En Fazla Yoksul Diyarbakır Ve Şanlıurfa’da

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayımladığı İstatistik Araştırma Dergisi’nde yer alan “Türkiye’de Hanehalkı Yoksulluğunu Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi” başlıklı makalede en yoksul iller ve yoksulların oturduğu konut tipleri paylaşıldı.

Türkiye İstatistik Kurumu Uzmanı Onur Şentürk ve Gebze Teknik Üniversitesi’nden Doç. Dr. Nuri Çelik imzasını taşıyan makaleye göre yoksulların yüzde 70,8’i müstakil evlerde oturuyor.

Cumhuriyet’in haberine göre; araştırmada en fazla yoksul hanenin yüzde 16 ile Urfa ve Diyarbakır’da, en az yoksul hanenin  ise yüzde 0,5 ile Zonguldak, Karabük, Bartın bölgesinde olduğu belirtildi.

Çalışmada kullanılan verilerde ayrıca yoksul hanelerin yüzde 70.8’i müstakil konutta, yüzde 15.1’inin 10 daireden az yerleşim yeri olan apartmanda, yüzde 9.4’ünün 10 daireden fazla yerleşim yeri apartman ve yüzde 4.6’sının ise ikiz ya da sıralı evde oturdukları ifade edildi.

“Yoksullar harcamalarını zor yapıyor”

Araştırmada yoksulların gerekli harcamaları nasıl karşıladıkları verisi  yer aldı. Yoksulların yüzde 65.5’inin hanelerinin genellikle gerekli harcamalarını zor yapabildiklerini, yüzde 33.7’sinin ne zor ne kolay ve yüzde 0.8’inin ise gerekli harcamaları kolay yapabildiklerini beyan ettikleri görüldü.

Yoksul hanelerin yüzde 60.3’ü dört ve daha fazla kişiden oluşurken, yüzde 18.6’sı üç ve dört kişilik hanelerden, yüzde 12.3’ü tek kişilik hanelerden ve yüzde 8.8’i ise iki kişilik hanelerden oluştuğu da makalede dikkat çeken istatistiklerden biri oldu.

“Yoksullar 50 yıllık binada yaşıyor”

Dergide yer alan detaylardan biri de yoksulların oturduğu konutların yaş analizi oldu. Makaleye göre yoksulların yüzde 48.7’sinin oturduğu konutun yaşı 20-49 yıllık iken, yüzde 21.6’sı 10-19 yıllık binalarda oturuyor. Yoksulların yüzde 15.5’i ise 50 yıl ve daha fazla yıllık binalarda ikamet ediyor. Yeni sayılabilecek 0-9 yaş arasındaki binalarda oturan yoksullar ise toplam yoksulların yüzde 14.2’sini oluşturuyor.

Araştırmada yoksul hanelerin yüzde 74.7’sinin yaşadığı çevrede; hava kirliliği, çevre kirliliği, toz, hoş olmayan koku, pis su veya diğer çevresel sorunlar görülürken, yüzde 25.3’ünde ise böyle bir problem yaşanmadığı belirtildi.

TÜİK’e göre yoksulluk

TÜİK’e göre yoksulluk ise insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamaması durumu olarak özetleniyor. Yoksulluk kavramı kurum tarafından iki farklı şekilde ele alınıyor.

Dar anlamda yoksulluk: Açlıktan ölme ve barınmadan yoksunluk. Geniş anlamda yoksulluk: İnsan hayatının sürdürülebilmesini sağlayan gıda, giyim ve barınma gibi temel ihtiyaçlara sahip olmasına rağmen yaşadığı çevrenin genel seviyesinin gerisinde kalmayı ifade ediyor.

Öte yandan TÜRK-İŞ mart ayı araştırması sonuçlarına göre, Türkiye’de açlık sınırı 4 bin 928, yoksulluk sınırı ise 16 bin 52 TL olarak belirlendi.

Paylaşın

Elektriğe ‘Yeni Zam’ Kapıda

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Yönetim Kurulu Üyesi Olgun Sakarya, “Elektriğe yeni zam kaçınılmaz. Nisan ayında sanayi tarifesine zam yapıldı. Diğer abone gruplarına zam yapılmadı” dedi. Sakarya, “KDV’den indirim ile bu duruma çözüm olmaz. Bunlar geçici kısa vadeli çözümler. Bu çözümler yurttaşı rahatlatmaz” ifadelerini kullandı.

Yılbaşı gecesinden itibaren geçerli olmak üzere elektrikte yüzde 52 ile yüzde 130 arasında değişen oranlarda zam yapıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,  şubat ayında yaptığı konuyla ilgili açıklamasında “Yurttaşımıza gelen elektrik faturaları elbette yüksektir. Buna rağmen Türkiye hem fiyat hem asgari ücrete oranı bakımından yurttaşlarına en uygun tarifeli elektrik hizmeti sunan ülkelerin başında gelmektedir” diyerek Avrupa’daki diğer ülkelerden örnekler vermişti.

Cumhuriyet gazetesinde yer alan habere göre, elektrik zamları ile ilgili konuşan encazip.com kurucusu Çağada Kırım, “Yılsonuna kadar birkaç defa daha zam bekliyoruz” dedi.

Daha çok zam geleceğini dile getiren Kırım, “Şu an zam yapılacaktı fakat Temmuz ayına ertelendi.  Bu zam neredeyse şart. Fakat elektrik fiyatları tüketici tarafından çok fazla karşılanıyor. Bu konuda yüksek tepki olunca ihtiyaç olan zam evlere değil de sanayi kuruluşlarına yansıtılıyor. Sanayi kuruluşlarına fonlanmış oluyor. Bu sefer de sanayi elektrik fiyatlarında artış oluyor, dolayısıyla tüketici yine olumsuz etkileniyor” diye belirtti.

Kırım sözlerinin devamında, “Evlerde elektrik artmadığı zamanlarda sanayide artan elektrik fiyatları tüketiciyi yine zora sokuyor. Tüketicinin aldığı ürünlerin fiyatı yükseliyor. Tüketicinin aldıkları ürünün pahalı olmasının sebebi elektrik pahalılığından kaynaklı oluyor. Örneğin tüketici ramazan pidesini 9 liraya alıyor. Bunun nedeni üreticinin elektrik giderleri. Tüketici bu konuda bilinçlendirilmeli” şeklinde konuştu.

“Yeni zam kaçınılmaz”

Konuyla ilgili görüşlerini paylaşan Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Olgun Sakarya, “Yeni zam kaçınılmaz. Nisan ayında sanayi tarifesine zam yapıldı. Diğer abone gruplarına zam yapılmadı. Bu politik tercihler devam ettiği sürece bu durum böyle sürecek. Serbestleşme devam ettiği müddetçe,  ithal kaynaklı üretim olduğu sürece bizim zamlardan kaçmamız mümkün değil. Yapılması gereken ülke ekonomisi açısından dağıtım bölgelerini kamusal alana geçirmek” dedi.

Sakarya sözlerinin devamında, “KDV’den indirim ile bu duruma çözüm olmaz. Bunlar geçici kısa vadeli çözümler. Bu çözümler yurttaşı rahatlatmaz” diye konuştu.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Cumhurbaşkanı Adayı İçin İsim Telaffuz Edilmeyecek

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi’nde T24’ten Tolga Şardan ve Gökçer Tahincioğlu’nun sorularını yanıtladı. Cumhurbaşkanı adayının ne zaman açıklanacağı konusunda 6 muhalefet liderinin yeni bir karar aldığını söyleyen Kılıçdaroğlu, şu aşamada isim telaffuz edilmeyeceğini ifade etti.

Seçim Yasası düzenlemesine ilişkin de konuşan CHP Lideri, “Yeni seçim düzenlemesi tümüyle ittifakımızı yıpratmaya yönelik bir çalışma, ikincisi de ‘koltuğu koruma’ çabası” dedi.

Cumhurbaşkanı adayı

Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi hususunda Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayının, parlamenter demokrasiye geçiş mutabakat metnine imza atan altı parti liderinin oluşturduğu masa tarafından belirleneceğini, bu yönde ortak bir karar aldıklarını söyledi.

“Henüz Cumhurbaşkanı Erdoğan adaylığını açıklamadı. Niye bize ısrarla soruluyor” ifadelerini kullanan Kılıçdaroğlu, “Biz altı lider şu kararı aldık. Altı liderin belirlediği aday, tüm partilerin adayı olacaktır. Beraber belirleyeceğiz. Daha da ötesini söyleyeyim; adayımız, halkın adayı olacaktır. Dolayısıyla bir çatlak olmayacaktır. Biz bir karar daha aldık. Asla isim telaffuz edilmeyecek, bu konuda soru geldiğinde cumhurbaşkanı adayımızın niteliklerini anlatacağız” dedi.

İmamoğlu ve Yavaş’ın adaylıkları

Kılıçdaroğlu, Zafer Partisi’nin Cumhurbaşkanlığı’na Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı aday göstermesine dair de şu açıklamalarda bulundu:

“İttifakımıza yönelik bir hamle olduğunu düşünmüyorum. Kaldı ki öyle bile olsa, Millet İttifakı sağlam temeller üzerine, demokrasiyi inşa etmek üzere kurulmuş bir ittifaktır. Şunu söylemek isterim, Mansur Bey değerli belediye başkanlarımızdan biridir. “Cumhurbaşkanlığı Seçimi” denildiğinde akla, aday olarak bir CHP’linin gelmesi, bizi memnun ediyor. Burada kırmızı çizgimiz 6’lı masadır. Adayımıza, Millet İttifakı’nın liderleri karar verecek.”

Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ya da Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın aday gösterilmeleri ya da gösterilmemelerinin bir çatlağa yol açıp açmayacağı konusunda da “Altı liderin ortaklaştığı aday niye çatlak yaratsın” yorumunu yaptı.

Sokak ve ekonomik gidişat

Muhalefet ve CHP’nin özellikle sokağa çıkılmaması, dikkatli olunması uyarıları hatırlatılan Kılıçdaroğlu, “Etkin muhalefet farklı, sahaya inmek farklı… Adım adım sandığa giderken, Sarayın provoke edeceği durumlardan kaçınmak gerekir” dedi.

Kılıçdaroğlu, enflasyon ve pahalılık karşısında iktidar olmaları halinde yapacaklarına dair de “Biz altı ayda nefes aldırırız topluma” dedi ve şunları ekledi:

“Bürokraside hala son derece nitelikli ve konusunu iyi bilen kişiler var ama bir köşeye atılmış durumdalar. Bunları süratle yetkilendirmek gerekiyor. Merkez Bankası’na, Hazine’ye, BDDK’ye, Maliye Bakanlığı’nda keza. Hızlı biçimde Stratejik Planlama Teşkilatı kurmak ve yetkilendirmek gerekiyor. Altı ayda taşlar yerine oturur.

“Dış ve iç politikada da neler yapacağınızı kamuoyu ile paylaşırsınız. Topluma güven verirsiniz. İlk yapacağınız işlerden biri israf genelgesi çıkartmaktır. Müthiş bir israf var. Anlamı şu; çok büyük tasarruf sağlanacak anlamında söylemiyorum ama oy veren vatandaşla, yetkilendirdiği siyasetçi arasındaki güveni pekiştirecektir. Bunlar israf yapmıyor, yolsuzluk da yapmazlar inancını vermektir.”

Röportajın tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

HDP’li Mithat Sancar: Üçüncü Yol Gerçek Çıkış Yolu

Partisinin il eşbaşkanları toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı dışında üçüncü bir yolun olduğunu ve bu yolun Türkiye’nin sorunlarını çözeceğini vurgulayarak, “Türkiye’de merkeziyetçi otoriter rejimin faşizmi kurumsallaştırmaya çalışan iktidar düzeninin alternatifi bu nedenle biziz. Gerçek alternatif HDP’dir. HDP’nin öncülüğünde kurulacak kurulmakta olan ve genişlemesi için çaba harcadığımız demokrasi ittifakıdır. Buradan önümüzdeki dönemin mücadele hattının aynı zamanda fotoğrafını da net bir şekilde görme imkanımız vardır” dedi.

Haber Merkezi / Sancar, konuya ilişkin açıklamasının devamında da, “Üçüncü yol dediğimizde esas kastettiğimiz hususlardan biri de budur. Yani yerel demokrasi üzerine güçlü bir demokratik bir sistem inşa etmektir. Merkeziyetçiliğe, otoriterliğe, baskıya, zulme karşı halkın katılımının denetiminin, söz ve karar hakkının olduğu bir düzen kurmaktır. Bunu bizden başka dillendiren de yok, bizden başka programına koymayı bırakın tartışmaya yanaşan bile yok. O nedenle HDP ve üçüncü yol, HDP’nin öncülüğünde kurmak istediğimiz demokrasi ittifakı gerçek çıkış yoludur.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Mithat Sancar, partisinin genel merkezinde düzenlenen il eşbaşkanları toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Sancar şunları söyledi;

“Önemli bir dönemeçten geçiyoruz. Bu yılı final yılı olarak ilan etmiştik. Öyle olacağı da her açıdan her işarette anlaşılıyor. Bu konuda bizlere de çok önemli görev ve sorumluluklar düşüyor. HDP direnmenin adıdır, bunu herkes biliyor. Bunu en iyi ortaya koyanlar da yerellerde mücadeleyi ortaya koyan sizlersiniz. Direnmek bizim varlık şeklimizdir, mücadele özümüzdür, siyaset tarzımızın temelidir. Sadece direnmekle siyaset olmaz, direnmenin üzerine bir şeyler koymamız gerektiğini biliyoruz. Direnmeyi bütün baskılara rağmen en iyi şekilde gerçekleştiren bütün çalışanlarımızı, emekçilerimizi bir kez daha tebrik etmek istiyorum. Halklarımız adına hepsine teşekkürlerimizi iletiyorum.

Direnmeden sonra yolumuz şimdi inşadır demiştik 2 yıl önceki kongrede. Şimdi inşa zamanıdır. İnşa derken kastettiğimiz bu ülkeye demokrasiyi, toplumsal adaleti, barışı, özgürlüğü getirecek bir düzeni kurmaktır. Bu düzeni hep birlikte kuracağız. Bu düzeni öncelikle sizlerin yerellerde yürüteceği güçlü mücadeleyle inşa edeceğiz.

“Amacımız gerçek demokrasiyi inşa etmektir, büyük barışı kurmaktır”

Bu değişikliği, yeni başlangıcı ve inşayı yerellerden başlatacağız. Hedefimiz büyük bir demokrasi ittifakı oluşturmaktır. Amacımız da bu ülkeye güçlü demokrasiyi ve büyük barışı getirmektir. Esasen demokrasi mücadelesi halkın kendi kendini yönetme mücadelesidir. Demokrasi de gerçek anlamda oluşacaksa halkın kendi kaderine karar vermesidir. İşte bunun için en önemli kanal ve yol yerellerdeki mücadeledir. Biz burada merkezde demokrasi ittifakları için görüşmeler yapıyoruz, toplantılar düzenliyoruz, istişare yapıyoruz ama esas olan, yerellerdeki güç birliğini ve mücadele ortaklığını yaygınlaştırmaktır.

