksek. Bu nedenle iç tartışmalar, kongre tartışmalarını 2025 yılında bitirip, önümüze bakmalıyız” yorumu yapıyorlar.

Yukarıda sıraladığımız gibi bu süreç, AKP’nin siyasi tarihi açısından çok önemli. Dolayısıyla, ülkenin geleceği açısından da kavşak sayılır. Seçilecek kadrolar, çok şeyin mesajını verecek. AKP eski tas eski hamam mı gidecek? Yoksa ciddi bir yol ayrımına mı gelecek? Herkes görecek…”

Paylaşın

200 Binden Fazla Öğrenci Üniversiteye Kayıt Yaptırmadı

ÖSYM’nin verilerine göre, ilk tercihler sonucunda 5 bin 545 olan önlisanstaki boş kontenjan sayısı 138 bin 359’a, 29 bin 53 olan lisanstaki boş kontenjan sayısı ise 63 bin 899’a yükseldi. Böylece toplam boş kontenjan sayısı ise 34 bin 598’den 202 bin 258’e yükseldi.

Tablonun yerleştirme sistemi açısından tam bir fiyasko olduğunu söyleyen rehberlik uzmanı Salim Ünsal, “Barajın kalkmasının ardından üniversiteyi kazanmak kolaylaştı ama bu tablo ortaya çıktı. Öğrenciler tercih ettikleri, yazdıkları bölüme kayıt yaptırmıyorlar. 2 yıllıklarda çok ciddi açık var. Bunun sebebi de kent merkezlerine uzak yerlere açılan yüksekokulları. Vakıf üniversitelerindeki açıkların sebebi de elbette ekonomik” dedi.

Birgün’den Mustafa Kömüş‘ün haberine göre; Üniversiteyi kazanan öğrencilerin önemli bir kısmı kazandıkları bölüme kayıt yaptırmadı. Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nin (ÖSYM) paylaştığı verilere göre toplam boş kontenjan 200 bini aştı. 160 bini aşkın öğrenci yerleşme hakkı olmasına rağmen kayıt yaptırmadı.

ÖSYM ek tercihlere ilişkin duyuru yaptı. Buna göre ek tercihler bugün itibarıyla başlayacak ve 11 Eylül’e kadar sürecek. Bununla beraber ek yerleştirme kılavuzu da yayımlayan ÖSYM’nin verilerine göre tam bir skandal yaşandı.

Buna göre ilk tercihler sonucunda 5 bin 545 olan önlisanstaki boş kontenjan sayısı 138 bin 359’a, 29 bin 53 olan lisanstaki boş kontenjan sayısı ise 63 bin 899’a yükseldi. Böylece toplam boş kontenjan sayısı ise 34 bin 598’den 202 bin 258’e yükseldi. Özellikle vakıf üniversitelerindeki boşluklar dikkat çekti. Böylece toplam 1 milyon 21 bin 986 kişilik kontenjanın yaklaşık 5’te 1’i baraj olmamasına rağmen dolmadı.

“Tam bir fiyasko”

Rehberlik Uzmanı Salim Ünsal tablonun yerleştirme sistemi açısından tam bir fiyasko olduğunu söyledi. Ünsal şunları ifade etti: “Barajın kalkmasının ardından üniversiteyi kazanmak kolaylaştı ama bu tablo ortaya çıktı. Öğrenciler tercih ettikleri, yazdıkları bölüme kayıt yaptırmıyorlar. 2 yıllıklarda çok ciddi açık var. Bunun sebebi de kent merkezlerine uzak yerlere açılan yüksekokulları. Vakıf üniversitelerindeki açıkların sebebi de elbette ekonomik.”

200 bin kontenjanın 20 sene önce üniversiteye giren toplam öğrenci sayısına denk geldiğini ifade eden Ünsal şöyle konuştu: “Bu kontenjanın doldurulması zor. En fazla 80 bini dolabilir. Kontenjanlar mutlaka azaltılmalı. Kent merkezlerine uzak bölgelere yüksekokul açılmasından vazgeçilmeli. Sistem artık alarm veriyor”

Paylaşın

Erdoğan’dan “OVP” Mesajı: Enflasyonla Mücadele Vurgusu

OVP’ye ilişkin açıklama yapan Erdoğan, “Bir yandan enflasyonla kararlı bir şekilde mücadele ederken, diğer yandan yatırımı, üretimi, istihdamı, ihracatı ve büyümeyi önceleyen; tarımı, sanayiyi, yüksek teknolojiyi, turizmi ve birçok farklı sektörü güçlendirecek olan OVP’ye güvenimiz ve desteğimiz tamdır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Hükümet olarak OVP kapsamında belirlediğimiz hedeflere ulaşmak, vatandaşımızın refahını artırırken sağlam temellere dayalı ekonomimizin gelecek nesillerimiz için de sürdürülebilirliğini temin etmek amacıyla durmaksızın çalışmaya devam edeceğiz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medya hesabı üzerinden, Orta Vadeli Program’a (OVP) ilişkin bir mesaj yayınladı. Erdoğan mesajında şu ifadeleri kullandı:

