ILO: İşgücü Piyasasının Toparlanması Tersine Döndü

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) çalışma yaşamına ilişkin yeni raporuna göre, küresel krizlerin yanı sıra artan eşitsizlikler, küresel işgücü piyasasındaki toparlanmayı belirgin biçimde tersine çeviriyor.

Rapora göre, 2022’in ilk çeyreğinde dünya genelinde çalışma saatleri koronavirüs öncesi düzeyin (2019 dördüncü çeyrek) yüzde 3,8 altına düştü.

Bu 112 milyon tam zaman eşdeğeri iş açığına karşılık geliyor. Bu rakam, ILO’nun Ocak 2022’de yayınladığı rakamlardan önemli ölçüde düşüşü temsil ediyor.

Halbuki küresel işgücü piyasaları 2021’in dördüncü çeyreğinden kazanım elde ederek çıkmıştı.

Gelişmiş ve gelişmemiş ülkeler arasındaki ayrışma

Rapora göre, zengin ve yoksul ekonomiler arasındaki büyük ve daha da büyüyen ayrışma var.

Yüksek gelirli ülkeler, çalışma saatlerinde toparlanma yaşarken, düşük gelirli ülkeler kriz öncesi düzeyle karşılaştırmalı olarak yüzde 3,6 ve düşük-orta gelirli ülkeler ise yüzde 5,7 gerileme yaşadı.

Bu ayrışma trendinin 2022’nin ikinci çeyreğinde daha da kötüleşmesi bekleniyor.

Raporda ILO “Gelişmekte olan bazı ülkelerde hükümetlerin, mali alan yetersizliği ve borç sürdürülebilirlik zorlukları nedeniyle eli-kolu bağlı; öte yandan, işletmeler ekonomik ve mali belirsizliklerle karşı karşıya, çalışanlar ise sosyal korumaya yeterli erişime sahip değil” değerlendirmesini yaptı.

“Küresel salgının başlangıcından iki yılı aşkın süre sonra, çalışma yaşamındaki birçok insan, işgücü piyasaları üzerindeki etkilerin altında hala eziliyor” diyen ILO şu verileri paylaştı:

  • Çalışanların çoğunluğu için emek geliri henüz toparlanmadı. 2021’de, her beş çalışandan üçü, emek gelirinin 2019 dördüncü çeyrek düzeyine toparlanamadığı ülkelerde yaşıyordu.
  • Küresel salgın sırasında, çalışılan saatlerde cinsiyete dayalı açık da arttı. 2022 birinci çeyrekte, küresel çalışılan saatlerde cinsiyete dayalı açık, zaten büyük bir açığın mevcut olduğu kriz öncesi düzeye göre (2019 dördüncü çeyrek) 0,7 yüzdelik puan daha büyüdü. En ağır etkilenenler, kayıt dışı çalışan kadınlar oldu. Gelir grupları bakımından da, cinsiyete dayalı açığın en yüksek olduğu ülkeler düşük ve orta gelirliler oldu.

  • 2021 sonu ve 2022 başlarında ileri ekonomilerdeki boş kadrolarda keskin artış, iş arayanlara göre boş kadro sayısının arttığı, dar bir işgücü piyasasına yol açtı. Ancak toplamda, birçok ülkede işsiz ve yetersiz istihdam edilen işgücünün büyüklüğü dikkate alındığında, işgücü piyasalarının genel olarak aşırı ısındığını gösteren güçlü kanıtlar yok.
  • Ukrayna krizinin daha da kötüleştirdiği üretim ve ticaret aksamaları nedeniyle, gıda ve emtia fiyatları, yoksul haneleri ve başta kayıtdışı ekonomide faaliyet gösterenler olmak üzere küçük işletmeleri çok ağır etkiliyor.

“İnsan odaklı toparlanma”

Raporda görüşlerine yer verilen ILO Genel Direktörü Guy Ryder, “Küresel işgücü piyasasının toparlanması tersine döndü. Dengesiz ve kırılgan toparlanma, birbirlerini ağırlaştıran krizlerin birleşmesiyle daha da belirsiz hale geldi. Başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere, çalışanlar ve aileleri üzerindeki etkiler çok yıkıcı olacak, sosyal ve siyasi depremlere yol açabilecek” dedi.

Ryder “Bugün artık, birlikte çalışmamız ve insan odaklı toparlanmayı yaratmaya odaklanmamız her zamankinden çok daha zorunlu hale geldi” diye konuştu.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

HDP’li Sancar: Barışı Savunmak Özgürlüğü Savunmaktır

Partinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Dünya çapında büyük bir demokrasi ve barış hareketine ihtiyacımız var… Barışı savunmak emeği, ekmeği, onuru, özgürlüğü savunmaktır” dedi.

Haber Merkezi / “Silahlanma yarışını değil, diplomasiye, demokrasiye, özgürlüğe dayanan kurumları güçlendirmek gerekiyor” diyen Sancar, HDP’nin hem Türkiye’de hem de dünyada üzerine düşen rolü oynamaya devam edeceğini belirtti. Askeri rekabetin, silahlanma yarışının ve otoriter arayışların özgürlük, demokrasi ve insanlığı tehdit ettiğini söyledi.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği başvurusuna dair de konuşan Sancar, “İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği konusunda Türkiye’nin pazarlık için öne sürdüğü şartlara baktığınızda buradaki anti demokratik politikaları dünyaya dayatma anlayışını görebilirsiniz. “Dikkat edin öne sürülen şartlar yine Kürt sorununa, demokrasi sorununa çıkıyor” dedi.

Sancar, konuşmasının devamında, “İsveç’e tüm hukuk kurallarını askıya alın diyorlar… Türkiye vatandaşı olmayan, İsveç halkları tarafından seçilmiş bir parlamenterin iadesi istenebiliyor… Bu, dünyayı da kendine benzetme çabasıdır” ifadelerini kullandı.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin grup toplantısında değerlendirmelerde bulundu. Sancar’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

Bugün insanlık tarihindeki en büyük trajedilerden birinin yıldönümüdür. Çerkeslerin uğradığı bu zulmün 158’inci yıl dönümünde bir kez daha o sürgün ve soykırımda hayatını kaybedenleri rahmetle anıyorum, Çerkes halkının acısını, yasını yürekten paylaşıyorum. Çerkes halkının taleplerini konusunda kendileriyle birlikteyiz. Çerkes halkının dili, asimilasyonun ortadan kaldırılmasından hak ve özgürlük temelli güvencelere kadar demokratik tüm haklarına yönelik taleplerini sahipleniyoruz ve yanlarındayız” dedi.

