Altılı Masada Adaylığı İçin Tereddüt Mü Var? Kılıçdaroğlu’ndan Yanıt

Muhalefetin cumhurbaşkanı adayının kim olacağına dair tartışmaları yorumlayan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, altılı masada bu konu üzerinde hiç konuşmadıklarını söyledi. Kılıçdaroğlu, “Biz cumhurbaşkanı adayının niteliklerini belirleyen bir paragraf yazalım diye konuştuk ve bunu yazıp ilan ettik” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, gündemde yer olan konulara ilişkin olarak Cumhuriyet gazetesi yazarı Orhan Bursalı’nın sorularını yanıtladı .

Ana muhalefet partisi lideri, “Altılı masada sizin adaylığınız konusunda bir şüphe mi var?” şeklindeki soru üzerine bu konuyu aralarında hiç konuşmadıklarını söyledi. Ardından şunları kaydetti:

“Sadece şu görüşüldü: Cumhurbaşkanlığı ile ilgili gazetecilerden çok soru geliyor, o zaman biz cumhurbaşkanı adayının niteliklerini belirleyen bir paragraf yazalım diye konuştuk ve bunu yazıp ilan ettik.

Cumhurbaşkanlığı adaylığının çok fazla gündeme getirilmesi, aslında ekonomide yaşanan bunalımı toplumun gözünden kaçırma amacı taşıyor. Çünkü bu kadar ciddi konu varken, kim cumhurbaşkanı adayı olacak tartışmasını sürekli yaparsanız ve neden Cumhur İttifakı kendi adayını açıklamıyor diye sormazsanız, doğru olmaz. Erdoğan ne zaman açıklarsa ve seçim kararını ne zaman alırsa biz de o zaman adayı açıklarız.

Ülkenin içinde bulunduğu feci tablo fazla tartışılsın istenmiyor. Bu nedenle adaylık tartıştırılıyor. Ayrıca konuyu, cumhurbaşkanı adayı kim olacak noktasına indirmeyi de doğru bulmuyorum, sorun o değil ki, tek adam rejiminin gitmesi temel sorun.”

Bursalı’nın yönelttiği diğer sorular ve Kılıçdaroğlu’nun bunlara verdiği yanıtlar şöyle:

Cumhurbaşkanı henüz adaylığını açıklamadı.. Altılı Masa bileşenleri de ortak adaylarını açıklamakta acele etmiyor.. Erdoğan’ın adaylığına kesin gözüyle bakılıyor, acaba Altılı Masa, kendi adayını ilan etmeyi Erdoğan’ın adaylığını açıklamasına mı endeksledi?

Hayır, Altılı Masa’da öyle bir durum yok. Şu anda seçim sathı mailine girilmiş ve seçim kararı alınmış, açıklanmış değildir. Hükümetin seçimi ilan etmesi lazım. Dolayısıyla ortak adayı şimdiden açıklamanın da anlamı yok.

Seçim zamanı yasayla belirlenmiş zaten, ayrıca hükümetin seçimler şu zaman yapılacak diye bir karar alması gerekiyor mu? 

Bunun resmen kamuoyuna deklare edilmesi gerekir. Biz de Millet İttifakı olarak oturup konuşur ve ortak adayı açıklarız.

Altılı Masa’da yeni bir durum ortaya çıktı.. Milletvekili seçimi konusunda CHP ve İYİ Parti dışında ayrı bir ittifak tartışılıyor, DEVA ve Gelecek Partisi seçimlere kendi amblemleriyle girecek. Bir üçüncü ittifakın yüzde 7 barajını aşması durumunda muhalefet Meclis’te daha güçlü olur mu?

Millet İttifakı’nda partiler şimdi şunu araştırıyor: Hangi parti hangi ilde hangi ittifaklarla seçimlere girerse daha fazla milletvekili şansı elde edilir? Bunun çalışmasını yapıyor partiler; biz de yapıyoruz. Sağlıklı bir sonuç elde etmek için, illerde her birimizin bağımsız olarak yapacağı anketlerin sonucundan yola çıkacağız. Henüz bunlar yapılmadı. Olası ittifakların hangi partilere ne kadar milletvekili kazandıracağı hesaplarının kesinleşmesi lazım. Sonra bu veriler masaya gelecek, oturup konuşacak ve kararlar alacağız.

YSK, damgalı olmayan pusulaları geçerli saymak gibi kararlar almıştı. Bu kez de sonuçları etkileyecek beklenmedik kararlar alır mı?

Dilerim olmaz.. YSK hangi kararları alırsa alsın, sonuçta biz sandık tutanaklarıyla milletin önüne çıkacağız; hangi sandıktan hangi parti kaç oy aldı, hepsini biliyor olacağız, İktidar parti temsilcisinin de imzası olacak tutanakta biz bunları toplayacak ve kamuoyuna açıklayacağız. Seçimi almak için her yola başvurabilirler ama biz kararlılığımızı göstereceğiz..

Nelere başvurabilirler?

Sandık açılırken acaba Millet İttifakı temsilcilerini bir yere gönderebilir miyiz arayışı içine girebilirler, oy toplamlarını değiştirmeye, bizim oyları başka partilere yazmaya kalkışabilirler. Bütün olasılıklara göre sandık temsilcilerimizi eğiteceğiz.

Seçimleri kazandığınızı varsayalım, daha şimdiden devleti kimlerle nasıl yöneteceğinize ve gerekli atamaları yapmaya yönelik bir çalışmanız var mı?

Bu çalışma elbette yapılacak, işi uzmanına liyakat sahibine vermek için altı lider zaten bu konuda açıklama yaptı.

Devlet içinde iktidarın kızağa çektiği bürokratlar var, onlarla mı çalışacaksınız? Aralarında FETÖ’cüler de olabilir.

İçeridekiler de dışarıda olanlar da var. 27.5 yılını bürokraside geçiren kişi olarak söyleyeyim, görevini yasalara uygun yapanlarla sorunumuz yok, siyasi görüşüne bakmayız; tabii FETÖ ve başka bir terör örgütü mensubu haricinde. Bu konuyu Altılı Masa’da konuştuk, siyasi ahlak yasası çıkaracağız, parlamentoyu kirlilikten arındıracağız.

Paylaşın

Karamollaoğlu, Enflasyon Üzerinden İktidara Yüklendi

Partisinin haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan SP Lideri Karamollaoğlu, “ÇAYKUR, çaya yüzde 44 zam yaptı.. Kusura bakmayın ama siz, bu kafayla enflasyonu değil; çiftçiyi, üreticiyi sıfırlarsınız. Hayat pahalılığına değil, tüketicinin alım gücüne darbe vurursunuz ancak” dedi.

Haber Kaos / Türkiye’nin bir an evvel gerçek gündemine dönmesini gerektiğini belirten Karamollaoğlu, Türkiye’nin asıl gündeminin enflasyon, hayat pahalılığı, yağmur gibi yağan zamlar, yolsuzluk, bitirilen tarım ve yok edilen hayvancılık olduğunu söyledi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu haftalık basın toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Karamollaoğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı, “büyük bir müjde olarak” yaş çay taban fiyatlarını açıkladı. Müjde dedikleri artış kaç? yüzde73. Peki tarım sektörünün girdilerinde yaşanan artışlar ne kadar? Gübre yüzde 300 artmış, mazot yüzde 300 artmış. Fakat yaş çay yüzde 73 artıyor. Erdoğan’ın bu açıklamasından hemen sonra ise; ÇAYKUR, çaya yüzde 44 zam yaptı.. Kusura bakmayın ama siz, bu kafayla enflasyonu değil; çiftçiyi, üreticiyi sıfırlarsınız. Hayat pahalılığına değil, tüketicinin alım gücüne darbe vurursunuz ancak.

Görünen o ki; küresel bir gıda krizi kapıya dayanmıştır. Gıda ve tarımda kendi kendine yeterlilik çok daha önemli hale gelmiştir. Bu yüzden artık gıda, tarım ve hayvancılığı öncelikli alan ilan edip; derhal bir “Milli Tarım ve Gıda Stratejisi” belirlenmelidir.

Türkiye’de hiç uçak inmeyen havalimanları var. Örneğin Balıkesir Havalimanı, Edremit’te Havalimanı var; 80 kilometre mesafede bir yenisi daha yapılıyor. Kulesi var, hizmet binası var, pisti var, personeli var. Tek şey eksik; uçak. Allah’tan korkun! Umarız şimdi Rize-Artvin Havalimanı da aynı akıbeti yaşamaz. Çünkü buralara harcanan para, Külliye’ye öbeklenmiş 3-5 kişinin cebinden değil; 85 milyonluk Türkiye’nin cebinden çıkıyor.

“Bu iktidarın yıktığı ne varsa düzelteceğiz!”

Bugün, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle gençlerimize seslenmek istiyorum; Türkiye’nin yarınlarında size ihtiyacımız var. Saadet Partisi olarak söz veriyoruz; sizi hor gören, fikirlerinize tahammül edemeyen, geleceğinize ipotek koymak isteyen bu iktidarın yıktığı ne varsa düzelteceğiz!

Cebinizdeki telefona kimsenin laf etmediği, teknoloji ürünlerine sahip olmanın imkansız, yurt dışı seyahatinin hayal olmadığı bir Türkiye’yi sizinle birlikte kuracağız. Sinemaya ve tiyatroya gitmenin, hatta kahve içmenin dahi lüks sayıldığı, en temel ihtiyaçları karşılamanın zorlaştığı, günlerinizi gelecek kaygısıyla geçirdiğiniz bu kötü gidişe sizinle birlikte dur diyecek ve bu karamsar tabloyu hep birlikte değiştireceğiz. “İnsanca Yaşam”ı sizinle birlikte, sizin için kuracağız!

Paylaşın

Kirlilik Yüzünden Her Yıl 9 Milyon Kişi Hayatını Kaybediyor!

Dünyanın önde gelen tıp dergilerinden The Lancet’in 2015’teki kapsamlı kirlilik ve sonuçları raporunu güncellediği son araştırması dünya çapında her yıl ortalama hâlâ 9 milyon insanın kirlilik yüzünden hayatını erken kaybettiğini ortaya koydu.

BBC Türkçe’de yer alan habere göre, Lancet Komisyonu tarafından toplanan veriler, kirliliğin dünya çapında insan sağlığı ve erken ölümler açısından en önemli çevre riski faktörü olduğunu ve 2019’da her 6 ölümden birinin sebebinin kirlilik olduğunu ortaya koydu.

Sadece -kirlilikten en çok etkilenen ülke listesinin başındaki- Hindistan’da 2019 yılında 2 milyon 300 bin kişi kirlilik yüzünden zamanından önce öldü. Bu insanların 1,6 milyonu hava kirliliği, yarım milyonu da su kirliliği nedeniyle yaşamlarını yitirdi.

Komisyonun 2015 yılında hazırladığı kapsamlı kirlilik ve sağlık raporuna güncelleme niteliğindeki son araştırmada, aşırı yoksullukla ilişkili, söz gelimi ev içi hava kirliliği ya da su kirliliği gibi faktörlerden ölümlerde bir azalma meydana geldi.

Fakat, sanayi kirliliği, genel hava kirliliği ve zehirli kimyasal maddelerin yol açtığı kirlilikten ölümlerde meydana gelen artış yüzünden, toplam sayıların gerilemediği belirlendi.

Küresel olarak ev içi ve genel ortam kirliliğinin 2019 yılında toplam 6 milyon 700 bin kişinin ölümüne yol açtığı kaydediliyor.

Rapora göre su kirliliği aynı yıl 1 milyon 400 bin kişinin, sadece kurşun kirlenmesi ise 900 bin kişinin zamansız ölümüne yol açtı.

Sanayileşme ve kentleşmenin sonucu olarak ortaya çıkan bu tür “modern kirlilik” türlerinin yol açtığı ölümler, araştırmaya göre 2015 yılından bu yana yüzde 7 artış göstermiş.

2000 yılı başlangıç alınırsa bu tür kirliliklerden ölümlerde yüzde 66’nin üzerinde yani çok daha vahim boyutta bir artık gözleniyor.

Araştırmaya göre dünya çapında kirlilik yüzünden ölümlerin yüzde 90’ı düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşanıyor ve listenin başında 2,36 milyon ile Hindistan var. Onu, 2,1 milyon ile ikinci sırada Çin izliyor.

Tehlikeler ve uyarılar

Lancet’in son araştırmasında yıllardır Birleşmiş Milletler kurumları ve bu konuda çalışan diğer örgütler, hükümetler ve bireylerin devam eden çabalarına rağmen kirlilik konusunda genel olarak ve özellikle de bu sorunun en ağır yaşandığı düşük ve orta gelirli ülkelerde çok az gerçek ilerleme sağlanabildiği kaydediliyor.

Raporda kirlilik ve kirlilikle bağlantılı hastalıkların kontrol altına alınması için acilen adım atılması, eylem planlarında özellikle hava kirliliği ve kurşun-kimyasal atık kirliliğine odaklanılması çağrısı yapılıyor.

Kirliliğin, iklim değişikliği, bio-çeşitlilik kaybı gibi diğer iki önemli meseleyle yakından bağlantılı olduğu hatırlatılıyor. Kirliliğin de tıpkı diğer ikisi gibi yerel sorunlar olmadığı ve küresel çapta önlemler gerektirdiği vurgulanıyor.

Paylaşın

NATO Hangi Amaçla Kuruldu, Devletler Neden NATO’da Yer Almak İstiyor?

“North Atlantic Treaty Organization” Türkçesi “Kuzey Atlantik Paktı Teşkilatı” bildiğimiz ismiyle NATO. İkinci Dünya Savaşının ardından 12 ile ülke kurulan bugün 30 ülkenin içinde yer aldığı NATO sınırlarını gün geçtikçe genişletiyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Finlandiya ve İsveç resmen NATO’ya üyelik başvurusu yaptı. İki ülke, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası ittifaka katılma kararı aldı.

Peki, NATO neden kuruldu, amacı nedir, nasıl finanse ediliyor, devletler neden NATO’da yer almak istiyor?

“Halklara Karşı Bir Örgütlenme NATO” kitabının yazarı Semih Hiçyılmaz Bianet’ten Ruken Tuncel’e anlattı.

NATO neden kuruldu: NATO, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1949’da ABD, Kanada, İngiltere, Fransa ve İtalya gibi ülkelerin içinde olduğu 12 ülke tarafından Sovyetlere karşı kuruldu.

İkinci dünya savaşından sonra güçlenen yeni emperyalist güçler “birimize saldırı hepimize saldırıdır” diyerek, Sovyetlere, dünyada yükselen sosyalist mücadeleye ve işçi sınıfına karşı örgütlenmeye gitti. Amaçları dünya çapında sosyalizmin kazandığı prestijin önünü kesmekti.

NATO nasıl finanse ediliyor: Her ülkeden ciddi bir kaynaklar aktarılıyor. Ülkeler sömürdükleri ülkelerden elde ettikleri gelirlerin önemli bir kısmını NATO aktarıyor.

NATO’da yer almak ülkeler için neden önemli: Kapitalist bir yol seçen bir devlet kendini daha güçlü hissetmek için NATO yer almak istiyor. Esas amaç da, pazar paylaşımda yer almak. Bugün Fillandiya bugün pratik tartışmalarda Rusya tehdidine karşı gerekçeler öne sürülüyor. Bugün Ukrayna, Rusya, ABD, NATO ülkeleri arasında bir pazar paylaşımı var. Fillandiya ve İsveç de tıpkı diğer ülkeler gibi bu Pazar paylaşımının içinde olmak istiyor.

NATO denildiğinde neden akla savaş geliyor: Çünkü NATO emperyalist bir savaş örgütü, saldırı amacıyla kurulmuş bir örgüt. Bunun dışında başka bir amacı yok silahlı bir savaş örgütü, kurulduğu günden bugüne kadar NATO’yu nerede gördüysek savaş var, kan var. Gittiği hiçbir yerde halklara zulümden başka bir şey getirmedi.

Türkiye NATO’ya ne zaman katıldı?

Türkiye, NATO üyeliğine resmen ilk başvuruyu 11 Mayıs 1950’de yaptı. Cumhuriyet Halk Partisi tarafından yapılan bu başvurudan herhangi bir sonuç alınamadı. Seçimlerin ardından ise NATO’ya girme çabaları, iktidarı kazanan Demokrat Parti tarafından yürütüldü. Bu doğrultuda 1950 yılında Kore Savaşı’na asker gönderen Türkiye, 1952’de Yunanistan ile birlikte NATO üyeliğine resmen kabul edildi.

NATO operasyonları

NATO, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte ortaya çıkan yeni uluslararası atmosferde kendine yeni sorumluluklar atfederek, proaktif bir rol üstlendi.

90’lı yılların başında bazı askeri operasyonlar gerçekleştirdi. Irak’ın Kuveyt’i işgali sonrasında yürütülen “Operasyon Anchor Guard” bu operasyonların ilkiydi.

Bir diğer operasyonu ise; El-Kaide’nin 11 Eylül 2001’de ABD’deki ikiz kulelere saldırısının ardından  Ekim 2001’de başlatılan Etkin Çaba Harekâtı (Operation Active Endeavour) oldu. Bu harekât, “teröre karşı” düzenlenen ve Antlaşmanın 5. maddesinin öngördüğü kolektif savunma prensibine dayanan ilk operasyon olarak biliniyor. Etkin Çaba Harekâtı ile birlikte ittifak tarihinde ilk kez Washington Antlaşması’nın 5. maddesi işletildi.

2004 yılından itibaren NATO üyesi olmayan ülkelerin de içinde yer aldığı harekât, Ekim 2016’da resmi olarak sonlandırılana kadar devam etti.

2000’lerde Afganistan ve Afrika Burnu gibi farklı yerlerde de operasyonlar düzenleyen NATO, bu operasyonları beşinci maddenin ortaya koyduğu “kolektif savunma” ilkesine dayandırmak yerine, kriz yönetimi başlığı altında yürüttü.

2014’de düzenlenen Galler Zirvesi’nde ise kolektif savunma prensibi yeniden ön plana çıkarak bu tarihte ortaya konan “Hazırlık Eylem Planı’nın temelini oluşturdu.

Resmi web sitesinde yer aldığı bilgiye göre; NATO, Akdeniz ve Kosova’da hâlâ aktif olarak bulunuyor.

Akdeniz’de “deniz güvenliği” adına varlığını korumaya devam eden ve Türkiye’de Patriot füzeleri ve Havadan Erken İhbar ve Kontrol uçakları konuşlandıran NATO, Rusya’nın 2014’te Ukrayna’ya düzenlediği askeri operasyonlardan itibaren hava-sahası önlemlerini artırdığını belirtiyor.

NATO Antlaşma Metni

Madde 1 – Taraflar, BM Yasası’nda ortaya konduğu üzere, karışmış olabilecekleri herhangi bir uluslararası anlaşmazlığı, uluslararası barış ve güvenlik ve adaleti tehlikeye sokmadan barışçıl yollarla çözmeyi ve uluslararası ilişkilerinde BM’in amaçlarına aykırı olacak şekilde güç kullanımı ya da tehdidinden sakınmayı taahhüt etmektedirler.

Madde 2 – Taraflar, özgür kurumlarını güçlendirerek, bu kurumların üzerine kurulu olduğu ilkelerin daha iyi anlaşılmasını sağlayarak ve istikrar ile refah koşullarını geliştirerek barışçıl ve dostça uluslararası ilişkilerin daha da geliştirilmesine katkı yapacaklardır. Uluslararası ekonomi politikalarında çatışmayı ortadan kaldırmaya yönelecekler ve taraflardan herhangi biri ya da hepsi ile ekonomik işbirliğini teşvik edeceklerdir.

Madde 3 – Bu Antlaşma’nın amaçlarına daha etkin biçimde ulaşabilmek için Taraflar, tek tek ve ortaklaşa olarak, sürekli ve etkin öz-yardım ve karşılıklı yardımlarla, silahlı bir saldırıya karşı bireysel ve toplu direnme kapasitelerini koruyacaklar ve geliştireceklerdir.

Madde 4 – Taraflardan herhangi biri, Taraflardan birinin toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı ya da güvenliğinin tehdit edildiğini düşündüğü zaman, tüm Taraflar birlikte danışmalarda bulunacaklardır.

Madde 5 – Taraflar, Kuzey Amerika’da veya Avrupa’da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceği ve eğer böyle bir saldın olursa BM Yasası’nın 51. Maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerleri ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak saldırıya uğrayan Taraf ya da Taraflara yardımcı olacakları konusunda anlaşmışlardır. Böylesi herhangi bir saldın ve bunun sonucu olarak alınan bütün önlemler derhal Güvenlik Konseyi’ne bildirilecektir. Güvenlik Konseyi, uluslararası barış ve güvenliği sağlamak ve korumak için gerekli önlemleri aldığı zaman, bu önlemlere son verilecektir.

Madde 6 – Madde 5 açısından, Taraflardan bir ya da daha çoğuna karşı silahlı saldın, aşağıdakileri de kapsar: – Tarafların Avrupa ya da Kuzey Amerika’daki topraklarına, Fransa’nın Cezayir Bölgesine (**), Türkiye topraklarına veya Taraflardan herhangi birinin egemenliği altında olan ve Yengeç Dönencesi’nin kuzeyinde yer alan adalara yapılan silahlı saldırı; – Bu topraklarda ya da bu toprakların üzerindeki hava sahasında bulunan, ya da Antlaşma’nın yürürlüğe girdiği tarihte Taraflardan herhangi birinin işgal kuvvetlerinin üslenmiş bulunduğu herhangi bir Avrupa toprağında veya Akdeniz’de, ya da Yengeç Dönencesi’nin kuzeyindeki Kuzey Atlantik bölgesinde bulunan Tarafların herhangi birine ait kuvvetlere, gemilere, ya da uçaklara yapılan silahlı saldın.

Madde 7 – Antlaşma, BM üyesi olan Tarafların BM Yasası uyarınca sahip oldukları hak ve yükümlülüklerini veya Güvenlik Konseyi’nin uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması konusundaki temel sorumluluğunu herhangi bir şekilde etkilemez ve etkilediği şeklinde yorumlanamaz.

Madde 8 – Her bir Taraf, kendisi ile diğer Taraflar ya da üçüncü bir devlet arasında şu an yürürlükte olan uluslararası sözleşmelerin, bu Antlaşma’nın hükümleri ile çelişmediğini beyan eder ve Antlaşma ile çelişen uluslararası sözleşmelere girmemeyi taahhüt eder.

Madde 9 – Taraflar, bu Antlaşma’nın uygulanması ile ilgili konulan ele almak üzere hepsinin temsil edileceği bir Konsey oluştururlar. Konsey, herhangi bir zamanda acil olarak toplanabilecek şekilde düzenlenecektir. Konsey, gerekli gördüğü ikincil organları oluşturacaktır. Özellikle Madde 3 ve Madde 5’in uygulanmasına ilişkin önlemleri önerecek bir savunma komitesi derhal oluşturulacaktır.

Madde 10 – Taraflar, bu Antlaşma’nın ilkelerini geliştirebilecek ve Kuzey Atlantik Bölgesinin güvenliğine katkı yapacak durumda olan herhangi bir Avrupa devletini bu Antlaşma’ya katılmaya oy birliği ile davet edebilirler. Davet edilen Devlet katılım belgesini Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti’ne vererek bu Antlaşma’ya taraf olabilir. Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti aldığı her bir katılma belgesinden tüm Tarafları haberdar edecektir.

Madde 11 – Bu Antlaşma Taraflarca kendi anayasal süreçleri uyarınca onaylanacak ve hükümleri uygulanacaktır. Onay belgeleri en kısa zamanda Amerika Birleşik Devletleri Hükümetine teslim edilecek, bu Hükümet de aldığı her belgeden tüm Tarafları haberdar edecektir. Antlaşma, Belçika, Kanada, Fransa, Lüksemburg, Hollanda, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri dahil olmak üzere imzacıların çoğunluğu tarafından onaylanır onaylanmaz, onaylayan Devletler arasında yürürlüğe girecektir; diğer Devletler açısından ise onaylarının verildiği tarihte yürürlüğe girecektir. (***)

Madde 12 – Antlaşma 10 yıl boyunca yürürlükte kaldıktan sonra, ya da daha sonra herhangi bir tarihte, Taraflar, içlerinden herhangi birinden talep geldiği takdirde, Kuzey Atlantik Bölgesinde barış ve güvenliği etkileyen faktörleri ve BM Yasası uyarınca uluslararası barış ve güvenliği korumak amacıyla yapılan evrensel ve bölgesel düzenlemeleri göz önüne alarak, Antlaşmanın gözden geçirilmesi amacıyla görüşmelerde bulunacaklardır.

Madde 13 – Antlaşma 20 yıl boyunca yürürlükte kaldıktan sonra herhangi bir Taraf, ayrılma bildirimini Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti’ne vermesinden bir yıl sonra Taraf olmaktan çıkabilir. ABD Hükümeti aldığı her ayrılma bildiriminden tüm Tarafları haberdar edecektir.

Madde 14 – İngilizce ve Fransızca metinleri aynı derecede otantik olan bu Antlaşma, Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti’nin arşivlerinde saklanacaktır. Onaylı kopyalar, bu hükümet tarafından imzacı diğer hükümetlere iletilecektir.

* Yunanistan ve Türkiye’nin katılımı üzerine Kuzey Atlantik Antlaşması Protokolü’nün 2. Maddesi doğrultusunda değiştirilmiş haliyle.

** 16 Ocak 1963 tarihinde Konsey, Fransa’nın Cezayir Bölgesi söz konusu olduğunda, bu Antlaşmanın ilgili hükümlerinin 3 Temmuz 1962 tarihinden itibaren uygulanamaz hale geldiğini kaydetti.

*** Antlaşma, bütün imzacı devletlerin onaylan verildikten sonra 24 Ağustos 1949’da yürürlüğe girdi.

Paylaşın

830 Milyon Yıllık Organizmalar Bulundu: Hala Canlı Olabilirler

Bir jeolog ekibinin yeni keşfi, Dünya’daki eski yaşamın anlaşılması için inanılmaz bir fırsat yarattı. 830 milyon yıl önce oluşmuş bir tortul kayaç parçasının içindeki kaya tuzu kristallerine hapsolmuş yaşam formları tespit edildi.

Dahası, kaya tuzu içine sıkışan prokaryotik ve ökaryotik yaşam formlarının hâlâ canlı olabileceği düşünülüyor.

Bakteriler ve mavi-yeşil alglerin de dahil olduğu, gerçek çekirdek zarlarına veya organellere sahip olmayan hücre formları prokaryot olarak sınıflandırılıyor.

Hem zara bağlı bir çekirdeğe hem de organellere sahip olan hücre formlarına ise ökaryot adı veriliyor.

Bilim insanları bu eski kaya parçasının içindeki organizmaların büyük ölçüde mavi-yeşil alglerden oluştuğunu ifade ediyor.

Keşif, kaya tuzu sayesinde milyonlarca yıl önce gezegendeki tuzlu su ortamını incelemek için eşsiz bir fırsat sunuyor.

Bunun yanı sıra bulgular sadece Dünya’da değil, aynı zamanda büyük tuz birikintilerinin tespit edildiği Mars’ta da olası eski yaşam formlarına dair ipuçları verebilir.

Organizmalar nasıl hapsoldu?

Uzmanlara göre kaya tuzları, “sıvı kapanı” diye de adlandırılıyor. Zira son derece tuzlu su ortamında meydana gelen kaya tuzu kristalleri, oluşumları sırasında küçük miktarda deniz suyunu içine hapsediyor.

Bu sıvı, mikroskobik yaşam formlarını barındırıyorsa organizmalar da küçük bir çevre içinde sıkışıp kalabiliyor.

Yeni araştırma Batı Virginia Üniversitesi’nden jeolog Sara Schreder-Gomes ve meslektaşları tarafından Avustralya’da yürütüldü.

Kıtanın merkezi şu anda çöl olsa da bir zamanlar burada tuzlu bir deniz uzanıyordu.

Bu nedenle araştırmacılar Orta Avustralya’daki 830 milyon yıllık tortu tabakası Browne Formasyonu’ndan örnekler topladı.

Buradan toplanan numuneler optik araştırma yöntemleriyle incelendi. Yani ekip numuneleri parçalamadı veya onların yapısını bozacak herhangi bir müdahalede bulunmadı.

Ultraviyole ve görünür ışıkla numuneleri mikroskop altında inceleyen ekip, sıvı kapanlarının organik malzeme içerdiğini gördü. Bu da tuz kristallerinin mikroorganizmalara ev sahipliği yaptığı anlamına geliyordu.

Hakemli bilimsel dergi Geology’de yayımlanan araştırmada şu ifadelere yer verildi:

Bu nesneler boyut, şekil ve floresana verdikleri tepki açısından prokaryot ve ökaryot hücreleri ve organik bileşiklerle tutarlıdır.

Hâlâ canlı olabilirler

ABD’deki West Chester Üniversitesi’nden araştırmacılar, 2000 yılında yürütülen bir çalışmada 250 milyon yıl öncesine ait kristallerde canlı prokaryotlar keşfetmişti. Bu tuz kristalleri içinde daha önce bilinmeyen, spor oluşturan bakteri türleri tanımlanmıştı.

Buradan hareketle yeni araştırmanın arkasındaki ekip de inceledikleri kristallerin içindeki organizmaların canlı olabileceğini belirtiyor.

Araştırma makalesinde, “Dunaliella algleri gibi bazı mikroorganizmalar, ev sahibi sular çok tuzlu hale geldiğinde büzülür ve biyolojik aktiviteyi büyük ölçüde azaltır” ifadeleri yer alıyor:

Bu alg hücreleri, daha sonraki sel olayları sırasında yeniden canlanabiliyor. Browne Formasyonu’ndan alınan mikroorganizmaların da canlı olması makul.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu, SADAT Önüne Neden Gittiğine Açıklık Getirdi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBM’deki grup toplantısında, Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret AŞ.’nin (SADAT) önüne neden gittiğine ilişkin konuştu.

Konuşmasında, “Erdoğan’a sormak isterim; sana ne danışmanlığı verdiler? Sen bunları ne için kullandın?” diye soran Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı;

“Kurucusu, Erdoğan’ın eski danışmanı emekli bir general. Kâr amaçlı şirketin yöneticisi, bu kişi Erdoğan’ın danışmanlığını yaptığı dönemde devletin en hassas konuların tartışıldığı masada aynı zamanda. Bir danışman ordudan atılmış Erdoğan bunu kendisine baş danışman olarak alıyor. Devletin en hassas konularının tartışıldığı yerde bu da orada oturuyor.

Devletin kârı nerede? Ne iş yapıyor? Resmi sitesindeki ifadeler: suikast, gayrı nizami harp, istihbarat, gerilla, psikolojik harp harekatı, sokak hareketleri tetkikleri anlatılıyor, tedhiş. Bunun Türkiye Cumhuriyeti devletinin cumhurbaşkanlığı danışmanlığında ne işi var?

Oraya gittik. Engin Bey zile bastı. Bu SADAT’ın görevi amacı nedir bilgilenmek istiyoruz… İki kişi gitti haber verelim dediler, bir daha da gelmediler. Bu kadar da korkak bir yapı.

“Sana ne danışmanlığı verdiler?”

Erdoğan’a da sormak isterim; bir, bunlar senin yanında hizalandılar. Sana ne danışmanlığı verdiler? Çık bu millete anlat kardeşim. İki, sen bunları ne için kullandın? Bunlarla mı bizi korkutamaya çalışacaksın? Sen kim olursan ol CHP’yi ve onun bireylerini asla korkutamazsın.

Buradan milletimize de seslenmek isterim. Bu para için mehdilik hikâyeleri anlatan şirketin ve yapıların karşısında daha güçlü daha kararlı ve daha cesur bir şekilde karşılarında dimdik durmalıyız.

“Psikolojik harbin ortasındayız”

Buradan benzer bütün yapılara, birilerinin katipliğini yapan mektupçu mafyalara kendini derin devlet ilan etmiş müptezellere, milletimizin özgürlüklerini tehdit etme gafletinde bulunanlara da sesleniyorum; haddinizi bilin.

Aynı zamanda bir psikolojik harbin ortasındayız. Bu kurumlar sarayla iş birliği yaparak pek çok pozisyonlar yaratabilirler pek çok yalan yanlış söylemler geliştirebilirler. O nedenle SADAT’a gittim. Herkesin dikkatini çekmek için gittim.”

CHP lideri, partinin İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında verilen mahkeme kararına dair de şunları söyledi: “Geçen hafta Erdoğan’ın bir siyasi intikamına tanık olduk. İstanbul İl Başkanımız Canan Hanımı mahkum ettiler. Mahkum etmekle kalmadılar bir de siyasi yasak getirdiler. Yasaklarla özellikle siyasi tutuklularla Türkiye asla yol almamıştır.

Parti kapatmakla, farklı düşündü diye bir insanı hapse atmakla demokrasi gelmez. Demokrasi herkesin özgürce düşüncesini ifade edebildiği ortamı yaratmak demektir. Benim söylemime katılmayabilirsiniz ama dinleyebilirsiniz.”

Gezi davası tutuklularının da yalnız olmadığını söyleyen Kılıçdaroğlu, “Onlarla, aileleriyle, onların düşünce ve idealleriyle beraber olacağız. Mücadelemiz demokrasi, insan hakları, yargı bağımsızlığı, kadın erkek eşitliği mücadelesidir. Mücadelemiz hakkı, hukuku bu ülkede inşa etme mücadelesidir” dedi.

Paylaşın

Türkiye Nüfusunun Yüzde 15,3’ü Genç

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), İstatistiklerle Gençlik 2021 verilerini açıkladı. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre 2021 yılı sonu itibarıyla Türkiye’nin toplam nüfusu 84 milyon 680 bin 273 kişi.

15-24 yaş grubundaki genç nüfusun yüzde 51,3’ünü erkek nüfus, yüzde 48,7’sini ise kadın nüfus oluşturdu. Nüfus projeksiyonlarına göre genç nüfusun toplam nüfus içindeki oranının 2025 yılında yüzde 14,3, 2030 yılında yüzde 14,0, 2040 yılında yüzde 13,4, 2060 yılında yüzde 11,8 ve 2080 yılında yüzde 11,1’e düşeceği öngörüldü.

Hakkari’de genç nüfus yüksek

ADNKS sonuçlarına göre 2021 yılında genç nüfus oranının en yüksek olduğu il, yüzde 22,8 ile Hakkari oldu. Bu ili yüzde 22,1 ile Şırnak ve yüzde 21,8 ile Siirt izledi. Genç nüfus oranının en düşük olduğu il yüzde 12,3 ile Muğla oldu. Muğla ilini yüzde 12,7 ile Dersim ve Balıkesir illeri izledi.

AB ve Türkiye karşılaştırması

Türkiye’nin genç nüfus oranının yüzde 15,3 ile Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin genç nüfus oranlarından daha yüksek olduğu görüldü. Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin genç nüfus oranları incelendiğinde, 2021 yılında genç nüfus ortalaması yüzde 10,6 oldu.

AB üye ülkeleri arasında en yüksek genç nüfus oranına sahip olan ülkelerin sırasıyla İrlanda, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Danimarka. En düşük genç nüfus oranına sahip olan ülkeler ise Bulgaristan, Çekya ve Letonya.

Evli olan genç kadınların oranı, evli olan genç erkeklerin oranının yaklaşık 4 katı oldu

TÜİK’in aktardığına göre “Genç nüfus yasal medeni duruma göre incelendiğinde”, cinsiyetler arasında önemli farklılıklar olduğu görüldü. Genç erkek nüfusun 2021 yılında yüzde 96,2’sinin hiç evlenmemiş, yüzde 3,8’inin resmi nikahla evli, yüzde 0,1’inin boşanmış olduğu görülürken genç kadın nüfusun yüzde 84,9’unun hiç evlenmemiş, yüzde 14,7’sinin resmi nikahla evli, yüzde 0,4’ünün ise boşanmış olduğu görüldü.

Mutluluk oranı

Yaşam memnuniyeti araştırması sonuçlarına göre 18-24 yaş grubundaki genç nüfus içinde kendini mutlu olarak beyan edenlerin oranı 2020 yılında yüzde 47,2 iken 2021’de yüzde 44,5 oldu. Mutluluk oranı, 2021’de genç erkeklerde yüzde 38,2, genç kadınlarda ise yüzde 51,0 olarak gerçekleşti.

Türkiye’de 2019/’20 öğretim yılında yüzde 43,4 olan yükseköğretim net okullaşma oranı, 2020/’21 öğretim yılında yüzde 44,4’e yükseldi. Yükseköğretim net okullaşma oranı cinsiyete göre incelendiğinde, erkeklerde bu oran yüzde 40,6’dan yüzde 40,5’e düşerken kadınlarda yüzde 46,3’ten yüzde 48,5’e yükseldi.

İşgücü araştırması

Hanehalkı işgücü araştırması sonuçlarına göre gençlerde işgücüne katılma oranı, 2020’de yüzde 39,1 iken 2021’de yüzde 41,7 oldu. Genç erkeklerde işgücüne katılma oranı 2020’de yüzde 50,1 iken 2021’de yüzde 53,1, genç kadınlarda ise bu oran 2020’de yüzde 27,5 iken 2021’de yüzde 29,7 oldu.

Gençlerde işsizlik oranı, 2020’de yüzde 25,3 iken 2021’de yüzde 22,6 oldu. Genç erkeklerde işsizlik oranı 2020’de yüzde 22,6 iken 2021’de yüzde 19,4, genç kadınlarda ise bu oran 2020’de yüzde 30,3 iken 2021’de yüzde 28,7 oldu.

Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı 2020’de yüzde 28,3 iken 2021’de yüzde 24,7 oldu.

Eğitimine devam edemeyen gençler

Türkiye Aile Yapısı Araştırması 2021 sonuçlarına göre 15-24 yaş grubundaki genç nüfus içinde eğitimine devam etmek istemesine rağmen (üniversite dahil) eğitimini yarıda bırakan gençlerin oranı yüzde 7,6 oldu.

Eğitimini yarıda bırakan gençlerin eğitimini yarıda bırakma nedenleri incelendiğinde ilk sırayı yüzde 48,1 ile ekonomik nedenler alırken, bunu yüzde 23,6 ile eğitimdeki başarısızlık ve yüzde 10,8 ile ailenin izin vermemesi takip etti.

Paylaşın

Ahmet Davutoğlu’nun Teklifi, Ali Babacan’ın Tavrı

Karar gazetesi yazarı Hakan Albayrak, Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’a “uzattığı elin ısrarla havada bırakıldığı” görüşünü dile getirdi.

Albayrak, bugünkü köşe yazısında “AK Parti’deki yozlaşmayı hazmedemeyen ve AK Parti’nin kuruluş ilkelerini ihya edecek yeni bir siyasi hareketin başlatılması umutla bekleyen geniş bir kitlenin, Ahmet Davutoğlu ile Ali Babacan’ın iki ayrı parti kuracağını anlayınca hayal kırıklığına uğradığını” söyledi.

Bu kişilerin o gün bugündür bu ayrışma yüzünden seçim barajına takılabilecekleri ve onlara verilen oyların boşa gidebileceği endişesiyle “Bari partileriniz mevcut ittifaklardan ayrı bir ittifak kursun” dediğini söyleyen Albayrak özetle şunları yazdı:

Madem altılı masaya oturduktan sonra DEVA Partisi artık tek başına DEVA Partisi değil ve DEVA Partisi’nin organları buna tek başına karar veremez, öyleyse seçimlerde nasıl bir yöntemin izleneceğine dair o masada henüz mutabakata varılmamışken ‘Demokrasi ve Atılım Partisi önümüzdeki seçimlere kendi adıyla, kendi şanıyla, kendi logosuyla girme kararını almıştır’ demek de olacak şey değildi; nasıl oldu bu?

Ve DEVA Partisi’nde ‘toplumun çok değişik kesimlerinden isimler varsa’ Gelecek Partisi’nde de var; buna ‘yepyeni bir siyasi kültür’ denecekse o kültür Gelecek Partisi’nin de kültürü değil mi?

Ve altılı masada güçlendirilmiş parlamenter sistem yahut siyasi şeffaflık yasası gibi konularda varılan mutabakat, ‘üçüncü ittifak’ın kurulmasına niye mâni teşkil etsin ki?

Millet İttifakı’nde yer alan ve belki de oradaki halinden memnun olup bu halin ötesine geçmeye heves etmeyen Saadet Partisi bir yana; Millet İttifakı’nda -henüz- yer almayan ve yer alacaklarına söz vermiş de olmayan Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nin oy potansiyelleri siyasette ve belki devlet yönetiminde yeni bir çığır açmaya yetebilecekken, Davutoğlu’nun uzattığı elin Babacan ve arkadaşları tarafından -altılı masanın hatırına ve o büyük oy potansiyellerinin hebası pahasına- ısrarla havada bırakılması anlaşılır şey değil.

Paylaşın

AYM Başkanı Arslan’dan Dikkat Çeken ‘KHK’ Açıklaması

AYM Başkanı Arslan, “Modern anayasalarda temel hak ve özgürlüklerin mutlak olmadığı hüküm altına alınmıştır. Kamu düzeni, kamu yararı ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması adına temel hak ve özgürlükler sınırlandırılabilir. Anayasa’nın 15. maddesinde belirtilen haklar dışındaki tüm haklar sınırlandırılabilir” dedi.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan, Ankara’daki Hacı Bayram Veli Üniversitesi 100. Yıl Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında Hak ve Özgürlüklerin Sınırlandırılması Rejimi Sempozyumu”nda konuştu.

“Tüm haklar sınırlandırılabilir”

Temel hak ve özgürlüklerin, kamu gücünü kullanan makamlara karşı, kamu gücü tarafından korunması gerektiğini söyleyen Arslan’ın konuşmasından öne çıkan satırbaşları şöyle:

Modern anayasalarda temel hak ve özgürlüklerin mutlak olmadığı hüküm altına alınmıştır. Kamu düzeni, kamu yararı ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması adına temel hak ve özgürlükler sınırlandırılabilir. Anayasa’nın 15. maddesinde belirtilen haklar dışındaki tüm haklar sınırlandırılabilir.

Anayasa Madde 15; Savaş, seferberlik (…) 10 veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler (…) 11 dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.

OHAL dönemi KHK’ları

Modern ve demokratik anayasalar, olağanüstü dönemde dahi işlemlerin hukuka uygun olması gerektiğini ifade eder.

Mahkemeye [AYM], ‘Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerin norm denetiminin yapılamadığı’ yönünde eleştiriler geliyor, bunlar haklı değil.

Anayasa Mahkemesi sınırsız güç kullanan bir organ değil, kendisine çizilen sınırlar çerçevesinde yetkilerini kullanıyor. OHAL’de çıkarılan KHK’lar şekil ve esas bakımından Anayasa Mahkemesine taşınamaz.

“Romantik ve sınırsız bir özgürlükçülük değil”

Anayasa Mahkemesi, bazılarının zannettiği gibi, toplumsal gerçeklikten kopuk, fildişi kulede kararlar vermemektedir. Mahkeme, temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaları yorumlarken, kamu düzeni ve özgürlükler arasındaki hassas ilişkiyi gözetmektedir.

Bu anlamda mahkemenin benimsediği hak eksenli yaklaşım, romantik ve sınırsız bir özgürlükçülük değildir.

Anayasa Mahkemesinin hak eksenli paradigması, anayasal sınırlarını aşan bir yargısal aktivizmden de yetkilerini kullanmaktan çekinen bir yargısal kendini sınırlamadan da aynı ölçüde uzak durmayı gerektirmektedir.

Mahkememiz hürriyetin, ötekilerin hürriyetiyle bir arada korunması gerektiği düşüncesiyle kararlarını vermektedir.”

Paylaşın

Ahtapotların Çiftleştikten Sonra Kendilerini Neden Yok Ettiği Ortaya Çıktı

Deniz biyologları, ahtapotların çiftleşmeden sonra neden kendi kendilerini yok ettiğini ortaya çıkardı. Yeni araştırmanın bulgularına göre çiftleşme ve yavrulama, ahtapotlarda moleküler düzeyde değişime yol açıyor. Bu değişim de hayvanların ölümüyle sonuçlanıyor.

Ahtapotlar çok küçük yaşlardan itibaren yetim kalmaya mahkum. Zira dişi ahtapotlar yumurtalarını bıraktıktan sonra yemek yemeyi bırakıp kendi kendini yaralamaya, derilerini koparmaya ve dokunaçlarının uçlarını ısırmaya başlıyor.

Yavru ahtapot yumurtasından çıktığında annesi çoktan ölmüş oluyor. Dahası birkaç ay sonra babası da ölüyor.

Çoğu ahtapotun yaklaşık bir yıllık kısa ve çile dolu bir ömür sürmesi, bilim insanlarının uzun süredir dikkatini çekiyordu.

1944’ten beri uzmanlar, çiftleşmenin bu deniz canlılarında bir şekilde “kendi kendini yok etme düğmesine” bastığını varsayıyordu.

Sonraki araştırmalar, ahtapotta ölümü de içeren bu üreme davranışının, hormonları ve çeşitli bedensel süreçlerden sorumlu salgıları üreten iki optik bez tarafından kontrol edildiğini göstermişti.

Bu bezler, görme yetisiyle ilgisi olmamasına rağmen, hayvanın gözleri arasında yer aldıkları için “optik” diye nitelenmişti.

Her iki bez de cerrahi işlemle çıkarıldığında dişinin yavrusunu terk ettiği, tekrar yemeye başladığı ve ömrünün uzadığı görülmüştü.

Yaklaşık 80 yılın ardından belirsiz hipotez daha da şekillendi. Hakemli bilimsel dergi Current Biology’de yayımlanan araştırmada bu üreme davranışını yöneten optik bezlerin ürettiği spesifik kimyasal süreçler açıklandı.

Kaliforniya’ya özgü iki noktalı ahtapotlar üzerinde yapılan incelemeler, anne ahtapotlardaki optik bezlerin, kolesterol metabolizmasında ve üretilen steroid hormonlarında çarpıcı değişikliklere neden olduğunu ortaya koydu.

İnsanlar da dahil olmak üzere birçok hayvanda kolesterol metabolizmasındaki değişikliklerin, yaşam süresi üzerinde ciddi sonuçları olabilir.

Çalışmanın yazarlarına göre yeni bulgular, hayvanlar aleminde, yumuşak gövdeli kafadanbacaklılarda ve omurgalılarda bu steroidlerin işlevlerinin önemli ölçüde benzediğini gösteriyor.

Washington Üniversitesi’nde görev alan, çalışmanın başyazarı Z. Yan Wang, “Kolesterolün beslenme açısından ve vücuttaki farklı sinyal sistemleri içinde önemli olduğunu biliyoruz” dedi:

Hücre zarlarının esnekliğinden stres hormonlarının üretimine kadar her şeye dahil oluyor. Ancak bu yaşam döngüsü sürecinde de rol oynadığını görmek büyük bir sürprizdi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın