Fatih Erbakan, Anayasa’daki Laiklik Maddesini Hedef Aldı

YRP Lideri Fatih Erbakan, “Anayasa’da laiklik kavramına açıklık getirilmesi gerekeceğini düşünüyoruz. İnanç özgürlüğünü kısıtlamaya yönelik, zaman zaman din düşmanlığı olarak ifade edilen bir silah haline getirilmeye kalkışılıyor. Laikliğin anlamını açıkça yazalım. Bunu hukukçular, akademisyenler konunun uzmanları tanım haline getirecektir” dedi ve ekledi:

“Laikliğin devlet tarafından uygulanması demek, her inanca sahip insanın, inancını yaşamasına devlet müsaade eder, engel olmaz, kısıtlamaz. Bütün inanç sahibi olan vatandaşlara eşit mesafedir, ayrıcalık yapmaz, şeklinde tanım yapılabilir. 28 Şubat’ta hafızalarımızda acı hatıralarımız var. Tekrar değişik görüşe sahip bir siyasi hareket iktidara geldiği zaman o dönemdeki şekliyle uygulamaya kalkabilir, bu her zaman risktir. Biz bunu güvenceye alalım.

Bütün inanç sahiplerine eşit mesafede olması devletin ve inanç sahipleri inancının yerine getirmesine engel olmayacak şekilde yerine getirilmesi. Bu olduktan sonra 3 madde ile sorun olmaz. Yeni sistemde yetkiler son derece yüksek, bu yetkilerle değişik görüşe sahip kimsenin Cumhurbaşkanı olması halinde tekrardan sıkıntı yaşanmaması adına, yoğurdu üfleyerek yemekte fayda var.”

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan, Habertürk TV‘de gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Erbakan’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde:

“Türkiye’nin şu anda en acil konusu anayasa değişikliği görüşüne katılmıyoruz. İktidardan ayrışıyoruz. Ekonomik sıkıntıların en önemli gündem maddesi olduğunu görüyoruz. Beyin göçü, işsizlik, sokaklarda işlenen şiddet, cinayetler, mültecilerle ilgili sorunlar, 15-30 yaş arası gençlerimizin üçte birinin ne okuyan ne çalışan durumda olması. Kamuda yapılan israf konusu, paylaşımda adaletsizlik meselesi.

Bunları çözmek için anayasayı değiştirmeye gerek yok. “Bunlarda anayasa bizim elimizi bağlıyor” denecek durum yok. Anayasa iktidar tarafından Türkiye’nin öncelikli meselesi olarak gündeme getiriliyor. Değişecek ise bizim söyleyeceğimiz kuvvetler ayrılığının tesis edildiği sisteminin gelmesi, TBMM’nin güçlendirilmesi. Daha demokratikleştirilmiş veya iyileştirilmiş başkanlık sistemi diyoruz.

Meclis’te güvenoyu ve gensoru mekanizmalarının verilmesi. Kabineyi oluşturacak bakanların seçilmiş kişilerden oluşturulması, yasama noktasında meclisin gücünün devam etmesi. Kuvvetler ayrılığı, HSK, Yargıtay, AYM gibi üyelerin belirlenmesinde daha demokratik hale getirilmesi. Anayasa’da laiklik kavramına açıklık getirilmesi gerekeceğini düşünüyoruz. İnanç özgürlüğünü kısıtlamaya yönelik, zaman zaman din düşmanlığı olarak ifade edilen bir silah haline getirilmeye kalkışılıyor. Laikliğin anlamını açıkça yazalım. Bunu hukukçular, akademisyenler konunun uzmanları tanım haline getirecektir.

Laikliğin devlet tarafından uygulanması demek, her inanca sahip insanın, inancını yaşamasına devlet müsaade eder, engel olmaz, kısıtlamaz. Bütün inanç sahibi olan vatandaşlara eşit mesafedir, ayrıcalık yapmaz, şeklinde tanım yapılabilir. 28 Şubat’ta hafızalarımızda acı hatıralarımız var. Tekrar değişik görüşe sahip bir siyasi hareket iktidara geldiği zaman o dönemdeki şekliyle uygulamaya kalkabilir, bu her zaman risktir.

Biz bunu güvenceye alalım. Bütün inanç sahiplerine eşit mesafede olması devletin ve inanç sahipleri inancının yerine getirmesine engel olmayacak şekilde yerine getirilmesi. Bu olduktan sonra 3 madde ile sorun olmaz. Yeni sistemde yetkiler son derece yüksek, bu yetkilerle değişik görüşe sahip kimsenin Cumhurbaşkanı olması halinde tekrardan sıkıntı yaşanmaması adına, yoğurdu üfleyerek yemekte fayda var.

Bir an önce paylaşımda adalet sağlansın, yargıda adalet sağlansın diyoruz. Anayasa değişebilir ama bu kadar öncelikli ve elzem halde gündemi meşgul etmesi, şu an için uygun bir davranış değil. Anayasa çok değişikliğe uğradı, yamalı bohçaya döndü. Ama bu anayasa konusu iktidar tarafından gündemi domine etmeye yönelik olarak kullanıldığını seziyorum. Bu nedenle bunları söylüyorum.

“Çözüm süreci mi, farklı bir süreç mi?”

Sayın Cumhurbaşkanı çok tecrübeli bir siyasetçi. Daha önceki siyasi hayatındaki hamlelerinde, attığı adımlarında siyasi bir taktiğin olduğunu da gördüğümüz için burada da siyasi görüşü barındırdığını düşünüyorum. Birliğimizin, beraberliğimizin güçlendirilmesi, iç ve dış tehditlere karşı siyasi partilerin birlikte olması son derece güzel. Diyalog ortamı, istişare, müzakere güzel.

Biz Yeniden Refah olarak siyasete nezaket getireceğiz diye dile getirdik. Bunun olmasından rahatsız olmuyoruz. Böyle bir iklim olması. Sayın Bahçeli’nin DEM Partili milletvekili ile tokalaşması. Sayın Cumhurbaşkanının yumuşama mesajları güzel. Burada bir siyasi düşünce olabileceğini düşünüyorum. Cumhur İttifakı’nın kaybettiği Kürt seçmeni oyların tekrardan alınmasına yönelik bir hamle olduğunu tekrarlıyorum.

Bir adım atıldı. Bunun arkasından da diğer adımların gelmesi muhtemel. İktidar burada nasıl tavır takınacak. Çözüm süreci mi, farklı bir süreç mi? Sadece DEM Parti ile anayasa değişikliği için birliktelik mi? Ne kast edildi? Şu an için bilemiyoruz.

Bunu rahmetli Erbakan hocamız 50 sene anlattı. O zamanlar çok yakınlarından bile yadırgayanlar oldu. ‘Erbakan hoca İsrail’i takıntı haline getirmiş diyenler oldu’ ama şu anda haklı çıktı. Arz-ı mevud haritası bizi de doğrudan ilgilendiriyor. Biz de bu Erbakan hocamızın uyarılarıyla, eğitim, fikirleriyle büyümüş insanlar olarak böyle bir tehdit olduğunu görüyor ve inanıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı bu noktada haklı. Gerekli tedbirlerin alınması lazım. Geç kalınan noktaları oldu. Sayın Cumhurbaşkanının dediği gibi Lübnan’a geldiğinde arada 200-300 km. kalıyor. Kudüs’ün merkez olduğu tek dünya devletini gerçekleştirip dünya hakimiyetine ulaştırmak hedefi.

Bu meselelerin bu noktaya gelmesinde AK Parti iktidarın maalesef bu tehlikeyi artıracak adımları oldu. Irak’ın işgalinde Türkiye’nin ABD’nin yanında yer alması. İncirlik üssünün kullandırılması. Esad’ın elinin zayıflatılması, Suriye’nin bu hale gelmesi yanlış politikaların sonucu. Kaddafi’nin devrilmesinde operasyona destek olundu. Bu noktada bütün yanlışlardan dönülsün diye kendileri ile bir araya gelirken dış politika ile ilgili birtakım maddeler koyduk. D-8 organizasyonunun canlandırılması ve asıl hedef olan D-60 hedefi.

Son Gazze’deki katliamlar karşısında ısrarla, inatla Türkiye’nin ticareti devam ettirmesi seçimden önceki dönemde. Mayıs ayında durdurulduğunun açıklanması. Bu gibi bir ayrışma oldu. Yeniden Refah Partisi’ne oylar şunun için geldi; milletimiz değişim arzusuna girdi. Ekonomi alanda sıkıntılar oldu. Erbakan Hoca’nın 54. hükümetti icraatlarını milletimiz hatırlıyor. Belediyelerde yapıan icraatlar hatırlanıyor. Milli görüşe gitmemiz için Yeniden Refah Partisi’ne gitmek gerekir dedi halkımız.

“Filistin’in bu kadar çeliğe ihtiyacı olabilir mi?”

11 ay katliam devam ediyor. ‘Biz oradaki Filistinli kardeşlerimize gönderiyoruz, ticareti kestik’ diyorsunuz. Filistinli kardeşlerimize göndermeye devam edilseydi. Aylarca yalanlıyorsunuz, arkasından doğrudan doğruya devletin kurumların da bu ticaretin içinde olduğu ortaya çıkıyor. Şu anki pozisyon Filistin’e gönderiliyormuş gibi yapılarak İsrail’e gönderilmesi. Bu konuda somut, delile dayalı açıklama bekliyoruz. Filistin’e çelik ihracatımız artıyor. Çelik ihracatımız artmış. Filistin’in durumunu göz önünde bulundurduğumuzda çelik ithalatına ihtiyacı olabilir mi? Çimento ihracatımız artmış. Şu anda devam ettiğinden ciddi şüphe duyuyoruz. Açıklama bekliyoruz ama o açıklama gelmiyor.

Filistin’e gitmek konusunda önümüzdeki günlerde bir adım atılır. 7 Ekim yaşanan katliamdan sonra Avrupa Müslüman Forumu ve Yeniden Refah şemsiyesi altında sempozyumlar yapıldı. Bir farkındalık oluşturulmasına yönelik. Şanlıurfa ve Konya’da Gazze’yle ilgili mitinglerimiz gerçekleşti. Gençlik kollarımızın ortaklaşa düzenlediği miting ve yürüyüşler yapıdı. Burada asıl mesele yaptırım ortaya konması. Bunu sağlayacak olan iktidardır.

En son Cumhur İttifakı’nın üyelerinden HÜDAPAR Genel Başkanı sayın Yapıcıoğlu çok önemli bir noktaya parmak bastı. Azerbaycan petrolünün Türkiye üzerinden İsrail’e gitmesi. Böyle bir insanlık dışı katliamın olduğu noktada bizim üzerimizden petrolün gitmesi kabul edilecek bir şey değil.

HÜDAPAR dahi engelleyin diyor ama maalesef adım atılmıyor. BM’de yapılan konuşmalar güzel ama icraata baktığımızda gereken adımlar atılmıyor. Filistin’le ticaretin bu derecede patlamasının izahı lazım. Hayatın olağan akışına aykırı bu. Özellikle Kürecik üssünün kapatılmasını çok sık dile getirdik. Amerika bugün asker, diplomat, başkanı ve istihbaratı ile bu katliama destek olan ülke. Biz neden kendi topraklarımızla radar üssü ile İsrail’e katkı sağlayalım?

Üzülerek ifade ediyorum bir gerekçeye bağlayamıyoruz. Bir somut sebep, gerekçeyi kendisinin de ortaya koyabildiğini düşünmüyorum. ‘İlçe kongreleri yapılacaktı bize bilgi verilmedi’ dedi. İl başkanımızla veya teşkilatımızla sorun yaşansa bile doğrudan bize ulaşıp, ‘böyle bir sorun var sizin desteğinizi bekliyorum’ diyebilirdi. Bizim genel başkan yardımcılarımız, il başkanımız kendisiyle temas kurdu. Doğrudan bize ‘ayrılmak istiyorum’ demesi zor. En son ‘halka soracağız’ dedi. Halka sordu, halk da yüzde 79 oranında ‘hayır istifa etme’ dedi. Biz de bir miktar şaşkınız. Orada belediyede AK Parti’nin yönetiminin gitmesi ve yerine başka yönetimin gelmesi için bir konsensüs oluştu. Burada oylar ‘burada iktidar partili belediye başkanı olmasın’ diye verilmiş.

AK Parti seçimlerde ciddi bir oy geçişinin olduğunu gördü. Yeniden Refah Partisi’nin belediye seçimlerinde yüzde 7’ye ulaşması AK Parti yöneticilerini endişelendirdi. Havayı değiştirmek ve Yeniden Refah’a darbe vurmak için çok uğraştılar. Valiler, kaymakamlar dahil olmak üzere. Mobbing diye adlandırabileceğimiz uygulamalar. Bu arkadaşlarımız seçim döneminde bize gelmişti.

Önemli kısmı AK Parti’den aday olamadıkları için YRP’den aday olmuşlar. Bizim üyelerimiz günlük ortalama 1000 üye kaydıyla artmaya devam ediyor. 6 ayda 100 bin civarında yeni üye kazandık. Günde 1000 demek yılda 360 bin demek. 1 milyon üye hedefine ulaşmak için hummalı çalışmamız var. 1 milyon oy demek 6 milyon oy demek. Bu da yüzde 10’un üzerinde oy demek. 8-10 belediye başkanının gitmesi mesele değil dolayısıyla.

Sayın Davutoğlu ziyaret gerçekleştirdi, biz de iadei ziyaret gerçekleştirdik. Sayın Babacan da ziyaret gerçekleştirildi. Meclis çalışmalarına daha etkili katılmak bakımından görüşme oldu. Şu an için verilmiş bir karar henüz yok. Yetkili kurumlarımızla görüşüyoruz. Biz Meclis’te beraber grup oluşturma konusunda, partilerin birleştirilmesi sözkonusu değil. Birkaç hafta içinde netleşir. Bütün arkadaşlarımızın fikirlerine değer veriyoruz. Şu anda net bir noktada değiliz.”

Paylaşın

TİP Lideri Erkan Baş: Bütün Ülkeyi Soyuyorlar

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, partisinin ”Halk için Ekonomi Programı” toplantısında yaptığı konuşmada, “Gözümüzün içine baka baka bütün ülkeyi soyuyorlar” dedi ve ekledi:

“‘Kaynak yok’ diyenlerin kafasına vurmak gerekiyor bu rakamları. 3 trilyon liralık kaynak hiç edilmiş durumda. Bizim yoksulluğumuzun nedeni, hak etmedikleri halde bizim emeğimizi, alın terimizi, ülkemizin değerlerini gasp ederek zenginleşenlerdir. Ve bunlara hizmet eden siyasi iktidardır.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, partisinin “Halk için Ekonomi Paketi” tanıtım toplantısında konuştu. Cumhuriyet’in aktardığına göre; Erkan Baş, ülkede büyük bir ekonomik yıkımın yaşandığını, iktidarın ise bu gerçeğin üzerini örtmek, bu durumu normalleştirmek için çaba gösterdiğini vurguladı.

“Türkiye’nin kaynaklarının nasıl geliştirebileceğini ve nasıl halk için kullanılabileceğini önümüzdeki dönemde yine yurttaşlarımızla paylaşmaya ve emekçileri birleştirmeye çaba göstereceğiz” diyen Erkan Baş, şunları kaydetti:

“Türkiye’de pek çok şey konuşuluyor, tartışılıyor, değerlendiriliyor ama herhalde değişmeyen temel gündem, ülkemizin büyük bir ekonomik yıkım yaşadığı gerçeğidir. Ne olursa olsun insanlarımız ‘yarın nasıl yaşayacağız’ sorusunu sorarak günü tamamlıyor. İktidar ise bu gerçeğin üzerini örtmek, bunun konuşulmasını engellemek, bunu normalleştirmek, makul bir şeymiş gibi anlatmak için yoğun bir çaba sarf ediyor. Sürekli olarak rakamlarla, tablolarla ‘siz aslında zor durumda değilsiniz’ diye akıl almaz bir yalan propagandası sürüyor.

Başta TÜİK olmak üzere çeşitli kurumlar rakamlarla, tablolarla o gerçeği ters yüz etmeye çalışıyorlar. Genellikle konuşturmamaya, konuşunca onların istediği çerçevede konuşulmasına çaba sarf ettikleri bu tablo üzeri örtülemeyecek hale geldiğinde de her seferinde yeni gerekçeler uyduruyorlar. Şimdilerde ise Türkiye’nin İsrail’in yeni hedefi olduğu tezi üzerine bu ekonomik yıkımı meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Herhangi bir yurttaşı ikna edebilecek bir tek gerekçe ortaya süremediler. Bütün mesele Türkiye’deki bu ekonomik yıkımın üzerini örtmek. Artık yalanlardan bıktık.

Hazırladığımız ekonomi paketindeki esas amacımız, istense ne kadar kolay çözülebileceğini yurttaşlarımızla en kısa biçimde paylaşmak. İlk atılması gereken adım ‘geri almaktır’. Çünkü bugün iktidar bize ait olan kamu kaynaklarını yağmalamıştır. Öncelikli görevimiz bizden çaldıklarını geri almaktır. Daha sonra vergide adalet talebini yükselteceğiz. Çünkü Türkiye’de vergiyi emekçiler, yoksullar ödüyor ve zenginlerin ödemediğini görüyoruz. Enflasyonla gerçek mücadele programı koyacağız. Biz bu iktidarın, enflasyon tartışmalarını nedense her seferinde asgari ücretlilere, emeklilere zam söz konusu olduğunda gündem ettiklerini görüyoruz.

2024 yılı bütçesinde bin 315 tane vergi istisnası saptanmış. Bunun sonucunda bizim yaptığımız hesaplamaya göre, 2,2 trilyon eksik toplanma söz konusu. Bu niye önemli? Çünkü okullarda temizlik yapılamıyor sözde ‘tasarruf’ adı altında. Yani siz sermayeden almadığınız vergileri toplasanız Türkiye’de okullarda okuyan tüm çocukları doyurabilirsiniz, tüm okullarda temizlik sorununu ortadan kaldırabilirsiniz.

