Çözüm Süreci Tartışmaları: Özgür Özel’den TBMM Vurgusu

Selahattin Demirtaş ziyareti sonrası basın mensuplarına açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Sayın Demirtaş’la birlikte memleketin neredeyse tüm sorunlarını hızlı hızlı ve son derece kıymetli değerlendirmelerini de Sayın Demirtaş’ın dinleyerek, müzakere ettik…” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Toplumsal barış için başlangıcın kadın haklarından, çocukların korunmasından başlaması konusunda mutabakatında konuştuk. Elbette adalet konuştuk, adaletsizliği iliklerine kadar yaşayan iki kişi ile birlikte. Elbette ekonomik krizi ve bu ekonomik krizin toplumun en kırılgan kesimlerini nasıl zorladığını konuştuk…”

“TBMM’nin odakta olmadığı hiçbir sürecin sonuç almadığını” söyleyen Özgür Özel, Selahattin Demirtaş ile gelecekte de diyaloğu sürdüreceklerini belirtti.

Özel, “Çok yakından takip edeceğimiz bir süreçte Sayın Demirtaş’ın öneminin altını bir kez daha çiziyorum. Herkes başka aktörlere çağrı yapıyor, yapılsın… Asıl olan Türkiye’nin çıkarları için doğru adımın hep beraber atılmasıdır. Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda engelleyeceği olmayacaktır. Tarih önünde, gelecekte bu günler hatırlandığında gurur duyacağımız bir pozisyonda olacağımızı açıkça ifade etmek istiyorum” dedi.

CHP lideri ayrıca, ilerleyen günlerde bu tartışmaya odaklanarak “bir sis etkisiyle yoksulluğun, işsizliğin, satın alma gücünün görünmez kılınmasına” izin vermeyeceklerini de vurguladı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) tutuklu olan eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı ve eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı’yı Edirne F Tipi Cezaevi’nde ziyaret etti.

CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun eşlik ettiği Özel’in cezaevi ziyareti yaklaşık üç saat sürdü. Özel, Demirtaş ve Mızraklı ile görüşmesinin ardından cezaevi önünde gazetecilere açıklamalarda bulundu. Özel, “Gecikmiş bir ziyaretti” dedi, “Selahattin Demirtaş ile konuşmadan doğudaki altı ile gitmenin bir anlamı olmayacağını” söyledi, “yeni çözüm süreci” tartışmalarına ilişkin şöyle konuştu:

“Türkiye demokratikleşmeye önem verecekse, bunun adımı atılacaksa tüm aktörler kıymetlidir. Ancak Selahattin Demirtaş gibi bir aktörün öneminin altı da kalın kalın çizilmelidir. Gelecekte iyi şeyler olacaksa kimse kimseyi engellememeli… 86 milyonun çıkarı birlikte gözetilmelidir. Çok kolay bir muhalefet imkanı varken, Sayın Bahçeli’nin bugüne kadar bize ve DEM’e söyledikleri, bunları yapmak varken ‘uzatılan el doğrudur’ demeye devam ediyoruz. Ancak bu süreci çok yakından ve dikkatle takip ediyoruz…. Herkes kendine göre bir tarif yapıyor. Ben bir tarif yapacak değilim. Bölgeye gideceğim, altı günde altı ili ziyaret edeceğim, döndüğümüzde genel bir değerlendirmede bulunacağım…”

CHP Genel Başkanı, ziyaretine dair, “Sayın Demirtaş’la birlikte memleketin neredeyse tüm sorunlarını hızlı hızlı ve son derece kıymetli değerlendirmelerini de Sayın Demirtaş’ın dinleyerek, müzakere ettik… Toplumsal barış için başlangıcın kadın haklarından, çocukların korunmasından başlaması konusunda mutabakatında konuştuk. Elbette adalet konuştuk, adaletsizliği iliklerine kadar yaşayan iki kişi ile birlikte. Elbette ekonomik krizi ve bu ekonomik krizin toplumun en kırılgan kesimlerini nasıl zorladığını konuştuk…” açıklamasını yaptı.

“TBMM’nin odakta olmadığı hiçbir sürecin sonuç almadığını” söyleyen Özgür Özel, Selahattin Demirtaş ile gelecekte de diyaloğu sürdüreceklerini belirtti.

Özel, “Çok yakından takip edeceğimiz bir süreçte Sayın Demirtaş’ın öneminin altını bir kez daha çiziyorum. Herkes başka aktörlere çağrı yapıyor, yapılsın… Asıl olan Türkiye’nin çıkarları için doğru adımın hep beraber atılmasıdır. Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda engelleyeceği olmayacaktır. Tarih önünde, gelecekte bu günler hatırlandığında gurur duyacağımız bir pozisyonda olacağımızı açıkça ifade etmek istiyorum” dedi.

CHP lideri ayrıca, ilerleyen günlerde bu tartışmaya odaklanarak “bir sis etkisiyle yoksulluğun, işsizliğin, satın alma gücünün görünmez kılınmasına” izin vermeyeceklerini de vurguladı.

Gazetecilerin sorusu üzerine Özel, Fethullah Gülen’in ölümüne dair de açıklamada bulundu, “tehlike geçmedi” dedi: “Kişiler öldüklerinde öbür dünyaya veballe gidiyorlarsa herhalde bu dünyadan öbür dünyaya en çok veballe giden kişi Fethullah Gülen’den başkası değildir. Gerisinde çok acılar, çok kötülükler bıraktı ve gitti. Gittiği yerde hesabını verir. Türkiye’de yargı önünde vermesini isterdik, olmadı… Türkiye’de belki aktiviteleri görünür değil ama dünyanın dört bir yanındalar… Devletin içine sızıp devletin silahını kendi silahı yapmış bir silahlı terör örgütünden, onun liderinden bahsediyoruz… Sadece kurucusu öldü, örgüt ortada duruyor. Bu tehlike geçti gibi bir düşünceye kimse kapılmasın.”

Açıklamaları sırasında Özgür Özel “yenidoğan çetesi” skandalına karışan hastanelerin kamulaştırılmasını da istedi, Gülen hareketine bağlı kurumlara yönelik uygulamaları hatırlattı: “Nasıl Türkiye’ye ihanet ediyorlar diye bu Fethullah Gülen cemaatinin bütün hastanelerini kamulaştırıldınız, bundan büyük ihanet mi olur, gelin bu hastaneleri kamulaştırın. Bu hastanelerden hizmet alanları zora sokmadan, devlet hastanesi olarak derhal atamaları yapalım. Hastanesinde bir bebeğin hayatıyla oynayarak zenginleşen ya da bunların yapılmasına engel olamayanlar da görsünler başlarına geleni… Yenidoğan çetesine alan açan bir hastanenin de o hastanenin sahibinin elinde kalmaması lazım.”

“Sorunların çözüm yolu siyaset, çözüm kurumu TBMM’dir”

Özgür Özel’i ziyaretinin ardından, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da bir açıklama yaptı. Özel’e ziyareti için teşekkür eden Demirtaş; “Toplumsal birliğe, güçlü beraberliğe, adalete ve barışa susamış, ekonomik krizin yol açtığı yoksullukla boğuşan halkımızın yararına olduğuna inandığımız tüm konuları samimiyetle tartışma fırsatımız oldu” dedi.

Demirtaş açıklamasını şöyle sürdürdü: “Türkiye’de siyaset kanalları uzun yıllardır tıkalı durumdadır. Devlet işleyişi oldu bittilerle, Anayasa’ya aykırı uygulamalarla keyfi şekilde sürdürülmektedir. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “normalleşme, yumuşama” diye ifade ettiği sürecin ayaklarının yere basması, ete kemiğe bürünmesi isteniyorsa yapılması gereken ilk şey, hukukun üstünlüğüne her alanda saygı duymaktır. Bu olmadan siyaset kanalları da açılmaz, normalleşme zemini de oluşmaz. Türkiye’deki sorunların çözüm yolu siyaset, çözüm kurumu da TBMM’dir.

Sayın Özel’in ziyareti vesilesiyle bu konularda görüş alışverişinde bulunma fırsatını yakalamış olduk. Gelir adaletsizliğinden demokrasiye, dış politikadan Kürt sorununa, doğa haklarından emeklilerin, gençlerin, çocukların ve özellikle kadınların sorunlarına kadar birçok konuda verimli bir tartışma yürüttük, son günlerde açığa çıkan bebek katliamını ve sağlık sistemini ele aldık. Ayrıca Türkiye’nin temel sorunlarının çözümünde siyasetin rol üstlenmesinin, diyaloğun ve iş birliğinin öneminin altını çizerek el sıkışma seremonisinin devamının gelmesi için siyasete şans tanınması gerektiğini ifade ettim.

Bu aşamada, seçim hesaplarına girmeden, ittifak yarışlarıyla tartışmanın önünü kesmeden, barış için herkesin katkısının önemine değindim. Sayın Özgür Özel ile yaptığımız bu anlamlı ve değerli görüşmenin absürt bir yönü vardı, o da görüşmeyi cezaevinde yapmış olmamızdı. Umarım Kobani ve Gezi kumpas davaları rehineleri başta olmak üzere, Sayın Selçuk Mızraklı ve Sayın Bekir Kaya dahil tüm siyasi tutsakların hakları bir an önce iade edilir ve özgürlüklerine kavuşurlar, bu zalimce adaletsizlik son bulur. Ayrıca İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Sayın İmamoğlu’na yönelik siyasi yasak girişimleri gibi yargısal operasyonlardan da artık vazgeçilir.

Bizler her şart ve koşulda demokratik siyasette ısrarcı olacağız ve demokrasinin, toplumsal barışımızın sağlanması için üzerimize düşen sorumluluğun gereklerini yerine getireceğiz. Ayrıca, kurumsal işleyişimize uygun bir şekilde, görüşmenin içeriğini avukatlarım aracılığıyla DEM Parti Genel Merkezine aktaracağım. Sayın Özel’e bu anlamlı ziyareti nedeniyle bir kez daha teşekkürlerimi sunarken kendisine başarılar diliyor, şahsında tüm Cumhuriyet Halk Partililere içten selam, sevgilerimi gönderiyorum.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Özel’e: Her Gün Erken Seçim Demek Yerine, Sorun Çözmeliyiz

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Lideri Özgür Özel’in erken seçim çağrılarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bir muhalif partinin her gün ‘erken seçim’, demesi yerine, ben partimin her gün ülkenin sorunlarına çözüm önerilerini anlatan bir parti olmasını daha doğru bulurum” yanıtını verdi.

İmamoğlu, Yavaş ve Özel ile parti içinde diyalog kanallarının açık olduğu mesajı da verdi: “Ortak akıllı süreci en doğru yere ulaştırmak konusunda kararlı bir ekibiz. Genel başkanım en az benim kadar kararlı. Bu konuda birbirimizi tamamlayarak, birbirimize katkı sunarak en başından beri mutlaka bu az önce söylediğimiz bütün olumsuzlukların müsebbibi süreci sona erdirerek, Türkiye’yi çok aydınlık bir sürece taşımak konusunda karalı bir ekibiz.”

Türkiye Belediyeler Birliği ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ankara’da gazetecilerle bir araya gelerek yaklaşık üç saatlik bir toplantıda gündeme dair sorulara yanıt verdi.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın aktardığına göre; CHP’nin cumhurbaşkanlığı adaylığı için en güçlü iki isimden biri olan İmamoğlu, daha önce farklı yorumlanabileceği ve dedikodulara yol açabileceği gerekçesiyle böyle bir toplantıya fırsat bulamadığını belirtti ve TBB Başkanı olarak bu toplantıyı gerçekleştirdiğini ısrarla vurguladı.

İmamoğlu, bu toplantının “Ankara’ya ısınıyor, Ankara’ya açılıyor” biçiminde yorumlanmasının doğru olmayacağını ifade etti.

Türkiye’de büyük bir çürüme ve çöküş olduğunu belirten İmamoğlu’na, bir çıkış yolu olarak bir erken seçim bekleyip beklemediği sorusu yöneltildi. İmamoğlu, erken seçime ‘milletin karar vereceğini’ ifade etti. Ancak İmamoğlu, önümüzdeki seçimlere ilişkin de bir özeleştiri yaptı:

“Bugün itibariyle bu seçimi kazanacak bir iktidar önümüzde yoktur. Bu seçimi kaybedersek bir tek muhalefet olarak biz kaybederiz. Kendi hatalarımızla, eksiklerimizle, uyuşmazlığımızla ya da hazırlıksız olmamızla kaybederiz.

“Bu manada da buna fırsat vermeyecek bir muhalefet yapısını kurmak, toplumsal muhalefeti güçlü bir biçimde bir araya getirmek, çocuklarını dahi, gençlerini dahi Türkiye’nin geleceğini nasıl hazırlayacağını, kalem kalem her konuda izah edecek hale getirecek bir muhalefet duruşu ve ortak aklın hakim olduğu bir ortam bize seçimi kazandırır.”

İmamoğlu bu özeleştirisinin altını çizdi ve hatta toplantının sonunda bir kez daha bu ifadeleri tekrarladı.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine “ahmak” dediği iddiasıyla yargılandığı ve hakkında siyasi yasak istenen davayla ilgili değerlendirmelerde bulunan İmamoğlu, kendisinin adalete inancını korumak istediğine vurguladı.

Dava yargıcının teamüle uygun olmayan şekilde değiştirilip, Samsun’a sürüldüğünü anımsatan İmamoğlu, AKP’li bir belediye Meclis üyesinin de “’Hakimin Samsun’a neden sürüldüğünü birazdan anlatacağım” sözleriyle bunu itiraf ettiğini vurguladı.

İmamoğlu, “yargısal tacize uğradığını” söyledi: “İşin özü şudur; ben kimseye ‘ahmak’ demedim. Bana ‘ahmak’ diyene sözümü iade ettim, çok net. Ben ciddi bir yargısal tacize uğradığımı düşünüyorum. Bazen yurt dışında soranlar oluyor, anlatın diye, nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Utanıyorum ve anlatamıyorum.”

Yargıyı silah olarak kullanıp, siyasi menfaat sağlamanın, millette karşılığı olmadığını, bunun en somut örneğinin de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi süreci olduğunu belirten İmamoğlu, “Bu millet mağdur edilenin yanında olduğunun ve bunun en güçlü cevabını da 23 Haziran 2019’da verdiğini daha dün yaşadınız. O bakımdan umarım bu yanlıştan dönerler” dedi.

“Takım arkadaşıyız, yol arkadaşıyız”

Sık sık “Cumhurbaşkanlığına aday mısınız?” sorusuyla karşılaşan İmamoğlu da aynı soru toplantıda da yöneltildi. “Günü geldiğinde, tabii bakarız” diyen İmamoğlu, adaylığa günü geldiğinde ”milletin”, ”partisinin” karar vereceğini ifade etti.

İmamoğlu, CHP Lideri Özgür Özel’in, cumhurbaşkanı adaylığı ile ilgili “Sağ açık Mansur Yavaş, sol açık Ekrem İmamoğlu” tarifine katılmadığını da ilk kez bu toplantıda açıkladı:

“Ben bu mevki işine hiç sıcak değilim, daha doğrusu pozisyon meselesine. Biz takım arkadaşıyız, yol arkadaşıyız. Bu işin sağ açığı, sol açığı olmaz. Yol arkadaşlığı müessesesi benim için önemlidir. Bunu ben genel başkanımla da paylaştım bu arada, yani paylaşmadığım bir duygu değil. Ve yol arkadaşlığı, takım arkadaşlığı meselesinin hedefi tektir. Ve biz o hedefe koşan insanlarız. O takımın içindeki insanlarız. Günü geldiğinde dediğim gibi hem partimizin kurulları hem de milletimiz en doğru kararı verecektir.”

Bu konuda Özel’e yaptığının “sempatik eleştiri” olduğunu vurgulayan İmamoğlu, Özel’in de kendisine hak verdiğini ifade etti.

İmamoğlu’nun Özel’e ikinci eleştirisi ise “erken seçim çağrısı” konusunda oldu. Özel’in ısrarlı çağrılarının anımsatılması üzerine İmamoğlu, erken seçimin zamanlamasını bilemeyeceğini vurgulayarak, “Bir muhalif partinin her gün ‘erken seçim’, demesi yerine, ben partimin her gün ülkenin sorunlarına çözüm önerilerini anlatan bir parti olmasını daha doğru bulurum” yanıtını verdi.

İmamoğlu, Yavaş ve Özel ile parti içinde diyalog kanallarının açık olduğu mesajı da verdi: “Ortak akıllıla süreci en doğru yere ulaştırmak konusunda kararlı bir ekibiz. Genel başkanım en az benim kadar kararlı. Bu konuda birbirimizi tamamlayarak, birbirimize katkı sunarak en başından beri mutlaka bu az önce söylediğimiz bütün olumsuzlukların müsebbibi süreci sona erdirerek, Türkiye’yi çok aydınlık bir sürece taşımak konusunda karalı bir ekibiz.”

“Ben görevimin başındayım ve İstanbul’a hizmet ediyorum”

İmamoğlu, cumhurbaşkanı seçilmesi halinde parlamenter sisteme dönmeye sıcak bakmadığı yorumlarına da yanıt verdi. Cumhurbaşkanının mevcut sistemle seçileceğini anımsatan İmamoğlu, “kontrolsüz” dediği mevcut sistemin değişmesini istediğini vurguladı.

Sistemi düzeltmek için yeni anayasaya ihtiyaç olmadığını vurgulayan İmamoğlu, “Ama bu ülkenin gerçekten iyi bir anayasa düzeni için, gerçekten bugünü temsil eden doğru bir parlamentoya kavuşması lazım. Umarım o parlamento, doğru bir süreçte, iyi bir çoğunlukla ülkemizin demokratik ve hukukun üstünlüğü kavramlarıyla geleceğini hazırlayacaktır” görüşünü dile getirdi.

Son dönemde CHP kulislerinde, İmamoğlu’nun hakkındaki davadan siyasi yasak kararı çıkması ihtimaline karşı, CHP Genel Başkanı olması formülünün devreye sokulabileceği iddiaları konuşuluyor. “CHP Genel Başkanı’na siyasi yasak getirmenin daha zor olacağı” gerekçesiyle bu iddia dillendiriliyor. İmamoğlu, bu soruya temkinli yanıt verdi:

“Ben öyle bir fırsatçı insan değilim. Yani böyle bir gündemin bir parçası olmam. Olmadım da… Partimin genel başkanı var. Gerçekten böyle bir ‘sıradan dava’ bile denmeyecek bir meselenin işte kurtuluşu ‘partiye, genel başkanı ol’ vesaire… Ben görevimin başındayım ve İstanbul’a hizmet ediyorum. Böylesi bir kavramla değil ama bir süreç gelişir, oluşur ya da dönemimin sonu olur, başka bir vesile olur… Oluşana kadar da İstanbul’a hizmet etmeyi çok önemli buluyorum ve başarılı olmayı istiyorum. Öyle bir gündemim yok.”

İmamoğlu, parti yönetiminde yaklaşık bir yıl önce gerçekleşen değişim anımsatılarak, “değişim talepleri karşılandı mı?” sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Tabii ki eksiklerimiz var ama güzel olan şu; biz eksiklerimizi konuşuyoruz. Yani daha dün bile konuştuk. Haftada bazen iki kez konuşuyoruz. Benim şahsen tespit ettiğim ya da ekibimizin tespit ettiği ne varsa bunları anında genel merkezle paylaşan mekanizmalarımız var.

“Benim bizzat Genel Başkanla konuşmak ve paylaşma konusunda hiçbir engelim, hiçbir sınırım yok. Kaldı ki benzer bir durumu bana yaşatan bir Genel Başkanımız var. O muazzam bir fırsat alanı doğuruyor bize. Eksiklerimizi de birebir çok açık konuşabiliyoruz. Sadece ikili olarak da değil, kurullar çerçevesinde de dönem dönem konuşuyor, tartışıyoruz.”

CHP’nin oyunun düştüğü eleştirilerini de değerlendiren İmamoğlu, anketlerde büyük oranda partisinin birinci olma konumunu sürdürdüğünü, ancak “tarafsız seçmen”in büyüdüğünü ifade etti.

“Bu seçimi iktidar kazanamaz. Ancak biz istersek kaybederiz”

Başarı için her günün, saatin önemli olduğuna dikkat çeken İmamoğlu, “Umarım genel başkanımızın partimizdeki başarısı bizlerin şu anda aldığı şehirlerinde ya da ülke genelinde aldığımız sorumluluklardaki başarımız bizi iktidara taşıyacağına da inancım tamdır” dedi.

İmamoğlu, bir kez daha özeleştirisini anımsatıp, “Bu seçimi iktidar kazanamaz. Ancak biz istersek kaybederiz. Biz de milletimiz adına, milletimizin kazanması için kararlı bir ekibiz” diye konuştu.

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, Meclis’in yeni yasama yılı açılışında, DEM Partililer’in elini sıkması ile başlayan siyasette yumuşama atmosferi, “yeni çözüm süreci mi başlıyor?” sorularını gündeme taşımıştı.

İmamoğlu, ”Kürt sorununun, ülkenin en önemli sorunu” olduğu belirtirken, el sıkmanın değerli olduğunu, ancak Meclis ve toplumsal zeminde konunun tartışılması gerektiğini söyledi. Ancak iktidarın samimiyeti konusundaki kuşkusunu da dile getirdi:

“Benim tek dileğim ve isteğim bir an önce bu konuyla ilgili çözüm süreçlerinin, problemlerin tartışma süreçlerinin en uygar, medeni şekilde olgunlaşması. Buna ihtiyaç var. Ama bu bir seçim stratejisi ise, masaya pazarlık unsuru olarak getirilecekse valla hiç getirmesinler. Zarar verirler yarın iyi bir dönemin oluşmasına. Pazarlık değil, samimi konuşulma meselesi bu.”

İmamoğlu, İstanbul Barosu Başkanı seçilen İbrahim Kaboğlu’nun, Anayasa’nın ilk 4 maddesiyle ilgili yaptığı “Değişmez maddelere olumlu anlamda dokunulabilir” açıklamasını eleştirdi.

Kaboğlu’nun “talihsiz bir başlangıç” yaptığını belirten İmamoğlu, “Anayasa’nın ilk dört maddesi gayet olumlu bir biçimde, gayet güçlü bir biçimde tariflenmiştir ve bu dört maddenin Türkiye’mizde mevzu edilecek bir pozisyonu ve durumu yoktur. Bu çok net” dedi.

Fethullah Gülen’in ölümünü de değerlendiren İmamoğlu, “Türkiye’nin bir dönemine kara bir leke olarak işlenen örgütsel yapının başındaki insanı vefatından sonra Allah’a havale ediyorum, Allah bildiği gibi yapsın isterim” dedi. Gülen’in, Türkiye’ye büyük bir travma yaşattığına işaret eden İmamoğlu, göz yumulması halinde, Türkiye’de benzer örgütlerin “üreme kapasitesi” olduğuna işaret etti.

Paylaşın

Çözüm Süreci Tartışmaları: Ala’dan “Normalleşmeyi Artıralım” Yorumu

Yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin konuşan AK Partili Efkan Ala, “Biz anlatalım. Şimdi biz Cumhur İttifakı… Biz her gün konuşuyoruz. Ama diyoruz ki Türkiye’de, Türkiye’nin etrafında olup bitenlere bakıyoruz arkadaşlar. Türkiye’nin etrafında savaş var. Ukrayna, Rusya savaşıyor” dedi ve ekledi:

“Dünyanın eşi görülmemiş katliamları İsrail orada yapıyor. Lübnan’a saldırdı, Gazze’yi yok etti. İnsanlık gözümüzün önünde, değil mi? Tarumar ediliyor. Böyle bir vahşet görülmüş şey değil. Bir katliam çetesi, bir devlet örgüt gibi davranıyor. Hiçbir kural tanımadan her şeyi yok ediyor. Değerleri yok etti, insanlığı yok etti, vicdanı yok etti.”

“Bir sorunu bir ülke nasıl en az maliyetle çözer dersen siyasetle, diplomasıyla çözer. Şimdi bunun için biz diyaloğu çoğaltmak, uzlaşmayı çoğaltmak, konuşmayı çoğaltmak istiyoruz. Bir sene önce de Suriye’de savaş vardı. Bakın normalleşmeyi artıralım diyoruz.”

2015’te sona eren “çözüm süreci” döneminde İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) vekilleriyle tokalaşmasının ardından ‘yeni süreç’ tartışmalarına ilişkin ikinci kez konuştu.

Geçtiğimiz günlerde “Çözüm süreci masamızda yok” diyen Ala, Habertürk TV Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy’un sorularını yanıtladı. Ala, tartışmalara değinerek, “Şimdi ne yapıyoruz? Diyoruz ki daha fazla el birliği, daha fazla siyasi diyalog, daha fazla siyaset güçlensin. Normalleşmeyi artıralım diyoruz” dedi.

Ala, Ersoy’un “Beklentiniz ne? Mesela DEM Parti’nin PKK ile arasına mesafe koyması, PKK ile ilişkisi olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusuna “İlişkiler kesilecek. Bu konu tartışma konusu değil. Olduğu zaman da diyalog kurulamaz. Onun için biz şimdi bir diyalog zemini olsun istiyoruz. Herkes üzerine düşeni yapmalı. Yani biz başkalarını sürekli tanımlamayalım ama herkes de, her parti de Türkiye’de işler daha iyiye gitsin istiyor ise işlerin daha iyiye gitmesini sağlayacak inisiyatifleri almalı. Alıyoruz, bak Cumhur İttifakı olarak alıyoruz. Başkaları da alsın. Sen de değiş ve oturalım gibi bir şey mi? Bu kadar tefsire bile lüzum yok ki” yanıtı verdi.

Ala, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir dönem daha aday olacağı iddialarına da “Şimdi böyle şeyler, gereksiz tartışmalar. Yani biz anayasadan bahsediyoruz. Cumhurbaşkanımız girdiği her seçimi kazanmış. Bu anayasa değişikliğini de biz yapmışız. Öyle mi? Ve biz o kadar hesap içerisinde olsaydık o zaman yapmazdık bu anayasa değişikliğini. Bunlar gereksiz tartışmalar.

Yani kim yaptı anayasada? İki dönemi kim koydu? Var mıydı önceden? Biz koyduk. Şimdi mesele bu değil, mesele hazır siyaset vesayetten kurtulmuşken, her istediğini toplumu dikkate alarak konuşmak mümkün hale gelmişken, toplumda böyle bir beklenti içindeyken, biz de gelişmekte olan ülkenin üst seviyesi, gelişmiş ülkelerin de eşiğindeyken, şunu yapalım, bir fırsata dönüştürelim. Ondan sonra millet kararını verecektir” cevabını verdi.

“Türkiye’nin etrafında savaş var”

Ersoy’un, “Çözüm Süreci yeniden başlıyor? O yoksa ne oluyor? Bu tokalaşma, Cumhurbaşkanı’nın açıklaması, Öcalan’a çağrı, bazı görüşmeler, Sırrı Süreyya Önder’in teşekkür etmesi… Bir şey oldu. Ne oldu?” sorusuna da cevap veren Ala, şöyle dedi:

“Biz anlatalım. Şimdi biz Cumhur İttifakı… Biz her gün konuşuyoruz. Ama diyoruz ki Türkiye’de, Türkiye’nin etrafında olup bitenlere bakıyoruz arkadaşlar. Türkiye’nin etrafında savaş var. Ukrayna, Rusya savaşıyor. Dünyanın eşi görülmemiş katliamları İsrail orada yapıyor. Lübnan’a saldırdı, Gazze’yi yok etti. İnsanlık gözümüzün önünde, değil mi? Tarumar ediliyor. Böyle bir vahşet görülmüş şey değil. Bir katliam çetesi, bir devlet örgüt gibi davranıyor. Hiçbir kural tanımadan her şeyi yok ediyor. Değerleri yok etti, insanlığı yok etti, vicdanı yok etti.

“Bir sorunu bir ülke nasıl en az maliyetle çözer dersen siyasetle, diplomasıyla çözer. Şimdi bunun için biz diyaloğu çoğaltmak, uzlaşmayı çoğaltmak, konuşmayı çoğaltmak istiyoruz. Bir sene önce de Suriye’de savaş vardı. Bakın normalleşmeyi artıralım diyoruz.

“Seçimden sonra Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı geldi. Sayın Cumhurbaşkanımızı ziyaret etti. Sonra efendim normalleşme daha da tahkim edilsin diye açıklamalar yapıldı. Yani daha fazla diyalog, daha fazla karşılıklı uzlaşma, konuşma zemini olsun diyoruz Cumhur İttifakı olarak  ama ondan önce zaten her şeyi söyleyen Cumhuriyet Halk Partisi eski genel başkanı şimdi de bunlara nasıl karşı çıkıyor bakın. Değil mi? Nasıl mesela ağzı alınmayacak şeylerle açıklamaları yapıyor. Yani biz o zaman her şeyi mümkündü de mi yapmadık? Böyle bir şeyi dikkate almanız lazım. Şimdi müsait oldu, mümkün oldu, yapıyoruz.”

Paylaşın

“Yenidoğan Çetesi” Skandalı: Memişoğlu’ndan “Denetleme” Mesajı

Kamuoyuna ‘yenidoğan çetesi’ olarak yansıyan oluşumla ilgili tepkiler büyürken, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, “Bütün dünyanın takdir ettiği sağlık sistemimizi, kişisel çıkarları ve maddi menfaatleri için lekelemeye çalışanlara göz açtırmayacağız” dedi.

Haber Merkezi / Kemal Memişoğlu, “Mevcut denetleme sisteminin güncellenmesi ve her branştan konusunda uzman hekimler ve akademisyenlerden oluşan komisyonlar oluşturulacaktır. Özel hastanelere ilişkin denetimler aralıksız devam ederken Özel sağlık kurumlarına ilişkin yapısal reformlar da bakanlığımızın gündemindedir” ifadelerini kullandı.

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, gündemi sarsan “Yenidoğan Çetesi”yle ilgili açıklama yaptı. Sosyal medyadan açıklama yapan Memişoğlu şu ifadeleri kullandı:

“Sağlık sistemimizi suistimal ederek vatandaşlarımızı ve en değerli varlıkları olan evlatlarını tehdit edenlere göz açtırmamak için süregelen denetimlerimiz her zamankinden daha sıkı bir şekilde gece-gündüz yapılmaya devam edilecektir. Mevcut sağlık hizmetlerimizi hiçbir aksama ve suistimale izin vermeden sürdürürken, Bakanlığımızın denetim ekipleri sadece yenidoğan branşı için değil hastanelerdeki tüm branşların denetlenebilmesi amacıyla tam kapasiteyle sahada olacaktır.

Mevcut denetleme sisteminin güncellenmesi ve her branştan konusunda uzman hekimler ve akademisyenlerden oluşan komisyonlar oluşturulacaktır. Özel hastanelere ilişkin denetimler aralıksız devam ederken Özel sağlık kurumlarına ilişkin yapısal reformlar da bakanlığımızın gündemindedir.

Bütün dünyanın takdir ettiği sağlık sistemimizi, kişisel çıkarları ve maddi menfaatleri için lekelemeye çalışanlara göz açtırmayacağız. Afetlerde, salgın hastalıklarda büyük fedakarlıklarla görev yapan sağlık çalışanlarımızın itibarını da bir avuç açgözlü çeteye çiğnetmeyeceğiz!”

Bakan Tunç: Zerre kadar taviz vermeyiz

Öte yandan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, AK Parti Karabük Merkez İlçe 8. Olağan Kongresi’ne katıldı. Tunç, çıkışta basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını cevaplandırdı. “Yenidoğan çetesi” soruşturmasına ilişkin soru üzerine Tunç, bir vatandaşın 27 Mart 2023 tarihinde CİMER’e ihbarıyla başlayan bir süreç olduğunu anlattı.

Tunç, İstanbul’daki bazı özel hastanelerde, yenidoğan bakım ünitelerinin işletilmesinde maddi çıkar sağlandığı ve ihmal sonucu bebeklerin ölümüne neden olunduğu iddialarına ilişkin gelen ihbarlar neticesinde soruşturma başlatıldığını ifade etti.

Sağlık Bakanlığı’nın, bu ihbarları İstanbul İl Sağlık Müdürlüğüne ilettiğini bildiren Tunç, “bunun üzerine İl Sağlık Müdürlüğünün gecikmeksizin hem idari soruşturma başlattığını hem de adli soruşturma için Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu” kaydetti. Tunç, kolluk güçlerinin birtakım araştırmalar yapmasının ardından soruşturmanın derinleştirildiğini, bu süreç içerisinde delillerin toplandığını belirtti.

Delillerin toplanma sürecinde, savcılığın İl Sağlık Müdürlüğü ile irtibatlı olduğunu aktaran Tunç, “Soruşturma gizli ama bebeklerle ilgili bir risk ortaya çıktığında da bu hemen ilgili Sağlık Müdürlüğüne bildirilerek onların korunması, onların hayata tutunmasıyla ilgili olarak da titiz davranıldı” dedi.

Tunç, yaklaşık 1 yıllık bir araştırma ve soruşturmanın neticesiyle 26 Nisan 2024 tarihinde 47 kişinin gözaltına alındığını hatırlatarak, “Bunların 4’ü doktor, 18’i hemşire. 112 personelleri de var içerisinde, hasta görevlileri, hastane görevlileri de var. 47 gözaltı, 22 kişi tutuklanmıştı. 11’i doktor olmak üzere, 25 kişi hakkında da adli kontrol kararı verildi” ifadelerini kullandı.

O günden bu yana iddianameyle ilgili hazırlıkların devam ettiğini kaydeden Tunç, Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü süreçte hazırlanan iddianamenin, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine sunulduğunu dile getirdi.

Tunç, soruşturmayı yürüten savcıya yönelik bir tehdit durumunun yaşandığına işaret ederek, “Onunla ilgili de ayrıca soruşturma açıldı. Hiç kimse yargı mensuplarını bu şekilde tehdit edemez ve korkutamaz. Yargı mensuplarımız yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı çerçevesi içerisinde görevlerini yaparlar. Görevlerini ifa ederken, hiçbir kimseden çekinmezler. O nedenle özellikle yargı görevini etkilemeye yönelik ve soruşturmayı yürüten savcıya tehdide yönelik kişiler hakkında da soruşturma açıldı. O soruşturma da bir yandan devam ediyor” değerlendirmesinde bulundu.

Mahkemenin, şu anda iddianameyi değerlendirme aşamasında olduğunu vurgulayan Tunç, “Ama şu anda bekleyeceğiz. İddiaların neler olduğu, suç kayıtlarının neler olduğu ve delillerin neler olduğunu, mahkeme iddianameyi kabul ettikten sonra görebileceğiz. Şunu ifade etmek istiyorum, özellikle ben bir baba olarak ifade etmek istiyorum, Türkiye Cumhuriyeti Devleti hiçbir zaman gerek kamu hastanelerinde gerek özel hastanelerde bebeklerin ölümüne müsaade etmez. Bu anlamdaki kararlılığımızı sürdürmeye devam ederiz. Başından beri bunu devam ettirdik, bundan sonra da edeceğiz.” şeklinde konuştu.

Tunç, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, dün Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ve kendisini kabul ettiğine değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ve orada da bu soruşturmanın titizlikle devam etmesini, varsa sorumlular bu konuda, bebeklerin ölümüne yol açan bir durum söz konusuysa gerek idari gerek adli ne gerekiyorsa yapılması konusundaki kesin kararlığını da ifade etti. Bu kişilerin yargı huzurunda hesap vermelerini istedi. Bu anlamda da zaten süreç devam ediyor.

Önümüzdeki günlerde Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinin, bu konudaki iddianameyi değerlendirme hususunu hep beraber takip edeceğiz. Ve iddianame kabul edildikten sonra da gizlilik ortadan kalkacak ve kamuoyu bu iddialarla ilgili olarak suçlamaları ve suçlanan kişileri de görmüş olacak. Temennimiz, bu sürecin hızlı bir şekilde sonuçlanması ve yargı sürecinde de varsa sorumluların hesap vermesi. Bu konudaki kararlılığımızdan kesinlikle zerre kadar taviz vermeyiz.”

Paylaşın

Çözüm Süreci Tartışmaları: Bahçeli’nin Eli Erdoğan İçin Uzanmış!

Yeni çözüm süreci tartışmaları gündemdeki yerini korurken, parti kulislerinde, Bahçeli’nin bütün çabasının Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı adayı olup kazanmasını sağlamak olduğu ifade ediliyor.

Bahçeli’nin DEM Partililere uzattığı el AK Parti’de olumlu karşılanırken, bir AK Parti yöneticisi bunun partiye sağlayacağı avantajları anlatırken, “Bahçeli’nin bir adım atması bizim için on adım atmamız anlamına geliyor. Özellikle Kürt seçmen açısından olumlu dönüşleri olacaktır. Oy geçişkenliği artacaktır” diyor.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Meclis’in açılışında DEM Partililerle tokalaşması, sonrasında DEM Parti ve Öcalan’a yönelik çağrıları siyasetin ana gündemi. Bir tarafta “siyasette yeni bir dönem” diğer tarafta “Yeni bir çözüm süreci” tartışmaları yapılıyor. Atılan adımın sonuçları kadar neden atıldığı da tartışma konusu.

Bunu da artan bölgesel gerilimle, yeni anayasa yapımı ile açıklayanlar var. Parti kulislerinde ise bambaşka bir netlik var. “Bahçeli’nin ne yaptığını anlamak için geçtiğimiz yıl mart ayındaki kurultay konuşmasına bakın, Sayın Bahçeli o konuşmanın gereğini yapıyor” deniliyor.

Bahçeli geçtiğimiz yıl gerçekleşen kurultaydaki konuşmasının sonunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 31 Mart seçimlerine ilişkin, “Benim için bu bir final. Yasanın verdiği yetkiyle bu seçim son seçimim” yönündeki açıklamalarını hatırlatmış, “Buradan Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a diyorum; ‘Ayrılamazsın, Türk milletini yalnız bırakamazsın. Bunun için Cumhur İttifakı olarak yanındayız, beraberindeyiz. Yeni yüzyılın kurtarıcı lideri olarak sizi görmek istiyoruz” demişti.

Bu yoruma bakılırsa Bahçeli’nin bütün çabası Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı adayı olup kazanmasını sağlamak için diyebiliriz.

Devlet Bahçeli’nin DEM Partililere uzattığı el AK Parti’de olumlu karşılandı. AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarının yanı sıra parti yönetiminden de olumlu değerlendirmeler geldi.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Bahçeli’nin açıklamalarını “çok olumlu” olarak nitelendiren bir AK Parti yöneticisi bunun partiye sağlayacağı avantajları anlatırken, “Bahçeli’nin bir adım atması bizim için on adım atmamız anlamına geliyor. Özellikle Kürt seçmen açısından olumlu dönüşleri olacaktır. Oy geçişkenliği artacaktır” diyor.

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a “Sığınmacılar” Tepkisi: Çıldırmamak Elde Değil

Erdoğan’ın Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile düzenlediği ortak basın toplantısında “Lübnan’dan da ülkemize gelenler olursa biz onlara da kapımızı açık tuttuk” ifadelerine tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Çıldırmamak elde değil” dedi ve ekledi:

“Almanya’dan her gün 1 uçak sığınmacı gelecek. Onu anlaşmış. Almanla; Erdoğan Almanya’daki sığınmacıları da alıyor diyorlar, çok mutlular. Lübnan’da gelenleri de Türkiye’de tutacak… Eurofighter almak için Almanya’dan sığınmacı alıyor. Daha önce F-35’ten çıkartıldığında yeterli tepkiyi veremedi, ayrıca Lübnan’dan gelene de kapımız açık diyor.

Ben kendisinin Scholz ile oturup yeni sığınmacılar getirmek üzere anlaşmasını değil Esad’la oturup mevcut sığınmacıları ülkesine yollamasını bekliyorum. Kendisine oy veren tüm seçmene şikayet ediyorum.”

Manisa programı kapsamında 3. Uluslararası Vestel Manisa Yarı Maratonu’na katılan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Hükümet Konağı önünde Vali Vahdettin Özkan, Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek ve CHP Manisa İl Başkanı İlksen Özalper ile 21, 10 ve 5 kilometre koşularının başlama işaretini verdi.

Özel, eşi Didem Özel ile 5 kilometrelik etaba katılarak yürüyüş yaptı. Cumhuriyet’in aktardığına göre; Yürüyüş öncesi gazetecilere açıklamada bulunan Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Son zamanlarda Yenidoğanlar’a yönelik olarak yaşanan utanç verici ve hiçbirimizin artık tahammül edemediği bir çeteyle karşı karşıyayız. Bugün bir kez daha memleketim Manisa’dan çağrı yapıyorum. Bu rezalete bulaşanları görevleri icabı, görev suçundan yargılamak değil; bilerek kasten ölüme sebebiyetten yargılamak ve gün ışığına çıkarmamak lazım. Ne kadar hastane varsa bu hastanelerin hepsinin kamulaştırılması ve varlıklarıyla binalarına el konulup Sağlık Bakanlığı’na devredilmesi lazım.

‘Olağanüstü Hal’ ilan edip, Meclis’in yetkilerini kullanarak 15 Temmuz darbesine karışan cemaatin tüm varlıklarına el konuldu… Bugün KHK’ye gerek yok. Ben ana muhalefet olarak teklifte bulunuyorum. Gelsinler bütün varlıklarına kamu adına el koyalım, ibreti alem olsun. En ağır tedbiri almamız gerekiyor.

Mevcut Bakan o dönemde İl Sağlık Müdürü’ydü. Haberdar oldukları konudan biz 19 ay sonra haberdar olduk. Burada çok ciddi bir ihmal var ama o günlerin Sağlık Bakanı da üzerine gitmediyse sorumlu. Asıl sorumlu benim ben diyen kalemin sahibi Recep Tayyip Erdoğan. Onlar tali sorumlular. Bu ülkede sağlığı bu kadar metalaştıran ve ticarileştiren, bu çocukların sevk edilip kaldığı özel hastanelerde yoğun bakımın çok olup devlet hastanelerinde az olmasının sebebi bu sistemin kurucusu ve övüne övüne bu sistemi kuran Recep Tayyip Erdoğan.

Dün Erdoğan’ın Scholz’u yolcu ederken; Lübnan’dan yeni sığınmacılar gelirse kapımız açık diyor. Soralım bakalım bu ülkede Erdoğan dışında kim böyle düşünüyor. AKP’ye oy verenler bunun için mi verdi? Suriye’den Lübnan’dan gelirse kapımız açık diyor. Esad genel af çıkardı. O genel afa göre ülkelerine dönüyorlar.

Hızla dönmelerini beklerken; Esad’la konuşması gerekirken yeni sığınmacılardan bahsediyor. Çıldırmamak elde değil… Almanya’dan her gün 1 uçak sığınmacı gelecek. Onu anlaşmış. Almanla; Erdoğan Almanya’daki sığınmacıları da alıyor diyorlar, çok mutlular. Lübnan’da gelenleri de Türkiye’de tutacak.

Eurofighter almak için Almanya’dan sığınmacı alıyor. Daha önce F-35’ten çıkartıldığında yeterli tepkiyi veremedi, ayrıca Lübnan’dan gelene de kapımız açık diyor… Ben kendisinin Scholz ile oturup yeni sığınmacılar getirmek üzere anlaşmasını değil Esad’la oturup mevcut sığınmacıları ülkesine yollamasını bekliyorum. Kendisine oy veren tüm seçmene şikayet ediyorum.”

Paylaşın

Çözüm Süreci Tartışmaları: DEM Parti’den “İnisiyatif Almaya Hazırız” Açıklaması

Yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin açıklamada bulunan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Kürt meselesi çoklu aktörlü bir mesele olduğu için çözümü yalnızca DEM Parti ile mümkün değil. Kürt meselesinin çözülmesi için tek özne olmasak da en aktif özneyiz, bu konuda sorumluluğa da inisiyatif almaya da hazırız” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına dair partinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Doğan, şunları söyledi:

“Hepinizi DEM Parti adına sevgi, saygı ve dostlukla selamlıyorum. Önce devam eden MYK toplantımızın gündemlerini paylaşmak istiyorum. Son gelişmeleri değerlendiriyoruz ama gözümüz kulağımız bir yandan da maalesef çürüme ve çürütmenin fotoğrafı olarak bir kez daha karşımıza çıkan olayda. Ülke, malumunuz, adeta bir şirket gibi bitimsiz bir kar hırsıyla yönetiliyor. Yıllardır bunun her alana nasıl sirayet ettiğini, sivil toplum kuruluşları ve meslek odalarıyla birlikte belki de en çok iade edenlerdendir DEM Parti. Yazık ki bu defa bunu “Yenidoğan Çetesi” adıyla gördük.

Bu bir skandal değil, adını doğru koymak gerek. Adeta bir seri cinayetten bahsediyoruz. Söz konusu durum ne yazık ki tam olarak böyle. Kamuoyuna yansıyanlar korkunç. Korkunç kelimesi bunu ifade etmeye yetmiyor. Bu dehşet yaratan, tüyler ürperten durum karşısında ne öğreniyoruz? Mayıs 2023’te başlaması gereken bir soruşturmanın bugüne kadar, yani 2024 yılının Ekim ayına kadar savsaklandığına dair iddialarla birlikte konuşuluyor. Bu olayı yakından takip ediyoruz. Buna skandal demek yetmiyor. Yine bir çürüme fotoğrafıyla karşı karşıyayız.

Bakın, daha kaç gün geçti Narin Güran cinayeti üzerinden? Aydınlatıldı mı, hayır. Rojin Kabaiş’e ne oldu, ya Şeyma’ya? Bu sorular arttıkça, bu sorular aydınlatılmadıkça ve bunların aydınlatılması için gerekenler yapılmadıkça; ilgililer, birinci derecede sorumluluk hissetmesi gerekenler bu olaylara dair sorumluluk hissetmedikçe; hem tanığı hem de doğrudan mağduru olduğumuz üzere hiçbirimiz hiçbir yerde kendimizi güvende hissetmiyoruz. Ne sokakta ne evde ne de henüz yeni doğarken canlı ve daha sağlıklı olmamız gereken yeni doğan ünitelerinde.

Biz bu gelişmeleri büyük bir titizlikle takip ediyoruz. Tekrar ifade etmek isteriz ki Sağlıkta Dönüşüm Programının bir sonucu olarak bu olaylar bugün karşımıza çıkıyor. Böyle olmayabilirdi. Ayrıca şu iddialara da yanıt verilmesi gerekiyor: Bugünkü Sağlık Bakanının il sağlık müdürü olduğu dönemde bu iddialara ciddiyetle yaklaşmadığına, soruşturmaya ilişkin yapılan başvuruları titizlikle ele almadığına dair ne diyor? Bilsinler ki biz bu konunun unutturulmasına izin vermeyeceğiz ve takipçisi olmaktan vazgeçmeyeceğiz. Kamusal sağlık hakkı için mücadele eden herkesin de sesini duyurmaya devam edeceğiz.

“Kürt sorununun çözümü ancak tarihi ve derinlikli bir yaklaşımla mümkün olabilir”

1 Ekim gelişmelerinden bu yana ilk kez MYK toplantısı sonrası karşınızdayız. Partimizin tutumuna ilişkin şu ana kadar Eş Genel Başkanlarımızın ve ilgili kurullarımızın yaptığı açıklamaların toplamını bir şekilde sizlere özetlemeye çalışacağım. Bugün gündemimize aldığımız konulardan biri de buydu. Günlerdir, yıllardır böyleydi, bunun için mücadele ediyoruz. Ne için mücadele ediyoruz? Gerçekçi ve kalıcı bir barış ihtimali için, Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümü için mücadele ediyoruz. Dolayısıyla bizim gündemimize bu meselenin çözümü aslında 1 Ekim gelişmeleriyle gelmedi.

Parti ajandamızın, programımızın, paradigmamızın varlık nedeni olarak her defasında anımsattığımız en önemli konulardan biri. Peki, 1 Ekim’de ne oldu? Malum olduğu üzere Meclis açılışında bir el sıkışması sonrasında başlayan birtakım tartışmalar. Evet, doğru tanımlamak için tartışmalar demek gerekiyor. Şunu tekrar ifade edelim: Kürt sorunu Türkiye’nin en büyük en temel sorunu. Sadece Türkiye’nin de değil, bölgesel uluslararası bir sorundan bahsediyoruz. Dolayısıyla bu kadar tarihsel ve köklü bir sorunun çözümü de tarihi ve derinlikli bir yaklaşımla ancak mümkün olabilir.

Çözüm için de iyi niyet, sahicilik çok önemli fakat yetmiyor. Sadece iyi niyet ve sahicilikle Kürt meselesini çözmemiz mümkün değil. Ciddiyet gerektiriyor, derinlikli ve tarihi bir yaklaşım gerektiriyor. Geçmiş tecrübelerden ders çıkararak yeni şeyler söylemek gerekiyor Kürt meselesinin demokratik çözümüne dair. Kürt meselesinin demokratik çözümü gerçekleşmezse Türkiye’de ne yazık ki ne ekonomik anlamda ne de demokratikleşmede bir ilerleme sağlanabilir.

Bakın, Türkiye yoksul bir ülke haline geldi. Zenginleşme potansiyeli çok yüksek bir ülke Türkiye ancak yoksul. Niye yoksul? Çünkü yoksun bir ülke. Peki, nelerden yoksun? Özgürlükten, eşitlikten, adaletten, demokrasiden, haklardan yoksun. Tüm bunlardan yoksun bir ülke ancak daha da yoksullaşabilir. Bu yoksunlukları ortadan kaldırmak ve içinde bulunduğumuz hale bir çare bulabilmek için Kürt meselesini çözmekten başlayabiliriz. Bu tespitimiz yeni değil. Kürt meselesi bir güvenlik sorunu değildir; bir demokrasi ve kimlik sorunudur.

Kürt meselesini çözmeden demokrasi sorununu çözmek mümkün değil. Bizler parti olarak bunu her zaman savunduk. Ortadoğu’da savaş büyürken de Kürt sorununun demokratik yol ve müzakereyle çözülmesinden başka bir seçenek yok. Bu savaş büyümeden önce de bu uyarıları yaptık. Bundan dolayı da farklı yol ve yöntemlerle saldırılara maruz kaldık. Ne için? Kürt meselesinde demokratik çözümü savunduğumuz, bunu istediğimiz için.

Şimdi gelelim kısa ve net bir şekilde merakları gidermeye. Peki, bir çözüm süreci var mı, yok mu? Yeni bir çözüm süreci başlayacak mı, başlamayacak mı? DEM Parti ile görüşmeler yapılıyor mu, yapılmıyor mu? Şimdi niye böyle adımlar atıldı? Ne oldu da el sıkışıldı? Bu elin ardında ne var? Öncelikle 1 Ekim sonrasının adını koyalım. Evet, siyasi iklimin yumuşatılmasına yönelik bazı söylem ve tutumlarla karşılaşıyoruz. Bunu hep birlikte izliyoruz. Bunu bir çözüm süreci olarak tarif edemiyoruz.

Birtakım tartışmalar var. Biz bunu böyle tanımlıyoruz. Tekrar ediyorum: İki haftadır süren bu gelişmeleri, DEM Parti MYK olarak başlamış birtakım tartışmalar olarak tanımlıyoruz. Neyle ilgili? Kürt meselesiyle ilgili. Bunun neye evrileceğine toplumsal ve siyasal muhalefet karar verecek bir yandan. Demokratik bir çözüme evrilmesini isteyen, bunun için bedel ödeyen ve bunu talep eden, mevcut halden rahatsızlık duyan herkesin sorumluluk üstlenmesiyle bu mümkün. Bunu hiçbir iktidarın insafına bırakmamış bir parti geleneğinden bahsediyoruz.

Dolayısıyla çözüme dair bir sürece evrilmesi için biz zaten her zaman elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzu söyledik. Müzakere ve diyalog kanalları açık bir partiyiz, bunun için varız. Bunu her fırsatta ifade ettik ve etmeye de devam edeceğiz. Cumhur İttifakından farklı sesler çıkıyor. Bir yandan iç barış ve demokratik siyaset vurgusu yapılıyor ama öte yandan bazıları parmak sallama cüretini göstermeye çalışıyor. Bunu da bir yere not etmek gerekir. İktidar kanadının niyetinin böyle bakınca ne olduğuna dair bir yorumda bulunmak, sizler açısından baktığımızda da bizler açısından da baktığımızda güç.

Her şey kamuoyunun gözleri önünde cereyan ediyor. Bunun dışında bir gelişme olmadığını da DEM Parti olarak size ifade etmek bizim için bir sorumluluk. Bunu açık biçimde sizlerle paylaşıyoruz. Biz de izliyoruz, kurullarımız değerlendiriyor, kurullarımız yorumluyor. Eş Genel Başkanlarımız konuya ve gelişmelere ilişkin her fırsatta partimizin görüş ve düşüncelerini kamuoyuyla paylaşıyor. Tekrar ifade etmek gerekirse gelinen aşamada karşılaştığımız bu durumu bir çözüm süreci olarak tarif edemiyoruz, birtakım tartışmalar var diyoruz.

“DEM Parti’nin kendini ispatlamaya ihtiyacı yok; herkes bizim çözüm ve barış konusunda nerede durduğumuzu biliyor”

Gelelim senelerdir bir şekilde tekrar tekrar ısıtılıp önümüze getirilen bir konuya. DEM Parti ve özne olma hali. Ne deniyor mesela? “DEM Parti Öcalan’ı adres gösteriyor, sorumluluktan kaçıyor, inisiyatif almak istemiyor, bu işin öznesi olmaktan kaçınıyor, geçmişten dersler çıkarmıyor” gibi. Ancak bu tartışmalara açıklık getirmek istiyoruz. Bu tartışmaları başlatanlar daha açık bir şekilde konuşmadıkları için, niyetlerini ve varsa bir yol haritalarını kamuoyuyla paylaşmadıkları için, bu tartışmalara nasıl yaklaştığımızı sizlerle paylaşmakla kendimizi mükellef hissediyoruz.

O yüzden bu dili bazen yeniden üretecek cümleleri sarf etmek zorunda kalacağım için tekrar özür dilerim. DEM Parti ve özne olma meselesi dedik. DEM Parti’nin bu konuya dair kendini ispatlamaya ihtiyacı yok, yaşananlar ortada. Dünden bugüne ve hatta yarına DEM Parti’nin ne yaptığı, ne yapmak istediği ve neyi hedeflediği son derece açık, son derece net, hiçbir şüpheye ve kuşkuya yer bırakmayacak berraklıkta. Herkes bizim çözüm ve barış konusunda nerede durduğumuzu biliyor. Bilmeyenlere de hatırlatıyoruz. Hemen her açıklamamızda çözümün ve barışın Türkiye için neden gerekli olduğunu, Ortadoğu halkları için neden önemli olduğunu, bu konuda izlenmesi gereken yolların neden ve nasıl hayati olduğunu anlattık. Anlatmaktan da usanmayacağız.

Çünkü biz savaşın ne demek olduğunu biliyoruz, bunu yaşadık, yaşıyoruz. Çatışmanın ne demek olduğunu biliyoruz, yarattığı ağır tahribatların neler olduğunu biliyoruz. Can kaybının ne demek olduğunu biliyoruz. Faili belli olmasına rağmen meçhul bıraktırılan cinayetlerin ne demek olduğunu biliyoruz. Barışın zorla sağlanamayacağını da biliyoruz. Barışa ancak anlayarak ulaşabileceğimizi de biliyoruz. Tüm bunları tecrübe etmiş bir parti olarak biliyoruz, acı bir şekilde deneyimlemiş bir ülke olarak biliyoruz.

Bu kadar büyük bedellere ve böylesi bir deneyime rağmen nerede durduğumuzu tartıştırmak ancak maksatlı bir tartışma olabilir. Ancak iyi olmayan bir niyetle yapılıyordur. Spekülasyon, manipülasyon, dezenformasyon ve başka çeşitli algılar yaratmak üzere canlandırılıyor olabilir. Toplumsal belleğin kötü referanslara ihtiyacı yok, toplumsal belleğimizin hep birlikte iyiliğe ihtiyacı var. Ülkenin her yerinden kötülük bu çürüme ve çürütme hali dolayısıyla sapır sapır dökülüyor ve hiçbirimiz bunu hak etmiyoruz. Bu ülkede yaşayan hiç kimse bunu hak etmiyor. Ayrıca ne deneyimledik hep birlikte?

Bu ülkede insanların ölmediği zamanları da deneyimledik. Çatışmasızlık halinin kazandırdıklarını da biliyoruz. Demokratik yol, yöntem, diyalog ve uzlaşı kanallarının ne kadar kıymetli olduğunu biliyoruz. Bu demokratikleşme havasını ve ülkenin genel atmosferini hem siyasal hem toplumsal olarak nasıl etkilediğini biliyoruz. Birlikte yaşadık, birlikte gördük, birlikte deneyimledik. Sonrasında da neler olduğunu ne yazık ki birlikte gördük. Üstelik yalnızca bir dönemde değil çeşitli dönemlerde buna tanıklık ettik. Biliyoruz ki bu hava değişirse sözümüzü, fikrimizi, yapmak istediklerimizi çok daha rahat ulaştırabileceğiz.

Bunlar çok daha kolay yankılanabilecek. Hal böyleyken, bizi sanki savaşın, çatışmanın, ötekileştirmenin, kutuplaştırmanın, ayrımcılığın ve adaletsizliğin bir tarafı gibi göstermeye çalışmak ironik bile olamaz; başka niyetle yapılıyor olabilir. O nedenle bir kez daha hatırlatalım. Kürt meselesi çoklu aktörlü bir mesele olduğu için çözümü yalnızca DEM Parti ile mümkün değil. Kürt meselesinin çözülmesi için tek özne olmasak da en aktif özneyiz, bu konuda sorumluluğa da inisiyatif almaya da hazırız. Yalnız şu anda tartışmaların ötesine geçen herhangi bir şey olmadığını da kamuoyuyla paylaşmak isteriz.

Niye tek ve bir özne değiliz? Çünkü çatışan taraflar var ve çatışan taraflar öznedir. Bakın, paradoksal bir durum yaşanıyor. Biz aylardır, hatta yıllardır İmralı’daki tecrit sistemine ilişkin açıklamalar yapıyoruz, etkinlikler ve eylemler düzenliyoruz. Niye? Bir insan hakkı ihlali yaşanıyor gözler önünde. Tecrit bir işkence yöntemidir, kime yapılırsa yapılsın kabul edilmez. Bunun karşısında durulmalıdır. Sayın Öcalan ve arkadaşlarına uygulanan total bir iletişimsizlik var, hiçbir haklarından yararlanamıyorlar.

Ailesi ile görüştürülmüyor, avukatları ile görüştürülmüyor, telefon hakkını kullanamıyor, mektuplaşamıyor. Ne olup bittiğini bilmiyoruz. Milletvekilleri olarak topluca başvuru yapıp başka cezaevlerine gidebiliyoruz ama İmralı Ada Hapishanesine ilişkin hiçbir dönüş alamıyoruz. Bütün kapılar kapalı ama ne oluyor? MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli çıkıyor, Sayın Öcalan’a bir çağrı yapıyor. Eş Genel Başkanımız da söyledi, buradan bir kez daha tekrar edelim: Hakikaten biz de merak ediyoruz; açın Sayın Öcalan’ın yollarını kamuoyu da duysun, biz de duyalım çağrınıza nasıl karşılık vereceğini.

Biz bunu hatırlatırken, aslında ne yapıyoruz sevgili Türkiye halkları? Sorumluluk almaktan kaçmıyoruz; bir siyasi parti olarak kimsenin Türkiye’de almadığı sorumluluğu alıyoruz, cesaret gösteriyoruz, Kürt meselesinin hakiki bir şekilde nasıl çözüleceğini ifade ediyoruz. Sahici bir biçimde nasıl çözüleceğini anlatıyoruz. Çoklu aktörlü bir meselede aktörleri devre dışı bırakarak, kendinize aktör yaratmaya çalışarak meseleyi çözemezsiniz. O sebeple Sayın Öcalan’dan bahsederken yalnızca Türkiye’deki Kürt meselesiyle ilgili değil Ortadoğu’daki gelişmeler başta olmak üzere dünyadaki birçok soruna dair çözüm önerileri ve fikirleri olan bir insandan bahsediyoruz.

Rolünün hayati öneminden bahsediyoruz. Siz bir yandan tecridi sürdüreceksiniz, öte yandan Sayın Öcalan’a çağrı yapacaksınız. Biz de buradan bir kez daha çağrı yapıyor ve diyoruz ki örneği olmayan bu hukuksuzluğa artık son verilsin, bu muhataplığın yolu açılsın. İmralı’nın kapısını açmazsanız, tecridi ortadan kaldırmazsanız, bu tartışmalara Öcalan’ı dahil etmezseniz, bunlar böyle tartışmalar olarak kalır, ilerlemez. Çağrımızı yineliyoruz: Bu tecrit kaldırılmalı, İmralı’nın kapıları, Öcalan’ın yolları açılmalı. Sayın Öcalan bu tartışmalara dahil edilmeli. Bunun koşulları bir şekilde sağlanmalı.

Biz bunları söyleyince sorunu tartışmaktan da sorunu çözmek konusunda inisiyatif ve sorumluluk almaktan da geri kalmıyoruz. Bilakis, sorunun nasıl çözüleceğine ilişkin katkıda bulunuyoruz. Dün de vardık, bugün de varız, yarın da var olacağız bu konuya ilişkin. Çünkü biz Kürt melesinin demokratik yol ve yöntemlerle çözülmesini benimsiyor, bunun için mücadele ediyor ve bunu savunuyoruz. O yüzden de her zaman hakiki, onurlu, eşit, adil ve kalıcı bir barıştan yana söz kurduk, bundan sonra da kurmaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Muhalefete Mesaj: Kuru Hamasetin Kimseye Faydası Yok

İstanbul Muhtarlar Buluşması’nda konuşan Erdoğan, “Bekamızı sağlamak için yalnız savunma sanayimizi değil milletimiz ve millet bağımızı daha da güçlendirmenin çabasındayız. Biz hiçbir zaman farklı etnik kimlikleri, inançları, siyasi görüşleri, kültürel aidiyetleri, çatışma veya ayrılık unsuru olarak görmedik” dedi ve ekledi:

“Tam tersine 85 milyonun tamamını Türk milletinin ayrılmaz parçası olarak gördük. Milletimizin tüm fertlerini ortak idealler etrafında kenetlendirmek için 22 yıldır mücadele halindeyiz. Ayrılıklarımızı değil müşterekleri büyütelim istiyoruz. Tüm siyasi partilerimizi kutuplaştırmayı körüklemek yerine kardeşlik seferberliğimize katkı sunmaya davet ediyoruz.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “Mesele karanlığa yumruk sallamak değil Türkiye’nin aydınlık geleceği bir için fener olabilmektir. Ülkemizim sorunları, çözüm önerileri noktasında hepimiz aynı düşünmek zorunda değiliz ama meseleleri konuşmak için aynı zeminde buluşmak durumundayız. Kuru hamaset yapmanın da öfke diline sarılmanın da doğmamış çocuğa don biçmenin muhalefet dahil kimseye faydası dokunmaz. İç cephemizin güçlendirilmesine dönük attığımız adımlarda muhalefet de bizim kadar Cumhur İttifakı kadar istekli olmalı, takoz koymak yerine bu çabalara samimiyetle sahip çıkmalı, yapıcı katkılarda bulunmalıdır. Siz muhtarlardan da Türkiye Yüzyılı mücadelemize güçlü destek vermenizi bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Muhtarlar Buluşması’nda açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın konuşmasından başlıklar şu şekilde:

“Sizinle yakın muhabbetimizin elbette başka sonuçları da oldu. Daha önce muhtar deyince burun kıvıranlar, toplantılarımız sayesinde geç de olsa mecburiyetten ve mahcubiyetten dolayı da olsa yaptığınız işlerin gerçeğini anlamaya başladı. İşin samimiyeti bir tarafa bizim için aslolan sonuçtur. Elitist zihniyetin muhtarlarımızla vücut bulan halk iradesi karşısında diz çökmesi şüphesiz önemli kazanımdır. Çünkü muhtar demek millet demektir. Sandık yani demokrasi demektir. Muhtarlar aynı zamanda demokrasi binamızın temel yapı taşlarındandır. Sizler yerel düzeyde vatandaşın gündelik hayatına dokunan mesainiz ile huzurun, barışın, sosyal dayanışmanın, milli birlik ve bütünlüğün teminatısınız.

Ülkemizde birileri halen anlamasa da milletin teveccühüne mazhar olmak, dünyada ulaşabilecek en şerefli payelerden biridir. İster muhtar, ister meclis üyesi, ister belediye başkanı, ister milletvekili isterse Türkiye Cumhurbaşkanı olsun bu durum değişmez. Demokrasinin halka dönük yüzü muhtarla başlar, devlerin başı olan Reis-i Cumhur’la sona erer. Muhtarlarımız bu yönleriyle demokrasinin de nüvesini teşkil etmektedir. Bizim sizinle yakın diyaloğumuzu eleştirenlerin anlayamadığı işte budur. Onlar seçilmenin, halktan oy almanın, milletin emanetini taşımanın ve bu aziz millete hizmet etmenin ne manaya geldiğini idrak edemiyorlar. Biz ise bunun önemini, zorluğunu ve değerini çok çok iyi biliyoruz. Bunun için de muhtarlarımızın ve muhtarlık kurumunun üzerine titriyoruz.

Şu hususunda altını çizmek zorundayım: Bulunduğu yere atamayla gelen tüm kamu görevlileri, devletin imkanlarını millete hizmet için kullanmakla mesul ve mükelleftir. Dolayısıyla hangi konumda olursa olsun makamının gücünü kullanarak hiç kimse benim muhtar kardeşlerimi ezemez, hor ve hakir göremez. Köyünün ve mahallesinin sorunlarına çözüm arayışında, yerel yönetimler dahil bütün kurumlarımızın kapısı muhtarlarımıza açıktır ve öyle olmalıdır.

Ne dediler benim için ‘Muhtar bile olamaz’… Bu manşetleri attılar. E ne oldu? Eski Türkiye’nin tekrar hortlatılmasına izin veremeyiz. Bakınız bu fakir eski Türkiye’yi iliklerine kadar yaşamış, adaletsizliği, hukuksuzluğu, ayrımcılığı bizzat tecrübe etmiş bir kardeşinizdir. Yarım asrı geçen siyaset yolculuğumuzda pek çok zorluklarla karşılaştık. Halkın seçtiklerine tepeden bakan, bürokratik oligarşiyi gördüm. Elitist, seçkinci, halka rağmen halkçılık yapan jakoben zihniyeti gördüm. Millete hizmetkarlık yerine efendilik taslayanların ülkemize nasıl büyük zararlar verdiğini gördüm. ‘Neme lazımcılığın’, ‘Aman konforum bozulmasın’, ‘Aman başım ağrımasın’… Bu yaklaşımların kalkınma ve refah hamlelerimizi nasıl tökezlettiğini gördüm.

Siyasi hayatım boyunca Türkiye’yi ve Türk demokrasisini paçasından aşağı çeken bütün bu marazlarla mücadele ettim. Önümüze çıkan engellere aldırmadık. Baskılar ve yasaklar karşısında geri adım atmadan çalıştık, ter döktük. İnşallah bundan sonra da mücadelemizi sizlerle birlikte kararlılıkla devam ettireceğiz. Savrulmadan ve sarsılmadan Türkiye’yi bugüne kadar olduğu gibi yine demokrasiyle, kardeşlikle, adaletle ve özgürlükler temelinde büyüteceğiz. Bunu da siz muhtar kardeşlerimin desteği ile yapacağız.

Son 22 yılda muhtarlarımızın güçlendirilmesi noktasında sayısız adım attık. İçişleri Bakanlığımız bünyesinde Muhtarlar Daire Başkanlığı kurduk. Büyükşehir belediyelerinde Muhtarlık İşleri Dairesi Başkanlıkları, diğer belediyelerde de Muhtarlık İşleri Müdürlükleri ihdas ettik. 19 Ekim’i tüm Türkiye’de Muhtarlar Günü olarak biz ilan ettik. Muhtarlarımızın maaşlarını, sigorta primlerini ve diğer özlük haklarını yaptıkları görevin seviyesine uygun hale getirdik. 2002 yılında muhtar aylığı 97 liraydı, bugün 20 bin 285 lira oldu. Nereden nereye?

Muhtarların ödemekle yükümlüğü oldukları 8 bin 233 liralık Sosyal Güvenlik Kurumu primlerini şimdi devlet olarak biz karşılıyoruz. En az bir dönem muhtarlık yapan kardeşlerimizi 55 bin lirayı bulan silah ruhsatı harcından muaf tutuyoruz. 30 büyükşehirde yöreye özgü 100 muhtar hizmet binasının yapımını tamamladık. 51 ilimizde 2024 yılı için planladığımız 179 hizmet binasından 98’i hizmete girdi, kalan 81 tanesinin inşaatı ise hızla devam ediyor. Ankara Muhtar Evi ile Ankara’yı ziyaretlerinde muhtarlarımızın üzerinden büyük bir yükü aldık.

“Gazze’de 2 milyon, Lübnan’da 1 milyondan fazla insan…”

Bölgemizdeki gelişmeleri bizimle birlikte sizler de yakından takip ediyoruz. Komşumuz Suriye’de, 13 yıl önce başlayan ve 1 milyon insanın hayatına malolan ihtilafa henüz çözüm bulunmadı. Ukrayna ve Rusya arasındaki kanlı savaş kasım ayında 4. yılına ulaşacak. Bir diğer komşumuz Irak halen terör belasıyla mücadele ediyor. Avrupa ülkelerinde Müslüman düşmanı ve ırkçı partiler ya iktidara yürüyor ya da iktidar ortağı oluyor. Son 1 yıldır Gazze’de süren, geçen ay Lübnan’a sıçrayan katliamları anlatmakla artık kelimeler çaresiz kalıyor. Çoğu çocuk ve kadın 50 bin masum insan tüm dünyanın gözleri önünde katledildi. 100 bini aşkın yaralı var. Gazze’de 2 milyon, Lübnan’da 1 milyondan fazla insan evini, yıllardır yaşadığı toprakları terk etmek zorunda bırakıldı.

Netanyahu denilen gözü dönmüş bir caninin elinde Avrupa’yı, ABD’yi, BMGK adeta oyuncak olmuş durumda. 20 bin çocuk öldü, bir tanesi çıkıp ‘Bu alçaklıktır’ diyemedi. On binlerce kadın öldü, kadın hakları kuruluşların gıkı dahi çıkmadı. 175 gazeteci öldü, uluslararası medyanın umurunda olmadı. Gezi olaylarında 1 ay boyunca Taksim’de kamp kuranların hiçbirini Filistin’de ve Lübnan’da göremedik, göremiyoruz. Sustular, sindiler, korktular, İsrail’i desteklemek üzere savunageldikleri tüm değerlerini ayaklarının altında ezdiler. İsrail hükümetini alkışlamak dışında hiçbir şey yapmadılar.

50 bin masumun katilinin sorumlusu elbette İsrail’in hukuk tanımaz işgal güçleridir. Ama son 1 senedir İsrail hükümetine koşulsuz destek verenler, silah ve mühimmat gönderenler de bu katliama alenen ortaktır. Gazzeli, Batı Şerialı, Lübnanlı çocukların ahı siyonistler kadar onlara kol kanat gerenlerin de peşini bırakmayacaktır. Bu gerçeği korkusuzca tüm dünyada haykıran tek ülke Türkiye’dir. Bu asil milletin şerefli bir evladı ve Türkiye Cumhurbaşkanı olarak şunu büyük bir gururla ifade etmek isterim, zulmü alkışlamadık, zalime asla boyun eğmedik. Birilerinin keyfi için kardeşlerimize sırtımızı dönmedik. Hakkı tutup kaldırmak için İslam aleminde ve tüm dünyada öne atılan daima biz olduk. Herkes bilsin, Türkiye olarak zalimin hasmıyız, mazlumun hamisiyiz.

Soykırım şebekesine karşı yürüttükleri haysiyet ve özgürlük mücadelesinde Filistin halkının tüm imkanlarımızla yanındayız. Sadece mücadeleleriyle değil şehadetleriyle de destanlaşan Filistin direnişinin önderlerini, mensuplarını, Gazze topraklarını mübarek kanlarıyla sulayan tüm kahramanları bugün bir kez daha tazimle selamlıyorum. Filistin’in seçilmiş son başbakanı İsmail Haniye kardeşimden sonra geçtiğimiz günlerde şehit düşen Hamas lideri Yahya Sinvar’a da Allah’tan rahmet diliyorum.

Bizim temel politikamız ülkemizin bekasını korumak, 85 milyonun huzur ve güvenliğini en üst düzeyde temin etmektir. Vatanımıza kasteden kim olursa olsun gözünün yaşına bakmayız. Ne 782 bin kilometrekare vatan toprakları üzerinde ne de Misak-ı Milli coğrafyasında ameliyat yapılmasına müsaade etmeyiz. Biz İsrail yayılmacılığına dikkat çektikçe, önlerine konulan onca delile rağmen ana muhalefetin başını çektiği kimi çevreler bizi olayları abartmakla itham ediyor. Siyonizm tehlikesini her dile getirdiğimizde İsrailli yöneticilerin gösterdiği haritalara bakmak yerine bunun iç politikayla ilgili olduğunu söylemekten utanmıyorlar.

İsrail’den daha fazla İsrailcilik yapan, İsrailli yetkililer susarken onlar adına konuşan, canhıraş şekilde İsrail’i savunan mankurtlaşmış bir zihniyetle karşı karşıyayız. Mesele Türkiye olunca, Türkiye’nin menfaatleri olunca iç politika, dış politika diye bir ayrım söz konusu değildir. Muhalefetin gevşekliği, rahatlığı, umursamazlığı bizi alakadar etmez. Onlar affınıza sığınarak söylüyorum rakı masalarında geyik muhabbeti çevirirken biz bölgemizdeki ateşi söndürmenin mücadelesini veriyoruz. Onlar belediyeleri arpalığa dönüştürmenin kavgasına tutuşmuşken biz bölgedeki tehlikelerde ülkemizi nasıl uzakta tutarız, bunun hesabını yapıyoruz.

Muhalefete çağrı

Bekamızı sağlamak için yalnız savunma sanayimizi değil milletimiz ve millet bağımızı daha da güçlendirmenin çabasındayız. Biz hiçbir zaman farklı etnik kimlikleri, inançları, siyasi görüşleri, kültürel aidiyetleri, çatışma veya ayrılık unsuru olarak görmedik. Tam tersine 85 milyonun tamamını Türk milletinin ayrılmaz parçası olarak gördük. Milletimizin tüm fertlerini ortak idealler etrafında kenetlendirmek için 22 yıldır mücadele halindeyiz. Ayrılıklarımızı değil müşterekleri büyütelim istiyoruz. Tüm siyasi partilerimizi kutuplaştırmayı körüklemek yerine kardeşlik seferberliğimize katkı sunmaya davet ediyoruz.

Mesele karanlığa yumruk sallamak değil Türkiye’nin aydınlık geleceği bir için fener olabilmektir. Ülkemizim sorunları, çözüm önerileri noktasında hepimiz aynı düşünmek zorunda değiliz ama meseleleri konuşmak için aynı zeminde buluşmak durumundayız. Kuru hamaset yapmanın da öfke diline sarılmanın da doğmamış çocuğa don biçmenin muhalefet dahil kimseye faydası dokunmaz. İç cephemizin güçlendirilmesine dönük attığımız adımlarda muhalefet de bizim kadar Cumhur İttifakı kadar istekli olmalı, takoz koymak yerine bu çabalara samimiyetle sahip çıkmalı, yapıcı katkılarda bulunmalıdır. Siz muhtarlardan da Türkiye Yüzyılı mücadelemize güçlü destek vermenizi bekliyoruz.”

Paylaşın

“Yenidoğan Çetesi” Soruşturması: 10 Hastaneye Ruhsat İptali

İstanbul’da yenidoğan bebeklerin bulunduğu yoğun bakım ünitelerini ticarethane haline getiren suç örgütü “Yenidoğan Çetesi” soruşturmasında adı geçen 10 hastanenin ruhsatı kamuoyundaki tepkilerin ardından iptal edildi.

Hastanelerden birinin eski Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’na ait olduğu öğrenildi. Soruşturmaya adı karışan ve ruhsatı iptal edilen 10 hastane:

Özel Avcılar Hospital Hastanesi
Özel TRG Hospitalist Hastanesi
Özel Birinci Hastanesi
Özel Güney Hastanesi
Özel Bağcılar Medilife Hastanesi
Özel Beylikdüzü Medilife Hastanesi
Özel Reyap İstanbul Hastanesi
Özel Şafak Hastanesi Bağcılar
Özel Silivri Kolan Hospital Hastanesi
Özel Reyap Çorlu Hastanesi

Sağlık Bakanlığı’nın ruhsat iptaline ilişkin kararı, hastanelere İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri tarafından tebliğ edildi. Hastanelerde tedavi gören hastaların başka hastanelere nakilleri sürüyor.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan ve 22’si tutuklu 47 şüphelinin bulunduğu “yenidoğan çetesi” hakkındaki iddianamede, “malen sorumlu” sıfatıyla yer alan 19 hastane ve sağlık şirketi içerisinde bulunan İstanbul’daki Bağcılar Özel Şafak Hastanesi ile Medilife Sağlık Hizmetleri Hastanesinin de faaliyetleri askıya alınmıştı.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) soruşturmada adı geçen hastanelerden SGK ile sözleşmesi bulunanlara yönelik incelemenin üç başmüfettiş ve üç müfettişle yürütüldüğünü duyurdu.

SGK’nın açıklamasında “Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 24.11.2023 tarihindeki talebi üzerine kamuoyunda ‘yenidoğan çetesi’ olarak gündeme gelen konuyla ilgili 29.11.2023 tarihinde inceleme kurumumuzca başlatılmıştır. Savcılığın soruşturma yaptığı hastanelerden SGK sözleşmesi bulunan hastanelere yönelik gerekli incelemeler 3 başmüfettiş ile 3 müfettişimiz tarafından titizlikle yürütülmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu olarak mevzuatımız çerçevesinde anlaşmamız olan hastaneleri yalnızca fatura ve mali yönden denetlemekteyiz” denildi.

Ne olmuştu?

Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar ve Terör Suçları Soruşturma Bürosu’nun yürüttüğü, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı 494 sayfalık iddianamede, şüphelilerin, Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan (SGK) fazla para kazanabilmek için bebek hastaların yatış süresini uzattığı, bazılarının sağlık durumunun normalden daha kötü gösterildiği, bazı hasta yakınlarından para alındığı, gelirlerin sağlık çalışanı olan örgüt üyeleriyle paylaşıldığı iddia edildi.

Anadolu Ajansı’nın (AA) ulaştığı iddianamede, “şüphelilerin yaptıkları bu işlemlerle yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde elde edilen kazancı 3-4 katı artırdıkları” belirtildi.

Bebekler, uygun sağlık hizmeti alacakları hastanelere değil, 112 Acil Servisi ile ortak çalışan şüphelilerin seçtiği ve “örgüt adına kârlı görünen” hastanelere gönderiliyordu. İddianameye göre, çetenin asıl amacı bebeklerin iyileştirilmesinden ziyade daha çok para kazanmaktı.

Fakat enfeksiyona açık bir ortam olan yenidoğan ünitelerine yatırılan bebeklerden bazıları, normalden daha uzun süre yatılı kaldıkları veya hiç gereksinim yokken bu bölüme yönlendirildikleri için hayatını kaybetti. Şüpheliler ayrıca, usulsüz bir şekilde hastanedeki ilaçları satarak maddi kazanç elde ediyordu.

Milliyet gazetesinden Damla Güler, soruşturma kapsamında ifadesi alınmış, yenidoğan ünitesinde hayatını kaybeden bir bebeğin annesi olan B.N.’nin sözlerini aktardı:

“Kızım yoğun bakımda 3 gece kaldı. Sonrasında doktor bana, ‘Burası 1 aylık bebekler için bir yer. Sizin bebeğiniz burada kalırsa ölür. Başka hastaneye gidin’ dedi. Biz hastane bulamadık. Yoğun bakımdan sorumlu doktor bize bir hastane söyledi. Yoğun bakım ücretinin gecelik 7.000 lira olduğunu, kızımın 2 hafta tedavi görmesi gerektiğini anlattı. Kabul ettik.”

İfadesinde “35.000 lira ödeme yaptığını” söyleyen B.N., “Bana medikal bir çok şey aldırdılar. Sonrasında hastaneden çıktım. Ertesi gün beni arayarak hastaneye gitmem gerektiğini söylediler. Hastaneye gittiğimde doktor kızımın sabaha karşı öldüğünü söyledi. Bebeğim diğer hastanede 4 gün kaldı. Bu hastanede 1 gece kaldı. Sabah saatlerinde ölüsünü aldım” diyor.

Acil durumdaki hasta bebekler, anlaşmalı hastanelere, yeterli kapasite ve donanıma sahip olup olmadığına bakılmaksızın yönlendiriliyordu. Kayıtlarda Medisense Sağlık Hizmetleri Şirketi’nin sahibi olarak görülen F.S., İstanbul’daki bazı özel hastanelerin yenidoğan ünitelerini bu yapıyı daha da genişletebilmek için kiralamış, bu ünitelerde kendisini “doktor” olarak tanıtan hemşirelere görev vermişti.

İddianamede bahsi geçen hastaneler şu şekilde sıralanıyor: “Akabe Sağlık Tesisleri AŞ’ye ait özel Avcılar Hospital Hastanesi, Özel İstanbul Şafak Sağlık Hizmetleri AŞ’ye ait Özel Avrupa Şafak Hastanesi ve Özel İstanbul Şafak Hastanesi, Medilife Sağlık Hizmetleri ve Yonca Sağlık Hizmetlerine bağlı Özel Bağcılar Medilife Hastanesi ve Özel Beylikdüzü Medilife Hastanesi, Refik Arslan AŞ’ye bağlı Özel Bağcılar Şafak Hastanesi, Beymed AŞ’ye ait Özel Birinci Hastanesi, Doğamed AŞ’ye ait Özel Doğa Hospital Hastanesi, Reyap AŞ’ye ait Özel Reyap İstanbul Hastanesi ve Çorlu Reyap Hastanesi, Ekip Sağlık AŞ’ye ait Özel TRG Hospitalist Hastanesi, Esenler Güney Hastanesi ve Silivri Kolan Hastanesi’nin yenidoğan yoğun bakım ünitesi.”

Bu hastanelerden biri (Özel Avcılar Hospital), 2013-2016 yıllarında Sağlık Bakanlığı yapmış olan Mehmet Müezzinoğlu’na aitti.

Euronews Türkçe’nin konuyla ilgili olarak ulaştığı Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyesi milletvekilleri, soruları cevapsız bıraktı.

Gerçek Gündem’de yer alan haberde gazeteci Seyhan Avşar, Müezzinoğlu’na ait hastaneyi aradıklarını, telefona eski bakanın korumasının çıktığını, başhekimlik tarafından bilgilendirme yapılacağını aktardı.

İddianameye yansıyan telefon görüşmelerinde, şüpheli doktor F.S. ile İ.Ö. arasında, Özel Avcılar Hastanesi şu şekilde geçiyor:

F.S.:Alo
İ.Ö.:Abi şimdi ben Avcılar Hospital’dayım. Tamam mı?
F.S.:Hıhı
İ.Ö.:Ya burada adam şöyle demiş: ‘Taburcu olanların dosyaları dahil arşivden gelsin. 110 hastanın fotokopisini çekeceğiz.’
F.S.:Hımm
İ.Ö.:Ee hemşire, gözlem dosyası, epikriz her şey… Yani buna ne yapabiliriz?
F.S.:Bu ay temmuzdan itibaren hepsini istiyor değil mi?
İ.S.:Evet 110 hastayı yani… Fethin Hoca sana arşivden vermeyebilirim gibi bir şey dedi mi?
F.S.:Dedi dedi. ‘Ben bir uğraşacağım’ dedi.

Savcılığın hazırladığı metinde ölen 10 bebekten “maktul”, beş kişiden “müşteki”, SGK İstanbul İl Müdürlüğü’nden “suçtan zarar gören”, 19 hastane ve şirketten “malen sorumlu”, 47 kişiden de “şüpheli” olarak bahsediliyor.

Şüpheli doktor F.S.’nin kurduğu ve kendi dahil 47 kişinin yer aldığı yapıda, kendi firması olan Medisense Sağlık Hizmetleri Şirketi’nin bir çalışanı olan İ.Ö. ile hareket ediyordu.

112 Acil Servisi’nden bir ambulans şoförü bebekleri hastanelere taşıyor, F.A. ve S.Y. adındaki diğer şüpheliler, İstanbul içi ve il dışındaki sevkleri yönetiyordu.

Hastanelerdeki yoğunluktan ötürü başka sağlık kuruluşlarına gönderilmesine onay verilen bebeklerin tespitini ise, İstanbul Esenyurt Belediye Başkanlığı Sağlık Hizmetleri biriminin eski çalışanı R.K. yürütüyordu.

Yine G.M.Ö. adlı bir başka şüpheli, şehir hastanesinde kabulünü yaptığı bebekleri “maddi menfaat” karşılığında F.S. ile İ.Ö.’nün idaresindeki hastanelere yolluyordu.

Şüpheliler, iddianamede yer aldığı şekliyle, hastanenin donanımına bakılmaksızın sevkleri gerçekleştiriyor, bazı durumlarda “hayatın olağan akışına aykırı olacak düzeyde” hastanelerde bekletiyor uygun olmayan tedavi yöntemleriyle bebeklerin ölümüne sebebiyet veriyordu. Tüm bunlar SGK’dan daha fazla para alabilmek için planlanmıştı.

Yine iddianamede 6 aylık bir bebeğin, çocuk yoğun bakım ünitesi yerine doktoru olmayan yenidoğan ünitesine gönderildiği, doktordan habersiz bir hemşirenin bebeğe müdahalede bulunduğu, hayatını kaybeden bebeğe kalp masajı yapıldığı, olayın örtbas edilmesi için ölüm saatinin değiştirildiği, epikriz yazdırıldığı belirtiliyor.

Tıbbi bir terim olan epikriz, bir hastanın hastaneye yatışı, tedavi süreci ve taburcu olma durumunu özetleyen bir raporu kast ediyor.

Gazeteci Avşar, X üzerinden yayınladığı bir gönderide, olayın tespitinin eski Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın döneminde yapıldığını iddia etti.

Türkiye’de yankılanan bu dosya, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nün özel hastanelerin denetiminden sorumlu bir doktorun (T.E.) Ocak 2023’te Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) yaptığı başvuru ile fark edildi.

Doktor T.E., bazı özel hastanelerde doldurulması gereken yenidoğan yoğun bakım üniteleri defterlerinin boş bırakılması üzerine olayın üzerine gittiğini söylüyor.

İddianamede yer aldığı şekliyle Esin’in, “Ayrıca bebeklerin dosya üzerinde gösterilen sağlık durumları ile fiili sağlık durumlarının uyuşmadığını örneğin entübe olarak kayıtlı gösterilen bebeğin gayet sağlıklı ve nefes alabilir durumda olduğunu gördük. Durumu hastane yetkililerine sorduğumuzda az önce düzeldi gibi cevaplar aldık.” dediği belirtildi.

Fahrettin Koca’ya yakın bir kişiyle görüştüğünü öne süren Avşar, kaynağının, eski bakanın soruşturma izni verdiğini, konuyu yakından takip edip üzerine gittiğine dair iddiasını paylaştı.

Ayrıca kaynağının, Koca’dan önceki sağlık bakanı Müezzinoğlu’nun hastanesi ile diğer hastanelere “şimdiye dek tolerans geçilmediğini ve geçilmeyeceğini vurguladığına” yönelik ifadesini aktardı.

Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen iddianamede, çeteyi yönettiği vurgulanan F.S. ve İ.Ö. ikilisi için “kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi”, “nitelikli dolandırıcılık”, “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “resmi belgede sahtecilik” suçları yöneltilirken, 177 yıl 6 aydan 582 yıl 9 aya kadar hapis cezası isteniyor.

Şehir hastanesinde çalışıp bebekleri F.S. ve İ.Ö.’nün kontrolü altındaki yenidoğan ünitelerine “maddi menfaat” karşılığında sevk eden G.M.Ö için aynı suçlardan 180 yıldan 589 yıl 9 aya kadar hapis cezası talep ediliyor.

Diğer doktor, hemşire ve sağlık çalışanlarının yer aldığı 18 kişilik gruba da “kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi” suçundan 10 ila 437 yıl 6 ay hapis cezası istendi.

Kalan şüpheliler için benzer hapis cezalarının istendiği iddianamede, malen sorumlu olarak belirtilen hastaneler ve hastanelerin bağlı olduğu şirketler lehine “dolandırıcılık” suçu işlenerek maddi menfaat temin edildiğinden, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbiri uygulanması, hastanelerin ve şirketlerin kapatılıp mal varlıklarına el konulmasına karar verilmesi mahkeme heyetine iletildi.

Yine dosyanın soruşturma evresinde çalışan Savcı Y.E.’yi Büyükçekmece’deki makam odasında tehdit ettiği ortaya çıkan, savcıyı ve ailesini suikastla tehdit eden kişilere yönelik yürütülen ayrı soruşturmada jandarmanın gözaltına aldığı 12 kişiden dördü serbest bırakılırken, sekiz şüpheliden beşinin tutuklandığı, üçünün de haklarında adli kontrol kararı çıkarıldığı öğrenildi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: Allah Belanı Versin!

Erdoğan’ın, bugün yaptığı konuşmada, isim vermeden kendisini hedef sözlerine tepki gösteren Kılıçdaroğlu, “’Allah belanı versin! Ülke yangın yeri, can havlindeyiz; sen hala çıkmış ’hançer’ diyorsun” dedi.

CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bugün yaptığı konuşmada isim vermeden kendisini hedef alan Erdoğan’a, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklama ile tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Lanet olsun sana ve kurduğun düzene… 5’li çeteler eliyle milletin parasına, uyuşturucu baronlarının eliyle gençlerimize ve geleceğimize, bozduğun ve kontrolün altına aldığın yargı eliyle dışarı saldığın katiller, çocuklarımızın ve kadınlarımızın canına ve ırzına bela oldu.

Yeni doğan bebeklerimizin canı, para için sağlık çetesine teslim edildi. 12 bebeğimiz senin sisteminin adamları tarafından 3 kuruş kazanmak için hayata gözünü yumdu… Yüreğime çok ağır geliyor, acımı dile getirebilmek için kullanacağım cümle; en hafif tabiri ile: Allah belanı versin!

Ülke yangın yeri, can havlindeyiz; sen hala çıkmış ‘hançer’ diyorsun. Seninle mücadele etmeyenin de Allah belasını versin.”

Erdoğan ne demişti?

Kılıçdaroğlu’nun alıntıladığı paylaşımda ise Erdoğan şu ifadeleri kullanmıştı: “Sırtından hançerlenmenin öfkesini sosyal medyadan sürekli birilerine hakaret ederek çıkarmaya çalışanlara sadece acıyarak bakıyoruz. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar, eski Türkiye’nin unutulmaya yüz tutmuş kötü hatıraları olarak anılmaktan kurtulamayacaklar.

Türkiye’yi kalkındırma mücadelemizde 22 yıl boyunca pek çok engelle, çok çeşitli zorluklarla karşılaştık. Biz köprü, yol, havalimanı, baraj, fabrika inşa ederken; sondajlarla petrol, doğal gaz ararken; yılların ihmallerini ortadan kaldırırken muhalefetin ve belli çevrelerin neler yaptığını hepimiz hatırlıyoruz.

Öyle trajikomik durumlarla karşılaştık ki… ‘Millet yol mu yiyecek’ diyen vizyonsuzları mı ararsınız, Gazi Mustafa Kemal’i bahane edip ülkemizin dünyada ilk 3’e girdiği İHA ve SİHA’larına saldıranları mı ararsınız, ‘iktidara geldiğimizde savunma sanayisi projelerine dokunacağız’ diyenleri mi ararsınız?

Velhasıl iktidara muhalefet etmeyi sermaye ve yatırım düşmanlığına dönüştüren zihniyetin her çeşidine şahit olduk. 21’inci yüzyıl Türkiye’sine asla yakışmayan bu arkaik zihniyetin, 13 seçim yenilgisi sonrasında, bizzat partileri tarafından Türk siyasetinden perte çıkarılmasını ülkemizin kalkınma yolculuğu adına, Türkiye’nin aydınlık geleceği adına fevkalade önemli buluyoruz.

Eskiden olduğu gibi ülkemizin siyasetini zehirlemeyi, milletimizi birbirine düşürmeyi başaramayacaklar. 85 milyonun arasına öfke ve nefret duvarları öremeyecekler. Allah’ın izniyle biz de bunlara umdukları fırsatı vermeyeceğiz. Bizim tek bir derdimiz var, o da bu ülkeye aşkla hizmet etmek. Bizim tek bir gayemiz var, o da insanımızın hayır duasını almak. Bizim tek bir hedefimiz var, o da Türkiye Yüzyılı’nı inşa etmek. Bunun dışında hiçbir derdimiz, hedefimiz, endişemiz yoktur.”

Paylaşın