Ankara’da ‘Baskın Seçim’ Hesapları

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Seçim Kanunu’nun bir yıldan önce uygulanamayacak olması nedeniyle erken seçim tartışmalarının kapandığını öne sürse de, muhalefet kulislerinde “baskın seçim” olasılığı çok daha fazla dillendirilmeye başlandı.

Özellikle AKP’nin son günlerde EYT düzenlemesi, 3600 ek gösterge ve asgari ücret zammı gibi konuları kamuoyunun gündemine getirmesi, muhalefet tarafından baskın seçime hazırlığın işaretleri olarak değerlendiriliyor. Muhalefetin büyük bir kesimi, sonbaharda erken seçime gidileceğini ve bunun da iktidar tarafından baskın seçim şeklinde yapılacağı görüşünü savunurken, bu konuda farklı görüşler de ön plana çıkıyor.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; Baskın seçim iddiasını dile getiren muhalefet partilerinin temsilcileri, bu görüşü iki temel gerekçeye dayandırıyor. Bu gerekçelerden birincisi, önümüzdeki kışın ekonomik açıdan daha zorlu geçeceği ve AKP’nin 2023 Haziran’a daha fazla oy kaybetmiş şekilde girmeyi göze alamayacağı yönünde. İkinci gerekçe ise Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın üçüncü kez seçilmesinin mümkün olmayacağı ve erken seçimle bu tartışmanın önüne geçilmek istenecek olması. Baskın seçim ihtimalinin ortadan kalktığını savunanlar ise, “Erdoğan, kesinlikle kaybedeceği seçime girmez” diyor.

Elitaş: Kesinlikle erken seçim düşüncemiz yok

Muhalefetin erken seçim çağrısı ile baskın seçim beklentilerine ilişkin değerlendirmede bulunan AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, “Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri 18 Haziran 2023 tarihinde yapılacaktır” dedi. TBMM Genel Kurulu’nda yakın zamanda kabul edilen Seçim Kanunu’na işaret eden Elitaş, “Biz anayasayı neden değiştirdik? Erken seçim olmasın diye değiştirdik” ifadesini kullandı. Anayasayı değiştirme sebebine aykırı hareket etmeleri durumunda vatandaşın buna tepki göstereceğini kaydeden Elitaş, “Muhalefetin baskın seçim iddiaları sizce nereden kaynaklanıyor?” sorusuna “Korkusundan” yanıtını verdi. Muhalefetin hazırlıksız olduğunu savunan Elitaş, “Yani endişe içinde muhalefet diyor ki, yani aniden seçim yaparlarsa ben perişan olurum diyor” ifadesini kullandı. Elitaş, kesinlikle erken seçim düşüncelerinin olmadığının altını çizdi.

CHP’li Özel: Sonuna kadar bekleyeceğini düşünüyoruz

Ana muhalefet partisi CHP’de ise farklı görüşler dile getiriliyor. Bazı CHP’li yöneticiler, iktidarın sonbaharda baskın bir seçime hazırlandığını öne sürerken, bazı partililer ise baskın seçim beklemediklerini dile getiriyor. CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, baskın seçim beklemeyen isimlerden. Özel, “Çünkü Recep Tayyip Erdoğan, bugün şartlarında gireceği seçimi kaybediyor. Kaybetmek üzere bir seçime gitmeyeceğini, sonuna kadar bekleyeceğini ve seçimlerin zamanında yapılacağını öngörüyoruz” dedi. Buna karşın kendilerinin erken seçimi istediklerini vurgulayan Özel, “Biz dünden razıyız. Son anketlere baktığınızda seçimin iki tane kesin sonucu var. Bir, artık Recep Tayyip Erdoğan’ın 13. Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi mümkün değil. İkincisi Cumhur İttifakının bugünkü şartlarda Meclis’te artık bırakın 330-340 milletvekilini, 250 milletvekili dahi toplamaları mümkün değil” diye konuştu. İktidarın seçimlere giderken para basıp, büyük bir geri dönüşe niyetleneceğini ifade eden Özel, buna karşın vatandaşın kararını verdiğini ve yönetimi değiştireceğini ifade etti.

CHP’li TBMM Başkanlık Divanı Üyesi Abdurrahman Tutdere de, iktidarın yaptığı açıklamaların her ne kadar seçim hazırlığı olarak değerlendirilse de anketlerde iktidarın seçimi kaybedeceğinin görüldüğünü ifade etti. Tutdere, “Dolayısıyla, iktidarın kaybedeceği bir seçime şu an girebileceğini ve erken seçim kararı alacağını düşünmüyorum” dedi. Tutdere, “24 saatin siyasette çok uzun bir zaman olduğunu” belirterek, “Erken seçim kararına karşı da hazırız” ifadesini kullandı.

İYİ Partili Tatlıoğlu: Bir kış daha çok büyük tahribat yapar

İYİ Parti cephesinde ise sonbaharda erken seçim beklentisi artmış durumda. İktidarın ekonomik önlemler açısından elindeki tüm imkânları tükettiğini belirten partililer, “AKP ve MHP’nin artık vatandaşa vereceği hiçbir şey kalmadı” diyor.

İYİ Parti Grup Başkanı İsmail Tatlıoğlu, Yeni Seçim Kanunu’nun erken seçim ihtimalini ortadan kaldırmadığını savundu. Tatlıoğlu, “Eylül ayında veya sonbaharda bir seçim ihtimalini görüyorum” dedi. Önümüzdeki kış aylarının ekonomik olarak Türkiye için çok daha zor geçeceğini belirten Tatlıoğlu, “Türkiye ekonomisinde bir kış daha çok büyük tahribat yapar. O nedenle ne kadar önce olursa o kadar iyi olur, bizim düşüncemiz bu” diye konuştu. 28 aydır İYİ Parti olarak sahada olduklarını kaydeden Tatlıoğlu, “Çok etkin olarak sahada çalışıyoruz ve insanımıza dokunmaya çalışıyoruz. Ramazan’dan sonra da çok farklı programlarla devam edeceğiz. Onun için de her daim seçime hazırız” diye konuştu.

HDP’li Tiryaki: Erdoğan, adaylığını tartışmalı hale getirmek istemez

HDP’de de CHP gibi farklı görüşler dillendirilse de baskın seçimin sonbaharda olabileceği düşüncesi ön plana çıkıyor. AKP ve MHP’nin iki gerekçeyle erken seçime gitmek isteyeceğini belirten HDP Seçim İşleri Komisyonu Eş Sözcüsü Rüştü Tiryaki, “Birincisi AKP ve MHP’nin oylarında ciddi bir azalma var. Bu gidişatta hiçbir şekilde seçimin galibi olamayacaklarını ve daha erken dönemde girecekleri bir seçimde yarışın içinde olabileceklerini düşündükleri için erken seçim kararı alabileceklerini düşünüyorum” dedi. Tiryaki, ikinci gerekçe olarak ise Erdoğan’ın Anayasaya göre üçüncü kez seçilemeyecek olmasını gösterdi. Anayasa hükmünün çok açık olduğunu ifade eden Tiryaki, “Tek istisnası Meclis’in yeni bir erken seçim kararı alarak Cumhurbaşkanlığı görevinin sona ermesiyle yapılacak bir erken seçim” diye konuştu. Erdoğan’ın böyle bir tartışmanın içine girmek istemeyeceğini kaydeden Tiryaki, bu nedenle sonbaharda bir erken seçim kararının alınmasını beklediğini belirtti.

DEVA Partili Şahin: Şartlar ağırlaşırsa YSK inisiyatif kullanmaz

DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin ise, Erdoğan’ın seçimi kazanacağını görmesi halinde hemen seçim kararı alınacağını belirtti. Şahin, “Şu anki veriler böyle bir imkanı gösteriyor mu diye soracak olursanız, şu anki şartlarda seçime gidebileceğine ihtimal vermiyorum. Çünkü ekonomide gerçek anlamda kötüye gidiş var. Çarşı pazar gerçekten yangın yeri” dedi. İktidarın bu şartlarda seçim kararı almayacağını belirten Şahin, ancak Anayasa’nın 101. maddesine göre Erdoğan’ın üçüncü kez seçilemeyecek olmasına dikkat çekti. Şahin, şartların ağırlaşması durumunda YSK’nın da Erdoğan’ın tekrar adaylığı noktasında inisiyatif kullanamayabileceğini vurguladı. Anayasa’nın 116. maddesine göre ise seçimlerin yenilenmesi halinde Erdoğan’ın bir kez daha aday olabileceğini vurgulayan Şahin, bu nedenle şartların da iktidarın lehine olması durumunda erken seçim kararı alınabileceğini kaydetti.

Şahin, “Tayyip Bey, sonbahara gelindiğinde şartları lehine çevirdiğini düşünürse erken seçim kararı alınabilir. Bu durumda sonbahar için bir erken seçim düşünülebilir. Yeni Seçim Yasasının da bu şartlarda uygulanabilme ihtimalinin olmadığını düşünüyorum” diye konuştu. Şahin, diğer yandan muhalefet olarak derhal seçim yapılması gerektiğine inandıklarını da belirterek, seçimin önümüzdeki yıla kalması halinde ise bir erken seçime destek olmayacaklarının altını çizdi. Şahin, “Erdoğan’ın sadece kendini kurtarmak ve tekrar aday olabilmek için alacağı karara kimse bizden destek olmamızı beklemesin” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Emlakta ‘Yabancıya Satış’ Dönemi: Türkler Aramasın

Emlak sitelerinde “Türkler aramasın, sadece yabancıya kiralık” notuyla paylaşılan ilanların sayısı artmaya başladı: “Denetimsiz durumda olan bu işletmeler yabancılara satış başta olmak üzere birçok iş ve işlemde mağduriyetlere yol açıyor”

Yurttaşlar kiralık ev bulmakta zorlanırken kiralar da tırmanışa geçti. Müşterilerin yabancılaşmasıyla Arap emlakçılar da sektörde yerini aldı.

İstanbul’da, özellikle Esenyurt, Beylikdüzü ve Başakşehir ilçelerindeki Arapça ilanlar, sadece Arap müşterilere yönelik. Ayrıca bazı ilanlarda “Vatandaşlığa uygun” gibi ifadeler bulunuyor.

Cumhuriyet’ten Şeyda Öztürk’e konuşan İstanbul Umum Emlak Komisyoncuları Esnaf Odası Yönetim Kurulu Başkanı Nizameddin Aşa, “Genelde daha proje halinde olan ve piyasaya sokulmayan işlerle anlaşıyorlar. Bu şekilde istedikleri gibi yüksek fiyattan satış yapabiliyorlar” dedi.

Tüm Girişimci Emlak Müşavirleri Derneği Kurucu Başkanı Hakan Akdoğan ise “Denetimsiz durumda olan bu işletmeler ayrıca yabancılara satış başta olmak üzere birçok iş ve işlemde mağduriyetlere yol açıyor. Hatta verdikleri yüksek ilanlar ile piyasayı bozuyor, fiyatların yukarı yönlü gidişine sebep oluyorlar” diye konuştu.

Paylaşın

Babacan, Ekonomi Üzerinden İktidara Yüklendi

Partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendiren DEVA Lideri Babacan, “Ülkenin Cumhurbaşkanı Beştepe odaları dışında bir yeri fazla görmüyor. Son dönemde sıradan on esnafı yan yana ziyaret edip hâl hatır sorduğunu gördünüz mü? Bırakın Erdoğan’ı, milletvekilleri yapamıyor. ‘Keşke dışarı çıkamasak, keşke milletvekili olduğumuz anlaşılmasa’ diyorlar” dedi.

Haber Merkezi / Babacan, konuşmasının devamında, “Meclis onlar için bir koruma alanı. Cumhurbaşkanı’nın girişinde ‘Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şehri’ yazan Rize’den haberi yok. Rize’de en uzun süre dükkân işleten kadın esnaf, dükkanını kapatmak zorunda kaldı. Çocukken ilkokula gönderilmeyen ama çocuklarını iyi koşullarda okutmak için çalışıp çabalayan Melek Hanım ekonomik krize dayanamadı” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında konuştu. Gençlere seslenen Babacan’ın gündeminde Merkez Bankası’nın döviz satışları, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın memleketi Rize’de kepenk kapatan esnaf ve açıklanan işsizlik oranları vardı. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Kaşıkçı cinayetinde ne kadar ağır ifadeler kullandılar. Erdoğan kaç kere ‘Dosyayı vermeyiz, gelip burada bakarlar’ dedi. Şimdi ne oldu da U dönüşü yaptınız? Merak ediyorum, Suudi Arabistan’dan ne kadar swap dileniyorlar? Unutmayalım, 130 milyar doların üstüne aralık ayında 17 milyar doları yaktılar. Bugünlerde cayır cayır dolar yakıyorlar. Onun da rakamlarını bir şekilde buluruz. Zaten inşallah iktidara gelince bütün o defterleri açıp bakacağız. Hepsini gün yüzüne çıkartacağız. Hepsini bu millete göstereceğiz.

“Yapamayacağımız bir şeyin sözünü vermiyoruz”

İşsizliğin de yoksulluğun da enflasyonun da üstesinden geleceğiz. Enflasyonu, iki yılda yeniden tek haneye indireceğiz. 2003-2004’te ‘Olmaz’ diyorlardı. Biz yapamayacağımız bir şeyin sözünü hiç vermiyoruz. Ama bir kere söz veriyorsak bu sözümüzü mutlaka yerine getiriyoruz.

Ülkenin Cumhurbaşkanı Beştepe odaları dışında bir yeri fazla görmüyor. Son dönemde sıradan on esnafı yan yana ziyaret edip hâl hatır sorduğunu gördünüz mü? Bırakın Erdoğan’ı, milletvekilleri yapamıyor. ‘Keşke dışarı çıkamasak, keşke milletvekili olduğumuz anlaşılmasa’ diyorlar. Meclis onlar için bir koruma alanı. Cumhurbaşkanı’nın girişinde ‘Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şehri’ yazan Rize’den haberi yok.