“Bugün açıkladığımız ve Türkiye ekonomisi için büyük önem arz eden 2025-2027 Orta Vadeli Program’ın (OVP) ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Bir yandan enflasyonla kararlı bir şekilde mücadele ederken, diğer yandan yatırımı, üretimi, istihdamı, ihracatı ve büyümeyi önceleyen; tarımı, sanayiyi, yüksek teknolojiyi, turizmi ve birçok farklı sektörü güçlendirecek olan OVP’ye güvenimiz ve desteğimiz tamdır.

Hükümet olarak OVP kapsamında belirlediğimiz hedeflere ulaşmak, vatandaşımızın refahını artırırken sağlam temellere dayalı ekonomimizin gelecek nesillerimiz için de sürdürülebilirliğini temin etmek amacıyla durmaksızın çalışmaya devam edeceğiz.”

Orta Vadeli Program (OVP)

Ekonominin 2025 – 2027 dönemine dair 3 yıllık yol haritasını sunan Orta Vadeli Program (OVP) Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından açıklandı. Yılmaz, yeni OVP’yi anlattığı sunumda “Programımızın temel amacı enflasyonun kademeli olarak tek haneli seviyelere düşürülmesi” dedi.

Yılmaz, 2024 için yıllık enflasyon hedefinin yüzde 41,5 olarak revize edildiğini açıkladı. Önceki OVP’de bu oran yüzde 33’tü. Önceki OVP’de yüzde 15,2 olarak belirlenen 2025 enflasyon hedefi de yüzde 17,5’e yükseltildi. 2026 için ise yüzde 8,5 olan hedef, yüzde 9,7’ye çıkarıldı.

2024 büyüme oranı hedefi ise yüzde 4’ten 3,5’e çekildi. 2025 büyüme oranı hedefi de önceki plana göre 0,5 puan aşağı çekilerek yüzde 4 oldu. Büyüme oranı hedefi 2006 için yüzde 4,5; 2027 için ise yüzde 5 olarak hedeflendi. Yeni OVP’de cari açığın gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYH) oranı için belirlenen hedef 2024 yılı için yüzde eksi 3,1’den yüzde 1,7’e çekildi.

Cari Açık/GSYH oranı hedefi, 2025 için yüzde eksi 2,6’dan 2’ye düşürüldü. Aynı hedef, 2026 için yüzde eksi 1,6; 2027 için ise yüzde eksi 1,3 olarak belirlendi. İşsizlik oranı hedefi ise 2025 için yüzde 9,6’ya, 2026 için 9,2’ye ve 2027 için yüzde 8,8’e indirildi. Bu tahminler önceki OVP’de 2025 için 9,9, 2026 için ise 9,3’tü.

Paylaşın

Yeniden Refahlı Suat Kılıç, Erken Seçim İçin Tarih Verdi

Gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç, “Bu şartlar altında Türkiye’nin uzun süre devam etmesi mümkün değil. Görünen köy kılavuz istemez. Türkiye’nin erken seçime doğru ilerlediğini görüyoruz” dedi ve ekledi:

“2025 yılının sonbaharı olabilir, 2026 yılının ilkbaharı olabilir. Bu erken seçim kapıya dayanacaktır. Teşkilatlarımızı bu erken seçime hazırlıklı olmak için çağırıyoruz.”

Suat Kılıç, açıklamasının devamında, “2025 yılında 23 Kasım Pazar günü erken seçim için makul bir tarih olacaktır. 24 Kasım pazar günü öğretmenler günü. Seçimde okullar kullanıldığı için ve öğretmenler de resmi görevli olduğu için bu şekilde bir seçim planlaması Türkiye’nin gündemine gelebilir” ifadelerini kullandı.

Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) sonrası gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Birgün’ün aktardığına göre; Kılıç’ın açıklamasında öne çıkan başlıklar şöyle:

“Bir erken seçim olabilir Türkiye’de. Rakamları paylaştım sizinle. Bu şartlar altında Türkiye’nin uzun süre devam etmesi mümkün değil. Görünen köy kılavuz istemez. Türkiye’nin erken seçime doğru ilerlediğini görüyoruz.

2025 yılının sonbaharı olabilir, 2026 yılının ilkbaharı olabilir. Bu erken seçim kapıya dayanacaktır. Teşkilatlarımızı bu erken seçime hazırlıklı olmak için çağırıyoruz.

2025 yılında 23 Kasım Pazar günü erken seçim için makul bir tarih olacaktır. 24 Kasım pazar günü öğretmenler günü. Seçimde okullar kullanıldığı için ve öğretmenler de resmi görevli olduğu için bu şekilde bir seçim planlaması Türkiye’nin gündemine gelebilir.”

Şanlıurfa Belediye Başkanı Kasım Gülpınar’ın YRP’den istifa etmesine ilişkin konuşan Kılıç, “Para alamamak, projeyi onaylatamamak, Ankara’nın hibelerinden yararlanamamak, seçilmiş belediye başkanının yer değiştirmesi için haklı bir gerekçe olamaz” diyerek sert tepki gösterdi.

Kılıç, şunları söyledi: “Ayrılmasının haklı gerekçeleri olsaydı ayrıldığı gibi başka bir partiye geçebilirdi. Aldığı oyun 200 bini YRP’nin oylarıdır, belki de bir 50 bini kendisinin getirdiği oylardır. Genel Başkanımızla vedalaşmadan, gelirken selamla geldi, giderken selamsız gitti. Hiç kimse yeri doldurulamaz değil. Para alamamak, projeyi onaylatamamak, Ankara’nın hibelerinden yararlanamamak, seçilmiş belediye başkanının yer değiştirmesi için haklı bir gerekçe olamaz.”

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan Dikkat Çeken “Erken Seçim” Yorumu

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Kim aday olursa olsun Anayasamıza göre Cumhurbaşkanı 2 defa seçiliyor, Tayyip Bey üçüncü defa seçildi. Önümüzdeki dönem 4 oluyor” dedi ve ekledi:

“Erken seçim meclisle alınırsa, aday oluyor; başımızın üstüne. YSK, Tayyip Bey’in adaylığına müsamaha gösterdi. Bu seçimde de olamaması gerekirdi. Recep Tayyip Erdoğan, bir seçim mağlubiyeti yaşayarak gitmelidir.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Halk TV canlı yayınında İsmail Küçükkaya’nın sorularını yanıtladı.

Erken seçim tartışmalarını değerlendiren Müsavat Dervişoğlu, “Erken seçim telaffuz ederseniz, hemen seçim talebinde bulunacaksınız. Bu ülkeyi yönetemiyorsa iktidar, artık yeni bir iktidara ihtiyaç vardır sonucu çıkar bu tabloda. Bu vadeye yayılan bir şey olamaz. Bugün erken seçim talep edeyim, Sayın Özgür Özel ifadelerimden sakın alınmasın, Tayyip Erdoğan’ın takvimini belirleyeceği seçimi erken seçim olarak göremem” diye konuştu.

“Seçim adına Cumhurbaşkanı tekrar aday olacak diye endişe taşımıyorum” diyen Dervişoğlu, İYİ Parti’nin seçime her zaman hazır olduğunu söyledi.

Dervişoğlu, “Bunu sadece ben birinci partiyim ya da bir diğeri ben iktidarım diye takvimi tanzim etmeye yönelik yol haritası şayet ederlerse spekülatif buluruz. En başında beri erken seçim çağrılarını spekülatif buluyorum. Bu seçime davet değil, düelloya davet” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın aday olamayacağını belirten Müsavat Dervişoğlu, “Kim aday olursa olsun Anayasamıza göre Cumhurbaşkanı 2 defa seçiliyor, Tayyip Bey üçüncü defa seçildi. Önümüzdeki dönem 4 oluyor. Erken seçim meclisle alınırsa, aday oluyor; başımızın üstüne. YSK, Tayyip Bey’in adaylığına müsamaha gösterdi. Bu seçimde de olamaması gerekirdi. Recep Tayyip Erdoğan, bir seçim mağlubiyeti yaşayarak gitmelidir” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Siyasette “Parmak Sallama” Polemiği

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu arasında “parmak sallama” açıklamaları devam ediyor. Bakan Tunç’un “Kimse yargıya parmak sallayamaz” sözlerine yanıt veren İmamoğlu, “Ben yargıya parmak sallamadım sana salladım” dedi ve ekledi:

“Senin gibi yargıyı etkileyen, hükümetin mensuplarına parmak salladım. O parmak, benim parmağım değil, milletin parmağı. Onun da yeri sandık, siz sandığa gitmek zorunda kalacaksınız. Yargıtay daha hükmetmeden gitmek zorunda kalacaksınız.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 2 yıl 7 ay 15 gün hapis ile 5 yıl siyasi yasak cezası aldığı İstinaf Mahkemesi’ne taşınan dava için “Bin tane hukukçuya sorsanız bir tanesi ahmak diye bir kelimeden ceza kesmez. Ahmak kime denmiş? O belli. Bilirkişi raporu belli. Yapılan hamleler belli. Buradan dava üretiyorsun. Ayıptır. Bunu kendine reva gören iktidar bu işin mesulüdür. Hodri meydan. Ceza mı keseceksiniz? Buyurun kesin. Size söz: Bu millet ayağa kalkar.” sözlerine Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, yanıt vermişti.

Yargının bağımsız olduğunun altını çizen Tunç, “Yargımız başta Anayasa ve ilgili mevzuatlar çerçevesinde karar verir. Kime yargıya parmak sallayamaz. Hukuk sistemimiz açısından doğru olmadığını ifade etmek istiyoruz. Millet bu tavırlar içerisine girenlere gerektiğinde cevabını verir. Yargı kararları eleştirilemez değil. İtiraz ve temyiz mercileri bellidir. Çıkıp TV programları ve ya sosyal medyadan parmak sallayarak Yargı mensuplarını etkileyemezsiniz. Yargı mensuplarımız bağımsızlık içinde karar verirler.” demişti.

Bakan Tunç’un “Kimse yargıya parmak sallayamaz” sözlerine yanıt veren İBB Başkanı İmamoğlu, şunları kaydetti: “Lisede çok gürültü yapan arkadaşlar olarak, en arka sırada otururduk. Öğretmen de kızarak bize, ‘Siz arkadakiler’ derdi. Biz, döner duvara bakardık. Şimdi arkadaşımız da siniyor, lafı başkasına aktarmaya çalışıyor. Ben direkt kendine söyledim, yargıya falan değil. O ve onun gibi, bugünkü iktidarın mensuplarına söyledim. Bu işi nasıl etkiledikleri, nasıl baskı altında tuttuklarına dair. Direkt kendine. Onun için sinip ‘yargı’ demesin. Sonuçta, cümlenin sonrasında da dedim; ‘En erken yapılacak seçimde, o seçimde Yargıtay süresini bile dolduramayacaklar.

Bu millet, öyle bir sert cevap verecek ki onlara ve o ilk seçimde de biz milletçe, bu ahmakça davada eğer bu baskıya devam ederlerse -onun için ‘hodri meydan’ dedim- ceza vermeye kalkarlarsa, Yargıtay’daki süreci göremeden sandıkta -sandığın anlamı nedir?- gereken cevabı alacaklar ve gidecekler’ dedim. Bu kadar basit cevabı algılayamayan bir insan, Adalet Bakanlığı yapma konusunda, kendini bir gözden geçirsin.

Bir. İkincisi; bakın ben size bir hatırlatma daha yapayım. Bunlar hep unutuluyor. Bana hakaret eden bakan, ben ona cevap verdikten sonra, hakkımda suç duyurusunda bulunuyor. Ve o dava, hala mahkemede duruyor. Niye? Çünkü istinaftaki sonucu bekliyor. Yazı yazıyor, ‘Hadi karar verin de ben de ona göre karar vereyim.’ Ne için? Bakan diyor ki, ‘Bana dedi.’ Şimdi istinaftaki bekleyen kararı bekliyor öbür mahkeme. Diyor ki, ‘Siz de diyorsunuz ki, bunu illa YSK üyelerine dedi diye iddia ediyorsunuz. Bir karar verin de bakanın açtığı davayı yürürlüğe koyayım!’ Yani istinaf lehimize karar verirse, benim bir de bakana lafını iade ettiğim için, bana açtığı davadan bir de bakanla hesaplaşacağız. Zaten bıraksınlar hesaplaşalım.

Ben dava açmışım, ‘Bakan bana ahmak dedi’ diye. O davayı da ‘Ben bakan yargılayamam, dokunulmazlığı var’ diye mahkeme ta o zaman hükümsüz bırakmış. Şimdi bu mahkemeyi konuşmak bile, insanın içini burkuyor. Yani yargı adına içini burkuyor. Ben, yargıya parmak sallamadım, sana salladım. Senin gibi yargıyı etkileyen, yargıyı arka planda zorda bırakan, baskı altında tutan hükümetin mensuplarını parmak salladım. O parmak, benim parmağım değil; milletin parmağı. Dedim ki, ‘Onun da yeri sandık. Siz, sandığa gitmek zorunda kalacaksınız. Ve o gittiğimiz gün de Yargıtay daha kararını veremeden, ülkenin başından gideceksiniz. Bu millet de sizden kurtulacak.’ Daha özeti olabilir mi bu işin? Bu kadar net.”

