742 Çocuk İşçi İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

2013 – 2024 yılları arasında en az 742 çocuk işçi iş kazalarında hayatını kaybetti. Çocuk işçiliğinin önlenmesi temel hedefiyle 2017-2023 yılları arasında “Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Ulusal Programı (2017-2023)” uygulamaya konulmuştu.

Çocuk işçiliğine son vermek amacıyla başlatılan seferberlik kapsamında Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) teknik desteğiyle ve Birleşmiş Milletler (BM) ajanslarının mali desteğiyle imzalanan bu deklarasyona 6 bakanlık ve 7 işçi ile işveren sendikası da imza atmıştı.

İş Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, Çocuk İş Cinayetleri Raporu’nu yayınladı. İSİG Meclisi’nin yerel ve ulusal basından, çocuk işçilerin ailelerinden ve mesai arkadaşlarından edinilen bilgilere dayanarak hazırladığı rapora göre, 2013 – 2024 yılları arasında en az 742 çocuk iş kazaları sırasında çalışırken hayatını kaybetti.

Türkiye’de çocuk işçi sayısının bilinmediğini, çocuk işçi ölümlerinin kaydının tutulmadığını vurgulayan İSİG Meclisi, “çocuk işçiliği devlet eliyle teşvik edilen ve kitleselleştirilen bir duruma getirildi. 2025 yılının “Aile Yılı” ilan edilmesinin önemli bir yönünü de bu politika oluşturmaktadır ve sermayenin uluslararası politikasıyla paralel bir eğilimin ifadesidir” dedi.

İSİG Meclisi, “Erdoğan’ın açıklamaları, güvencesiz emek havuzunun en önemli bileşeni olan çocuk işçiliğinin önemine vurgu yapmaktadır. Ucuz -hatta MESEM ile bedava- ve örgütsüz bir işçi kitlesi, sermaye için vazgeçilmezdir” dedi.

Türkiye’de çocuk işçiliğinin önlenmesi temel hedefiyle 2017-2023 yılları arasında “Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Ulusal Programı (2017-2023)” uygulamaya konulmuştu. Bu çerçevede Başbakanlık Genelgesiyle 2018 yılı “Çocuk İşçiliği ile Mücadele Yılı” ilan edilmişti.

Çocuk işçiliğine son vermek amacıyla başlatılan seferberlik kapsamında Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) teknik desteğiyle ve Birleşmiş Milletler (BM) ajanslarının mali desteğiyle imzalanan bu deklarasyona 6 bakanlık ve 7 işçi ile işveren sendikası da imza atmıştı.

2013 ile 2024 arasındaki çocuk işçi ölümlerinin çetelesini tutan rapora göre, 2024 yılında en az 71 çocuk işçi hayatını kaybetti. Bu sayı, son 12 yıldaki en yüksek çocuk işçi ölümü sayısı.

Raporda İSİG Meclisi, MESEM uygulamasının yeni bir çocuk işçi kitlesi yarattığına dikkat çekti, devletin bu uygulamayla birlikte çocuk işçilerini metal, tekstil, kimya fabrikalarında veya inşaatlarda çalışmak için bedava emek olarak yönlendirdiğini vurguladı.

Çocuk işçi ölümlerinin nedenleri

Raporda iş kollarına göre ölümlere bakıldığında 402 çocuk tarım/orman iş kolunda 88 çocuk inşaat/yol, 53 çocuk metal, 51 çocuk konaklama, 26 çocuk ise gıda iş kolunda çalıştırılırken öldü. Çocuk işçi ölümlerinin yaş gruplandırılmasına bakıldığında ise 0-14 yaş aralığında 256, 15-17 yaş aralığında ise 486 çocuk ölümü raporda yer aldı.

İSİG Meclisi çocuk işçi ölümlerinde her ne kadar hala tarım sektörü ilk sırada yer alsa da sanayi ve inşaatlarda ölen çocuk işçi sayısının giderek arttığına değindi. çocuk işçi ölümlerinin kentlere kaydığına vurgu yaptı.

Raporda, çocuk işçi ölümlerinin yüzde 27’si trafik / servis kazası, yüzde 17’si boğulma, zehirlenme, yüzde 14’ü ise ezilme, göçük kazaları sonrası yaşandı.

İSİG Meclisi, trafik kazalarının çocuk işçi ölümlerinin ağırlıklı sebebi olmasıyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

Çünkü mevsimlik tarım işçisi olan çocuklar tıka basa dolu minibüslerde, traktör kasalarında veya açık kasa kamyonetlerin yaptıkları kazalarda yollara savrulmaktalar. Buna bir de son dönemde artan moto kurye çocukların ölümlerini de eklememiz gerekir.

İSİG Meclisi, kırsal yoksulluğun devam etmesine rağmen çocuk işçi ölümlerinin kentlere kaydığını ve kitleselleştiğini vurguladı. Rapora göre çocuk işçi ölümlerinin en yaygın olduğu iki il Urfa ve İstanbul.

Çocuk işçiliğinin devlet politikalarıyla ve “yetişecek eleman” argümanlarıyla meşrulaştırılmaya çalışıldığını vurgulayan İSİG Meclisi çocuk işçiliğinin kitleselleşmesine karşı uyarı yaptı:

Tarım işçisi çocuklar tamamen sosyal hayattan dışlandığı ve yerleşim merkezleri dışında hem yaşadıkları hem çalıştıkları alanda çevrelendiklerinden ötürü ölümleri devlet ve sermaye tarafından “görünmez” kılınıyordu. Oysa çocuk işçiler artık her yerde: Kentlerin merkezinde, AVM’lerde, sokakta, şantiyelerde, sanayide ve Organize Sanayi Bölgelerinde…

Her ailede veya sülalede bir çocuk çalışıyor, her sokakta tanıdık bir çalışan çocuk var. Üretimden gelen bu gerçeklik çocuk işçiliğini “görünür” kılıyor. Ancak çocuk işçilik; eğitim, öğrenim, yetişecek eleman argümanlarıyla meşrulaştırılmaya çalışılıyor ve ölümler maskeleniyor.

Paylaşın

100 Liralık Alım Gücü 35 Liraya Geriledi

2007 yılında, İstanbul’da orta halli hane halkının geliri asgari ücretin 4 katı iken, bu oran 2023 yılında 1,4 düzeyine gerileyerek neredeyse Türkiye ortalaması olan 1 asgari ücret düzeyine indi.

Haber Merkezi / İstanbul’daki hane halkının 2007 yılındaki 100 liralık alım gücü ise, 2023 yılında 35 liraya geriledi.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA), “Küreselden Yerele Orta Sınıf ve Gelir Dağılımı” raporunu yayınladı. Raporda öne çıkan bölümler şöyle:

Türkiye’de Orta Sınıfı: Türkiye’de halkın yaklaşık dörtte üçü kendini orta sınıf görmektedir. Halkın çok yüksek oranda kendini orta sınıf görmesi, orta sınıfın toplumda genel kabul gören bir kesimi oluşturmasındandır. Orta sınıfın altında olan kesim, orta sınıf gelir ve değerlerine önem vermektedir.

Türkiye’de reel medyan gelir “Epistemolojik Kopuş” un yaşandığı 2021 sonrası dönemde dramatik biçimde düşmüştür. Bu bağlamda Türkiye’de 2021 sonrası dönemde reel medyan gelirdeki düşüş, Türkiye’de gelir dağılımının uçlara savrulduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü medyan gelir, gelir dağılımının orta nokta değerini gösterir. 2021 ve sonrası dönemdeki yüksek enflasyon, ortanca hanehalkının net reel gelirini erozyona uğratmış ve önemli ölçüde tepedeki bir avuç insana gelir aktarmıştır.

2006 – 2023 Asgari Ücret -Nominal Medyan Gelir karşılaştırması yapıldığında 2007’deki 2,7 oranı 2023’te 1 düzeyine gelmiştir. Yani 2007’de medyan gelir 2,7 kat asgari ücrete eşitken, 2023’te 1 asgari ücrete eşittir. Bu bağlamda, Türkiye’de ortanca yurttaş, asgari ücretle geçinen yurttaş konumuna gelmiştir.

Türkiye’de Medyan Gelir Odaklı analizde TÜİK Mikro Veri Seti kullanılarak OECD tanımlamasına uygun orta sınıf ve diğer sınıf verileri ilk kez bu çalışmada 2006 – 2023 dönemi için oluşturulmuştur. Bu veriler bağlamında, Türkiye’de orta sınıf Covid-19 Pandemisi ve “Epistemolojik Kopuş” dönemi ve sonrasında AB-27, G-7 ve BRICS ülkelerindeki orta sınıftan çok daha fazla güç kaybetmiştir. Orta sınıfta yaşayan haneler, diğer iki uca (alt ve üst sınıf) kaymıştır.

AB-27, G-7 ve BRICS ülkelerinin aksine, Türkiye’de medyan(ortanca) gelire göre orta sınıf içinde en fazla haneyi barındıran gelir grubu, orta sınıfın ortasında yer yer alan orta sınıftır. Ancak bu gruba yakın düşük gelirli orta sınıf ve yoksul hanelerin varlığı dikkate alındığında, yoksul ve her an yoksulluğa düşecek hanelerin toplamı, toplam hanelerin 1/3’ünden fazladır. Orta sınıf içinde en düşük paya sahip olan üst-orta sınıftır.

Orta sınıfta, üst orta sınıfı oluşturan yüksek eğitimli hanelerin gelirinin zaman içinde azalmasına koşut orta sınıfın ortasına düştüğü görülmektedir. Buna karşın, daha düşük eğitimlilerin gelirlerinin artmasının bir sonucu olarak düşük orta sınıftan da orta sınıfın ortasına yöneldiğini görmekteyiz.

Türkiye medyan gelirine göre İBBS 1 bölgesel düzeyde OECD sınıfsal analizi yaptığımızda, ülkenin Dağ – Doğu’su olarak adlandırılabilecek Karadeniz, Doğu ve Orta Anadolu bölgelerindeki hanehalkının önemli kısmının yoksul, her an yoksulluğa düşebilecek kırılgan ve düşük orta sınıfta olduğu verilerce görülmektedir. Diğer yandan, ülkenin Kıyı -Batı’sı olarak adlandırılabilecek İstanbul, Doğu Marmara, Batı Anadolu, Batı Marmara, Akdeniz ve Ege bölgelerindeki hanehalkının orta, üst orta ve üst sınıf olarak adlandırılan kümede olduğu görülmektedir. Dolayısıyla dünyada var olan Kuzey-Güney ya da Doğu-Batı çelişkisi Türkiye’de Kıyı-Batı / Dağ-Doğu Çelişkisi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum medyan gelir farklılıklarında da açıkça görülmektedir.

TÜİK’in gelir dağılım yönteminde kullandığı gibi, kullanılabilir hanehalkı gelirinin bölgesel net medyan gelire göre sınıfsal olarak dağıttığımızda gelir dağılımında görece bir düzelmenin olduğu görülmektedir. Bu bağlamda daha güçlü bir orta sınıfın varlığı da ortaya çıkmaktadır. Ancak bu yöntem bölgesel gelir farklılıklarını göz ardı eden yöntemdir. Bölgesel medyan gelire göre geliri dağıtığımızda var olan bölgesel gelir uçurumlarını göz ardı edilmektedir. Örneğin Türkiye medyan gelirine göre Kuzeydoğu Anadolu’da yoksul olan hane, Kuzeydoğu Anadolu’nun medyan gelirine göre Üst orta sınıfta yer almaktadır. Bu nedenle çalışmada her iki yöntemle hesaplama yapılmıştır. Böylece çarpıklık çok daha açık görülmektedir.

Türkiye’de yüzdelik dilimler odaklı analizde iki farklı veri seti kullanılma gereksinimi ortaya çıkmıştır. Çünkü TÜİK oluşturduğu veri seti ile World Inequality Database (WID)’in oluşturduğu veri setinin yöntem ve ulaştıkları sonuçlar oldukça farklıdır. Bu çalışmanın önceki bölümlerinde World Inequality Database (WID) verileri ile analiz yapıldığından Türkiye bölümünde de aynı veriler ile analiz yapılmalıdır. Bunun yanında TÜİK B Grubu Mikro Veri 2006 – 2023 Ham verilerinden yaptığımız hesaplamalar bağlamında TÜİK’in oluşturup yayınladığı veriler ile de analiz yapılması gerekmektedir.

World Inequality Database (WID)’e göre Türkiye’de orta sınıfın gelirden aldığı pay, AB-27, G-7 ve BRICS ülkelerinde Brezilya ile birlikte en düşük paya sahip olup, zaman içerisinde de payı giderek düşmüştür. Bu verilere göre üst sınıf gelirin %57’sini almakta ve payı artmaktadır. Alt sınıfın payı ise yaklaşık %12 düzeyinde sabittir.

World Inequality Database (WID)’e göre Gini katsayısı 2002’den 2007’e kadar azalmış ve en düşük düzeyi 57,9’a düşmüş daha sonraki süreçte 60 düzeyinde giderken 2021 sonrasında keskin bir biçimde yükselerek 64,4 düzeyine çıkmıştır. Bu katsayı TÜİK’in bulduğu katsayının %50’den fazlasıdır. Ayrıca Brezilya’dan sonraki en yüksek Gini eşitsizlik katsayısıdır.

TÜİK’in kullandığı yöntemle yaptığı hesaplama sonucu Türkiye’de 2006’dan bu yana alt ve orta sınıfların gelirden aldığı pay ile üst sınıfın gelirden aldığı payda dramatik bir değişiklik görülmemektedir. Ancak orta sınıfın 2014 sonrası azalan payı 2024’te artmış, buna karşılık üst sınıfın artan payı 2024’te düşmüş ve alt sınıfın payı da düşmeye devam etmiştir.

TÜİK’in hesapladığı Gini Katsayısı 2021 sonrası dönemde artmış; ancak 2024’te çok az da olsa azalmış olup, 41,9’dan 41,8’e gerilemiştir. TÜİK Gini Katsayısı 2023’te 41,9 iken; Eurostat Gini Katsayısı 44,2 ve WID 64,4 olup aralarında çok büyük farklılıklar vardır. TÜİK hesaplaması daha eşit bir gelir dağılımını ortaya koyarken, WID çok daha eşitsiz bir gelir dağılımını ortaya koymaktadır.

Türkiye’de İBBS 1’e göre eşdeğer hanehalkı kullanılabilir gelire göre sınıfsal dağılımına bakıldığında, ülkede bölgesel gelir dağılımının önemli derecede bozuk olmadığı gibi bir algı ortaya çıkmaktadır. Bu durum yöntemsel hesaplama odaklı ortaya çıkmaktadır. Medyan gelirde olduğu gibi yüzdelik dilimlerde de dağılım bölgesel bazdaki ortalamalar bağlamında gerçekleşmektedir. Türkiye ortalamaları ile bölgesel yüzdelik dilimler oluşturulduğunda tablonun farklılaşacağı açıktır. Bu tür bir hesaplamada bile, gelirin sınıfsal dağılımında bölgesel farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Diğer yandan, tüm bölgelerde gelirden en fazla payı nüfusun %40’lık kesimini oluşturan orta sınıf almaktadır. Ülkenin yarı nüfusunu oluşturan alt sınıf ise Doğu Karadeniz ve Ortadoğu Anadolu bölgeleri dışında en az geliri alan bölgelerdir.