Rize’de en uzun süre dükkân işleten kadın esnaf, dükkanını kapatmak zorunda kaldı. Çocukken ilkokula gönderilmeyen ama çocuklarını iyi koşullarda okutmak için çalışıp çabalayan Melek Hanım ekonomik krize dayanamadı.

Tek başına bir kadın olarak 1991’de ticaret hayatına başlamış, dükkanını açmış, 94 krizini, 2001-2002 krizini atlatmış. 2008-2009 krizini atlatmış ama kendi hemşerisini el yapımı, ev yapımı millî ve yerli krizinin altında kalmış. Pandemi döneminde dükkânı kapalıyken direnen bu kadın esnaf, Erdoğan’ın patlattığı döviz krizinin karşısında duramadı. Bir kişi, ülkeyi deney laboratuvarına çevirdi. Rize’deki ‘Melek Abla’ dükkânı da deneyzede oldu.

Enflasyonun sebebi olarak gene başkalarını işaret etmiş. ‘Bunlarla mücadele edeceğim’ diyor. Merkez Bankası’na talimat verip yanlış işler yaptıran fiyat etiketlerini yazan esnaf mı? Arka kapıdan 130 milyarı sattıran, yetmiyormuş gibi aralık ayında 17 milyar doları daha sattıran, Merkez Bankası’nın koruma kalkanlarını sıfırlatanlar pazarcı esnafı mı? Kuru soğan depoları mı?

“Devletin iki kurumunun açıkladığı veri birbirinden farklı”

TÜİK ‘İşsiz sayımız bir yılda 623 bin kişi azaldı’ diyor. İŞKUR ‘325 bin arttı’ diyor. İkisini topla; 948 bin fark var. İkisi de devletin kurumu. Hangisine inanacağız? Devletin iki kurumunun açıkladığı veri birbirinden ne kadar farklı. TÜİK’e, İŞKUR’a ve özellikle de Cumhurbaşkanı’na seslenmek istiyorum. Makyaj malzemelerini alıp rakamları boyayacaksınız, o boyaları birbirinizle paylaşın. En azından birbirinizden haberiniz olsun. Bu tutarsızlığı da açıklayın.

DEVA ekonomisi yatırımları Türkiye’ye çeken bir mıknatıs görevi görecek. İşletmelerin büyümelerinin ve daha fazla istihdam oluşturmalarının önündeki engelleri kaldıracağız. İstihdam teşviklerini sadeleştireceğiz. Özel istihdam bürolarını etkinleştireceğiz. İŞKUR’u güçlendireceğiz. Teknoloji girişimlerini destekleyeceğiz. Eğitim sistemini, herkesin yeni beceriler edinip iş bulabilmesi amacıyla yenileyeceğiz.”

Babacan, gençlerin yorumlarını okudu

Babacan’ın gündemindeki diğer konu ise gençlerdi. “Gençlerin barınması, mutfak alışverişi, ulaşım, yeme-içme gibi temel masrafları çok acımasız boyutlara ulaştı” diyen Babacan, 2010-2015 yılları arasında üniversitede okuyan öğrencilerin sosyal medyada yaptığı paylaşımları okudu:

“2010-2015 yılları arasında öğrencilik yapan gençler Twitter’da yazmışlar. ‘Öğrenciydim, çalışıp okuyordum. 250 liraya bir araba içecek alırdık. Sürekli mekanlara giderdik. Tavuk döner yemezdik’ diyor. ‘Bugün pahalı olan mağazalardan giyinirdik. Şimdi 10 bin lira maaşla bunları yapabildiğime emin değilim’ diyor.

Bir başka yorum: ‘Aylık kira harici elime 600 lira kalırdı. İstediğim markadan alışveriş yapardım ve marketi asla düşünmezdim’ diyor. ‘Şimdi maaşımla sürekli tereddütteyim. Üniversiteyi asla şu an okumak istemezdim’ diyor. Bir başkası ‘Aynı dönemde okudum. Günlük harçlığım 20 lira olurdu. Nadir de olsa lüks restoranlara giderdik. Arkadaşlarımla her gün dışarıda buluşurdum’ diyor. Bunlar gerçek hayat deneyimleri.

2000’li yılların ilk 15 yılında harçlıklarıyla rahatça okuyan gençler, bugün çalışma hayatlarında kazandıkları parayla yoksulluk çekiyor. 10 sene önce biriktirdiği harçlıkla senede bir kez yurt dışına çıkma hayali kuran üniversite öğrencileri bugün çorba-ekmekle karınlarını doyurmaya çalışıyor. Türkiye’nin yaşadığı değişimin özeti budur. Özgürlük yerine baskı gelirse olacağı budur.”

Babacan gençlere şu sözlerle seslendi: Önümüzdeki ilk seçimlerde ülkemizde bambaşka bir rüzgâr esecek. Özgürlük, adalet rüzgârı esecek. Umut rüzgârı esecek. Barış rüzgârı esecek. Bunu çok rahat söylüyorum çünkü biz daha önce bunu yaptık. Başka ülkelerin ‘Keşke Türkiye gibi olsaydık’ dediği dönemleri yaşadık. Kimse unutmasın. Türkiye’nin başarılı günleri göz ardı ediliyor. Objektif değerlendirmek, hakkı haklıya teslim etmek zorundayız. Yine yapacağız. Bir günde her şey değişir. Seçim günü vereceğimiz değişim kararı tüm bu kara bulutları dağıtır geçer.

Ayrıca geçtiğimiz haziran ayından bu yana altı tane eylem planı açıklayan DEVA Partisi kamuoyunun karşısına bu defa yerel yönetimler ve şehircilik politikalarıyla çıkacak. Babacan partisinin yeni eylem planını yarın Bursa’da açıklayacak.

Babacan açıkladıkları eylem planlarına dair “İktidar koltuğu uzaktan bakınca hoş görünür ama o koltuğun ağırlığını kaldırmak gerekiyor. Onun için de iktidardayken yapacaklarınızı şimdiden hazırlamanız gerekiyor. İktidara, elimizdeki gerçekçi çözümlerle yürüyoruz” açıklamasında bulundu.

Paylaşın

DP Lideri Uysal’ın ‘Kriterleri’ Altılı Masada Kriz Yarattı

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın sosyal medya hesabından cumhurbaşkanı adaylığı için açıkladığı üç kriterin altılı masada kriz yarattığı öne sürüldü.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 12 Şubat’taki davetinden sonra Millet İttifakı üyesi altı partinin katıldığı yemekte, Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal’ın Cumhurbaşkanı adaylığı için sıraladığı ölçülerin masada krize neden olduğu öne sürüldü.

Gültekin Uysal, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullanmıştı:

“1) 20 yıllık AKP döneminde sorumluluğa ortak olmamış olmak,

2) Seçilebilirlik,

3) Seçim sonrası 20 yılda AKP tarafından ‘devr-i sabık’ muamelesine maruz kalan T.C. Devleti’ni kurucu bir ruhla yeniden tesis etme yetisi!”

T24 yazarı Murat Sabuncu; Gültekin Uysal’ın bu tweet’inde cumhurbaşkanı adayı olmayacak olsalar bile altılı masada yer alan Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun hedef alındığını ifade etti.

Bu tweet ile ilgili altılı masanın liderlerinin kurmaylarından biriyle görüştüğünü kaydeden Sabuncu şunları yazdı:

“Bu tweet ve yaşananlarla ilgili görüş almak istediğim altılı masanın liderlerinin kurmaylarından biri ile aramızda şöyle bir diyalog geçti:

– Gültekin Bey’in tweet’i ile ilgili bir rahatsızlık oldu mu?

– Nasıl olmasın Murat Bey?

– Telefonla bir görüşme yapıldı mı?

– Hayır.

– Bu tweet ile ilgili rahatsızlık 24 Nisan’daki Demokrat Parti’nin ev sahipliğindeki yemekte gündeme gelecek mi?

– Bakalım her lider yemeğe gidecek mi?

Altılı masanın 24 Nisan’a kadar özellikle kurucu iki lider Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener tarafından bir arabuluculuğa ihtiyacı var gözüküyor.

Bu arada tweet’teki ikinci madde yani ‘seçilebilirlik’ ile Kılıçdaroğlu ima ediliyor da olabilir. Ama Kemal Kılıçdaroğlu memleketin bu zor durumunda bunu göz ardı edebilecek bir isim.”

Paylaşın

Et ve Süt Kurumu’ndan İkinci Ramazan Müdahalesi

Et ve Süt Kurumu (ESK), Ramazan ayında vatandaşların et satın alabilmesine destek amacıyla ikinci kez tedbir alma yoluna gidiyor. Geçen hafta kıyma ve kuşbaşının Ramazan’da ucuza satılacağını duyuran ESK şimdi de yetiştiriciye sığır başına 2 bin 500 TL yardım verileceğini açıkladı.

Bugün Resmi Gazete’de yayınlanan Et Piyasası’nın Düzenlenmesine İlişkin Cumhurbaşkanı Kararı’na göre uygulama 2 Nisan’dan itibaren geriye dönük olarak yürürlüğe giriyor. Kararın, “hayvancılık faaliyetlerinin sürdürülebilirliğine katkı sağlamak, besiciyi ve tüketiciyi korumak, piyasada oluşan fiyat dalgalanmalarını önlemek ve kamu yararı kapsamında 2022 yılı Ramazan ayı içinde kırmızı et piyasasını düzenlemek amacıyla hazırlandığı” belirtildi.

Serbest piyasaya göre görece ucuz olan ESK’nın mağazaları önünde son aylarda uzun kuyruklar oluştuğu dikkat çekiyor. ESK, “şubelerinin önündeki kuyrukları azaltmak amacıyla et fiyatına yüzde 48 zam yaptığını” duyurmuş, bu gerekçelendirme yoğun tepki ve tartışmalara yol açmıştı. Gelen tepkiler üzerine ESK yüzde 15 indirime gitmişti. Şimdi de 2 Nisan’dan itibaren geri dönük olarak kesimi ve satışı yapılan veya yaptırılan sığır başına yetiştiricilere 2 bin 500 lira ödenmesi Ramazan’a yönelik alınan ikinci tedbir olma özelliğine sahip.

ESK, ilk olarak 8 Nisan‘da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla Ramazan ayı günlük satış miktarı 8 ton olan eti 15 tona çıkarma ve kıyma ve kuşbaşını market ortalamalarının yüzde 15-20 altında fiyatla satmayı hedeflediğini duyurmuştu. Bu arada et piyasasına yönelik tedbirler çerçevesinde ülkedeki büyük baş hayvan sayısının da tespiti için talimat verilmişti.

Sığırların kesimi ve satışı nasıl olacak?

Karara göre, sığırların kesimi ve satışı ESK tarafından belirlenecek kriterler çerçevesinde yapılacak veya yaptırılacak. Kesimi yapılan hayvanların ve yetiştirici bilgilerinin yer aldığı ıslak imzalı ve onaylı icmal, ESK tarafından hazırlanacak ve Tarım ve Orman Bakanlığı Hayvancılık Genel Müdürlüğü’ne (HAYGEM) gönderilecek. Hazırlanan icmallerde yer alan bilgilerin doğruluğundan ESK sorumlu tutulacak. HAYGEM, ESK’dan bildirilen kesilen hayvan sayısı ve destekleme tutarını kontrol ederek “bütçe imkanları çerçevesinde” Ziraat Bankası aracılığıyla yetiştiricilerin hesabına aktaracak.

Karar kapsamında yapılacak ödemeler için gerekli kaynağın ise Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2022 yılı tarımsal destekleme bütçesinden sağlanacağı belirtildi. Bakanlığın, ödemelerde ihtiyaç duyulacak belgeleri belirlenmeye ve değiştirmeye, ödemeye esas bu kararın yürütülmesine ilişkin diğer düzenlemeleri yapmaya, Ziraat Bankası ve diğer kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yapmaya yetkili olacağı da haber verildi.

Destek ödemeleri, ödemeye esas icmallerin elektronik ortamda Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü’ne iletilmesi ile birlikte Bakanlık tarafından gerekli kaynağın bankaya aktarılmasında sonra yapılacak.

Ödemeler için gerekli finansman, bütçenin ilgili harcama kaleminden tahsil edilerek sağlanacak. Bu kararın uygulanmasıyla ilgili olarak Ziraat Bankası’na hizmetlerinden dolayı ödenen tutarın yüzde 0,2’si ayrıca komisyon olarak ödenecek. Bu karar uyarınca ödeme, ESK tarafından tarımsal üretimi destekleme bütçesi ödeneğinden yetiştiricilerin hesaplarına aktarılacak ve destekleme ödemeleri kamu kaynağı niteliğinde olduğu için hak ediş sahibinin hesabına aktarılmadan önce haciz, icra ve temlik işlemlerine de konu edilemeyecek.

Paylaşın

Son Üç Ayda En Az 347 İşçi İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) açıkladığı rapora göre 2022’nin ilk üç ayında en az 347 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Ocak’ta 120, Şubat’ta 109, Mart’ta da 118 işçi öldü.

İşçilerin 312’si ücretli (işçi ve memur), 35’i de kendi nam ve hesabına çalışan (çiftçi ve esnaf) kişilerdi. İş cinayetlerinde ölenlerin sadece 13’ü (yüzde 3,74) sendikalıydı. 334 işçi (yüzde 96,26) ise sendikasızdı. Bu dönemde 14 yaş ve altında 1 çocuk işçi, 15-17 yaş arasında da 5 çocuk/genç işçi hayatını kaybetti.

Ölen işçilerin 25 kadın, 322’si erkek olarak raporlandı. Yine ölenlerin 18’si mülteci/göçmen işçiydi. İşçilerden 8’i Suriye’den, 2’şeri Afganistan, İran ve Özbekistan’dan; 1’eri de Endonezya, Pakistan, Rusya ve Sırbistan’dan Türkiye’ye gelmişti.

Ölümlerin 63’ü trafik, servis kazası nedeniyle, 63’ü ezilme, göçük nedeniyle, 48’i yüksekten düşme nedeniyle, 48’i kalp krizi veya beyin kanaması nedeniyle, 39’u Covid-19 nedeniyle, 21’i intihar nedeniyle, 13’ü patlama, yanma nedeniyle, 13’ü zehirlenme, boğulma nedeniyle, 11’i şiddet nedeniyle, 10’u elektrik çarpması nedeniyle, 7’si nesne çarpması, düşmesi nedeniyle, 1’i kesilme, kopma nedeniyle yaşandı. Diğer nedenlerden dolayı da 10 işçi hayatını kaybetti.

İlk üç aylık dilimde iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı ise şöyle:

  • İnşaat, yol işkolunda 54 işçi
  • Taşımacılık işkolunda 45 işçi
  • Tarım, orman işkolunda 33 emekçi (18 işçi ve 15 çiftçi)
  • Ticaret, büro, eğitim, sinema işkolunda 30 emekçi
  • Metal işkolunda 27 işçi
  • Sağlık, sosyal hizmetler işkolunda 27 işçi
  • Belediye, genel işler işkolunda 26 işçi
  • Konaklama, eğlence işkolunda 15 işçi
  • Savunma, güvenlik işkolunda 13 işçi
  • Madencilik işkolunda 12 işçi
  • Tekstil, deri işkolunda 10 işçi
  • Gemi, tersane, deniz, liman işkolunda 9 işçi
  • Enerji işkolunda 8 işçi
  • Petro-kimya, lastik işkolunda 8 işçi
  • Ağaç, kâğıt işkolunda 5 işçi
  • Gıda, şeker işkolunda 4 işçi
  • Basın, gazetecilik işkolunda 3 işçi
  • Çimento, toprak, cam işkolunda 2 işçi
  • Banka, finans, sigorta işkolunda 1 işçi
  • İşkolu belirlenemeyen 15 işçi

İş cinayetleri Türkiye’nin 66 şehrinde ve yurtdışında yedi ülkede yaşandı:

60 ölüm İstanbul’da; 23 ölüm Kocaeli’nde; 17 ölüm İzmir’de; 13 ölüm Bursa’da; 11’er ölüm Ankara, Kayseri ve Şanlıurfa’da; 10’ar ölüm Aydın, Denizli ve Mersin’de; 8’er ölüm Antalya, Balıkesir ve Muğla’da; 7’şer ölüm Adana, Gaziantep, Sakarya ve Samsun’da; 6’şar ölüm Çanakkale, Konya ve Zonguldak’ta; 5’er ölüm Manisa ve Trabzon’da; 4’er ölüm Adıyaman, Batman, Çorum, Kahramanmaraş, Kırşehir ve Malatya’da; 3’er ölüm Artvin, Bolu, Kırıkkale, Mardin, Niğde ve Yalova’da; 2’şer ölüm Bartın, Erzurum, Eskişehir, Hakkari, Hatay, Karabük, Kütahya, Tekirdağ ve Uşak’ta; 1’er ölüm Afyon, Aksaray, Ardahan, Burdur, Çankırı, Diyarbakır, Düzce, Elazığ, Giresun, Iğdır, Isparta, Karaman, Kars, Kastamonu, Kırklareli, Kilis, Nevşehir, Ordu, Rize, Siirt, Sinop, Sivas ve Tokat’ta: 8 ölüm yurtdışında (2’si Kuzey Kıbrıs, 1’er Azerbaycan, Çin, Dominik, Irak, İsrail, Rusya) meydana geldi.

İSİG’in dikkat çektiği konular

İSİG Meclisi bu ayki raporunda “Vurgulanası gereken hususlar” diyerek bir dizi sorunu ve alınması gereken önlemleri de gündemine taşıdı. İSİG Meclisi’nin dikkat çektiği konular şunlar oldu:

1- Yılın ilk üç ayında işçi sağlığı ve güvenliğine dair olan sorunları ekonomik kriz, işten çıkarmalar, iklim durumu (yoğun kar yağışı) gibi koşullar belirledi. İşçiler hayat pahalılığı ve işten çıkarma tehdidi nedeniyle güvencesiz çalışma koşullarına mahkûm edildi. Asgari ücret düzeyinin tüm ücretliler içindeki oranı yüzde 70’e ulaşırken birçok işyerinde sigortalar asgari ücret üzerinden yatırılsa da belli miktarlar elden geri alındı. İşten atılma baskısıyla işçiler daha çok çalıştırıldı, üç işçinin yapacağı iş iki işçiye yaptırıldı. Başta temel gıda, kira, ısınma, ulaşım olmak üzere her şeye yapılan zam furyasında düşük ücret-işsizlik-güvencesiz çalışma cenderesindeki işçilerin fiziki ve ruhsal sağlığı çok etkilendi. Yine bu dönemin Türkiye çapında yoğun kar yağışı ile geçmesi işçilerin işyerlerine gitmelerinden tutun enerji, yol, belediye gibi işkolları başta olmak üzere işçi sınıfı üzerindeki iş yükünü daha da ağırlaştırdı. Diğer yandan yüzlerce işçi direnişi de gerçekleşti. Önümüzdeki dönemde de bir yandan ekonomik krizin baskısı yoğunlaşacak ama diğer yandan zikzaklar çizse de Türkiye işçi sınıfının direnişleri de güne damgasını vuracak gibi gözüküyor.

2- Nisan ayı ile birlikte (havanın ısınması, sezonun başlaması) güvencesiz çalışmanın en yoğun olduğu inşaatlarda ve tarımdaki iş cinayetlerinde hızlı bir artış gözükebilir. Bu noktada inşaatlarda yüksekten düşmeler, tarımda işçilerinin taşınması ve çiftçilerin traktörlerindeki eksikliklerin giderilmesi başta olmak üzere acil önlemler alınmalıdır.

3- “Covid-19 bir işçi sınıfı hastalığıdır” demiştik. Şu an için gözlemleyebildiğimiz kadarıyla çalışan işçiler içinde hastalık yaygınlığını devam ettirse de ölümler giderek azalmaktadır. Ancak işçi sınıfının kırılgan kesimleri (yaşlı-emekli işçiler ve kronik hastalığı olanlar) arasında ölümler devam etmektedir. Kamusal sağlık önlemleri bu kesimleri önceleyecek biçimde alınmalıdır.

4- Ekonomik kriz, mobbing ve fazla çalışmaya bağlı işçi intiharları devam etmektedir. Özellikle geçinemeyen işçilerin banka ve tefecilerden aldıkları borçları geri ödeyememeleri ve yapılan baskılar nedeniyle meydana gelen intiharlarda artış olabilir.

5- Yine aşırı-yoğun-fazla-sağlıksız çalışmaya bağlı kalp krizi ve beyin kanaması gibi ani ölümler de sürüyor. Buna ekonomik krizin ve salgının etkilerini de ekleyebiliriz. İntiharlar gibi kalp krizleri de işçi ölümlerinde belirgin bir hal almaktadır.

6- Salgınla birlikte işçi sınıfının yeni bölükleri de oluşmaya başladı. Bu noktada örneğin bir meslek grubu olarak moto kuryeler öne çıkıyor. (Raporlarımızda konaklama işkolunda yer verdiğimiz) moto kurye ölümleri (ve yaralanmaları) geçen yıl olduğu gibi bu yılda artarak devam ediyor. Bu dönemde en az 10 moto kurye arkadaşımızı kaybettik. (Diğer yandan moto kuryelerin örgütlenmeleri ve direnişleri de sürüyor)

7- ILO, Çocuk İşçilikle Mücadele Yılı ilan etse de siyasi iktidar önlem aldığını belirtse de çocuk işçi ölümleri devam ediyor. Her yıl ortalama 60-70 çocuk işçiyi iş cinayetlerinde kaybediyoruz. Çocuk işçilik güvencesiz çalıştırmanın en önemli kaynaklarından olduğu için görmezden geliniyor ve önlem alınmıyor. Çocuk işçilik ile mücadelede biz emek örgütlerinin bir “seferberlik” ilan etmesi için zaman geldi de geçiyor.

8- Yılın ilk üç ayında 18 göçmen/mülteci işçi hayatını kaybetti. Tarım ve inşaatlarda meydana gelen ölümlere paralel olarak yaz aylarında göçmen işçi ölümleri de artışa geçmektedir. Diğer yandan Türkiye’de milyonlarca göçmen işçinin var olduğunu ve bu işçilerin büyük bir çoğunluğunun kayıtdışı olarak çalıştıklarını ve yine bu yüzden iş cinayetlerinin gizlendiğini de unutmamalıyız.

9- Raporlarımızda iş cinayetlerinde ölenlerin ortalama yüzde 2 ila 4’ünü sendikalı işçiler oluşturuyor. Ancak kâğıt üzerinde olan sendikal üyeliklerinin gerçek bir örgütlülük olmaması ve birçok sendikanın ölen üyelerini sahiplenmemesi sonucu net bir bilgi verme şansımız olmadığını da belirtelim. Bu durum özellikle kamu çalışanı/memur sendikaları açısından daha da tespit edemediğimiz bir husus. Ancak tersinden baktığımızda da sendikalı-örgütlü olmak bir işyerinde işçi sağlığı ve iş güvenliğini sağlamanın en önemli yolunu oluşturuyor. Bu yüzden yukarıda saydığımız hususları önlemenin ve olumlu adımları hayata geçirmenin zorunlu koşulu sendikalı-örgütlü olmak…

Not: İSİG, iş kazalarını iş cinayetleri olarak değerlendiriyor.

Paylaşın

Araştırma: Sigara İçmek Beyin Kanaması Riskini Artırıyor

Finlandiya’da yapılan yeni bir araştırma, sigara içenlerin beyinlerinde subaraknoid kanama (SAK) türünü geliştirme riskinin daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Subaraknoid kanama, yaşamı tehdit edebilen bir felç şeklidir.

Haber Merkezi / Araştırma, 16.282 aynı cinsiyetten ikizi içeriyordu. Yani toplamda 32.564 kişi vardı. Araştırmaya konu olan ikizlerin 1976 ve 2018 yılları arasındaki verileri yakından takip edilerek, subaraknoid kanamadan ölenlerin kayıtları kontrol edildi.

İkizler, monozigotik (özdeş) veya dizigotik (özdeş olmayan) ikizler veya bilinmeyen zigotik ikizler olarak sınıflandırıldı. Subaraknoid kanamadan ölen tüm kardeşler, ölmeyen diğer ikizle kontrol edildi.

Ayrıca ikizlerin alışkanlıkları, sigara içme, alkol kullanımı, düzenli fiziksel aktivite, yüksek tansiyon, vücut kitle indeksi ve düzeyi hakkında bilgi toplandı.

Sigara içmenin SAK riski üzerindeki etkisine bakmak için yapılan araştırma, sigara içmenin (ara sıra veya düzenli) sigara içmeyenlere oranla SAK riskini artırdığını ortaya koydu.

Araştırma, ayrıca günde 21 gramdan fazla alkol tüketenler arasında da SAK’a bağlı ölüm riskinin artırdığını ortaya koydu.

Daha önce ne yapıldı?

On yıl önce de Danimarka, Finlandiya ve İsveç’ten 79.664 ikizi içeren benzer bir araştırma yapılmıştır. İkizler genetik yapılarını paylaştığından, araştırma, SAK riskini etkileyebilecek diğer çevresel faktörleri analiz edebilir.

Araştırma, genetik olmayan faktörlerin esas olarak SAK’ı belirlediğini gösterirken, çevresel faktörlerin bireylerde SAK riskini ne ölçüde etkileyebileceğini ortaya koymamıştır.

Araştırma Stroke dergisinde yayınlanmıştır.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: Bu Harami Düzen Sürdürülemez

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na adaylığı sırasında söylediği “İşte bütün servetim bu yüzük. İstanbul’a hizmete hazırım” sözlerini hatırlattı.

Haber Merkezi / Akşener, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Parmağındaki bu yüzüğün sahibi ne halde duyuyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi nerede nasıl yaşıyor duyuyor musunuz sizin çocuklarınıza dünyayı gezin diyor duyuyor musunuz 20 lirası olmayan çocuklarınıza ‘dünyayı gezin’ diyor duyuyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi cebinde 10 lirası olmayan gençlere aromalı kahve için diyor duyuyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi sofrasında smooty içiyor biliyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi kolunda nasıl bir saat taşıyor biliyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi yerde fakir fukarayı tekmeleyen danışmanlara ne kadar maaş veriyor biliyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi 24 milyar lirayı sizlerin cebinden alıp, büyük Türk milleti dostu arkadaşı Hariri’nin cebine koyuyor biliyor musunuz? Bu harami düzen sürdürülemez.” dedi.

Emeklilere verilen bayram ikramiyesine de değinen Akşener, “Bayram ikramiyesinin ilk verildiği yılın TÜFE gıda harcamaları cinsinden güncellenmesini yaptık. 2018 yılı mart ayında TÜFE gıda endeksi 385.4 idi. 2022 yılı aynı ayında 1101 olmuş. Artış oranı yüzde 186. Yani TÜFE’ye göre bakarsak böyle güncellendiğinde emeklilerimize 2860 lira emekli ikramiyesi verilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında kira artışlarına dikkat çeken İYİ Parti Lideri Akşener, “Yabancılar geçen sene 59 bin konut satın aldı. Kiraları da astronomik seviyelere çıkardı. Bu ihanetin sonucunda bugün en güzel semtlerde en güzel evlerde Türk vatandaşları oturamıyor. Sahillerde tatil yapamıyor. Gençlerimiz kendi ülkelerinde gezemiyor” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Ben bunların sıkıştıkça tarih vermelerine bayılıyorum. Ta geçen yılın ağustos ayında enflasyonda en yükseği görecektik, sonra düşmeye başlayacaktı. Hiçbir tarihin tutmadığı gibi bu da tutmadı. Enflasyon loto furyasına Nebati Bakan da katıldı. Şubatta inişe geçecekti geçmedi. Sonra yaz aylarından itibaren düşecek dedi. Vade kısa olduğu için yalanın ortaya çıkacağını anlayınca vadeyi uzatmaya başladılar. Affını isteyeceği gün gittikçe yaklaşan Nebati Bakan ‘Enflasyon aralıkta düşecek’ dedi. O zamana kadar paket olacağı için topu yeni bakana atmış oldu.

Bu arkadaşlar vatandaşa tavsiye vermeyi alışkanlık haline getirdi. Nebati Bakan ‘Sabredin’ dedi. İbretlik. Nebati Bakan diyor ki, derin bir yoksullukla mı mücadele ediyorsun, sabredeceksin. Artan gıda fiyatları karşısında eziliyor musun sabredeceksin. 2500 lira ile geçinemiyor musun sabredeceksin.

“Türkiye böyle daha fazla yönetilemez”

Sabır taşı artık çatlamış milletimize sabretmeyi tavsiye eden bu üstün zekalılar, mesele saray olunca farklı davranıyor. Müteahhitte gelince bir ihale daha diyor, AK Partili dayısı olan pudra sevdalısı gence ATM’den maaş kartı diyor. Bu bile bay krizin ucube modelinin iflasının kanıtıdır. Türkiye böyle daha fazla yönetilemez.

Seçim artık mecburiyettir. Onlar seçimi 2023’e bırakmak için ellerinden geleni yapacak. Bizleri oyalamaya çalışacak. Kendilerine göre yasa değiştirip, kaçınılmazdan kaçmaya çalışacaklar. Az kaldı, o sandık gelecek. Milletimiz İYİ Parti diyecek. İYİ Parti iktidarında kimse sabretmek zorunda kalmayacak. Biz geleceğiz ve enflasyon canavarını da faiz belasını da çözeceğiz.

Kira artışları

Bay kriz ve iktidarının etkilerini kiralarda da görüyoruz. Büyükşehirlerde fiyatlar uçtu gitti. Mahkemeler kiracı ve mal sahibi davalarından geçilmiyor. Bayram geliyor ve iktidar yorulmasın diye arkadaşlarımız emekli ikramiyeleri için çalıştı. Şimdi dolara göre 3700 lira, TÜFE’ye göre 2860 lira bayram ikramiyesinin verilmesi gerekiyor.

Kiraların artışı, ev sahiplerini kiracılarını çıkarmaya itiyor. İnsanlarımız barınma sorunlarını çözmeye çalışıyor. Konut satışı devam ediyor ama vatandaşlık garantili konut satışlarıyla devam ediyor. Bugün ciddi bir konut problemi yaşanıyor. Büyük bir mutlulukla ‘Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim’ diyen Sayın Erdoğan milletimizi yoksullaştırarak, işçimizi köleleştirerek, toprağımızı kirleterek, milletimizin varlıklarını satarak sömürge valisi olmayı seçti.

Yabancılar geçen sene 59 bin konut satın aldı. Kiraları da astronomik seviyelere çıkardı. Bu ihanetin sonucunda bugün en güzel semtlerde en güzel evlerde Türk vatandaşları oturamıyor. Sahillerde tatil yapamıyor. Gençlerimiz kendi ülkelerinde gezemiyor.

“Yaz gelince fiyatlar düşecekmiş. Böyle bir mantık olabilir mi?”

AK Parti iktidarının berbat tarım politikaları çiftçilerimize çile çektirmeye devam ediyor. Çiftçiye düşman bakan gitti zulmü sürüyor. Bay kriz ithalatı çare olarak sunuyor. ‘İthalatla gıda enflasyonunu düşüremezsiniz’ dedik. Bu sarmaldan tek çıkış yolu, ‘çiftçilerimizi teşvik ederek, destekleyerek üretimi artırmaktır’ dedik. Yaz gelince fiyatlar düşecekmiş. Böyle bir mantık olabilir mi?

Elektrik zamlarını geri alın. Sıcaklar artmaya başladı, tarım ürünleri bu ay sulanmaya başlanacak. Çiftçilerimiz elektrik zamlarıyla yüzleşecekler. Tarımsal sulamada kullanıla elektriğe yüzde 100’ün üzerinde zam geldi.

Asgari ücretli milyonlarca vatandaşımız evine ekmek götüremiyor. Asgari ücretleri gelen zamlara göre, yeniden güncelleyin. 2500 liraya çıkardığınız en düşük emekli maaşını da asgari ücret oranına çıkarın. Kimse ayın sonunu getiremiyor. Vatandaşlarımız bu ağır koşulların altında ezilirken, devletimiz ise bay kriz ve yandaşlarının elinde aciz bırakılmış durumda.

“İYİ Parti olarak bu ucube sistemi değiştirmeye geliyoruz”

Kamu hizmetlerinin eşit yerine getirilmediği, hataların millete fatura edildiği bir ucube sistemle yönetiliyoruz. Biz İYİ Parti iktidarında kamu hizmetinde temel amacı kar etmek isteyen şirketlerle sizi muhatap etmeyeceğiz. Devlet ile vatandaş arasına kimseyi sokmayacağız. İYİ Parti iktidarında sözleşmelerdeki yatırımlar yapıldı mı yapılmadı mı tek tek bakacağız. TEDAŞ görevini yerine getirdi mi getirmedi mi araştıracağız. EPDK yaptırım uyguladı mı uygulamadı mı denetleyeceğiz. İYİ Parti olarak bu ucube sistemi değiştirmeye geliyoruz.

Çiftçimizin tek derdi elektrik değil. Birçok yerdeki tarlalarda iklim krizi var. Kış aylarının sonunda tam bahar geldiğinde yaşanan don ekinlerde hasara yol açtı. Bazı yerlerde yılların emeği ağaçlar sökülecek. Ağaç zararı TARSİM kapsamına girmiyor. O yüzde çiftçimiz hava şartlarından dolayı ayrıca risk altında. İktidarı hızlı adımlar atmaya çağırıyorum. Kredi ödemeleri ertelensin, çiftçilerimize finansman desteği sağlansın.

Geçen hafta İzmir’deydik. Menderes’te bir fırıncı, ‘Yaptığımız işin kıymeti kalmadı. Bu işi sürdüremeyiz’ diyor. Bir kasap kardeşim ‘Kiloyla et alan kalmadı. 20-30 liralık et alıyorlar. Haftada bir gelenler ayda bir geliyor’ diyor. Bir kadın, ‘Evimde bayat ekmek dahi yok’. Oruçlu bir kadın.

Artık bu duyduklarımı yüreğim kaldırmıyor. İktidardakiler nasıl huzurlu uyuyor benim aklım almıyor. İşe yüzükle başlayanlar. Kocasının kendisine taktığı bileziği dava adı altında buraya verenler. Çocuğunun rızkından keserek din adına, İslam adına, dava adına buralara olmayan varından yardım edenler… Bu yüzüğün sahibi nerede duyuyor musunuz? Sizin çocuklarınıza, 20 lirası olmayan çocuklarınıza dünyayı gezin diyor duyuyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi sofrasında smooty içiyor duyuyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi kolunda nasıl bir saat taşıyor biliyor musunuz? Bu yüzüğün sahibi 24 milyar lirayı sizlerin cebinden alıp, ailevi dostu Hariri’nin cebine koyuyor biliyor musunuz?

Bu harami düzen sürdürülemez. Senin çocuğun gündüz uyuyup para istemekten utandığından, iş bulamadığı için, mülakatta elenmiş kızın oğlun, bu yüzüğün sahibinin yandaşının çocuğu atanmışsa bu harami düzen sürdürülemez. Bu kul hakkının dibine varılmış düzeni sandıkta değiştirmek, sandıkta bunları emekliye sevk etmek büyük Türk milletinin görevi olacak.

Kemalpaşa’da bir markette 18 yaşındaki bir evladımız, ‘Hak ettiğimiz yeri bulacak mıyız’ diyor. Gelecekle endişesi olmaması gereken bir oğlumuz söylüyor. Çocukları bu hale getirenler utansın. Bugün gençlerin aklında bu soru var. Geleceğe dair derin kaygılarla yaşayan gençlikle karşı karşıyayız. Umursanmadığını, unutulduğunu, yok sayıldığını düşünen bir gençlikle karşı karşıyayız.”

Paylaşın

Dört Kişilik Bir Ailenin ‘Asgari Geçim Haddi’ 13 Bin Lirayı Aştı

Türkiye Kamu-Sen Araştırma-Geliştirme Merkezi, 2022 mart ayına ilişkin asgari geçim endeksi sonuçlarını açıkladı. Açıklamada, TÜİK’ten alınan mart ayı fiyatlarına göre çalışan tek kişinin yoksulluk sınırı 6 bin 184 lira olarak hesaplandı.

Haber Merkezi / Araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin asgari geçim haddi 775 lira artışla, 13.446 bin lira olarak belirlenirken, asgari geçim haddi yüzdesel olarak ise yüzde 6,12 arttı.

Yine araştırmaya göre, çalışan tek bir kişinin açlık sınırı aylık yüzde 6,63 oranında arttı. Böylece çalışan tek kişinin açlık sınırı 263 lira artarak 4 bin 945 liraya yükseldi. Türkiye’de 4 kişilik bir ailenin ortalama gıda ve barınma harcamaları toplamı ise mart ayında 4 bin 713 lira olarak tahmin edildi.

Araştırmada, 4 kişilik bir ailenin sağlık kuruluşlarının belirlediği gibi sağlıklı bir biçimde beslenebilmesi için gerekli harcamanın Mart 2022 verilerine göre günlük 111 lira olduğu belirlendi. Ailenin aylık gıda harcaması toplamı ise 3 bin 339 lira oldu.

Mart 2022 itibari ile ortalama 6 bin 285 lira ücret alan bir memurun ailesi için yaptığı gıda harcaması, maaşının yüzde 53,13’ünü oluşturdu.

TÜİK verilerinde 1.374,16 lira olarak belirlenen kira gideri ise Mart 2022 ortalama maaşının yüzde 21,86’sına denk geldi. Buna göre bir memur, ortalama maaşının yüzde 74,99’unu yalnızca gıda ve barınma harcamalarına ayırmak zorunda kaldı.

“Enflasyon farkı aylık olarak maaşlara yansıtılmalı”

Mart ayı asgari geçim sonuçlarını değerlendiren Kamu-Sen Genel Başkan Önder Kahveci, enflasyon farkının aylık olarak maaşlara yansıtılması gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı;

“Türkiye Kamu-Sen Ar-Ge Merkezimizin yaptığı araştırma, içinde bulunduğumuz zaman diliminde enflasyonun ne denli hızlı bir artış gösterdiğini ortaya koymaktadır.

Öyle ki, yaptığımız bu çalışmaya göre sadece 2022 yılında dört kişilik ailenin geçinme giderleri üç ayda 3074, 13 TL artmıştır. Yani bu rakamlara bakıldığında memurlarımızın alım gücü de aynı oranda düşmüştür.

Aradan altı ay geçtikten sonra ödenecek olan enflasyon farkı şu anda yaşanmakta olan erimeyi telafi etmemekte, sadece dönemsel bir telafiyi içermektedir.

Dolayısıyla, bu dönemlerde enflasyon farkının aylık olarak maaşlara yansıtılması kamu çalışanlarının enflasyona ezdirilmemesi yönünde olumlu bir adım olacak, alım gücünün korunmasını sağlayacak ve memurlarımızın bir nebze olsun nefes almasına katkıda bulunacaktır.

Türkiye Kamu-Sen olarak enflasyon farkının aylık mahsuplaşma yoluyla maaşlara eklenmesi talebimizi bir kez daha buradan ilan ediyoruz”

(Kaynak: Kamu-Sen)

Paylaşın

Kabinede Revizyon İddiası: Bir Bakan Daha Affını İsteyebilir

Korkusuz gazetesi yazarı Ahmet Takan, “Viktor Orban’ın ekonomik modeli saraya seçim kazandırır mı?..” başlıklı yazısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kabinede yeni değişiklikler yapacağını öne sürdü.

Takan, yazısında, “Siyasi kulislerde iddialar birbirini kovalıyor ama hiç değişmeyen ve gündemin birinci sırasından asla inmeyen bir madde var; Hayat pahalılığı ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati…” ifadelerini kullandı.

Ahmet Takan, yazısının devamında, yaşanan hayat pahalılığı nedeniyle Nureddin Nebati’nin her an görevden alınabileceğini ifade ederek, ” Bakan Nebati, enflasyonun düşeceği tarihi sürekli ileriye atıyor.  Nureddin Nebati, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (MÜSİAD) Geleneksel İftar Programı’nda enflasyonun yavaş yavaş yoluna girdiğini öne sürerken,  “Aralık ayından itibaren nasıl düştüğünü hep beraber göreceğiz ve yürüyeceğiz” dedi.

Bence, Bakan Nebati, saraydan kulağına “görevden alınman an meselesi” fısıltıları üflendikçe hop oturup hop kalkıyor. Bu yüzden, koltuğunu seçime kadar garantiye alabilmek adına sürekli enflasyonun düşeceği tarihi öteliyor!.. Sarayın, “ha bu adam tarih verdi. O zamana kadar bu işi yapacak herhalde. Dokunmayalım da bakalım” diye düşüneceğini zannediyor!..” ifadelerine yer verdi.

Öte yandan Nureddin Nebati sonrası yeni ekonomi modeline geçilebileceği iddialarına yazısında yer veren Ahmet Takan şunları yazdı:

“Saray iktidarı ve yakın çevrelerinde, hayat pahalılığının önüne geçmek için her kafadan bir ses çıkarken, CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak çok önemli bir iddiayı gündeme getirdi. Toprak, “Enflasyon karşısında çaresizlik içindeki iktidar, bazı temel gıda ve ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını ‘MADURO-ORBAN MODELİ’ ile yıl sonuna kadar sabitlemeyi planlıyor” diyor.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın