Hayati Baki Kimdir? Hayatı, Eserleri

17 Ağustos 1949 yılında Trabzon’un Tonya İlçesinde dünyaya gelen Hayati Baki, bazı eserlerinde Necati Nesimi adını da kullanıyor. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimini Maçka’da tamamladı. Bir süre İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okudu.

Haber Merkezi / 1978’de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. Okulu bitirdikten sonra bir süre gazetecilik yaptı ve Çevre Müsteşarlığında uzman olarak çalıştı. 1983’te Ankara Üniversitesinde Türk Dili Okutmanı olarak göreve başladı ve buradan 2004’te emekli oldu.

Hayati Baki’nin yazı ve şiirleri, 1969’dan itibaren Yolcular (Vakfıkebir/Trabzon) gazetesi ile Oluşum Öncüler (1975’de yazı kurulu üyeliği), Promete, Kül, Edebiyat ve Eleştiri, Kavram/Kargaşa, Ku, Türk Yurdu, Varlık dergilerinde yayınlandı. Şiirin yanında, hikaye, günlük, eleştiri, deneme, eleştirel deneme türlerinde eserler verdi. Türk romanını başlangıcından bugüne incelemeye çaba gösterdi. Baki, intihar eden ve öldürülen şairleri incelediği iki ciltlik Şiirin Kesik Damarları (1994) adlı kitabıyla bilinmektedir.

Şair ve Otorite Şiir ve Yanılsama (1996) eleştirel deneme kitabında; baba imgesinin, yerel anlamda bir atayı (ceddi), göksel anlamdaysa Tanrı’yı simgelediğini; itaati öngördüğünü ve bunun da bireyin dışlanması anlamına geldiğini anlatan yazar, Şair ve Hakikat: Şairin Zihin Temrinleri (2015) denemesinde; Beşir Fuad’dan Rene Char’a, Behçet Necatigil’den Rilke’ye kadar Türk ve Dünya şiirini / edebiyatını incelemektedir.

“Kritik ilişki şiiri”

bu, bir şiirdir : benim : beynimin
şiiri : hakikatimin ormanında biricik
kasırga, kalbimin magması : dinginlik
şafağının uğultusu : kutsal küfür
allen ginsberg’in amerika’nın kıçına
soktuğu napalm : değil, elbet : bu,
bir şiir : tökezlemeyen hayatın şiiri :
âb-ı hayvânın işareti, hayati’nin
bengisuya kazıdığı şiir, bu :

söyle dilim : sözcükler gösterin :
yılan, iyidir insandan : çiyin üstünde
uyuyan yılandan söz ediyorum, ben :
yılan iyidir : imlemiyorum artık,
kimden iyidir yılan : anlasın
anlağı olan : hemhâlimin dili
anlasın, kuyuda emzirdiğim dil :
düşünsün yaprağın aynasında
güneşin gözlerinden dökülen
gece : esrik ay uyusun dizlerimde :

karangu ışık anlatma : ışık ormanı
dağlar denizi, hayvanlar yurdu :
bırakın, uyusun yılan : çiyin üstünde
kalbimin akarsuyu içinde : benim yılanım :
aklım, ey aklım : bağışla onları, çünkü
narindir hançer yarası : saydam bakışım
böyle diyor : ancak, iyidir öfke : iyi,
iyi gelir kırılgan sesime : hayâlin
ıslığı, ilâcıdır rüzigârlı ruhun :
ışkın aşk olduğunu nerden bilsinler :
müstağnî bir şairin şiirini :

yılan, iyidir insandan : kritik eşiktir, bu. —

“Hayat yaprakları”

ay yaprakları, x

ay vadinin üstünde, izliyor
gölgesini : ırmağın göğsünde(n) :
sağıyor bu kederli aşk
zamanın memesinden ânın sütünü :
ayrılığın ağzında kan.

işte bir insan : her şey
bozuluyor : düşlem, korku imdi,
çıplaklığın yalanı yok : gerçek
rüyâya rastlıyor otların çiyinde :
yorgun bir damla düşüyor içine.

ayak izlerimiz suyun mermerinde
dans ediyor ayla : ayn ve
aynâ : sen, bıldırcın zamanı
ürpertinin kalbi, kaygının ritmi :
gel şöyle, yanıma otur.

ağlama : vadinin üstünde ay.
korkma : ben ırmağım, hakikat.
çok eski amforayım : içinde.
imdiyim : ay şarkıları sensin :
ikimiz kederliysek, bundandır.

ay vadinin üstünde. – – aynâ.

Paylaşın

Haşim Nezihi Okay Kimdir? Hayatı, Eserleri

10 Haziran 1904 yılında Niğde’de dünyaya gelen Haşim Nezihi Okay, 9 Mayıs 1998 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Kabri Küçükyalı Mezarlığı’ndadır. Çocukluğunu Amasya’da geçirdi. İlköğrenimini Amasya Çöplüce İlkokulu’nda bitirdi. On bir yaşında iken babasını kaybedince, Trabzon’un kurtuluşundan sonra ailesiyle birlikte bu kente yerleşti. Ortaöğrenimini Trabzon Darülmuallimi’nde tamamladı (1924).

Haber Merkezi / Aynı kentte Gazipaşa İlkokulu’nda öğretmen olarak göreve başladı. Daha sonra İzmir’e atandı (1926). İzmir’de görev yaptığı okulun öğretmenleri arasında ünlü şair ve aynı zamanda sonradan milletvekili olacak olan Halil Nihat Boztepe, eğitim bilimleri alanında önemli bir yeri olan Hıfzırrahman Raşit Öymen, Ali Canip Yöntem, Murat Uraz ile Hamamizade İhsan Bey de bulunuyordu.

Haşim Nezihi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden yeterlik belgesi aldı (1930). Askerliğini İstanbul Yıldız Sarayı’nda tamamladıktan sonra Sinop (1930-33), Zile (1934-37), Develi (1937-42), Bursa (1942-53), Bandırma (1953-66) ortaokul ve liselerinde Türkçe ve edebiyat dersleri verdi. İstanbul Atatürk Kız Lisesi’ndeki edebiyat öğretmenliğinin (1966-69) ardından emekli oldu. Halkbilimine ve halk edebiyatına katkılarından dolayı 1983 yılında İhsan Hınçer Türk Folkloruna Hizmet Ödülü’nü kazandı.

1920-1924 yılları arasında Trabzonlu halk şairi Baba Salim’den (Salim Öğütcen) divan edebiyatı dersleri aldı. Edebiyata şiirler yazarak başladı, 1931’e kadar gazel tarzında şiirler kaleme aldı. İlk şiiri, Giresun’da yayımlanan 1 Haziran 1924 tarihli İzler dergisindeki “Yolcu” şiiridir. Daha sonra yazı ve şiirleri Fikirler, Yücel ve Varlık dergileriyle Hizmet gazetesinde yayımlandı. Bir süre İzmir’de çıkan Fikirler dergisinin yazı işlerini yönetti. 1931’de İzmir’de yayımlanan İzmir’den Sesler (1931) adlı kitapta şiirleriyle yer aldıktan sonra ilk şiir kitabı Akşam Şarkıları’nı (1934) yayımladı. “Akşam Şarkıları” ve “Sevgiler ve Sevgililer” adlı iki bölümden oluşan bu kitapta 39 şiirini bir araya getirdi. “Beşi aruz ve kalanları hece vezni ile olmak üzere birinci kısmı teşkil eden 14 manzumesinde şair, tabiat manzaralarından bilhassa akşam zamanını sonsuz güzelliklerine olan derin bağlılığını inikas ettirirken [yansıtırken]: ‘kıyıda, ovada, yollarda, sularda, denizde, dağlarda, mahallede, gurbette… akşam’ın ince ve birbirinden çok farklı ânâtını [anlarını] canlandırmaya ve bilhassa mahalli renkleri özlü ve işlenmiş bir dille belirtmeye çalışmıştır.”

Haşim Nezihi, bu kitabın neşrinden bir yıl sonra 14 şiirini ve kısa bir piyesini içeren Ilgar (1935) adlı kitabını çıkardı. Ömrümden Yapraklar (1978) ve Atatürk ve İnkılâp Şarkıları (1983) adlı kitaplarında ise son şiirlerini bir araya getirdi. Şiir anlayışı bakımından geleneksel değerlerle beslenen yenilikçi akımlara bağlı kaldı. Bu açıdan Haşim Nezihi’nin şiirlerinin Ömer Bedrettin Uşaklı, Kemalettin Kamu ve Behçet Kemal Çağlar çizgisinde yer aldığını söylemek mümkündür. “Haşim Nezihi (Okay) uzun bir süreçte şiir uğraşmaları içinde aruzla ve hece vezniyle şiirler yazdı. Aruzla çok kolay söyleme gücü vardır. ‘Eski’ şairlerimiz gibi Tanzimat ve Servetifünûn üstadlarına da nazireler söylemiştir. Ayrıca ‘eskiler’ gibi ‘mazmun ve sözlük’e hâkim gazeller, kıt’alar yazmıştır.” “Hece şiirlerinde devrin üslubunu yansıtan Haşim Nezihi, Şeyh Galip ve Yahya Kemal söyleyişlerinin havasını sezdiren aruz şiirlerinden devrinde beğenilen örnekler vermiştir.”

Haşim Nezihi, ömrünün ilerleyen dönemlerinde şiirden uzaklaştı, daha çok âşıkların biyografilerini hazırladı, halk edebiyatı araştırmalarına yöneldi. Âşık edebiyatıyla ilgili yazı ve kitaplarıyla geleneğin eski temsilcilerini gün ışığına çıkarttığı gibi sözlü kaynaklardan yararlanmaya erken dönemlerde başlamış bir araştırmacı olarak, bellek gücünün de yardımıyla, kendisi de bir kaynak kişi konumunu kazandı. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Eserleri;

Akşam Şarkıları (1933)
Ilgar(1935)
Ömrümden Yapraklar(1978)
Sümmani
Seyrani
Dertli
Dadaloğlu
Köroğlu-Dadaloğlu

Paylaşın

Hasan Öztoprak Kimdir? Hayatı, Eserleri

17 Aralık 1957 İstanbul’da dünyaya gelen Hasan Öztoprak, İstanbul’da Tarık Us İlkokulu (1964-1969), Ahmet Rasim Ortaokulu (1969-1972) ve Fatih Vatan Lisesi (1972-1976)’de okuduktan sonra 1976’da girdiği Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünden 1982’de mezun oldu.

Haber Merkezi / Gendaş Yayınları (1989-2002), İnkılâp Yayınları (2003-2006), Dharma Yayınları (2006-2007) gibi yayın organlarında idarecilik ve editörlük yaptı. 1989’da İblis Dergisi’nin kuruculuğunu ve yayın kurulu üyeliğini, 1990’da Düşler Dergisi’nin kuruculuğunu, 1996’da Göçebe Dergisi’nin kuruculuğunu ve yayın kurulu üyeliğini, 1999’da E Dergisi’nin kuruculuğu, yayın direktörlüğünü ve editörlüğünü yaptı.

Öztoprak’ın şiire ilgisi gençlik yıllarında başladı. Turgut Uyar, Rilke, Orhan Pamuk, Virginia Woolf gibi şair ve yazarların yanında Jean Baudrillard ve Cioran gibi filozofların etkisinde kaldı. İlk şiirleri 1984’te Hasan Sabri mahlasıyla Yönelişler dergisinde yayımlandı. İlk eseri ise 1991’de yayımlanan O Hayalle Kal adlı şiir kitabıdır.

Şairliği aşkın bir ruh hâli gibi gören Öztoprak, şairi içine doğduğu dünyaya ait kültürel alışkanlıkları terk edip, kendi doğasının derinliğini ve mahremiyetini keşfe çıkmış bir kişi olarak tanımlar. Şiirlerinde de bu doğrultuda gerek toplumsal bir meseleyi dile getirirken gerekse doğal bir atmosferi betimlerken aslında kendi iç dünyasından izlenimler sunar.

Şiirlerinin imajinatif yapısında sürrealizm, dışavurumculuk ve büyülü gerçekçilik akımlarının etkisi vardır. Bu bakımdan zaman zaman şiir dilinde imge ve simgelere ağırlık verdiği görülür. Toplumsal meseleleri ele aldığı şiirlerde ise olay ve olgular toplumcu gerçekçi anlayış çerçevesinde eleştirel bir yapıda ele alınmıştır.

Roman türünde de eserler veren Öztoprak’ın, romanlarının arka planını Türkiye’nin siyasal ve toplumsal yapısı oluşturur. Romanlarında çoğunlukla psikolojik bir fenomen olarak insanın yalnızlaşması ve özgürlük arayışı işlenir. Bireysel ve toplumsal konuların iç içe geçtiği romanlarda toplumsal özgürleşmenin yolunun bireysel özgürleşmekten geçtiği derin yapısı hâkimdir. Şiir ve romanlarının ortak yönü ise her ikisinin de ilham kaynağının İstanbul olmasıdır.

Eserleri;

O Hayalle Kal ( 1991)
Sanırım Hiçbirimizin Farkedemediği Bir Sarsıntı Oldu (1993)
Ağıtlar (1996)
Ey Aşkı Anlayanlar (1999).

Paylaşın

Hasan İzzettin Dinamo Kimdir? Hayatı, Eserleri

1909 yılında Trabzon’un Akçaabat İlçesinde dünyaya gelen Hasan İzzettin Dinamo, 20 Haziran 1989’da İstanbul’da hayatını kaybetti. Sivas İlköğretim okulunu bitirdi. Malatya ve Adıyaman’da iki yıl öğretmenlik yaptı.

Haber Merkezi / Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’ne girdi. Son sınıfta öğrenciyken yasadışı siyasi eylemlere katılmakla suçlanıp tutuklandı ve 4 yıla hüküm giydi. Üniversite eğitimini tamamlayamadı. Cezaevinden çıktıktan sonra askere alındı. Askerliği sırasında şiirleri nedeniyle suçlandı.

Sıkıyönetim mahkemesi tarafından bir yıl hapse mahkum edildi. Cezaevinden çıktıktan sonra fotoğrafçılık yaptı. Takma isimlerle görgü ve çocuk kitapları yazdı. 6-7 Eylül olaylarının ardından bir kez daha tutuklandı. 6 ay cezaevinde kaldı ve “suçsuz” bulunup salıverildi.  Yaşamını, çeviriler yaparak ve özel dersler vererek kazandı.

İlk şiiri 1925 yılında Giresun’da çıkan ‘İzler’ dergisinde yayımlandı. İlk şiir ve düzyazılarından bir kısmını, iki arkadaşıyla birlikte Adsız Kitap isimli kitapta derledi (1931). Başlangıçta hece ölçüsü ile Faruk Nafiz Çamlıbel etkisinde şiirler yazan Dinamo, Nazım Hikmet şiiri ile karşılaşınca serbest ölçüyle toplumsal konuları işlemeye yöneldi. Üretken bir edebiyat işçisidir.

Eserleri;

Şiir:

Deniz Feneri (1937
Karacaahmet Senfonisi (1960)
Özgürlük Türküsü (1971)
Mapushanemden Şiirler (1974)
Sürgün Şiirleri (1975)
Gecekondumdan Şiirler (1976)
Çoban Şiirleri (1982),
Nazım’dan Meltemler (1989)
Tuyuğlar (1990).

Roman;

Kutsal İsyan (sekiz cilt, 1966-1968)
Ateş Yılları (1968)
Savaş ve Açlar (1968)
Kutsal Barış (yedi
cilt, 1972-1976)
Öksüz Musa (1973)
Musa’nın Mapushanesi (1974)
Koyun Baba (1976)
Musa’nın Gecekondusu (1976)
Açlık (1982), Türk Kelebeği (1081)
Adalet Sıtması (1983)
Anadolu’da Bir Yunan Askeri (1988).

Öykü;

Savaşta Çocuklar (1981).

Anı;

6-7 Eylül Kasırgası (1971),
2.Dünya Savaşı’ndan Edebiyat Anıları (1984)
TKP ve Aydınlar (1989)

Ödülleri; 1977 Orhan Kemal Roman Armağanı / Kutsal Barış ile

(Kaynak: siirakademisi.com)

Paylaşın

Hasan Hüseyin Yalvaç Kimdir? Hayatı, Eserleri

19 Kasım 1951 yılında Muğla’nın Bodrum İlçesinde dünyaya gelen Hasan Hüseyin Yalvaç, ilköğrenimini birincisi sınıfa kadar okuduğu Hatay Kırkhan 5 Temmuz İlkokolu’nda (1958-1959) ve İzmir Eski Foça İlkokulunda (1963); ortaöğrenimini ise Eski Foça Ortaokulunda tamamladı (1966).

Haber Merkezi / 1967’de Denizli Lisesinde başlayan lise öğrenimini 1969’da Karadeniz Ereğli Lisesinde tamamladı. 1969’da girdiği Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Tabii Bilimler Bölümü’nden 1973’te mezun oldu. Ardından 1974-1979 yılları arasında Kars Cumhuriyet Lisesi, Sinop Gerze Lisesi, Çankırı Kurşunlu Liselerinde biyoloji ve jeoloji öğretmenliği yaptı.

1979’dan sonra öğretmenliği bırakıp birçok kuruluşta personel müdürlüğü, muhasebe müdürlüğü, yayın yönetmenliği görevlerinde bulundu. 1980 darbesi sırasında siyasi nedenlerle bir süre tutuklanıp serbest bırakıldı. Ancak 1984 yılında 6 yıl hapis ve 2 yıl sürgün cezası aldı. 1985-1987 yıllarını Ereğli, Adana, Uşak ve Erzurum’da kaçak olarak geçirdi. 2001’de emekliye ayrıldı.

Ezgi’nin Söyledikleri ile Çankaya Belediyesi Çocuk Şiiri Ödülü (1996); Herkes Vazgeçti Ya Sen adlı şiir kitabıyla İbrahim Yıldız Şiir Ödülü birincilik ödülü (1997); Doğa ve Çocuk Mevlüt Kaplan Çocuk Şiiri birincilik ödülü (1997); Sabri Akay Şiir yarışmasında mansiyona ve Petrol İş Yarışması Jüri Özel Ödülü’ne layık görülen şairin tüm kitaplarına 2005 yılında Ömer Nida Şiir Ödülü verilmiştir. Türkiye Yazarlar Sendikası üyesi olan sanatçı çalışmalarına halen devam etmektedir.

İlk şiiri “Taşlar” 1964’te Yeni Asır’da yayımlanan Yalvaç’ın ilk şiir kitabı olan Taşlamalar: Goca Goca Taşlar 1970’te okuyucu ile buluştu. Çağdaş Türk Dili, Evrensel Kültür ve Papirüs gibi dergilerde şiirleri yayımlanan sanatçı, aynı zamanda sanat, edebiyat ve siyasetle ilgili düzyazılar da kaleme almakta; bu yazıları başta Cumhuriyet, Aydınlık, Siyah Beyaz, Evrensel, Yeni Asır, Demokrat İzmir olmak üzere çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış ve halen de yayımlanmaktadır.

Toplumcu şiir içinde değerlendirilebilecek şiirlerinde çoğunlukla kapitalizmin birey ve toplum üzerinde yarattığı etkiler gibi toplumsal meseleleri tema olarak ele almıştır. Mizah ve ironiye şiirlerinde sıklıkla başvuran sanatçı genellikle serbest şiir tarzını benimsemiştir.

Eserleri;

Goca Goca Daşlar
Merhaba Yaşamak
Umudun Şafağı
Adı Barış
Erek Torna Atölyesi
Ezginin Söyledikleri
Amerika Katil Katil
Sevda ki Hüznü Kalır Bana
Bu Bir Rıfat Ilgaz Kitabıdır
Bu Bir Hasan Hüseyin Korkmazgil Kitabıdır
Bu Bir Hasan İzzettin Dinamo Kitabıdır
Şair ve Şiir
770 Gün Türküleri

Ödülleri;

Petrol-İş Şiir Ödülü
Sabri Akay Şiir Ödülü

Paylaşın

Hasan Hüseyin Korkmazgil Kimdir? Hayatı, Eserleri

1927 yılında Sivas’ın Gürün İlçesinde dünyaya gelen Hasan Hüseyin Korkmazgil, 25 Şubat 1984 yılında Ankara’da hayatını kaybetti. Adana Erkek Lisesi’ni bitirdi. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nden mezun oldu ve Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesinde öğretmenliğe başladı.

Haber Merkezi / Siyasi düşünceleri ve eylemleri gerekçesiyle tutuklandı, pek çok aydın gibi 142. maddeye muhalefetten hüküm giydi ve öğretmenlikten atıldı. Bir süre Gürün’de ve Sivas’ta arzuhalcilik, tabela ve portre ressamlığı, inşaat işçiliği yaptı. Daha sonra İstanbul’a, sonra da Ankara’ya yerleşti. Akis dergisinde çalıştı, bir süre de Forum dergisinin sanat sayfalarını yönetti. Kızılırmak kitabı nedeniyle hakkında 142. maddeden dava açıldı, yargılandı, aklandı.

Şiir yazmaya lise yıllarında başlayan Hasan Hüseyin’in ilk şiiri Dost dergisinde yayımlandı. Aynı yıllarda mizahi öyküleri de yayımlandı. Kavel adlı kitabı ile Yeditepe Şiir Armağanı’nı, Kızılkuğu ile TRT’nin 1970 Sanat Başarı Ödülü’nü, Filizkıran Fırtınası ile Toprak ve Nevzat Üstün şiir ödüllerini aldı.

Eserleri;

Şiir:

Kavel (1963)
Temmuz Bildirisi (1965)
Kızılırmak (1966)
Kızılkuğu (1971)
Ağlasun Ayşafağı (1972)
Oğlak (1972)
Acıyı Bal Eyledik (1973).
Kelepçenin Karasında Bir Ak Güvercin (1974)
Koçero Vatan Şairi (1976)
Haziran’da Ölmek Zor (1977)
Filizkıran Fırtınası (1981)
Acılara Tutunmak (1981)
Işıklarla Oynamayın (1982)
Tohumlar Tuz İçinde (1988)
Kandan Kına Yakılmaz (1989)

Mizahi Öykü:

Öhhöööö! (1964)
Made in Türkey (1970)
Bıyıklar Konuşuyor (1971).

Gezi:

Bağdat Basra Yollarında(1974)

Çocuk Kitapları:

Eşeğin Gözyaşları
Aşıcı Baba
Ormanın Öcü
Ressamın Bıldırcınları
Becerikli Çocuğun Düşleri

Ödülleri:

1964 Yeditepe Şiir Armağanı / Kavel ile
1970 TRT Sanat Başarı Ödülü / Kızılkuğu ile
1981 Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü / Filizkıran Fırtınası ile
1981 Nevzat Üstün Şiir Ödülü / Filizkıran Fırtınası ile

“Filizkıran fırtınası”

gün doğmadan başladı filizkıran fırtınası
evler yemen türküsü
sokaklar seferberlik
öyle bir gariplik ki
öyle bir tedirginlik
yaz başında güz sonrası

ayvalar çiçekteydi
güller daha tomurcuk
açıl demişti güneş
açılmıştı kıraçta kış elmaları
çözül demişti güneş
çözülmüştü yılanlar karanlık odalarında
dallarda yuvalar tüy kokuyordu
düğünçiçekleri şenlikli

gün doğmadan başladı filizkıran fırtınası
ne dal kaldı ne tomurcuk
yerden yere çaldı otları ağaçları
insan yüzlü bir korkuluk
üşüdüm dünyalarca
baskın yemiş bir kent gibi üşüdüm
sergen etti filizleri sapsarı bir karanlık
bahardan kışa düştüm

acılı günler gördüm
sığdıramam bir tek günü bir koca yıla
geceler geçirdim yoz kentlerin bulvarlarında
nice baharları kışlara gömdüm
uzak düştüm yelinden yelvesinden acılı yurdun
uzak düştüm umudundan mutundan
yomundan uzak düştüm
bunaltının böylesini görmedim

severim fırtınanın her türlüsünü
ormanlar uğultulu sular dalgalı
severim filizkıran fırtınası’nı
kırıp kanatmıyorsa sevincin türküsünü
nerde benim baharım
dalım yaprağım nerde
gece çökmüş üstüne kerpiçsel yalnızlığın
sanki kaplan pençesinde bir manda böğürtüsü
ne kuş kalmış ne çiçek
ne kırmızı ne yeşil
sapsarı karanlıkta yerler bahar ölüsü

“Kokmuşlar mezarlığı”

güneşse güneş benim beyoğlubeyler
topraksa toprak benim beyoğlubeyler
bir şey var anlamadığım bu sabahlarda
eski saraylarda bu yeni saltanatlar
saksılarda çiçek diye kızgın namlular
demirin kömürün petrolün kalleşliği
bir şey var anlamadığım bu sabahlarda
kayguysa kaygu benim beyoğlubeyler
bayramsa bayram benim beyoğlubeyler
ya siz kimsiniz

kentlerin göbekleri suların en kadını
kadının en körpesi sofraların padişahı
bir şey var anlamadığım bu yasaklarda
ben güldükçe neden karartılır ışıklar
duvarlar yükseltilir köpekler kışkırtılır
kundakta bebek suçlu tarlada tohum
bir şey var anlamadığım bu yasaklarda
umutsa umut benim beyoğlubeyler
ya siz kimsiniz

bu kokmuşlar mezarlığı imamlar sofrası bu
omuzlardan omuzlara bu korku tapınakları
akşamla kargalarla nargilelerle
leblebici bakkalbaşı minder minder üçotuzüç
bir şey var anlamadığım bu yezit yalanlarda
yarınsa yarın benim beyoğlubeyler
barışsa barış benim beyoğlubeyler
ya siz kimsiniz

kimsiniz ey şimdi müzelerde yerleri belli
eski beyler yeni beyler bey eskileri

“Öteki yalnız”

hep aynı köşede karşılaşırdık
gözlerini koyacak yer bulamazdın
ne güzel çekingendin titrerdin
çantan sefertasın eldivenlerin
gitmek istemezdin ama giderdin
bir sen kalırdın kent silinip giderdi
ayaklarım dolaşırdı düşmezdim
saata bakardım hep yedibuçuk
yumruğumu kaldırıp bağırasım gelirdi

bu hiç sevmediğim kupkuru kentin

nasıl da bağlandımdı akşamlarına
beşbuçuk en sevdiğim saattı
kaldırımlarda ışıkları severdim
kabarık saçlarıma kar yağardı
kar güzeldi herkes her şey güzeldi
durakta bir ben bir yelpikli kestaneci
pastacının pikabında bizim şarkımız
berberin kanaryası bizi öterdi

arabalar renk renk geçerdi çalımlı
en güzeli seni getiren otobüstü
maviydi yumuşacık bir yamuktu
lâstikleri kadifeden sanırdım
beşbuçukta seni alıp gelince
otobüs dolusu gözlerini görünce
gecelerim gibi gözlerini görünce
oteldeki yatağım kahvedeki masam

ıssız sokaklarda ayak seslerim
kaldırıma oturup ağlayasım gelirdi
ikimiz de yalnızdık bunu saklıyamayız
çalışmak zorundaydık dağılamazdık
evsiz edemezdik yüreğim sana yetmezdi
hem belki hep senin olmayacaktı
geceleri kapımızı çalınca korkuların
yoksul pencerende zavallı sardunyalar
ben kendime kıydım kurtulamadım
sen kendini yaktın daha kötüsü
sana son yazdıklarımı okuyabilsem
ah bir okuyabilsem, ağrımı duyabilsen

o durakta neler kimler ağlamıyor ki

Paylaşın

Hasan Ali Yücel Kimdir? Hayatı, Eserleri

17 Aralık 1897 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Hasan Ali Yücel, 26 Şubat 1961 yılında yine İstanbul’da hayatını kaybetti. Şair Can Yücel’in babasıdır. Mekteb-i Osmani ve Vefa Lisesini bitirdi, Yüksek Öğretmen Okulu’ndan mezun oldu.

Haber Merkezi / İzmir ve İstanbul’da edebiyat ve felsefe öğretmenliği, maarif müfettişliği yaptı. Fransız eğitim sistemini incelemek üzere bir yıllığına Paris’e gönderildi, dönüşte Gazi Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü görevine atandı. Bir süre sonra Türk Dil Kurumu’nun etimoloji kolu başkanlığına getirildi. Milli Eğitim Bakanlığı Orta Eğitim Genel Müdürlüğü yaptı. Siyasete girdi ve İzmir’den milletvekili seçildi. Celal Bayar hükümetinde Milli Eğitim Bakanlığı’na getirildi.

Bakanlığı döneminde, Üniversite reformu, Ankara Fen Fakültesi’nin kurulması, Yüksek Mühendis Okulu’nun İTÜ’ye dönüştürülmesi ve Ankara Tıp Fakültesi’nin kurulması, Köy Enstitüleri’nin açılması, Dünya klasiklerinin Türkçeye çevrilmesi ve ilk resmi ve telifli Türkçe ansiklopedi olan İnönü Ansiklopedisi’nin hazırlanması gibi işlere imza attı.

Özellikle Köy Enstitüleri’nin kurulması cumhuriyet döneminde eğitim sisteminde yapılan en büyük devrimlerden birisidir, eğitim köylere kadar yayılmıştır. Yedi yıl yedi ay sürdürdüğü Milli Eğitim Bakanlığı görevinden istifa etti ve gazetecilik yaşamına döndü. İstanbul’a yerleşen Yücel düşüncelerini Akşam ve Cumhuriyet gazetelerinde yazdı. 1961’de Kurucu Meclis üyesi oldu.

Eserleri;

Şiir:

Dönen Ses
Sizin için
Dinle Benden

Diğer:

Goethe, Bir Dehanın Romanı (1932)
Türk Edebiyatına Toplu Bir Bakış (1932)
Pazartesi Konuşmaları (1937)
İçten Dışa (1938)
Türkiye’de Ortaöğretim (1938)
Davalar ve Neticeleri (1950)
Hürriyete Doğru (1955)
İyi Vatandaş İyi İnsan (1956-1971)
Kıbrıs Mektupları (1957)
Edebiyat Tarihimizden (1957)
İngiltere Mektupları (1958)
Türkiye’de Maarif (1959)
Hürriyet Gene Hürriyet (1960-1962, 2 cilt)

“Öyle mi böyle mi”

Hasretten usandı, vuslat darına,
Uçmasan bir türlü, uçsan bir türlü.
Halkın arasından hak diyarına,
Kaçmasan bir türlü, kaçsan bir türlü.

Hilkatın sırrını gönlümden aldım,
Erdikçe gününe hayrete daldım,
Hilkatın kapısın “Hu” deyüp çaldım
Açmasam bir türlü, açsan bir türlü.

Hey Ali uygundur özüme sözün
Doğmadan açılmış hakikat gözün.
Ummandan topladın incidir sözün,
Saçmasan bir türlü, saçsan bir türlü.

“Sevgiye koşma”

Görmesem yüzünü kör olur gözüm
Gözlerim, yüzüne bakmak içündür.
Adında tutuşur en yakın sözüm
Hitabım, kalbini yakmak içündür!..

Ağlarsam, sebebi, arama nedir
Hasretim, ağlayan gözlerinedir.
Bu gidiş, içimden ta içinedir
Gözyaşım, gönlüne akmak içündür!..

Sendeki baharı bulamam gülde
Güzüm bahar olsun, yüzüme gül de,
Bir kızıl çiçektir aşkın gönülde,
O çiçek, göğsüne takmak içündür!..

“Şarkı”

İlham arayan gözlerle bir pembe şafaksın
Elbet doğacaksın, yanacaksın, yakacaksın.
Bir ufuk olayım ben sana, sihrin bana aksın
Elbet doğacaksın, yanacaksın, yakacaksın.

Kurtar beni artık sonu gelmez gecelerden
Bilsen ki bu sevda bana geçtir, sana erken
Ruhumda bütün başka emeller sönüyorken
Elbet doğacaksın, yanacaksın, yakacaksın

“Yunus Emre’ye”

Hakikat aşkına ermek diledim,
“Hayret şarabından iç” dedin bana.
Senden duyduğumu sana söyledim,
“Bu kuru sözlerden geç” dedin bana.

Varlığı, yokluğu sordum özüne,
Sustun, bir damla yaş geldi gözüne.
Ölüm nedir dedim bakıp yüzüne
Yüzüme bakıp da “Hiç” dedin bana.

Bağrımda yadını dağlıyorum, bak.
Ben de senin gibi ağlıyorum, bak.
Eriyip izinde çağlıyorum, bek.
“Eğil göz yaşından iç” dedin bana.

Paylaşın

Hasan Akarsu Kimdir? Hayatı, Eserleri

1 Temmuz 1952 yılında Tekirdağ’ın Saray İlçesine bağlı Küçükyoncalı Köyü’nde dünyaya gelen Hasan Akarsu, ilkokulu köyünde bitirdi. Edirne Erkek İlköğretmen Okulu’nu mezun oldu. Bir süre ilkokul öğretmeni olarak görev yaptı.

Haber Merkezi / İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nü ve Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Değişik yerlerde Türkçe ve edebiyat öğretmeni olarak görev yaptı. 1999’da emekli oldu. Halen Tekirdağ’da yaşayan Akarsu, TYS ve Edebiyatçılar Derneği üyesi.

Yazın dünyasına şiirle giriş yaptı. İlk şiiri Cemal Süreya’nın yayımladığı SEK’in (Sanat El Kitapları) ilk sayısında çıktı. Şiir ve yazılarını Ardıçkuşu, Aykırısanat, Berfin Bahar, Cumhuriyet Kitap, Çağdaş Türk Dili, Damla, Edebiyat Gündemi, Gerçek Sanat, Güzel Yazılar, İnsancıl, Kıyı, Kiraz, Öğretmen Dünyası, Saçak, Söylem, Şarköy İletişim, Şarköy Sanat, Türk Dili Dergisi, Varlık, Yaba Edebiyat, Yaba Öykü, Yeditepe dergilerinde yayımladı.

Arkadaşlarıyla birlikte Tekirdağ’da Kiraz adlı kültür-sanat dergisini çıkardı. Derginin sanat danışmanlığı ve yazı kurulu üyeliğinde bulundu. yaptı. Mavi Dergi’yi çıkardı. Şarköy Sanat’ın yazı kurulunda görev almaktadır.

Eserleri;

Şiir:

Güle/Durmuş Zaman (1982)
Güz Suları (1983)
Şiir Boyları Güvercin (1986)
Söylenceler Denizi (1989)
Ölümsüzlük Toprağında (1990)
Söz Güneşi (1994)
Ardına Bakan Gün (1997)
Gül Yurdunda Deniz (1999)
Sesin Kaldı Bende (2002)
Şiirler Kanadı Gülden (2004)
Bir Uzak Bir Yakın (2007)

Diğer:

Kalan İzler (günlük, 2000)
Şiirler Değdi Sevdaya (deneme,tanıtım, 2000)
Şiirin Kanatlarında (mektuplar, 2001)
Şiirler-Den/ İzler ( deneme-eleştiri, 2004)
Kepirtepe Aydınlığı (inceleme-söyleşi, 2005)
Gördüklerim Sizin Olsun (gezi yazıları, 2007)

Paylaşın

Hamdullah Suphi Tanrıöver Kimdir? Hayatı, Eserleri

1885 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Hamdullah Suphi Tanrıöver, 19 Haziran 1966 yılında yine İstanbul’da hayatını kaybetti. Babası Türk kültür hayatında önemli görevler üstlenmiş, evkaf, maarif ve ticaret nazırlarından Kocameminoğlu Abdullatif Suphi Paşa, annesi ise Kafkasya’dan esir olarak İstanbul’a getirilmiş bir Çerkez kızı olan Ülfet Havva Hanım’dır. Hamdullah Suphi’ye “Tanrıöver” soyadını Mustafa Kemal Atatürk verdi.

Haber Merkezi / Dedesi ve babası Tanzimat devrinin tanınmış ilim ve devlet adamlarından olduğu gibi, Samipaşazade Sezai de amcasıdır. Yazarın çocukluk yılları dedesinin Çamlıca’daki köşkü ile babasının Horhor’daki meşhur Suphi Paşa Konağı’nda, devrin ilim ve siyaset adamları arasında geçti.

İlköğrenimini Kısıklı, Altunizade ve Numûne-i Terakkî mekteplerinde yaptı. Orta öğrenimini Galatasaray Lisesinde tamamladı (1904). Bir dönem Reji İdaresinde çalıştı (1905). Defter-i Hâkânî Mektubî Kalemi mülâzımı oldu (1907). Ayasofya Rüştiyesinde kitabet, malumat-ı medeniye ve Fransızca dersleri verdi (1908). İstanbul Şehremaneti tercümanlığı yaptı. Darülmuallimîn’de terbiye ve Osmanlıca dersleri verdi (1910). Darülfünûn’a geçerek Türk edebiyatı ve terbiye okuttu. Türk ve İslam Sanayi-i Nefise Tarihi Kürsüsü’nü kurdu (1913). Bahriye Mektebi ve Konservatuarda öğretmenlik yaptı. Edirne ve Trakya’nın Osmanlı Devleti hâkimiyetine girmesi için 1913’te Berlin ve Petersburg’a gitti. Almanya’da bir yıl kadar ikamet etti.

1908’den sonra kurulan Türk Derneği, Türk Yurdu Cemiyeti, Türk Ocağı ve Türk Bilgi Derneği gibi kuruluşların faaliyetlerine dâhil oldu. Uzun süre Türk Ocakları’nın başkanlığını yaptı. Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali sebebiyle İstanbul’da düzenlenen protesto mitinglerinde yaptığı konuşmalarla dikkati çekti. Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde Saruhan mebusu olarak bulundu. İstanbul’un işgali ve Türk Ocakları’nın kapatılması üzerine Ankara’ya gidip fiilen Millî Mücadele’ye katıldı. Antalya mebusu olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi (1920), aynı yıl maarif vekilliğine getirildi.

Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde İstanbul matbuatına karşı Millî Mücadele’yi savunan yazılar yazdı. Bu arada matbuat ve istihbarat umum müdürlüğü yaptı. Mehmet Akif ‘in İstiklâl Marşı’nı yazması ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde millî marş olarak kabul edilmesi için özel bir çaba sarf etti. 1923’te ikinci TBMM’ye İstanbul mebusu olarak girdi. Ankara’da Etnografya Müzesini kurdu. İstanbul’da Türk Ocakları’nı tekrar faaliyete geçirdi. Bükreş’te büyükelçilik görevinde bulundu (1931-1939). 1943’te Mersin, 1946’da İstanbul milletvekili seçildi. 1950’de Demokrat Parti listesinden bağımsız Manisa milletvekili, 1954’te yine Demokrat Parti’den İstanbul milletvekili oldu. 1957’de Hürriyet Partisi adayı olarak girdiği seçimi kaybedince politikadan ayrılıp Horhor’daki Suphi Paşa Konağı’na çekildi.

Edebiyat hayatına Galatasaray Mekteb-i Sultânîsinde okuduğu yıllarda kaleme aldığı şiirlerle girdi. Amcası Samipaşazade Sezai’nin de içerisinde yer aldığı Jön Türkler’in Paris’te çıkardığı Şûrâ-yı Ümmet adlı dergide ilk şiirleri yayımlandı. Yazar, şiirlerini Osmanlı Postanesinin güvenli olmadığı gerekçesiyle, 1908 yılına kadar Fransız Postanesi aracılığıyla Paris’teki gazeteye gönderdi. Bu şiirler; “Namık Kemal”, “Mithad Paşa”, “Çırâğân Sarayı”, “Askerin Şarkısı” ve “İstanbul”dur. II. Meşrutiyetin ilanından sonra Şûrâ-yı Ümmet gazetesi İstanbul’a taşındı. İstanbul’da Hamdullah Suphi’nin şiirleri tekrar yayımlandı. Bazı şiirleri ise ders kitaplarına konuldu (İnal, 1959, Cilt: I, s.556). Hamdullah Suphi’nin bilinen yaklaşık yirmi kadar şiiri (“Namık Kemal Magosa’da”, “İstanbul’da Bir Akşam”, “Mithad Paşa”, “Askerin Şarkısı”, “Kaç Defa”, “Ona Dair”, “İstanbul”, “Beyaz ve Siyah”, “Gecelerim Dizisi”, “Hiss-i İntikâm”, “Bir Ümid”, “Vatan, Annemin Derdi”, “Bayram”) vardır.

Yazar, 1909 yılında Fecr-i Âtî topluluğuna katıldı. “Sanat, sanat içindir” düsturuyla yola çıkan topluluğa başkan olarak seçildi. Genç yaşta karaladıkları bir yana “Annemin Derdi” adlı şiiri, şairlik yolunda orta bir seviyeye eriştiğini gösterdi. Yazarlığının kuvveti ise Dağ Yolu ve benzeri eserleriyle ölçüye vurulunca çok iyi bir not aldı (Reel, 1967: 46). Söz konusu dönemde daha çok Tevfik Fikret ve Cenab Şahabeddin’den etkilenerek aşk ve tabiat konulu şiirler yazdı. Ancak şair dünyaya sadece gözleriyle baktığı ve onda gölge, ışık ve şekilden başka bir şey görmediği için satıhta kaldı. Şiirinde insandan bahsedilmediği gibi, okuyucuyu görülenin ötesine götüren derin bir mana ve duygu da yoktu (Kaplan, 2012: 162) Şair, bir süre sonra edebiyat ortamına hâkim olan Ahmet Haşim ve Yahya Kemal’le kendini mukayese ederek onların daha iyi şair oldukları hükmüne vardı. Böylelikle şiir yazmayı bıraktı.

Şûrâ-yı Ümmet, Yeni Gazete, Servet-i Fünûn, Resimli Kitap, Musavver Muhît, Türk Yurdu, Genç Kalemler, Hak, İkdam, Akşam, Rübâb, Hâkimiyet-i Milliye ve Muallim gibi gazete ve mecmualarda şiir, hikâye, makale ve edebî tenkitleri yayımlandı. Mizaha da merak salan yazar, birçoğu Davul mecmuasında yayımlanan manzumeler ve yazılar kaleme aldı. “Vur Abalıya” sütununda Toplu İğne, Yutmaz, Hasad, Keçiboynuzu, İstanbulin ve Münekkid gibi takma adlarla manzume ve yazılar yayımladı. Hamdullah Suphi, 1911’de Celal Sahir’le birlikte Genç Kalemler dergisinin yazar kadrosuna dâhil oldu. Bu tarihten sonra Milli edebiyatın zevk ve anlayışını benimsedi.

Hamdullah Suphi, şiir türünde yakalayamadığı şöhreti, hitabet sahasında yakaladı. Söz söylemeye olan merakı ve bu husustaki azim ve gayreti sayesinde iyi ve heyecanlı bir hatip oldu. Yazar, “Türk Ocağı’nın henüz 27 yaşındaki genç reisi sıfatıyla büyük millet davasını geliştirmek ve gerçekleştirmek için çalışan memleket severlerin başında bulundu”. Türk Ocağı’nda Türk milliyetçiliğini ilmî temellere dayandıran konferanslar verdi, Türkçülük hakkındaki tesirli telkinlerini zevkle ve şevkle yaptı. Doğrudan doğruya ruhlara ve Türklük vicdanına hitap etmekte gösterdiği fevkalâde maharetle Türk dilini sihirli bir kuvvet hâline getiren Hamdullah Suphi, Akçura’nın da belirttiği gibi, ‘Ocağın çarpan kalbi’ ” oldu.

Tanrıöver’in ilk eseri, 1909’da yayımlanan Namık Kemal Bey Magosa’da adlı kitaptır. Daha sonra yazar, 1919 yılında Berlin’de bulunduğu sırada bir broşür yayımladı. La Question Armenienne Et Un Point De Vue Turque adlı on üç sayfalık broşürde, Tanrıöver’in Ermeni Meselesi hakkındaki görüşleri yer aldı.

Hatibin, Türk Ocağı’nda sunduğu konferansları, Milli Mücadele döneminde halkı aydınlatmak için yaptığı mitinglerdeki konuşmaları, Cumhuriyet Türkiye’sinin inkılaplarını öven nutukları ve makalelerinin yer aldığı basılı olan üç adet kitabı vardır. İlk kitap 1928’de yayımlanan Dağ Yolu adlı eserdir. Bu kitabın iki baskısı vardır. İlk baskısı Arap alfabesiyledir. Aynı sene içerisinde harf inkılabı olduğu için eser Latin alfabesiyle tekrar basılmıştır. İkinci baskıda kitabın adı Dağ Yolu 1 olarak değiştirildi. Söz konusu eserde Hamdullah Suphi Tanrıöver’in nutuklarından bazıları yer aldı. Kitapta yirmi adet nutuk bulunmaktadır.

Yazarın ikinci kitabı 1929’da basılan Günebakan adlı eserdir. Eser Türk Ocakları ve Sanat Heyeti Neşriyatından çıkarıldı. Kitapta Tanrıöver’in yirmi tane makalesi bulunmaktadır. Yazar, Günebakan eserini Dr. Fethi Tevetoğlu’na ithaf etmiştir. 1931’de yayımlanan Dağ Yolu 2 eseri Dağ Yolu 1 kitabının devamı niteliğindedir. Bu kitapta on dört adet nutuk yer almaktadır.

Zikredilen eserler dışında Tanrıöver’in çeşitli yerlerde yaptığı konuşmalar, bazı araştırmacı ve gazeteciler tarafından yayımlandı. 1946’da yayımlanan Anadolu Milli Mücadelesi isimli kitap, bu tarzda hazırlandı. 1946 yılının yaz aylarında Rusya’nın Kars, Ardahan ve Boğazlar üzerindeki emelleri Türk kamuoyunda büyük bir tepkiyle karşılandı. Bu durum üzerine Hamdullah Suphi Tanrıöver, Üsküdar Halkevinde bir konuşma yaptı. Bu konuşma Vatan Gazetesi muhabiri tarafından aynı yıl içerisinde yayımlandı.

Bir diğer çalışma, Dağ Yolu ve Günebakan’dan Seçmeler ismiyle 1971’de Mustafa Sepetçioğlu tarafından hazırlandı. Eserde, her iki kitapta yer alan makaleler ve nutuklar yer almaktadır. Öte yandan yazarın 23 Nisan 1930 yılında Türk Ocakları Merkez Binasının açılış töreninde yaptığı konuşma, aynı yıl içerisinde yapılan Türk Ocakları Kongresi’nde broşür olarak basılıp dağıtıldı.

Hamdullah Suphi’nin hayatında Namık Kemal’in özel bir yeri vardır. Hatta Namık Kemal’i manevi babası olarak gördü. Namık Kemal’e olan sevgisi manzumelerine de yansıdı. Yazar, Namık Kemal’i şiir kudreti bakımından, Abdülhak Hamit’e kıyasla zayıf bulmasına rağmen, yine de onu “birinci ve ikinci genç Türk ihtilalcilerinin başkumandanı” olarak kabul etti. Namık Kemal ve arkadaşlarının klasik edebiyatı reddetme tavırlarını takdir etti. Servet-i Fünunculardan Cenab’ı ise şiir türünde Fikret’ten daha başarılı buldu.

Yazıları kuvvetli telkinler ve örneklerle süslü olup sağlam bir tarih şuuruna ve derin müşahedelere dayanırdı. Çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanan birçok yazısı buna delil olarak gösterilebilir (“İslam Birliğinin Geçirdiği Safhalar”, “Sanat ve İstiklâlimiz”, “Bugünkü Tehlikeler”, “Halk Önderleri”, vb.). Bunlar dışında makalelerinde Türk köylüsünün sosyal meseleleri üzerinde durdu. Ona göre, Türk köylüsüne yaklaşmak için yapılacak çalışmalar teorik değil, pratik çözümlere dayandırılmalıdır. Köylü ile aydın sınıfının yakınlaşması gerektiğini savundu. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

Paylaşın

Hamdi Özyurt Kimdir? Hayatı, Eserleri

1964 yılında Muş’ta dünyaya gelen Hamdi Özyurt, ilk ve orta öğrenimini burada tamamladı. 1981’de ailesiyle birlikte İstanbul’a taşındı. 1989’da başladığı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünü tamamlamadı.

Haber Merkezi / 1994’te İsveç’e gitti ve yazarlık çalışmalarına orada devam etti. İsveç Yazarlar Sendikası ve Türkiye Edebiyatçılar Derneği üyesidir. Hamdi Özyurt, şiirler kaleme alarak yazı hayatına başlamıştır. İlk şiir kitabı Rakkasın Ağustosu adıyla 1992’de yayımlanmıştır. 1994’te gittiği İsveç’te çizgi roman, deneysel film ve animasyon eğitimi görmüştür.

Yazı hayatının bu sıralarda daha yoğunlaşması muhtemeldir. İsveç’te çıkan bölgesel bir gazetede karikatürler çizmiş ve yine İsveç’te; Arapça, Farsça ve Türkçe olarak üç dilde çıkan Prizma dergisinin redaktörlüğünü ve illüstrasyonunu yapmıştır. Özyurt’un ikinci şiir kitabı Çatgelin adıyla 1996’da yayımlanmıştır. Hikâye yazmayı da denemiş bu türde 2000 yılında Samim Kocagöz Hikâye Yarışmasında biricilik ödülü almıştır. Saçlarını Sancıma Sür (2001) adlı üçüncü şiir kitabı üç ödüle değer görülmüştür.

Özyurt, bu şiir kitaplarından sonra çizgisini nesre kaydırarak, roman ve hikâye yazmaya ağırlık vermiştir. Feleğin Bir Kuşu Var adlı ilk hikâye kitabı 2003’te, Ay Aslında Camdandır adlı ilk romanı ise 2004’te yayımlanmıştır. Bu eserleri; Senin İçin Bir Düş Kurdum (2004) ve Pencereler (2007) adlı hikâye kitaplarıyla Yirmi Ağaç Tek Portakal (2005), Yürekte Sıcak Bir Yer (2007) ve Oğul Yolu (2011) adlı romanları izlemiştir. Yayımladıkları dikkate alındığında yazarın bu minvalde daha üretken olduğu görülmektedir.

“Buğusu tellerinde”

çırpınırken bile sessiz, köpük gibi bir abla
ben bahtına düştükçe o kanrevan
şeytan aklımı koparıyor karım sancılandıkça
bütün çatlakları çaresiz saksıların
çekip gidecek çığlıklarla afrika menekşem

bu havada balıkçılar var mıdır deniz üstünde?
Her asker intihar edecekmiş gibi geliyor
nöbet yerinde
her kız gelin ölecekmiş gibi..
Dallar cama vurdukça, her ağaç darağacı
babalar nasıl su verebilir kavaklara?
Şimdi dağların en naçar kurdu kime sığınır,
kime açar yarasını?

Karbeden çatırdadıkça karakış tomurcuğuyla
bir yıldız kayıyor hep, dilsiz tükeniyorum
sular-seller, ak ekmekler, ampuller ses içinde
soluksuz ürperiyor evrenin en yalnız gezegeni
ve funda evlat sevgisi düşürüyor kollarıma
taze bir turna ömrü bu, buğusu tellerinde
bir dilim peynir kadar kızım benim
büyülüsü taçyapraklıların, nar çiçeği renginde

“Dağçiçeği sağanağı”

karanlık bir nehir akar gider kederli
kulaklarımda yetim çakal sesleri kalır
yıldızlar bile iğreti yökyüzünde
tenimde eriyip dökülen ayın izleri kalır

bir düşü örseler gibi uyanıyorum
seni buluyorum çöllerin ceylan kızı
bütün kollarımla kucaklasam diyorum.. .
Öyle kanıyorum ki kasığımdan
fırat hiç kalır
akıttığım kana acımıyorum asla
ama sen sürmelenip gidiyorsun ya
bende kara ayıp, bende ağır utanç
bende suç kalır

yanıtı kekeme bir sorudur gözlerin
kesik bir başı okşar gibi bakar gözlerin
gözlerin bir çift turna gölden su içer
iki bahar gider seninle, kerbela kalır

“Gözlerin bir çift turna”

karanlık bir nehir akar gider kederli
kulaklarımda yetim çakal sesleri kalır
yıldızlar bile iğreti yökyüzünde
tenimde eriyip dökülen ayın izleri kalır

bir düşü örseler gibi uyanıyorum
seni buluyorum çöllerin ceylan kızı
bütün kollarımla kucaklasam diyorum.. .
Öyle kanıyorum ki kasığımdan
fırat hiç kalır
akıttığım kana acımıyorum asla
ama sen sürmelenip gidiyorsun ya
bende kara ayıp, bende ağır utanç
bende suç kalır

yanıtı kekeme bir sorudur gözlerin
kesik bir başı okşar gibi bakar gözlerin
gözlerin bir çift turna gölden su içer
iki bahar gider seninle, kerbela kalır

Paylaşın