Bölgesel Gini katsayıları incelendiğinde, gelirin görece en adaletli dağıtıldığı bölge Ortadoğu Anadolu iken en adaletsiz dağıtıldığı bölge İstanbul’dur. Nitekim Ortadoğu Anadolu bölgesinin Gini eşitsizlik katsayısı 32,5 iken İstanbul’unki 42,8’dir. Diğer yandan görece zengin ve medyan geliri yüksek bölgeler daha eşitsiz gelir dağılımına sahipken görece yoksul olan ve medyan geliri düşük olan bölgelerin daha adil gelir dağılımına sahip olduğu görülmektedir. Bu durum TÜİK’in her bölgenin medyan, ortalama gelirini dikkate alarak analiz yapmasından ileri gelmektedir. Türkiye medyan ya da ortalama değerler dikkate alınarak hesaplama yapılsa bu durum değişecektir.

Türkiye’de servetin sınıfsal dağılımı incelendiğinde servetin üst sınıfta toplandığı ve gelirde olduğu gibi, zaman içinde orta ve alt sınıftan üst sınıfa servet transferi yapıldığı görülmektedir.

Covid 19 Pandemisi ve Epistemolojik Kopuş alt ve orta sınıftan üst sınıfa gelir ve servet transferini hızlandırmıştır.

Türkiye’de emeğin GSYİH’den aldığı pay 2004-2016 aralığında artmıştır; ancak 2019 sonrası dönemde azalmış; 2023’te yükselmiştir. GSYİH artarken işgücü ödemelerinin payının azalması ülkedeki çok önemli kitlenin yoksullaşması ve daha eşitsiz hale gelmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır.

Emeğin kendi içinde dağılımına bakıldığında üst orta sınıfın zaman içinde pay kaybettiği, buna karşılık düşük nitelikli işçi sınıfı, nitelikli işçi sınıfı ve orta sınıfın emek gelirleri payının arttığını görülmektedir. Bu da zaman içinde üst orta sınıf ile orta sınıfın daha da yoksullaştığını göstermektedir.

Türkiye’de iş gücünün saatlik kazancının eğitim düzeyine göre ayrıştırılıp işçi başına çıktı ile karşılaştırıldığında, çalışmada incelenen ülke gruplarından oldukça farklı sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Diğer ülkelerin aksine, Türkiye’de eğitim düzeyi yükseldikçe, iş gücünün saatlik kazanç artışı görece düşmektedir. Diğer yandan, Türkiye’de eğitim durumuna göre esas iş kazançları da benzer bir sonucu ortaya çıkarmaktadır. Türkiye’de en fazla geliri reel olarak artan okur yazar olmayan kesim iken, en düşük reel gelir artışı sağlayan kesim de yüksek öğretimli kesimdir.

Türkiye’de, BRICS ülkelerine benzer biçimde, verimlilik artışı ile ücretler arasındaki ilişki oldukça zayıftır. Bu bağlamda, Türkiye’de oluşan artık(surplus) firmalarda kalmakta ve firma sahiplerinin cebine girmekte; emek payını alamamaktadır. Bu hem emeğin GSYİH içindeki payının azalması hem de üretim yapısına da bağlı olarak nitelikli emek yerine niteliksiz emeğin önem kazanması sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Böylesi bir ortamda, firmaların reel net karı aşırı düzeyde artmıştır.

Türkiye’de orta sınıfı oluşturan nitelikli emeğin refah kaybının çok önemli oranda arttığı görülmektedir. Dolayısıyla bu durum önemli derecede güçsüzleşen ve refah kaybı yaşayan bir orta sınıfın ortaya çıkmasına neden olmuştur.

İstanbul’da Orta Sınıf: Türkiye’de sigortalı çalışan nüfusun yaklaşık dörtte biri İstanbul’da yaşamaktadır. İstanbul’da sigortalı çalışanların aylık kazancı asgari ücretin yaklaşık 2,5 katıdır. çalışma çağındaki nüfus değerlendirildiğinde ise lise altı eğitime sahip nüfusun oranının azaldığı, yüksek öğrenimlilerin oranının arttığı görülmektedir. Bu veriler bağlamında İstanbul’un, çalışan orta sınıfın merkezi olduğu ortaya çıkmıştır.

İstanbul’da medyan gelir, 2006’dan 2021’e kadar Türkiye medyan gelirine yaklaşmıştır. Epistemolojik Kopuş ve sonrasında ise ıraksamıştır. 2006-2024 dönemi olarak baktığımızda ise yaklaşmıştır.

İstanbul’daki medyan hanenin görece refah kaybının Türkiye’den çok daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır. Diğer yandan, Türkiye’de ve İstanbul’da reel medyan gelir 2006 yılına göre düşmüştür; ancak düşüş İstanbul’da daha fazla olmuştur. Dolayısıyla İstanbul’daki ortanca hanehalkı Türkiye’dekinden daha fazla refah kaybına uğramıştır.

2007’de İstanbul’daki ortanca hane halkının geliri asgari ücretin 4 katı iken, bu oran 2023’te 1,4 düzeyine inmiş olup neredeyse Türkiye ortalaması olan 1 asgari ücret düzeyine gelmiştir. İstanbul’daki hane halkının 2007’deki 100 TL’lik alım gücü 2023’te 35 TL’ye gerilemiştir.

İstanbul’daki hane halkı gelirinin, Türkiye’deki medyan gelire göre OECD sınıflaması yapıldığında İstanbul’daki hane halkının yaklaşık %58’inin orta sınıf olduğu görülmektedir.

İstanbul’daki hane halkı geliri Türkiye medyan gelirine göre değil de kendi medyan gelirine göre sınıfsal dağıtıldığında orta sınıfın payının %54,5 olduğu görülmektedir. Aynı zamanda, görece üst ve orta sınıfta yaşayan hanehalkı oranı düşerken, yoksul ve yoksulluğa düşme riski olan kırılgan hanehalkı oranı yükselmektedir. Orta sınıfın kendi içinde bölünmesinde de aynı durum geçerlidir. Nitekim, üst orta ve orta sınıf daha düşük oranlara sahipken alt orta sınıfın oranı daha yüksektir. Dolayısıyla bu yöntemde İstanbul’da daha zayıf bir orta sınıf yanında daha da kırılgan bir orta sınıfı tanımlanmaktadır. Bunun nedeni İstanbul medyan gelirinin Türkiye Medyan gelirinden yüksek olmasıdır.

TÜİK’in en son yayınlanan Gelir Dağılım İstatistikleri 2024 verileri dikkate alındığında yüzdelik dilimler çerçevesince orta sınıf olarak görülen orta %40’lık dilim en yüksek payı almakla birlikte, pay kaybeden bir sınıftır. Diğer yandan, üst sınıf olarak nitelendirilen tepe %10’luk kesimin gelirden aldığı pay yükselmektedir. Öyle ki 2020 yılında bu iki sınıfın pay neredeyse aynı düzeye gelmiştir. Aynı zamanda üst sınıf ile alt sınıf arasındaki oran farkı da 2014 sonrası dönemde açılmıştır. Farkın artmasında alt sınıfın aldığı payın azalmasına karşın, üst sınıfın aldığı payın artması etkilidir.

Gini eşitsizlik katsayısı Türkiye ile İstanbul karşılaştırıldığında 2015 yılına kadar İstanbul’da Gini eşitsizlik katsayısı artarken, Türkiye Gini eşitsizlik katsayısı azalmış ve 2015 yılında aynı eşitsizlik katsayısı oluşmuştur. 2015 sonrasında ise 2020’e kadar İstanbul ile Türkiye Gini eşitsizlik katsayısı arasındaki fark açılmış olmasına karşın 2023’teki keskin düşüş ile yeniden katsayılar birbirine çok yakın hale gelmiştir.

İstanbul ve Türkiye Gini eşitsizlik katsayılarındaki bu değişim, İstanbul’un kendi içindeki eşitsizliğinin, 2015 ve 2023 yılları dışında, Türkiye’dekinden daha fazla olduğunu göstermektedir.