Pandemi ilan edilir edilmez Birleşmiş Millletler Güvenlik Konseyi küresel ateşkes çağrısı yapmıştı. Ne yazık ki bu çağrı yeterli karşılık bulmadı. Tanık olduğumuz bu son aylarda BM Güvenlik Konseyinin daimi üyeleri dahil olmak üzere neredeyse bütün dünya çatışmaları engellemek yerine adeta bir silahlanma ve çatışma yarışına girmiş durumda. Rusya’nın işgal politikaları ortada, Ukrayna’ya yönelik savaş politikaları ortada, bir yanıyla dünyayı bu karanlık ortama sürükleyen ateşin kıvılcımlarını görüyoruz. Öte yandan NATO’nun genişlemeden ısrarı silahlanma yarışındaki kararları bu tabloyu iyice karartmaktadır.

İsveç ve Finlandiya

İsveç ve Finlandiya halklarının kaygılarını anlıyoruz verecekleri karara saygı duyuyoruz. Fakat HDP olarak biliyoruz ki; askeri rekabet ve silahlanma yarışının, genişlemeci politikalarının dünya halkları için büyük tehditler doğuracağı ortada. Bu tehditler aynı zamanda iki önemli alanda ciddi tahribatlar da yaratacaktır. Bunlardan ilki insani güvenliktir. Bugün devletlerin çok büyük bir kısmı ulusal veya milli askeri güvenlik ile o kadar yoğunlaşmış durumdalar ki BM’nin ‘insani güvenlik’ olarak tanımladığı hedeflerden ve ilkelerden hızla uzaklaşmaktadırlar. BM’e göre insani güvenlik korkudan, muhtaç olmaktan azade olma ve haysiyetli yaşam hakkıdır. Sadece Ukrayna halkı değil sadece savaşların doğrudan doğruya yaşandığı bölgeler değil dünyanın neredeyse tamamı insani güvenlik hakkından mahrum olacak duruma gelmiştir. Buna Rusya da Avrupa da Afrika da Ortadoğu da dahildir.

Bu politikaların yaratacağı yoksulluk ve yokluklar, acılar ve yaralar küresel bir nitelik kazanacaktır. Bizler diyoruz bu küresel silahlanma politikası ve çatışmacı anlayış ve yarış sadece ölümleri değil sivillerin sağlıklı gıdaya erişemediği, kişisel ve kolektif güvenliklerinin sağlanamadığı, politik haklarının olağan düzeyde tehdit altında olduğu, iklim krizinin de derinleştiği bir döneme kapı aralamaktadır. Dünya haklarının mahrum kalmakla karşı karşıya kaldığı ikinci durum demokratik istikrardır. İstikrar kelimesi devlet yöneticilerinin ağzından düşmüyor, bununla kastettikleri siyasi istikrar kendi iktidarlarının yönetimlerinin ve düzenlerinin istikrarıdır. Oysa biz bütün dünya için istikrarı demokrasi temelinde anlıyoruz ve savunuyoruz. İstikrar arıyorsak başvuracağımız ölçüt demokrasinin dünyada yaygınlaşmasını sağlayacak politikalardır. Hem uluslararası hem de ulusal düzeyde temel hak ve özgürlüklerin tamamıyla yok sayılacağı, demokratik kurumların doğrudan veya dolaylı olarak tasfiye edileceği bir zemin oluşturulmaya çalışılıyor. Bugün askeri rekabet ve silahlanma yarışına baktığımızda; bu yöndeki gelişmelerin ilerlemekte olduğunu görebiliyoruz. Şu ana kadar yaşanan savaşın önüne geçilmesi için devreye girmesi gereken kurumlar iyice etkisizleşmiştir.

Dünyanın soğuk savaş döneminde çatışmaları önlemek için oluşturduğu, küresel bölgesel diplomasi ve demokrasi kurumları işlevlerini yerine getiremez durumuna düşmüşlerdir. Şu ana kadar savaşın önüne geçmek için devreye girmesi gereken kurumlar iyice etkisizleşmiştir. Soğuk savaş döneminde sıcak çatışmaları engellemek için oluşturulan küresel ve bölgesel diplomasi ve demokrasi kurumları işlevlerini yerine getiremez duruma düşmüştür. Bunlardan biri Avrupa Konseyi diğeri de AGİT’tir. Bizler silahlanma yarışına ve çatışmacı güvenlik politikalarına karşı diplomasi ve demokrasi temelinde işlev görecek kurumların güçlendirilmesini savunuyoruz. Eğer, bu kurumlar iyice etkinsizleşirse ortam sadece silah ve silah ticareti alanında iş gören, pazar arayan ve egemenlik, hegemonya kurma çabalarına giren aktörlere kalacaktır. Askeri kurumlar güçlendikçe ve büyüdükçe diplomasi ve demokrasi kurumları daha da zayıflayacak. Bunun dünya için, insanlık için, tüm gezegen için ne gibi sonuçlar doğuracağını görmek için basit bir matematik bilgisi yeterlidir.

Askeri rekabet silahlanma yarışı, otoriter arayışlar; özgürlükleri, demokrasiyi, insanlığı ve gezegeni tehdit eden bir hızlı genişleme dinamiğine sahiptir. Türkiye bu tecrübeyi neredeyse 10 yıldır en ağır biçimiyle yaşamaktadır. Bizim ülkemizin ve yakın bölgemizin ve de dünyanın insanlığın ortak ve acil ihtiyacı barıştır, demokratik istikrardır, adalettir özgürlüklerdir, dayanışmadır. Eğer güvenlik söz konusu olacaktır insani güvenliktir. HDP bu ülkeye, bu bölgeye bu perspektifi sunmak için mücadele yürütmektedir. Varlık temeli olarak gördüğü bu ilkeleri savunmaktadır, şimdi de bütün dünyaya başta Avrupa olmak üzere aynı bakış açısının en sağlıklı yol olduğunu ilan etmektedir. Diyoruz ki silahlanma yarışı değil askeri güvenlik değil, demokratik istikrar insani güvenlik en geniş dayanışma ve hukuk özgürlük temelinde bir düzen. İhtiyacımız olan budur.

Hatırlatalım savaştan krizlerden beslenenler de bilsinler ki halklar ve dünya kendilerinden çok daha büyüktür. Eğer halklar bir araya gelebilirse; biraz önce saydığım ilkeler ve hedefler çerçevesinde iradelerini ve güçlerini birleştirebilirlerse bu karanlık gidişi durduracak gücü mutlaka ortaya çıkaracaklardır. HDP olarak hem Türkiye’de hem bölgede hem Avrupa’da hem de dünyada üzerimize düşen rolü oynamaya devam edeceğiz. Zaten HDP’yi sadece ülkemiz için değil samimiyetle söylüyorum dünya için özel kılan bu niteliktir. Bu ilkelerde baştan sona tutarlı davranması ve kararlı bir mücadele yürütmesidir. İktidarın bizi hedef almasının temel nedeni de budur. Gerçek alternatifin nerede olduğunu, insanlığın ve gezegenin, halkların ve doğanın çıkarlarının nerede yattığını en açık ve inandırıcı bir biçimde ortaya koyan en güçlü aktörlerin başında gelmektedir HDP. Bu gücünü hem bu ülkede hem Ortadoğu da hem de dünyada çözüm için kullanılacak önemli bir desteğe kavuşmuştur. Şimdi bu desteği büyük bir politik hedefe dönüştürme zamanıdır. Bekleyecek halimiz yok, gecikecek zamanımız yok, derhal en büyük demokrasi ve barış ittifakını hep birlikte oluşturalım.