O nedenle sizlere düşen görev, il eşbaşkanlarımıza düşen sorumluluk son derece büyüktür. Bu inşa yolunda hayati önem taşımaktadır. Bizim amacımız gerçek ve güçlü demokrasiyi inşa etmektir ve bunun üzerinde büyük barışı kurmaktır.  Bunun da en önemli ayağı yerel demokrasidir. Yerel mücadele nasıl demokrasi ittifakının can damarıysa yerel demokrasi de güçlü demokrasinin kalbidir. Yerel demokrasi olmadan, güçlü hatta herhangi bir demokrasinin kurulamayacağını da gayet iyi biliyoruz.

Şimdi içinde yaşadığımız düzen merkeziyetçilikten otoriterliğe hızla ilerleyen bir yol katetmiştir. Bugün otoriterliği yerleştirmiş ve faşizmi kurumsallaştırmak için de elinden geleni yapan bir iktidar düzeniyle karşıyayız. Merkeziyetçilik otoriterlik üretir. Denetimsizlik keyfilik, yoksulluk, yolsuzluk ve yozlaşma üretir. Bunu gayet iyi biliyoruz. Topluma yabancılaşma ve toplumsal sorunlara kayıtsızlık üretir.

Tekçilik, ayrımcılık, bastırma, zorbalık ve asimilasyon üretir. İşte merkeziyetçiliğin üzerine inşa edilen bu otoriter düzenin alternatifi güçlü demokrasidir. Bu hedefe giden yolun adı da yerel demokrasidir. Yerel demokrasi katılım, denetim, özgürleşme ve çoğulculuğun gelişimi demektir. Eğer güçlü demokrasiyi bu şekilde yerelden inşa edebilirsek büyük toplumsal barışı da aynı şekilde inşa edebileceğimizi biliyoruz. Buna inanıyoruz, başka yolu olmadığını da görüyoruz.

“Genişlemesi için çaba harcadığımız Demokrasi İttifakı gerçek çıkış yoludur”

Yerel demokrasi aynı zamanda bir örgütlenme ve mücadele şeklidir. Yerel demokrasinin yerellerde kurulması ve ittifakların sadece merkezi görüşmelerle sınırlı kalmayacağının bilinmesi önemlidir. Her bulunduğumuz yerde, bütün illerde ve ilçelerde bütün demokrasi güçleriyle bir araya gelmek için merkezdeki gelişmeleri beklemeden sizlerin çalışması, çaba harcaması gerekiyor. Bizim bu hedeflerimize ulaşmamız açısından da önemlidir. Kendi kendimizi yönetebilmemiz, halkın kendi kendisini yönetebilmesi için bunun mutlaka sağlanması gerekiyor.

Türkiye’de merkeziyetçi otoriter rejimin, faşizmi kurumsallaştırmaya çalışan iktidar düzeninin alternatifi bu nedenle biziz. Gerçek alternatif HDP’dir, HDP’nin öncülüğünde kurulacak kurulmakta olan ve genişlemesi için çaba harcadığımız Demokrasi İttifakıdır. Buradan önümüzdeki dönemin mücadele hattının aynı zamanda fotoğrafını da net bir şekilde görme imkanımız vardır. Üçüncü Yol dediğimizde esas kastettiğimiz hususlardan biri de budur.

Yani yerel demokrasi üzerine güçlü bir demokratik bir sistem inşa etmektir. Merkeziyetçiliğe, otoriterliğe, baskıya, zulme karşı halkın katılımının, denetiminin, söz ve karar hakkının olduğu bir düzen kurmaktır. Bunu bizden başka dillendiren de yok. Bizden başka programına koymayı bırakın tartışmaya yanaşan bile yok. O nedenle HDP ve Üçüncü Yol, HDP’nin öncülüğünde kurmak istediğimiz Demokrasi İttifakı gerçek çıkış yoludur.

Türkiye çoklu krizler yaşamakta bunun en görünen yüzü ekonomik krizdir. Ekonomik kriz dediğimiz de ülkenin yüzde 90’ından fazlasının yoksulluğa ve açlığa mahkum edilmesidir. Eğer bugün enflasyon 3 haneli rakamlara çıkmışsa bunun temelinde tam da bu sistem yatmaktadır. Demokrasi, toplumsal adalet, özgürlük yoksa bunun yerine olacak şey yoksulluk, açlıktır, sömürüdür. Sömürünün, açlığın, yoksulluğun, yoksunluğun egemen olduğu düzende barıştan söz etmenin imkanı da yoktur. Çünkü saydığım her bir unsur aynı zamanda şiddeti hayatın her alanına yayar.

Şiddet dediğimiz zaman sadece devletin çıplak baskı aygıtlarıyla uyguladığı yöntemleri kastetmiyoruz. Bunları fazlasıyla görüyoruz. Polis şiddetini görüyoruz, cezaevlerinde hasta mahpuslara yapılan muamele başta olmak üzere uygulanan baskıyı biliyoruz. İmralı’da uygulanan ağır tecrit rejimini biliyoruz. Yine cenazelere bile tahammül edemeyen, hakkıyla defin işlemine bile izin vermeyen uygulamaları biliyoruz.

Kadına karşı kırım haline gelen o acımasız şiddetin nasıl yayıldığını ve iktidar düzeni tarafından nasıl teşvik edildiğini, hatta bunun cezasız bırakılması için her yolun denendiğini de görüyoruz. Fiziksel çıplak şiddet işçiye de yönelmektedir. Sömürüye ve eşitsizliğe itiraz eden emekçilere hemen polisin şiddetli saldırısının gerçekleştiğini görüyoruz. Toprağını, suyunu, deresini savunan köylülerin de aynı şekilde şiddetle karşılaştığını görüyoruz. Fakat şiddet bundan ibaret değildir, en ağır şeklini çeşitli alanlarda yaşıyoruz.

“Mehmet Sevinç’in cenazesine yapılanları hangi inanç kabul eder?”

Bir örneğini dün yaşadık. Dün Manisa Akhisar’da cezaevinde bulunan tutuklu Mehmet Sevinç, hasta olmasına rağmen serbest bırakılmadı ve hayatını cezaevinde yitirdi. Bu başlı başına bir zulüm zaten. Başka arkadaşlarımıza, başka yurttaşlara da cezaevlerinde aynı muamele reva görülmektedir. Bunun sembollerinden biri de Aysel Tuğluk arkadaşımızdır. Cezaevinde kalmasının mümkün olmadığı hemen herkes tarafından bilinmesine rağmen bugün cezaevinde tutulmaya devam ediliyor.

Cezaevlerindeki bu uygulamaların fiili idam cezası olduğunu defalarca söyledik. Anayasa ve yasalardan idam cezası çıkarılmış olsa bile hasta tutukluların tedavilerinin engellenmesi ve tahliye edilmemeleri, içeride hayatlarını devam ettiremeyecekleri bilinmesine rağmen tahliye edilmemeleri ölüme bilerek göndermek anlamına gelir. Bunun da anlamı da fiili idam cezasıdır. Mehmet Sevinç’in ailesi ve dostları cenazeyi alıyorlar, defin işlemleri için Kocaeli’nin bir ilçesine gidiyorlar ama cami imamı cenazeyi yıkamayı reddediyor.

Bu yetmiyormuş gibi defin aracı da verilmiyor. Bunun ötesinde polis defin işlemini engellemek için her türlü yola başvuruyor. Düşünün bir cami imamı cenazeyi yıkamayı reddediyor. Hangi inançta var, hangi inanç kabul eder bunu? Bir cenazenin inancına göre, kendisinin ve yakınlarının inancına göre defin edilmesi konusunda bile ayrımcılık yapan bir zihniyetin bu topluma neleri dayattığını çok açık görebiliriz. Aynı şekilde cezaevlerinde tutulan mahpus arkadaşlara da uygulanan rejim tam da bu sistemin hangi zihniyete dayandığını apaçık göstermektedir.

“Kobanî Kumpas Davasında yoldaşlarımızın gösterdiği tutuma sahip çıkma konusunda eksiklerimiz var”

Pek çok alanda ayrımcılık üreten bu sistem aynı zamanda şiddetin her türünü bu toplumun her zerresine yaygınlaştırıyor. Fiziksel çıplak şiddet dedik işte bunlar onun göstergesidir. Her gün polis operasyonlarıyla karşı karşıya kalındığı, yargı kumpaslarının devreye sokulduğu bir zamanda yaşıyoruz. İşte Kobanî Kumpas Davası.

Her gün yeniden yeniden kumpas açığa çıkmasına rağmen keyfilik ve yüzsüzlükle yürütülen ve iktidar tarafından sahiplenilen bir dava söz konusu. Yoldaşlarımız bu düzeni mahkum etmek için her gün en etkili şekilde sözlerini kullanıyorlar ama bizlerin bu sözleri ve oradaki güçlü adalet direnişini yaygınlaştırmamız gerekiyor. Bu konuda eksiklerimiz ve yetersizliklerimiz var. Orada söylenen her sözün bulunduğumuzda her şehirde ve mahallede duyulmasını sağlamamız gerekiyor.

Kayyımlar sadece Kürt halkının iradesini gasp etmiyor, toplumsal yozlaşmayı da derinleştiriyor

İşte bu düzenin karşısına gerçek güçlü demokrasiyi koymak istiyoruz. İnşa hedefimizin merkezinde yer alan nokta budur. Yerel demokrasinin zerresinin kalmadığı bir dönemdeyiz. Kayyım uygulamalarını sizlere uzun uzun anlatmama gerek yok ama sizlerin uzun uzun anlatmanıza gerek var. Her yerde anlatmalıyız. Kayyım uygulaması bu rejimin en çıplak göründüğü alandır. Hem yolsuzluklar hem de her türlü kültürel gasp tam da kayyımlar eliyle yürütülmektedir.

Sadece bununla da kalmıyor kayyım sistemi. Aynı zamanda kayyımların bulunduğu her şehirde yozlaşmayı ve çürümeyi teşvik ediyor. Yandaşlar eliyle rant dağıtarak ahlaksızlığı geliştiriyor. Uyuşturucunun gençleri esir alacağı her türlü kanalı bilerek isteyerek oluşturuyor. Kısacası kayyımların atandığı şehirlerde sadece Kürt halkının iradesi gasp edilmiş olmuyor aynı zamanda Kürt halkının yoğun yaşadığı bu kentlerde bir yozlaştırma ve çürütme politikaları da uygulanıyor. Bunların hepsini durdurmak ve bunları değiştirmek önümüzdeki dönem en önemli ve büyük hedefimizdir.

Bunun için de yine yerellerde yürütülecek mücadelenin belirleyici olduğunu hatırlatmak isterim. Şüphesiz bu mücadelede hepimize sorumluluklar ve görevler düşüyor. Bizler de her türlü çabayı harcamak zorundayız ama bizim ağacımızın kökleri halkın içindedir, yerlerdedir. O kökleri sağlam tutup dalların büyümesini sağlayacak en güçlü su kaynağı da yine yerel mücadeledir. Yerel demokrasi yerel mücadele ile kurulur. Yerel demokrasi güçlü demokrasinin inşasında temel yoldur.

“Büyük barışa giden yolda en önemli adım Kürt sorununda demokratik çözümdür”

Bu kadar büyük bir şiddet düzeni içinde yaşıyoruz ve bizler de büyük barış hedefini önümüzdeki dönemin görevi olarak koymuş bulunuyoruz. Büyük barış her türlü yoksulluğa, ayrımcılığa, şiddete karşı çıkmak ve bunların ortadan kaldırılacağı bir düzen kurmaktır. Büyük barışa giden yolda en önemli adım Kürt sorununda demokratik çözümdür. Büyük barışın kilidini açacak anahtar budur. Bu anahtar da sizlerin, bizlerin elindedir.

O nedenle büyük barışa giden yolda Kürt sorununda demokratik çözümü her aşamada ve her anda savunacak politikaları mutlaka geliştirmemiz ve uygulamamız gerekiyor. Büyük barışın aynı zamanda kadına şiddeti ortadan kaldıracak bir sistemi hedeflemesi gerektiğini bilmemiz gerekiyor. Doğaya karşı şiddeti ortadan kaldıracak bir düzeni inşa etmeyi gerektiriyor. Yoksulluk bir şiddet biçimidir, yoksullar aynı zamanda ekonomik şiddetin en çıplak yaşandığı bir düzenin ismidir. Yoksulluk talanla, ekonomik şiddetle ve bu sistemi yürütmek için kullanılan her türlü yöntemle bağlantılıdır.

Ülkede demokrasi yoksa, özgürlük yoksa, sosyal adalet yoksa bunun karşısında talan ve zorbalık vardır. Ülkenin kaynaklarının bir avuç sermayedarın, bir avuç yandaşın elinde toplanması vardır. Savaş politikalarıdır vardır, halka rağmen halkın çıkarlarına rağmen savaş politikalarını yaygınlaştırmak vardır. Ülkenin kaynaklarını, sadece kaynaklarını değil tabii ki canlarını da harcayan bir zihniyetin uyguladığı savaş politikaları aynı zamanda yoksulluğun da temelinde yatan en önemli faktördür. O nedenle büyük barış bu savaş politikalarını reddetmekle inşa edilebilir. Bunun bir kez daha burada sizlerle paylaşmak ve kamuoyuna hatırlatmak isteriz.

“Yoksulluğun en ağır yaşandığı şehirlerin başında yine Kürt şehirleri geliyor”

Bugünkü sistemde ekonomik soygunun boyutunu anlatmaya gerek yok ama yoksulluğun en ağır yaşandığı şehirlerin başında yine Kürt şehirleri geliyor. Yani ayrımcılıkla, ötekileştirmeyle ve kimliklerin, halkların haklarının gaspıyla yoksulluk iç içedir. Hiçbir zaman, hiçbir şekilde yoksulluk o bölgelerin fakirliği ya da insanlarının yeterince çalışmamasıyla ilgili değildir.

Tam tersine Kürt şehirlerinde yoksulluğun bu kadar büyük olmasının, en yoksul şehirler listesinde neredeyse her zaman ilk 10 şehir arasında Kürt şehirlerinin yer alması Kürt politikasında inkar, imha ve kimliksizleştirme politikalarıyla ilgilidir. O nedenle halkların, en başta Kürt halkının bütün haklarını savunacak ve anadilinde kendi her alanda yaşayabileceği sistemi kurabilecek bir mücadele hattına ve politikaya her zamankinden daha çok sahip çıkmak durumundayız.

