Hür Yumer Kimdir? Hayatı, Eserleri

1955 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Hür Yumer, 1994 yılında İstanbul’da intihar ederek yaşamına son verdi. İlkokulu Maçka 19 Mayıs İlkolulu’nda, ortaokulu ise Saint Michel’de okuyan Hür Yumer, yükseköğrenimini Gronoble Üniversitesi İktisadi Bilimler Fakültesi’nde tamamladı.

Daha sonra Adam Yayınları’da redaktörlük, İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Okulu’nda Fransızca okutmanlığı yaptı. Ölümüne kadar Metis Çeviri dergisinde çalıştı.

Hür Yumer’in bazı öyküleri Defter dergisinde yayımlandı. “Gidemediklerimiz” adlı şiiri Hümeyra tarafından bestelenerek Beyhude adli albümde seslendirildi. Yaşamının son yıllarında oyun yazarlığı ile ilgilendi. İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenen “Kassandra” adlı oyunu Serra Yılmaz ile birlikte Türk diline kazandırdı. Bu oyunun ve Tartuffe’nün dramaturji çalışmalarına katıldı. Öyküleri ölümünden sonra Ahdım Var adlı kitapta toplandı. Hür Yumer’in P. Nizan’dan çevirdiği yayımlanmamış bir kitabı da bulunmaktadır.

Hür Yumer’in eserleri: Öykü: Ahdım Var (1995)

Çeviri: Doğu Öyküleri (M. Yourcenar’dan, 1985), Bir Ölüm Bağışlamak (M. Yourcenar’dan, 1988), Giacometti’nin Atölyesi (J. Genet’den, 1990), Ölüler Ansiklopedisi (D. Kiş’ten, 1991).

Paylaşın

Hüner Tuncer Kimdir? Hayatı, Eserleri

26 Şubat 1946 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Hüner Tuncer, TED Ankara Koleji’ni bitirdi. Ankara Üniversitesi (AÜ) Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin “Siyasi Şube”sinden mezun oldu.

1971-1975 yıllarında Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin “Uluslararası İlişkiler Kürsü”sünde Asistanlık görevinde bulunduktan sonra, Viyana Diplomasi Akademisi’nde yükseköğrenim görmeye gitti ve bu akademiyi 1977 yılında bitirdi.

1977-1997 yıllarında, Dışişleri Bakanlığı’nda “diplomat” olarak mesleğinin çeşitli aşamalarında bulundu. Tuncer; TC Kopenhag Büyükelçiliği’nde “İkinci Kâtip”; TC Meksiko Büyükelçiliği’nde “İkinci Kâtip ve Başkâtip”; TC Milano Başkonsolosluğu’nda “Başkonsolos Yardımcısı”; TC Oslo Büyükelçiliği’nde “Büyükelçilik Müsteşarı” ve TC Pretoria Büyükelçiliği’nde “Büyükelçilik Müsteşarı” olarak görev yaptı.

1997 Temmuz’unda Kültür Bakanlığı “Müsteşar Yardımcılığı”na atanan Hüner Tuncer, 1998 yılında emekliye ayrıldı. 1998 Kasım’ında “Siyasi Tarih Doçenti” unvanını aldı.

1998-1999 yıllarında Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ve ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yarı-zamanlı öğretim üyeliği; 1999-2003 yıllarında Ankara Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tam-zamanlı öğretim üyeliği ve “Bölüm Başkanlığı”; 2003-2007 yıllarında ODTÜ “Tarih Bölümü”nde yarı-zamanlı öğretim üyeliği; 2008-2009 yıllarında da Hacettepe Üniversitesi “Uluslararası İlişkiler Bölümü”nde yarı-zamanlı öğretim üyeliği yaptı.

Halen Ufuk Üniversitesi’nde yarı-zamanlı öğretim üyeliği yapmaktadır.

Hüner Tuncer’in eserleri: Metternich’in Osmanlı Politikası (1815-1848) (Ankara 1996), Irkçılıktan Özgürlüğe, Güney Afrika (İstanbul 1997), Osmanlı Diplomasisi ve Sefaretnameler, 2. Baskı (Ankara 1998), Dr. Hadiye Tuncer’e Armağan (Ankara 1999), Çözemediklerimiz (Ankara 2000), 19. Yüzyılda Osmanlı-Avrupa İlişkileri (Ankara 2000), İdealler Kuşağı’ndan bir Örnek: Dr. Hadiye Tuncer (Ankara 2002),

Doğu Sorunu ve Büyük Güçler, 1853-1878 (Ankara 2003), Eski ve Yeni Diplomasi, 4. Baskı (Ankara 2005), Küresel Diplomasi (Ankara 2006), İç Politikadan Dış Politikaya Türkiye’nin Sorunları ve Küreselleşme (İstanbul 2006), Bir Kadın Diplomatın Anıları (İstanbul 2007), Osmanlı-Avusturya İlişkileri, 1789-1853 (İstanbul 2008), Diplomasinin Evrimi, Gizli Diplomasiden Küresel Diplomasiye…, (İstanbul 2009),

Osmanlı Devleti ve Büyük Güçler, 1815-1878 (İstanbul 2009), Osmanlı Diplomasisi ve Sefaretnameler, 3. Baskı (İstanbul 2010), Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonu, Osmanlı İmparatorluğu ve Birinci Dünya Savaşı (İstanbul 2011), Atatürkçü Dış Politika, 2. Basım (İstanbul 2011), Osmanlı’nın Rumeli’yi Kaybı, 1878-1914, 2. Basım (İstanbul 2011),

İsmet İnönü’nün Dış Politikası (1938-1950), 2. Basım (İstanbul 2012), Kıbrıs Sarmalı, Nasıl Bir Çözüm?.., Genişletilmiş 2. Basım (İstanbul 2012), Metternich’in Osmanlı Politikası (1815-1848), Genişletilmiş 2. Basım (İstanbul 2013), Menderes’in Dış Politikası, Batı’nın Güdümündeki Türkiye (İstanbul 2013), 27 Mayıs’tan 12 Mart’a Türk Dış Politikası (İstanbul 2014), İki Darbe Arasında Türk Dış Politikası (İstanbul 2014), Das Osmanische Reich und Metternichs Polititik (Berlin, 2014).

Paylaşın

Hülya Tunçağ Kimdir? Hayatı, Eserleri

Balıkesir’de dünyaya gelen Hülya Tunçağ, İzmir Karşıyaka Kız Lisesi’nden mezun oldu. 1970’li yılların ikinci yarısında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzikoloji Bölümü’nde önlisans eğitimi yapıp 12 Eylül Darbesi sebebiyle ara verdi.

Birkaç yıl sonra yine aynı üniversitenin Sinema-Televizyon-Fotoğrafçılık bölümünden 1988 yılında lisans diploması sahibi oldu. Eğitimi sırasında sinema-müzik ilişkisini araştıran bir tez yazdı.

Arto Tunçboyacıyan ile Aydın Esen’in ortak albümlerinin prodüktörlüğünü üstlendi ve Ada Müzik için Türk caz tarihini belgeleyen (henüz piyasaya sürülmeyen) bir kitap-CD seti projesi hazırladı. 1994-1998 yılları arasında İzmir Avrupa Caz Festivali’nin danışmanlığını, 1995-1998 yılları arasında İstanbul Caz Derneği’nin başkanlığını yaptı.

Pera Güzel Sanatlar Okulu’nda Caz Tarihi (1997-98), Akademi İstanbul’da Radyo Programcılığı ve Caz Tarihi (1998-2003), Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat Tasarım Bölümü’nde Caz Tarihi (2003) dersi verdi.

Hülya Tunçağ’ın yaptığı programlar: 1968-1969 Müzik Kutusu (Radyo 1), 1968-1971 Caz Albümü (Radyo 1), 1970-1971 Doğuşundan Bugüne Dek Caz (Radyo 2), 1970-1975 Film Müzikleri (Radyo 3), 1971-2010 Günümüzde Caz (Radyo 2; 1972’den sonra Radyo 3), 1975-1986 Müzik Şöleni (Radyo 2), 1978-1994 Pop-Caz (Radyo 3), 1980-1985 Caz Ustaları (Radyo 3),

1993-2006 Gece ve Caz (Radyo 3), 1996-1997 Lady Blue (Yapı Radyo), 1997-2005 Yaşayan Caz (Radyo 3), 2006-2007 Lady Blue (NTV Radyo), 2009 (ilk 3 ay) Ekinoks (Radyo 3), Caz Tutkusu (NTV Radyo).

Hülya Tunçağ’ın aldığı ödüller: İstanbul Caz Festivali’nde Yaşam Boyu Başarı Ödülü (2010).

Paylaşın

Hikmet Hükümenoğlu Kimdir? Hayatı, Eserleri

1971 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Hikmet Hükümenoğlu, 1989 yılında Robert Kolejden mezun olduktan sonra Boğaziçi Üniversitesi Fizik ve Koç Üniversitesi MBA bölümlerini tamamladı. On yıl boyunca finans sektöründe çalıştıktan sonra kurumsal hayata veda ederek yazarlık çalışmalarına ağırlık verdi.