Biraz önce de söyledim; iktidarın kriz güvenlikçi ve çatışma odaklı politikalarının içerideki yansımaları her gün demokrasi taleplerine yönelik saldırgan tutumlarla net bir biçimde ortaya çıkıyor. Her gün bir yasak gözaltı ceza hak ve özgürlükleri engelleme demokratik siyaseti baskılama, sığınmacılar üzerinde nefreti canlı tutma otoriter iktidarın günlük faaliyetleri olarak karşımızda duruyor. Kürtçe tiyatrolar yasaklanıyor, konser Kürtçe şarkı söyleneceği gerekçesiyle engelleniyor, iptal ediliyor. En son İstanbul Valiliği Dersim Dernekleri Federasyonu’nun 32 yıldır yaptığı pikniğe izin vermedi. Yasakçılık batağından beslenen akıldan, izandan, vicdan ve insaftan yoksun bir politik anlayışla karşı karşıyayız. Zamanında sevgili Apê Musa kaldığı öğrenci yurdunda Kürtçe ıslık çaldı diye gözaltına alınmıştı. Sonra hakaretlere maruz kalmış ve günlerce işkence görmüştü o günkü zihniyet bugün katlanarak devam ediyor. Neredeyse Kürtçe ıslık çalma bile yasaklanma ve cezalandırma sebebi haline geliyor.

Kürt düşmanlığı yapıyor bu iktidar dediğimizde feveran ediyorlar daha açık ne olabilir. Evet bu iktidar Kürt düşmanlığı yapıyor ama bu düşmanlığın bundan önceki iktidarları nereye götürdüğünü göremeyecek kadar akıl tutulması yaşıyorlar. Kürt halkı bütün bu zulüm tarihinde hep dik durmayı, direnmeyi, onurunu ve haklarını savunmayı bilmiştir bundan sonra da bu konuda en ufak bir taviz vermeyecektir tam tersine haklarını onurunu kimliğini sonuna kadar savunacak ve politikaların hepsini çökertecektir.

İktidara eleştiri

Bu iktidar bütün bu uygulamaları hayata geçirirken yeniden ve yeniden beka söylemiyle ambalajladığı savaş siyasetine dönmektedir. Bölgesel askeri operasyonların daha da yaygınlaşacağını dün AKP Genel Başkanı duyurdu. Bütün bunların yeniden bir kanlı girdabı bu coğrafyaya ve bu ülkeye taşıyacağını mevcut kanlı girdabın ve karanlık döngünün derinleşmesine yol açacağını hepimiz görmek zorundayız. Bu iktidarın Ukrayna savaşında arabuluculuk gibi çabalarının ne kadar iki yüzlüce bir tutum olduğunu burada da görüyoruz. Orada arabulucu, barış güvercini Ortadoğu ve ülkede savaş şahini. Bu politikalar her açıdan bu ülkenin halkların ve Ortadoğu’da halkların birlikte demokratik bir barış kurma çabalarına karşı en büyük tehdittir. Bunu görmek lazım. O nedenle savaş karşıtlığı öyle bir şiar değildir. Barış hedefi öyle kalıplaşmış tekdüze bir söylem olarak algılanmamalıdır. Savaş karşıtlığı ve barış politikası aynı zamana hayatlarımıza sahip çıkma, hayatlarımız hakkında geleceğimiz hakkında karar verme hakkının temelini oluşturmaktadır.

Muhalefete eleştiri

Eğer bu konuda kararlı ve tutarlı davranmazsak hayatlarımız üzerinde tasarruf hakkımız azalacak ve bu iktidarın, onun yandaşlarının, onun politikalarından beslenen bir avuç sermayenin insafına terk edilecek. Savaşa karşı çıkmak barışı savunmak aynı zamanda emeğimizi ekmeğimizi onurumuzu ve özgürlüğümüzü savunmaktır. Bu konuda gösterilecek her tereddüt bu iktidarın yıkım politikalarını güçlendirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Her seferinde bütün kesimlere en başta siyasi muhalefete bizim dışımızda kalan muhalefet partilerine de söylüyoruz, üzgünüz ki bu alanda güçlü sistematik tutarlı bir tavır ortaya koyamıyorlar. Buradaki çekincelerin hiçbir karşılığı yoktur. Halkta esas hedefin ve isteğin onuruyla ve refah içinde özgürlüğü ile demokrasi içinde yaşamak olduğunu herkesin görmesi gerekiyor. İktidarın yarattığı algıya teslim olmak bu ülkenin geleceğini bu kirli iktidar oyunlarına terk etmek anlamına gelir. Kimse bu tuzağa düşmemelidir. HDP bu tuzağı bozacaktır. En geniş birlikteliği oluşturacaktır. Bütün demokrasi güçlerini bir araya getirecektir. Bu kapıları açıp belaları savuşturacak anahtar HDP siyasetidir.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: 84 Milyon Bir Avuç Kişiye Çalışıyor

Partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada ekonomik sorunlara ve yolsuzluğa değinen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Türkiye ilk kez bir ekonomik krizle karşılaşmıyor ama bu krizler atlatıldı, sürekli bir hal almadı. 2018’den bu yana başlangıçta var olan kriz, ekonomik buhrana dönüştü” dedi.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Ben Türkiye Cumhuriyeti tarihinde dar gelirli gruplardan kaynak alıp bir avuç üst gelir grubuna kaynak aktaran ekonomik politikaya ilk kez tanık oluyorum. 84 milyon bir avuç kişiye çalışıyor. Aşağıda insanlar perişan. Pazara çıkamıyor, alışveriş yapamıyorlar…” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, “Siyasallaşmış yargıyla, mafyayla, mafyayla fotoğraf çektirenlerle, uyuşturucu baronlarıyla, bütün paramiliter yapılarla, beşli çetelerle, trollerle, yandaş medya ve onların beslemeleriyle ancak ve ancak biz kavga edebiliriz…” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM’deki partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Konuşmada ekonomik sorunlara ve yolsuzluğa değinen Kılıçdaroğlu, özetle şunları söyledi;

“Bir ülke bilgi ile yönetilir, birikim ile yönetilir. Ama geldiğimizde olsa da Türkiye’nin iyi yönetilmediğini görüyoruz. O kadar havai bir yapı var ki, gerçeklerden o kadar topuk bir yapı var ki eleştiri geldiği zaman ‘gözlerime bakın’ diyorlar. Biz sizin gözlerinize de baktık, boyunuza da baktık, endamınıza da baktık, diplomanıza da baktık. Siz bu ülkeyi yönetemiyorsunuz.

Kriz, ekonomik buhrana dönüştü, bir sosyal buhranla karşı karşıyayız. Saray bunun ne kadar farkında emin olun bilmiyorum. Vatandaştan kopan, derdini dinlemeyen, sormayan bir yönetim Türkiye’de var olan sorunları çözemez, çözemiyor da zaten.

İlk kez Türkiye Cumhuriyeti tarihinde dar gelirli gruplardan kaynak alıp, bir avuç üst gelir grubuna kaynak aktaran ekonomik politikasına tanık oluyorum. 84 milyon bir avuç kişiye çalışıyor. Aşağıda insanlar perişan. Pazara çıkamıyor, alışveriş yapamıyor.

“Beşli çetelerden bu milleti kurtaracağız, sözümüz söz”

Üç yöntemle alt gelir gruplarından topladıkları kaynakları bir avuç kişiye aktarıyorlar. Birincisi Yap İşlet Devlet projeleri, dolar garantili. Aynı hastane devlet yaptığı zaman 3 milyara mal oluyor. Kamu-Özel İşbirliği olduğu zaman bu fiyat 6 milyara çıkıyor. Neredeyse bir hastane karşılığında bir başka hastanenin maliyetini de veriyoruz. Beşli çete bu işin kurmayı. Beşli çetelerden bu milleti kurtaracağız, sözümüz söz.

İkincisi, Kur Korumalı Mevduat. Türk Lirası eriyor, tutamıyorlar. Akılları sıra formül buldular. Beyler milyarları aldığı zaman hiç vergi ödemeyecekler. Bu ne demektir? Alt gelir gruplarından bir avuç kişiye kaynak aktarılıyor, üstelik vergisiz.

Üçüncüsü, Türk Lirası var ya, değeri kalmayan Türk Lirası. Acaba Bahçeli cebinde dolar mı taşıyor, Türk Lirası mı? Ben merak ediyorum. Türk Lirası erirken, üstünde de ‘Türk’ yazarken paranın bu kadar itibarsızlaştığı bir dönemde, Bahçeli kalkıp Türk Lirasını itibarsızlaştıran iktidara destek veriyorsa orada bir sorunumuz var demektir. Ciddi paraları faiz olarak ödüyorlar bir avuç kişiye.

Şimdi bir dördüncüsü çıktı. 2 milyon liralık bir daire alacaksınız diyelim. 10 yıl süreyle ayda 27 bin 200 lira faiz ödeyeceksiniz. Bunun yıllık faizi yüzde 11. 2 milyonluk krediyi kim alır? Ayda 27 bin lirayı kim öder? Kim alacak bu parayı? Bir villası olup ikinci villasını alacak. Vatandaştan alıyorsun, bir avuç kişiye aktarıyorsun. Yıllardır ifade ediyorum. Bunun adı tefeciliktir diye.

Öyle bir noktaya geldi ki Nisan 2022 merkezi yönetimin borç miktarı 1 trilyon 483 milyar lira. Bu borca karşılık ödeyeceği faiz 1 trilyon 743 milyar lira. Faiz anaparayı geçmiş vaziyette. Nas diyorlardı ya… Bunun adı tefeciliktir.

Mayıs 2022’de borç 1 trilyon 503 milyar liraya çıktı. Faiz 2 trilyon 52 milyar liraya çıktı. Bunlar bir ara Borçlanma Genel Müdürlüğü’nü kurmuşlardı. Osmanlı’nın son döneminde de Düyûn-ı Umûmiye kurulmuştu. Aynı mantık devam ediyor. Servetlerini yurt dışına götürüyorlar bunun farkındayız.

Milletin Sesi mitingimizi yaptık. Çok büyük bir kalabalık vardı. Yüzbinler aş, iş, eşitlik, her evde huzur olsun istiyordu. Yüzbinlerin ortak sesiydi. Yüzbinler aracılığıyla milyonlara seslendik. Söz verdik: Haramilerin saltanatını yıkacağız.

“Kaçmanın hazırlıklarını hızlandırdılar”

Kirlenmiş bürokratlara seslenmek istiyorum. Bu Kemal Kılıçdaroğlu’nun onlara son iyiliği olsun. Suça bulaşmış bürokrat beni iyi dinle kardeşim. Sen bunların suç çarkını döndürürken Kendilerini kurtarmak istiyorlar ama kurtarma planlarını içine seni bürokrat olarak asla dahil etmiyorlar. Evet, toplu bir kaçış planı yürürlükte. Bu işlenen suçlardan sana rol biçtiler, değişim geldiğinde halinin nice olacağını ise inan hiç umursamıyorlar.

Kaçmanın hazırlıklarını hızlandırdılar. Erdoğan, vakıf süsü verdiği Türkiye merkezli paralel yapılarla yurt dışına devasa paralar aktarıyor. Bu yurt dışındaki yapıların başında da Erdoğan’ın aile bireyleri geliyor. Taşınan kara paralarla yurt dışında kurdukları paravan kurum üzerinden o yabancı ülkede oturma ve çalışma izni çıkartmak istiyorlar.

Bu paravan yapılar üzerinden bu birkaç yüz kişi ile sınırlı izin çıkarma peşindeler. Yani Pensilvanya diye bağıranlar şimdi kendi Pensilvanya’larını oluşturma telaşındalar. Şunu çok iyi bilmen gerekiyor suça bulaşmış bürokrat bu birkaç 100 kişilik kurtarma operasyonunda sen asla yoksun. O uçaklarda yeri ayrılanlar arasında da sen olmayacaksın, o uçağın kapısı sana hiç açılmayacak.

Ben en iyisi bu akşam saat 22.00’de bu skandalı açıklayayım, sen de beni dinle. Bir kaçış planının anatomisini ifşa edeceğim. Milletimizi de bekliyorum bu akşam onlar da Türkiye’de paralel öğrenci vakıflarının niçin kurulduğunu daha iyi öğrenecek ve anlayacaklar. Erdoğan sakın reddetmeye kalkma, bütün gerçekleri biliyoruz. Bütün belgeler elimizde, akşam görüşürüz.”

Paylaşın

AİHM, Türkiye’de Gösteriye Katılımı Engellemeyi ‘İhlal’ Nedeni Saydı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’de bir gösteriye katılmak isteyenlerin, kimlik kontrolü gerekçesiyle durdurulup, daha sonra gözaltına alınmasının “insan hakları ihlali” teşkil ettiğine hükmetti.

AİHM, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’nın (Eğitim-Sen) 22 üyesinin 2012 yılında yaptığı başvuruyu bugün karara bağladı.

Strasbourg Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5. maddesinin 1. fıkrası ve gösteri ile toplantı hakkıyla ilgili 11. maddenin Türkiye’nin ihlal ettiği görüşüne vardı.

Zamanında maddi tazminat talebinde bulunulmadığı için ayrıca başvuruda bulunanlara Türkiye’nin para cezası ödemesine gerek görülmedi.

Polis, Ankara’daki gösteriye katılım için otobüsle Adana’dan yola çıkanları gözaltına almıştı

Eğitim-Sen’in Adana bölgesindeki üyesi 22 üyesi, 27 Mart’ta 2012 yılında TBMM’de tartışılan eğitim alanındaki bir tasarıyı (eğitim sürelerinin ilkokul için 4, ortaokul için 4 ve lise için 4 yıl olmasını öngören düzenleme) protesto etmek için Ankara’dan düzenlenecek protestoya katılmak üzere otobüsle yol çıkmıştı.

Polis, Adana çıkışında başkente giden otobüsü durdurarak, gösterinin “kamu güvenliği” gerekçesiyle Ankara valiliği tarafından iptal edildiği bahanesiyle göstericilerin evlerine dönmelerini istemişti.

Evlerine geri dönmeyi ve kimliklerini göstermeyi reddeden göstericiler, polis tarafından bir gün süreyle gözaltına alınmıştı.

Göstericiler, daha sonra kimliklerini polise göstermeme suçundan idari para cezası (kişi başına 28 euro) kesilmişti.

AİHM gerekçeli kararında, başvuruda bulunanları gösteriye katılım yüzünden gözaltına alınmalarının “insan hakları ihlali” teşkil ettiğine hükmetti.

Kararda, kimlik tespitinin karakolda yapıldıktan sonra da yine göstericilerin bir gün sonra serbest bırakılması ihlal nedeni sayıldı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

SIPRI: Dünya Yeni Bir Risk Çağına Giriyor

Uluslararası resmi silah transferlerini izleyen Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) bugün politika yapıcılara yönelik yayımladığı yeni raporunda, dünya barışının yeni bir riskler çağına girdiği konusunda uyarı yaptı.

Raporda iklim değişikliği, kitlesel canlı ölümleri, kaynak kıtlığı gibi etkenlerin güvenlik riskleri ve Kovid 19 pandemisi gibi diğer etmenlerle birlikte oluşturacağı tehditlerin boyutlarına dikkat çekti.

SIPRI, raporda popülistleşen siyasi ortamın güvenlik açısından “zehirli” bir karışım oluşturduğunu da belirterek politika yapıcıların bu yeni karmaşık risklere hazırlıklı olmadığını söyledi.

İklim krizi, yoksulluk

Artan güvenlik krizinin resmini çizen raporda SIPRI örnek olarak 2010’lu yıllardan bu yana, en az bir devletin taraf olduğu silahlı çatışmaların, bu çatışmalarda ölen insanların ve dünya çapında yerinden edilen ya da mülteci konumuna düşen insanların sayısının ikiye katlanmasını gösterdi.

Aynı şekilde yıllar süren düşüşün ardından kullanıma hazır nükleer başlıkların sayısının 2020’de yeniden artış gösterdiğini belirtti ve geçen yıl dünyada askeri harcamaların tutarının 2 trilyon dolara ulaşarak rekor kırdığını söyledi.

Rapordaki örneklerden bir başkası da Somali’de süregelen kuraklık ve iklim değişikliği ile birlikte yaşanan yoksulluk ve zayıf siyasi yönetim gibi sebeplerle insanların Ek Kaide uzantılı Eş Şebab’ın kucağına itilmesi.

Yine iklim değişikliğinin Orta Amerika’da tahıl hasadını olumsuz etkilemesi nedeniyle, ülkelerdeki şiddet olaylarının artması, bunun yolsuzlukla birleşmesi sonrası kitlelerin ABD’ye göç etmesi.

Raporda görüşlerine yer verilen SIPRI Direktörü San Smith “Çevre krizini ya kendi haline bırakacağız ya da sorunun teşhisini şimdi koyup harekete geçeceğiz. Asıl kötü haber, bu son derece önemli anın, uluslararası politikanın korkunç bir durumda olduğu bir zamana denk gelmesi. Dünyadaki büyük güçler arasındaki ilişkiler ‘zehirli ve tehlikeli’ bir durumda. Popülizm ve milliyetçilik yükselişte” dedi.

“Riske değil barışa fon sağlayın”

SIPRI raporunda siyasetin riskleri daha iyi değerlendirmesi ve çevre krizlerine karşı daha kararlı adım atması çağrısı da yaptı. Bunun için, hızlı bir şekilde “yeşil ekonomi”ye geçiş tavsiyesinde bulundu.

SIPRI Direktörü Smith, bu geçişin adil ve barışçı bir şekilde gerçekleşmesi gerektiğine vurgu yaparak “Bu kadar büyük boyuttaki bir ekonomik değişimde her zaman kazananlar ve kaybedenler olacaktır. Bu geçişten en çok etkilenecek olan kesimlerin çıkarları göz önünde bulundurulmak zorunda. Aksi takdirde yeni çatışma riskleri doğar” dedi.

Enerji, Çevre ve Su Konseyi’nden (CEEW) Arunabha Ghosh ise “Hükümetler bu yeni risk çağında barışı güvence altına almak istiyorlarsa, finansmanlarını onu baltalayan faaliyetlerden uzaklaştırmaları gerekiyor” dedi.

Ghosh “Finansman çatışması riski kimsenin çıkarına değildir. Ancak birçok hükümet, ne sürdürülebilirliğin çıkarlarına hizmet eden ne de savunmasız toplulukları koruyan yatırımları finanse ediyor. Bunun yerine hedefsiz ve çevresel olarak yıkıcı faaliyetleri desteklemeye devam ediyorlar. Yatırımların barışa, çevresel istikrara ve dayanıklılığa toptan bir şekilde yönlendirilmesine ihtiyacımız var.” diye konuştu.

Rapora buradan ulaşabilir ya da tanıtımını buradan izleyebilirsiniz.

Paylaşın

Avrupa’nın Beş Büyük Futbol Liginde Şampiyonlar Belli Oldu

Trabzonspor, Süper Lig’in bitimine 3 hafta kala kupayı kaldırmaya hak kazanırken, Avrupa’nın beş büyük futbol ligi olan İspanya, İtalya, İngiltere, Almanya ve Fransa’da da ligin en büyüğü belli oldu.

İspanya’da La Liga’da şampiyonluk, sezonun bitimine 4 maç kala 35. defa Real Madrid’in oldu. Şampiyonluğunu ilan etmek için sadece beraberliğe ihtiyacı olan Real, Espanyol Barcelona’yı 4 golle geçerek müzesine götürdüğü kupa sayısında rekor kırdı. Ezeli rakibi Barcelona’nın ise 15 puan önünde ipi göğüslemeyi başardı.

Bundesliga’da şampiyonluğu art arda 10. defa kazanmayı başaran takım Bayern Munih oldu. Bavyera kulübü bu başarıyı ligin bitimine 3 hafta kala 23 Nisan’daki Borussia Dortmund maçındaki 3-1’lik galibiyetinin ardından ilan etti. İkinci sıradaki ezeli rakibini 12 puan fark atan Bayern, tarihinde 32. defa lig kupasını kaldırma başarısını gösterdi.

Bayern ayrıca Dortmund’u arka arkaya 8 karşılaşmada devirmiş oldu. 2019’dan beri Bavyera takımı Dortmund’a karşı kaybetmedi.

Manchester City’ye kupayı getiren isim İlkay Gündoğan

İngiltere’de ise bu yıl gülen takım son maçta belli oldu. Son beş yılda dört defa lig kupasını müzesine götürmeyi başaran Manchester City, böylece kulüp tarihinde 8. defa şampiyonluk tattı. Premier Lig’in son haftasında 2-0 geriye düştüğü maçta Aston Villa’yı 3-2 yenen Manchester City, Liverpool’un sadece 1 puan önünde şampiyonluğa ulaştı.

Bu başarıda oyuna 68. dakikada giren Türk asıllı Alman milli futbolcu İlkay Gündoğan baş rolü oynadı. İlkay ile 76. dakikada umutlanan Manchester City, 2 dakika sonra Rodri’nin kaydettiği golle skoru eşitledi, ardından yeniden sahneye çıkan İlkay, Manchester City’nin sahadan 3-2 galip ve lig şampiyonu olarak ayrılmasını sağladı.

Fransa Birinci Lig’de şampiyonun ismi sezonun bitimine haftalar kala belli oldu. Başkent takımı Paris St. Germain (PSG) kupayı 10. defa kaldırmayı başardı. İkinci sıra için ise Monaco ve Marsilya arasındaki kıyasıya mücadele son maça kadar devam etti. Strasbourg’a karşı sezonun son maçını 4-0 gibi bir farkla kazanan Marsilya Monaco’dan gelecek habere kulak kesti.

Son haftaya ikini sırada giren prenslik ise Lens deplasmanından 2-2’lik eşitlikle bir puan ile dönünce Marsilya’nın gerisinde kalmaktan kurtulamadı. Bu sayede PSG ve Marsilya ön eleme maçları oynamadan Şampiyonlar Ligi’ne katılmaya hak kazandı.

İtalya futbol ligi de şampiyonluk heyecanı son maça kadar devam edenlerden oldu. Milano’nun iki takımının kıyasıya mücadelesinde son gülen AC Milan olurken Inter Milan ise averajla ikinci sırada kaldı. Şampiyonluk için beraberliğin yetmesine rağmen Milan, Sassuolo deplasmanında ilk yarıda 3 gol bularak Inter Milan’ın umutlarını yıktı.

Bu zaferde Fransız golcü Olivier Giroud attığı iki golle önemli rol oynadı ve 2011’den beri yaşanan hasrete son vererek İtalya Lig Kupası Scudetto’nun Milan tarafından 19. defa kaldırılmasını sağladı.

Aynı anda Sampdoria ile karşılaşan Inter Milan, 90 dakikayı 3-0’lık bir galibiyetle kapatsa da aradaki iki puanın kapanmasını engelleyemedi. Gelecek sene Şampiyonlar Ligi’ne iki Milan takımının yanı sıra Napoli ve Juventus da gitmeye hak kazandı.

Paylaşın

IMF’den Finansal Kriz Uyarısı: Küresel İşbirliği Şart

Davos’ta Dünya Ekonomik Forumu’nun açılışında konuşan Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, dünya ekonomisinin bir dizi tehditle karşı karşıya olduğunu söyledi. Georgieva, Ukrayna’daki savaşın, pandemi nedeniyle darbe alan küresel ekonomiyi daha da zorladığını belirtti.

Birçok ülkenin gıda ticareti ve enerji arzı üzerinde sınırlamalara gitmeye başladığını ifade eden Georgieva, bu durumun yoksul ülkeleri daha da yoksullaştıracağı uyarısında bulundu.

Dünya ekonomisinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana belki de en büyük sınavıyla karşı karşıya olduğunu söyleyen Georgieva, gıda kıtlığı ve iklim değişikliğinin yarattığı tehditlerle mücadele için küresel işbirliğine gidilmesinin şart olduğunu söyledi.

Hükümetlerin yoksul vatandaşlarına yönelik teşvikler vermesi gerektiğini belirten Georgieva, BBC’ye yaptığı açıklamada geçim sıkıntısı kriziyle ilgili olarak ele alınması gereken öncelikleri şöyle sıraladı:

“İki önceliğimiz var. Birincisi artan gıda ve enerji fiyatları altında ezilen toplumun en yoksul kesimlerini sübvanse etmek. İkincisi de Ukrayna’daki savaş nedeniyle en büyük zararı gören iş kollarına destek olmak.”

Dünya genelinde birçok hükümet artan geçim sıkıntısı nedeniyle zorlanan kesimlere yönelik destek paketleri açıklıyor. Ancak bunun yeterli seviyede olmadığı düşünülüyor. Bu yıl gıda fiyatları rekor seviyelere tırmanmış durumda. Petrol ve doğalgaz fiyatlarında da büyük bir sıçrama görülüyor.

Bunda pandeminin açtığı yaralar henüz sarılmadan Ukrayna savaşının patlaması en büyük etken. Zira Rusya ve Ukrayna, dünyanın en büyük tahıl ihracatçıları arasında.

Resesyon korkusu

Tahıl arzı konusunda sıkıntı yaşanması endişesi dünya genelinde birçok ülkede yıllık enflasyon seviyelerini de rekor seviyelere tırmandırdı. Enflasyon rakamları İngiltere’de yüzde 9, ABD’de yüzde 8,3 ve Eurozone bölgesinde yüzde 7,4 olarak açıklandı.

Merkez bankaları artan fiyatları kontrol altına almak için faiz oranlarını yükseltirken, kimi ekonomistler resesyon riskini dile getirmeye başladı.

IMF Başkanı Kristalina Georgieva, pandemi sürecini atlatabilmek için dışarı borçlanan hükümetlerin artan borçlanma maliyetlerinin büyük sorunlar yaratmasından endişe duyduğunu ifade etti.

Georgieva, hükümetlerin ne kadar borçlandıkları ve ne kadar harcadıkları konusunda son derece dikkatli davranmaları gerektiğini savundu.