“Bizim yoksulluğumuzun nedeni…”

“İstanbul Finans Merkezleri’nin gelirlerinin yüzde 100’ü vergiden muaf. Örneğin Cengiz İnşaat, yatırımlarından 10 yıldır vergi alınmıyor, 10 yıl SGK ödemiyor, 10 yıl boyunca elektrik giderlerinin yüzde 50’sini devlet karşılıyor, 10 yıl boyunca KDV ödemiyor, 10 yıl boyunca gümrük vergisi ödemiyor. Gözümüzün içine baka baka bütün ülkeyi soyuyorlar. ‘Kaynak yok’ diyenlerin kafasına vurmak gerekiyor bu rakamları. 3 trilyon liralık kaynak hiç edilmiş durumda. Bizim yoksulluğumuzun nedeni, hak etmedikleri halde bizim emeğimizi, alın terimizi, ülkemizin değerlerini gasp ederek zenginleşenlerdir. Ve bunlara hizmet eden siyasi iktidardır.

Kredi kartı limitine bağlı olarak 750 lira ek vergi gündemde. Buradan yurttaşlarımıza seslenmek istiyoruz; ücretli vatandaşlarımızın tümü hali hazırda maaşlarından yapılan vergi kesitlerinden yüzde 6’sını Savunma Sanayii fonuna veriyorlar. Bu oran aşağı yukarı 1 yılda yarı maaş demek. Alın bütün fonları bütçe içine ondan sonra kaynak yok deyin görelim. Ayrıca kaynak yoksa yaratmak da iktidarın görevidir.”

Ekonomide yaşanan sorunların çözümü için yapılması gerekenleri de sıralayan Erkan Baş, sözlerini şöyle tamamladı: “Esas olarak halk için ücretli, nitelikli kamu hizmetleri ve yatırımları yapmak gerektiğini ifade ediyoruz. Asgari ücret değil, insanca yaşam ücreti istiyoruz. Çalışma saatleri düşürülsün istiyoruz. Barınmayı bir rant kapısı olmaktan çıkarıp kamusal barınma fonu oluşturulması, sosyal konut üretilmesi en temel görevlerimizden biri, Enerji, su ve iletişim zorunlu ihtiyaçlar.

Bunların tümünde kamu desteği şarttır. Kadınların yaşamın içinde olmasını, gençlerin geleceğe güvenle bakmasını önemsiyoruz. Emeklilerin refah artışından paylarını alabilmeleri gerekir. Son olarak, tarımsal üretim bu iktidar tarafından yok edilmiştir. Mevcut yasada diyor ki; Gayri Safi Milli Hasıla’nın yüzde 1’i tarıma destek için ayrılmalıdır. Fakat bu iktidar hiç bunu yapmadı. Bugün 0,3’e inmiş durumda. Biz bunun yüzde 3’e çıkarılması gerektiğini düşüyoruz.

Biz, Halk için Ekonomi Paketi ile beraber Türkiye’nin kaynaklarının nasıl geliştirebileceğini ve nasıl halk için kullanılabileceğini önümüzdeki dönemde yine yurttaşlarımızla paylaşmaya ve emekçileri birleştirmeye çaba göstereceğiz.”

Paylaşın

Erdoğan: Türkiye Bir Hukuk Devletidir

Kaymakamlık Kursu Kura Töreni’nde açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Türkiye bir hukuk devleti, merhamet devletidir. Adaleti yücelttiğimiz ölçüde devleti yüceltiriz. Devlet ile millet arasındaki mesafe açılırsa kamu olarak yaptığımız hizmetlerin hiçbir anlamı olmaz. Biz her iki tecrübeyi de yaşamış bir ülkeyiz” dedi ve ekledi:

“Devlet ile millet arasında duvarlar ören, devlet ile milleti farklı konumlara yerleştiren elitist zihniyetin büyük zararları oldu. Devlet vatandaşlarının bir kısmını tehdit kaynağı olarak gördü, dış görünüşüyle çok uğraştılar. İrticacı, takunyalı, cemaatçi diyerek insanlarımızı birbirine düşürmeye çalıştılar. İnancını özgürce yaşamak istediği için, anasının dilini konuştuğu için milyonlar ötekileştirildi. Vatandaşına üstten bakan, tehdit kaynağı gören bürokratik oligarşinin devlet tasavvurumuzda yeri yoktur. Devlet milletinin hizmetindedir.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen 109. Dönem Kaymakamlık Kursu Kura Töreni’nde açıklamalar yaptı. Erdoğan’ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

“Ülkemizdeki 81 vilayetimiz nazarımızda değerlidir, önemlidir. Görev yapacağınız ilçeler arasında asla uzak yakın, küçük büyük ayrımına gitmemenizi rica ediyorum. Milletimizin her bir ferdi, devletimizin eşit vatandaşıdır. Ülkemize sığınan biçarelere kardeşlik görevimizi ifa etmek vazifemizdir. Şahsımı temsilen ilçelerimizde görev yapan kaymakamlarımızdan özellikle hassasiyet ve özveri bekliyorum.

Devletimiz unvanınıza uygun vasıflarla donanmanız için her türlü gayreti göstermiştir. Toplam 42 ay süren yoğun, kapsamlı bir eğitim programını alnınızın akıyla tamamladınız. Bu zaman zarfında tecrübe paylaşımından mevzuata, iletişimden protokol kurallarına kadar ihtiyaç duyacağınız her konuda en üst düzeyde eğitim aldınız. Devleti, millet için hizmet üreten bir sisteme kavuşturmanın yolu bu milletin gönlüne girmekten geçer. Milletin adamı olunmadan, milletin gönlüne girilmeden, milletin duasını kazanmadan hakiki manada devlet adamı olunmaz.

İlçe sınırları içindeki her türlü işten, çalışmadan, hizmetten, sorundan, başarıdan sorumlu olan kaymakamlarımız görevlerini ne kadar etkin icra ederse devletimizi de o derece güçlüdür. Her birinizi görev bölgelerinizde ve meslek hayatınız boyunca üstün başarılar diliyorum.

Türkiye bir hukuk devleti, merhamet devletidir. Adaleti yücelttiğimiz ölçüde devleti yüceltiriz. Devlet ile millet arasındaki mesafe açılırsa kamu olarak yaptığımız hizmetlerin hiçbir anlamı olmaz. Biz her iki tecrübeyi de yaşamış bir ülkeyiz. Devlet ile millet arasında duvarlar ören, devlet ile milleti farklı konumlara yerleştiren elitist zihniyetin büyük zararları oldu.

Devlet vatandaşlarının bir kısmını tehdit kaynağı olarak gördü, dış görünüşüyle çok uğraştılar. İrticacı, takunyalı, cemaatçi diyerek insanlarımızı birbirine düşürmeye çalıştılar. İnancını özgürce yaşamak istediği için, anasının dilini konuştuğu için milyonlar ötekileştirildi. Vatandaşına üstten bakan, tehdit kaynağı gören bürokratik oligarşinin devlet tasavvurumuzda yeri yoktur. Devlet milletinin hizmetindedir.

Devletimizin taşıyıcı kolonu olan bu ilkeden en küçük tavize izin veremeyiz. Görev yapacağınız yerlerde halen buna ters uygulama varsa değiştirmek, devlet ile milleti kaynaştırmak sizlerin öncelikli vazifenizdir. Atandığınız her yerde devletin müşfik eli olmanızı bekliyorum. Vatandaşıma hiçbir zaman devlet nere dedirtmeyeceksiniz. Siz gidip mağdur vatandaşımı bulacaksınız.

İhtiyaç sahibini, mağduru bulup derdiyle hemhal olacaksınız. Görev yaptığınız mahalde sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınmayı koordine edecek vatandaşın talep ve şikayetlerine kapınızı açık tutacaksınız. Kibir asla sizin semtinize uğramayacak. İnsanımızı devletinden uzaklaştıracak gelişmelere karşı 0 toleransla yaklaşacaksınız. Halktan kopuk, sokaktan kopuk idareci profiline tahammülümüz yok. Devlet sistemimiz içinde koltuğuna güç ve itibar kazandırmak yerine, koltuğundan güç devşirenlere müsamaha ile bakamayız.

22 yılı devlet yönetiminde olmak üzere yarım asrı bulan siyaset yaşamımızda milletimizin sağduyusuna güvenliğimiz için elde ettik. Milletimizle gönül bağlarınızı güçlü tutmanızı bekliyorum. Sizlerin yerel çaptaki her projesi Türkiye’nin bütün halinde hızlı kalkınmasını kolaylaştıracaktır. Görev yapacağınız yerin derinliğini iyi bilerek hareket etmeniz size yardımcı olacak.”

Paylaşın

AYM’den Dikkat Çeken Karar: “Bijî Serok Apo” İfade Özgürlüğü Kapsamında

“Yeni Çözüm Süreci” tartışmaları gündemdeki yerini korurken, Anayasa Mahkemesi (AYM) dikkat çeken bir karara imza attı: “Bijî Serok Apo” ile “PKK halktır halk burada” sloganlarını düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre; Diyarbakır’ın Lice ilçesinde düzenlenen kalekol protestosunda Medeni Yıldırım’ın katledilmesi karşı 7 Haziran 2014’te yapılan eylemde, “Çerxa Şoreşe” şarkısına eşlik eden, “Biji Serok Apo” ile “PKK halktır halk burada” sloganlarını atan Merve Nur Tekin’e Ardahan Ağır Ceza Mahkemesi “terör örgütü propagandası yapmaktan” hapis ve para cezası verdi.

Kararın Yargıtay tarafından onanmasının ardından Tekin, AYM’ye 11 Şubat 2022’de “düşünce ve ifade özgürlüğü hakkının ihlali” talebiyle bireysel başvuruda bulundu. AYM, Tekin’in başvurusunu kabul ederek, ihlal kararı verdi.

Kararda, propaganda suçunun soyut tehlike suçu olarak kabul edilmesinin başta ifade özgürlüğü olmak üzere anayasal hak ve özgürlükler üzerinde bir baskı oluşturma potansiyeli olduğuna dönük AYM’nin çok sayıda kararının bulunduğuna dikkat çekildi. Kararda, bir propaganda faaliyetinin cezalandırılabilmesi için olayın somut şartlarında belirli oranda tehlikeye neden olduğunun gösterilmesi gerektiği aktarıldı.

Kararda, PKK lideri Abdullah Öcalan’ı politik bir lider ve toplumsal sorunların demokratik yollarla çözümünde meşru bir aktör olarak ilan eden söylemlerine karşı, AYM’nin söz konusu ifadeleri “terör eylemlerinin failini öven ve dolayısıyla terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerine başvurmayı teşvik eden mesajlar olarak değerlendirilmediği” yönündeki kararları hatırlatıldı.

Kararda, AYM’nin daha önce “Çerxa Şoreşe” marşına dair daha Meki Katar hakkında verdiği ihlal kararına işaret edildi. Kararda, Katar hükmünde yer alan “bahse konu marş ve sloganın şiddeti yaymasının muhtemel olduğuna, potansiyel olarak tehlikeli bir etkisi olduğunu gösteren bir delil gösterilmediği ve şiddeti teşvik edecek nitelikte de olmadığına” dönük değerlendirme hatırlatıldı.

Kararda, “marş vasıtasıyla kamuya aktarılan görüşlerin başkaları açısından değersiz, yararsız, kışkırtıcı veya rahatsız edici görülse bile kişilerin sübjektif değerlendirmelerinden bağımsız olarak ifade özgürlüğünün korumasında olduğu, öznel değerlendirmeler veya varsayımlarla kişilerin cezalandırılmasının ve düşünce açıklamalarına bu şekilde müdahale edilmesinin temel hakkı ihlal edeceği” tespitini yapıldı.

“İfade özgürlüğü hakkı ihlal edildi”

AYM, Tekin hakkında verilen mahkûmiyet kararının zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık gelmediği ve Tekin’in Anayasa’nın 26’ncı Maddesi’nde güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğine hükmetti. AYM, başvurucuya 30 bin lira manevi tazminat ödenmesine karar verdi. AYM, tespit edilen ihlalin sonucun ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar vererek, dosyayı Ardahan Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi.

Oy çokluğuyla alınan karara, üyeler Yıldız Seferinoğlu ve Ömer Çınar katılmadı.

AYM 2008 yılında aralarında Demokratik Toplum Partisi (DTP) üye ve yöneticileri, çeşitli dernek üye ve yöneticileri ile düzenlenen “Sayın Öcalan” kampanyası kampsamında “Sayın Öcalan”, “Bijî Serok Apo” “PKK halktır halk burada” sloganları nedeniyle Hanefi Biçimli verilen cezanın “düşünce ve ifade özgürlüğü” ihlali yönünde olduğuna karar vermişti.

AYM’nin ilgili kararı için TIKLAYIN

Paylaşın

“Dört Bakan Affını İsteyecek” İddiası

Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in görevden alınabileceği öne sürüldü.

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın da görevden alınabileceği iddia edildi.

Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan, Cumhurbaşkanı Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kabinede ve genel başkan yardımcılıklarında değişiklik sinyali vermesinin ardından hareketlenen kulislerde parti içinde rahatsızlık duyulan ve gideceği konuşulan isimleri yazdı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Genel başkan yardımcılarında aynı şekilde değişiklikler olabilir. Kabinemizde biliyorsunuz iki arkadaşımız değişime tabi oldu. Şimdi bu yeni süreçte de hem genel başkan yardımcılarında bazı değişiklikler olabileceği gibi, aynı şekilde kabinede de duruma göre değerlendirmelerimizi yaparız. Orada da bazı değişiklikler olabilir” ifadelerini kullanmıştı.

Nuray Babacan, bugünkü yazısında şunları aktardı: “AKP kulislerinde sık sık şikayet konusu olan ve değişeceği gündeme gelen dört bakan var. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in hem milletvekillerinden hem de vatandaşlardan tepki aldığı dile getiriliyor.

Bu dörtlü ekibe zaman zaman Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş katılsa da bu isimlere haksızlık edildiğini söyleyenler de az değil.

Bu bakanların gideceğini iddia edenlerin, yerine kimlerin geleceğiyle ilgili hiçbir fikri yok. Bazı bakan yardımcılarıyla Cumhurbaşkanının dikkatini çeken bazı üst düzey bürokratların bu amaçla değerlendirileceği belirtiliyor. Seçim sürecine aile üyelerinin dahil olacağından kimsenin şüphesi yok.

En çok bazı popüler isimlerin durumu merak ediliyor. Efkan Ala, Mustafa Elitaş, Ömer Çelik, Hayati Yazıcı, Nihat Zeybekci gibi isimlerin geleceği konuşuluyor. Bu isimlerden partiye veda edecek olanlarının cumhurbaşkanlığında değerlendirilebileceği öne sürülüyor. Efkan Ala ve ekibiyle uğraşanlar olduğu da kulağımıza gelenler arasında. Demokratik tavrıyla bilinen Ala’nın aşırı sessiz hali de eleştiri konusu.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

DEM Parti’den “Yeni Çözüm Sürecine” Yeşil Işık

Diyarbakır’da konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Türkiye halkları artık neredeyse yaşayamayacak bir noktaya geldi, sebebi Kürt sorunundaki çözümsüzlüktür, uluslararası komployu devam ettirmektir, tecrit politikalarının devam etmesidir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Gençler iş bulsun diyorsak, yaşadıkları yerlerde doysunlar istiyorsak, barış istiyorsak, gençler yaşamını yitirmesin istiyorsak, Ortadoğu’daki ateşin ülkemize sıçramasını istemiyorsak biraz daha titiz, bu işin muhataplarıyla birlikte 21. yüzyılda Kürt meselesini çözmemiz gerekiyor. DEM Parti Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesi için üzerine düşen bütün sorumlulukları layıkıyla yerine getirmeye hazırdır. Türkiye barışı için DEM Parti, Kürt halkı, Türkiye emekçileri hazırdır.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın da içinde bulunduğu bir grup “Tecride Karşı Özgürlük Mitingi” için Diyarbakır’da toplandı.

DEM Parti Eş Genel Başkanlarının yanı sıra DEM Partili Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Serra Bucak Küçük, DEM Partili milletvekilleri, DEM Parti ilçe ve ilçe belediye eş başkanları, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan ve diğer katılımcıların yer aldığı grup, mitingin yapılacağı İstasyon Meydanı’da yaklaşık bir kilometre mesafede bulunan Sanat Sokağı’na geldi. Polis toplanan grubun etrafında çember oluşturdu. Polis daha sonra kalabalığın dağılması için uyarı anonsları yapmaya başladı.

Kalabalığın beklemeye devam etmesi üzerine alana gelen emniyet yetkilileri DEM Partililerle görüştü. Bir süre devam eden görüşmeler sonucunda İstasyon Meydanı’na yürünmesine izin verilmezken Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yapılmasına müsaade edildi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, burada yaptığı basın açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Merhaba gelê Amedê, gelê Kurd, ez we bi rêzdarî silav dikim, han li ser seran li ser çavan hatin. Değerli halklarımız bugün karşılaştığımız tablo aslında “Türkiye barışını sağlayacağız” diyenleri ters köşe yapan bir tablodur. Türkiye barışı böyle sağlanmaz. Türkiye barışı bir devlet memurunun Eş Genel Başkanımızın konuşmasına müdahale etmesiyle sağlanamaz.

O devlet memuruna sesleniyorum; işini yap. Bu ülkede savcılar var. Mahkemeler var. Kimin suç işlediğine onlar karar verir, soruşturma açar. Bizim muhatabımız siz değilsiniz. Bizim muhatabımız Türkiye siyasetidir, bu ülkeyi yönetenlerdir. Bizim muhatabımız olanlar bize cevap verir. Rica ediyorum, oradan konuşmama müdahale etmeyin, ortamı provoke etmeyin. Bırakın bu halk demokratik, özgür bir şekilde açıklamasını yapsın.

Bakın Türkiye’nin dört bir yanında on binlerce insan bu komployu kınamak için, bu tecrit sistemini kınamak için yollara düştüler, Amed’e gelmeye çalıştılar. Zannetmeyin ki buradaki binleriz, şu anda on binlerce insan Amed’in girişinde, kentlerinin girişinde engellendiler, bırakılmadılar. Sizlere sesleniyorum; komployla, bu tecritle nereye vardı bu ülke, önce bunu düşünün.

22 yıldır iktidarda olan bu iktidara sesleniyorum; tecrit uyguladınız, İmralı’nın kapılarına kilit vurdunuz. Bu kilit aslında İmralı’ya vurulan bir kilit değildi. Türkiye halklarının ayaklarına pranga vurdunuz. Ekonomi çöktü, toplum çürüdü, toplumsal gerginlikler had safhaya çıktı. Eğer komplo başarılı olsaydı, eğer komplo uygulamış olduğunuz tecrit başarılı olsaydı bugün Türkiye’nin dört bir yanından buraya tecridi kınamak için, komployu kınamak için binler, on binler seferber olmazdı.

Politikanız iflas etti, bunu artık kabul edin. Türkiye hem içeride hem dışarıda ciddi bir sıkışmışlık içindedir. Bizler bu ülkenin geleceğini düşünenler, bu ülkenin demokrasisini düşünenler, bu ülkede eşit adil bir yaşam sürmesini isteyenler onun için komploya karşıyız. Onun için tecride karşıyız. Lütfen devlet memuru da araya girmesin, kolluk kuvveti de ondan çok üstün değil, hepsi aynıdır. Ben size cevap vermeyeceğim, ortama müdahale etmeyin.

Biz mecliste konuşuruz, burada da konuşuruz. Biz mecliste yokken de burada konuşurduk. Mecliste konuştuklarımızın aynısını Türkiye halklarına, emekçilerine konuşmaya devam edeceğiz. Değerli halklarımız siz beni dinleyin. Bu komplo sistemi aslında Türk ve Kürt halkını kavga ettirmek için, çatıştırmak için uluslararası güçler tarafından uygulanan bir yöntemdir. Bakın bu komplo nerede boşa çıktı? İmralı’da boşa çıktı.

Tarihsel Türk ve Kürt ittifakı, Kürt ve Türk halkının bir arada yaşaması için, demokratik bir cumhuriyette demokratik bir ulus şeklinde yaşaması için bu komployu boşa çıkardı. Sizler bu uygulamalarla, yasakçı tutumunuzla İmralı kapılarına kilit vurarak aslında Türkiye’nin demokratik geleceğine kilit vuruyorsunuz, Türkiye’nin geleceğine kötülük yapıyorsunuz. Bu komplo Türkiye’yi bitirdi, batırdı, çürüttü. Emekçiler geçinemiyor, insanlar aç, işsiz, bu ülkenin 3 trilyon dolarını Kürt anadilini konuşmasın diye harcadınız.

Bu ülkenin geleceğini tecride harcadınız. Barış elini uzatan, “birlikte demokratik bir şekilde yaşayalım, Türkler ile Kürtler arasında kavga çıkmasın” diyen Sayın Öcalan’ın sesini kısamazsınız. Sayın Öcalan, Kürt halkının barış ve gelecek umududur. Sayın Öcalan’ı bir hücreyi sığdıramazsınız, Sayın Öcalan’ın düşüncelerini İmralı’da bir odaya sığdıramazsınız. Sayın Öcalan İstanbul’daki emekçidir, Amed’teki kadın yoldaşlardır, gençlerdir, Türkiye halklarıdır.

Türkiye’nin toplumsal bir barışa ihtiyacı var. Toplumsal barışın sağlanmasının da bir adresi İmralı’dır, diğer adresi de Ankara’da TBMM’dir. İmralı kapılarını açın. Sayın Öcalan’ın Türkiye’nin demokratik geleceğine dönük düşüncelerinin Türkiye halklarıyla buluşmasının önünü açın. Biz komplo politikaları, tecrit politikaları karşısında durmaya devam edeceğiz. Şu an bizi provoke edenlere sesleniyoruz; biz barışı Türkiye’de mi sağlayacağız yoksa kapı kapı mı dolaşacağız?

İşte DEM Parti Türkiye’nin toplumsal barışının Türkiye’de sağlanmasına inanan, bunun mücadelesini veren bir partidir. Bizler Ortadoğu’daki savaşlardan bu ülkenin en az etkilenmesi için, demokrasi, barış, diyalog ve müzakere için bütün yasaklarınıza rağmen halklarımızla bir arada olmaya devam edeceğiz. Sayın Öcalan’ın uzattığı barış eli tutulmalıdır. Sayın Öcalan’ın Türkiye’nin umudu olan düşüncelerinin Türkiye emekçileriyle, halklarıyla buluşmasının zamanı geldi geçti. Buradan meclise de sesleniyoruz. Meclis bu sorunu bir güvenlik sorunu olarak artık değerlendiremez. Yeter, yetti!

“DEM Parti Kürt sorununun çözümü için üzerine düşen sorumluluğu layıkıyla yerine getirmeye hazırdır”

Türkiye halkları artık neredeyse yaşayamayacak bir noktaya geldi, sebebi Kürt sorunundaki çözümsüzlüktür, uluslararası komployu devam ettirmektir, tecrit politikalarının devam etmesidir. Gençler iş bulsun diyorsak, yaşadıkları yerlerde doysunlar istiyorsak, barış istiyorsak, gençler yaşamını yitirmesin istiyorsak, Ortadoğu’daki ateşin ülkemize sıçramasını istemiyorsak biraz daha titiz, bu işin muhataplarıyla birlikte 21. yüzyılda Kürt meselesini çözmemiz gerekiyor.

DEM Parti Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesi için üzerine düşen bütün sorumlulukları layıkıyla yerine getirmeye hazırdır. Türkiye barışı için DEM Parti, Kürt halkı, Türkiye emekçileri hazırdır. Ama bu barış tecrit politikalarıyla olmaz, İmralı’ya vurulan kilitle olmaz. Biz ısrarla, inatla, bütün bedellere rağmen, bütün acılara ve zulümlere rağmen Türkiye’de barış diyoruz. Çözüm Türkiye’de diyoruz, çözümü uluslararası kapılarda aramayalım diyoruz. Türkiye artık barış istiyor, son yapılan yerel seçimlerde de hükümetin tecrit politikasına Türkiye halkları hayır dedi.

Değerli halkımız emeğinize sağlık, hûn her bijîn, her hebin. Sizler barış mücadelesinin yanında durduğunuz sürece, bu ülkenin demokratik geleceği için partinizle birlikte mücadele ettiğiniz müddetçe bu tecridi kırmayı, bu komployu boşa çıkarmayı, demokratik bir ülkede Türkü Kürdü Alevisi Sünnisi eşit yurttaşlar olarak yaşayacaklardır. Bu duygularla dört bir yandan bütün engellemelere rağmen Amed’e gelen, burada sözünü söyleyen, burada düşüncelerini dile getiren siz değerli halkımız karşısında saygıyla eğiliyorum. Ji me hemûyan re serkeftin.”

Paylaşın

Özel’den Kurtulmuş’a Anayasa Tepkisi: El Uzatanın Elini Kıracağız

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un Anayasa’nın 3. maddesi ile ilgili sözlerine tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Anayasa’nın ilk dört maddesinden orayı okuyunca şunu anlıyorsun; ‘Türkiye Cumhuriyeti devletiyle, milletiyle, ülkesiyle bölünmez bir bütündür.’ Nokta” dedi ve ekledi:

“Tayyip Bey HÜDA-PAR’a bir şey diyemiyor. Bahçeli HÜDA-PAR’a bir şey söylemiyor. Numan Bey, HÜDAPAR’ın alanını genişletecek, hesapta entelektüel tartışma açıyor. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarıyız. Biz hep beraber bir ve beraberiz. Devletimizle, milletimizle, ülkemizle birlikte bir bütünüz. Bayrağımız belli, başkentimiz belli, kurucumuz belli. Bunlarla sorunu olanlar da belli. İlk 4 maddeye el uzatanın elini kıracağız.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Datça Belediye Başkanlığı ziyaretinde yaptığı açıklamada, Anayasa’nın 3. maddesi ile ilgili sözlerine nedeniyle TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a tepki gösterdi.

Özgür Özel, “HÜDA-PAR ‘Anayasa’nın ilk 4 maddesi tartışılsın’ dedi. Geçtiğimiz aylarda sordum, kıvırdılar. Numan Kurtulmuş dedi ki, ‘Devletin milletiyle ve ülkesiyle bir bölünmez bütün olduğu ifadesi yanlış.’ Güya entelektüel bir tartışma başlatacak” ifadelerini kullandı.

Özgür Özel, şöyle devam etti: “Hiç oynamaya gerek yok! Elini uzatanın eli kırılsın. Anayasa’nın ilk dört maddesinden orayı okuyunca şunu anlıyorsun; ‘Türkiye Cumhuriyeti devletiyle, milletiyle, ülkesiyle bölünmez bir bütündür.’ Nokta. Tayyip Bey HÜDA-PAR’a bir şey diyemiyor. Bahçeli HÜDA-PAR’a bir şey söylemiyor.

Numan Bey, HÜDAPAR’ın alanını genişletecek, hesapta entelektüel tartışma açıyor. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarıyız. Biz hep beraber bir ve beraberiz. Devletimizle, milletimizle, ülkemizle birlikte bir bütünüz. Bayrağımız belli, başkentimiz belli, kurucumuz belli. Bunlarla sorunu olanlar da belli. İlk 4 maddeye el uzatanın elini kıracağız.”

CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan Anayasa’nın 3’üncü maddesinin değiştirilmesi gerektiğini savunan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a tepki geldi. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Kılıçdaroğlu, Kurtulmuş’u ‘bölücülükle’ suçladı.

Kılıçdaroğlu’nun ilgili açıklaması şöyle: “Hiç kimse bu topraklardaki Atatürkçü, Kuvvâcı ve Sevr’i parçalayıp atan kuvveti hafife almasın! Hilafet sevdalısı küçük bir grubun saraydan aldığı destekle, meydanlarda yaptıkları çağrı bizi rahatsız etmektedir. Karun olmuşlara meftun olanlar ve onların cahil cesaretleri de bizi rahatsız etmektedir.

‘Değiştirilmesi teklif dahi edilemez’ olan anayasanın maddesini tartışmaya açmak bölücülüktür. Sizin derdiniz anayasa falan değil. Derdiniz; ‘Bölünmez bütünlüğümüzdür’. Derdiniz; ‘Bayrağımız ve Bağımsızlığımızdır’. Bu ülkede değişecek tek bir şey vardır o da: ‘Saray ve şürekasıdır’. Değiştirmek mi istiyorsunuz? Hodri Meydan!”

Ne olmuştu?

HÜDA-PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada mevcut anayasanın, Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağı, yönetim şekli, başkentini tarif eden ilk 3 maddesinin değiştirilmesinin “teklif edilemeyeceğini düzenleyen 4. maddenin değiştirilmesini” istemişti.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş da 10 Ekim’de Gazi Üniversitesi’nin akademik açılış yıldönümü töreninde yaptığı konuşmada ise Anayasa’nın 3. Maddesi’ndeki “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” tabirinin değiştirilmesi gerektiğini savunmuş şunları demişti: “Devletin ülkesi olmaz. Devletin milleti olmaz. Bu metin, ‘Milletin devleti ve ülkelisiyle bölünmez bütünlüğü’ şeklinde ifade edilmelidir. Bu seçkinci, devletçi anlayışın da yeni anayasada milletin gücü üzerine yükselen bir devlet anlayışıyla yeniden ele alınmasının önemli olduğunu düşünüyorum.”

Paylaşın

Ali Babacan, Yeniden DEVA Partisi Genel Başkanı

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi 2. Olağan Büyük Kongresi’nde geçerli 556 oyun tamamını alan Ali Babacan Genel Başkanlığa yeniden seçildi. Babacan, genel başkanlık seçimine tek aday olarak girdi.

Haber Merkezi / Kongrede, genel merkez yönetim kurulu ve disiplin kurulu ile ilkeler ve değerler kurulu üyeleri de belirlendi.

Ali Babacan, kongrede yaptığı konuşmada, iktidar ve muhalefet seçmenine önemli mesajlar verdi. Babacan, ülke siyasetine yeni bir anlayış ve dil getirmek istediklerini belirtti. Babacan, “Açıkça ifade ediyorum: Türkiye, iktidar bloku ile muhalefetin arasındaki kayıkçı kavgasına mecbur değildir. DEVA Partisi birleştirici ve kapsayıcı üslubuyla, somut proje ve programlarıyla Türkiye siyasetinde çözümün ve umudun yegâne adresidir” diye konuştu.

DEVA Partisi Büyük Kongresi’nin yeni bir yolun başlangıcı olduğunu kaydeden Babacan, “Siyasi Partilerin Büyük Kongreleri bir muhasebedir. Ülkenin geldiği durumun muhasebesidir; partilerin yaptığı çalışmaların bir muhasebesidir. Büyük Kongreler aynı zamanda yeni bir heyecandır, yeni bir coşkudur. İşte bizim 2. Büyük Kongremiz de DEVA Partisi için yeni bir başlangıçtır; Büyük Kongremiz ülkemiz için yeni bir başlangıçtır. Büyük Kongremiz Türkiye için yeni bir yolun başıdır” ifadesini kullandı.

DEVA Partisi’nin değer ve ilkelerini hatırlatan Babacan, kimlik siyaseti yapmayacaklarını vurguladı. Babacan, “Bazen diyorlar ki, DEVA Partisi tam olarak nedir? Yeni bir parti ama, nerede durmaktadır? Bilmeyenler bilsin, duymayanlar duysun! DEVA Partisi; milletimizin içtimai, kültürel ve manevi değerlerini sahiplenir ve bunlara saygı duyar. Cumhuriyetimizin değerlerini ve milli menfaatlerimizi her zaman üstün tutar. Milletin egemenliğine ve kuvvetler ayrılığına tam inanır.

Her şart altında, temel hak ve özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü savunur. Vatandaşa hizmet odaklı, şeffaf ve hesap veren bir devlet anlayışını savunur. Hür teşebbüs öncülüğünde çokça üretip, hakça paylaşmayı esas alır. Özgürlükçü, demokrat ve kalkınmacıdır. Milletimizi en geniş yelpazede temsil eder. DEVA Partisi; özgürlükçü demokrasiyi, müspet milliyetçiliği, vatanperverliği, kalkınmacılığı, kurallı serbest piyasa ekonomisini, sosyal refah devletini, kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sistemi esas alan bir siyasi partidir” dedi.

“Gelelim Büyük Kongremizin asıl mesajına: Yeni bir yol, DEVA Yolu. Neden yeni bir yol? Çünkü bunlar siyaseti iki kutuplu hale getirip, Türkiye’de siyaset yapma zeminini yok etmek istiyorlar. Siyaseti iki kutba ayırıp milletimizi birbirine kırdırmak istiyorlar, birbirine düşürmek istiyorlar. Siyaset zeminini yok edip, çok sesliliğin, çoğulculuğun önünü kapatmak, Türkiye’nin renkliliğini siyah ve beyaz olarak iki kutba hapsetmek istiyorlar. Bu model kavga üretir, çatışma üretir. Çoğulculuğu yok eder, Türkiye’yi geriye götürür. Bu model ülkeyi büyük kırılmalara götürür. Toplumsal muhalefet refleksini yok eder.

Milletimizi iki tercihten birine zorlayan bu dayatmaya itirazımız var. Demokrasimize nefes aldıracak, milletimizin gönül rahatlığıyla destek vereceği güvenli bir yeni yola ihtiyaç var. Ülkesini seven herkes için yeni bir yol inşa etmek, artık sadece bir alternatif değil bir zorunluluktur. Tarihimizde ne zaman mevcut yollar tıkansa, bu vatanın öz evlatları yeni bir yol açmışlardır. Bu yol, dayatılan siyaset kalıplarına sıkışıp kalmadan, farklı görüş ve düşüncelerin sentezinden oluşan, makulün yoludur.

Bu yol, ülkenin yönetimini, yorgun ve yozlaşmış iktidardan kurtarmak, ancak beceriksiz muhalefete de bırakmamak isteyenlerin yoludur. Bu yol dosdoğru siyaset yapanların yoludur. Bu yol kürsüde de meydanda da tenhada da aynı sözü konuşanların yoludur. Arkadaşlarım! Çaresizlik yok! Umutsuzluk yok! Çünkü yeni bir yol var. Bizi yıldırmalarına izin vermeyeceğiz, bıkmayacağız, yorulmayacağız. Bu kongremiz çaresizliğe ve umutsuzluğa karşı, yeni bir yol açmak için, yeni bir başlangıcın kongresidir.

AK Parti’den uzaklaşan milyonlarca dindar muhafazakâr… Rahmetli Menderes’i, Demirel’i, Özal’ı hayırla yad eden, merkez sağda yeni arayış içinde olan milyonlar… Siyasetten soğumuş, umudunu yitirmiş milyonlarca gencimiz var. Onlar bu iki tercihten birisine zorlanmak istemiyorlar. İşte onlar için açacağımız yeni bir yol var.”

Babacan, merkez sağda partiler arası sürdürülen görüşmelere ilişkin de “Önümüzdeki dönemde, benzer ilke ve hedefleri benimseyen partilerle geniş bir iş birliği yapmanın da çok önemli olacağını düşünüyoruz. Beraberce açacağımız bu yeni yolu, dostlarımızla beraber yürüyelim diyoruz. Birlikte, beraberlikte ‘bereket’ var diyoruz” mesajını verdi.

“Ülke olarak yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklara, 3Y’ye esir olduk”

Babacan, yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadelenin AK Parti’nin kuruluş iddiası olduğunu ancak gelinen noktasının içler acısı boyutlara ulaştığını söyledi. Babacan, “Yıl 2024… 3Y ile mücadeleye ne oldu? Şimdi size soruyorum… Bu ülkede yolsuzluk var mı? Hem de nasıl var. Bu ülkede yasaklar var mı? Hem de nasıl var. Bu ülkede yoksulluk var mı? Hem de nasıl var. Evet arkadaşlar, döndük dolaştık, ülke tekrar 3Y’nin esiri oldu” ifadesini kullandı.

“Bir zamanlar AK Parti’ye gönül vermiş vatandaşlarıma sesleniyorum; sizleri biliyorum ve anlıyorum”
Erdoğan’a ve AK Parti’ye gönül veren seçmene de bir mesaj veren Babacan, bakanlık yaptığı döneme atıf yaparak, günde üç saat uykuyla bu ülke için 13 yıl çalıştığını dile getirdi. Babacan, “Sizleri biliyorum, anlıyorum. Ülkemizde yaşanan adaletsizlikleri sineye çekemediğinizi biliyorum. Her köşede karşınıza çıkan israftan ve yolsuzluktan rahatsızlık duyduğunuzu biliyorum. Sinan Ateş cinayetinin korunan katillerinden; eşine, kardeşine reva görülenlerden rahatsız olduğunuzu biliyorum.

Sinan Ateş’in eşi Ayşe Hanım ile defalarca görüştüm. ‘Korkuyorum’ diyor. Siz, eşini kaybetmiş bir kadının ve çocuklarının korkmasına neden oluyorsanız, bu ülkeyi yönetemiyorsunuz demektir! Benim de içinden geldiğim AK Parti seçmenine sesleniyorum. Her ülkeden, her milliyetten çete üyelerine dağıtılan Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartlarından rahatsızlık duyduğunuzu biliyorum. Emeklinin layık görüldüğü koşullardan, asgari ücretle ödenmesi imkânsız hale gelen kiralardan, torpille dönen işe alımlardan; bıktığınızı, usandığınızı biliyorum. Yanlışı savunmak zordur, zor” diye konuştu.

Babacan, “Ancak sanılmasın ki ülkenin geldiği yerde muhalefetin bir payı yok. Ülkenin ana muhalefeti en ufak bir krizde kim olduğunu hatırlıyor; aslına rücu ediyor. Mitingde bir vatandaş mı yumruklandı? İşte, muhalefet orada: şiddetin yanında. Bir yerlerde bir şekilde yerelde iktidarı mı aldılar? İşte, muhalefet orada, eş dost kayırmanın, haksız rantın yanında. Ülkenin iktidarı da muhalefeti de çıkarları neredeyse orada” dedi.

Babacan, gençlerin alın teri ve emekle çalışmaya olan inancını yitirmeye başladığına yönelik hükûmete uyarılarda bulunarak, sanal kumarhane tehdidine dikkat çekti. Erdoğan’a seslenen Babacan, “Gençler uyuşturucu batağında, kumar batağında… Herkesin cep telefonu sanal kumarhane olmuş durumda. Instagram’ı kapatıyorsunuz da neden bu sanal kumarhaneleri kapatamıyorsunuz? Küçücük çocukları kumara alıştırıyorlar bu ülkede. Kumarın dinimizdeki yerini en iyi kendisinin bilmesi gerekiyor” dedi.

Babacan, “Bu hükümet ‘dindar nesil’ yetiştireceğiz dedi, değil mi? Oysa son yıllarda ateizm ve deizm hızla yaygınlaştı, yaygınlaşıyor. Din samimiyettir. Din muameledir. Ahlak söylemde değil, eylemdedir. Gençler bu yönetenleri görüyor ve dinden soğuyor. Bu iktidar, dinimizin kutsallarını sürekli istismar ederken; muamelesi ve eylemleriyle dinimizin devlet yönetimindeki temel ilkelerini ihlal etmektedir. Devlet yönetiyorsan önce adalet, istişare, ehliyet olacak. Soruyorum: Bunlar var mı? Hiçbiri yok. Yeter kardeşim… Bu milleti aldatmaktan vazgeçin artık. Elinizdeki propaganda makineleriyle yalanları gerçek gibi pompalamaktan vazgeçin. Sizin yüzünüzden gençler dinden soğuyor. Ne kadar büyük bir vebal altında olduğunuzun farkında mısınız? Bu millet huzur istiyor. Bu millet sevgi istiyor. Bu millet samimiyet istiyor, samimiyet” ifadelerini kullandı.

Ali Babacan, “Bu devleti yönetenlere soruyorum: Devlet ne için var? Devlet sadece imkanları yandaşlara paylaştırmak için mi var? Devlet sokakların güvenliğini korumak için var, devlet adaleti tesis etmek için var. 23 yıl önce eşitlik, adalet ve kalkınma hayaliyle çıkılan yollar şimdi çetelerle, katillerle, istismarcılarla dolu. Yaşanılan tüm bu hadiselerde kaybettiklerimiz için yas tutan tüm vatandaşlarımızın acısını paylaşıyorum. İnsanların sokakta güvenle yürüyebildikleri bir ülke için elimizin taşın altında olduğunu bilmelerini istiyorum” dedi.

Enflasyonun iktidar eliyle patladığına dikkat çeken Babacan, tahribatın sadece ekonomide olmadığını, toplum yapısında da tahribatlar meydana geldiğini kaydetti. Sanal bahis, kara para aklama ve suç oranlarının artmasını ekonomik sorunlara da bağlayan Babacan, şu eleştirilerde bulundu:

“Peki çözüm ne? Bu derin sorunları çözecek kapsamlı bir programı ortaya koyamayan ve palyatif çözümlerden medet uman hükümet yeni bir çarpıtma içinde. Diyorlar ki; ‘Ülkenin başında Ali Babacan olsa, o da benzer adımları atacaktı.’ Hey yavrum hey! Yahu siz Ali Babacan’ın yaptıklarını anlamış olsaydınız, bu ülke bu hale düşer miydi? Siz ekonomiyi yöneten İbrahim Çanakçı’nın yaptıklarını anlasaydınız bu ülkede fukaralık artar mıydı? Mütevazi olmaya gerek yok; biz çalıştık, başardık, onlar keyfini sürdü.

Hala miras yiyorlar. Bakın arkadaşlar, bir kez daha ifade edeyim: Bugün uygulanan politikalar ile bizim ortaya koyduğumuz vizyon ve ekonomik programın uzaktan yakından ilgisi yoktur. Ekonomik program diye ortaya koydukları faiz artışları ve vergi artışlarından ibarettir. Yeni ekonomi yönetimi faizleri ve vergileri artırmaktan, kamunun kontrol ettiği zamlardan başka ne yaptı? Aklınıza bir şey geliyor mu?

İşte biz, DEVA Partisi olarak, açıkladığımız 23 eylem planıyla ekonomi, demokrasi ve yönetim sistemine ilişkin yepyeni bir “Vizyon” ortaya koyduk. Almanya’dan ziyaretçilerimiz geliyor. ‘Sizin bu yaptıklarınızı Avrupa’da bile yapan yok’ diyorlar. İnanın çoğunun bunları okuyup kavrayacak durumu yok. Çünkü kafa başka yerlerde. Kafa avantada. Kafa haksız kazanç ve rantta.

Bakın, bizim vizyonumuzun ekonomi bacağında dijital devrim, yeşil dönüşüm ve kapsayıcılığı esas alan ‘Yeni Kalkınma Stratejisi’ var. Temel hedefimiz, üretken, uluslararası rekabet gücü yüksek, kaliteli istihdam yaratan ve tek bir vatandaşımızı dahi yatağa aç göndermeyen güçlü, dayanıklı ve kapsayıcı bir ekonomi inşa etmek. Hiç kimse; bizim verimliliğe, adil rekabete ve fırsat eşitliğine dayalı ekonomik sistem anlayışımız ile; mevcut iktidarın rant devşirmeye dayalı ‘ahbap-çavuş kapitalizmi’ anlayışını birbirine karıştırmasın.

Ben bugün, bu ülkenin Cumhurbaşkanı olsam, öncelikle parlamenter sisteme geçişin startını veririm. Ekonomiye 10 sağlam yönetici hemen koyarım. Haftada iki kere, iki saat toplarım. Bu ülkenin ekonomisini toparlarım. Yaptık, yine yaparız… Kalan vakti hukuka, eğitime ayırırım. Ekonomik sosyal konsey toplarım. Kurumları bağımsız çalıştırırım. TÜİK, TCMB hepsini şeffaflaştırırım. Yeni ekonomi bakanı bunun böyle olacağını çok iyi biliyor. Neden hayata geçirmiyorlar? Eskinin ayıbını örteceğim diye kendi itibarınızı tüketiyorsunuz.

Tasarruf yapacağız. Kamu alımlarını şeffaflaştıracağız. İmar rantları adil olacak ki ekonomi adil dağılsın. Tarım arkadaşlar tarım! Çok önemli… Esnaf, KOBİ’ler. Gençlerimiz mesleksiz arkadaşlar mesleksiz! Bunların hepsini hayata geçiririm.

Yeni dönemde ‘sahada olacağız’ mesajı veren Babacan, partililere yönelik mesajlar da verdi. Babacan, “Haram yemeden, çıkar gözetmeden çok çalışacağız arkadaşlar, çok! İl il, ilçe ilçe, mahalle mahalle, sokak sokak, bina bina, ev ev çalışacağız. Demokrasi ve Atılım Partisi’ni herkese anlatacağız. Partimizde görev almış, yeni görev alacak arkadaşlara gönülden başarı diliyorum. Partimizde bir dakika bile emeği geçen arkadaşlara teşekkür ediyorum. Unutmayın arkadaşlar, aday listelerinde yer alan veya almayan bütün teşkilat mensuplarımızla yol arkadaşıyız. Görevler değişir, yol arkadaşlığı devam eder. Biliyorsunuz asıl liste, yedek liste kavramı siyasi partiler yasasının bir gereği. Ancak biz tam bir gönüldaşlık ilkesiyle, asıl demeden, yedek demeden hep beraber çalışacağız.” dedi.

Paylaşın

Anayasa Tartışmaları: Kurtulmuş’tan yeni “3. Madde” Açıklaması

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Anayasa’nın 3. Maddesi’ne ilişkin yaptığı açıklamanın yanlış anlaşıldığını belirterek, “Konuşmamın hiçbir yerinde üçüncü madde diye bir şey geçmemiştir” dedi.

Haber Merkezi / Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş’un ‘devletin milleti olmaz’ diyerek Anayasa’nın 3. Maddesi’nin değişmesi gerektiğini söylemesiyle başlayan tartışma sürüyor.

Kendisine bu konu hakkında sorulan soruya yanıt veren Kurtulmuş, ilk 4 maddenin tartışılmasının ‘sürece zarar vereceğini’ ifade ederek, şunları söyledi: “Daha önce de ifade ettim. İlk 4 madde ile ilgili herhangi bir tartışma söz konusu değildir. İlk 4 madde hakkında tartışma başlatılması sürece zarar verir.

Gazi Üniversitesi’ndeki konuşmamda sanki üçüncü madde ile ilgili bir mesele gündeme geliyormuş gibi yanlış bir algının oluşturulması ise en hafif ifade ile algı yönetimidir. Kabul etmem mümkün değil. Konuşmamın hiçbir yerinde üçüncü madde diye bir şey geçmemiştir.”

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, dün Gazi Üniversitesi Akademik Yıl Açılış Programı’nda yaptığı konuşmada, Anayasa tartışmalarına değindi. Kurtulmuş, Anayasa’nın 3’üncü maddesindeki “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” tabirinin değişmesi gerektiğini söyledi.

Kurtulmuş konuşmasına şöyle dedi: “Devlet aygıtı milletin işlerini iyi yönetmek için kurulmuş bir mekanizmadır. Mesela çok sıradan gibi gözüken, Anayasada yer alan ‘Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür’ tabiri bu perspektiften bakıldığında değiştirilmelidir.

Bu devletin aslı millettir. Bu metin, ‘Milletin devleti ve ülkesiyle bölünmez bütünlüğü’ şeklinde ifade edilmelidir. Bu seçkinci, devletçi anlayışın da yeni Anayasa’da, milletin gücü üzerine yükselen bir devlet anlayışıyla yeniden ele alınmasının önemli olduğunu düşünüyorum.

Çok açık söylüyorum, demokrasinin en büyük düşmanı imtiyaz ve istisnalardır. İmtiyaz ve istisnalar, seçkinci gruplara ya da birtakım avantajlı gruplara kamunun gücünü, milletin imkanlarını aktarmak demektir. Dolayısıyla bu anayasa yapım sürecinde, istisna ve imtiyazların ortadan kaldırılması ve tam manasıyla demokratik kuralların herkes için eşit, adil, demokratik kuralların ortaya konulması ve bu çerçevede demokratik kurumların da millet egemenliği anlayışı çerçevesinde yeniden gözden geçirilmesi gerekir.”

Özel’den Kurtulmuş’a Anayasa tepkisi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Datça Belediye Başkanlığı ziyaretinde yaptığı açıklamada, Anayasa’nın 3. maddesi ile ilgili sözlerine nedeniyle TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a tepki gösterdi.

Özgür Özel, “HÜDA-PAR ‘Anayasa’nın ilk 4 maddesi tartışılsın’ dedi. Geçtiğimiz aylarda sordum, kıvırdılar. Numan Kurtulmuş dedi ki, ‘Devletin milletiyle ve ülkesiyle bir bölünmez bütün olduğu ifadesi yanlış.’ Güya entelektüel bir tartışma başlatacak” ifadelerini kullandı.

Özgür Özel, şöyle devam etti: “Hiç oynamaya gerek yok! Elini uzatanın eli kırılsın. Anayasa’nın ilk dört maddesinden orayı okuyunca şunu anlıyorsun; ‘Türkiye Cumhuriyeti devletiyle, milletiyle, ülkesiyle bölünmez bir bütündür.’ Nokta. Tayyip Bey HÜDA-PAR’a bir şey diyemiyor. Bahçeli HÜDA-PAR’a bir şey söylemiyor.

Numan Bey, HÜDAPAR’ın alanını genişletecek, hesapta entelektüel tartışma açıyor. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarıyız. Biz hep beraber bir ve beraberiz. Devletimizle, milletimizle, ülkemizle birlikte bir bütünüz. Bayrağımız belli, başkentimiz belli, kurucumuz belli. Bunlarla sorunu olanlar da belli. İlk 4 maddeye el uzatanın elini kıracağız.”

CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan Anayasa’nın 3’üncü maddesinin değiştirilmesi gerektiğini savunan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a tepki geldi. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Kılıçdaroğlu, Kurtulmuş’u ‘bölücülükle’ suçladı.

Kılıçdaroğlu’nun ilgili açıklaması şöyle: “Hiç kimse bu topraklardaki Atatürkçü, Kuvvâcı ve Sevr’i parçalayıp atan kuvveti hafife almasın! Hilafet sevdalısı küçük bir grubun saraydan aldığı destekle, meydanlarda yaptıkları çağrı bizi rahatsız etmektedir. Karun olmuşlara meftun olanlar ve onların cahil cesaretleri de bizi rahatsız etmektedir.

‘Değiştirilmesi teklif dahi edilemez’ olan anayasanın maddesini tartışmaya açmak bölücülüktür. Sizin derdiniz anayasa falan değil. Derdiniz; ‘Bölünmez bütünlüğümüzdür’. Derdiniz; ‘Bayrağımız ve Bağımsızlığımızdır’. Bu ülkede değişecek tek bir şey vardır o da: ‘Saray ve şürekasıdır’. Değiştirmek mi istiyorsunuz? Hodri Meydan!”

İstanbul Barosu ise kamuoyunda tartışma yaratan Kurtulmuş’un sözlerinin üzerine açıklama yaptı. Açıklamada, Anayasa’nın ilk 3 maddesinin, “Cumhuriyet’in temeli ve harcı” olduğu öne sürüldü.

Özetle şöyle denildi: “‘Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.’ hükmünü içeren Anayasamızın 3. maddesi, yine Anayasamızın 4. maddesi ile değiştirilmezlik güvencesi altına alınmıştır. Anayasanın değiştirilemez maddeleriyle belirlenmiş bu anayasal kimlik TBMM dahil hiçbir devlet organı tarafından geçerli anayasa normları kötüye kullanılarak değiştirilemez.

Bölünmez bütünlüğe ilişkin bu düzenlemenin temeli, Erzurum Kongresi’nde; ‘Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür’ ilkesi ile atılmıştır. Bu hüküm, üniter devlet anlayışının bir ürünü olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve onu kuran Türk Ulusunun tekliğini ve birlikteliğini ifade etmektedir.

Nitekim bu hüküm sayesinde kökeni, dini, mezhebi ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti Devleti çatısı altında birlikte yaşama iradesine sahip olan Türk Milleti, idarenin bütünlüğü ilkesine uygun olarak üniter devlet sistemi ile idare edilmektedir. Bu konuda atılacak bir geri adım, milli birlik ve beraberliğimize zarar verebileceği gibi ulus kavramından ödün verilmesi anlamına da gelir.”

Paylaşın

Erdoğan’dan “Kabine”de Revizyon Mesajı

Erdoğan’ın “Kabine”de revizyon mesajı sonrası, AK Parti kulislerinde değiştirilmesi ihtimali en çok konuşulan isimlerin başında, Erdoğan’ın hışmına uğradıkları iddia edilen İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç var.

Kulislerde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın da ‘eleme potasında oldukları’ konuşuluyor.

Sırbistan dönüşü, AK Parti’de bir değişim süreci yaşandığı belirtilerek, “Siz de defaatle bir yenilenme olacağını söylüyorsunuz. Peki değişim sadece kadrolarda mı olacak, yoksa parti programında, parti tüzüğünde bir değişim de görür müyüz?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu bilgileri verdi:

“Bizim parti programı zaten sürekli olarak hep değişime tabidir. Ama bunun yanında da tabii idari mekanizmalarda, partimiz içerisinde bazı değişiklikler olabilir. Genel başkan yardımcılarında aynı şekilde değişiklikler olabilir. Kabinemizde biliyorsunuz iki arkadaşımız değişime tabi oldu. Şimdi bu yeni süreçte de hem genel başkan yardımcılarında bazı değişiklikler olabileceği gibi aynı şekilde kabinede de duruma göre değerlendirmelerimizi yaparız. Orada da bazı değişiklikler olabilir.”

Gazete Duvar’ın aktardığına göre, Kabine değişikliği için AKP kulislerinde konuşulanlara bakarak bir liste çıkarmak mümkün. Öncelikle Erdoğan’ın, kabinenin ana gövdesini oluşturduğu Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Hazine ve Maliye, Dışişleri ve Savunma bakanlıklarında bir değişiklik yapması beklenmiyor.

Kulislerde değiştirilmesi ihtimali en çok konuşulan isimlerin başında ise son aylarda artan şiddet olayları nedeniyle Cumhurbaşkanı’nın da hışmına uğradıkları iddia edilen İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç var.

AK Parti’nin son yıllarında yoğun eleştiri konusu olan tarım alanında da yeni bakan İbrahim Yumaklı bir fark yaratabilmiş değil. O nedenle Bakan Yumaklı değişirse de sürpriz olarak değerlendirilmeyecek. Kulislerde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın da ‘eleme potasında oldukları’ konuşuluyor.

Paylaşın