İstanbul’un eşitsizliği hesaplanırken Türkiye ortalaması kullanılması durumunda, tıpkı Türkiye’nin eşitsizliği artacağı gibi, İstanbul’da eşitsizliğin çok daha artacağı görülmektedir.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’ndan Operasyonlara Tepki; Erken Seçim Çağrısı

Ataşehir ve Kartal Belediye Başkan yardımcıları ile Şişli, Beyoğlu, Fatih, Tuzla, Fatih, Adalar belediye meclis üyelerinin de bulunduğu 10 kişinin gözaltına alınmasına tepki gösteren İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, erken seçim çağrısını tekrarladı.

Haber Merkezi / İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin yerel seçimler süresinde kullandığı ‘kent uzlaşısı’ kavramına değinmişti.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kartal ve Ataşehir belediye başkan yardımcıları ile diğer belediyelerde görevli 7 belediye meclis üyesi hakkında gözaltı kararı verilmesine, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile tepki gösterdi ve erken seçim çağrısı yaptı.

Ekrem İmamoğlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “İstanbul’daki bazı CHP ilçe belediyelerimize bu sabah yine şafak operasyonu düzenlendi. 2 belediye başkan yardımcımız ve 7 ilçe meclis üyemiz gözaltına alındı. Seçimlere kadar rutin işlerini yapan, normal hayatlarına devam eden bu insanlar, seçimlerden sonra her nedense aniden ‘terörist’ ilan ediliyor. Tıpkı 65 yaşında ‘terörist’ ilan edilen Esenyurt Belediye Başkanımız Prof. Dr. Ahmet Özer gibi.

31 Mart seçimlerinde AK Parti’den 12 ilçe belediyesi kazanan, İstanbul’da 26 ilçe belediye başkanlığı kazanan, Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde rakibine 1 milyon oy fark atan partimizin başarısını sindireceksiniz. Öyle ya da böyle sindireceksiniz. Siyasal depresyonlarınıza, yargıyı alet ederek, çeşitli kılıflara sarılan siyasi operasyonlarınızla bu milletin gözünü boyamanıza dün de izin vermedik bugün de vermeyeceğiz.

İktidar koltuğu da, Cumhurbaşkanlığı makamı da kimseye babasından miras değil. Kimsenin tapulu malı da değil. Sadece milletin malı. Kendisini millet iradesinin üzerinde gören, kendisini milletin efendisi zanneden 1 kişinin kaprislerine memleketi alet etmenin faturasını ödüyoruz. Hayat pahalılığı ile ödüyoruz. Geçim sıkıntısıyla ödüyoruz. Sosyal çürümeyle ödüyoruz. Siyasal çürümeyle ödüyoruz.

İşte bu çürümüş düzenin çürük elmalarını temizlemek, Türkiye’mizi hak ettiği demokrasi ve refaha ulaştırmak için yola çıktık, erken seçim istiyoruz. O sandık erkenden gelecek. Sandık millet isteyince gelir, siz isteyince değil. Sandık gelecek. 1 kişi gidecek, her şey değişecek!”

Ne olmuştu?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, “terör örgütü ile koordineli olarak kent uzlaşısı” ile seçildikleri öne sürülen Kartal ve Ataşehir belediye başkan yardımcıları ile diğer belediyelerde görevli 7 belediye meclis üyesi ve bir sivil hakkında gözaltı kararı verildiğini bildirdi. Başsavcılık, bu kişilere yönelik gözaltı işlemleri ve aramaların TSİ sabah 06.00 itibarıyla başladığını belirtti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, operasyonun terör örgütünün HDK çatı yapılanmasına yönelik soruşturma kapsamında yapıldığı belirtildi. Soruşturma kapsamında gözaltına alınanların Kartal Belediye Başkan Yardımcısı Cemalettin Yüksel, Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Livan Gür, AKP yönetimindeki Fatih Belediyesi ile CHP’li başkanların yönetimindeki Üsküdar, Sancaktepe, Tuzla, Adalar, Şişli ve Beyoğlu Belediye Meclislerinden birer üye ile bir sivil kişinin olduğu kaydedildi.

Açıklamada, haklarında gözaltı kararı verilen isimlerin 31 Mart 2024 seçimlerinde talimatla “kent uzlaşısı”‘ faaliyeti kapsamında seçilmeleri sağlandığı iddia edildi. Açıklamada, “Kent uzlaşısı formülünün, DEM Parti üstü bir örgütlenme sistemi olduğu, özellikle örgütlenme konusunda çalışmalar yürüten örgüt bünyesindeki oluşumların (DBP, HDK) örgütün taban (halk) örgütleme sistemini geliştiren ve yöneten esas kurumlar olduğu hususu da nazara alındığında adı geçen şüphelilerin terör örgütünün kent uzlaşısı faaliyeti kapsamında faaliyet yürüten örgüt mensuplarından oldukları anlaşılmış olup…” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, 06.00 itibarıyla eş zamanlı operasyonlarda 10 kişinin gözaltına alındığı, polisin adı geçen isimlerin ev, iş yeri ve başkan yardımcılarının makam odalarında arama yaptığı kaydedildi.

Paylaşın

Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Abdullah Zeydan’a Hapis Cezası

DEM Partili Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Abdullah Zeydan, “yasadışı örgüte yardım ve yataklık” suçlamasıyla yeniden yargılandığı davada, 3 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Haber Merkezi / Kararın açıklanmasının ardından Van Büyükşehir Belediyesi’nin önünde toplanan Vanlılara seslenen Zeydan, karara tepki gösterdi. Kararın yok hükmünde olduğunu belirten Abdullah Zeydan, davanın siyasi olduğunu söyledi.

DEM Partili Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Abdullah Zeydan’ın “yasadışı örgüte yardım etmek” iddiasıyla yeniden yargılandığı davanın 8’inci duruşması Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme, Zeydan’a “Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmeye teşebbüs” iddiasıyla 3 yıl 9 ay hapis cezası verdi.

Abdullah Zeydan, kararın açıklanmasının ardından Van Büyükşehir Belediyesi’nin önünde toplanan Vanlılara seslendi. Kararın yok hükmünde olduğunu belirten Zeydan, davanın siyasi olduğunu söyledi. Daha önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) benzer davalarda verdiği kararları hatırlatan Zeydan, şunları dile getirdi:

“Buradan artık Türkiye halklarına hukukun ne kadar siyasi iktidarın emrinde ve emelleri için kararlar verdiğini anlatmaya gerek yok. Adalet yok, hukuk yok, Anayasa yok, sadece ve sadece siyasi iktidarın isteklerini, emirlerini yerine getiren bir yargıyla karşı karşıyayız.

Bilirkişi raporlarını tanımayanlar bu davanın kumpas olduğunu teyit etmiştir. Buna rağmen yeniden Van halkının iradesine çökmek için, buna zemin hazırlamak için siyasi iktidarın emriyle bugün yeniden hukuksuz bir ceza verilmiştir. Bizim için önceki kararlarda olduğu gibi bu karar da yok hükmündedir.”

Daha sonra söz alan Eş Başkan Neslihan Şedal da karara tepki gösterdi. Şedal, halktan morallerini bozmamasını istedi. Bu kararlarla AK Parti’nin kaybettiğini savunan Şedal, şunları söyledi:

“AKP’nin siyasi arenada hiçbir prestiji kalmamıştır, bütün kapılar AKP’ye kapanmıştır. İşte bu sebeplerden dolayı Kürtler’e karşı, kazanımları artmaya devam eden Kürt halkına karşıdır. Statü sahibi olmaya çok yakın olan Kürt halkına karşı büyük bir nefret politikası yürütmeye devam ediyor. Kazanımlarımızı yeniden gasp etmek istiyorlar ancak burada asla onlara geçit vermeyeceğiz.”

Ne olmuştu?

Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Abdullah Zeydan, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HDP) milletvekillerine yönelik 4 Kasım 2016 yapılan operasyonlar kapsamında dokunulmazlığı kaldırılarak tutuklandı.