IMF Başkanı hükümetlerin vatandaşlara yeterli desteği vermemesi durumunda Sri Lanka’daki gibi protestoların dünya genelinde birçok başka ülkede de görülebileceği uyarısında bulundu.

Sri Lanka’da artan fiyatların tetiklediği ekonomik kriz ülkede şiddetli protestolara yol açmış, iktidarın değişmesine neden olmuştu.

Şeffaf ticaret

IMF ve Dünya Bankası’nın da aralarında olduğu bir grup uluslararası kalkınma örgütü, bu hafta dünya genelinde artan gıda fiyatlarıyla mücadele etmeyi amaçlayan bir plan ortaya attı.

ABD Hazine Bakanı Janet Yellen, “Artan küresel gıda ve gübre fiyatlarının çok sayıda insanın açlık tehdidiyle karşı karşıya kalmasına yol açması gibi ciddi bir risk var” diye konuştu.

Kristalina Georgieva ise aslında yeterli miktarda gıda arzı olduğunu, ancak bunun eşit ve adil bir şekilde dağıtılmadığını öne sürdü:

“Ticaretin açık ve şeffaf olması gerekiyor. Ülkelerin ihtiyaçlarının üzerinde gıdayı sadece kendilerine ayırdıkları ve gıdanın bir yerden diğerine dolaşımına mani oldukları bir duruma imkan verilmemesi gerek.”

Dünyanın en büyük ikinci buğday üreticisi olan Hindistan bu yıl buğday ihracatını yasaklamıştı. Narendra Modi hükümeti, bu yasağı bir vadede gözden geçirebileceklerini ifade etmişti.

IMF Başkanı Georgieva, “Gerçekten bu yasağı yeniden değerlendirmeleri için yalvarıyorum. Tüm dünya için çok zor bir dönemden geçiyoruz” diye konuştu.

Georgieva, “Kendi vatandaşlarını beslemek zorunda olduklarını anlıyorum. 1,4 milyarlık bir nüfusları var. Ama önümüzdeki krizle baş edebilmek için küresel işbirliğine gitmek dışında bir seçeneğimiz yok” dedi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Kurmaylarına Dikkat Çeken Talimat

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay’ın önceki gün yaptığı “Gönlümün adayı kısmını kaldırıyorum, o ‘gönlümüzün’ kısmı kalktı. Artık CHP’nin adayı Kılıçdaroğlu diye bir algı oturdu” sözlerinin ardından parti içinden çarpıcı kulis bilgisi geldi.

İddiaya göre “Gönlümün adayı” kelimesini yasaklayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, kurmaylarına “Kılıçdaroğlu CHP’nin adayı deyin” şeklinde talimat verdi.

CHP dün Maltepe’de binlerce kişinin katılımıyla “Milletin Sesi” mitingini gerçekleştirdi. Miting için muhalefet cephesinde “Adaylık ilanı gibi miting” yorumlarında bulunulurken, CHP kulislerinden çarpıcı bir iddia ortaya atıldı.

Oda TV’de yer alan habere göre, Kılıçdaroğlu’nun söz konusu cumhurbaşkanı adaylığı sorulduğunda CHP’lilerden “gönlümün adayı” yanıtı geliyordu.

İddiaya göre Kılıçdaroğlu “gönlümün adayı” sözünü yasakladı. Artık CHP’liler, Kılıçdaroğlu için “gönlümün adayı” açıklaması yapmayacak, “Kılıçdaroğlu CHP’nin adayı” diyecek.

Maltepe’deki Milletin Sesi mitingi öncesinde konuşan CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin dikkat çeken ifadeler kullanmıştı.

Altay, “Eskiden ‘gönlümüzün adayı Kılıçdaroğlu’ deniyordu, o ‘gönlümüzün’ kısmı kalktı. Artık CHP’nin adayı Kılıçdaroğlu diye bir algı oturdu” demişti.

Paylaşın

Gıda Fiyatlarındaki Yıllık Artış Yüzde 160’a Dayandı

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonun Ar-Ge birimi KAMUAR’ın, fiyatlarını Ankara’daki marketlerden düzenli olarak derlediği ve halkın en fazla tükettiği 64 gıda maddesinden oluşan bir sepeti esas alarak hazırladığı gıda fiyatları endeksinin Mayıs 2022 sonuçları açıklandı.

Haber Merkezi / Buna göre, Mayısta, gıda fiyatlarındaki artışta sebze dışındaki bütün harcama gruplarında yaşanan yüksek oranlı zamlar belirleyici oldu.

Ekmek, pirinç, un, bulgur fiyatları, mayısta bir önceki aya göre yüzde 1,6 oranında artış kaydetti. Halka ucuz et yedirme sözü daha unutulmamışken et ve balık grubu fiyatlarında yüzde 15,1 oranında aylık artış oldu. Mayısta süt ve süt ürünleri ile yumurta grubu fiyatları ise yüzde 7,1 oranında yükseldi. Yağ fiyatlarında ise yüzde 1,3 oranında yükselme oldu.

Meyve fiyatlarının yüzde 19,2 oranında arttığı mayıs ayında sebze fiyatlarında, bir önceki aya göre ortalama yüzde 9,2 oranında düşüş  yaşandı. Bakliyat fiyatlarının yüzde 2  oranında arttığı mayısta, salça, zeytin, bal, çay, tuz ve benzeri gıda maddelerinden oluşan diğer işlenmiş gıda fiyatlarında ise  özellikle şeker ve çay fiyatlarına yapılan zamlar nedeniyle yüzde 33,4 oranında artış kaydedildi.

Böylece, vatandaşlar mevcut gıda tüketim alışkanlıklarına göre seçilen 64 gıda maddesinden oluşturulan gıda sepetini satın alabilmek için nisanda, bir önceki aya göre yüzde 9,2 oranında daha fazla para ödedi.

Türkiye’nin üç haneli enflasyonlara doğru hızla gittiği bu yılın ilk beş aylık döneminde gıda fiyatlarında yüzde 65,5 oranında artış yaşandı.

Ocak-mayıs döneminde ekmek, pirinç, un, bulgur, makarna fiyatları yüzde 51,5 oranında arttı, et ve balık fiyatları yüzde 58,3, süt, süt ürünleri ve yumurta fiyatları yüzde 24,9, yağ fiyatları yüzde 26,6 oranında, meyve fiyatları yüzde 165,5, sebze fiyatları yüzde 115,8, bakliyat fiyatları yüzde 20,8, diğer gıda maddelerinin fiyatları da yüzde 64,5 oranında arttı.

Gıda fiyatlarında yıllık olarak ise (Mayıs 2021’e göre) yüzde 159,6 oranında artış gözlendi. Diğer bir ifadeyle vatandaşlar Mayıs 2021’de 100 liraya dolan bir sepet için bu yıl aynı ay 259,6 lira ödemek zorunda kaldılar.

Bu yıl mayısta geçen yılın mayıs ayına göre ekmek, un, bulgur, makarna fiyatlarında yüzde 139,4, et-balık fiyatlarında 115,6, süt ve süt ürünleri ile yumurta fiyatlarında yüzde 93,8 oranında artış oldu. Bir yıl öncesine göre yağ fiyatları yüzde 101,9 oranında arttı. Meyve fiyatları yüzde 243, sebze fiyatları ise yüzde 422,4 oranında artış gösterdi. Bakliyat fiyatları son bir yılda yüzde 101,9, diğer gıda fiyatları ise yüzde 114,7 oranında zamlandı.

Tarımsal girdi maliyetleri ve tarım ürünü üretici fiyatlarındaki artışlar gıda fiyatlarındaki yıllık artışın önümüzdeki aylarda da üç haneli oranlarda kalmaya devam edeceği gözleniyor.

AÇLIK RİSKİ ARTIYOR

Raporla birlikte yayınlanan değerlendirme de ise şu ifadeler yer aldı; Yanlış ekonomik ve tarımsal politikaların gıda fiyatlarında yol açtığı artış, gelir artışı bırakın gıda fiyatlarını genel enflasyon oranının da oldukça altında kalan Türkiye’de açlık riskini giderek büyütüyor. Gıdaya erişimi zorlaştıran fiyat artışları vatandaşları yetersiz ve sağlıksız beslenmeye zorluyor. Uzmanlar bu durumu, özellikle genç nesil açısından gelecekte önemli sağlık sorunlarına yol açma riski taşıdığını belirtiyor.

Paylaşın

Bebekler Neden Aniden Ölüyor? Sırrı Çözüldü

Sağlıklı bebeklerin neden aniden öldüğü uzun zamandır gizemini koruyordu. Bir süre önce bebeğini kaybeden Avustralyalı bir araştırmacı anne, bu sırrı çözdü: Ani bebek ölümlerine bir enzim yol açıyor.

Hiç kimse Dr. Carmel Therese Harrington’a, oğlu Damien’in neden bir gece aniden öldüğünü tam olarak açıklayamadı. Olayın geçmişi 29 yıl önceye dayanıyor: Biyokimyager Harrington, o sıralarda ikinci mesleği olan avukatlık yapıyordu ve üç çocuk annesiydi: “Kimse bana makul bir açıklama yapamadı. Sadece bunun bir trajedi olduğunu söylediler. Ama bilim eğitimi almış biri olarak bu açıklama, bana hiç mantıklı gelmedi.”

Bu üzücü olayın üzerinden üç yıl geçti. Sonra benzer bir şoku, en yakın arkadaşlarından biri yaşadı. Teşhis yine aynıydı: Ani bebek ölümü sendromu. Avustralyalı Dr. Carmel Therese Harrington, asıl alanı olan bilimsel araştırmaya geri döndü ve bu sendromun ardındaki gizemin izini sürmeye başladı. Bu amaçla ihtiyaç duyduğu mali kaynağı “crowdfunding” (kitlesel fonlama) yoluyla toplamaya karar verdi.

Hayırseverlerin desteği ile kısa sürede gerekli parayı denkleştiren Dr. Harrington, Sidney’deki Westmead Çocuk Hastanesi’nden bir ekiple birlikte hummalı bir araştırmaya girişti. Azimli ve samimi çabası bir süre sonra meyvesini verdi. Harrington, ani bebek ölümü sendromunun nedenini gerçekten de bulduğuna inanıyordu.

Lancet eBioMedicine” dergisinde yayınlanan makaleye göre, bir enzim bebeklerin beynini bloke ederek tehlike anında ürküp uyanmalarını engelliyor.

Uykuda ölüm

SIDS (Sudden Infant Death Syndrome) olarak da adlandırılan ani bebek ölümü sendromu, adından da anlaşılacağı üzerine herhangi bir uyarı ve hastalık belirtisi olmaksızın, genelde uyku halinde ve ani şekilde meydana geliyor. Normalde uyandırma mekanizması, bebek nefes almayı bıraktığında devreye gererek onu uyandırıyor. Doğal kontrol sistemlerine sahip olan bu mekanizma, kandaki oksijen miktarını sürekli denetliyor. Oksijen yetersizliği olduğunda derhal solunum sistemine sinyal gönderiyor ve uyuyan kişi hemen uyanıyor.

Bugüne kadarki varsayım, ani bebek ölümlerinin bu uyandırma mekanizmadaki bir kusurdan kaynaklandığı şeklindeydi. Ancak Dr. Harrington ve ekibi, beyindeki uyandırma mekanizmasını bloke eden bir enzim tespit etti. Araştırma ekibi, doğumdan birkaç gün önce kan alınan ve daha sonra SIDS nedeniyle vefat eden 60’tan fazla bebeğin verilerini inceleyerek bu sonuca ulaştı. Söz konusu bebekler, öldüklerinde bir hafta ile iki yaş arasındaydı.

Enzim eksikliği beyni bloke ediyor

SIDS kurbanı bebeklerin kurutulmuş kan örneklerini sağlıklı çocuklardan alınan kanlarla karşılaştıran araştırma ekibi, ölen çocuklardaki bütirilkolinesteraz (BChE) enziminin aktivitesinin, yaşayanlara oranla bariz şekilde düşük olduğunu saptadı. Diğer bebek ölümleriyle karşılaştırıldığında da BChE aktiviteleri, ani bebek ölümü sendromundan ölen çocuklarda son derecede düşüktü.

Karaciğer tarafından üretilen BChE enzimi beyindeki iletişimde önemli bir rol oynadığından, Harrington’un ekibi özellikle uyku sırasındaki enzim eksikliği ile ani bebek ölümleri sendromu arasında bir bağlantı olması gerektiği sonucuna vardı. Çünkü bütirilkolinesteraz eksikliği, uzun süreli apneye yani uyku sırasında solunum kesintilerine yol açabiliyor. Apne süresi, enzim kusurunun derecesine bağlı olarak değişkenlik gösteriyor.

Erken tarama testi hayat kurtarabilir

Eğer Dr. Harrington ve ekibinin bu keşfi başka araştırmalarla da doğrulanırsa, gelecekte pek çok bebeğin hayatı kurtulabilir. Böylece BChE enzimi bir “biyobelirteç” olarak kullanılabilir ve ani bebek ölümü sendromu riski, erken aşamada saptanabilir. Vücut tarafından üretilen, kan veya idrar gibi vücut sıvılarında tespit edilebilen ve spesifik bir süreci, durumu veya hastalığı belirten maddelere “biyobelirteç” adı veriliyor.

Harrington’ın ekibi, yüksek SIDS riskli bebekleri erken bir aşamada tanımlayan ve böylece onları ani bebek ölümü sendromundan koruyan bir tarama testi geliştirmeyi hedefliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın