Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” Çağrısı Yeni “Çözüm Süreci” Başlatır Mı?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın TBMM’ye gelerek örgütü lağvettiğini açıklaması gerektiğine yönelik sözleri gündemdeki yerini koruyor:

“Terörsüz bir siyaset hususunda herkes ittifak halindeyse değil, elimizi gövdemizi taşın altına koymaya hazırız. Teröristbaşı buyursun terörün bittiğini tek taraflı ilan etmiş demiştim. Bu çağrımın iç yüzünü anlamayan ve saptırmaya çalışanlar fazladır.

Türkiye Yüzyılında terörü sıfırlamak amacına matuf ikinci hüküm cümlem şöyledir: Şayet terörist başının tecridi kaldırılırsa gelsin, TBMM’de DEM Grup Toplantısı’nda konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın. Bu dirayeti gösterirse umut hakkının kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin yapılmasının önü de ardına kadar açılsın. Adres İmralı’dan DEM’e uzansın. Hodri meydan buna var mısınız?”

Peki gerçekten yeni bir çözüm süreci mi başlayacak? Ankara kulislerinde Bahçeli’nin açıklaması nasıl yankılanıyor? Bundan sonraki sürece ilişkin AKP’li ve MHP’liler ne öngörüyor? DEM Parti nasıl bir adım atabilir?

DW Türkçe’den Kıvanç El, Bahçeli’nin açıklaması sonrası Meclis’teki siyasi partilere gelişmeleri ve bu açıklamaların anlamını sordu.

Öcalan’a TBMM’de DEM Parti grup toplantısında konuşma çağrısı yapan Devlet Bahçeli’nin partisi MHP, 22 Ekim’i bir “milat” olarak yorumluyor. Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’a göre artık siyasette konuşulacaklar “22 Ekim’den önce” ve “22 Ekim’den sonra” olarak anılacak.

Bahçeli’nin Türk siyasetinde birçok krizi bitiren isim olduğunu kaydeden başka bir MHP kurmayı da “367 krizi”, “idam cezasının kaldırılması sonrası yapılan düzenlemeler”, “erken seçim çağrıları” başta olmak üzere siyasette dönemsel krizlerin hepsinde Bahçeli’nin yol gösterici olduğunu savunuyor. MHP’li kurmay, “Türkiye’nin terör belasından da kurtulması için Devlet Bahçeli devreye girdi. Siyasi bir risk aldı. Şimdi terör örgütü, teröristbaşını dinliyor mu, terör örgütü gerçekten silahları bırakmak mı istiyor, yoksa Türkiye düşmanlarının maşası olmaya devam mı edecek? Milletimiz tüm bu gerçekleri görecek” ifadelerini kullandı.

Bir başka MHP’li de partisinin “sert tutumu sebebiyle terör sorununun çözülmediği” suçlamalarına maruz kaldığını belirterek Bahçeli’nin şimdi bir kapı açarak “Buyurun çözün” mesajı verdiğini söyledi. “Elbette terör örgütü ele başı Meclis’e gelip bir konuşma yapmayacak” diyen MHP’li sözlerini, “Ancak mesajlarını geçmişte de verdi, şimdi de verebilir. Yöntemleri var. Bu mesajlar sonrası ‘umut hakkı’ başlığı konuşulur” ifadeleriyle sürdürdü.

AKP kurmayları, Bahçeli’nin yapacağı çağrıya ilişkin dünkü grup toplantısı öncesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bilgi verildiğini söylüyor. Erdoğan da Bahçeli’nin açıklamasına desteğini sonrası sosyal medya hesabından “Cumhur İttifakı olarak açtığımız tarihi fırsat penceresi hırsa kurban edilmemeli. Siyaset kurumu, Meclis, sivil toplum, basın, akademi ve toplum olarak terörün olmadığı bir Türkiye inşa edelim. Türkiye’nin geleceğinde terör ve terörün karanlık yüzüne yer yoktur. Hep beraber terörün ve şiddetin olmadığı bir Türkiye’yi inşa edelim istiyoruz” ifadeleriyle ilan etti.

Bahçeli’nin çağrısına ilişkin konuşan bir AKP kurmayı da Türkiye’nin terörden arınması gerektiğini belirterek bölgesel gelişmelere değindi. ABD seçimleri sonrası özellikle Suriye, Irak’ta ve İran’da yeni gelişmeler olacağını kaydeden AKP’li, “Kuzeye gidelim Rusya-Ukrayna savaşı sürüyor. Türkiye’nin dört bir yanında savaş var. Böyle önemli bölgesel konular varken dışarıya karşı birlik duruşu şart ve içerideki problemlerimizi tek tek çözmemiz gerekiyor. Bu süreci tek başına Kürt sorunu çözümü olarak okumak hata olur. Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin, her bir vatandaşının güvenliği içindir. Elbette gerektiğinde terörle mücadeleden geri adım atılmayacaktır” dedi.

Kurmaya göre AKP, “çözüm süreci” ya da “barış süreci” kelimelerine karşı. Daha önceki sürecin toplumda açtığı rahatsızlıklar nedeniyle benzeri bir sürecin yaşanmayacağını kaydeden AKP’liye göre bu yeni süreç, Meclis odaklı ve siyasi partiler arası diyaloglar ile devam edecek. Kurmay, “Elbette anayasa düzenlemesi bu süreçte konuşulur ancak sadece anayasa için adımlar atılıyor demek yanlış analiz olur” diye konuştu.

Bir başka AKP’li de “Eski defterleri, siyasi tartışmaları açmak kolay ancak popülist yaklaşım olur. Artık Türkiye, normalleşme ya da yumuşama kavramlarını kabullendi. Memleketin sorunlarını siyasi zeminde konuşalım, çözelim. Bu bir çözüm süreci değil Türkiye projesidir. DEM Parti de siyasi zeminde kalmalı, terör örgütleri ile net mesafeyi arasına çekmesi şart” yorumunu yaptı. DW Türkçe’nin “Bu açıklamaları neden Erdoğan yapmadı?” sorusuna ise AKP’li kurmay, sürecin AKP veya MHP ayrımı olmadan değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek “Açıklamalara Cumhur İttifakı olarak bakmakta fayda var” yanıtını verdi.

AKP cephesinden dikkat çeken bir açıklama ise MKYK üyesi Orhan Miroğlu’ndan geldi. Miroğlu, sosyal medyadan açıklamasında Bahçeli’ye destek vererek “Kürtleri sivilleşen, mecliste siyaset yapmaya davet eden bir yerde duruyorum. Bu neredeyse 20 yıllık ömrümü aldı. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde Devlet Bey’in yaptığı çağrı tam da bizim durduğumuz yeri destekleyen bir çağrıdır. Artık adım atması gereken Abdullah Öcalan’ın kendisidir” dedi.

Miroğlu’na göre PKK’yı Öcalan kurduğuna göre onun tasfiye etmesi gerekiyor. “Dokuz8Haber” sitesine de konuşan Miroğlu, “Kandil Öcalan’ı dinler mi?” sorusuna da “Türkiye’de böyle bir çağrının yapılması, örgüt ister dinlesin ister dinlemesin, PKK’nın aleyhine işleyecek bir sürecin başlangıcı olacağını düşünüyorum. Yani bugün DEM’e oy veren 6 milyon insana Bahçeli’nin çağrısı sorulsa eminim ki yüzde 90’nı olumlu karşılayacaktır. Son 20 yılda Kürtler arkasında durmasaydı AK Parti ve sayın Cumhurbaşkanı Türkiye’yi yönetemezdi. Ne zaman ki Kürtler AK Parti’den uzaklaştı AK Parti iktidar sorunu yaşamaya başladı. İktidar bağlamında AK Parti ve DEM’in dışında başka bir partisi var mı? yok işte” yanıtını verdi.

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan ise sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Devlet Bahçeli’nin teklifinin terörle mücadeleye “ağır bir darbe” olduğunu söyledi. Erbakan, “Muhatap aranıyorsa, Kürt halkının temsilcisi terörist elebaşı değil; siyasi partiler, STK’lar, kanaat önderleri ve bölgedeki vatandaşlarımızdır” dedi.

HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Serkan Ramanlı da “Toplumsal barışa hizmet edecek her türlü adıma HÜDA PAR olarak destek veririz” açıklaması yaptı.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Devlet Bahçeli’nin açıklaması sonrası “Ortadoğu’da ve Türkiye’de barışın muhatabı, İmralı’da ağır tecridin altında bulunan Abdullah Öcalan’dır. Kürt sorununun çözümü Meclis’tir, parlamentoda ve siyasette muhatap DEM Parti’dir. Bir başlangıç olacaksa tecrit derhal kaldırılmalıdır” dedi.

Bahçeli’nin açıklamaları ilk etapta DEM Parti’de şaşkınlık yaratırken parti içerisinde arka arkaya yapılan toplantılar ile süreç anlamlandırılmaya çalışıldı.

Bir DEM Parti kurmayı, “İmralı doğru adrestir. Bahçeli’yi duyunca ‘galiba bu sefer olacak bu iş’ dedim. Öncelikle yasal bir çerçeve çizilmesi şart” ifadelerini kullandı. DEM Parti kurmayı, “Anayasa için yaptıklarına dair yorumlar için erken. ‘Anayasa ver, Öcalan’ı al’ demek kolaycılık. Bu daha ileri daha geniş bakılması gereken bir süreç olarak görüyorum” ifadelerini kullandı.

DEM Parti’de şu aşamada ilk beklenti Öcalan’a ziyaret. Öcalan’ın avukatları, ailesi ve DEM Partililerin talepleri yaklaşık 3,5 yıldır geri evriliyor ve görüşmelere izin verilmiyor. Ancak DEM Parti kurmayları kısa vadede bir görüşme olmasından umutlu. Bu konuda dikkat çeken isim ise Öcalan’ın yeğeni DEM Parti Şanlıurfa Milletvekili Ömer Öcalan. Ömer Öcalan’ın her hafta yaptığı rutin görüşme başvurusuna onay verilmesi bekleniyor.

CHP’ye göre “siyasi hamle”

Bahçeli’nin açıklaması sonrası kurmayları ile değerlendirme yapan ve grup toplantısı metninde revizyona giden CHP Genel Başkanı Özgür Özel de Güneydoğu turuna bu tartışmanın gölgesinde çıktı. Grup toplantısında dün “CHP olarak diyoruz ki bu ülkede terörün bitmesine, annelerin gözünün yaşının silinmesine biz tam destek vereceğiz. Bu iş, sadece bir aktörün çağrısıyla değil, TBMM’de, tüm partilerin eşit şekilde yer aldığı bir süreçte çözülmelidir. Kürtlere tam olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sahibi olmayı teklif ediyorum” diyen Özel’in Doğu illerine yapacağı ziyarette daha geniş çerçevede mesajlar vermesi bekleniyor.

CHP içerisinde Bahçeli’nin açıklamalarının “barış ve çözüm” için önemli olduğunu düşünenler olduğu kadar bu sözlere temkinli yaklaşanlar ve “bu seçim ve anayasa yapımı için siyasi hamle” değerlendirmesi yapanlar da çoğunlukta. CHP kurmaylarına göre Erdoğan yeniden aday olabilmek ve yeni anayasayı yapabilmek için DEM Parti ile yeni bir yol arıyor. Özgür Özel’in hafta başında Edirne’de tutuklu HDP eski eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı ziyaret ettiğini vurgulayan CHP kurmayları, “Bu görüşmeden rahatsız olunduğu belli. Demirtaş sürecin dışına itilmeye çalışılıyor. Demirtaş’sız bir çözüm olmaz. Biz de Demirtaş da Meclis’e vurgu yapıyoruz, bunu dillendirmeyi sürdüreceğiz” değerlendirmesi yapıyor.

İYİ Parti ise Bahçeli’nin açıklamaları ile tüm bu süreci bir “tezgah” olarak yorumluyor. Bu sürece sert bir muhalefet edilmesi gerektiği de parti içinde seslendiriliyor.

Bahçeli’nin Öcalan için gündeme getirdiği “umut hakkı” bir süre önce DEM Parti tarafından gündeme taşınmış ve Meclis’e bir kanun teklifi de verilmişti.

MHP’li Feti Yıldız, Bahçeli’nin açıklaması ile gündeme gelen umut hakkını “Hükümlünün salıverilmeyi umut etme hakkı. Bu kavram müebbet ağır hapis cezasına mahkum edilmiş hükümlünün bir gün salıverilmeyi beklemek hakkını ifade etmek için kullanılmaktadır” sözleriyle açıklandı.

İdam cezası kaldırıldığında idam cezasının TCK’daki karşılığı “ağırlaştırılmış müebbet” olarak belirlenmişti. Terörle Mücadele Kanunu’na göre cezası idamdan ağırlaştırılmış müebbet hapsine çevrilenlerin ise koşullu salıvermeden yararlanamaması ve ömür boyunca cezaevinde kalması öngörülmüştü. “Öcalan düzenlemesi” olarak adlandırılan bu uygulama AİHM tarafından eleştiriliyor. AİHM, 2014’te verdiği kararla Abdullah Öcalan’ın “şartlı salıverilme hakkına sahip olmaksızın” ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasını Sözleşme’ye aykırı bulmuştu.

DEM Parti, AİHM kararları gereği “umut hakkı” çerçevesinde yasal düzenlemelerin yapılmasını istiyor. Bu düzenlemenin iktidar tarafından Meclis gündemine getirilmesine dair bir çalışma şu aşamada bulunmuyor. Ancak AKP kurmayları, bu konuda bir çalışmanın yapılmasının zor olmadığına da dikkati çekiyor.

Paylaşın

Özel’den Bahçeli’ye: Hangi Sorun Çözülecek; Kürt Sorunu Mu Erdoğan’ın Sorunu Mu?

Diyarbakır’da kadın sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle buluşmasında konuşan Özgür Özel, “Bugün Cumhur İttifakı’nın Kürtlerin sorunlarını görmediği, gündeme almadığı, alelacele bir şeyler yaptığı süreç son derece riskler, tehlikeler barındırmaktadır” dedi ve ekledi:

“Bir yandan bir sorunu çözeceğiz derken hangi sorunu çözülmeye çalışıldığı konusunda derin şüpheler vardır. Kürt sorununu yok sayıp bir sorunu çözenlerin Erdoğan’ın sorununu çözmek üzere bir süreç yürüttüklerine ilişkin endişeler hızla bertaraf edilmeli.”

Özgür Özel konuşmasının devamında, “Mevcut anayasaya uyulmadıkça, bütün antidemokratik tavırlardan vazgeçilmedikçe anayasayı çiğneyenlerle anayasa yapmayız. CHP’yi masaya bu şekilde getirmek istiyorsanız biz o masaya gelmeyiz. Samimiyetsizliğe itiraz ederiz. Kürtlerin yaşadığı sorunları Meclis’te çözen bir anlayışı savunuyoruz. Bu ülkede herkesin geleceği sivil demokratik siyasetten geçer. Bu noktada üzerimize düşen her şeyi yapacağız” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel güneydoğu turunun ilk ayağı Diyarbakır’da kadın sivil toplum kuruluşlarıyla kahvaltı toplantısında açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu’na destek veren DEM Parti’ye ve Kürt seçmene teşekkür eden Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın TBMM’ye gelerek örgütü lağvettiğini açıklaması gerektiğine yönelik sözlerini de değerlendirdi.

Özel, “Sayın (MHP Genel Başkanı Devlet) Bahçeli’nin açıklamalarıyla önemli bir eşikteyiz. Şimdi herkes neyin ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Eğer Bahçeli’nin söylediği söz bir kişinin özgürlüğü, bir kişiye af, ona verilecek bir kürsü, oradan söylenecek bir söz, lağvolacak bir örgüt ve her şey tamamsa maalesef hiçbir şey tamam değildir” diye konuştu.

Özel sözlerinin devamında, “Cumhuriyet Halk Partisi terörün durması için, terör örgütünün ortadan kalkması için, Türkiye’nin 86 milyon birden barış içinde kucaklaşabilmesi için atılacak her adımı önemsiyor ve engel olmayacak, kimin sözü varsa söylesin. Ama şu söz söylenmesin: ‘Türkiye’de Kürt sorunu yoktur, bir sorun vardır o da birisi konuşunca bitecektir’ … Türkiye’de 26 milyon Kürt’ün sorununu yok sayıyorsunuz” dedi.

“Kürt sorunu vardır tam da şuradadır Kürt sorunu: Kürt’ün sorununun olup olmadığına Kürtler karar verir, devlet karar veremez. Büyük devlet karar vermiş, küçük Devlet (MHP lideri) de dün ilan etmiş gibi görünüyor” ifadelerini kullanan Özel, şöyle konuştu:

“Onların demesiyle Kürt sorunu bitmez, aksine onlar böyle dedikçe derinleşir. O yüzden Kürtlerin sorunları Kürtler ‘sorunum kalmadı’ diyene kadar vardır ve çözülmesi gerekir. Birisine ‘senin sorunun yok’ demek otoriterliktir. Demokrasilerde o birisi ‘sorunum yok’ diyene kadar sorun var demektir.”

Özel “çözüm süreci” tartışmalarını hükümetin yeni anayasa yapma uğraşı bağlamında ele aldı, “Hangi sorunun çözülmeye çalışıldığı konusunda derin şüpheler vardır. Kürt sorununu yok sayıp bir sorunu çözenlerin, Erdoğan’ın sorununu çözmek üzere bir süreç yürüttüklerine ilişkin endişeler hızla bertaraf edilmelidir” dedi.

“Mevcut anayasaya harfiyen uyulmadıkça ve İstanbul Sözleşmesinden çıkılması gibi bütün antidemokratik tavırlardan vazgeçilmedikçe, Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları kabul edilmedikçe biz anayasa çiğneyenlerle bir anayasa yapmayız” diye konuşan Özel, partisinin Kürt sorunu üzerinden yeni ayasayasa ‘evet’ demeye ikna edilemeyeceğini söyledi:

“Bu yüzden ‘öyle yaptık olmadı, böyle yaptık olmadı. CHP Kürt sorununa duyarlı, o sorunu çözecekmiş gibi yapıp CHP’yi masaya böyle sokabilir miyiz’ diyorsa biz o oyuna gelmeyiz. Ama niyetiniz demokrasiyse bütün aşamalarında samimiyetle oluruz. Bir tek şeye itiraz ederiz, samimiyetsizliğe itiraz ederiz.”

Özgür Özel dün Devlet Bahçeli’nin konuşması sonrasında söylediği “Ben de el yükseltiyorum, Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti devletinin sahibi olmayı teklif ediyorum” şeklindeki sözlerine de açıklık getirdi. Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti devletinin “eşit, ayrımsız, kendilerini tamamen mensubu ve sahibi hissettikleri” bir devlet vaat ettiğini söyledi.

Bahçeli ne demişti?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, grup toplantısında yaptığı konuşmada çözüm süreci konusunda Abdullah Öcalan’a çağrıda bulunarak şu ifadeleri kullanmıştı:

“Şayet terörist başının tecridi kaldırılırsa gelsin, TBMM’de DEM Grup Toplantısı’nda konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın” dedi. Bahçeli, Öcalan’ın durumu hakkında yasal çözümü de işaret ederek “Bu dirayeti gösterirse umut hakkının kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin yapılmasının önü de ardına kadar açılsın. Adres İmralı’dan DEM’e uzansın.”

Çözüm süreci: Çözüm süreci, 2013-2015 yılları arasında PKK ile devlet arasında başlayan müzakereleri ifade ediyor. Bu süreç, Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek amacıyla başlatılmıştı. Sürecin temel unsurları arasında, silah bırakma, demokratik reformlar ve Kürt kimliğine yönelik hakların genişletilmesi yer almaktaydı. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu müzakerelerde kilit bir figür olarak rol almıştı. Ancak 2015’te çatışmaların yeniden başlamasıyla çözüm süreci fiilen sona ermişti. Bu dönem, Türkiye’deki siyasi dinamiklerde önemli değişimlere neden olmuştu.

28 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulan PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Türkiye ve pek çok başka devlet tarafından terör örgütü kabul ediliyor. PKK lideri Öcalan, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldığı 1999 yılından beri, Marmara Denizi’ndeki İmralı Cezaevi’nde bulunuyor.

Paylaşın

BM’den “Gazze’nin Yeniden İnşası 350 Yıl Sürebilir” Uyarısı

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından hazırlanan raporda yer alan tahminlere göre, olası bir ateşkes sonrası Gazze’nin ekonomik verilerini 2022 yılı değerlerine ulaştırması 350 yıl sürebilir.

Tahminler yapılırken Gazze ekonomisinin 2007 – 2022 arasındaki ekonomik büyüme hızı baz alındı.

Tahminlerin yapıldığı rapor BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) tarafından hazırlandı. Rapor Gazze’nin yeniden inşaası için gerekli sektörler de dahil temel hizmetlerin yaşadığı yıkımı da ortaya koydu.

Buna göre;

İnşaat kapasitesi yüzde 96,
Tarım üretimi yüzde 93,
İmalat sektörü yüzde 92,
Servis sektörü yüzde 76 azaldı.

Rapora göre Gazze’de İsrail’in Hamas ile savaşı öncesi de zayıf olan ekonomik hayat neredeyse tamamen durdu.

Rapor, “Askeri harekat benzeri görülmemiş bir insani, çevresel ve sosyal felakete yol açtı ve geri kalmış durumdaki Gazze’yi tam bir yıkıma sürükledi” diyor.

Yapılan tahmine göre, olası bir ateşkes sonrası Gazze’nin ekonomik verilerini 2022 yılı değerlerine ulaştırması 350 yıl sürebilir. Bu hesap yapılırken Gazze ekonomisinin 2007–2022 arasındaki ekonomik büyüme hızı baz alındı.

Raporda, İsrail’in 12 ayı aşan askeri harekatının Gazzeliler üzerinde yarattığı gelir kaybını “sarsıcı” olarak tanımlıyor.

Raporda, 2024 Temmuz ayı sonuna kadar okul binalarının yüzde 88’inin hasar gördüğü, 36 hastaneden 21’inin hizmet dışı kaldığı ve 105 birincil sağlık tesisinden 45’inin faaliyet gösteremediği belirtildi.

BM’ye göre, Gazze ekonomisi, 7 Ekim öncesine kadar, 2023’ün ilk üç çeyreğinde yıllık yaklaşık %3 oranında daralıyordu. Savaşın başlaması sonrası 2023’ün tamamında %22,6 oranında daraldı ve bu düşüşün %90’ı dördüncü çeyrekte gerçekleşti.

UNCTAD raporuna göre, konut olarak kullanılan binaların yüzde 62’den fazlası hasar gördü veya yıkıldı. Su, arıtma ve hijyen sektörü altyapısının yüzde 59’undan fazlası ağır hasar gördü.

BM’nin Eylül ayında uydu görüntülerine dayanan raporuna göre, Gazze’deki mevcut bina stoğunun yaklaşık dörtte biri yıkıldı veya ciddi şekilde hasar gördü. Binaların yüzde 66’lık bir kısmında da en azından bir miktar hasar var.

Shelter Cluster isimli Norveç merkezli sivil toplum kuruluşu, 2014 savaşı sonrası yeniden inşa süreci göz önüne alındığında, Gazze’nin 7 Ekim sonrası yıkımda yeniden inşaası 40 yıl sürebilir.

BM’ye göre yüzde 10’luk bir büyüme hızı yakalanması halinde dahi Gazze’nin ekonomik olarak toparlanması onlarca yıl alabilir.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Bahçeli’nin “Öcalan” Çağrısına Dervişoğlu’ndan Sert Tepki: Cesedimizi Çiğnemeden…

Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısına sert tepki gösteren Müsavat Dervişoğlu, “Cesedimizi çiğnemeden bu Meclis’e giremez” dedi. CHP lideri Özgür Özel’in “El yükseltiyorum” açıklamasına da yanıt veren Dervişoğlu “Türkiye kumar masası mı” dedi.

Haber Merkezi / İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. Dervişoğlu’nun konuşmasından satır başları şu şekilde:

“Bugün, vatandaşımızın yakıcı sorunlarını konuşmak ve çözümler önermek için çıkmamız gerekiyordu. Ama görülüyor ve anlaşılıyor ki bugün buna fırsat bulamayacağız. Ne yazık ki; uzun zaman önce öngörerek uyardığım, daha geçtiğimiz hafta buradan ihtar ettiğim ‘en kötü senaryo’ uygulamaya geçmiş; AK Parti- MHP-CHP-DEM partilerinin lider ve yönetici kadroları eliyle gayrı-milli mutabakat cephesi ilan edilmiştir. Normalleşme çağrılarıyla başlayan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu niteliklerini ahlaksızca sorgulama cüretiyle devam eden süreç dün itibariyle yanına İmralı ve Kandil katillerini de alarak, Büyük Türk milletinin varlığına açıkça savaş ilan etmiştir.

Ben başkaları gibi ne anlama geldiği belli olmayan televizyon programlarında ve gazete köşelerinde acaba ne demek istedi, ne yapmayı amaçlıyor türünden tartışmaya açık cümleler kurmayacağım. Oldukça net, açık ve kısa konuşacağım. Cumhuriyetimizin 101. yılına bir haftamız var. Bizimse kaybedecek bir dakikamız bile yok. Çünkü ihanet çemberi artık alabildiğine genişlemiş ve hayat sahamızı öylesine daraltmıştır ki son bir organize darbe ile tamamen nefessiz bırakılabileceğimiz bir sürecin içerisine girmiş bulunuyoruz. Bizler tarihe karşı sorumluluğu olan insanlarız. Kişisel ikbal kaygıları ve siyasi hesaplar üzerinden konuşamayız.

Üç beş oy veya anayasa değişikliği için gerekli nisabı tamamlamak, Tayyip Erdoğan’ı bir kere daha cumhurbaşkanlığına aday yapmak uğruna inandığımız değerlerden vazgeçip ihanete el uzatmak düşüklüğüne katlanamayız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yöneten iktidar, tüm makam ve sorumlularıyla birlikte halkın can, mal, ırz ve namus güvenliğini korumak görevini çoktan bırakmıştır. ‘Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini korumak, yüceltmek’ diyerek, namusu ve şerefi üzerine yemin ederek görev ifa etmek zorunda olan saraydaki zat, bebek katillerinin itibarını, bebeklerin hayatına ve annelerin gözyaşlarına, hasta ve muhtaç vatandaşların acılarını, ailesinin parasına ve gücüne Türk milletinin şeref ve haysiyetini ise milyonlarca ipsiz sapsız vatansıza tercih ettiğini, dahası bu bilinçli planı sonuna kadar sürdüreceğini tüm söz ve eylemleriyle göstermektedir.

Adına iktidar demenin bile artık gereksiz olduğu bu ‘yapı’, tamamen meşruiyetini yitirmiş haldedir. Evet, bu iktidar, gayrımeşrudur. İktidardakiler, gayrımeşrudur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasasından ve kanunlarından aldıkları yetkiyle görevini yerine getiren tüm kamu görevlilerine sesleniyorum: “Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden zat ve onun keyfiyetiyle atadığı amirleriniz ve üstleriniz, siyasi ortak ve işbirlikçileri ile birlikte, devletimizin kurucu değer ve ilkelerine ve Türk milletine karşı olan sorumluluklarını yerine getirmemektedirler. Kanunsuz emir ilkesi gereğince bugünden itibaren bu plan doğrultusunda verdikleri emir ve talimatlar da gayrımeşrudur.

Geldiğimiz noktada kaybettiğimiz şey yalnızca demokrasi değildir! Kaybediyor olduğumuz şeyse ne sadece Cumhuriyet ne onun kurum, kural ve kanunları ne de bu Cumhuriyeti yeniden adaletle yükseltmek umudumuzdur. Tarihe malolmuş ve tarihin her döneminde varolmuş çok büyük bir milletin tarihte ilk defa devletini kaybetmesi tehdidi ve tehlikesidir. Kısaca, yüz yüze olduğumuz şey, 106 yıl önce yaşadığımız işgal günlerinden farklı olarak düşmanın sancağıyla, ordusuyla gelip, mermisini ve süngüsünü kalbimize nişanlaması değildir.

Tarihte yaşadığımız ihanetlerin en büyüğü, en alçakçası ve en güçlüsüdür. Bu noktada, 15 Temmuz’dan öğrendikleri ihanet yöntemleri ile 1918’in işgal günlerinden aldığı kesin olan feyz birleşmektedir. İşte Türk milletinin ve her bir Türk İnsanının mücadele kararı ve cehdi bu sebeple hayatidir, ertelenemezdir, vazgeçilemezdir. Artık kendisini gizlemek ya da perdelemek gereği duymayan bu yıkım planı, vatanı aralarında paylaşamadıkları için, vatanın üzerinde tepinmeyi tercih ettikleri darbe gecesinin bahanesi ile ortaya çıkan ve basit bir ittifakla kurulan başkanlık sistemi ilişkilerinden ötededir.

Görüyoruz, okuyoruz ve anlıyoruz ki bayrağında 3 hilal taşıyan, ömrünü Türk milletinin varlığına, Cumhuriyet’in bölünmez bütünlüğüne vakfetmiş rahmetli Alparslan Türkeş’in partisini sarayın vesayetine bağlamış işbirlikçiler de büyük bir gafletin içerisinde, korkunç bir ihanetin sesi olmuşlardır. Ve bundan daha vahim şekilde akıllarını ve izanlarını öylesine yitirmişlerdir ki, elli bin insanımızın katilini, on binlerce Türk ve Kürt anasının dinmeyen gözyaşlarının asli failini, Türk Devletini bölme planlarının baş taşeronunu, yani, İmralı canisi bölücübaşını, Gazi Meclise davet edecek kadar delirmişlerdir. Delilik, dün izlediğimiz kalkışmayı anlatabilecek en hafif tabirdir.

Çünkü ağızlarından eksik etmedikleri Türk Milliyetçiliğini Türklüğe ihanet ile bu kadar yakınlaştırabilmenin, bunu göze alabilmenin ve kulaklarına ezanla okunmuş o ‘büyük’ isimlerini böylesine kirletebilmelerinin başka bir izahı olamaz. Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin, yani Türk Milliyetçiliğinin düşürülmek istendiği bu durumun başka bir izahı olamaz. Bebek katili terörist meclise başı gelip de, DEM’in grup toplantısında konuşsunmuş, terörün bittiğini ilan etsinmiş. Hadi oradan. Burası, Mustafa Kemal Atatürk’ün Meclisi, burası, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yer, burası, Milli Egemenliğin yegane tecelligahı. Bizim cesetlerimizi çiğnemeden o canibaşı bu meclise giremez.

Hatırlıyorsunuz değil mi? Ben asamadım asabiliyorsan sen as deyip Tayyip Erdoğan’a ip atmıştı. Siz bu milletin vefasını astınız. Ondan sonra çıkıp diyorsunuz millattır o zaman hatırası olsun, al şimdi bu köşede bu ipi başının ucuna as.

Üç Hilal’i bu ihanete araç kılanlar gibi, Altı Ok’u da bu gayri milli mutabakata katmak gafletinde olan, 31 Mart’ta seçmenin gösterdiği teveccühün ve verdiği mesajın mahiyetini anlamadan, Mustafa Kemal’in aziz hatırasını, Cumhuriyeti ve üniter devleti kumar masasında bir miras yedi gibi harcamaya yeltenen bir CHP yönetimiyle karşı karşıyayız. İmralı’da ittifak kuranları görünce iktidar trenine binmek telaşına kapılmış ve Diyarbakır’a gitmek için Edirne’den izin alacak kadar şaşırmış ve küçülmüştür. Adeta toplumda gözlenen cinnet halini yakalayıp, hatta geçerek, Mustafa Kemal Atatürk’ün ve aziz yüzbinlerce şehit ve gazimizin fikirlerini ve ömürlerini her bir tuğlasına harç diye kattığı bu devleti, Cumhuriyeti, babalarının bahçesinden kopardıkları bir meyve gibi ikrama kalkışarak, kurbanda dağıtılan et misali pay etmeye girişerek, unuttukları zekatı verir gibi üleştirmeye çalışarak, nihai yıkım planının yeni birleşeni olduklarını ispat telaşına girmişlerdir.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı’nın günlerdir haftalardır havaya bakıp ıslık çalması ve bugün bölücübaşına imtiyaz yarışında ben de varım hezeyanı lanet okunacak bir iktidar hırsıdır. Devlet Bahçeli’ye verdiği cevaba bakın, el yükseltiyormuş. Türkiye kumar masası mıdır? İşte görün, neden merkez siyaset istediğimizin gerekçesi burada gizlidir. Kişiselleşmiş siyasi hırslar ve hedefler, ortak aklı devreden çıkarmış, siyaset bir uçtan diğer uca savrulmuştur.

Devlet, işbaşındakiler yüzünden acz içine düşürülmüştür. Cumhuriyet kurumları çalışamaz hale getirilmiştir. Dün, demokrasi ve açılım süreçlerinin banisi dışarıdaki dostlarıyla iktidara taşınanlar, bugün, o makamlarda kalmak için yine aynı kapılara başvurmakta, bu sefer de tehdit ve korku davulları çalarak, sözde bir işgal tehdidiyle aklımızla ve gurumuzla alay etmektedirler. Biliyoruz ki o dış güçlerle, bu iç cephe her zaman birlikteydi, ortaktı ve işbirliği halindeydi. Şimdi ise Cumhuriyet’in tamamen ilgasına ve Türk milletinin azınlığa düşürülerek yok edilmesini amaçlayan bir yolda omuz omuza ve kol koladırlar. İşte tam da bugün olan biten her şey açıkça göstermektedir ki Türk milleti, bir karar verecektir.

Ya tarihiyle ve kimliğiyle, Mustafa Kemal’den miras, Cumhuriyet ülküsüyle var olacak ya da tek adam, ortağı ve işbirlikçileri tarafından cebren ve hile ile yok edilecektir. Eğer ‘Ben, var olacağım kararını’ veriyorsa bu mücadelesine cehd edecek ve bundan asla taviz vermeyecektir. Bu mücadelenin tarafları bellidir. Aklında ve kalbinde Türk milleti olanlarla onu kesin olarak ortadan kaldırmaya yemin edenler karşı karşıyadır. Varlığını, varlığına armağan edecek başka bir milleti olmayanlarla türlü kisve ve vesikalar içerisinde Türk Cumhuriyeti’ne kastedenler karşı karşıyadır. Kayıtsız ve şartsız olarak önümüzdeki seçenek budur.

Geçmişte olduğu gibi, senaryo aynı kalemden, replikler aynı sestendir. Siyaset bezirganları, normalleşme, yumuşama diye başlayan kirli politikalarına, milletin geçit vermeyeceğini anlayınca; gayrı-milli bir mutabakat paktı inşa etmişlerdir. Siyasi geleceklerini, Türk milletinin ve Türk devletin bekasına tercih etmişlerdir. AKP’nin, hep bir ağızdan ‘Darbe Anayasası’ hezeyanları, eski Meclis Başkanı Kurtulmuş’un; ilk dört madde açıklamaları, Devlet Bahçeli’nin; ‘Teröristbaşı Bebek Katiline’ çağrısı, dün de bu bebek katiline ‘tecritinin kaldırılması’ önerisi, Özgür Özel’in; Devlet Bahçeli’yle yaptığı ardışık düet, terörün Meclis’teki uzantılarının hazırladığı ’25 yıldan sonra koşullu salıverme imkanı sağlansın’ kanun teklifi, önceden başaramadıkları ‘çözülme sürecinin’ nihai sonucuna ulaştırılma projesidir. Anayasa Mahkemesi’nin sürüncemede bıraktığı kapatma davasının, terör örgütü propagandasını ifade özgürlüğü ilan eden kararı da, bu yıllardır arkada pişirilen zehrin ağır ağır kamuoyuna zerkedilmesi planıdır. Bu ihanetin bu gafletin bu delaletin izaha muhtaç yanı kalmamıştır. İYİ Parti olarak tavizsiz duruşumuz ortadadır.

Yarın değil, sonra değil, hemen şimdi; Türk milleti olarak ya istiklal ya izmihlal kararını vermeye mecburuz. Devletin ülkesi olmaz, devletin milleti olmaz açıklamalarının ve hepsinin uzattığı kirli ellerin adresi, Türk milletinin varlığı ve mahremidir. Kararım bellidir: O mukaddesi el sürdürtmeyeceğim, o mahremi kirlettirmeyeceğim. Ne mutlu Türk’ün diyene.”

Bahçeli ne demişti?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, grup toplantısında yaptığı konuşmada çözüm süreci konusunda Abdullah Öcalan’a çağrıda bulunarak şu ifadeleri kullanmıştı:

“Şayet terörist başının tecridi kaldırılırsa gelsin, TBMM’de DEM Grup Toplantısı’nda konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın” dedi. Bahçeli, Öcalan’ın durumu hakkında yasal çözümü de işaret ederek “Bu dirayeti gösterirse umut hakkının kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin yapılmasının önü de ardına kadar açılsın. Adres İmralı’dan DEM’e uzansın.”

Çözüm süreci: Çözüm süreci, 2013-2015 yılları arasında PKK ile devlet arasında başlayan müzakereleri ifade ediyor. Bu süreç, Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek amacıyla başlatılmıştı. Sürecin temel unsurları arasında, silah bırakma, demokratik reformlar ve Kürt kimliğine yönelik hakların genişletilmesi yer almaktaydı. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu müzakerelerde kilit bir figür olarak rol almıştı. Ancak 2015’te çatışmaların yeniden başlamasıyla çözüm süreci fiilen sona ermişti. Bu dönem, Türkiye’deki siyasi dinamiklerde önemli değişimlere neden olmuştu.

28 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulan PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Türkiye ve pek çok başka devlet tarafından terör örgütü kabul ediliyor. PKK lideri Öcalan, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldığı 1999 yılından beri, Marmara Denizi’ndeki İmralı Cezaevi’nde bulunuyor.

Paylaşın

Davutoğlu’ndan “Serok Bahçeli” Çıkışı

Saadet – Gelecek grup toplantısında konuşan Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, “Sokaklarda bize yapılan sataşmalar, terör işbirlikçisi olmakla suçlandık. konularda Sayın Bahçeli’ye bir çok soru var ama sormayacağım” dedi ve ekledi:

“Gerçek devlet adamı rakiplerinin hatası üzerine siyaset yapmaz geleceği inşa etmek üzere politika yapar. ‘Serok Ahmet’ dedikten sonra bugün ‘Serok Bahçeli’ noktasına gelindi. Siyaset adamları kısa dönemli bir takım siyasi rauntlar etmek adına uzun dönemli perspektifleri unuturlar. Gerçek devlet ve millet adamları ise uzun dönemli vizyonları harekete geçirmek için günlük siyaseti dönüştürme iradesi gösterirler.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Saadet – Gelecek grup toplantısında konuştu. Davutoğlu’nun açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“Sayın Bahçeli’nin daha önceki haftalardaki açıklamalarını hep olumlu bulduğumu ifade ettim. Türkiye’de dış güçlerin istismar ettiği en önemli fay hatlarından biri olan Kürt sorununda makul bir tavrın Sayın Bahçeli tarafından ortaya konulmasını bir ümit ışığı olarak gördüm. Ve bekledim ki sistematik bir açıklamayla sadece Bahçeli değil Cumhurbaşkanı da bu konuya değinsin ve karşımızda bir devlet aklı görelim. Sayın Bahçeli dün yaptığı açıklamayla buna yeni bir boyut kattı. Maalesef, Sayın Cumhurbaşkanı bu açıklamalara destek dışında kapsamlı bir çerçeve çizmedi. Gece boyu Sayın Bahçeli’nin açıklamaları üzerinden yoğun bir sosyal medya fırtınası koptu. Ben Sayın Bahçeli’ye sosyal medyada sorulan soruları tekrar sormayacağım.

Zamanında Sayın Cumhurbaşkanı’na ‘terörist başını asın’ diye urgan attığınız dönemden bu güne nasıl geldiniz diye sormayacağım. ‘Altılı Masa’nın yedinci ayağı HDP’ dedikten sonra bugün DEM’i muhatap alıp konuşma teklifinde bulunmanızı da sormayacağım. Bugün DEM grubunu öne çıkaran bir açıklama yapmanızı da sormayacağım. Terörle işbirliği yaptığımızı iddia edip sokakları neden bize dar etmeyi istediğinizi sormayacağım.

Sokaklarda bize yapılan sataşmalar, terör işbirlikçisi olmakla suçlandık. konularda Sayın Bahçeli’ye bir çok soru var ama sormayacağım. Gerçek devlet adamı rakiplerinin hatası üzerine siyaset yapmaz geleceği inşa etmek üzere politika yapar. ‘Serok Ahmet’ dedikten sonra bugün ‘Serok Bahçeli’ noktasına gelindi. Siyaset adamları kısa dönemli bir takım siyasi rauntlar etmek adına uzun dönemli perspektifleri unuturlar. Gerçek devlet ve millet adamları ise uzun dönemli vizyonları harekete geçirmek için günlük siyaseti dönüştürme iradesi gösterirler.

Bizim partimiz için de mutlaka çözülmesi gereken bir sorun olarak tanımladığımız, çözüm noktasında da tam demokrasiyi gösterdiğimiz Kürt sorunu konusunda gerçekten adım atmak istiyorsanız, eylem planını açıklayın. Sayın Bahçeli’nin başlatmış olduğu sürece, içi doldurulması şartıyla, toplumsal psikolojiyi birleştirmek şartıyla destek veririz. Şehitlerimizin annelerini ve aynı şekilde Doğu’da çocuklarını kaybetmiş annelerin haklarını koruyacak şekilde destek veririz. Ama önce Sayın Cumhurbaşkanı’nın eylem planlarını hep beraber görmemiz lazım”

Bir rehabilitasyon süreci söz konusu olacaksa ilkesel olarak muhatap ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilenin TBMM’de konuşması savunulurken, Türkiye’de Cumhurbaşkanlığına aday olmuş bir partinin genel başkanlığını yapmış, milletvekili olarak Meclis’te bulunmuş hakkında AİHM kararı olan Selahattin Demirtaş’ı bir muhatap olmaktan çıkarmanın ne tutarlılığı var? Hangi ilkeye dayalı olarak denklemi İmralı, DEM, Kandil ve Edirne olarak kuruyorsunuz kafanız mı karışık yoksa bunun arkasında bir hesap mı var?”

“Türkiye’nin kadim meseleleri günlük hesaplara kurban edilemez”

Saadet Partisi Genel Başkanvekili Mahmut Arıkan’da Saadet – Gelecek grup toplantısında konuştu. Arıkan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Dünden beri bir dönüm noktası tartışması sürüp gidiyor. Türkiye nevzuhur bir ülke değildir Türkiye bin yıllık bir devlet geleneğinin üzerinde oturmaktadır. İkincisi terör sorunu nedeniyle on yıllardır çok şeyler kaybettik. Zamanımızı, kardeşliğimizi, evlatlarımızı, huzur ve güvenliğimizi kaybettik. Geleceğe ilişkin umutlarımızı kaybettik. Dolayısıyla Türkiye’yi yönetmek, Türkiye üzerine konuşmak ciddi bir sorumluluk ister.

Bu ülke ağzınıza her geleni söyleyebileceğiniz bir kabile devleti değildir. Bu topraklar el yükselterek üzerinde kumar oynayacağınız bir masa da değildir. Bu hatırlatmadan sonra şu uyarıyı yapmak isterim böyle bir Türkiye’nin kadim meseleleri günlük hesaplara kurban edilemez. Politika ve stratejisi küçük siyasi hesaplarla dizayn edilemez. İç politikaya dair matematik hesaplarla ülkemizin yaralarını kaşımaya toplumun sinir uçlarıyla oynamaya kimsenin hakkı yoktur.

Şunu açıkça ve gönül rahatlığıyla buradan beyan ediyorum. Biz Türkiye’nin meselelerini çözmek gibi derdi olan herkesle oturur konuşuruz. Biz her problemi, muhatabıyla meşru ve hukuki bir çerçevede müzakere ederiz. Dolayısıyla, hali hazırda toplumsal, siyasal ve hukuki karşılığı bulunan aktörler varken yeni muhataplar aramak iyi niyetli bir çaba değildir. Küçük hesapların bir yansımasıdır.

Bu arayış, yeni cepheler açma arayışı, yeni kutuplaşma ve gerilimlerin temelini atmaktır. Öncelikle bu kimin planı? Cumhur ittifakının mı? ABD-İsrail ikilisinin mi planı? İkincisi dünkü davet Irak, Suriye, İran ve Türkiye’nin yaşayacağı yeni sıkıntıların bir fragmanı mı? Çok açık ifade edeceğim: Biz, ülkeyi değil kendi çıkarlarını merkeze alan her türlü hamlenin karşısında, milletimizin menfaatine olan her türlü çabanın yanında olacağız.

Yani; bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ‘Hayra motor, şerre fren olmaya’ devam edeceğiz. Kısacası; terör belası çözülecekse, samimi iseniz, elinizi taşın altına koyacaksanız, Biz gövdemizi dağların altına koymaya hazırız. Yok eğer küçük hesaplar peşinde, milleti oyalıyorsanız; Göreceksiniz bu millet Terörü de sizi de bu memleketten temizler. Sayın Numan Kurtulmuş’u ülke gündemini meşgul eden bu hadise ile ilgili olarak Mecliste kapalı oturum düzenlemeye davet ediyorum.”

Paylaşın

DEM Parti’den “Abdullah Öcalan’la Görüşüldü” İddialarına Yalanlama

DEM Parti kaynakları, Ömer Öcalan’ın Abdullah Öcalan ile görüştüğü iddialarına ilişkin, “Beklentimiz tecridin kalkması, görüşmelerin olağan seyri içinde olmasıdır. DEM Parti olarak spekülasyonlara inanılmamasını rica ediyoruz” dediler.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Öcalan gelsin TBMM’de DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Terörün bittiğini açıklasın, sonra da umut hakkı için başvurusunu yapsın” çağrısının ardından DEM Parti Urfa Milletvekili Ömer Öcalan’ın İmralı’ya gidişine izin verildiği yönünde haberler yayıldı. Bazı haber siteleri Ömer Öcalan’ın PKK lideri Abdullah Öcalan’la görüştüğünü iddia etti.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın haberine göre; DEM Parti kaynakları, Ömer Öcalan’a izin verildiği veya görüşme yaptığı yönündeki haberlerin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Parti kaynakları, “Ömer Öcalan, avukatlar ve siyasi heyetlerin gitmesinin önündeki engeller kalksın istiyoruz. Ömer Öcalan’a izin verilmiş ise gereği hemen yapılmalıdır. Beklentimiz tecridin kalkması, görüşmelerin olağan seyri içinde olmasıdır. DEM Parti olarak spekülasyonlara inanılmamasını rica ediyoruz” dedi.

Öğleden sonra toplanan DEM Parti MYK toplantısında “süreci dikkatle izleme, başta parti örgütleri ve DEM Parti tabanıyla birlikte tüm riskleriyle ele alma” kararı alındı.

Paylaşın

ABD’deki Halkbank Davası Kaldığı Yerden Devam Edecek

New York İkinci Bölge Temyiz Mahkemesi’nin “Halkbank ABD’de yargılanabilir” kararı sonrasında dava süreci New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde kaldığı yerden devam edecek.

New York Güney Bölgesi Federal Mahkeme’deki dava sürecinde seri duruşmalar için 12 kişilik jüri heyetinin belirlenme aşamasına gelinmiş; ancak Halkbank’ın ABD Anayasa Mahkemesi’ne başvurmasının ardından yüksek mahkeme kararını açıklayana kadar dava süreci durdurulmuştu.

VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’nun haberine göre; New York İkinci Bölge Temyiz Mahkemesi, Rıza Sarraf davasında sanık olan Halkbank’ın, Türkiye Cumhuriyeti’ne ait bir kamu bankası olduğu gerekçesiyle ABD’de yargılanamayacağıyla ilgili başvurusunu reddetti.

Halkbank, daha önce bir alt mahkemenin ABD’de yargılanabileceğiyle ilgili kararı bozması için ABD Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş; Yabancı Devlet Dokunulmazlığı Yasası (FSIA) kapsamında olduğunu iddia etmişti.

Anayasa Mahkemesi de uzun bir değerlendirme sürecinin ardından Halkbank’ın ‘genel hukuk’ kapsamında ABD’de yargılanıp yargılanamayacağıyla ilgili başvuruyu karara bağlaması için dosyayı İkinci Bölge Temyiz Mahkemesi’ne sevk etmişti.

İkinci Bölge Temyiz Mahkemesi geçtiğimiz Şubat ayında New York’ta yapılan duruşmanın 8 ay sonrasında kararını açıkladı. Üç kıdemli yargıçtan oluşan mahkeme heyetinin Halkbank davasıyla ilgili kararı oybirliğiyle aldığı belirtildi.

İkinci Bölge Temyiz Mahkemesi, 68 sayfalık gerekçeli kararında, yabancı bir devlete ait bir şirketin, ticari faaliyetlerinin suç teşkil etmesi halinde yargılanabileceğine hükmetti.

“Temyize dair tüm yasal haklarımızı kullanacağız”

Halkbank, Temyiz Mahkemesi’nin kararını açıklaması sonrasında yaptığı yazılı açıklamada bankanın İkinci Bölge Temyiz Mahkemesi’nin bugünkü kararıyla ilgili olarak, başta ABD Anayasa Mahkemesi nezdinde olmak üzere, temyize dair tüm yasal haklarını kullanacağını belirtti.

Halkbank, Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda (KAP) ABD’de banka aleyhine açılan ceza davasına ilişkin açıklamada bulundu.

Açıklamada, Halkbank’ın ABD’de devam eden ceza davasıyla ilgili süreçte; İkinci İstinaf Mahkemesinin 22 Ekim 2021’de yabancı devlet dokunulmazlığının bulunmadığına dair verdiği kararın, ABD Anayasa Mahkemesi nezdinde temyiz edildiği anımsatıldı.

Halkbank’ın açıklaması şöyle: “ABD Yüksek Mahkemesi, 19 Nisan 2023 tarihli kararıyla Halkbank’ın Yabancı Devlet Yargı Bağışıklığı Yasası (FSIA-Foreign Sovereign Immunities Act) kapsamındaki dokunulmazlık argümanını reddetmiş olmakla birlikte; ABD teamül hukuku (common law) kapsamında Halkbank’ın ABD mahkemelerinde yargılanamayacağı argümanının ise yeniden incelenmesi için dosyayı İkinci İstinaf Mahkemesi’ne iade etmişti.

ABD İkinci İstinaf Mahkemesi yeniden yaptığı inceleme sonucunda 22 Ekim tarihli kararıyla, Bankamızın teamül hukuku açısından dokunulmazlık talebini yine reddederek Bölge Mahkemesi’nin kararını onamıştır. Bankamız İkinci İstinaf Mahkemesi’nin 22 Ekim tarihli kararıyla ilgili olarak, başta ABD Yüksek Mahkemesi nezdinde olmak üzere, temyize dair tüm yasal haklarını kullanacaktır.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2019 yılında açılan dava ile ilgili “hukuksuz ve çirkin” tanımlamasında bulunmuş ve Ankara ile Washington arasındaki ilişkiler gerilmişti.

Paylaşın

Erdoğan’dan Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” Çağrısına Destek

Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısına destek veren Erdoğan, “Önümüzdeki seçimsiz 3.5 yıllık süreyi bir icraat seferberliğine dönüştürme çabasındayız. Haritalar yeniden kanla çizilmek istenirken, İsrail’in yaktığı yangın sınırlarımıza yaklaşırken iç cephemizi güçlendirmeye çalışıyoruz” dedi ve ekledi:

“85 milyona gelin bir olalım iri olalım gür olalım diyoruz. 85 milyon olarak bir araya gelebilelim istiyoruz. Yıllarca milletimizin arasına nefret tohumları saçanların şaibeli kurultayla bir köşeye atılması milletin birliği noktasında değerli bir kazanımdır. Muhalefeti esir alan çirkin dilin artık terk edilmesi, siyasette yeni bir sayfanın açılmasıdır. Muhteris siyasetçilerin bu iklimi baltalamasına müsaade etmemeliyiz. Gerilim ve sokak siyaseti sadece buna tevessül edenlere değil millete ve tüm ülkeye kaybettirecektir.

Kimsenin ülkemizin yükünü daha da ağırlaştırma hakkı olamaz. Şahsi hesap içine girenleri bu millet asla affetmez. İktidar muhalefet hepimizin kayıkçı kavgalarına prim vermemesi önemlidir. Doğru bulmadıklarımızı elbette eleştireceğiz. Partimize ve hükümetimize yönelik saldırıların cevabını vereceğiz ama bunları yaparken dengeyi koruyacağız, soğukkanlılığımızı muhafaza edeceğiz.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda gündeme yönelik açıklamalarda bulundu. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“AK Parti olarak biz böbürlenen, şımaran kadro değiliz. Biz millete hizmet ettikçe büyüyen siyasi partiyiz. Önümüzdeki ay 22. yılımızı tamamlıyoruz. 3 Kasım 2002’den beri durmadan dinlenmeden aşkla koşturuyoruz. Milletimize mahcup olacak hiçbir iş yapmadık. Gün oldu darbecilere meydan okuduk, gün oldu terör örgütlerine karşı canımızı ortaya koyduk, gün oldu elitlerin karşısına dikildik, gün oldu mafyalara çetelere, haksızlığa hukuksuzluğa baş eğmedik. Gece yarıları millete bildiri yayımladılar. Buruşturduk ve çöpe attık. Darbe yapmaya kalktılar, demokrasimize sahip çıktık. MİT krizi ile, 17-25 Aralık ile operasyon çektiler hiçbirine teslim olmadık. 15 Temmuz’da FETÖ’cü alçaklara aziz milletimiz ile sırt sırta vererek hadlerini bildirdik.

Tankların arasından kaçan korkaklar milletin direnişi keyfi kahveleri yudumlayarak televizyondan izlerken biz darbecilere meydanları dar ettik. Kaderin üstünde bir kader vardır dedik. darbecilerin hainlerin tekmilini birden bozguna uğrattık. Zaferlerimiz ile birlikte tevazumuzu da büyüttük. Kibre kapılanlardan asla olmadık. Milletin çizdiği rotadan bir an olsun sapmadık. Bu zorlu mücadele boyunca kendimiz bedel ödesek de millete ve memlekete bedel ödettirmedik.

Teröristler tarafından daha ömrünün baharındayken kalleşçe şehit edilen kardeşlerimiz oldu. Kaybettiğimiz nice yol arkadaşlarımız oldu. Bu arkadaşlarımızın kayıpları zamansızdı. Rabbim hepsine rahmet eylesin. Ankara il genlik kolları üyesi Betül Önderoğlu’na Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Ailesine sabır ve baş sağlığı diliyorum. Türkiye’ye hizmet yolculuğumuzu sürdüreceğiz. Her birinize mücadelemize verdiğiniz destek için şükranlarımı sunuyorum. Rabbime sizler gibi yol ve dava arkadaşları bahşettiği için şükrediyorum.

Himmet diyenlerin sonu iblisler gibi onursuz bir ölüm olmuştur. Bu hainler tüm uğraşlarımıza rağmen ağa babalarının eteğine yapışarak Türk adaletinden kaçmayı başardılar. Hakkına girdikleri insanların, döktükleri şehit kanlarının hesabını vermeden gittiler ama ilahi adaletten kaçamayacaklar. Allah’ın cezalandırması çetindir. Rabbimiz bu millete verdiği kötülüklerin zararlarını tek tek soracaktır. Devlet olarak FETÖ tamamen tasfiye olana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Nerede olurlarsa olsunlar FETÖ’cü sırtlan sürüsünün ensesinde muhakkak olacağız. Erol Olçok ve kıymetli evladı Abdullah Olçok olmak üzere şehit olan tüm kahramanları rahmetle minnetle yad ediyor ruhları şad olsun diyorum. Baş hainin ölümü ile şehit ailelerinin yüreği biraz olsun soğumuştur.

Kongre maratonumuzu hep ola geldiği üzere bir bayrak yarışı olarak sürdüreceğimize inanıyorum. Biz sadece vizyon gayret ufuk ve hizmet bakımından değil dava ahlakı ve arkadaşlığı bakımından da siyasi rakiplerinden farklıyız. AK Parti’de ‘Ben’e ve bencilliğe yer yoktur. Bu kadronun hamurunda biz var, bu kadronun kalbinde millete hizmet etme aşkı, Türkiye sevdası vardır. AK parti bir gönül hareketi olarak doğmuştur. Unutmayın biz başkaları gibi şahsi ikbal kavgası değil Türk milleti için biz istiklal mücadelesi yürütüyoruz. Bizim için esas olan halkın rızasıdır. Bizim için esas olan Türkiye’nin aydınlık geleceğidir. AK Kadrolar olarak millete hizmetkarlık için yola çıkmış dava arkadaşlarıyız. Fitne için nifak için AK Parti’nin sağlam kalesinde gedik açmak için pusuda bekleyenleri kesinlikle sevindirmeyeceğiz.

“85 milyon olarak bir araya gelebilelim istiyoruz”

Eski-yeni, genç-yaşlı demeden hep birlikte aşkla çalışmayı sürdüreceğiz. Partimiz ve ittifakımız ne kadar güçlü ise Türkiye de güçlüdür. emniyettedir emin ellerdedir. Biz zayıflarsak Türkiye de kan kaybediyor demektir. Sizlerden milletin umudunu omuzladığınızı unutamamanızı rica ediyorum. Son bir yılda üst üste yaşanan seçimlerle gerilen atmosferi dağıtmak için adımlar atıyoruz. Önümüzdeki seçimsiz 3.5 yıllık süreyi bir icraat seferberliğine dönüştürme çabasındayız. Haritalar yeniden kanla çizilmek istenirken, İsrail’in yaktığı yangın sınırlarımıza yaklaşırken iç cephemizi güçlendirmeye çalışıyoruz. 85 milyona gelin bir olalım iri olalım gür olalım diyoruz. 85 milyon olarak bir araya gelebilelim istiyoruz.

Yıllarca milletimizin arasına nefret tohumları saçanların şaibeli kurultayla bir köşeye atılması milletin birliği noktasında değerli bir kazanımdır. Muhalefeti esir alan çirkin dilin artık terk edilmesi, siyasette yeni bir sayfanın açılmasıdır. Muhteris siyasetçilerin bu iklimi baltalamasına müsaade etmemeliyiz. Gerilim ve sokak siyaseti sadece buna tevessül edenlere değil millete ve tüm ülkeye kaybettirecektir. Kimsenin ülkemizin yükünü daha da ağırlaştırma hakkı olamaz. Şahsi hesap içine girenleri bu millet asla affetmez. İktidar muhalefet hepimizin kayıkçı kavgalarına prim vermemesi önemlidir. Doğru bulmadıklarımızı elbette eleştireceğiz. Partimize ve hükümetimize yönelik saldırıların cevabını vereceğiz ama bunları yaparken dengeyi koruyacağız, soğukkanlılığımızı muhafaza edeceğiz.

Haksızlık karşısında kesinlikle sessiz kalamayız. İstiklal marşımız ile sorunu olanlara ve demokrasimizin altını oyanlara eyvallah demeyiz. İster baro ister avukat, ister gazeteci kılıklı terör seviciler olsun bunlara müsamaha ile yaklaşamayız. Türkiye’nin geleceğinde teröre yer olmadığını herkesin idrak etmesini bekliyoruz. Açılan bu tarihi pencerenin hırsa kurban edilmemesini istiyoruz. Hep beraber terörün olmadığı Türkiye’yi inşa edelim istiyoruz.

Hepimizi üzen bir çete operasyonu gündemde. Her ne kadar ülke gündemine yeni gelse de soruşturmanın başlaması bir buçuk yıl öncesine uzanıyor. Yürütülen titiz soruşturma ile çete üyelerine operasyon yapılarak ele başları tutuklanıyor. 22 kişi şu an cezaevinde. Sağlık bakanlığımız Tekirdağ’da bir hastaneyi kapatıyor, İstanbul’da 9 hastane ruhsatı iptal ediyor. Hepsi ile ilgili adli idari işlemler gecikmeksizin yapılıyor. Muhalefetin Türk ordusuna iftira atan tabipler odası ile sağlık sistemimizi hedef alması ülkemiz siyaseti adına büyük bir şuursuzluk. Bebeklerin ölümü üzerinden siyaset yapmak vicdan tutulmasından başka bir şey değildir. 1 buçuk milyonluk sağlık ordumuzu kimse töhmet altında bırakamaz.

Birkaç çürük elma yüzünden sağlık çalışanlarımızın hırpalanmasına müsaade edemeyiz. İnsanlık müsveddesi bir çete var. Devletimizin vatandaşlarımıza daha kaliteli hizmet sağlamak için sağladığı imkanı istismar ederek böyle alçakça bir eylemi gerçekleştirmiştir. Böyle bir barbarlığı yapanlardan bunun hesabı en ağır şekilde hukuk önünde sorulacaktır. Bu canilerin bir daha gün yüzü görmemesi için cumhurbaşkanı olarak konunun bizzat takipçisi olacağım. sağlık ve adalet bakanlarıma net şekilde talimat verdim. Rabbim kimseye böyle acılar yaşatmasın. Özel sağlık kuruluşlarının ücretlendirmesi ile ilgili sık şikayetler alıyoruz. Sağlık sistemimize zarar veren kötü alışkanlıkların yeniden nüksettiğine dair serzenişler duyuyoruz. Bunun üzerine gideceğiz. Türkiye gerek kapsayıcılık gerek erişilebilirlik noktasında dünyadaki en iyi sağlık sistemlerinden birine sahiptir. Gözünü para hırsı bürüyen fırsatçıların sistemi sabote etmesine izin vermeyeceğiz.”

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi, Belediyelerin Yetkilerinin Kısıtlanmasına “Dur” Dedi

Anayasa Mahkemesi (AYM), Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yetkisini genişleten Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ni iptal etti. Kararın gerekçesinde; mahalli idarelerin kuruluş ve görevleri ile ilgili yetkilerin kanunla düzenlenebileceğine yer verildi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yetkisini genişleten Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde yer alan 3 maddeyi Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşımıştı.

15 Ekim 2023’te yayımlanan Cumhurbaşkanı Erdoğan imzalı kararnameyle, belediyelerin kentsel dönüşüm, altyapı, köprülü ve katlı kavşak yapımındaki yetkileri; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğü, Yapı İşleri Genel Müdürlüğü ve Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’na verildi.

CHP, kararnamedeki 3 maddeyi iptal istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıdı. DW Türkçe’den Alican Uludağ‘ın haberine göre AYM, 3 maddeyi de “Konu bakımından yetki yönünden Anayasa’ya aykırı olduğu” gerekçesiyle iptal etti. Karar 9 ay sonra yürürlüğe girecek.

Kararın gerekçesinde; mahalli idarelerin kuruluş ve görevleri ile ilgili yetkilerin kanunla düzenlenebileceğine yer verildi. Ayrıca iyileştirme, yenileme, dönüşüm ve imar uygulamaları kapsamında her türlü altyapı, katlı ve köprülü kavşak gibi yapıların mülkiyet hakkına ilişkin olduğu ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenmeyecek yasak alan içinde kaldığı vurgulandı.

Mahkeme, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ile yenileme alanı ilanına ilişkin gerekli hazırlık işlemlerini yürütme ve görevinin de kanunla düzenlenebileceğini belirtti.

Paylaşın

Özel’den Bahçeli’ye: El Yükseltiyorum… Kürtlere Bir Devlet Teklif Ediyorum

Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a dönük yaptığı çağrıyı değerlendiren Özgür Özel, “Devlet bey çok sık döner. Devlet beyin bugünkü açıklaması Meclis’i dışlamaktadır. Ne yapılacaksa TBMM’de yapılmalıdır. Tam bir toplumsal mutabakat olmadan sonuç olmayacak. Bu iş çözülecekse bütün partilerinin içinde olduğu bir masada konuşulmalı” dedi ve ekledi:

“Bu plan Türkiye’nin sorunu çözmek yerine Recep Tayyip Erdoğan’ın planını çözmek gibi görünüyor ve bu yüzden kötü kokuyor. Bana diyorlar ki Devlet Bey el yükseltti, ne yapalım, sen de yükselt. El yükseltiyorum Devlet Bey. Kürtlere bir devlet teklif ediyorum. Tam olarak kendilerine ait hissetmeyen bütün Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti devletinin sahibi olmayı teklif ediyorum. Kendini öteki hissetmediği tüm demokratik siyaset kanallarının açık tutulduğu, üniversitelerde öğrencilerin haklarının yenmediği, demokratik hakların dünya standartlarında olduğu bir ülke yapalım, Kürtleri Türkiye Cumhuriyetinin sahibi yapalım. Biz kurucu parti olarak buradayız, her şeyi hep birlikte yapmayı teklif ediyoruz. Hodri meydan.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Özgür Özel konuşmasında şunları kaydetti: “Geçen hafta insanlık adına utandığımız haberler aldık, para için yeni doğmuş bebeklere musallat lan bir şebeke ortaya çıktı. Bebekleri annesinin kucağına kavuşmadan kuvöze alan ve bunu yaparken bebeklerin sağlığı ile oynayan çetenin yaptıkları hepimizi insanlığımızdan utandırdı.

Çok da berbat bir şey yaptı bu çete sağlık çalışanlarına pandemide duyulan güveni bir düşünün bu çürük elmalar, hekimleri yeni doğan hemşirelerini sağlık emekçilerini zan altında bırakan, geçmişte evladını kaybetmiş ailelerde bir travma yarattı. Kolay da atlatamayacağız. Hepimiz çok üzgünüz. Devlete olan güvenin azalmasıyla CHP’ye ihbarlar yapıyor. Meselenin şu ana kadarki kısmı gösteriyor ki maalesef yine haklı çıktık. Sağlığı piyasalaştırmayın, özel hastanelere bu kadar alan açmayın, devleti bu alandan çekip bu alanı sermayeye açmayın derken, ne kadar haklı olduğumuz bir kez daha ortaya çıktı.

Öyle bir noktadayız ki son 3 sağlık bakanının 2’sinin özel hastanesi var zaten. Bir tanesi de bu olaylar yaşanırken il sağlık müdürü o da şimdiki bakan. Savcı tehdit edilmese, o hastanelerin yenidoğan ünitelerinde bebekler yatıyor olacak. Geçen sene eylülden ekimden itibaren bebekler ölmeye devam etmiş, bebekler ölmeye devam edecekti. Yenidoğan bebekleri hasta ederek kazanç sağlamaya çalışanlara olanak sağlayanın bu iktidarın sağlık politikaları olduğunu görmeyenler hiçbir şeye şaşırmasın bu ülkede.<

İlk yapılması gereken iş şu anki Sağlık Bakanı’nın, toplumla inatlaşmamak için görevi bırakması lazım Kendisini kişisel sebeplerle değil, ilkesel bir yerden istifaya davet ediyorum. Şu anda işgal ettiği konum adaletin önünde engeldir, milletin vicdanının önünde fevkalade engel bulunmaktadır. Bugün arkadaşlarımız gerekli başvuruları yapacak. Suç duyurularında bulunuyoruz, bu meselenin hukuken takipçisi olmaya devam edeceğiz.

15 Temmuz’da silahlı bir terör örgütü olan FETÖ’nün ele başı Pensilvanya’da öldü. Aldığı vebalden daha ağır bir veballe öbür dünyaya giden kaç kişi vardır bilmiyorum. Mülakatta kendi çetesinden değil diye elettiği gençler, kurumlarda mobbing yaparak işin ettikleri, bu dünyada adalet önünde hesap vermeden, onun Türkiye’ye getirilememesi sözde müttefik ABD’nin onun hamiliğine nasıl soyunduğunun ispatıdır.

Ülkede darbeye kalkışmış, kendi altına verilen tankla bu milletin evlatlarını ezmiş bir çetenin liderini ABD’den alamamış olmaya sessiz kalanlar şimdi çıkmışlar arkasından konuşuyorlar. Bu Fethullah Gülen öldü gitti günah kapısı açıktır arkadaşlar. Hakkı yenenlerin mağduriyetleri devam ettikçe günah kapıları açıktır. Ona ne istediyse verenlerin de günah defterine bunlar işlenmektedir.

Yetkiyi FETÖ ile mücadele diye aldılar, ne kadar solcu varsa KHK ile attılar. Hangi görüşten olursa olsun KHK ile Meclis’in yetkisi OHAL’de Erdoğan tarafından kullanılırken, iftirayla yanlış tespitle, evladını okuturken imkan yok, evladını bunların dersanesine yollamışlar gibi makul terörle ilişkili olmayan kişilere hakimler ‘sen suçsuzsun kardeşim’ diyorsa, hangi birisini bir gün daha işine iade etmiyorsanız aynı vebali siz de alıyorsunuz.

Ben Fernas işçilerine yürekten teşekkür ediyorum. Bu millete çok önemli bir şey gösterdiler. İnsanlık dışı şartlarda çalışanlar Soma’dan çıktılar Ankara’ya yürüdüler. Yalınayak durdular, parklarda yattılar. Bağımsız Maden İş Soma’nın onurudur, Manisa’nın onurudur. Duymuş bir yerden zevzek, ‘Özgür bey de o sendikayı sevmiyor’ diyor. O sendika Manisa’nın onurudur gururudur. Buradan ifade ediyorum 1 Ocak tarihinde, bunlara hakkını vermeyiz diyenler olursa, bu parti ve Fernas işçilerinden çok şey öğrenen Türkiye kamuoyu onların yanındadır. Sakın buna kalkışmayın. 30 bin liranın altında bir asgari ücret asla kabul edilemez.

Bugün Esad Suriye’de genel af ilan etti. Tam zamanı Esad ile el sıkışmanın Türkiye’dekileri Suriye’ye geri yollamaya. Bu (Erdoğan) Esad’la konuşacağına, Almanya’ya ‘Korkmayın Lübnan’dan gelirlerse de size geçemezler’ demektedir. Sayın Erdoğan bizim işsizimiz bize yetmektedir, bizim yoksulumuz bize yetmektedir. Evlatlarımız işsizlikten kırılmaktadır. Buradan sonra yapılacak anlaşmanın Avrupa’nın mültecisini Türkiye’de tutup aferin almak değil Türkiye’deki sığınmacı sorununu çözmektir. Yapacaksan yap yoksa çekil oradan. Yoksa biz geleceğiz biz yapacağız.

Kimileri tarihin akışının değişeceği bir değişikliğin olduğu bir gün olarak ifade ediyorlar. Sayın Bahçeli’nin TBMM’de yaptığı konuşmayı takip ettik. Kapalı kapılar ardından bir takım müzakereler yürütülüyor. TBMM’nin yetkisinde olan bir af Bahçeli’nin kendi ifadesiyle, başka hiçbir şeye gerek olmadan tecrit kaldırılsın, Öcalan Meclis’e gelsin. Örgüte silah bırakma çağrısı yaptın. Bütün sorunlar bitmiştir diyen bir dille karşı karşıyayız.

Türkiye’de bir daha şehit gelmeyecekse, kan akmayacaksa, anaların gözyaşı duracaksa, Türk’ün de Kürt’ün de gözünden akan yaş duracaksa, askere Mehmetçiğe namlular doğrulmayacaksa, söylenen her söz kıymetlidir. Bütün geçmişte yaşadıklarımıza rağmen kıymet veriyoruz, CHP olarak diyoruz ki terörün bitmesine biz tam destek vereceğiz. Ancak bunu yapan kişiye, sanki bunu tek başına yapacakmış diye, olmayan bir güç kuvvet atfeden kişiye şunu söylemek isterim.

Geçmişte biz o partiyle sizin kurduğunuz gibi bir ilişki kuruyoruz, sohbet ediyoruz ya da seçimlerde adayımıza Kürt seçmenden destek alıyoruz diye ne sahte videolarınız kaldı ne etmediğiniz hakaret aldı. Ama bu partiye ne terörist dediğini kaldı ne başka hakaret kaldı.

Bahçeli’nin geçmişte söylediği her lafın ne kadar boş ve yalan olduğunu siz gördünüz. Ben bunları hepinizin vicdanlarına havale ediyorum. Devlet bey zaten çok sık döner, o döndü diye biz de doğru bildiğimizi söylemekten geri durmayacağız. Geçmişteki laflarının tekrarıdır, yine Meclis’i dışlamaktadır. Ne yapılacaksa TBMM’de yapılacak, şeffaflıkla yapılacak, tutulamayacak bir söz verilmeyecek ve samimiyetle yürütülecek. Tam bir mutabakat olmadan sonuç olmaz, olmayacak. Daha sonrası daha kötü başlayacak ve daha kötü üzüleceğiz.

Biz asla barışa kardeşliğe karşı çelişkili bir söz söylemeyeceğiz. Silahların bırakılmasını savunurken, 86 milyonun kucaklaşmasını savunurken, sesimiz titremez bizim. Çık şeffaf Türküyle Kürdüyle herkesin gözü önünde bir süreci savunuyoruz. Milleti birbirine düşman edecek her hareketin karşısında durduk. Sayın Bahçeli’nin Erdoğan’ın ‘Kürt sorunu yoktur’ demesiyle Kürt sorunu bitmez. Kürtlerin talep ettikleri barışçıl anayasaya uygun eşit yurttaşlık meselelerini çözmeden, bir kişiye özgürlük, bir kişiye ev hapsi teklif ederek bu sorunu çözemezsiniz.

“Kürtleri Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi yapalım”

TBMM’nin odak olduğu, içinde olduğu, bir kez daha söylüyorum 86 milyona ‘Biz beraberiz sizin için en doğrusunu yapmaya kararlıyız.’ 86 milyonu barıştırmak adına atılan her adımı önemsiyorum.

Devlet bey ben de Kürtlere bir devlet teklif ediyorum. Tam olarak kendilerini devlete ait hissetmeyen Kürtlere, Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi olmayı teklif ediyorum. Kendini öteki hissetmediği tüm demokratik siyaset kanallarının açık tutulduğu, üniversitelerde öğrencilerin haklarının yenmediği, demokratik hakların dünya standartlarında olduğu bir ülke yapalım, Kürtleri Türkiye Cumhuriyetinin sahibi yapalım. Biz kurucu parti olarak buradayız, her şeyi hep birlikte yapmayı teklif ediyoruz. Hodri meydan.”

Paylaşın