Körburun (2016), adlı romanı 2017 Attilâ İlhan Roman Ödülü’ne layık görüldü. Hâlen İstanbul’da yaşayan yazar, roman ve öykü dışında dergi yazıları yazmakta, Mimar Sinan Üniversitesi’nde öykü teknikleri üzerine ders vermektedir.

Romanlarıyla adını duyuran Hikmet Hükümenoğlu bu türün başarılı yazarlarındandır. İlk romanı Kar Kuyusu (2005)’nda tıpkı şehrin tüm pisliklerini örten karın kendisi gibi, altta kalmış, saklanmış, gözlerden ırak tutulmuş ve kirlenmiş olanların çığlıklarını bastıran durumları dingin bir anlatımla okura sunmuştur. Gizemli bir roman olan Kar Kuyusu’nu Öğüt şu cümlelerle değerlendirmiştir: “Kar Kuyusu’nu okurken Bataille’ın kült hikayesini anımsamamak elde değil. Nitekim bir polisiye kurgusu içinde, aslolarak annelikteki kötülük kavramını irdeleyen ve bunu da uğursuzlukların timsali gece kavramını; hem kendi anlamı içinden, hem de mecazen kullanarak başaran Kar Kuyusu da, saplantılı bir anne-oğul ilişkisi romanı.”

Yazar, Küçük Yalanlar Kitabı (2007) adlı romanında ayrıntıların hayatımızdaki önemini, takıntıların ruhumuzdaki izlerini çarpıcı ve ironik bir biçimde ele almıştır. Çıkar uğruna söylenen, planlı yalanların bulunmadığı roman; entrikalarla klişe hâline gelmiş hikâyelerle arasına kalın bir çizgi çeker. Kendini, kimi zaman da dolaylı olarak, belki de istemeyerek çevresindekileri kandıran insanların hikâyesidir. Romanın kurgusu, hikâyenin özgünlüğü, yazarın sade üslubu ve romanın ruhuna uygun olarak kullandığı dönemin dili gibi özellikler dolayısıyla ilgiyle okunabilecek bir eserdir.

47 Numaralı Kamara (2009) okurun heyecan duygusunu ve merakını canlı tutmasıyla dikkat çekmektedir. Yazarın bu romanı edebiyatın doğrudan kendisine odaklanan bir kitap olmasıyla ön plan çıkmıştır. Şahin’e göre 47 Numaralı Kamara suyun körleştiriciliği üzerine kamerasal bir romandır. Yazar, 04:00 (2012) romanıyla da okur tarafından yabancısı olduğu sanılan ama okurun içinde yaşadıklarını hatırlayacağı, sonunu merak edip aslında bildiğini fark edeceği bir dizi olayın içine çekmektedir. Roman fantastik olduğu kadar gerçek yaşamı da içerisinde barındırmaktadır. Distopik olarak başlayan roman ilerledikçe polisiyeye dönüşmektedir.

Hükümenoğlu ödüllü romanı Körburun (2016) ile “büyük roman” formunu denemiştir. Bu romanda üç kuşağın aşklarını, hırslarını, düş kırıklıklarını anlatmakta ve okuru öykünün bireyi aştığı yere bakmaya yönlendirmektedir. Hikmet Hükümenoğlu’nun romanları genel olarak değerlendirildiğinde metinlererasılık, türler arası geçişler gibi postmodern özellikleri bünyesinde barındıran; fantastik, polisiye, gizemli ve yer yer distopik türde olduğu görülmektedir.

Kurmaca serüveninde çemberi daraltarak öyküye de yer veren yazar, Aşka İnanmayanlar İçin Aşk Öyküleri (2018)’nde tuhaf, patolojik, alışılmadık aşk hikâyelerinin yanında bildik durumları da ustalıkla, incelikli bir mizahla, merak duygusunu hep canlı tutarak işlemiştir. Gerilimi yüksek tutmasıyla ön plana çıkan Hikmet Hükümenoğlu’nun romanları genel olarak değerlendirildiğinde kurgularının sağlam olduğu görülmektedir.

Hikmet Hükümenoğlu’nun eserleri: Kar Kuyusu (Roman 2005), Küçük Yalanlar Kitabı Roman (2007), 47 Numaralı Kamara (Roman 2009), 04:00 (Roman 2012), Körburun (Roman 2016), Atmaca (Roman 2020), Harika Bir Hayat (Roman 2023), Aşka İnanmayanlar İçin Aşk Öyküleri (Öykü 2018).

Paylaşın

Hayati Çitaklar Kimdir? Hayatı, Eserleri

18 Eylül 1986 yılında Tekirdağ’da dünyaya gelen Hayati Çitaklar, sırasıyla İstanbul, Bilkent, Aristotle ve Koç Üniversitelerine devam etti. Felsefe, İngiliz Dili ve Karşılaştırmalı Edebiyat, Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları ve Tiyatro eğitimi aldı.

Murathan Mungan’ın “Geyikler Lanetler” isimli oyunu ile New York Bursu’nu kazandı, oyunculuk ve rejisörlük eğitimi aldı. Şiir ve öykü çevirileri yaptı. 2009 Ocak ayından itibaren Düşle Dergisinin editör kadrosundadır. 2009 Eylül ayında otuza yakın ünlü ismin rol aldığı Ezber[1] isimli kısa filmde yönetmen yardımcılığı ve oyunculuk yaptı.

2010 yılında Yıldız Kenter ile çalışmaya başlayan sanatçı usta oyuncuya “Alyoşa” [2] isimli tek kişilik bir oyun yazarak oyun yazarlığına başladı. Çeşitli tiyatro gruplarına ve oyunculara oyun ve şarkı sözü yazdı. Oyunları birçok tiyatronun repertuvarına alındı.[3][4] “Alyoşa/ Aliye Berger’in Öyküsü” isimli kitabı İmge Kitabevi Yayınları[5]’ndan yayınlanmıştır. “Paradox” isimli film çalışmalarına devam etmektedir.

Hayati Çitaklar’ın eserleri: Tiyatro oyunları: Alyoşa, Bir Matruşka Hikâyesi, Sınırda, Diva, Oyuncular Ülkesi (Çocuk Oyunu), Kızıl Rapunzel (Müzikli Çocuk Oyunu), Makine Kuklalar (Müzikli Çocuk Oyunu), Paradox, Dönüşüm, Şöhret.

Filmografi: Mahpeyker (2010), Sarah (2010), Ezber (Film 2009), The Power of Love (Kısa Film 2009), Ölü Yaprak Vuruşu (2009), Bez Bebek (TV Dizisi 2008), Ginger (Kısa Film 2006), Bay Önemsizin Mühim İşleri (Kısa Film 2005), Mountain (Kısa Film 2005), What I can get away with (Kısa Film 2004).

Ödülleri: 2008 yılında, “Ş. Avni Ölez ” Şiir Yarışması “ Seçici Kurul Özel Ödülü ”, 2008 yılında, “ Kocaeli Üniversitesi Gençlik Şiir ” ödülü, 2008 yılında, “ Yahya Kemal Şiir ” ödülü, 2008 yılında, “ Hayal Dansı ” isimli Öyküsüyle “ Eskişehir Kültür Sanat Derneği Öykü ” ödülü, 2009 yılında, 4. Uluslararası Akyaka Edebiyat Günleri’ne katıldı ve “ Nail Çakırhan Şiir ” ödülü, 2009 yılında, Şalom Gazetesi “ V. Gila Kohen Öykü ” ödülü, 2010 yılında, “Arkadaş Z. Özger” Şiir Ödülü, 2010 yılında, Eskişehir Sinema Festivali Sinema Makalesi Ödülü.

Paylaşın

Hatun Birsen Başaran Kimdir? Hayatı, Eserleri

1927 yılında Kayseri’nin Pazarören İlçesi’nde dünyaya gelen Hatun Birsen Başaran, 1997 yılında akciğer kanserinden İstanbul’da hayatını kaybetti. Bir toprak davasından cezaevine düşen babası içerde ölünce, zor yaşama koşulları içinde bir çocukluk dönemi geçirdi.

Pazarören Köy Enstitüsü ile Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünü bitirdi. Milli Eğitim Müdürlüğünde memur olarak çalıştırıldı. Talebi üzerine Kaynarca (Kırklareli) Köyü İlkokuluna öğretmen olarak atandı. Daha sonra Balıkesir’in Havran ve Edremit ilçelerinde ilkokul öğretmenliği yaptı. İstanbul Erenköy Kız Lisesinde müdür yardımcılığı görevini sürdürdüğü sırada, başarıları nedeniyle ödüllendirilerek bir yıllığına Londra’ya gönderildi.

İngiltere eğitimi üzerine gözlemlerini ve izlenimlerini İmece dergisinde yayımladı. Başarılarla dolu bir meslek hayatı geçirdi. Kızı Deniz’in intiharından yedi yıl sonra akciğer kanserinden öldü. Ölümünden sonra günlüklerinin kanserle savaştığı dönemi anlatan bölümü eşi Mehmet Başaran tarafından Canevimde Mor Isırgan (1999) adlı kitapta toplanarak yayımlandı.

İlk yazısı (Elif Teyze) Köy Enstitüsü dergisinde çıkmıştı. Yazı, köy kadınının ve kadınlarımızın çilesini dile getiren çarpıcı gerçekleri sergiliyordu. Başaran’nın bu yazıyla başlayan yazarlığı “gizli yazarlık” olarak sürmüştü.

”Bir anlamda ‘kanser günlüğü’ olarak da nitelendirebileceğimiz ‘Canevimde Mor Isırgan’, Köy Enstitüsü mezunu eğitimci Hatun Birsen Başaran’ın ‘anı günlük’lerinden oluşuyor. Ömrünü aydınlanmaya, ülkesinin aydınlık geleceğine adamış olan Başaran’ın yaşamının son dönemine (1995 – 97) tanıklık ediyor bu anılar.

Canevimde Mor Isırgan’da bu aydınlık bakışlı insanın yetişme, varolma koşullarını, yaşadığı sayrılık (hastalık) günlerinin duygu – düşünce dünyasına yansılarını buluruz. Yaşama duyarlı bakışın anlamını, böylesi dar zamanlarda yaşanan acıların paylaşıldığı ortamın gerçekliğiyle gözler önüne seren anılarda; sevginin, dayanışmanın, bağlılığın, adım adım yaşamı soluyuşun ve doğaya dönüşün duygu yoğunluğunu buluyoruz.”

“H. Birsen Başaran’ın yaşadıklarını, gözlemlerini, duyumsadıklarını içeren bu günlükleri bir Batılı yazar ya da belli çevrelerden biri yazmış olsaydı, yer yerinden oynardı.”

Paylaşın

Hashimoto Ensefalopatisi Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Teşhisi, Tedavisi

Hashimoto ensefalopatisi, beyin fonksiyonlarının bozulması (ensefalopati) ile karakterize nadir bir hastalıktır. Kesin nedeni bilinmemekle birlikte, bağışıklık aracılı bir bozukluk veya bağışıklık sisteminin anormal işleyişinden kaynaklanan iltihaplanmanın olduğu bir bozukluk olduğuna inanılmaktadır. 

Haber Merkezi / Etkilenen bireylerin vücutlarında antitiroid antikorları bulunur. Antikorlar bağışıklık sisteminin bir parçasıdır; yabancı veya istilacı organizmaları hedef alan özel proteinlerdir. Antitiroid antikorları yanlışlıkla tiroid dokusunu hedef alan antikorlardır. Ancak bu antikorların Hashimoto ensefalopatisinin gelişiminde herhangi bir rol oynayıp oynamadığı veya tesadüfi bir bulgu olup olmadığı açık değildir. Ana belirti ve semptomlar ensefalopati ile ilgilidir.

Beyin fonksiyonundaki bozulmanın başlangıcı hızlıdır (akut), diğer zamanlarda ise uzun yıllar boyunca yavaş yavaş gelişebilir. Bozukluğun spesifik semptomları, şiddeti ve seyri, etkilenen bireyler arasında büyük ölçüde farklılık gösterebilir. Bozukluk sıklıkla kortikosteroid tedavisine yanıt verir.

Bazı araştırmacılar, Hashimoto ensefalopatisi ile antitiroid antikorlarının yanlışlıkla tiroide zarar verdiği bir otoimmün bozukluk olan Hashimoto tiroiditi arasında bir ilişki olduğuna inanıyor. Hashimoto ensefalopatisi adı, antitiroid antikorların ve ensefalopatinin birlikte ortaya çıkmasından gelmektedir. Bu iki bozukluğun herhangi bir şekilde bağlantılı olup olmadığı tam olarak anlaşılamamıştır. 

Hashimoto ensefalopatisindeki antitiroid antikorların beyin hasarına katkıda bulunduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığından ve etkilenen bireylerin çoğunda tiroid bezi normal çalıştığından, bazı araştırmacılar bunların tesadüfi bulgular olduğuna inanıyor. Bazı doktorlar Hashimoto ensefalopatisi yerine otoimmün tiroidit ile ilişkili steroide duyarlı ensefalopati veya SREAT adını tercih etmişlerdir.

En önemli semptom beyin fonksiyonlarının bozulmasıdır (ensefalopati), yani zihinsel durumun değişmesidir. Biliş, dikkat, yönelim, uyku-uyanıklık döngüsü ve bilinç bozukluklarıdır.

Her ne kadar araştırmacılar karakteristik veya “temel” semptomları olan açık bir sendrom tespit edebilmiş olsalar da, bu bozukluğa ilişkin pek çok şey tam olarak anlaşılamamıştır. Tespit edilen vakaların az sayıda olması, geniş klinik çalışmaların bulunmaması ve bozukluğu etkileyen diğer genlerin olasılığı gibi çeşitli faktörler, doktorların ilişkili semptomlar ve prognoz hakkında tam bir tablo oluşturmasını engellemektedir. Bu nedenle, etkilenen bireylerin aşağıda tartışılan semptomların tümüne sahip olmayabileceğini unutmamak önemlidir. Etkilenen bireyler ve aileler, doktorları ve sağlık ekibiyle kendilerine özgü vakalar, ilgili semptomlar ve genel prognoz hakkında konuşmalıdır.

Bozukluğun spesifik semptomları ve ciddiyeti kişiden kişiye büyük ölçüde değişebilir. Bozukluk tekrarlayan ve düzelen bir seyir izleyebilir, bu da bilişsel gerileme ve bilinç değişikliği semptomlarının kötüleşip düzeldiği döngülerden geçtiği anlamına gelir.

Bazı bireylerde bozukluk, tekrarlama ve düzelme yerine yavaş yavaş ilerleyecektir. Bu bireylerde, kafa karışıklığı, halüsinasyonlar, demans ve uykuyu sürdürmede zorluk ve normalden daha uzun süre uyumak da dahil olmak üzere uyku-uyanıklık döngüsünde bozulma dahil olmak üzere ilerleyici bir bilişsel gerileme modeli vardır. Depresyon bu formdaki ilk işaret olabilir.

Hashimoto ensefalopatisinin iki farklı hastalık gelişimi modeli olmasına rağmen spesifik belirti ve semptomlar örtüşebilir. Bozukluğun şiddeti, ilerlemesi ve spesifik semptomları kişiden kişiye büyük ölçüde değişebilir.

Gelişebilecek ek semptomlar arasında nöbetler, yorgunluk, gerginlik veya sinirlilik, aşırı tepki veren refleksler (hiperrefleksi), iştahsızlık, kafa karışıklığı, beynin beyin adı verilen bölgesine kan akışı kaybı (serebral iskemi), bilinç değişikliği ve temas kaybı yer alır. gerçeklikle (psikoz). Bazen bireylerde titreme, anormal sarsıntılı hareketler (miyoklonus), istemli hareketlerin zayıf koordinasyonu (ataksi) ve geveleyerek konuşma (dizartri) gelişebilir.

Etkilenen bireyler dikkatsiz olabilir, konsantrasyon eksikliği yaşayabilir ve temel kavramları anlayamayabilir. Ayrıca depresyon, anksiyete, duygusal dengesizlik, sosyal geri çekilme ve kişiliklerindeki değişiklikler gibi davranış değişiklikleri de sergileyebilirler.

Bozukluk, tedavi olmaksızın düzelen sınırlı bir seyir izleyebilir (kendi kendini sınırlayan), hastalığın zamanla kötüleştiği bir seyir izleyebilir (ilerleyici) veya tekrarlayan ve düzelen bir seyir izleyebilir.

Hashimoto ensefalopatisi olan birçok kişinin antitiroid antikorlarının varlığına rağmen normal işleyen bir tiroidi (ötiroid) vardır. Diğer bireylerde az aktif tiroid (hipotiroidizm) veya aşırı aktif tiroid (hipertiroidizm) olabilir. Tiroid, vücudun kalp atış hızını, vücut ısısını ve kan basıncını etkileyen kimyasal süreçleri (metabolizma) düzenleyen hormonları salgılayan bezler ağı olan endokrin sisteminin bir parçasıdır.

Hashimoto ensefalopatisinin kesin nedeni bilinmemektedir. Bununla birlikte, bazı klinik araştırmacılar, bozukluğun büyük olasılıkla bir enfeksiyona veya başka bir tetikleyiciye karşı anormal bir bağışıklık sistemi tepkisinin sonucu olduğuna inanmaktadır. Birçok araştırmacı, bozukluğun kısmen vücudun kendi dokularına karşı anormal bir bağışıklık tepkisini (otoimmün bozukluk) temsil edebileceğini öne sürüyor. Otoimmün bozukluklarda, vücudun yabancı olarak algılanan maddelere (antijenler) karşı doğal savunması (örn. antikorlar, lenfositler), bilinmeyen nedenlerle sağlıklı dokulara uygunsuz bir şekilde saldırmaya başlar. Antikorlar yanlışlıkla sağlıklı dokuyu hedef aldığında bunlara otoantikorlar adı verilebilir.