‘Ahmak’ davası nedir?

Ekrem İmamoğlu, ilk kez İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığına seçildiği 2019 yılının kasım ayında Fransa’nın Strazburg kentinde düzenlenen Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’ne davetli olarak katılmış ve bir konuşma yapmıştı.

O dönem Türkiye İçişleri Bakanı olarak görev yapan AK Parti İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu, İmamoğlu için “Avrupa Parlamentosu’na gidip, Türkiye’yi şikayet eden ahmağa söylüyorum. Bunun bedelini bu millet sana ödetecek,” demişti.

İmamoğlu ise Soylu’ya “31 Mart’ta seçimi iptal edenler ve dünyada, Avrupa’da, onların gözünde nereye düştüğümüz noktasında, o olan şeylere, biten şeylere baktığımızda, tam da işte 31 Mart’ta seçimi iptal edenler ahmaktır. Önce ona bir odaklansın.” cevabını vermişti.

Bunun üzerine Türkiye’deki seçimleri organize eden Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) üyeleri hakarete uğradıklarını ve mağdur olduklarını belirterek İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazılı suç duyurusunda bulunmuştu.

Başsavcılığın hazırladığı iddianamede “kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı görevlerinden dolayı alenen hakaret” suçundan İmamoğlu’nun 1 yıl 3 ay 15 günden 4 yıl 1 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenmişti. İstanbul Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk ayağında Ekrem İmamoğlu’na 2 yıl 7 ay 15 gün hapis ve siyasi yasak cezası verilmişti.

Dava, son iki yıldır Türkiye’de “Temyiz Mahkemesi” olarak da kabul edilen Yargıtay’ın bir alt basamağı İstinaf Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor.

Paylaşın

Avukatı Konuştu: Demirtaş Hala Siyasi Ve Hala Rehine!

Selahattin Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman, “Aihm, Aym, derece Mahkemeleri, siyaset kurumu, biz avukatlar. 8 yıl oldu, gözümüzün önünde rehin tutuluyor, o konuşmadıkça çıt çıkmıyor kimseden” dedi ve ekledi:

“Onu konuşmak için, önce onun konuşması gerekiyor adeta. Oysa o, ‘tutuklu’ sıfatıyla hala cezaevinde! AİHM, O ve F. Yüksekdağ’ın ‘siyasi rehine’ olduğuna karar verdi. Cari iktidarın kabulü de bu zaten.”

Kobani davasından 42 yıl hapis cezasına çarptırılan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman, sosyal medya hesabı üzerinden, sitem dolu bir açıklama yaptı.

Mahsuni Karaman, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Demirtaş’ın suskunluğu, herkesi kendi konfor alanına sabitlemiş görünüyor. Herkes memnun, açık veya zımni bir uzlaşı var gibi..

Aihm, Aym, derece Mahkemeleri, siyaset kurumu, biz avukatlar. 8 yıl oldu, gözümüzün önünde rehin tutuluyor, o konuşmadıkça çıt çıkmıyor kimseden. Onu konuşmak için, önce onun konuşması gerekiyor adeta. Oysa o, “tutuklu”sıfatıyla hala cezaevinde!

AİHM, O ve F. Yüksekdağ’ın “siyasi rehine” olduğuna karar verdi. Cari iktidarın kabulü de bu zaten. Onu / onları konuşmak için yeter sebep bu!

Aihm kararına rağmen, Kobani dosyasında o ve arkadaşlarına hukuksuzca onlarca yıl ceza verildi, aylar geçti gerekçeli karar yok, hala aranıyor!

Aihm kararını infaz edemeyen Avrupa kaygılı! Aym, korkudan başvuruları gündeme almıyor! Siyaset, 2028’e kadar gün geçirme peşinde!

Her şeyin, herkes tarafından bilindiği böyle bir gerçek karşısında susmaması gerekenlerin suskunluğu bir tercihtir elbette. Onu bilmem ama, bana en çok da dokunan bu. Unutmayalım, unutturmayalım, çünkü Demirtaş hala siyasi ve hala rehine!”

