‘Rusya, Ukrayna’da İki Talebinden Vazgeçti’ İddiası

Financial Times gazetesi, Rusya’nın bugün İstanbul’da devam edecek Ukrayna ile müzakerelerde, ülkenin “Nazilerden arındırılması” talebinden vazgeçtiğini ve askeri bir ittifaka girmemesi halinde AB üyesi olabilmesine izin vermeye hazırlandığını yazdı.

Gazete, görüşmeler hakkında bilgi sahibi dört kişiye dayandırdığı haberinde, Moskova ve Kiev’in çatışmaların durdurulmasını görüştüğünü ve olası bir anlaşmanın parçası olarak, Ukrayna’nın güvenlik garantileri ve potansiyel AB üyeliği karşılığında NATO üyesi olma isteğinden vazgeçmesinin gündemde olduğunu belirtti.

Anlaşma henüz sonuçlandırılmadığı için adının açıklanmasını istemeyen yetkililerin verdiği bilgilere göre, taslak ateşkes anlaşması metninde, Rusya’nın başta dile getirdiği üç ana ana talep olan “Nazilerden arındırılma” ve “Silahsızlanma” ve “Ukrayna’da Rusça için yasal koruma” yer almıyor.

Tarafların temsilcilerinin bugün İstanbul’da bugün dördüncü tur görüşmelere başlayacağını belirten gazete, Rusya’nın ödünlerinin, Ukrayna’nın beklenenden daha sıkı bir direniş göstermesi ve Rusya’nın operasyonel yetersizlikleri sonucu bir aydır süren işgalin genel anlamda durma noktasına gelmesi sonucu olduğunu vurguluyor.

‘Perdeleme kaygısı’

Ancak Ukrayna ve Batılı destekçilerinin Putin’in görüşmeleri yorgun güçlerini tazelemek ve yeni bir saldırı başlatmak için bir perdeleme olarak kulanmasından şüphe duyduğu vugulanıyor.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’nin partisinin parlamentodaki lideri ve Kiev’in müzakere ekibinin bir parçası olan David Arakhamia da, gazeteye yaptığı açıklamada tarafların güvenlik garantileri ve Ukrayna’nın olası AB üyeliği konusunda uzlaşmaya yakın olunduğunu belirtiyor, ancak büyük bir ilerleme ihtimali konusunda ihtiyatlı olunması gerektiğine dikkat çekiyor.

Arakhamia “En başından beri tüm meseleler masada ama hala çözülemeyen noktalar var” diyor. Görüşmelere yakın bir başka kaynak da Rusya’nın neredeyse her gün hem askeri baskı hem de Kiev’in silahsızlanması konularında tutum değiştirmesinden kaygılı olduklarını belirtiyor.

Kremlin Söcüsü Dimitri Peskov’un da “Rusya görüşmelerdeki ilerlemeler konusunda konuşamaz ve konuşmayacaktır. Bu sadece müzakere sürecine zarar verir” dediği aktarılıyor. Değerlendirilen anlaşmaya göre, Ukrayna’nın NATO üyeliğinden vazgeçmesinin yanı sıra, nükleer silah geliştirme ve topraklarında yabancı askeri üs bulundurmamasının da öngörüldüğü kaydediliyor.

Karşılığında da, Ukrayna’nın aralarında Rusya, ABD, İngiltere, Kanada, Fransa, Almanya, Çin, İtalya, Polonya, İsrail ve Türkiye’den güvenlik garantileri alacağı söyleniyor.

Ancak Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy’nin herhangi bir anlaşmanın garantörler tarafından kabul edilmesi ve parlamentolar tarafından onaylanması gerektiğini söylediği hatırlatılıyor. Zelenskiy’nin ayrıca, anayasayı değiştirmeden önce anlaşmayı referanduma sunacağını söylediği ve bunun en az bir yıl alacak bir süreç olduğu kaydediliyor.

Arakhamia ise “Uzlaşılan tek konu uluslararası garantiler. Ukrayna bunu istiyor ama bunun için hala garantörlerin onayı gerek, aksi takdirde anlaşma asla olmaz” diyor.

Değerlendirilien taslak metinde, Ukrayna’nın Rusya’nın 2014’te ele geçirdiği iki bölgesini geri alma talebinden bahsedilmediği ve bunun Putin ve Zelenskiy arasında gelecekte yapılacak müzakerelere bırakıldığı ifade ediliyor.

Arakhamia Moskava’nın Rusya’nın, Kiev’in Kırım’ın ve doğudaki iki bölgenin ilhakını tanımasını talep ettiğini söylüyor ve “Bağımsızlık Bildirgemiz’in dışındaki hiçbir sınırı kabul etmeyeceğiz. Bu en kritik nokta” diyor.

Ateşkes anlaşması başarılı olursa, Ukrayna ve Rusya dışişleri bakanlarının buluşup, güvenlik garantilerini ve Rusça’nın Ukrayna’da korunması gibi sosyal meselelerdeki anlaşmaları sonuçlandıracağı ifade ediliyor. Bunu da Putin ve Zelenskiy arasındaki bir görüşmenin izleyeceği kaydediliyor. Ancak Kremlin Sözcüsü Peskov’un böyle bir görüşme için “herhangi bir hareket” olmadığını söylediği de aktarılıyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Altı Liderin Buluşmasında Neler Konuşuldu, Hangi Kararlar Alındı?

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın ev sahipliğinde, ikinci kez akşam yemeğinde buluşan 6 muhalefet partisi liderinin 5 saat süren toplantısında, iktidarın Meclis gündemine getirdiği “Seçim Yasası” eleştiri konusu olurken, parlamenter sisteme geçişin yol haritası ve seçim güvenliğinin sağlanması konularında iki komisyon kurulması kararlaştırıldı.

Toplantı sonrasında yapılan açıklamada olduğu gibi liderler, iktidarın Seçim Yasası değişikliğini “siyasi mühendislik ve birliklerini bozmaya yönelik” bir girişim olarak nitelendirirken, parti yöneticileri görüşmeyi, “Liderler çok keyifli ayrıldılar. Bu teklif, safların daha da sıkılaşmasına yol açtı” sözleriyle değerlendirildi.

Seçim Yasası’na karşı ‘birliktelik’ vurgusu

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, dün akşam Ali Babacan’ın ev sahipliğinde DEVA Partisi Genel Merkezi’nde akşam yemeğinde bir araya geldi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın, hafta içinde liderlere yaptığı ziyaret doğrultusunda toplantı gündemi, parlamenter sisteme geçişin ilke ve yol haritası, olası seçim ittifakının ilkeleri ve seçimin kazanılması halinde izlenecek politikalar olarak belirlenmişti.

Ancak AKP ve MHP’nin hazırladığı ve bu hafta TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmesi planlanan “Seçim Yasası” değişikliği, masanın önemli gündem konularından birisi oldu. Kulislere yansıyan bilgilere göre, sandık kurulu başkan ve üyelerinin oluşumda değişikliğe gidilmesi, ittifak partilerinin milletvekillerinin hesaplanmasındaki yöntem değişikliği gibi maddeler “6’lı masayı dağıtmaya dönük hamle” olduğu yorumu yapıldı.

Bu girişimler karşısında demokrasiyi savunan siyasi partilerin daha “güçlü” bir şekilde birlikte hareket etme konusunda “kararlılık” sergilemesi gerektiği ifade edildi. Bu tutum, toplantıdan sonra yapılan yazılı açıklamaya, “Demokratik ilkelere dayanan birlikteliğimiz bu gibi siyasi mühendislik çabalarından etkilenmeyecektir. İş birliğimizi uyum içinde sürdürmeye kararlıyız” ifadeleriyle yansıdı.

‘Safları daha da sıkılaştırdı’

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre görüşmeye ilişkin değerlendirmede bulunan bir parti yöneticisi, iktidarın, iktidarın 6’lı masayı dağıtma amacıyla bu teklifi getirdiğini, ancak tam tersi bir sonuç doğuracağına işaret etti:

“Liderler görüşmeden son derece keyifli ayrıldı, samimi bir havada görüşme yapıldı ve en önemlisi iktidara, “ne yaparsanız yapın, bu masayı dağıtamayacaksınız, mesajı verildi. Bu girişimler karşısında muhalefet, bu olayı satranç gibi değerlendirip, adımlarını ona göre atacaktır. Bu teklif, safların daha da sıkılaşmasına yol açtı.”

Kulislere yansıyan bilgilere göre liderler, Seçim Yasası henüz Meclis’ten geçmediği ve nasıl geçeceği bilinmediği için, iktidarın bu hamlesine karşı atılabilecek adımların, yasanın çıkmasından sonraki toplantılarda ele alınabileceği değerlendirmesi yaptı. Erken seçim olasılığının göz ardı edilmemesi gerektiği, bu nedenle de Seçim Yasası değişikliğinin hiç uygulanmayabileceği de güçlü olasılık olarak değerlendirildi.

Seçim güvenliği için ortak komisyon

Seçim Yasası ile özellikle sandık kurullarının oluşumunda değişikliğe gidilmesi nedeniyle liderler, “seçim güvenliğini” öncelikli konular arasına aldı ve seçim güvenliği konusunda ortak çalışma yapılması için 6 parti temsilcisinden oluşan bir komisyon kurulması benimsendi.

Bu kapsamda, siyasi partilerin, teşkilat, seçim ve bilişimden sorumlu genel başkan yardımcılarının bu komisyonda görev alması kararlaştırıldı. Seçim güvenliğine dönük teknik çalışmayı yürütecek olan komisyon, sandık kurullarında eksiksiz görev alınması, avukatların ortak havuzda toplanarak, seçime yönelik kuşkulu işlemlere müdahale etmesi, seçimlere yönelik dijital altyapının güçlendirilmesi konularında çalışma yapacak.

Geçiş süreci tanımlanacak, takvim belirlenecek

Toplantıda en önemli gündem maddesi ise parlamenter sisteme geçiş sürecinin ilke ve yol haritasının belirlenmesi başlığı oldu. Bu konuda da yine 6 partinin temsilcilerinden oluşan bir komisyon kurulması ve hafta içinde de üyelerinin belirlenmesi kararlaştırıldı.

Edinilen bilgiye göre komisyon, geçiş sürecini tanımlayacak, seçimden sonra parlamenter sisteme geçiş takviminin yanı sıra, yasa ve anayasalarda yapılması gereken değişiklikler üzerinde çalışacak.

Cumhurbaşkanının seçildikten sonra, parlamenter sisteme geçene kadar yetkilerini nasıl kullanacağı, bakanlar kurulunun yetkilerinin nasıl düzenleneceği konularını da çalışarak, hazırladıkları taslakları liderlere sunacak. Geçiş sürecinde uzlaşılması halinde, liderlerin “ittifak” için masaya oturmaları bekleniyor.

İttifak ve adaylık konuşulmadı

Kulislere yansıyan bilgilere göre “olası ittifakın ilkelerinin görüşülmesi” gündemde olmasına karşın, toplantıda bu konu ele alınmadı.

12 Şubat’ta yapılan toplantıda Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun önerisi doğrultusunda ittifak konusunun gündeme alındığına işaret eden kaynaklar, ancak hem Seçim Yasası’nın Meclis’ten geçmemesi, hem de önceliğin “geçiş süreci”ne verilmesi nedeniyle bu konuya değinilmediğini ifade ettiler. Cumhurbaşkanı adaylığı konusunun ise seçim süreci yaklaştığında ele alınabileceği ifade ediliyor.

Üçüncü buluşma Nisan’ın son haftasında

Toplantıda kesin bir tarih belirlenmemekle birlikte 6 muhalefet partisinin Nisan ayının son haftasında, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın ev sahipliğinde buluşması kararlaştırıldı. Liderler daha sonra sırasıyla Gelecek Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi liderlerinin ev sahipliğinde buluşacak.

Paylaşın

Kur Garantisi İki Köprü Yutacak!

Kur Korumalı Türk Lirası Mevduat (KKM) hesabına para yatıranlara ödenecek döviz garantisi Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modeliyle pahalıya yaptırılan köprü ve tünellerin maliyetini katbekat aştı.

Sözcü’den Erdoğan Süzer’in haberine göre; KKM sahiplerine önümüzdeki 4 ay içinde kur garantisi adı altında yaklaşık 74 milyar lira ödenecek. Tamamı zenginlere gidecek bu para 2 Çanakkale Köprüsü, 3 Osmangazi Köprüsü, 2 Yavuz Sultan Selim Köprüsü ya da 4 Avrasya Tüneli’nin yapım maliyetine eşit. İktidar, kendi yükselttiği kuru tutabilmek için halkın parasını bol keseden zenginlere aktarıyor.

Ziraat Bankası eski Genel Müdür Yardımcısı ve Başkent Üniversitesi Uluslararası Finans ve Bankacılık Bölüm Başkanı Prof. Şenol Babuşçu, kur garantisi sistemi yüzünden Hazine’nin ödeyeceği tutarı hesapladı. Buna göre önümüzdeki haziran ayına kadar ortalama dolar kuru her ay birer lira yükselirse Hazine, hesap sahiplerine 4 ay içinde yaklaşık 74 milyar lira para ödemek zorunda kalacak. Kur bu süre içinde ellişer kuruş artarsa Hazine’nin ödeyeceği tutar 63,1 milyar lirayı bulacak.

Mayısta zirve yapacak

Prof. Babuşçu, hesapların açıldığı aralık ayından bu yana doların 11,67 TL’den 14,84 TL’ye çıkmasından dolayı bu ay KKM hesabı sahiplerine ödenecek paranın 17,1 milyar lirayı aşacağını hesapladı. Ortalama dolar kuru nisanda 15 lira olursa Hazine’nin kasasından 14,1 milyar lira daha çıkacak. Mayısta dolar kuru 15,5 lira olursa 25,5 milyar, 16 TL olursa 34,2 milyar lira; haziran ayında da kur 16 TL olursa 6,4 milyar TL, 17 TL olursa 8,3 milyar lira daha ödeme yapılacak. Böylece sadece 4 ayda, bankada parası olanlara ödenecek para 63 milyar ile 74 milyar lira düzeyine ulaşacak.

Osmangazi Köprüsü

Köprünün yapım maliyeti 1,7 milyar dolar. Bugünkü kurlarla yaklaşık 25,2 milyar TL’ye karşılık geliyor. Mevduat sahiplerine 4 ayda ödenecek kur garantisi tutarıyla yaklaşık 3 adet Osmangazi Köprüsü yapılabilirdi.

Çanakkale Köprüsü

Köprünün yapım maliyeti 2 milyar 545 milyon euro olarak açıklandı. Bugünkü kurlarla yaklaşık 41,5 milyar TL’ye karşılık geliyor. İktidarın, mevduat sahiplerine 4 ayda ödeyeceği kur garantisiyle yaklaşık 2 adet Çanakkale Köprüsü yapılabilirdi. Üstelik bu durumda şirkete 3 milyar 796 milyon euro (yaklaşık 61 milyar 874 milyon TL) ödeme garantisi verilmez, köprüden çok parası olanlar değil herkes geçerdi.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü

Köprünün yapım maliyeti 3,5 milyar dolar olarak açıklandı. TL karşılığı yaklaşık 52 milyar TL ediyor. Kur garantisine 4 ayda ödenecek parayla bu köprüden bir tane yapılabilirdi. Üstelik köprünün yarı parası kadar ek kaynak Hazine’ye kalırdı.

Avrasya Tüneli

Yapım maliyeti 1 milyar 245 milyon dolar olan tünelin TL maliyeti bugünkü kurlarla yaklaşık 18,5 milyar TL. Rantiyeye verilecek kur garantisiyle ister İstanbul ister Çanakkale boğazının altına 4 adet tünel yapılabilirdi.

Paylaşın

Altı Muhalefet Partisi Anlaştı: Tek Aday, İlk Tur

Muhalefetin cumhurbaşkanı adaylığı konusunda önemli gelişmeler yaşanıyor. 2023’te gerçekleşmesi beklenen seçimler için ‘güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüş’ konusunda mutabakat metni imzalayan 6 muhalefet partisi, yol haritasını belirledi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın ev sahipliğinde, altı muhalefet lideri dün ikinci kez bir araya geldi. Ana gündemin ‘güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüş’ olarak belirlendiği toplantıda, cumhurbaşkanlığı da seçimi de ele alındı.

Halk TV yazarı Fikret Bila, ‘Tek aday ilk tur’ başlıklı bugünkü yazısında , altı muhalefet liderinin hedefinin hem cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak hem de Meclis’te anayasayı en azından referanduma götürerek değiştirebilecek sandalye çoğunluğuna ulaşmak olduğuna işaret ederek, son gelişmelere ilişkin şunları aktardı:

“Bu amaçla altı lider, cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak için ‘tek aday, ilk tur’ formülünde uzlaşmış durumda. Millet İttifakı içinde yer alan ve alması muhtemel altı parti ortak bir aday çıkaracak ve cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turda kazanılması için birlikte çaba gösterecek. HDP de ortak tek aday ve ilk tur formülünü destekliyor. Tek koşulu ilkeler üzerinde Millet İttifakı’yla uzlaşma sağlanması.”

Sağda 3. ittifak gündemde

Hükümetin hazırladığı seçim kanunu teklifinin amacının, Millet İttifakı ile birlikte hareket eden sağ partilerin üçüncü bir ittifak kurmalarını teşvik etmek olduğunu vurgulayan Bila, “Ancak iktidarın evde yaptığı bu hesabın çarşıya uyması çok zor” değerlendirmesini yaptı.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Demirtaş: Korkunun Ecele Faydasının Olmadığını, Görmüyor Musunuz?

Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokrat Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, Türkiye’deki sessizliği eleştirdi.

Türkiye’yi “Anne sözü dinleyen” çocuklara benzeten Demirtaş, annelerin evlatları için sürekli kaygılandıklarını, çocuklarını uyardıklarını anımsatarak, çocukların ise anne sözü dinlemediklerini söyledi.

“Bazen Meclis grup toplantılarından sonra odama döndüğümde annemden gelen cevapsız aramayı görür ve kendi kendime, yine sert konuştum galiba diye düşünerek annemi geri arardım. Üniversite yıllarımdan beri bıkmadan usanmadan söylediği şeyleri aynı anne şefkati ve korkusuyla tekrarlardı: “Oğlum, dikkatli ol. Böyle şeyler söyleme, bunlar senin başına bir film getirirler” ifadelerini kullanan Demirtaş, “Anneler, evlatlarını kendi elleriyle o “film”lerin içine sürüklemeyi asla istemezler, koruma güdüsü çok baskın gelir. Anneler bunu doğaları gereği yaparlar. Bu nedenle onlara kızacak halimiz yok, sadece minnet duyarız. Ama eğer tarih boyunca annelerin bu konudaki sözlerini dinlemiş olsaydık dünya çok daha berbat bir yer olurdu. Anneler anneliklerini yaparlar, evlatlar da yapmaları gerekenleri” dedi.

Demirtaş, “Altı yıla yakındır hapishaneden dışarıyı izliyorum, anneler kazanmış gibi görünüyor. Memlekette anne sözü dinleyen bunca insanın varlığı gözlerimi yaşartıyor doğrusu (!) Hepiniz ne ara, bu kadar hayırlı evlatlar oldunuz? Bir avuç hukuk tanımaz siyaset erbabının ele geçirdiği devlet aygıtını zorbalık ve zulüm için pervasızca kullanıp halkın anasını ağlatırken anne sözü dinlemenin nasıl bir mazereti olabilir ki? Siyaset, kültür, sanat, medya, akademi dünyasınadır sözüm. İşten atılmaktan, işsiz kalmaktan, hedefe konulmaktan, linç edilmekten, hapse atılmaktan, mahalleden kovulmaktan mı korkuyorsunuz?” diye sordu.

Demirtaş’ın T24’te Bergen başlığı ile yayımlanan yazısı şöyle:

Sözüm siyaset, kültür, sanat, medya, akademi dünyasınadır; korkunun ecele faydasının olmadığını, görmüyor musunuz?

Bazen Meclis grup toplantılarından sonra odama döndüğümde annemden gelen cevapsız aramayı görür ve kendi kendime, yine sert konuştum galiba diye düşünerek annemi geri arardım. Üniversite yıllarımdan beri bıkmadan usanmadan söylediği şeyleri aynı anne şefkati ve korkusuyla tekrarlardı: “Oğlum, dikkatli ol. Böyle şeyler söyleme, bunlar senin başına bir film getirirler.”

Bu toprakların bütün anneleri o “film”i çok iyi bilirler. Hangi anne, yavrusunu o “film”den korumak istemez ki. Son cezaevi görüşlerimizden birinde annem yine benzer şeyler söylemeyi başardı: “Oğlum, burada da rahat durmuyorsun. Sana elli kere dedim, böyle şeyler söyleme.” Dedim, “Anne ne olur? Beni hapse mi atarlar?” Biraz gülüştük, acı acı. Anneler böyledir. Ama çocuklarının yaptığı her iyi şeyle büyük gurur duyduklarını, onurlandıklarını, bunu hissettirmekten çoğu zaman çekinseler de evlatlar çok iyi bilirler. En çok da Cumartesi Anneleri’nden, Barış Anneleri’nden.

Anneler, evlatlarını kendi elleriyle o “film”lerin içine sürüklemeyi asla istemezler, koruma güdüsü çok baskın gelir. Anneler bunu doğaları gereği yaparlar. Bu nedenle onlara kızacak halimiz yok, sadece minnet duyarız. Ama eğer tarih boyunca annelerin bu konudaki sözlerini dinlemiş olsaydık dünya çok daha berbat bir yer olurdu. Anneler anneliklerini yaparlar, evlatlar da yapmaları gerekenleri.

Korkulara teslim olacaksınız

Altı yıla yakındır hapishaneden dışarıyı izliyorum, anneler kazanmış gibi görünüyor. Memlekette anne sözü dinleyen bunca insanın varlığı gözlerimi yaşartıyor doğrusu (!) Hepiniz ne ara, bu kadar hayırlı evlatlar oldunuz?

Bir avuç hukuk tanımaz siyaset erbabının ele geçirdiği devlet aygıtını zorbalık ve zulüm için pervasızca kullanıp halkın anasını ağlatırken anne sözü dinlemenin nasıl bir mazereti olabilir ki?

Siyaset, kültür, sanat, medya, akademi dünyasınadır sözüm. İşten atılmaktan, işsiz kalmaktan, hedefe konulmaktan, linç edilmekten, hapse atılmaktan, mahalleden kovulmaktan mı korkuyorsunuz?

Sizin tarihsel göreviniz toplumu, bireyi tam da bu tür saldırılara karşı korumak, bunun mekanizmalarını geliştirmek, açığa çıkarmak, örgütlemek değil mi? Siz korkularınıza teslim olduğunuz için sesini çıkaran bir avuç insanın daha ağır şekilde hedef haline geldiğinin farkında değil misiniz? Dahası, korkunun ecele faydasının olmadığını, böyle davrandıkça toplumun çöküşe sürüklendiğini görmüyor musunuz? Elbette görüyorsunuz, sizin uzmanlık alanınız bu; görmek. Ama yine de susuyorsunuz, kendi bunalımınızın haklı (?) teorisini yazıyor veya tatlı melankolisini yaşıyorsunuz.

İşin en acı kısmı

İşin en acı kısmı da ne, biliyor musunuz? Bütün bu zulüm günleri geçip gittiğinde, güzel günler geldiğinde en önde, en çok görünen, en çok övünen siz olacaksınız. Bunları size mutlaka hatırlatacağım ya da size hatırlatan birileri olacak. Yıkımın, enkazın bu kadar ağır olmasında sizin suskunluğunuzun epey bir payı var, unutulmayacak.

Annelerimizin bize bir sözü daha var, “yapma, etme, dikkatli ol evladım” derler. Ama bizim de annelerimize bir sözümüz var, “anamızı ağlatanlardan bunun hesabını soracağız, başka bir yaşamı kuracağız anne.” Acılarımıza, korkularımıza teslim olmayacağız. Milyonları diri diri yakmaya kalktılar ama küllerimizden yeniden doğuyoruz anne.

Bergen

Başlığa Bergen yazmışım, “Hani Bergen nerede” diye soracaksınız ama Bergen de böyle biri işte. Korkmuyor, geri adım atmıyor, acılarına teslim olmuyor ve küllerinden yeniden doğruyor. Dört milyondan fazla insan Bergen filmini izlemiş. Direnene, ayakta kalana saygı duyuluyor, onun filmi seviliyor demek ki.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Türkiye’nin Faiz Giderleri Ne Kadar, Verginin Ne Kadarı Faize Gidiyor?

Son yıllarda faiz giderleri yükselmeye başlayan Türkiye 2022 yılının ilk iki ayında 57,9 milyar lira faiz ödedi. Bu miktar 2017 yılının tamamında ödenenden daha fazla. 2017 yılında faiz giderlerinin bütçedeki payı yüzde 8,4’e kadar düşmesine rağmen bu oran 2021 yılında yüzde 11,3’e çıktı.

2003-2021 yılları arasında Türkiye’nin faize ödediği toplam miktar ise 515,7 milyar dolar. Bu dönemde Türkiye’nin yıllık faiz harcaması ortalama 27,1 milyar dolar dolar oldu. Aynı dönemde vergi gelirlerinin yüzde 18’i faiz ödemelerine gitti.

Türkiye’nin faiz harcamaları ne kadar? Türkiye AK Parti döneminde ne kadar faiz ödedi? Faiz ödemelerinin bütçe giderlerindeki payı kaç? Türkiye’nin topladığı verginin ne kadarını faize gidiyor?

Türkiye’de resmi verilere göre yıllık enflasyon yüzde 54’ü aştı. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan “Faiz sebep, enflasyon sonuç” tezini savunuyor.

Merkez Bankası başkan ve yönetimleri de son dönemde sıkça değişti. Erdoğan’ın ısrarlı çıkışlarından sonra Merkez Bankası politika faizini yüzde 14’e kadar düşürdü. Bu karar sonrası Türk lirası başta Dolar ve Euro olmak üzere yabancı para birimleri karşısında değer kaybederken enflasyon da tırmanışa geçti. Türkiye’nin faiz yükü de artış eğiliminde.

2022’de ilk 2 aydaki faiz ödemesi 2017’nin tamamını geçti

Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre, bu yılın ilk iki ayında Türkiye’nin toplam faiz harcaması 57,9 milyar TL oldu.

Bu miktar 2017 yılının tamamında yapılan 56,7 milyar lira faiz ödemesinden daha fazla. 2017 sonrasında TL bazında faiz harcamalarının tırmanmaya başlaması dikkat çekiyor. 2018’de 74 milyar dolar lira olan faiz giderleri 2019’da 99,9 milyara, 2020’de 134 milyar ve 2021’de 180,9 milyar liraya kadar çıktı.

Buna göre 2021 yılı itibariyle son 1 yılda faiz giderleri yüzde 35, son 2 yılda ise yüzde 81 artış gösterdi.

2001 yılında Türkiye’nin faiz gideri 41,1 milyar TL idi. AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında ise faiz harcamaları 51,9 milyar lira olmuştu. 2003’te 58,6 milyar lira olan faiz ödemesi 2018 yılına kadar hep bu seviyenin altında seyretti.

Türkiye’nin Dolar bazında faiz giderleri kadar?

Türkiye’nin faiz giderlerine Amerikan Doları bazında da bakmak mümkün. Faiz giderleri ay ay açıklanıyor. Dolayısıyla faiz harcamalarını dolara çevirirken aylık ortalama kur hesabı üzerinden hesaplama yapmak daha doğru sonuç veriyor.

Ancak Merkez Bankası Elektronik Veri Dağıtım Sistemi (EVDS) ve bakanlık verileri 2006’dan sonra aylık verileri yansıttığından 2006 öncesindeki hesaplamaları yıllık ortalama kur üzerinden yaptık. 2006 ve sonrasını ise her ay yapılan faiz harcamasını ve o ayki ortalama kur üzerinden hesapladık.

Buna göre Türkiye’nin 2021 yılında faiz gideri 21,3 milyar dolar oldu. 2000 yılından itibaren bakıldığında en az faiz harcaması 15,6 milyar dolar ile 2017’de gerçekleşmişti. 2017 sonrasında faiz giderleri dolar bazında da tırmanışa geçti. 2018’de 15,7 milyar dolar olan faiz giderleri 2019’da 17,8 milyar dolara, 2020’de 19,4 milyar dolara ve 2021’de 21,3 milyar dolara yükseldi. 2022’nin ilk iki ayındaki toplam faiz gideri ise 4,3 milyar dolar oldu.

2002 yılındaki faiz gideri ise 34,3 milyar dolar idi. 2003’te 39,1 milyar dolara çıkan faiz gideri 2008’de 39,96 milyar dolara yükselerek son 20 yılın en yüksek miktarı oldu. 2011’de 25,5 milyar dolar seviyesine gerileyen faiz gideri 2015’te ise 20 milyar seviyesinin altına inerek 19,8 milyar dolar oldu.

Bütçe giderlerinin ne kadarı faize gitti?

Faiz harcamalarının bütçede ne kadar yer tuttuğu da önemli bir konu. Merkezi bütçede faiz giderlerinin bütçe giderleri içindeki payı 2000’li yılların başında itibaren kademeli bir düşüşle yüzde 51’den yüzde 8’e kadar geriledi. 2017’de yüzde 8,4 ile en düşük seviyeye inen bu oran yavaş da olsa yükselmeye başladı ve 2021’de yüzde 11,3 oldu.

Faizin bütçe giderleri içindeki payı 2000 yılında yüzde 44 iken 2001 yılında yüzde 51 ile son 20 yılın en yüksek seviyesini gördü. AK Parti’nin iktidara gelmesinden sonra faizin bütçedeki payı ciddi düşüşe geçti. 2003’te yüzde 41,8 olan oran 2005’te yüzde 28,8’e; 2009’da ise yüzde 19,8’e kadar geriledi. Düşüş 2017’ye kadar devam etti.

Toplanan verginin ne kadarı faize gidiyor?

Peki toplanan verginin ne kadarı faize gidiyor? 2000 yılında yüzde 77,1 olan faiz giderlerinin vergi gelirlerine oranı 2001’de yüzde 103,3’e kadar çıktı.

Bir başka ifadeyle faiz giderleri vergi gelirlerinden fazla oldu. 2002’de yüzde 87 olan bu oran 2003’te yüzde 69,5’e geriledi. Daha sonra ise belirgin bir düşüş dikkat çekiyor.

2004’te yüzde 55,9 olan oran 2005’te yüzde 38,1; 2010’da yüzde 22,9’a ve 2015’te yüzde 13’e geriledi. 2017’de yüzde 10,6 ile son 20 yıldaki en düşük seviyeye inen faiz giderlerinin vergi gelirlerine oranı daha sonra yavaş şekilde artmaya başladı. 2020’de yüzde 16,1 olan oran 2021’de yüzde 15,5 oldu.

AK Parti’nin 19 yılında faize 516 milyar dolar gitti

Dolar bazında bakıldığında 2003-2021 yılları arasını kapsayan 19 yılda Türkiye’nin faiz gideri 515,7 milyar dolar oldu. Buna göre ortalama her sene 27,14 milyar doların faiz harcamasına gitti.

Toplanan verginin 5’te biri faize gitti

2003-2021 yılları arasında toplanan vergilerin yaklaşık 5’te biri faiz harcamasına gitti. Bu 19 yılda toplanan her 100 TL verginin 18 lirası faiz ödemesine gitti. Öte yandan Türkiye politika faizinde dünyada en yüksek 10. ülke; Avrupa’da ise ilk sırada bulunuyor.

Türkiye’nin Aralık 2021’de devreye soktuğu Kur Korumalı Mevduat (KKM) sisteminin faiz giderlerini nasıl etkileyeceği ise merakla bekleniyor. ‘Dövize Çevrilebilir TL Mevduat Hesapları’ (DÇM) ya da ‘Dövize Endeksli Mevduat’ (DEM) açıklamasından sonra dolar kuru düşüşe geçerken sonra haftalarda yeniden tırmanışta.

(Kaynak: Euronews)

Paylaşın

TÜRK-İŞ Açıkladı: Açlık Sınırı Asgari Ücretin 675 TL Üzerine Çıktı

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) ‘geçim şartlarını’ ortaya koymak için her ay düzenli olarak yaptığı ‘Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması’nın Mart sonuçlarını yayımladı. 

Araştırmaya göre; Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 4 bin 928 TL’ye, Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı (yoksulluk sınırı) 16 bin 52 TL, Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 6 bin 473 TL’ye yükseldi.

Açlık sınırı, Ocak itibariyle 4252 lira olarak belirlenen asgari ücretin 750 lira üstüne çıktı, yoksulluk sınırı da asgari ücretin neredeyse 4 katına ulaştı. Dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış bir önceki aya göre yüzde 8,24 oranında arttı. Asgari harcama tutarındaki artış son on iki ayda yüzde 76,39’u buldu.

Ocak’ta açlık sınırı 4 bin 249 TL, yoksulluk sınırı 13 bin 843 TL, bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ 5 bin 587 TL’ydi. Şubat’ta ise açlık sınırı 4 bin 552 TL, yoksulluk sınırı 15 bin 139 TL, bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de 5 bin 969 TL’ydi.

“Sosyal yardım alanların sayısı ikiye katlandı”

Türk-İş araştırmada şu yorumu yaptı:

“Bir yandan üst üste gelen mazot, benzin ve diğer enerji zamları bir yandan gıda maddelerindeki devam eden yüksek fiyat artışı, bir yandan da TL’nin değeri inmeye devam ederken her geçen gün zorlaşan geçim şartları yurttaşlar için can yakıcı olmakta. Akaryakıt tüm mal ve hizmetlerin fiyatında en temel girdiği olduğu için akaryakıta gelen zamlar herkesi etkiliyor.

Yurttaşın satın alma gücünün sınırı zorlanmaya devam ediyor. Merkez Bankası verilerine göre 18 Şubat itibariyle kredi kartıyla yapılan harcamalar 46,4 milyar TL’yle rekor kırdı. Yemek alışverişleri 2,5 milyar TL’ye yükselirken market alışverişleri de 8,9 milyar TL’yle en yüksek seviyesine yükseldi.

Eurostat’a göre 2020’de ‘iki günde bir etli yemek, tavuk veya balık yemeye gücü yetmeyenler’ sıralamasında Türkiye yüzde 37,3 ile Avrupa’da ilk sırada, Avrupa ortalama ise yüzde 8,6. Ayrıca Türkiye’de sosyal yardım alanların sayısı Cumhurbaşkanlığı 2022 Yıllık Programı’na göre bir yılda ikiye katlandı.

Bu ay asgari ücretle çalışan bir bekârın insana yakışır şekilde hayatını sürdürebilmesi için 2 bin 220 TL daha temin etmesi gerekiyor. Son resmi verilerde tarımsal girdi fiyatları endeksinde enerji ve yağlar alt grubu yüzde 101’i geçti. Ayrıca Ekim aylarında tarlasını eken çiftçinin büyük kısmının bu yıl tarlasına gübre atılamadığından üretimde yıllık ürün kaybıyla karşılaşılacağı öngörülmekte. Diğer yandan süt-yem değer eşitliği (paritesi) bozulduğundan üreticilerin hayvanlarını kesmeye başladıkları da ifade edilmekte.

Eğer önlemler alınmazsa önümüzdeki aylarda et, süt ve süt ürünleri fiyatlarının önünü almak ve üretimden bir kere uzaklaşan çiftçilerin tekrar üretime girmelerini sağlamak çok zorlaşabilir. Bunun yanında marketlerde sıvı yağ, şeker ve salça satışlarına konulan alım sınırları başka gıda ürünleri için de söz konusu olabilir.”

Paylaşın

Altı Partiden Açıklama: İş Birliğimizi Sürdürmeye Kararlıyız

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın daveti üzerine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın DEVA Partisi Genel Merkezinde dün buluştu.

Bir araya gelen altı muhalefet partisi toplantılarının ardından ortak yazılı açıklama yaptı. Ortak açıklamada, yine Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme vurgu yapıldı ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş sürecinin yol haritası kapsamında bir çalışma grubu oluşturdukları bilgisi verildi.

Ayrıca, “Birlikteliğimizi bozmayı amaçlayan seçim kanunu teklifi üzerinde görüş alışverişinde bulunduk” denildi. Toplantıda derinleşen ekonomik kriz de ele alındı.

Ortak açıklamanın tam metni şöyle:

“Toplumu en geniş yelpazede temsil eden altı siyasi parti olarak bizler, Türkiye siyasi tarihinde benzeri olmayan bir iş birliği bilinciyle, kutuplaşma yerine istişare ve uzlaşmayı esas alarak “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçiş” konusunda tam bir mutabakata varmış ve ortak mutabakat metnimizi 28 Şubat’ta milletimizle paylaşmıştık.

‘Yarının Türkiyesi’ni inşa etmek üzere 12 Şubat tarihindeki toplantımızda kararlaştırdığımız iş birliği alanlarını değerlendirmek ve ilerletmek amacıyla bugün tekrar bir araya geldik.

Öncelikle Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş sürecinin yol haritası kapsamında bir çalışma grubu oluşturduk.

Geçtiğimiz ay içinde yaşanan siyasi gelişmeleri değerlendirdik ve bu bağlamda birlikteliğimizi bozmayı amaçlayan seçim kanunu teklifi üzerinde görüş alışverişinde bulunduk.

Milletimizin bilmesini isteriz ki, demokratik ilkelere dayanan birlikteliğimiz bu gibi siyasi mühendislik çabalarından etkilenmeyecektir. İş birliğimizi uyum içinde sürdürmeye kararlıyız.

Öte yandan hangi şartlarda olursa olsun, milli iradeyi parlamentoya tam olarak yansıtmak üzere seçim güvenliğini sağlamak amacıyla bir çalışma daha grubu oluşturduk.

Bugün ülkemizin içinde bulunduğu derin ekonomik krizi de değerlendirdik.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle beraber uygulamaya konulan akıldan, bilimden, gerçeklikten ve istişare kültüründen kopuk keyfi politikalar ağır bir hayat pahalılığına, işsizliğe ve yoksulluğa yol açmış, ekonomik kırılganlıklar ciddi biçimde artmıştır.

Bu konularla birlikte derin bir uluslararası krize yol açan Rusya-Ukrayna savaşını da ele aldık. Rusya Federasyonu’nun uluslararası hukuku ihlal ederek Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saldırması ile bölgemizde istikrar ve barış tehdit altına girmiştir. Bu kriz bize akılcı, tutarlı ve ülkemizin orta ve uzun vadeli stratejik menfaatlerini dikkate alan bir dış politikanın önemini bir kere daha göstermiştir.

Buradan tüm vatandaşlarımıza seslenmek istiyoruz; bizler Türkiye’yi karanlık günlerden çıkartma kararlılığı içerisindeyiz. Umutlarımız ve geleceğe olan inancımız, Türkiye’nin sorunlarından çok daha büyüktür.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem mutabakat metnimiz ve sürdürdüğümüz iş birliği, milletimizin geleceğe dair umudunu ve inancını artırmıştır.

Hedefimiz istişare ile derin sorunlarımıza son vermek ve her bir vatandaşımızı insan onuruna yaraşır bir yaşam ve refah standardına kavuşturmaktır.

İktidarın ayrıştırma ve kutuplaştırma politikalarının tam tersine, birlik ve uzlaşı ile çalışmalarımıza devam edeceğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.”

Paylaşın

Erdoğan’ın Hedefi 2032’ye Kadar Cumhurbaşkanı Olmak

Gazeteci Banu Güven, DW Türkçe için kaleme aldığı ‘Erdoğan’ın hedefi 2032’ye kadar başkanlık’ başlıklı yazısında, “Erdoğan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altında yapılan sistem değişikliğini milat olarak yorumluyor. Buna göre, 2014’teki cumhurbaşkanlığını hesaba katmıyor, kronometreyi 2018’den itibaren çalıştırıyor” ifadeleri kullandı.

Banu Güven, yazısının devamında, Erdoğan’ın bu hedefleri belediye başkanı seçilmeden önce planladığını belirterek, “1996’da “Demokrasi bizim için asla amaç olamaz” diye konuşurken, belki bu kadar ayrıntılı bir hesap yapmamıştı, ama hedefinde mutlak iktidar ve Türkiye’yi değiştirmek vardı. 2023 seçimi, Erdoğan’ın çıktığı yolda gireceği en kritik dönemeç olacak” dedi.

“Erdoğan iktidarının Cumhuriyet’in 100’üncü yılında bitip bitmeyeceği, muhalefet bloklarının beraberce bu hamleye vereceği karşılığa bağlı” diyen Güven’in yazısı şöyle;

“Recep Tayyip Erdoğan 1954’te doğdu. Tam bir ay önce 68 yaşını doldurdu. İlk hedefi, 2023 seçimlerinde yeniden seçilmek, yani 70’inci yaşına da cumhurbaşkanı olarak girmek. Aslında Erdoğan sistemi değiştirmeden önce varolan Anayasa maddesi, bir kimsenin en fazla iki dönem cumhurbaşkanlığı yapabileceğini söylüyor. Ne var ki, Erdoğan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altında yapılan sistem değişikliğini milat olarak yorumluyor. Buna göre, 2014’teki cumhurbaşkanlığını hesaba katmıyor, kronometreyi 2018’den itibaren çalıştırıyor. Erdoğan’ın adaylığına karşı Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) yapılacak itirazların nasıl sonuçlanacağını tahmin etmek ise zor değil.

Erdoğan 2023’te kazanabilirse, bir sonraki hedefi de belli. Onun hazırlığını da 2017’deki Anayasa değişikliğiyle yapmıştı. Buna göre, “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir. Seçimlerinin birlikte yenilenmesine karar verilen meclisin ve cumhurbaşkanının yetki ve görevleri, yeni meclisin ve cumhurbaşkanının göreve başlamasına kadar devam eder. Bu şekilde seçilen meclis ve cumhurbaşkanının görev süreleri de beş yıldır.” Seçim Kanunu’na göre, cumhurbaşkanının üçüncü kez aday olabilmesi için, seçimleri yenileme kararının öngörülen tarihten en az 1 yıl önce alınması gerekiyor. Toplayın çıkarın, 2032 ediyor.

AKP’nin Bartın Milletvekili ve Adalet Komisyonu Başkanı Yılmaz Tunç da, bu niyeti doğrulayana açıklamalar yapmış, “2023’te seçilirse, 2028 yılındaki seçimler öncesinde, meclisin erken seçim kararı alması durumunda, Erdoğan yeniden aday olabilir ve 2032 yılına kadar Cumhurbaşkanlığı yapabilir” demişti.

MHP yasası, Bahçeli barajı

Erdoğan’ın önümüzdeki dönemde erken seçim silahını çekebilmek için mecliste en az 360 sandalyeye ihtiyacı var. Dolayısıyla MHP’nin meclise girmesi yetmiyor, bir de olabildiğince çok vekil sokmasını sağlamak gerekiyor. 2023 Haziran’ı yaklaşırken, gerekli önlemleri alıp öyle yola devam etmek istiyor Erdoğan. Dolayısıyla, bu değişiklik için Anayasa Komisyonu’nu sabahlara kadar çalıştırmanın ardında, ilk bakışta görünenden daha uzun vadeli ve daha çok seçenekli bir plan var. Evet, bir ihtimal daha var.

Diyelim ki, Erdoğan 2023’te cumhurbaşkanı seçilemedi. Muhalefetin adayı yemin etti, göreve başladı. Memlekette bir bayram havası yaşanıyor. Erdoğan Bahçeli ile birlikte 360 milletvekili hedefine ulaşırsa, bu bayram havası uzun sürmeyebilir. Erdoğan ne zaman isterse, meclis 360 oyla kendini feshedip yeniden seçim kararı alabilir. Seçim Kanunu’ndaki bu değişiklik işte bu ihtimal de düşünülerek yapılıyor. Seçim ittifaklarına dönük değişiklik önerisindeyse AKP’nin geçen seçimde uğradığı kayıplar var.

2018 seçimine Cumhur İttifakı olarak giren AKP ve MHP’nin oyları, ayrı ayrı hanelere yazılsaydı, iki parti de daha fazla sandalye çıkaracaktı. Dolayısıyla Erdoğan Millet İttifakı’nın işine yarayan bu formülü değiştirmek, ittifakları anlamsızlaştırmak istiyor. Böylece muhalefet ittifakı içinde yar alan DEVA ve Gelecek Partisi’ne oy vermeyi düşünen seçmenin, “Benim oyum bir işe yarayacak mı” sorusunu sormasını hedefleyen bir manevra bu. MHP için ise sorun yok. MHP’li adayları 2023’te belli seçim bölgelerinde AKP listelerinde göreceğimizden kuşkunuz olmasın.

Bütün bunların üzerine Anayasa Mahkemesi’nde bekleyen, HDP kapatma ve 451 HDP’liye siyaset yasağı davası var. Bugüne kadarki deneyimlerden yola çıkarak, iktidarın seçime kısa bir süre kala, HDP’nin kapatılması ve kadrolarına da siyaset yasağı getirilmesi için tam saha pres yapacağını söylemek yanlış olmaz.

Erdoğan, bu hedefleri çok önceden, bana sorarsanız belediye başkanı seçilmeden önce planlamış bir siyasetçi. 1996’da “Demokrasi bizim için asla amaç olamaz” diye konuşurken, belki bu kadar ayrıntılı bir hesap yapmamıştı, ama hedefinde mutlak iktidar ve Türkiye’yi değiştirmek vardı. 2023 seçimi, Erdoğan’ın çıktığı yolda gireceği en kritik dönemeç olacak. O virajda savrulup savrulmayacağı, iktidarının Cumhuriyet’in 100’üncü yılında bitip bitmeyeceği, muhalefet bloklarının beraberce bu hamleye vereceği karşılığa bağlı. O da başka yazının konusu olsun.”

Paylaşın

HDP’li Buldan: Barışın Önündeki Barajları Da Aşacağız

Partisinin Şırnak kongresine katılan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, burada yaptığı konuşmada, “Biz barajları aşa aşa gelen bir partiyiz. Şuna inanın; barışın önündeki barajları da aşacağız, sizlere söz veriyoruz. Demokrasinin ve adaletin önündeki barajları da yıkacağımızın sözlerini sizlere bir kez daha veriyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Pervin Buldan, açıklamasının devamında, “Onlar HDP’siz bir siyaset, parlamento, Türkiye hayali kurmaya devam etsinler. Bu hesabı yapanlara “Kendinize siyaset çöplüğünde şimdiden yer ayırın, çünkü gideceğiniz yer siyaset çöplüğüdür. Bundan hiç şüpheniz olmasın!” diyoruz. O çöplüğe sadece iktidarı değil irademizi gasp eden kayyımları da atacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Şırnak İl Örgütü 4. Olağan Kongresinde yaptığı konuşmada gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Buldan’ın açıklamaları şöyle;

“Şırnak halkı bugüne kadar ağır bedeller ödedi. Şırnak ve Botan halkı ağır bedeller ödemesine rağmen hiçbir zaman ilkelerinden ve mücadelesinden taviz vermedi. 90’larda asitli kuyularda yakmalardan Roboski Katliamı’na kadar birçok vahşet ve katliamla karşı karşıya kalan Botan halkının dik duruşunu saygıyla bir kez daha selamlamak istiyorum. Şırnak halkına çektirilen bu acılar karşısında Şırnak halkına diz çöktürülmediğini ve boyun eğdirilmediğini herkes biliyor. Botan halkı bugün dimdik ayakta. Biz bunu bir kez daha 21 Mart’ta Şırnak ve ilçelerinde kutlanan Newroz’da gördük. Diline, kimliğine, inancına, onuruna sahip çıkan bir halk var. Fedakâr Şırnak halkımız, bizim onurumuzdur. Fedakâr Şırnak kadınları ve gençleri bizim onurumuzdur.

“Newroz aydınlık günlerin müjdecisi oldu”

Newroz’da milyonlar iradelerini ortaya koydu. Newroz, halkımızı kuşatan ve kuşatma altına alan karanlığa karşı aydınlık günlerin müjdecisi oldu. Karamsarlığa karşı büyük bir umut oldu. Savaş politikalarına karşı büyük barış talebinin ve büyük barışa giden yolun öncüsü oldu. Rehine siyasetiyle, irade gaspıyla halkımızın iradesini engelleyemeyeceklerini bir kez daha bu ülkeyi yönetenlere gösterdi. Kürt sorununun tecritle, Kürt düşmanlığıyla ve irade gaspıyla değil diyalogla ve müzakereyle çözülebileceğine olan inancını bir kez daha ortaya koydu. Biz barış politikalarıyla bu sorunun çözülebileceğini Newroz’da atılan sloganlardan, Newroz’daki kararlılıktan ve umuttan, Newroz’daki cesaretten bir kez daha gördük. Ve buna hep birlikte tanıklık ettik.

Newroz’un bir diğer mesajı da İmralı’da diyalogun ve müzakerenin hala dimdik ayakta olduğuydu. Diyalog ve müzakereyle, İmralı’da Sayın Öcalan’la çözülebileceğine olan inancını halkımız ortaya koydu. Bu gerçeklik bir kez daha çözümün yolunu gösterdi ülkeyi yönetenlere. Newroz bir bakımdan da özellikle Türkiye metropollerinde yoksulluk ve açlıkla çökertilmek istenen emekçi halklarımıza da bir umut oldu. Aynı zamanda ortak eşit geleceğin yolunu açtı. Ortak mücadelenin önemini bize gösterdi. Newroz bir anlamıyla Kürt halkının kendi ulusal birliğini kazandığının ve bu kazanımı sonuna kadarda koruyacağının mesajını bir kez daha bizlere gösterdi. Amed, Cizre, Batman ve Van Newrozlarında halkımız kendi ulusal birliğini sağladığını bir kez daha ortaya koydu.

“Bu ülkenin sorunları savaş, inkar ve tecrit politikaları ile çözülmez”

Bütün bu Newroz kutlamalarında sadece HDP’liler değil, bu coğrafyada yaşayan bütün halklar aynı kararlılıkla aynı cevabı ve mesajı verdi. İşte bunun için diyoruz ki; Kürt sorunu, Alevi sorunu, demokrasi sorunu, insan haklarını ve adalet sorunu bu ülkenin ortak sorunudur, hepimizin sorunudur. Bu sorunlar sadece Kürtlerin, Alevilerin, farklı inançların sorunu değildir. Kürt sorunu Alevilerin de sorunudur, Alevi sorunu Kürtlerin de sorunudur. Ermeni ve Süryanilerin sorunu da bu ülkenin bütün halklarının ortak sorunudur.

Bu yüzden çözüm yolları da ortaktır. Bu sorunları çözmek için birliğe ve beraber mücadele etmeye ihtiyaç vardır. Bu sorunların çözümünde elbette ki bu kararlılık bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bu yol bellidir. Diyalog ve müzakereyle çözülmesi gereken bu sorunları, inkar ve yok saymayla çözmeye çalışan bir zihniyet ile de karşı karşıyayız. Savaş ve inkar politikalarıyla; kayyım, cezaevi ve tecrit politikalarıyla bu ülkenin sorunlarının çözülemeyeceğini halklarımız çok iyi biliyor. Tecrit uygulandıkça halkın barış umutlarını kıracaklarını zannedenler, Newroz meydanlarına bakarak bu politikaların tutmadığını ve tutmayacağını artık anlamalıdır. O meydanlardaki resimlere bir kez daha baksınlar.

“2015’ten sonra sorunlar derinleşti, büyük uçurumlar açıldı”

Newroz alanında da söyledik, burada bir kez daha ifade etmek isteriz ki; 2015 yılından bu yana bu ülkede acılar hiç bitmedi ve ülkeyi yönetenler bu ülkenin sorunlarını daha da derinleştirdiler. 2013 Newrozunda okunan Sayın Öcalan’ın mektubu bizlere bir yol ve tercih sunmaktaydı. Dolmabahçe Mutabakatı bu ülkenin ve Ortadoğu’nun demokratikleşmesi için bir çözüm yoluydu.

Ancak bu ülkeyi yönetenler ne 2013 Diyarbakır Newrozunda okunan mektubu ne de 2015’teki Dolmabahçe Mutabakatını dikkate aldılar. Ve bu süreci heba ettiler, ellerinin tersi ile geri çevirdiler. 2013’ten bu yana bu ülkede acılar, gözyaşı dinmedi ve hala yaşanmaya devam ediyor. 2015’ten bu yana ülke bu politikalarla büyüdü mü? Hayır, büyümedi. 2015’ten bu yana halkın refah seviyesi arttı mı? Hayır, bütün sorunlar daha da derinleşti. Büyük uçurumlar açıldı, özellikle halklar arası kutuplaşma ve kamplaşma arttı.

“Yanlış politika Şırnak’tan, Botan’dan döner”

Barışı ertelemenin bu ülkeye hiçbir faydasının olmadığını biz bu son dönemde yaşanan acılardan elbette ki gördük. Bu acıların dinmesi için halkımızın mücadele ettiğini gördük. Bütün bu politikaların bedeli ülkeye acılar olarak geri döndü. Kamplaşmanın, kutuplaşmanın daha da derinleştiği bir süreci yaşıyoruz. Newroz meydanları tecrit politikasını, düşmanlığı ve hukuksuzluğu geçersiz kıldı.

Halkımız bu politikaları boşa çıkardı. Yanlış politika halktan geri döner, bunu bir kez daha sizler gösterdiniz. Yanlış politika Şırnak’tan, Botan’dan geri döner. Bu gerçeğin iyi görülmesi gerektiğini bir kez daha belirtmek istiyoruz. Barış ve çözüm iradesinin iyi okunması gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Halkın gösterdiği yol en doğru yoldur. Halkın gösterdiği yoldan yürümek de bizim tercihimizdir, en önemli yolumuzdur.

“Kayyımları teker teker Ankara’ya geri göndereceğiz”

Şunu herkes bilsin ve unutmasın: Şırnak ve Botan’a demokrasi gelmeden Türkiye’ye demokrasi gelmez. Bunun için herkesin barışa sahip çıkması gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum. Barış için herkesin bir kez daha elini taşın altına koyması gerektiğini özellikle ifade etmek istiyorum. İşte bu Newroz bir kez daha barışa olan inancı; demokrasiye, adalete, kardeşliğe olan inancı ortaya çıkarmıştır. Biz bu büyük barış projesinin arkasındayız. Bunu da bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Başta Şırnak ve ilçeleri olmak üzere belediyelerimizin olduğu her yerde kayyımlar var ve Ankara’daki siyasi irade de bu kayyımlardan besleniyor bunu çok iyi biliyoruz. Demokrasiden yana olan herkesin bunu böyle görmesi gerektiğinin altını çizmek istiyoruz. Çünkü kayyımlar halkın iradesini gasp eden, darbe vuran şahıslardır. O şahıslar elbette ki Ankara’daki siyasi iradenin kararı ile oraya gelmiştir. Halkımıza söz veriyoruz; önümüzdeki ilk seçimde o kayyımları Ankara’ya teker teker göndereceğiz hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

“Şırnak’tan Edirne’ye bir demokrasi ittifakını gerçekleştirmenin zamanı gelmiştir”

Bir mücadele ortaklığından, demokrasi ittifakından bahsediyoruz. Yaşanan bütün acılar, engellemeler karşısında Türkiye halklarının bir mücadele ortaklığında ve demokrasi ittifakında buluşmasının zamanı artık gelmiş ve geçiyor. Bir mücadele ortaklığına ama aynı zamanda bir demokrasi ittifakına Türkiye’deki muhalif güçler ve ötekileştirilenler, yok sayılanlar açısından büyük bir ihtiyaç vardır. Demokrasi ittifakını Şırnak’tan Edirne’ye kadar gerçekleştirmenin ve büyütmenin zamanı gelmiştir.

Hepimiz bunun için mücadele etmeli ve Türkiye’nin dört bir yanına yaymak için çalışmalarımızı sürdürmeliyiz. Bizim temel amacımız barış içinde onurlu ve eşit bir geleceği hakim kılmaktır bu ülkeye. Güçlü demokrasi ile buluşturulan bir cumhuriyeti ülkeye armağan etmektir. Demokratik bir düzeni kurmak ve uygulamak bizlerin temel amacıdır. Herkesin eşit haklara sahip olduğu yeni bir anayasanın yazımı da elzemdir. Dili, kimliği ve inancı inkar edilen tüm halkların haklarının güvence altına alındığı bir anayasayı mutlaka hayata geçirmenin zamanı gelmiştir. Halkın çoğulculuğunu esas alan yeni bir anayasayı HDP olarak hayata geçirmek için çalışacağız.

Sadece Kürt sorununda değil bu ülkeyi yönetenler ekonomide de büyük bir darbe gerçekleştirdiler. Esnafın, işçinin, emekçinin, üreticinin perişan halde olduğunu görüyoruz. Bunu yapanların bu ülkeyi yönetenler olduğunu hepimiz biliyoruz. Onlar sadece ve sadece kendi kasalarını doldurmakla uğraştılar. Halkın açlığı, yoksulluğu ve sefaletiyle ilgilenen bir iktidar yok. Onlara iyi bir ders vermenin zamanı gelmiştir. İktidara ders vereceğimiz zaman, seçim süreci ve sandıklardır. İlk seçimlerde halkımız, bütün bu haksızlık ve hukuksuzlukların hesabını soracaktır.

“HDP’siz bir siyaset hayali kuranlar kendisine siyaset çöplüğünde yer ayırsın”

Şimdi yeni bir seçim yasa tasarısı getirdiler Genel Kurul’a. Bu seçim yasasıyla yine hilelerin, aldatmacaların yaşanacağı bir seçimi önümüzü getirmeye hazırlanıyorlar. Barajı yüzde 7’ye indirmeyi planlayan yasa tasarını Genel Kurul’a getirecekler. Yüzde 10’luk seçim barajı Kürtler için getirilmişti; Kürt halkı ve demokrasi güçleri Meclis’e girmesin diye getirilmişti. HDP Meclis’e girmesin diye yüzde 10’luk seçim barajını getirmişlerdi. Şimdi gördüler ki halkımız barajları yıka yıka seçimlere giriyor, Meclis’e giriyor.

İşte bu % 7 seçim barajını da küçük ortakları için getirdiler. Ama o küçük ortak yüzde 7 seçim barajını da aşamayacak durumdadır. Biz barajları aşa aşa gelen bir partiyiz. Şuna inanın; barışın önündeki barajları da aşacağız, sizlere söz veriyoruz. Demokrasinin ve adaletin önündeki barajları da yıkacağımızın sözlerini sizlere bir kez daha veriyoruz. Onlar HDP’siz bir siyaset, parlamento, Türkiye hayali kurmaya devam etsinler. Bu hesabı yapanlara “Kendinize siyaset çöplüğünde şimdiden yer ayırın, çünkü gideceğiniz yer siyaset çöplüğüdür. Bundan hiç şüpheniz olmasın!” diyoruz.

“Yüksekdağ ve Demirtaş ile buluşacağımız günler yakın”

O çöplüğe sadece iktidarı değil irademizi gasp eden kayyımları da atacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın. Selahattin Demirtaş’ı, Figen Yüksekdağ’ı, Gültan Kışanak’ı, Aysel Tuğluk’u, İdris Baluken’i, Sebahat Tuncel’i, Ayla Akat Ata’yı ve diğer arkadaşlarımızı 5 yıldır cezaevinde tutan zihniyeti de o çöplüğe atacağız. 5 yıldır haksız hukuksuz bir şekilde cezaevlerinde kalan bütün siyasetçilerimizin, yoldaşlarımızın özgürlüğüne de hep birlikte katkı sunmak için mücadelemizi büyüteceğiz, ittifakımızı güçlendireceğiz; Kürt halkının birlikteliğini, Türkiye halklarının ortak mücadelesini büyüteceğiz.

Bu mücadele ile birlikte cezaevindeki arkadaşlarımızın tahliye olmasını hep birlikte sağlayacağız. Tam 5 yıldır bu arkadaşlarımız haksız bir şekilde cezaevinde, bunu bütün dünya biliyor. AİHM’in bu yönde karar vermesine rağmen Ankara’daki AKP-MHP iktidarı bunu kabul etmeyen bir anlayışla arkadaşlarımızın çıkmasına engel oluyor. Biz Botan’dan, Şırnak’tan söz veriyoruz: Her bir arkadaşımızın tahliyesinin gerçekleşmesi için bu mücadeleyi büyüteceğiz. Sizlere söz veriyoruz. Sizlerin Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak ve Aysel Tuğluk ile buluşacağı günler yakındır.

Şırnak 4. Olağan Kongresinin Türkiye’nin demokrasi ve barışına, Kürt halkının birlik ve beraberliğine, Türkiye halklarının ortak mücadelesine vesile olmasını yürekten temenni ediyorum. İki yıllık süreç içinde emek veren bütün yönetici arkadaşlarıma ve il eşbaşkanlarıma teşekkür ediyorum. Bugün yeni seçilecek yeni yönetime de bu uzun ve zorlu yolda ve mücadelede başarılar diliyorum.”

Paylaşın