Hashimoto ensefalopatisi olan bireylerde değişen düzeylerde antitiroid antikorları bulunur. Antitiroid antikorlarının varlığı, kişinin bağışıklık sisteminin düzgün çalışmadığı anlamına gelir. Ancak bu antikorların varlığına rağmen, bunların bu bozukluğu karakterize eden beyin hasarında rol oynadığını doğrulayan hiçbir kanıt yoktur. Ayrıca vücuttaki spesifik antitiroid antikor seviyeleri nörolojik semptomların ciddiyeti ile ilişkili değildir.

Araştırmacılar anti-alfa enolaz antikorlarının varlığını keşfettiler. Alfa enolaz vücudun çoğu dokusunda eksprese edilen bir enzimdir. İki otoantikorun, anti-alfa enolaz ve antitiroid antikorların varlığı, Hashimoto ensefalopatisi olan bireyleri etkileyen aktif bir otoimmün sürecin olduğu teorisini desteklemektedir. Bazı araştırmacılar, otoimmün sürecin beyindeki kan damarlarında iltihaplanma ve hasar (otoimmün serebral vaskülit) içerebileceğini öne sürüyor. Ancak Hashimoto ensefalopatisine neden olan altta yatan mekanizmaların kesin olarak belirlenmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

Hashimoto ensefalopatisinin tanısı, karakteristik semptomların tanımlanmasına, ayrıntılı hasta geçmişine, kapsamlı bir klinik değerlendirmeye ve çeşitli özel testlere dayanır. Tanım gereği, Hashimoto ensefalopatisinin vücutta tespit edilebilir düzeyde antitiroid antikorları olması gerekir. Ancak antikor düzeylerinin miktarı ile semptomların varlığı veya şiddeti arasında bir ilişki yoktur. Antitiroid antikorları genel popülasyonda nispeten yaygındır, dolayısıyla bu bulgu, Hashimoto ensefalopatisi ile ilişkili karakteristik bulguları olan ve diğer potansiyel tanıların dışlandığı bireylerde ortaya çıkmalıdır.

Hashimoto ensefalopatisi, kortikosteroidler olarak bilinen ilaçlarla tedavi edilir. Kortikosteroidler inflamasyonu tedavi etmek için kullanılır ve etkilenen bireyler bu tedaviye çok iyi yanıt verirler. En iyi doz (optimal doz) bilinmemektedir, ancak kişinin yaşı, genel sağlık durumu ve ilaca bireysel tolerans gibi çeşitli faktörlere bağlı olarak değişecektir. Tedavi genellikle yüksek dozda kortikosteroidlerle başlar ve daha sonra yavaş yavaş azaltılır (azaltılır). Yüksek dozda kortikosteroidlerle uzun süreli tedavi önemli yan etkilerle ilişkilidir, bu nedenle dozlar düşürülmeden önce başlangıçta bozukluğu kontrol altına almak için yüksek dozlar kullanılır. Çoğu kişide semptomlar genellikle birkaç ay içinde iyileşir veya tamamen kaybolur, ancak insanlar iki yıl kadar uzun bir süre tedaviye ihtiyaç duymuştur.

Kortikosteroidler etkisizse veya kişi tarafından tolere edilemiyorsa, azatiyoprin ve siklofosfamid dahil olmak üzere diğer ilaçlar, özellikle de bağışıklık sisteminin aktivitesini baskılayan aracı maddeler (bağışıklık baskılama) denenmiştir. Kortikosteroid tedavisine tam olarak yanıt vermeyen hastalarda intravenöz immün globulin (IVIG) veya plazmaferez gibi diğer tedavi seçenekleri düşünülebilir. IVIG’nin mekanizması dolaşımdaki otoantikorların nötralize edilmesiyle ilişkilidir.

Plazmaferez kandaki otoantikorları ortadan kaldırabilir. Plazmaferez, istenmeyen maddelerin (toksinler, metabolik maddeler, otoantikorlar) kandan uzaklaştırılmasına yönelik bir yöntemdir. Plazmaferez sırasında etkilenen kişiden kan alınır ve kan hücreleri plazmadan ayrılır. Plazma daha sonra başka insan plazmasıyla değiştirilir ve kan, etkilenen bireye geri verilir.

Bazı kişiler tekrar nüksetebilir ve başka bir kortikosteroid tedavisi veya bağışıklık sistemini baskılayıcı tedavi gerektirebilir. Bazen nöbetleri tedavi etmek için anti-nöbet (antikonvülsan) ilaçlar ve psikiyatrik semptomlar veya deliryum şikayeti olan hastalarda antipsikotik ilaçlar gerekli olabilir.

Paylaşın

Hasan Gören Kimdir? Hayatı, Eserleri

1966 yılında dünyaya gelen Hasan Gören, Türkiye’nin farklı bölgelerinde geçen çocukluğundan sonra 1982 yılında İzmir Atatürk Lisesinden, 1987 yılında ise Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Bilgisayar Mühendisliği Bölümünden mezun oldu.

İş hayatı sırasında serbest olarak sürdürdüğü yazılım çalışmaları arasında; tiyatro ve film festivalleri, opera salonları için kullanılan alt ve üstyazı sistemleri, görme engelliler için ses destekli okuma yazma programları, yerli-yabancı futbol kulüpleri ve spor medyası için istatistiksel analiz ürünleri de bulunmaktadır. Ayrıca, felsefe, tarih ve eğitim alanındaki çeşitli denemeleri birçok dergide yayımlandı.

Hasan Gören’in eserleri: Zan (2016), Altı Yaprak Üstü Bulut (2019), Balık Sırtı (2021), Eşikteki Kadın (2023).

Paylaşın

Harun Çetin Kimdir? Hayatı, Eserleri

Ordu’nun Çamaş İlçesi’nde dünyaya gelen Harun Çetin, ilk ve orta öğrenimini burada tamamlamıştır. 2006 senesinde Kocaeli Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü kazanmış, 2008 yılında ise İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü kazanmıştır.

Harun Çetin, eserlerini yazmadan önce klasik medrese eğitimi almış ve Ortadoğu’da araştırmalarda bulunmuştur.

İlk kitabı Fitne’yi 2010 yılında yayınlayan yazar, bu eserinde İslam Tarihindeki Ehl-i Sünnet’e muhalif hareketleri günümüzü de dahil ederek anlatmıştır.

İkinci eseri Çağının Eşsiz Sultanı Harun Reşid’de ise; İslam Tarihinin en ünlü halifelerinden Harun Reşid’in hayatını yalnızca belgelere dayanarak yazmış ve Türk tarihçiliğinde Halife Harun Reşid’in hayatını anlatan ilk eser olmuştur. Eser, 2011’de Kayıhan Yayınevinden çıkmıştır.

Üçüncü eseri Şah-ı Gülistan ise, edebiyata dair olup, aşkları pek şöhret bulmuş olan gül ile bülbülün hikâyesidir. Destansı ve şiirsel dille yazılan eser dikkatleri celbetmiştir. Eser, 2012 tarihinde Kayıhan Yayınevinden çıkmıştır.

Yazarın çalışmalarının temelini İslam Tarihi ve edebiyatı teşkil etmektedir.

Harun Çetin’in eserleri: Fitne (2010), Çağının Eşsiz Sultanı Harun Reşid’ (2011), Şah-ı Gülistan (2012).

Paylaşın

Hamdi Rıza Çaydam Kimdir? Hayatı, Eserleri

1904 yılında Selanik’te dünyaya gelen Hamdi Rıza Çaydam, 1975 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Hamdi Rıza Çaydam, küçük yaşlarda babasının görevi nedeniyle Anadolu’ya geldi.

Konya Askeri Ortaokulu’nda, Kuleli Askeri Lisesi’nde okuyan Hamdi Rıza Çaydam, Harbiye’den mezun olduktan sonra kıtaya çıktı.

Hamdi Rıza Çaydam’a Milli Savaş’ta (Kurtuluş Savaşı) Ankara’da Küçük Subay namzedi talimgahında iken Milli Ordu’da görev almasından dolayı kendisine kırmızı şeritli İstiklâl Madalyası verildi.

Hamdi Rıza Çaydam, meslek hayatı boyunca memleketin dört yanında görev yaptıktan sonra Tuğgeneral rütbesiyle emekliye ayrıldı.

Hamdi Rıza Çaydam’ın eserleri: Ateş Kamçıları (Roman 1938), Subay Kalbi (Roman 1940), Kuyunun İtirafı (Öykü 1941), Şamandıra (Öykü 1946), Vatan (Şiir 1949).

Paylaşın