Paylaşın

Erdoğan Ve Sisi’den Ortak Basın Toplantısı: Gazze Vurgusu

Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Türkiye ve Mısır’ın bölgesel barış ve istikrara katkıları hayati önemdedir. Gazze başta olmak üzere bölgesel meselelerin çözümüne yönelik düzenli istişarelerde mutabık kaldık” dedi ve ekledi:

“Filistin’de son durum itibariyle görüşmelerimiz odağında bu yer aldı. Türkiye ve Mısır ortak bir duruşa sahiptir. 11 aydır devam eden soykırımın sona ermesi, kalıcı ateşkesin tesisi, insani yardımların engelsiz akışı önceliğimiz olmaya devam ediyor. Gazze’ye toplam yardımın yüzde 32’si Türkiye’den gitmiştir. Bu yardımların ulaştırılmasında Türk Kızılayı, AFAD’la işbirliği içinde hareket eden Mısır Kızılay’ı ve Mısır makamlarına teşekkür ediyorum.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “İsrail, insani yardımları engelleyerek işlediği suçlara bir yenisini daha ekliyor. Binlerce ton bomba ile kıramadığı direniş azmini, Filistin halkını açlığa ve susuzluğa mahkum ederek kırmaya çalışmaktadır. Ölen her masumun sorumlusu İsrail ve destekçileridir. Mısır, Katar, Amerika ile birlikte müzakerelere arabuluculuk yapıyor. Biz de Dışişleri Bakanlığımız ve MİT Başkanlığımız vasıtasıyla destek veriyoruz. İsrail’in uzlaşmaz ve engelleyici tutumu halen devam ediyor. İsrail, müzakere yürüttüğü muhatabını şehit ederek nasıl bir zihniyete sahip olduğunu göstermiştir” ifadelerini kullandı.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daveti üzerine bugün Türkiye’ye ilk kez resmi ziyarette bulundu. Bu, 12 yıl aradan sonra Mısır’dan Türkiye’ye cumhurbaşkanı düzeyinde yapılan ilk ziyaret oldu. İki lider çeşitli konularda 17 anlaşma imzaladıktan sonra ortak basın toplantısı düzenledi.

Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler: Mısır Cumhurbaşkanı Sayın El Sisi’yi ülkemizde ağırlamaktan duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Kendisine şahsım, milletim adına hoş geldiniz diyorum. Sayın Cumhurbaşkanı Kahire’deki ziyaretimde teveccüh göstermiş bizleri çok sıcak ağırlamıştı. O günden bugüne diyaloğumuzu ve işbirliğimizi en üst seviyede tuttuk. Daima yakın istişare halinde olduk. İşbirliğimizi değerli kardeşimin iadei ziyareti ile daha da ileriye taşıyoruz. Mısır’la ortak geçmişe, yakın dostluk bağlarına sahibiz. Önümüzdeki sene diplomatik ilişkilerimizin 100. yıl dönümünü kutlayacağız.

Medeniyetlere beşiklik yapmış iki kadim ülkeyiz. Köklü ve çok boyutlu ilişkileri müşterek çabalarımızla sürekli güçlendiriyoruz. Çalışmalarımızın semerelerini görmekten ayrıca memnuniyet duyuyoruz. Sayın Sisi ile Kahire’deki görüşmemizde Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyimizi yeniden yapılandırma kararı almıştık. Bu mekanizmanın ilk toplantısını bugün gerçekleştirdik.

Sanayi, ticaret, savunma, sağlık, çevre, enerji dahil her alanda ilerleme irademizi teyit ettik. Ticaret ve ekonomi işbirliğimizin en güçlü boyutunu oluşturuyor. Son 10 yılda Mısır’ın ilk 5 ticaret ortağı arasında yer aldık. Önümüzdeki 5 yıl içerisinde 15 milyar hedefine doğru kararlı bir şekilde ilerliyoruz. İşadamlarımız 3 milyar dolara yaklaşan yatırımlarıyla Mısır ekonomisine katkı sağlıyor.

Girişimcilerimizi teşvik ediyor Mısırlı yatırımcıları Türkiye’ye bekliyoruz. Doğalgaz, nükleer enerji başta olmak üzere enerji alanında işbirliğimizi geliştirmek durumundayız. Kardeş Mısır halkı Türkiye’ye yoğun ilgi gösteriyor. İlişkilerimizde olumlu ivmenin turizm alanına da yansıyacağına inanıyorum. Türkiye ve Mısır’ın bölgesel barış ve istikrara katkıları hayati önemdedir. Gazze başta olmak üzere bölgesel meselelerin çözümüne yönelik düzenli istişarelerde mutabık kaldık.

Filistin’de son durum itibariyle görüşmelerimiz odağında bu yer aldı. Türkiye ve Mısır ortak bir duruşa sahiptir. 11 aydır devam eden soykırımın sona ermesi, kalıcı ateşkesin tesisi, insani yardımların engelsiz akışı önceliğimiz olmaya devam ediyor. Gazze’ye toplam yardımın yüzde 32’si Türkiye’den gitmiştir. Bu yardımların ulaştırılmasında Türk Kızılayı, AFAD’la işbirliği içinde hareket eden Mısır Kızılay’ı ve Mısır makamlarına teşekkür ediyorum.

İsrail, insani yardımları engelleyerek işlediği suçlara bir yenisini daha ekliyor. Binlerce ton bomba ile kıramadığı direniş azmini, Filistin halkını açlığa ve susuzluğa mahkum ederek kırmaya çalışmaktadır. Ölen her masumun sorumlusu İsrail ve destekçileridir. Mısır, Katar, Amerika ile birlikte müzakerelere arabuluculuk yapıyor. Biz de Dışişleri Bakanlığımız ve MİT Başkanlığımız vasıtasıyla destek veriyoruz. İsrail’in uzlaşmaz ve engelleyici tutumu halen devam ediyor. İsrail, müzakere yürüttüğü muhatabını şehit ederek nasıl bir zihniyete sahip olduğunu göstermiştir.

Netanyahu’nun Mısır’a yönelik ithamlarını reddettiğimizi çok net söylemek isterim. İsrail’e baskıların artırılması noktasında elimizden geleni yaptık yapıyoruz. Güney Afrika’da UAD’de açtığı soykırım davasına müdahil başvurumuzu resmen ilettik. İsrail’li yetkililerin uluslararası mahkemelerde hesap vermesi için çalışmalarımızı yoğun şekilde söylüyoruz. 41 bin masum insanın katillerin yeri Meclis kürsüleri değil mahkeme salonlarıdır.

Uluslararası topluma düşen sorumluluğu hatırlatmaya devam ediyoruz. Bazı ülkeler halen kayıtsız şartsız destekle işlenen suçlara ortak oluyor. Netanyahu hükümetinin tüm dünyayı tehlikeye atan katliam politikasını durdurulması konusunda caydırıcı adımlar atılmıyor. İsrail’in bölgemizi daha fazla gerilime sürüklemesinin önüne geçmek, ikircikli politikaların terk edilmesiyle mümkün olacaktır. Yanlıştan dönülmesi çağrımızı bir kez daha tekrarlıyorum.

İstişarelerimizde Gazze’nin yanı sıra başta Doğu Akdeniz, Suriye, Libya, Sudan ve Afrika olmak üzere bölgesel konuları ele aldık. Benzer tutum ve hedeflere sahip olduğumuz Mısır’la istişarelerimizi güçlendirme noktasında kararlıyız. Bundan sonra daha yakın işbirliği içinde olacağız. Çok boyutlu münasebetlerimizi kazan kazan anlayışıyla ileriye taşıyacağız.”

“Dost ülkeye yapmış olduğumuz ilk ziyaret…”

Sisi’nin açıklamalarından öne çıkan bölümler: Değerli kardeşim Recep Tayyip Erdoğan. Sözümün başında bana karşı göstermiş olduğu yakın ilgi ve misafirperverlikten dolayı en içten teşekkürlerimi iletmek isterim. Dost ülkeye yapmış olduğumuz ilk ziyaret iki ülke arasındaki köklü ilişkilerin çok daha gelişeceğinin göstergesidir.

Şüphesiz bizleri bir araya getiren birçok ortak paydamız, ortak tarihimiz bulunmaktadır. Geçtiğimiz dönem içerisinde turizmle birlikte Türk halkı ile Mısır halkı arasında daha fazla iletişimi gördük. Ticaret ve ticaretin ötesinde ülkemizde Türk yatırımlarıyla birlikte ilişkinin daha da arttığını görmekteyiz.

Sayın Erdoğan’ın Şubat ayındaki ülkemize yaptığı ziyaret ilişkileri daha da artırmıştır. Ticaret, turizm, tarım gibi birçok alanda ortak adımlar atma kararı aldık. Şüphesiz iki ülke arasında ticaretin artırılması, serbest ticaret anlaşmasının geliştirilmesi, 15 yıllık ticaret hacminin gerçekleştirilmesi ortak hedeflerimiz alanında yer almaktadır. Türk yatırımcılara sunmuş olduğumuz olanaklar bizim için önemli husustur. Türklerin ülkemize yatırım yapması önemli husustur.

Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkiler bağlamında beraber koordinasyonun çok önemli olduğunun altını çizdim. Bölgesel konuları ele alarak insani krizin önüne geçme konusunda çalışmalıyız diye karar aldık. Gazze ve Filistin’deki kardeşlerimiz için daha yoğun çalışmalıyız. Türkiye ve Mısır olarak bir an önce ateşkesin sağlanması, Batı Şeria’daki insani ihlallerin son bulması, Filistin’in başkenti Doğu Kudüs olan bir devleti kurma haklarının bir an önce hayata geçmesi gerektiğini vurguladık.

İnsani yardımların ulaşması için elimizden gelen çabayı harcamaktayız. İlgili kurumlarımız arasında yakın koordinasyon, güvenlik ve istikrar meselelerini ele almaktayız. Libya konusunda hem başkanlık hem parlamento seçimlerinin yapılması, güvenlik ve esenliğin sağlanması, silahlı unsurların ayrılmaları Libya’nın geleceği için önemli husustur.

Suriye’yi etkileyen krizin son bulmasını ele aldık. Türkiye ile Suriye arasındaki yakınlaşmayı memnuniyetle karşılaşıyoruz. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve terörle mücadelede hemfikiriz. Sudan, Somali ve Afrika boynuzundaki sorunları ele aldık. Güvenliğin tesisinin öneminin altını çizdik. Ortadoğu’da güvenlik ve esenliğin sağlanması mevcut anlaşmazlıkların ortadan kaldırılmasıyla tesis edilecektir. Son olarak çok değerli kardeşim Recep Tayyip Erdoğan’ın bana ve heyetime karşı göstermiş olduğu misafirperverliğe teşekkür ediyorum.”

Paylaşın

Rusya Açıkladı: Türkiye BRICS İçin Başvurdu Değerlendirileceğiz

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in danışmanlarından Yuri Ushakov, “Türkiye tam üyelik başvurusunda bulundu, değerlendireceğiz” dedi. Türkiye’nin üyeliğinin 22 – 24 Ekim’de Kazan’da yapılacak zirvede ele alınacağı belirtiliyor.

BRICS, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika ekonomilerini kastetmek için kullanılır. 2011 yılında Güney Afrika Cumhuriyeti’nin birliğe katılmasına kadar orijinal dört üye BRIC (ya da İngilizce “the BRICs”) olarak adlandırılmıştı.

Aynı yıl Çin’in Sanya kentinde düzenlenen zirveye Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zuma’nın da katılımı ile BRIC grubu adını BRICS olarak değiştirdi. BRICS ülkeleri, bulundukları bölgelerin bölgesel ilişkileri üzerindeki önemli nüfuz potansiyeliyle tanınırlar ve beş ülkenin hepsi G20 üyesidir.

BRICS, 2001’de dönemin Goldman Sachs’ın baş ekonomisti Jim O’Neill tarafından kaleme alınan ve Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’in büyüme potansiyellerini değerlendiren bir araştırma makalesinden ilham alarak kuruldu.

İlk etapta Güney Afrika’nın üye olmadığı grup, 2009’da Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Batılı müttefiklerin dünya düzeni hegemonyasına karşı bir platform oluşturmak amacıyla, Rusya’nın girişimiyle kuruldu.

Sputnik’te yer alan habere göre; Uşakov, Türkiye’nin tam üyelik için başvurduğunu ve Ankara’nın talebinin BRICS ülkeleri tarafından değerlendirileceğini söyledi. 9’uncu Doğu Ekonomik Forumu’nda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Uşakov; başvuru yapıldığını teyit etti.

ABD merkezli Bloomberg haber sitesi, 2 Eylül’de Türkiye’nin BRICS’e katılmak üzere aylar önce resmi olarak başvuruda bulunduğu iddiasını dile getirdiği haberinde, Türkiye’nin ‘Batı’nın ötesinde ittifaklar kurmak için’ böyle bir yol izlemek istediğini yazmıştı.

Türkiye’nin BRICS’e katılmak için başvuru yaptığı iddialarına ilişkin Avrupa Birliği’nden (AB) açıklama gelmişti. Avrupa Komisyonu Dışişleri ve Güvenlik Politikası Sözcüsü Peter Stano, “Aday ülkelerin AB’nin değerlerini paylaşmalarını ve dış politikalarını bizimkiyle uyumlu hale getirmelerini bekliyoruz” diye konuşmuştu.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de “Üye olmak istediğimizi Sayın Cumhurbaşkanımız çeşitli defalar ifade etti. Bu konudaki talebi açıktır. Süreç işlemektedir. Ancak somut bir gelişme yoktur. Somut bir gelişme olursa, BRICS’in aldığı bir karar gibi, sizinle paylaşırız” açıklamasını yapmıştı.

Çelik resmen bir başvuru yapılıp yapılmadığı veya böyle bir adım atıldıysa ne zaman gerçekleştiğine dair ayrıntı vermezken, “Somut bir gelişme yok” demekle yetinmişti.

Türkiye’nin üyeliğinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılması beklenen 22-24 Ekim’de Rusya’nın Kazan şehrinde yapılacak zirvede ele alınacağı belirtiliyor.

Paylaşın