“Üçüncü Yol, bu ülkenin halklarına barışı ve adaleti getirecek olan programın adıdır”

Aynı şekilde toplumun başka kesimlerinde de bunu görebiliriz. Örneğin neden Romanlar bu ülkenin en yoksul insanları arasında yer alıyor Kürtler gibi. Çünkü onlar da her türlü ayrımcılığa, her türlü ötekileştirmeye maruz kalıyorlar. Özgürlüğü, demokrasiyi, eşitliği ortadan kaldıran bu sistem, aynı zamanda bütün ötekileri yoksulluğa mahkum eden bir sistemdir. Bugün bu sistem ülkenin her tarafına yayılmıştır. Açlık kol gezmektedir, yoksulluk ve sefalet bu ülkenin en temel ve en büyük gerçekliği haline gelmiştir. Bizler, önümüzdeki dönemde mücadele ortaklığını büyüterek Demokrasi İttifakını güçlendirme görevini yerine getireceğiz.

Bu çoklu krizden çıkışın yolunun güçlü demokrasi, kalıcı büyük barış, sosyal adalet ve özgürlük olduğunu mutlaka her yerde ortaya koyacağız. İşte alternatif yol budur. Krizlerden gerçek çıkışın adresi bu mücadele hedefi ve hattıdır. Üçüncü Yol sözü bir slogandan ibaret değildir, bir programdır. Bu ülkenin halklarına özgürlüğü, barışı, adaleti getirecek olan programın adıdır. Bu programın hayata geçirilmesinde en büyük sorumluluk bizlerdedir ama en çok da yerellerde HDP ağacının köklerini sımsıkı toprağa bağlayan sizlerdedir.

“HDP fikriyatını bu topraklarda yok etmek mümkün değildir”

Bugüne kadar yaptığımız çalışmalarda da sizden önce il eşbaşkanlığı yapan yöneticilik yapan dostlarımızın emekleriyle bugüne geldik. Büyük bedeller ödendi hala cezaevlerinde binlerce arkadaşımız yatmaktadır. Binlerce arkadaşımız da sürgünde yaşamak zorunda kalmaktadır. Ama biliyoruz ki boşuna ödenmiyor bu bedeller. Ne yaparlarsa yapsınlar; kapatma davasıyla, Kobanî Kumpas Davasıyla bizleri sindirmek için ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar başaramayacaklar. Tarih, mücadele ve direniş çok açık bir şekilde ortaya koydu; HDP’nin fikriyatını bu topraklarda yok etmek mümkün değildir. Aksine baskının ve zulmün en yoğun olduğu dönem HDP’nin en güçlü olduğu dönem olmuştur.

Bu iktidarı göndermenin tam zamanıdır

Newroz coşkusu herkese gereken mesajı vermiştir. 8 Mart’ta ülkenin her yanında kadın mücadelesinin kararlılığını ortaya koyan yoldaşlarımıza buradan bir kez daha teşekkürlerimizi ve minnetimizi sunuyorum. Aynı şekilde Newroz meydanlarını ülkenin 70 merkezinde milyonlarla dolduran bütün arkadaşların emeklerine sağlık. Sadece Amed, Van, İstanbul’da değil ülkenin dört bir köşesinde milyonlar meydanlara aktılar ve kararlılıklarını, inşa ve yeniden başlangıç hedefinde nasıl sahip çıkacaklarına dair iradelerini ortaya koydular.

Sorumluluğumuz bununla daha da büyümüştür. Şimdi ülkeyi bu çoklu krizlerden; talan, yalan, savaş ve yandaş sisteminden çıkarmanın zamanıdır. Şimdi bu iktidarı göndermenin zamanıdır. Bu iktidarı göndecek esas yol halka güçlü ve gerçek bir alternatif sunmaktır. Biz bu alternatifi sunuyoruz. Bu iktidarı göndereceğiz ama bununla yetmeyeceğiz. Şiddeti her alana yayan bu düzenin değişmesi gerekiyor. Asimilasyon, inkar, imha, baskı ve yoksulluk üreten ne kadar düzen unsuru varsa bu iktidarla birlikte değiştirmek temel hedefimizdir.

“Seçim stratejimizi merak edenler deklarasyonumuza baksınlar”

Biz sadece basit bir iktidar değişikliği değil, bir düzen değişikliğini hedef olarak önümüze koyduk. Ortak mücadele büyüdükçe bu hedefe daha hızlı yaklaşacağız. Seçimleri de seçim ittifaklarını da seçim stratejimizi de ortak mücadele üzerine kurulu bu demokrasi ittifakı üzerinden inşa edeceğiz. Seçim stratejimizi merak edenler deklarasyonumuza baksınlar. Bu deklarasyonda da açıkça söylediğimizi gibi parlamento seçimine Demokrasi İttifakıyla gireceğiz ama bundan önce ortak demokratik mücadeleyi her alanda güçlendireceğiz.

Seçim, mücadelemizin bir parçasıdır; seçim ittifakları da Demokrasi İttifakımızın bir unsurudur. Önümüzde zorlu bir yol ama bu aşacak kararlılık ve gücümüz de var. Mutlaka bu düzeni de bu iktidarı da değiştireceğiz ve bu ülkede gerçek barış ve demokrasiyi, alternatifi hayata geçireceğiz. Bu konuda büyük emekler sarf ettiğinizin farkındayız. Pek çoğunuz yeni seçildiniz. Yeni seçilen arkadaşlara başarılar diliyorum. Bundan önce çalışan arkadaşların emeklerine sağlık. Yolumuz açıktır riya me vekiriye. Bimînin di xêr û xweşiyê de.”

Paylaşın

İmamoğlu, Erdoğan’ın 5.8 Puan Önünde

Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi, 1-4 Nisan 2022 tarihleri arasında gündeme ve seçmen eğilimine dair Türkiye genelinde yaptığı anketin sonuçlarını açıkladı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerini de içeren ankete göre, yüzde 42,5’i “Ekrem İmamoğlu’na oy veririm” derken, Recep Tayyip Erdoğan diyenlerin oranı yüzde 36,7’de kaldı.

İstanbul, Ankara, Adana, İzmir, Bursa, Konya, Mersin, Samsun,  Antalya, Erzurum, Ağrı,  Diyarbakır, Şanlı Urfa, Mardin, Batman, Şırnak, Van ve Adıyaman kentlerini kapsayan ankete 2 bin 10 kişi katıldı. Hata payı yüzde 3 güven aralığı yüzde 98 olarak açıklanan anketin yarısı yüz yüze, yarısı da bilgisayar destekli gerçekleştirildi.

AKP-MHP’nin oyu düştü

24 Haziran 2018’deki genel seçimlerde yüzde 38,3’ünün AKP, yüzde 23,2’si CHP, yüzde 9,1’i HDP, yüzde 10,2’si İYİ Parti, yüzde 8,6’ı MHP, yüzde 0,8’i Saadet Partisi’ne oy veren ve yüzde 9,8’i oy kullanmayan katılımcılara “Bu Pazar seçim olursa hangi partiye oy verirsiniz” sorusu yöneltildi. Soruya, katılımcıların yüzde 28,9’u “AKP”, yüzde 26,1’i “CHP”, yüzde 10,7’si “İYİ Parti”, yüzde 9,6’sı “HDP”, yüzde 6,1’i “MHP”, yüzde 3,3’ü “Deva Partisi”, yüzde 1,2’si “Gelecek Partisi”, yüzde 0,5’i “Saadet Partisi” yanıtını verdi.  Katılımcıların yüzde 7,8’i aynı soruya “Kararsızım”,  yüzde 5,6’sı ise “Oy kullanmayacağım”  cevabını verdi.

CHP’nin oyu yüzde 30,2’yi gördü

Kararsızların ve oy kullanmayacakların toplam oranının dağıtılmasından sonra AKP’nin oy oranı 33,4, CHP’nin yüzde 30,2, İYİ Parti’nin yüzde 12,4, HDP’nin yüzde 11,2, MHP’nin yüzde 7,1, Deva Partisi’nin yüzde 3,8, Gelecek Partisi’nin yüzde 1,4, Saadet Partisi’nin yüzde 0,6 olarak ölçüldü.

AKP-MHP 11,9 puan kaybetti

Verilen yanıtlara göre, AKP’nin 2018 Haziran seçimlerine göre 9,4 puan, MHP’nin 2,5 puan oy kaybettiği, CHP’nin 2,9 puan, HDP ve İYİ Parti’nin 0,5 puan oylarını arttırdığı tespit edildi.

İmamoğlu Erdoğan’ın 5.8 puan önünde

Bu Pazar Cumhurbaşkanlığı seçiminin olması durumunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olası rakipleriyle arasındaki oy oranlarının tespit edildiği ankete göre, Erdoğan’ın Ekrem İmamoğlu ile karşı karşıya gelmesi durumunda oy oranı yüzde 36,7 olarak ölçülürken, İmamoğlu yüzde 42,5 ile Erdoğan’a 5,8 puan farkla en çok fark atacak aday oldu. Erdoğan ve İmamoğlu adaylığında katılımcıların yüzde 10,7’si kararsız, yüzde 10,1’i ise oy kullanmayacağını bildirdi.

Kılıçdaroğlu muhalefetin oylarını yükseltiyor

Erdoğan ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşı karşıya gelmesi durumunda katılımcıların yüzde 38,1’i “Recep Tayyip Erdoğan”,  yüzde 40,5’i “Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 10,5’i “Kararsızım” ve yüzde 10,9’u ise “Oy kullanmayacağım” yanıtını verdi.

Mansur Yavaş beklenen ilgiyi görmüyor

Ankete göre, muhalefet yüzde 40, 5 ile Erdoğan karşısında en yüksek oyu Kılıçdaroğlu ile ardından yüzde 36,7 ile İmamoğlu, en düşük oyu ise ismi popüler adaylar arasında bulunan Yavaş alacak. Ankete göre Yavaş, Erdoğan’ın yüzde 32,5 oyuna karşılık yüzde 34 oyda kalacak. Yavaş’ın aday olması durumunda muhalefet cephesinde kararsız seçmenin yüzde 19,5’e, oy kullanmayanların oranı ise yüzde 13,9’a yükseldi.

Erdoğan’la İYİ Parti lideri Meral Akşener’in karşı karşıya gelmesinde, Erdoğan yüzde 34,5, Akşener ise 28,7’de kalacak. Erdoğan-Akşener adaylıklarında seçmenlerin yüzde 19,5’i “Kararsızım” ve yüzde 17,3’ü ise “Oy kullanmayacağım” yanıtını verdi.

Erdoğan rakibi Ali Babacan olması durumunda yüzde 36,6, Babacan’ın ise yüzde 21’de kalacağı ankette, ikilinin adaylık durumunda kararsızların oranı yüzde 18,2, oy kullanmayacakların oranı ise yüzde 24,1’e yükselecek.

Kararsız ve oy kullanmayacaklar yüzde 47’yi buluyor 

Karsızların oranında en fazla yükselme ise Erdoğan ve HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın karşı karşıya gelmesi durumunda ölçüldü. Diğer muhalefet adayları arasında Erdoğan’ın Demirtaş’la karşı karıya gelmesi durumunda oyunu yüzde 40 çıkaracağı tespit edilen ankette göre Demirtaş’ın oyu yüzde 12,7’de kalacak. Erdoğan-Demirtaş’ın karşı karşıya gelmesi durumunda kararsızların oranı yüzde 27,2’ye, oy kullanmayacakların oranı ise yüzde 20’ye yükselecek.

Kürt sorunu tüm sorunların kaynağı

Yüzde 51,7’si erkek, yüzde 48,3’ü kadın görüşmecilerden oluşan ankette, katılımcıların yüzde 62,7’si Türkiye’nin birinci sorunu olarak ekonomi/işsizliği, yüzde 11’i demokrasinin olmayışını, yüzde 9,9’u hukuk sisteminin mevcut durumunu, yüzde 8,1’i Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni yüzde 4’ü ise eğitimi gördü.

Türkiye’nin birinci sorunu şıklarında “Kürt sorunu” yer almazken, bu soruyla bağlantılı olarak katılımcılara sorun olarak tanımlanan alanlara Kürt sorunun etkisi soruldu. Kürt sorunun diğer sorunlara etkisine birden fazla seçeneği işaretleme olanağı tanınan soruya katılımcıların yüzde 33,1 Kürt sorunun ekonomiyi ve işsizliği, yüzde 50,4’ü demokrasi sorununu, yüzde 49,2’si hukuk sistemini, yüzde 23’ü Cumhurbaşkanlığı sorununu, yüzde 64,1’i çatışma ve şiddet ortamını, yüzde 34,9’u dış politikayı etkilediğini belirtti.

Seçmen eğilimlerine dair sorulara verilen yanıtlara göre; araştırma grubunun yüzde 59,6’sı erken seçime gidilmesi gerektiğini beyan etti.

Kürtlerin tercihini HDP belirleyecek

Katılımcılara olası bir seçimde hangi ittifaka oy verecekleri sorulan ankette, katılımcıların yüzde 36,2’si “Millet İttifakına oy veririm”, yüzde 34,9’u “Cumhur İttifakına oy veririm”, yüzde 15,7’si “Oy verdiğim parti içinde olursa ancak oy verebilirim”  yüzde 6,7’si “Hayır, hiçbir koşulda oy vermem” dedi. Katılımcıların yüzde 6,5’i ise bu soruya “Kararsızım” yanıtını verdi.

Katılımcılar, yüzde 45,5’i güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme dönüş için muhalefet partilerinin bir araya gelmesini olumlu yüzde 33,7’si olumsuz buldu. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi’nin Türkiye’nin sorunlarını çözebileceğini düşünenler yüzde 35,4 bulurken yüzde 22,9’u sorunlarını çözemeyeceğini, yüzde 41,6’ı ise kısmen çözebileceğini görüşünü dile getirdi.

(Kaynak: MA)

Paylaşın

Yoksulluk Gözler Önünde

MetroPOLL Araştırma Şirketi tarafından paylaşılan ankete göre, halkın yüzde 60’ı et tüketmeyi bıraktığını, yüzde 50’3’ü öğünlerini azalttığını, yüzde 31,9’u ise zaman zaman aç kaldığını söyledi.

Halkın ekonomik krizi günden güne şiddetlenirken, bu durum anketlere de yansıyor. MetroPOLL’ün, “Son yıllarda ekonomik durumunuzdan dolayı aşağıdakileri yaptığınız oldu mu?” sorusu üzerine yaptığı ankette çarpıcı sonuçlar elde edildi.

Katılımcıların soruya verdiği yanıtlar şöyle:

“Yemek öğünlerini azalttım” diyenlerin oranı yüzde 50,3; ‘azaltmadım’ diyenlerin yüzde 49. Cevap vermeyenlerin oranı yüzde 0,7.

“Zaman zaman aç kalıyorum” diyenlerin oranı yüzde 31,9; ‘kalmıyorum’ diyenlerin yüzde 67,2. Fikir belirtmeyenlerin oranı yüzde 0,9.

“Et tüketmeyi bıraktım” diyenlerin oranı yüzde 61,8, ‘bırakmadım’ diyenlerin yüzde 37,3. Fikir belirtmeyenlerin oranı yüzde 1.

“Kalın giyinip evi ısıtmıyorum” diyenlerin oranı yüzde 53,7; ‘ısıtıyorum’ diyenlerin yüzde 44,7. Fikir belirtmeyenlerin oranı yüzde 1,6.

“Daha az çamaşır yıkıyorum” diyenlerin oranı yüzde 57,9; değişmediğini belirtenlerin yüzde 40,5. Fikir belirtmeyenlerin oranı yüzde 1,7.

“Özel araç kullanımını bıraktım” diyenlerin oranı yüzde 62,5; ‘bırakmadım’ diyenlerin oranı da yüzde 34,9. Fikir belirtmeyenlerin oranı yüzde 2,6.

Paylaşın

JP Morgan’dan Dikkat Çeken Türkiye Raporu

Piyasa değeri açısından dünyanın en büyük bankalarından biri olan JP Morgan’un yayımladığı son raporda, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) politika faizini yüzde 14’te tutacağı ve yıl sonunda büyümenin yüzde 3.2 olacağı tahminine yer verildi.

Raporda, politikalar ve yüksek küresel emtia fiyatlarının enflasyonda sert yükselişe neden olduğu, TCMB’nin yüksek enflasyona karşı yanıt vermesini beklemediklerini ve asıl riskin yerel yatırımcı güveni olduğunu bildirdi.

Enflasyon yüzde 65

Bloomberg HT’nin aktardığı raporda, “Enflasyondaki yükselişi tetikleyen birçok faktör var: kur geçişkenliği, küresel emtia fiyatlarındaki yükseliş, kötü hava koşulları, güçlü iç talep, gevşek para politikası, ortodoks olmayan politika kararları, zayıf para birimi bunlardan birkaçı. Bu faktörlerden birkaçı gelecek aylarda ivme kaybedecek. Ancak küresel emtia fiyatları yüksek seyrini korutabilir ve tedarik zincirinde sıkıntılar devam edebilir. Enflasyonun yıl sonuna kadar yüzde 65 civarında seyretmesini bekliyoruz” değerlendirmesi yapıldı.

Büyüme beklentisi yüzde 3,2

Kurum, geçen sene yüzde 11 büyüyen Türkiye ekonomisinde büyümenin bu sene yüzde 3.2’ye gerileyeceğini öngördüğü raporda, “Yüksek ve volatil seyreden enflasyon reel büyüme tahmini yapmayı zorlaştırıyor. Negatif reel faizler ve fiyatlarda artış beklentisi özel tüketimi destekliyor. Ancak sıkılaşan küresel likidite ve Ukrayna savaşına dair belirsizlikler nedeniyle bu yıl yüzde 3.2 büyüme bekliyoruz” ifadesi kullanıldı.

Paylaşın

Gıda Fiyatları Dünya Genelinde Rekor Seviyeye Yükseldi

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Cuma günü Paris’te yaptığı açıklamaya göre gıda fiyatları Ukrayna savaşının da etkisiyle geçen ay küresel ölçekte rekor seviyeye ulaştı.

Gıda ve Tarım Örgütü, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesiyle tahıl ve bitkisel yağ piyasalarının çok sarsıldığını vurguladı. Yetkililer, Rusya ve Ukrayna’nın birlikte son üç yıl zarfında küresel buğdayın yüzde 30’unu, mısır ihracatının da yüzde 20’sini karşıladığını belirtiyor.

FAO, halihazırda içinde bulunulan ayda da Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) buğday rekoltesinin iyi olmayabileceği endişeyle fiyatların yüzde 19,7 oranında artış kaydettiğini belirtti. Mart ayı fiyatlarının da yüzde 19,1 oranında yükseldiğini, böylece arpa ve darı fiyatlarıyla birlikte tahılda rekor artış kaydedildiğine işaret etti.

FAO gıda fiyatları endeksi önemli

FAO’nun en çok işlem gören gıdaların piyasalardaki değişimini yansıtan endeksi, küresel değişimi göstermesi bakımından önem arzediyor. Endeksin Şubat ayında 141,4, Mart ayında da 159,3 puan ile rekor artış kaydettiği bildiriliyor.

FAO, kısa süre önce yaptığı açıklamada da Ukrayna savaşının etkisiyle gıda ve yem fiyatlarının yüzde 20’ye kadar artabileceği uyarısında bulunmuştu. Bu gelişmenin küresel çapta aşırı beslenme yetersizliğine yol açmasından endişe duyuluyor.

Gıda ve enerji ile hammadde fiyatlarındaki artışlar küresel çapta enflasyonun hızla artmasına yol açıyor. Gıda fiyatlarındaki artışın Ukrayna’dan ve Rusya’dan görece uygun buğday alan fakir ülkelerde beslenme yetersizliği dışında siyasi krizlere de yol açabileceği belirtiliyor.

Paylaşın

Türkiye, Rus Oligarklara Nasıl Kur Yapıyor?

Birleşik Krallık merkezli The Economist, dergisi “Türkiye Rus oligarklara nasıl kur yapıyor?” başlıklı yazısında Ukrayna Savaşı bağlamında Türkiye-Rusya ilişkilerini yorumladı. Ankara’nın dış politikasının eleştirildiği imzasız yazıda, Türkiye’nin “Rus sermayesine sıcak bakarken Ukrayna’ya silah sattığı” belirtildi.

Türkiye’nin Rusya’ya karşı net bir tavır almadığı suçlamalarının dile getirildiği yazı, “Rusya’nın Ukrayna’yı işgale girişmesinin üzerinden birkaç hafta geçmişken, İngiltere tarafından yaptırım listesine alınan Rus oligark Roman Abramoviç’e ait iki süper lüks yat Türkiye limanlarına demirledi” cümlesiyle başlıyor. Yazı şöyle devam ediyor:

“İki diğer oligark Andrey Molçanov ve Maksim Şubarev ile eski Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’le ilişkilendirilen teknelerin de görüldüğü bildirildi. 29 Mart’ta Abramoviç Türkiye’de ortaya çıktı ve barış görüşmeleri için İstanbul’a gelen Rusya ve Ukrayna müzakere heyetlerine katıldı.

“Türkiye bu savaşta birden fazla rol oynuyor. Bir NATO üyesi olarak Ukrayna’yı destekliyor ve ona çok sayıda Rus tankını enkaza çeviren silahlı insansız hava araçlarını (SİHA’lar) satmayı sürdürüyor. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya’nın işlediği suçlara yönelik eleştirileri hafifti. Daha da endişe verici olan, Türkiye’nin Rusya’ya yönelik yaptırımları etrafından dolandığına dair işaretler olması.”

Economist daha sonra bu kuşkularını hangi açıklamalar ve tutumlarla desteklediğini sıralıyor:

“Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 26 Mart’ta, Rus oligarkların uluslararası hukuka saygılı oldukları sürece yatırımlarını Türkiye’ye getirebileceklerini söyledi. Erdoğan da ‘kapıları açık tutacağını’ söyledi. Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesinde, Türkiye ve Rusya arasındaki ticaretin ruble, Çin yuanı veya altın ile yapılmasını önerdi. Bir Rus hava savunma sistemi (S-400) satın aldığı için zaten Amerikan yaptırımlarıyla yüz yüze olan Türkiye, Rusya ile yeni silah anlaşmaları yapma ihtimalini reddetmemişti.

“Türklerin çoğu kendilerini Ukrayna’ya yakın hissediyor. Fakat Erdoğan’ın Batı’yı kışkırtma ve Rusya’ya taviz verme alışkanlığı da etkisini gösteriyor. Yakında yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre Türklerin yüzde 73’ü, ülkelerinin Ukrayna konusunda tarafsız kalmasını istiyor. Savaştan Rusya’nın sorumlu olduğunu düşünenlerin oranı ise sadece yüzde 34. Yüzde 48, ABD ve NATO’yu suçluyor. Erdoğan, savaş suçları da dahil hiçbir şeyin Putin ile ilişkisini bozmasına izin vermemekte kararlı görünüyor.”

Economist bu noktada, “Rusya diktatörü” olarak nitelendirdiği Putin’in sözcüsü Dimitri Peskov’un 2 Nisan’da “Türkiye ile ilişkilerimiz harikulade” dediğini hatırlatıyor.

‘Zelenskiy, Erdoğan’dan hep övgüyle söz ediyor’

Economist, “Erdoğan’ın Rusya ile Ukrayna arasında arabuluculuk yapma teklifi övgüyle karşılandı” diyor ve ekliyor: Diğer liderleri Rusya konusunda fazla yumuşak davranmakla suçlayan Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Türkiye liderinden hep övgüyle söz ediyor.

Yazıda ayrıca Carleton Üniversitesi’nin Çağdaş Türkiye Araştırmaları Merkezi’nden Yevgeniya Gaber’in görüşlerine de yer verilmiş. Gaber’e göre ,”Ukrayna’nın Türkiye’yi eleştirmemesinin nedeni Türk SİHA’ları olabilir.”

Economist’teki yazı şu satırlarla noktalanıyor: “Türkiye’nin Rusya’ya karşı ortak yaptırımlara katılmayı reddetmesi şaşırtıcı değil. Ülke geleneksel olarak yaptırımların bir dış politika aracı haline gelmesine her zaman karşı olmuştu. Fakat Erdoğan’ın fırsatçılığının Batı başkentlerinde yarattığı bıkkınlık büyüyor. Birçokları, Türkiye’nin sonuç getirmeyen barış görüşmelerini bir bahane olarak kullandığını düşünüyor.

“Bir Avrupa yetkilisi ‘Burada kimse müzakerelerin başarılı olacağına inanmıyori. Rusya Ukrayna’yı yok etmeye kararlı ve buna engel olmak Türkiye’nin çıkarına olmalı’ dedi.”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Bu Düzen Böyle Gitmez!

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Dişhekimleri Birliği (TDB) ortak bir basın toplantısıyla 1 Mayıs programını açıkladı. 

Kurumların genel başkanları ve yönetim kurulu üyelerinin katılımıyla DİSK Genel Merkezi’nde yapılan basın açıklamasının gündemi ekonomik krizdi. Toplantıda konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Ekonomik kriz, işsizlik, zamlar, pandemi, borçlanma derken ülkemizde insanca yaşamak bir yana hayatta kalmak bile her gün zorlaşıyor” dedi.

Bu düzen toplumun işini, aşını, geçimini ve sağlığını korumuyot aksine tehdit ediyor” diyen Çerkezoğlu, “Bu düzenin çarkları, dünyanın tüm değerlerini ve güzelliklerini üreten bizleri, işçileri, emekçileri, kamu emekçileri, mühendisleri, mimarları, hekimleri, avukatları, aydınları, akademisyenleri, sanatçıları, gençleri, kadınları, emeklileri, emekli dahi olamayanları ezdikçe eziyor” ifadelerini kullandı ve şöyle devam etti:

Bu düzenin çarkları, zengini daha zengin etmek, bankaların kasalarını doldurmak, şirketleri ihalelerle beslemek üzere kurulmuş. Bu düzenin çarkları sermayeye sömürecek ucuz emek, yağmalanacak doğa, talan edilecek kentler yaratmak üzere dönüyor.

Halk işsizlikle, açlıkla, yoksullukla, artan borçlarla, salgınla mücadele ederken 20 yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarı ülkenin tüm kaynaklarını, bir avuç patronu ve ayrıcalıklı zümreyi korumak için seferber etti, etmeye devam ediyor.

Halk işe, ekmeğe, insanca bir yaşama olduğu kadar demokrasi, adalet ve hukuka da aç. Bu düzen yurttaşların hakkını, hukukunu çiğniyor, adaletsizliği büyütüyor.

Halkın gerçeği ile bir avuç ayrıcalıklı kesimin gerçeği arasındaki fark, tek sesli medyanın propaganda yayınlarıyla perdelenmek isteniyor. Üstü örtülemeyen hakikate dair çığlıklar, baskı ile, şiddet ile, sansür ile, zor ile bastırılmak isteniyor. Hakkını arayan ve gerçekleri söyleyen herkes bu düzenin hukuk dışı zorbalıklarıyla karşı karşıya kalıyor.

“Bu düzen böyle gitmez”

Bu düzen böyle gitmez. Halkı yoksulluğa, açlığa, işsizliğe, borçluluğa ve güvencesizliğe mahkûm eden bu akıl dışı düzen Türkiye’nin sırtında bir yüktür.

20 yıldır ülkeyi yönetenler ve tüm yetkileri tek kişide toplayanlar sorumluluktan kaçamaz. Ülkenin kanayan sorunlarını kendi dışındaki herkese ve her şeye bağlayan bir yönetim anlayışına artık yeter diyoruz.

Gün şikâyet etme günü değildir. Biz tüm sömürülenler, yoksullaşanlar, ezilenler olarak bu düzeni değiştirme, 82 milyonun insanca yaşayacağı bir ülkeyi inşa etme gücümüz var.

1 Mayıs, İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma günü ülkenin dört bir yanında gücümüzü ve coşkumuzu meydanlara taşıdığımız bir gün olacaktır. Dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de işçilerin ve emekçilerin, bu günü kendi belirledikleri, kentin en merkezi meydanlarında, İstanbul’da da Taksim 1 Mayıs alanında coşkuyla kutlama hakkı vardır.

Ulusal ve uluslararası mahkemelerce de kabul edilen bu hakkın 2013’ten beri keyfi biçimde gasp edilmesini, Taksim 1 Mayıs alanının yasaklanmasını kabul etmediğimizi ve Taksim 1 Mayıs meydanı yasağı başta olmak üzere, yasakların kalktığı bir ülke için mücadele kararlılığımızı buradan bir kere daha ifade etmek isteriz.

Biz 1 Mayıs Birlik Mücadele ve Dayanışma Gününe giderken birlikte değiştirme irademizi işyeri işyeri, sokak sokak, meydan meydan örgütleyeceğimizi, Türkiye’nin dört bir yanında 1 Mayıs meydanlarında omuz omuza olacağımızı ilan ediyor, emekten, barıştan, demokrasiden, eşitlikten, özgürlükten yana olan herkesi 1 Mayıs meydanlarında buluşmaya çağırıyoruz.

Paylaşın