Zeydan hakkında “örgüte yardım etmek” ve “örgüt propagandası yapmak” iddialarıyla dava açıldı. “Örgüte yardım etmek” iddiasına, Zeydan’ın 2015’te Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde canlı kalkan eylemine katılarak, “yasaklı bölgeye girdiği” iddiası gerekçe gösterildi. Diğer suçlamaya ise, Zeydan’ın yaptığı bir konuşmada “PKK sizi tükürüğünde boğar” sözleri gerekçe gösterildi.

Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, Zeydan’a “yasak bölgeye girdiği” iddiasıyla “örgüte yardım etmekten” 5 yıl; “PKK sizi tükürüğünde boğar” sözleri nedeniyle ise “Basın yayın yoluyla örgüt propagandası yapmaktan” 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verildi.

Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesi, 26 Mayıs 2021’de “örgüte yardım etmek” iddiasıyla verilen 3 yıl 1 ay 15 günlük hapis cezası kararını onadı. Ancak diğer ceza bozuldu. Bozmaya, Zeydan’ın “yasaklı bölgeye girip girmediğinin” tespiti için keşif yapılmadığı, bu konuda araştırma yapılmadan hüküm kurulduğu gerekçeleri gösterildi.

Yerel mahkemenin toplamda verdiği 8 yıl 1 ay 15 günlük hapis cezasının 5 yıl 2 ayını tutuklu geçiren Zeydan, 6 Ocak 2022’de tahliye edildi.

Kararın bozulmasının ardından Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılama başladı. Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda ve avukatların talebiyle, Zeydan’ın yasak bölge içinde bulunup bulunmadığının tespiti için keşif yapıldı.

Zeydan’ın yargılanmasına gerekçe gösterilen “yasak bölgeye girme” suçlaması, bilirkişinin raporuyla çürüdü. Raporda, Zeydan’ın yasak bölgeden 13,6 kilometre uzakta olduğu tespitine yer verildi. “Yasaklı bölge girmek” iddiasına dair daha önce ifade veren karakol komutanının beyanları da bilirkişi raporuyla örtüştü.

Yasaklı haklarının mahkeme tarafından iade edilmesinin ardından, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Zeydan’ın 2024 yerel seçimleri için yaptığı belediye başkan adaylığı başvurusunu kabul etti. 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlere resmi olmayan sonuçlara göre Van Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı yüzde 55,48 oyla DEM Parti adayı Abdullah Zeydan kazandı.

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Adalet Bakanlığı’nın başvurusu üzerine, Van Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Abdullah Zeydan’ın memnu (yasaklı) haklarının geri alındığını açıkladı.

Memnu haklarının elinden alınması, Zeydan’ın seçilme hakkını yitirmesi, itiraz başvurularından sonuç çıkmazsa mazbatasının verilmemesi anlamına geliyordu. Daha sonra Yüksek Seçim Kurulu’nun kararıyla Zeydan mazbatasını aldı.

Paylaşın

Babacan’dan İş Dünyasına Sert Sözler: Sus Pus Oldular, Etkileri Sıfır

İş dünyasına sert eleştirilerde bulunan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Siyaset üzerinde baskı, medya üzerinde baskı, STK’lar üzerinde baskı, sanat camiası üzerinde baskı, iş dünyasını zaten sanmıyorum iş dünyası suspus… Bir zamanların en etkili kuruluşları, diyelim ki TOBB, diyelim ki TÜSİAD, bir açıklama yaparlardı baya etkili olurlardı. Şu anda sıfır etki” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi  Genel Başkanı Ali Babacan, Ekol TV’de Pınar Işık Ardor ile “Kontrol Noktası” programında gündemi değerlendirdi. Babacan, AK Parti’nin temel ilke ve değerlerinde sapmalar olduğunu vurgulayarak, yanlışın içinde ve yanında durmadıklarını, DEVA Partisi’ni kurduklarını belirtti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının İmamoğlu’na hapis ve siyasi yasak talebiyle iddianame hazırlamasına tepki gösteren Babacan, “Partimiz 9 Mart’ta tam beş yılı dolduracak. ‘Hukuksuzluğa itirazımız var’ dedik, ‘Adaletsizliğe itirazımız var’ dedik. ‘Rasyonalite dışı, akılcı olmayan ekonomi yönetimine itirazımız var’ dedik. ‘Ülkemizdeki fakir fukaralığa itirazımız var’ dedik ve DEVA Partisi’ni kurduk. Şu anda bambaşka bir yolda yürüyoruz. Türkiye’nin çözülmesi gereken sorunlarının temelinde hukuk ve adaletin olması gerektiğini düşünüyoruz. Bahsediyorsunuz ya… Acaba siyasi yasak gelir mi, şudur, budur… Adaletin tam işlediği bir ülkede, yargının tarafsız ve bağımsız çalıştığı bir ülkede aslında bu soruların olmaması lazım. İnsanların yargıya güvenmesi lazım. ‘Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin yargısına teslim olurum, eminim ki çok hızlı ve adil karar çıkar buradan’ diye insanların güvenmesi lazım. Ama şu anda böyle bir şey maalesef mümkün değil” ifadelerini kullandı.

İktidarın korku ile ülke yönetmeye çalıştığını kaydeden Babacan, “Maalesef ülkemizde giderek artan bir oranda bu baskı iklimi ağırlaşıyor. Bundan Türkiye kazanmaz, tam tersine Türkiye gittikçe gençlerin soğuduğu, gençlerin umutlarını kesmeye başladığı ve kendi ülkesindeki gençlerin başka ülkelerde hayat kurmaya hazırlandığı bir ülke haline gelir. Onun için biz çok üzülüyoruz, aynı zamanda çok kızıyoruz. Bu büyük ve güzel ülkenin çok daha iyi yönetilmeye layık olduğunu düşünüyoruz. Bir iktidar başarı üretecek ve umut verecek… Başarı üretemeyince, umut veremeyince korku ile bu ülkeyi yönetmeye çalışıyorsanız bu iktidarın artık kullanım süresi dolmuştur, miadı dolmuştur ve bir an önce bir değişim o ülkede artık şarttır” diye konuştu.

Yeni Yol oluşumuna yeni partilerin de dahil olabileceği sinyalini veren Babacan, iktidar ve muhalefete alternatif oluşturacaklarının altını çizdi. Babacan, şu ifadeleri kullandı: “AK Parti ve MHP’nin içinde olduğu ama başka partilerin de içinde olduğu bir iktidar blogu var şu anda. Bir de ana muhalefet var. Yeni Yol’un özü vatandaşlarımızı iktidar ile ana muhalefet arasına sıkıştırıp bırakmamak, Türkiye’de ‘Ya onu seçeceksin ya onu seçeceksin, başka da çaren yok’ gibi bir çaresizlikten Türkiye’yi kurtarmak. Asıl amacımız bu. Yani bir zamanlar AK Parti’ye, iktidar partisine destek vermiş ama artık onların hiçbir konuda çözüm üretemediğini gören ve artık aidiyeti azalmış milyonlarca dindar muhafazakâr vatandaşımız var Türkiye’de.

Yine merkez sağda arayışı olan insanlar var. Rahmetli Özal’ı hayırla yad eden, Rahmetli Demirel’i Menderes’i hayırla yad eden ve o günlerle ilgili güzel şeyler hatırlayan milyonlarca vatandaşımız var. Bir de gençler var. Bütün bu insanlara baktığımızda aslında bir yandan iktidar partisi ile ilgili bağlarını önemli ölçüde zayıflatmışlar. Ama elleri de CHP’nin altı okunun altına gitmiyor. Tam da bu kitle için biz diyoruz ki ‘Buradayız. Biz varız. Türkiye çaresiz değil. Türkiye bu iki kutuplu siyasete mahkûm değil. Türkiye için yeni bir yol mümkün’ diyoruz. Yeni Yol’un aslında çıkış noktası budur.”

Babacan, 2023 Mayıs seçimlerine yönelik yöneltilen bir soru üzerine de şu yanıtı verdi: “Biz DEVA Partisi olarak CHP’den gelen aşırı ısrar sonucunda ortak listelerden seçime girdik. Gidip de biz kimseden ricacı olmadık. O günkü siyasi tabloya baktı CHP. O gün Genel Başkan dedi ki, ‘Cumhurbaşkanlığı kazanabiliriz ama Meclis’te çoğunluğu sağlayamıyoruz. Çünkü bu tarafta iki parti var AK Parti, MHP seçime giren partiler açısından. Burada Altılı Masa, Altı Parti. Dolayısıyla ortak listelerden girmezsek oylar bölünüyor ve küsuratları kaybediyoruz. Mecliste çoğunluğu sağlayamıyoruz.’ Biz ısrarlı talep üzerine girdik ve milletvekillerimizin her biri hak ederek seçildi. DEVA Partisi’nin adayının olduğu her bir yerde CHP’nin önceki seçimlere göre oyu yükseldi. Dolayısıyla biz kendimiz hak ederek milletvekillerimizi kazandırmış olduk. Ve bu şekilde de Meclis’teki çalışmalarımız devam ediyor.”

Devletin harcadığı bir kuruşun bile dikkatli harcanması gerektiğini vurgulayan Babacan, aksi takdirde enflasyonu tek haneye indirmenin mümkün olmadığını söyledi. Babacan, “Mesela şu andaki en önemli sorunlardan bir tanesi israf değil mi? Bu israfı nasıl önleyeceğiz? Çok basit diyorum. 28 tane ülkenin uyguladığı bir ihale yasası var; kamu alımları yasası var. Avrupa Birliği’ne üye 28 ülke aynı mevzuatla devlet parası harcıyor. Diyorum ki tasarruf istiyorsanız getirin onu aynen Türkiye’de uygulayın. Niye uygulamıyorsunuz? Bakın uygulayın, göreceksiniz. Örnek veriyorum, 2 milyon liraya mal olan deprem konutu bugün Türkiye’de 1 milyona mal olacak. Bunu uygulayın” dedi.

İhale yasasını değiştirme çağrısını yineleyen Babacan, “Tam 33 tane fasıl vardır Avrupa Birliği müktesebatında. Bu 33 fasılın bir tanesi tamamen kamu alımlarıdır. Yani bütün ülkeler 33 konuda ortak politika uygular. Ortak politikalardan bir tanesi de kamu alımlarıdır. Yani ihale yasasıdır. Mesela Sayın Şimşek, Sayın Yılmaz bunu gayet iyi bilir Uygulayabilirler mi? Mümkün değil yani. Ellerini uzattıkları anda ellerine vururlar. Cık dokunma oraya derler. Geri çekilmek zorundalar. Neden peki? Çünkü orada büyük bir menfaat şebekesi var. Avrupa Birliği’nin ihale yasasını Türkiye’de uygulamamanın ve böyle adrese teslim, ihale vermenin oluşturduğu büyük bir menfaat şebekesi var. İyi tanıdığım iki arkadaşımız bu menfaat şebekesinin o çemberini kırıp da bir şey yapamazlar. Oralara dokunamazlar, giremezler” ifadelerini kullandı.

“İş dünyası suspus; TOBB ve TÜSİAD’in etkisi sıfır”

“Hükûmet başarı üretemiyor şu anda. Yani bu ülkeyi yöneten hükümet başta Sayın Erdoğan olmak üzere ülkenin sorunlarını çözecek kapasitesini kaybetmiş durumda. Türkiye’de şu sorun çözüldü, öyle diyorsunuz ama şurada da iyiye gidiyoruz diyebileceğimiz bir alan Türkiye’de hemen hemen kalmadı. Başarı üretemeyince artık millete başarı sunamayınca ne yapıyor, kendisine karşı çıkabilecek, rakip olabilecek, muhalefet yapabilecek kim varsa onlar üzerinde baskı üretmeye başlıyor. Ve bu baskı da gittikçe artıyor. Siyaset üzerinde baskı, medya üzerinde baskı, STK’lar üzerinde baskı, sanat camiası üzerinde baskı, iş dünyasını zaten sanmıyorum iş dünyası suspus… Bir zamanların en etkili kuruluşları, diyelim ki TOBB, diyelim ki TÜSİAD, bir açıklama yaparlardı baya etkili olurlardı. Şu anda sıfır etki…”

Paylaşın

Erdoğan: Dünya İhracatından Aldığımız Payı İkiye Katladık

Türkiye – Malezya İş Forumu’nda konuşan Erdoğan, “Son 20 yılda altyapıya 300 milyar dolara yakın yatırım yaptık, ihracatımız 20 yılda 20 kattan fazla arttı, dünya ihracatından aldığımız payı ikiye katladık” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, resmî temaslarda bulunmak üzere ziyaret ettiği Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’daki programı kapsamında, Putrajaya Uluslararası Kongre Merkezi’nde düzenlenen, Türkiye-Malezya İş Forumu kapanış oturumuna katılarak bir konuşma yaptı.

Türkiye Malezya arasındaki bağların 500 yıllık köklü bir tarihi bulunduğuna işaret eden Erdoğan, geçmişten gelen bu sağlam temel üzerinde bugün iki ülke her alanda mükemmel ilişkiler tesis ettiklerini, iş birliğini kapsamlı stratejik ortaklık düzeyine çıkardıklarını ifade etti ve iş dünyasının bu güçlü ortaklığın lokomotifi konumunda olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, devamında şunları kaydetti: “Üç kıtanın kesiştiği noktada yer alan bir ülke olarak bölgemizde ve dünyada etkili iktisadi ve ticari ortaklıklar kurmaya büyük önem atfediyoruz.  Türkiye ekonomisi, bölgemizdeki çatışmalara, savaşlara ve 2023 yılında yaşadığımız asrın felaketi olan büyük depreme rağmen büyümesini sürdürüyor. Son 20 senede yıllık ortalama yüzde 5 dolaylarındaki büyüme oranını yakalayabilen az sayıda ülkelerden biriyiz.

Yine son 20 yılda altyapıya 300 milyar dolara yakın yatırım yaptık, ihracatımız 20 yılda 20 kattan fazla arttı, dünya ihracatından aldığımız payı ikiye katladık. Şeffaf öngörülebilir ve yatırımcı dostu politikalarımız sayesinde son 20 yılda 270 milyar dolara yakın uluslararası doğrudan yatırım çektik, Türkiye’deki yabancı sermayeli şirket sayısı 6 binden 80 binin üzerine çıktı.”

Yatırımcılara çağrı

Türkiye’ye güvenen, inanan, ülkemizin potansiyeline yatırım yapan girişimciler, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da pişman olmayacaklardır” diyen Erdoğan, şunları söyledi:

“Türkiye, konumu, ekonomisi, altyapısı ve teşvik uygulamalarıyla Malezyalı yatırımcılar için önemli. Suriye’de çatışmaların son bulmasıyla burada da ciddi yatırımların olduğunu görüyoruz. İki ülke el ele vererek buradaki fırsatları değerlendireceğiz. Türkiye’yi üretim merkezi olarak değerlendirmeleri için üreticileri davet ediyorum.”

Paylaşın

İsrail, 34 Filistinli İşçiyi “İşkence Ederek” Öldürdü

Arap İşçi Sendikası, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te başlattığı saldırının ardından, İsrail güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınan Filistinli işçilerden 34’ünün işkenceyle öldürüldüğünü duyurdu.

Merkezi Nasıra’daki (Nazareth) Arap İşçi Sendikası’nın hukuk danışmanı Vehbi Badarneh, Arab48 haber kuruluşuna yaptığı açıklamada sendikanın derlediği tanıklıklara göre, 8 Ekim 2023’ten beri kayıp olan ve kendilerinden haber alınamayan Gazzeli 46 Filistinli işçinin akıbetlerine konusunda İsrail polis ve ordu makamlarına yönelik sorularına yanıt aldıklarını söyledi.

Buna göre İsrail Hapishane Hizmetleri, Filistin sendikasına, gözaltı merkezlerinde “meçhul koşullar altında veya kalp krizinden” 34 işçinin öldüğünü doğrulayan muğlak bir yanıt verdi.

Badarneh, 7 Ekim 2023’e kadar Gazzeli 18 bin Filistinlinin çalışma izniyle İsrail’de olduklarını ancak saldırıdan sonra İsrail yetkililerinin işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’den Filistinlilerin çalışma izinlerini kaldırdıklarını söyledi.

Vehbi Badarneh, Batı Şeria’dan gelenlerin nispeten daha kolay geri döndüklerini ancak kuşatma altındaki Gazze’den gelecek işçiler için durumun çok daha zor olduğunu söyledi.

Badarneh, Arab48’e verdiği demeçte, “İsrail ile Gazze arasındaki ‘Gazze Cebi’ denilen sınır bölgesinde bir kargaşalık hali ve bilgi karmaşası vardı, duvarlar aşılıp yıkıldıktan sonra kimin işçi kimin karşıdan gelenler olduğunu bilen yoktu.” dedi ve ekledi:

“Bu kargaşa nedeniyle Gazzeli işçiler dağıldı, kimileri Gazze’ye dönmekten korktu, kimileri Batı Şeria’ya sığındı, ve kimileri de Gazze Cebi’ndeki olaylara misilleme olarak askeri kontrol noktalarında gözaltına alındı, tutuklandı ve vahşice ve korkunç muamelelere maruz kaldılar.”

Vehbi Badarneh’e göre, Gazzeli yüzlerce işçi, aralarında Gazze’den kaçırılan Filistinlilerin uğradıkları işkenceler nedeniyle adı çıkan Sde Teiman ve Ofer gözaltı merkezlerinin de olduğu İsrail’in kurduğu cezaevlerine aktarıldılar.

Badarneh, Arap İşçi Sendikası’nın başlangıçta yakınlarıyla iletişimlerini kaybetmiş Filistinlilerden çok sayıda istek ve şikayet aldıklarını söyledi. Badarneh, “Bu şikayetlerin sayısı yüzlere ulaştığında, sorunun ciddi olduğunu ve bireysel vakalarla sınırlı olmadığını gördük” diye ekledi.

Sendika bazı İsrailli yetkililer ve devlet kuruluşlarıyla iletişime geçseler de bilgi edin me istekleri ilgisizlikle karşılandı ve önemsenmedi. Ancak grup çabalarını ısrarla sürdürmeye devam ettikçe bazı kapılar aralanmaya başladı.

Vehbi Badarneh, “Çalmadık tek bir kapıyı bile bırakmadık” dedi ve ekledi: “Evet, Yüksek Mahkeme’ye de gittik ve sonunda İsrail gazetesi Haaretz konuyla ilgili bir haber yayımladı.”

Haber üzerinde çalışan gazeteciye bir İsrail ordu sözcüsünce kontrol noktalarında öldürülen kimi işçilerin cesetlerinin Erez kontrol noktası üzerinden gömülmek üzere Gazze’ye nakledildiği söylendi.

“Korkunç işkence yöntemleri açığa çıktı”

Batı Şeria’ya sığınan ve Eriha’da Filistin askeri okulunda barındırılan Gazzeli kimi işçilerin kaçırılmalara ilişkin verdikleri bilgilere göre, o dönemde görgü tanıklarının anlatımları ve video kliplerle de doğrulandığı şekilde gözaltına alınan Filistinli işçiler vahşice dövüldüler, güysileri çıkarılarak soyuldular ve çeşitli işkence yöntemlerine maruz kaldılar.

Sendika bu bilgilere dayanarak, kayıp Filistinli işçilerin İsrail gözaltı merkezlerinde işkenceyle öldürüldüğü sonucuna vardı. Sendika daha sonra ellerindeki bilgileri Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) İsrail aleyhine şikayetler kapsamına alınması için Avrupa’daki sendikalara iletti.

Badarneh, İsrail tarafından seyahat etmeleri önüne engeller çıkarılan “Gazzeli işçilerin, tüm zorluk ve kısıtlamalara rağmen, Uluslararası Çalışma Örgütü önünde ifade vermek üzere Cenevre’ye çağrıldıklarını” ekledi.

Middle East Eye (MEE) Kasım 2023’te söyleşi yaptığı işçilerin anlatımlarının Badarneh’in söyledikleriyle bire bir çakıştığını belgeledi.

Bir işçi MEE’ye Kasım 2023’te verdiği söyleşide “İşkence gördük, kimse bize merhamet etmedi. Paramızı ve giyeceklerimizi aldılar, işkenceler sırasında bizi üç gün boyunca çıplak bıraktılar. Açtık, tekmelediler ve yumrukladılar, başımıza bastılar, ve hala bu acılar sürüyor” demişti.

Aynı ay, Euro-Med İnsan Hakları Gözlemcisi, Gazze’den binlerce işçinin dört haftalık esaretleri sırasında İsrail güçleri tarafından “korkunç işkence biçimlerine” maruz kaldığını ortaya koymuştu.

Euro-Med, “Tanıklıkların, işçilerin birkaç gün boyunca yiyecek ve su olmadan bırakıldıklarını, işkence gördüklerini, elektrik akımına maruz bırakıldıklarını ve yakıldıklarını, ayrıca cinsel tacize uğradıklarını ve vücutlarına işenerek kasıtlı aşağılandıklarını ve benzeri görülmemiş kötü muameleye maruz kaldıklarını gösterdiğini” bildirdi.

Kuruluş çok sayıda Filistinli işçinin de işverenlerinin kötü muamelesine uğradığını ücretlerinin ödenmesinin reddedildiğini, üzerlerine tükürüldüğünü, aşağılama ve hakaretlere maruz bırakıldıklarını da belirtti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

CHP’ye “Şaibeli Kurultay” İncelemesi: Özgür Özel Genel Başkan Seçilmişti

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Özgür Özel’in CHP genel başkan seçildiği kurultay hakkında inceleme başlattı. Başsavcılık, Kemal Kılıçdaroğlu ve Akif Hamzaçebi’yi ifadeye çağırdı.

Haber Merkezi / Kurultayın ilk gününde yapılan genel başkanlık seçiminde, Manisa Milletvekili ve CHP Grup Başkanı Özgür Özel, ikinci turda 812 delegenin oyunu alarak (yüzde 59,44) CHP Genel Başkanı seçilmişti.

Özel, önceki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı verdiği mücadelede zafer elde ederken, kurultay süreci boyunca çeşitli tartışmalar gündeme gelmişti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 4 – 5 Kasım 2023 tarihlerinde Ankara Spor Salonu’nda yapılan 38. Olağan Kurultayı hakkında “şaibe” incelemesi başlattı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi: “‘Ankara’da gerçekleşen Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayında ‘kurultay günü para karşılı oy kullandırıldığı’ şeklinde Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan ihbar üzerine yetkisizlik kararıyla evrakın yetki itibariyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımıza gönderilmesini müteakip Başsavcılığımızca 2024 yılı Ocak ayında soruşturma başlatılmıştır.

Soruşturmaya konu olayla ilgili basın organlarında ve sosyal medyada yapmış oldukları açıklamaları nedeniyle Kemal Kılıçdaroğlu ve Akif Hamzaçebi tanık sıfatıyla ifadeye çağrılmıştır. Soruşturmaya titizlikle devam edilmektedir. Kamuoyuna saygı ile duyulur.”

Kurultayın ilk gününde yapılan genel başkanlık seçiminde, Manisa Milletvekili ve CHP Grup Başkanı Özgür Özel, ikinci turda 812 delegenin oyunu alarak (yüzde 59,44) CHP Genel Başkanı seçilmişti. Özel, önceki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı verdiği mücadelede zafer elde ederken, kurultay süreci boyunca çeşitli tartışmalar gündeme gelmişti.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Özel’in genel başkan seçildiği CHP’nin 38. Olağan Genel Kurultay’ı için “şaibe” iddiasında bulunmuştu.

Erdoğan, daha önce de birçok kez ortaya attığı bu iddiayı son olarak partisinin Manisa İl Kongresin’de dillendirmiş ve “2 sene öncesini hatırlayın. Eski genel başkanlarını yere göğe sığdıramıyorlardı. Sürekli övgü yağmuruna tutuyorlardı. Türkiye’yi kurtaracak adam dedikleri Bay Kemal’i bir günde istenmeyen adam ilan ettiler. Şaibeli bir kurultayla Bay Kemal’i partiden tehcir ettiler” demişti.

Kemal Kılıçdaroğlu da katıldığı televizyon yayınında “Sükut ikrardan gelir” diyerek CHP yönetiminin açık ve net açıklama yapması gerektiğini söylemişti. Kılıçdaroğlu, iddiaların hatırlatılması üzerine CHP yönetiminin açıklama yapması gerektiğini belirtmiş, “Yapmıyorsanız, sükut ikrardan gelir o zaman başka bir şey var demektir burada.” demişti.

Özel, Erdoğan’ın ‘CHP’nin kurultayı şaibeli’ sözlerine yanıt verilmesi gerektiğini iddia eden Kılıçdaroğlu’na şu yanıtı vermişti:

“Sayın Erdoğan’ın bir siyasi partinin içini karıştırmak için söylediği sözlere yanıt vermeye kalksak… 14 yıldır, Sayın Erdoğan bundan önceki kurultayımıza da, Sayın Kemal Bey’in geldiği kurultaya, olmadık şeyler söylüyordu. ‘Şöyle geldiniz, böyle geldiniz.’ Bir gün cevap verdik mi? Kemal Bey buna bir gün cevap verdi mi? Buna cevap mı verilir?

Ben, Sayın Erdoğan’ın böyle bir sorusunu hani duyduğumu, buna zaman harcadığımı söylesem bu, Atatürk’ün kurduğu partinin dünden bugüne emek vermişlerin, emeklerine ve bugün 1 milyon 600 bin üyesine ayıp etmiş olur. Yani bunlar ciddiye alınacak şeyler mi arkadaşlar?”

Paylaşın

Zelenski, Putin İle Müzakere Şartlarını Açıkladı

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, yaklaşık üç yıldır süren savaşı sona erdirmek için Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile müzakerelere başlamaya hazır olduğunu yineledi.

Haber Merkezi / Volodimir Zelenski, Birleşik Krallık merkezli bir televizyona verdiği röportajda, “ABD ve Avrupa’nın bizi yalnız bırakmayacağı ve bize destek vermeye devam edeceği teyit edilirse her türlü müzakereye hazırım” dedi.

Zelenski ayrıca, savaşın net çözümler olmadan durdurulmasının “herkes için bir yenilgi” olacağı uyarısında bulundu.

Volodimir Zelenski, “Sadece savaşı bitirmek değil, aynı zamanda Putin’in bize karşı bir fırsata sahip olmamasını garanti altına almak bizim ve hatta Donald Trump için hayati önem taşıyor” diye ekledi.

Volodimir Zelenski ayrıca, ülkede devam eden sıkıyönetimi gerekçe göstererek, 2024 seçimlerinin ertelenmesi kararını savundu.

Zelenski, Ukraynalıların çoğu, seçimlerin yapılması sıkıyönetimin askıya alınmasını gerektireceği ve Rusya’nın bu durumu kendi lehine kullanma fırsatı sağlayacağı için kararı desteklediğini söyledi.

Trump, Putin ile görüştü

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna’daki savaşı sona erdirmek için Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüştüğünü söyledi.

Trump,, Putin’in savaş alanındaki ölümleri “umursadığına” inandığını söyledi ancak Rus liderin çatışmayı sona erdirmek için somut bir taahhütte bulunup bulunmadığını ifade etmedi.

ABD Başkanı Trump savaşı sona erdirmek için bir planı olduğunu açıkladı ancak ayrıntılara girmeyi reddetti: “Umarım hızlı olur. Her gün insanlar ölüyor. Ukrayna’daki bu savaş çok kötü . Bu lanet şeyi sona erdirmek istiyorum.”

Trump, işgalin başlamasından bu yana yaklaşık 1 milyon Rus askerinin ve 700 bin Ukrayna askerinin öldürüldüğünü tahmin etmişti. Bu tahmin, Ukraynalı yetkililerin veya bağımsız analistlerin sunduğu sayıların çok üzerinde.

Paylaşın

“Abdullah Öcalan’ın Çağrısı 15 Şubat’a Yetişmeyebilir” İddiası

MAK Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Kulat, İmralı’da tutuklu bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısının 15 Şubat’a yetişmeyebileceğini öne sürdü.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin meclis toplantısında Abdullah Öcalan’ın önümüzdeki günlerde ‘tarihi bir çağrı yapmaya hazırlandığını’ açıklamıştı.

TGRT televizyonunda katıldığı programda açıklamalarda bulunan Kulat; “Aldığım kulis bilgilerine göre İmralı’dan gelecek çağrı 23 Şubat’tan sonra yapılacak. Çünkü ayın 23’ünde AK Parti’nin Genel Kongresi var” dedi.

Kulat şunları söyledi: “İmralı’dan yapılacak açıklama AK Parti’nin kongresinden sonra yapılacak. Kongrenin bu açıklamayla gölgelenmesini istemiyorlar. Ankara’dan aldığım kulis bilgilerine göre Abdullah Öcalan çok net ve kesin bir dille, PKK’yı lağvetme ve silah bırakma çağrısı yapacak.

Terör örgütü PKK’nın 4 ya da 5 ayağından bahsediliyor. Zamanlama olarak 25 yıl meselesi önemli, bunun kadar önemli olan kısım da Suriye’de yaşanan değişim de çok önemli. PKK’nın İran, Irak, Suriye, Avrupa ve siyasi ayağı DEM Parti ve uzantıları var. Türkiye’de olası bir Cumhurbaşkanlığı seçiminde DEM Parti seçmeninin de kilit bir noktada olduğunu da unutmamak gerekir.

Şu anda endişeli iyimserler ile endişeli kötümserlerin arasında bir durumundayız. Türkiye’nin çoğunun ruh hali şu anda böyle. Bu ülkede azıcık vatanını seven terörün bitmesini ister. Endişelerimiz var. Daha önce çözüm sürecini atlattık ve aynı handikapa düşmek istemiyoruz.”

Abdulkadir Selvi de doğruladı

Öte yandan gazeteci Abdulkadir Selvi de bugünkü köşe yazısında çağrının 15 Şubat’a yetişmesi ihtimalinin oldukça zayıf olduğunu hatta Şubat ayının dahi net olmadığını ifade etti. Yorumunun kaynağı olarak ise net bir tarih belirlenmemesine bağlayan Selvi şu ifadeleri kullandı:

“Suriye’deki teröristbaşı Mazlum Abdi, Öcalan’ın 15 Şubat’ta çağrı yapacağını açıklayınca, 15 Şubat tarihine yönelik bir beklenti oluştu. Neden 15 Şubat? Biliyorsunuz, Öcalan 15 Şubat 1999 tarihinde Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye getirilmişti. Ama 15 Şubat tarihi net değil. Hatta 15 Şubat tarihinde çağrı yapılması ihtimali zayıf. Şubat ayının sonuna doğru bir beklenti var ama şubat ayı da net değil. Çünkü bir tarih belirlenmedi. Önemli olan tarih değil sonuç almak.”

Ne olmuştu?

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin meclis toplantısında PKK lideri Öcalan’ın önümüzdeki günlerde ‘tarihi bir çağrı yapmaya hazırlandığını’ açıklamıştı. Bakırhan; Öcalan’ın Kürt sorununun köklü kalıcı çözümü için demokratik bir Türkiye’nin inşası için önümüzdeki günlerde tarihi bir çağrı yapmaya hazırlandığını” belirterek “iktidarı da tarihi çözümde rolünü oynamaya çağırıyoruz, artık top Erdoğan’da” ifadelerini kullanmıştı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın