Süt Ürünleri Son 1 Yılda Yüzde 60 Zamlandı

Dünya Sürt Günü 21 Haziran’da kutlanırken, Türkiye’de süt ürünleri fiyatlarında son aylarda büyük artış yaşandı. Türkiye’de yıllık resmi enflasyon yüzde 70’e çıkarken gıda fiyatlarındaki artış dikkat çekiyor.

Süt ürünlerine gelen zamlar sonrası sütün fiyatı son 6 ayda yüzde 50 arttı. Ulusal Süt Konseyi 15 Mayıs’tan geçerli olmak üzere çiğ sütün fiyatının yüzde 32 daha arttırılmasını tavsiye etti. Türkiye halihazırda, Avrupa’da süt ve süt ürünleri fiyatlarının açık ara en çok yükseldiği ülke. Süt, peynir ve yumurta fiyatları son 1 yılda Türkiye’de yüzde 60 artarken Avrupa Birliği’ndeki (AB) ortalama artış yüzde 7’de kaldı.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı veriler süt ürünlerindeki fiyat artışını ortaya koydu. Buna göre Ekim 2021-Nisan 2022 arasında sütün ortalama litre fiyatı 7 liradan 10,4 liraya yükseldi. Aynı dönemde yoğurt fiyatı 8,7 liradan 13,2 TL’ye yükseldi. Beyaz peynir fiyatı ise Ekim 2021’de 32,8 TL iken Nisan 2022’de 50 lira bandını aştı.

Buna göre Ekim 2021-Nisan 2022 arasını kapsayan son 6 ayda süt ürünlerinde fiyat artışı şöyle oldu: Süt yüzde 50, yoğurt yüzde 52, beyaz peynir yüzde 53, kaşar peyniri yüzde 42, krem peynir yüzde 47 ve tereyağı yüzde 34.

Fiyatların özellikle Kasım 2021’den sonra tırmanışa geçtiği görülüyor. AK Parti hükümetinin faiz politikası sonrası Türk lirası döviz karşısında hızla değer kaybetmeye başlarken enflasyon rekor artışla yüzde 70’e kadar yükseldi.

Süt fiyatı 2020’nin ilk yarısında pek değişmezken son ayda ciddi bir artış yaşandı. 1,5 sene boyunca 5-7 TL bandında seyreden süt fiyatı Kasım 2021’de ilk kez 7 lira bandını aşarak Nisan 2022’de 10 TL’nin üzerine çıktı.

Ocak 2021 başında kilosu 27,7 TL olan beyaz peynir fiyatı da Nisan 2022’de 50 lira sınırını aştı. Oysa bu fiyat Kasım 2021’de 32,9 liraydı.

Uzun süre 60-70 TL bandında seyreden kahvaltılık tereyağının kilosu da Nisan 2022’de 97 lirayı aşarak 100 TL bandına dayandı. Tereyağın fiyatı Kasım 2021’de 73,2 TL idi.

Avrupa’da süt, peynir ve yumurta fiyatlarında artış

AB İstatistik Ofisi (Eurostat) verileri Avrupa’da süt, peynir ve yumurta fiyatlarında artışı gösteriyor. Süt, peynir ve yumurta fiyat endeksine bakıldığında Türkiye’de yıllık artış 2021 sonbahar aylarından itibaren tırmanışa geçti.

Nisan 2020’den bu yana bakıldığında Türkiye’de yıllık artış Ağustos 2021’e kadar yüzde 30’u hiç aşmadı. Kasım 2021’de yüzde 33 olan yıllık artış Ocak 2021’de yüzde 67 ile en yüksek seviyi görürken Mart 2021’de yüzde 60 oldu.

Avrupa’da en çok artış Türkiye’de

Süt, peynir ve yumurta fiyatları endeksine bakıldığına Mart 2021-Mart 2022 arasını kapsayan 1 yılda fiyatların en çok arttığı ülke yüzde 60 ile Türkiye. 27 AB ülkesinde ortalama artış ise yüzde 7.

Diğer bazı ülkelerde yıllık fiyat artışı şöyle: Litvanya yüzde 23, Bulgaristan yüzde 17, Yunanistan yüzde 9, Almanya, Hollanda ve İsveç yüzde 7, Fransa yüzde 2 ve Norveç yüzde eksi 1.

Ulusal Süt Konseyi’nden yeni zam kararı

Öte yandan, Ulusal Süt Konseyi 15 Mayıs’tan geçerli olmak üzere soğutulmuş çiğ süt tavsiye satış fiyatını 5,7 TL/Litre’den 7,50 TL/Litre’ye çıkarılması kararı aldı. Bu da yüzde 32 artış anlamına geliyor. Bu adım sonrası süt ürünlerinde fiyat artışının devam etmesi bekleniyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Akşener, Erdoğan’a Seslendi: Getir Sandığı

Partisinin grup toplantısında ekonomik sorunlara dikkat çeken İYİ Parti Lideri Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’de açlık olmadığına dair sözlerini eleştirerek, “Nasıl ki tok açın halinden anlamıyorsa sarayda yaşayanlar da milletin halinden anlamıyor” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, eleştirilerine “Pırıl pırıl gençlerimizi perişan eden işsizlik bu ülkede yaşanmıyor mu? Hiç mi yüzün kızarmıyor, hiç mi vicdanın sızlamıyor?” sözleriyle devam etti. TÜİK verilerine göre Nisan’daki gıda fiyatlarının bir yıl önceye kıyasla yüzde 80 arttığını söyleyen Akşener, OECD üyeleri arasında Türkiye’nin açık ara gıda enflasyonu birincisi olduğunu vurguladı.

Asgari ücretteki artışın, dört kişilik bir hanenin açlık sınırındaki artışın yarısına bile yaklaşamadığını belirten Akşener, “4 kişilik bir ailede herkes asgari ücretle bile çalışsa yoksulluk sınırının altında kalıyor” dedi ve ekledi:

“Asgari ücretli bir bekar çalışan yaşama maliyetini bile kazanamıyor. Söyle bakalım Bay Kriz, kim vicdansız? Böyle devlet yönetilmez.”

Meclis’te komisyona gönderilen sosyal medya kanun teklifine de değinen Akşener “Beğenmedikleri her şeyi yasaklamaya bayılan iktidar, yeni bir kanunla karşımıza çıktı” dedi ve ekledi:

“Memlekette, endişeyi, korkuyu ve paniği, sizce en çok kim tetikliyor? Mesela ‘Camide içki içtiler’ diye yalan söyleyip, milleti kışkırtan kimdi? Sayın Erdoğan. O zaman bu yasaya göre, önce kendisinin tutuklaması lazım.

Mesela Kabataş yalancılarını besleyip büyüten, onlara kol kanat geren kimdi? Yine kendisi. Bu durumda, en azından, Kabataş yalancılarını da tutuklaması lazım. Neymiş, internetteki yalan haberleri durduracaklarmış… Peki, sarayın yandaş medyasında, bir tane doğru haber var mı? Yok.

Sayın Erdoğan eğer yalan haber yasaksa önce sabahtan akşama iftira atan, yalan söyleyen, yandaş kanallarını kapatacaksın. Bakıp, beslediğin trol çiftliklerini dağıtacaksın.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in açıklamalarından satırbaşları şöyle;

“Ülkemizin uzun zamandır içinde bulunduğu kara komedi başroldeki bay krizin adeta oscarlık performansıyla geçtiğimiz haftada devam etti.

Saraydan çıkamayan, marketi, çarşıyı, pazarı unutan, vatandaşlar iki kelam edemeyen sayın Erdoğan, ‘Birileri aç kaldık diyor. Vicdansızlık yapma ne aç kalması. Aç kalan falan yok’ dedi.

Bu sözler bu ülkenin cumhurbaşkanına ait. En son geçinemeyen insanlarımıza şükürsüz demişti şimdi de vicdansız olunmuştu.

Gerçekten ibretlik. Yoksulluğu bitirmek için gel, beş, on, on beş maaşlı danışmanlarla hayat sürdür. Allah aşkına biz başka ülkede mi yaşıyoruz?

Sarayda oturan milletin halinden anlamıyor. Artık ülkesinde yaşananları bile bilmiyor. Sayın Erdoğan ayıptır, günahtır. Böyle bir kibir olabilir mi? Reddettiğin açlığı ben sana anlatayım.

TÜİK’in verilerine göre bile Nisan ayında gıda fiyatları bir önceki yıla göre yüzde 89 artı. Sen ve maaş manyağı yaptığın tapınak şövalyelerin hep bir ağızdan bütün dünyada enflasyon var diyeceksiniz.

Matematik, aynı tarih ve ekonomi gibi, senin pek kuvvetli olduğun bir alan değil. O nedenle, bu sayıları daha rahat anlaman için başka şekilde anlatayım.

Geçen sene Nisan ayında, 1000 liraya aldığımız gıda ürünlerini bu yıl nisan ayında alabilmemiz için, 1890 lira gerekiyor. Enflasyon canavarına esir düşen Almanya’da ise, 1000 Avro olan alışveriş, 1080 Avro’ya çıkmış. “Aç kaldık” diyene, vicdansız diyorsun ya…

TÜRK-İŞ’e göre 4 kişilik bir hanenin sağlıklı beslenmesi için yapması gereken gıda harcaması, geçen seneye göre yüzde 108 artmış. Yani geçen sene, 2897 lira olan açlık sınırı, bu sene 6018 lira olmuş.

Yani açlık sınırı toplamda 3121 lira yükselmiş. Peki övünmeye doyamadığın, asgari ücret artışı ne kadar? 1427 lira… Yani açlık sınırındaki artışın, yarısı bile değil. Şimdi söyle bakalım, bu durumda, kim vicdansızmış Sayın Erdoğan?

Söyle bakalım Bay Kriz, vicdansız kimmiş görüyor musun? Eserinle gurur duyuyor musun?

Memleketi sürüklediğin uçuruma bakıp, övünüyor musun? Milletimizi düşürdüğün hâle bakıp, eğleniyor musun?

Gördüğün rüyadan, artık uyan! Gerçeklerle, artık yüzleş! O saraydan artık çık Sayın Erdoğan! Böyle devlet yönetilmez. Ayıptır, günahtır.

Sosyal medya düzenlemesine tepki

AK Parti iktidarının beceriksiz ellerinde Türkiye artık bir sorunlar yumağı haline geldi. Barınma, hayat pahalılığı, sığınmacı, adalet sorun.

Bunların dışında onlarca farklı sorunumuz daha var. Nedense bu sorunların hiçbiri iktidarın gündemine giremiyor.

İktidara göre en önemli sorun internette yayın yapan haber siteleri. Hiç utanmadan, zerre sıkılmadan Meclis’e ‘sosyal medya kanun teklifi’ getirdiler.

Beğenmedikleri her şeyi suç haline getirmeye, ortadan kaldırmaya bayılan AK Parti iktidarı şimdiden sosyal medyanın ölüm fermanı sayılabilecek yeni bir kanun teklifiyle karşımıza çıktılar. Bu arkadaşlara artık yandaş medya kanalları yetmiyor.

İnternet sitelerine de sipariş haber yaptırmak istiyorlar. Endişe, korku ya da panik yaratanlar… Memlekette endişe, korku ya da paniği kim tetikliyor?

Camide içki içtiler diye yalan söyleyip milleti kışkırtan kimdi sayın Erdoğan? Bu yasaya göre önce kendini tutuklaman gerekiyor. Kabataş yalancılarını besleyip büyüten, onlara kol kanat geren kimdi?

Bu durumda en azında Kabataş yalancılarını da tutuklaması gerekiyor. Hazır eli değmişken mesela terörist başının mektubunu çarşaf çarşaf yayınlayanlarını, kardeşiyle Kandil’de röportaj yaptıran TRT yöneticilerini de tutuklaması gerekiyor.

Mesela İstanbul seçimlerinde hile var diyenleri de tutuklaması gerekiyor. Dizinin dibinde örgütçülük oynayan SADAT’çıları da tutuklaması gerekiyor.

Saray’ın yandaş medyasında bir tane doğru haber yok. Sayın Erdoğan, eğer yalan haber yasaksa sabahtan akşama yalan söyleyen, iftira atan yandaş kanalları kapatacaksın.

Eğer yalan haber yasaksa, enflasyon tahminlerinin tamamı yanlış çıkan emir erin Merkez Bankası Başkanı’nı görevden alacaksın.

Açıkladığı yalan yanlış enflasyon rakamlarıyla, milleti kandıran TÜİK Başkanı’nı hemen kapının önüne koyacaksın. Eğer yalan haber yasaksa, emeklilere ve asgari ücretlilere, 1 Mayıs’ı işaret ederek zam umudu dağıtan, Çalışma Bakanı’nın affını isteyeceksin.

Bak Sayın Erdoğan bu aziz millet, senin demokrasiye ayar verme sevdandan da özgürlükleri her fırsatta çiğnemenden de bıktı, usandı.

Sen önce, kendi diline hakim ol. Sen önce, kendi nefretini, kendi öfkeni dizginle. Sen önce, kendi kapının önünü temizle. İllaki bir ayar vermek istiyorsan, önce kendi çevreni hizaya getir.

Yıllardır milletimizi birbirine düşürerek, ‘Sen ocusun, sen bucusun’ diyerek kutuplaşmadan beslenen sen değil misin? Bu kanunu, geriye doğru işletsen, senin müebbet alman gerekiyor.

Çünkü bu ülkede vatandaşı birbirine düşürme konusunda hiç kimse, senin eline su dökemez Sayın Erdoğan. Bu kadar basit.

“Eyvah eyvah uzay yandı”

Bir de başımıza uzay macerası çıktı. Yeryüzündeki her şeyi hallettiler, bir de uzaya gideceklermiş. Eyvah. Uzayda maden ararlar mı? Acaba orman var mı? Ormanı yakarlar mı? Beşli çeteye arsa yaparlar mı? Eyvah, eyvah uzay yandı.

Aslında bu ülkemiz için hayırlı bir gelişme. AK Parti iktidarı gibi beceriksizliği adeta kurumsallaştırmış bir kadronun elinde uzay yolculuğunun nasıl olacağını varın siz düşünün. Mars’a gidelim derken Jüpiter’e inerlermiş. Ay’a gitmek yerine kara deliğe girerlermiş… Uzaya giden gitti zaten.

Mesela döviz kuru, mesela enflasyon uzaya çıktı. Mesela gıda fiyatları uzaya çıktı. Hatta Mars’ı geçti Jüpiter’e varmak üzere.

Siz onların peşinden astronot göndereceğinize seçim tarihini açıklayın da millet sizi uzaya mı, evinize mi nereye gönderiyor tüm gerçekliğiyle bir görün.

Türkiye elbette uzaya gidecektir ama bugün milletimiz ihtiyacı seçimdir. İYİ Parti’nin beklediği şey seçimdir. Getirin sandığı bu ucube sistem gitsin. Getirin sandığı İYİ’lerin şafağı artık söksün.”

Dijital dönüşüm ve yönetim sistemi

Ekonomide 4’üncü sanayi devrimiyle birlikte, sanayi ve toplumdaki değişimi anlatan Akşener, şu ifadeleri kullandı:

4’üncü sanayi devriminin, Teslism tartışıldığı dönüşüm dönemindeyiz. Eskiden üretimin odağı üründü, sonra tüketicinin ihtiyaçları görünür oldu.

Sonra markaların tüketicilerle konuşması geldi, marka aidiyeti geldi. Artık bu saydıklarımın yanında insan merkezli yeni bir anlayış iş dünyasına girdi. Markalar sürdürülebilirlik, karbon ayak izi, cinsiyet eşitliğini de benimseyerek müşterilerle insani alanda iletişime geçiyor” dedi.

Bu gelişmeler doğrultusunda hayatımızda dijitalleşmenin tetiklediği yönetim anlayışı var. Bir anlamda dijital meşveret. Biz bunu başaracağız. İYİ Parti dünyanın gerisinde kalan, 1920’lerin dünyasına giden bu anlayıştan Türkiye’yi kurtaracak.

Peki biz bu hâle nasıl geldik? KPSS’den 92 puan alanı, eleyen, yerine de, 58 puan alanın, Ak Partili dayısı olduğu için atandığı, mülakat sistemiyle geldik.

Bin bir emekle okuyan, okutulan gençlerimiz işsizken, Saraydaki danışmanlarına, 5-10-15 maaş birden bağlayan, vicdansız bir yönetimle geldik.

Milletimiz başını sokacak evi, yiyecek ekmeği, giyinecek kıyafeti zor bulurken; Milletin ödediği vergileri, yandaşına yediren,

Devletin kaynaklarını, peşkeş çeken, Sınırsız imkânlar sunduğu, 5’li çetesini beslemekle övünen, harami bir düzenle geldik.

Biz bu hâle; Dünyadaki gelişmeleri inatla ıskalayan, Dağıtık sistemden feyz alacağına, 2017 yılında ancak Fordizmi keşfedebilen, vizyonsuz bir zihniyet yüzünden geldik.

Cumhuriyetimizin değerlerini hiçe sayan, Devlet yönetimi anlayışını hakir gören, Kurumlarımızın içini boşaltan, Demokrasi kültürümüzü ayaklar altına alan, Adına da Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi denilen, Bu ucube sistem yüzünden geldik!

Hatırlayın, bu ucube sisteme geçiş için, bahaneleri neydi? Ayaktaki prangalardan kurtulmak.
Vesayeti sona erdirmek. Hızlı karar almak.

Türkiye’yi şaha kaldırmak ve uçurmak. Şimdi soruyorum size; 2017 yılından bugüne baktığınızda, Türkiye’nin daha özgür olduğunu düşünen var mı?

Kendisini daha hür hisseden var mı? Kendisini daha mutlu hisseden var mı? Kendisini daha huzurlu hisseden var mı? Milletten bihaber, saray talimatlarıyla yönetilen Türkiye’de; vesayetin sona erdiğine şahit olan var mı?

Ekonomiden sağlığa, dış politikadan eğitime kadar, Tek bir kişinin keyfine göre alınan kararların, en küçük faydasını gören var mı?

Kurumlarımızın, paramızın, hatta vatandaşlığımızın bile, değer kaybettiği bu sistemde, Her geçen gün, yeni bir krize uyanan Türkiye’nin, Hangi alanda şaha kalktığını,

Nereye doğru uçtuğunu bilen var mı? Maalesef yok. Olamaz da. Çünkü; Zamanın ruhunu yakalamak yerine, 18’inci yüzyılın normlarına hapsolan bir sistemin; 21’inci yüzyıl dünyasında, Türkiye’yi hiçbir yere götürmesi mümkün değildir.

Bu kadar basit. Şimdi ben böyle söyleyince; Bay Kriz yine alınacak. Kızacak, köpürecek, kürsülerden bağıracak. Varsın olsun. Elinden geleni ardına koymasın. Daha önce de defalarca söyledim, şimdi tekrar söylüyorum.

Bizim öznemiz; kişiler değil, sistemlerdir. Bizim meselemiz; şahıslarla değil, zihniyetlerledir. Bizim derdimiz; kavga çıkartmak değil, Milletimizin ve memleketimizin çıkarları için makulde buluşmaktır.

Bu yüzden; İlk günden beri, arkadaşlarımızla birlikte, bu ucube sistemin karşısında duruyoruz. Parlamenter sistemin eksikleri, hataları, engelleri yok muydu? Elbette vardı.

Ama çözüm, 150 yıllık bir birikimi hiçe saymak, çöpe atmak değildi. Çözüm; Parlamenter Sistemi, günümüz şartlarına göre ıslah etmekti. 21’inci yüzyılın yönetim anlayışlarına, ayak uydurarak güncellemekti.

Darbelerin, vesayetlerin, muhtıraların olmadığı bir parlamenter sistem inşa etmekti. Ancak onlar; Kurumsal hafızamızı yok etmeyi, Cumhuriyet değerlerimizi hiçe saymayı, Devlet geleneğimizi yıpratmayı seçtiler.

“Hürriyeti değil, istibdatı seçtiler”

Hürriyeti değil, istibdatı seçtiler. Koltuk sevdası uğruna, bilerek ve isteyerek, Türkiye’yi uçurumun kenarına getirdiler. İşte tam olarak bu sebeple, biz de 6 siyasi parti olarak; önce partilerimiz bünyesinde, sonrasında da, genel başkan yardımcılarımız aracılığıyla, birlikte çalıştık.

“Koltuk İttifakı” ortaklarının aksine; Farklılıklarımıza saygı duyarak, Milletimizin ve memleketimizin ihtiyaçlarına odaklanarak, Makulün kaybolduğu bir ortamda, ortak aklı ve istişare kültürünü çalıştırarak, 28 Şubat 2022’de, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem çalışmamızı tamamlayıp, Genel Başkanlar olarak imzaladık.

Geçtiğimiz Pazar günü de yeniden buluştuk. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’i, hayata geçirmek için, ilkelerimizi konuşup karara bağladık ve ülke gündemindeki gelişmeleri değerlendirdik.

Bu vesileyle buradan, başta, ev sahipliği yapan Sayın Ahmet Davutoğlu olmak üzere, toplantıya katılan Sayın Genel Başkanlara, huzurunuzda bir kez daha, teşekkür etmek istiyorum. Allah bizleri milletimize karşı utandırmasın.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem; “Ben yönetirim” yerine, “biz yöneteceğiz” diyen, “Ben bilirim” yerine, “makulde buluşacağız” diyen, “Ben başaracağım” yerine “el ele başaracağız” diyen, “Ben kazanacağım” yerine “milletimiz kazanacak” diyen bir sistemdir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem; Tek adam sistemini ortadan kaldırıp, zamanın ruhuna uygun bir bakış açısıyla; Cumhurbaşkanı’nı; Fark gözetmeksizin, tüm insanlarımızı temsil edecek şekilde; herkesin garantörü bir Cumhurbaşkanı olarak konumlandıran bir sistemdir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem; Cumhuriyet değerlerimizin üzerine inşa edilen, Demokrasiyi içselleştiren, Hukukun üstün, yargının adil, Meclisin de, hem yetkili, hem de yetkili olduğu bir sistemdir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem; Bugüne kadar, içi boşaltılan her kurumu onaracak, Kurumsal devlet hafızasını yeniden canlandıracak, Her alanda liyakati esas alacak bir sistemdir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem; Atanmışın, seçilmiş karşısındaki üstünlüğüne son verecek, Milletin Evi olan Gazi Meclisimizi, yeniden yüceltecek, Millet iradesinin üzerindeki, her türlü vesayeti, ortadan kaldıracak bir sistemdir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem; Hukukun üstünlüğünü esas alacak, Yargının bağımsızlığını koruyacak, Cübbelere dikilen düğmeleri kopartıp atacak bir sistemdir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem; Dış politikamızı, bir kişinin sevgisine, nefretine, ve egosuna indirgeyen, sığ bakış açısından kurtaracak,

Ülkemizi; 23 trilyon dolarlık, ekonomik coğrafyamızla buluşturacak, sığınmacı sorununu da, tarihin tozlu raflarına kaldıracak bir sistemdir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem; Yandaş üretmeyen, Kaynak tüketmeyen, Merkez Bankası’na karışmayan, İşinin ehli kişiler tarafından yönetilen, Ekonomimize ihtiyacı olan güveni veren bir sistemdir.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem; Türkiye’ye yakışacak, Büyük Türk Milleti’ne yaraşacak, Milletçe hak ettiğimiz, güçlü, zengin ve mutlu Türkiye’nin, kapısını açacak yegâne sistemdir. Hiç merak etmeyin, çok az kaldı!

Tarih özgürleşme yönünde akar. Tarihin akışına ters gidenler, akıntıda boğulmaya mahkûmdur. Nitekim, Ak Parti ve liyakatsiz kadroları, yapılacak ilk seçimle birlikte gidiyor.

Bu artık bir tarih meselesi. Cümle alem biliyor ki; İYİ Parti her gün, güçlü adımlarla iktidara yürüyor. Allah’ın izni, milletimizin de teveccühüyle, bayrağı biz devralacağız. Ama rehavete kapılmak yok.

Alacağımız büyük sorumluluğun bilinciyle, durmadan çalışmaya devam edeceğiz. Ve evelallah, ülkemizi, Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi denilen, bu ucube sistemden, bu istibdat rejiminden, çekip kurtaracağız.

“Hazır olun çok kaldı”

Haksızlık yapmamak için adaleti, Haksızlıkları engellemek için eşitliği, Haksızlıkları dile getirmek için hürriyeti, Haksızlıkları gidermek için de, hakkaniyeti getireceğiz!

Milliyetçi, Demokrat ve Kalkınmacı kimliğimizle; Türkiye’yi, hak ettiği gibi, 21’inci yüzyılın ruhuna taşıyacağız!

Milletimizle el ele, kol kola verip; Liyakatle eşitlenen, Adaletle özgürleşen, Sevgiyle güçlenen, Ve mutlulukla konuşan Türkiye’yi, hep beraber inşa edeceğiz! Hazır olun, çok az kaldı!”

Paylaşın

Elmada Üretici İle Market Arasındaki Fiyat Farkı Yüzde 522,5

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, mayıs ayında üretici ile market arasındaki fiyat farklılıklarını ve sebeplerini yaptığı basın açıklaması ile değerlendirdi.

Haber Merkezi / TZOB Başkanı Bayraktar, mayıs ayında üretici ile market arasındaki fiyat farkının en fazla yüzde 522,5 ile elmada görüldüğünü belirterek, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Elmadaki fiyat farkını yüzde 393,6 ile kabak,  yüzde 373,7 ile ıspanak, yüzde 330,8 ile salatalık, yüzde 325,1 ile marul, yüzde 292,1 ile sivri biber,  yüzde 268,8 ile kuru üzüm, yüzde 253,3 ile kuru fasulye, yüzde 245,4 ile yeşil mercimek takip etti.

Mayıs ayında elmada üretici market fiyat farkı yüzde 500’ün üzerindeyken, 4 üründe yüzde 300’ün, 9 üründe yüzde 200’ün üzerinde gerçekleşti.

Elma 6,2 kat, kabak 4,9 kat, maydanoz 4,8 kat, ıspanak 4,7 kat, salatalık ve marul 4,3 kat, sivri biber 3,9 kat, kuru üzüm 3,7 kat, kuru fasulye ve yeşil mercimek 3,5 kat, kırmızı mercimek, taze fasulye ve patlıcan 3,3 kat, nohut ve kuru incir 3,2 kat fazlaya tüketiciye satıldı.

Üreticide 2 lira olan elma 12 lira 45 kuruşa, 2 lira 34 kuruş olan kabak 11 lira 55 kuruşa, 3 lira olan ıspanak 14 lira 21 kuruşa, 1 lira 59 kuruş olan salatalık 6 lira 85 kuruşa, 1 lira 99 kuruş marul 8 lira 46 kuruşa, 3 lira 25 kuruş olan sivri biber 12 lira 74 kuruşa, 14 lira 50 kuruş olan kuru üzüm 53 lira 47 kuruşa markette satıldı.

Market Fiyatları

Mayıs ayında markette 38 ürünün 26’sında fiyat artışı, 12’sinde ise fiyat azalışı görüldü.

Mayıs ayında markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 58,4 ile limonda oldu. Limondaki fiyat artışını yüzde 47 ile kuru soğan, yüzde 42,2 ile havuç, yüzde 30,5 ile toz şeker, yüzde 29,2 ile ıspanak, yüzde 24,5 ile patates, yüzde 22,8 ile kuru kayısı, yüzde 22,6 ile fındık içi takip etti.

Markette fiyatı en çok azalan ürün ise yüzde 57,4 ile salatalık oldu. Salatalıktaki fiyat düşüşünü yüzde 47,7 ile sivri biber, yüzde 41,8 ile marul, yüzde 35,6 ile patlıcan, yüzde 28,2 ile çilek, yüzde 19,5 ile yeşil soğan, yüzde 18,6 ile kabak, yüzde 16,7 ile maydanoz, yüzde 13,5 ile yumurta izledi.

Üretici Fiyatları

Mayıs ayında üreticide fiyatı en çok düşen ürün yüzde 62,3 ile marulda görüldü. Maruldaki fiyat düşüşünü yüzde 59,4 ile sivri biber, yüzde 55 ile maydanoz, yüzde 50,2 ile salatalık, yüzde 37,6 ile kabak, yüzde 33,3 ile patlıcan, yüzde 31,2 ile yeşil soğan yüzde 31 ile ıspanak izledi.

Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 20 ile limonda görüldü. Limondaki fiyat artışını yüzde 14,3 ile havuç, yüzde 12,8 ile dana eti ve yüzde 10,2 ile domates takip etti.

Mayıs ayında üreticide 29 ürünün 8’inde fiyat artışı olurken, 13’ünde fiyat düşüşü görüldü, 8 üründe ise fiyat değişimi olmadı.

Üretici fiyatlarında elma, kuru fasulye, nohut, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, pirinç, kuru üzüm ve kuru incirde fiyat değişimi olmadı.

Fiyat Farklılıklarının Sebepleri

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, üretici ile market arasındaki fiyat farklılıklarının sebeplerini ise şöyle açıkladı;

“Mayıs ayında fiyatı en fazla artan ürün, markette ve üreticide limon, fiyatı en fazla düşen ürün ise markette salatalık olurken, üreticide fiyatı en fazla düşen ürün ise marul oldu.

Limonda piyasaya depolardan yatak limon arzının devam etmesi, depo masraflarının artması fiyatların yükselmesine yol açtı.

Havuç fiyatındaki fiyat artışı sezon sonuna gelinmesi sebebiyle ürün arzının azalması neden olmuştur.

Arz talep değişimi ve yem fiyatlarındaki artış et fiyatlarının yükselmesinde etkili olmuştur.

Domates fiyatlarında artışa sera ürünlerinden tarla ürünlerine geçiş dönemi olması sebebiyle azalan ürün arzı sebep olmuştur.

Marul, sivri biber, maydanoz, salatalık, kabak, patlıcan, yeşil soğan ve ıspanak fiyatlarındaki düşüş havaların ısınması sebebiyle artan arzdan kaynaklanmaktadır.

Adana bölgesinde patates ve soğan hasadının başlamasıyla artan arz fiyatlarda düşüşe neden olmuştur.

Havaların ısınmasıyla birlikte tarla ürünlerinin piyasaya arzının artması, önümüzdeki dönem tüketici fiyatlarına olumlu yönde yansıyacaktır.”

Paylaşın

Altılı Masada Planlamalar, ‘Kasım’da Erken Seçim’ Olasılığı Gözetilerek Yapıldı

İlk olarak “güçlendirilmiş parlamenter sistem” konusunda mutabakata varan 6 muhalefet partisi, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun ev sahipliğindeki dördüncü toplantısında, “işbirliği süreci”ne ilişkin “tutum belgesi”, “temel ilkeler ve hedefler” başlığı altında 10 maddelik bildiri üzerinde de uzlaşmaya vardı.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, toplantıdan çıkan ikinci somut sonuç ise daha önce kurulan 4 komisyonun çalışmalarını kamuoyuna açıklamak için takvim ortaya koymaları oldu. Kulislere yansıyan bilgilere göre, bu kararlarda, Kasım ayında yapılabilecek bir “erken seçim olasılığı” etkili oldu.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ev sahipliğini üstleneceği bir sonraki toplantının tarihi ise 3 Temmuz olarak belirlendi. Muhalefet liderlerinin Pazar günü bir araya geldiği toplantı yaklaşık 7 saati buldu ve gece saat 02:20’de, alınan kararlar yazılı açıklamayla kamuoyuna duyuruldu.

Seçim öncesi ve sonrasına dönük işbirliği ilkelerini içeren 10 maddelik “temel ilkeler ve hedefler” bildirisinin yanısıra, “parlamenter sisteme geçiş süreci”, “seçim güvenliği”, ekonomi konusundaki temel hedefleri içeren çalışma yapmakla görevlendirilen, “kurumsal reformlar” ve parlamenter sisteme geçiş için anayasal ve yasal değişikliklerle ilgili çalışmayı yürüten komisyonun çalışmaları da büyük ölçüde takvime bağlandı.

6 parti temsilcisinden oluşan seçim güvenliği komisyonu, hazırladığı çalışmayı 6 Haziran’da, kurumsal reformlar komisyonu 13 Haziran’da, anayasal ve yasal değişiklikler komisyonu da bir sonraki toplantıya kadar çalışmasını tamamlayacak. Ancak geçiş süreci komisyonu için net bir takvim konulmadı ve çalışmalarının daha uzun soluklu olacağı değerlendirildi.

Liderlerin ortak metin için önerileri

Edinilen bilgiye göre liderlerin en uzun süren görüşmesinde, ekonomiden, dış politikaya kadar hemen her alandaki gelişmeler ele alındı. Liderlerin mesaisinin büyük bölümünü ise 10 maddelik “temel ilkeler ve hedefler” bildirisinin hazırlanması oluşturdu.

Daha önce her siyasi partinin yaptığı çalışmalar doğrultusunda, ortak başlıklar belirlendi. Ayrıca her lider, diğer partilerle çelişmeyecek önerilerini de masaya getirdi. Bildiride yer alan 10 madde içinde “Kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı güçlendirilmiş parlamenter sistem”, “siyasi etik reformu” gibi başlıklar ortak öneri olarak yer alırken, Kılıçaroğlu’nun temel söylemlerinden olan “hiçbir çocuğun yatağa aç girmeyeceği” vaadi de “sosyal devlet ve gelir adaleti” başlığı içinde yer buldu.

6’lı masa kurulmadan önce “dinsel kazanımların korunacağı” taahhüdü içeren bildiri hazırlanması önerisini ilk gündeme getiren isim olan Davutoğlu da bu önerisini masaya taşıdı. “Din ve vicdan özgürlüğü” başlığı altında, “Kamusal ve özel yaşamda herkesin inanç pratiğine saygılı olmayı özgürlükçü laiklik anlayışın zorunlu bir gereği olarak görüyoruz. Bu bağlamda din ve vicdan özgürlüğü çerçevesindeki kazanımların koruyucusu ve güvencesi olacağız” ifadeleri temel ilkeler bildirisine girdi.

“Hiçkimsenin siyasi tercihleri nedeniyle suçlanmayacağı, toplumsal barışın rövanşist bir tavır ve kolektif suç anlayışı üzerinden zarar görmesine izin verilmeyeceği” taahhüdünü içeren “toplumsal barış ve tarafsız-bağımsız yargı önünde hesap verebilirlik” başlığı ise Babacan’ın önerisi doğrultusunda metinde yer aldı.

Erken seçim göstergeleri

Edinilen bilgiye göre masada, 6 ya da 27 Kasım’da bir erken seçim olabileceği güçlü olasılık olarak ifade edildi. İktidarın, ekonomik göstergeler dikkate alındığında, “zamanında bir seçimi” göze alamayabileceği görüşünün ağırlık kazandığı masada bazı liderler, AKP’nin teşkilatlarına “seçime hazır olun” talimatı verdiğine dikkat çekti.

İktidarın Temmuz ayında memur zamları, asgari ücrete ara zam, tarım kesimine dönük bazı iyileştirmeler, 3600 ek gösterge gibi adımlarla, hayat pahalılığına karşı geçici bir olumlu hava oluşturabileceği görüşü dile getirildi.

Suriye’ye yönelik olası operasyonun, “erken seçimin en önemli göstergesi” olacağı değerlendirmesinin yapıldığı toplantıda, bu nedenle muhalefetin hazırlıksız yakalanmaması için başta temel ilke ve hedeflerin belirlenmesi olmak üzere çalışmaların hızlandırılması görüşü benimsendi.

Edinilen bilgiye göre Davutoğlu, temel hedefler ve ilkeler bildirisinin yanısıra 4 komisyonun yaptığı çalışmaların da kamuoyuna açıklanmasını istedi, ancak komisyonların çalışmalarını henüz sonuçlanmadığı gerekçesiyle diğer liderlerce bu öneri kabul görmedi. Müzakereler sonucunda her bir komisyonun çalışmalarının takvime bağlanması ve komisyon üyeleri tarafından basın toplantısıyla kamuoyuna duyurulması görüşü benimsendi. Toplantıda “aday” ve “ittifak”larla ilgili takvimin belirlenmesi önerisinin ise masa gündemine gelmediği öğrenildi.

Davutoğlu’nun “takvim ısrarı”nın altında, evsahipliğindeki toplantıda, “somut adımlar atıldığı” mesajını vermek istediği, toplantı öncesinde “Türkiye Masası” vurgusunun yapıldığı video mesajın da buna dönük bir hamle olduğu yorumu yapılıyor.

6’lı masada yer alan partilerin büyük bölümü, erken seçim olması halinde, ittifak hesapları değişeceği için, hem adayın, hem de ittifakların nasıl şekilleneceğinin, seçim kararının netleşmesinden sonra açıklanması gerektiğini savunuyor.

Göç sorununu Kılıçdaroğlu masaya getirdi

Toplantı sonrasında yapılan açıklamada, “kapsamlı göç politikası geliştirilmesi” için çalışma yapılacağı da vurgulandı. Edinilen bilgiye göre bu öneriyi CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu gündeme getirdi ve bu konunun seçim sürecinin en önemli başlıklarından biri olacağına dikkat çekti. Bu çerçevede her siyasi partinin kendi içlerinde yaptığı çalışmaların ortaklaştırılması ve bu konuda bir komisyon kurularak, ortak bir “göç politikası” belirlenmesi konusunda da uzlaşmaya varıldı.

Davutoğlu, Fatih temalı tablo hediye etti

Haziran sonunda yapılması düşünülen Akşener’in evsahipliğindeki beşinci toplantı için liderlerin programının uygun olmaması nedeniyle, yeni toplantı tarihi de 3 Temmuz olarak belirlendi. Toplantının sonunda Davutoğlu, konuk liderlere, parti kurucularından, ebru ve kaligrafi sanatçısı Ahmet Çoktan’ın, İstanbul ve Fatih Sultan Mehmet temalı birer tablosunu hediye etti.

Paylaşın

TÜSİAD’dan Hükümete ‘Enflasyon’ Eleştirisi

Enflasyon üzerinden iktidarı eleştiren TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, “Bugün gelişmiş ekonomilerde yıllık enflasyon yüzde 7-8. Gelişmekte olan ülkelerde de yüzde 10’a yakın seyrediyor. Ülkemizde ise enflasyon oranı dünyada var olan genel düzeyin maalesef katbekat üzerinde, yüzde 70 seviyelerini oluşturmaktadır. Enflasyonda her geçen gün hedef dediğimiz noktadan uzaklaşıyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Orhan Turan, açıklamasının devamında, “Aslında enflasyon sorunu bizim sadece son 9 aydır yaşadığımız bir durum değil. Özellikle son 4-5 yıldır enflasyon dinamiklerinin yapısının belirgin düzeyde bozulduğunu görmekteyiz. Gerekli adımları doğru zamanlama ile atamıyoruz. Böyle olunca da para politikası etkinliğini kaybediyor ve gün sonunda enflasyonda yaşadığımız tablo ortaya çıkıyor.” ifadelerini kullandı.

Turan, eleştirilerine “Çözüm için atılacak adımlar belli. Ancak zamanlama en önemli husus. Çözümsüz geçen süre tüm bireylerin ve kurumların üzerine her geçen gün daha fazla ek maliyet olarak dönüyor. Doğru uygulanan bir para politikasına buna eşlik eden mali politikalara ve makro sektörel arzı destekleyen yapısal değişimlere ihtiyacımız var” ifadeleriyle devam etti.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD)  ve Koç Üniversitesi ortaklığı ile oluşturulan Ekonomik Araştırma Forumu (EAF) tarafından 30 Mayıs tarihinde “Enflasyon Artarken Neo-Fisher Yaklaşım Ne Diyor” başlıklı bir toplantı düzenlendi.

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, toplantının açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Orhan Turan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle;

Geride bıraktığımız kısa dönemde global ekonomi önemli arz şoklarına maruz kaldı. Önce covid krizini yaşadık, ardından da Rusya-Ukrayna savaşına şahit oluyoruz. Her ne kadar Covid krizinin etkileri yerini önemli bir global toparlanmaya bırakmış olsa da hem tedarik zincirlerinde bir değişime hem de yüksek enflasyonun yarattığı mücadeleci yeni bir sürece girmiş durumdayız.

Bunlarla birlikte iklim değişikliğinin ve savaşın, gıda ve su güvenliği üzerindeki artan tehdidi ile karşı karşıyayız. Dolayısıyla küresel ekonominin maruz kaldığı mücadeleci süreç bugün hesapladığımızdan çok daha uzun sürebilir.

2008 global finans krizinin ardından gördüğümüz ve Covid’de Büyük Kapanma ile devam eden süreçte dünya ekonomisi muazzam bir likidite enjeksiyonuna yani parasal genişlemeye ve düşük faiz ortamına maruz kaldı. Bu politika uygulamaları kriz dönemlerinin bir nebze daha az hasarla atlatılmasında önemli rol oynadı.

Bugün geldiğimiz noktada ise yüksek küresel enflasyon ve özellikle global para politikasında önemli bir paradigma değişimi görüyoruz. Geride bıraktığımız 14 yıllık vadedeki genişlemeci global para politikası dönemi kapanıyor.

Bugün büyük merkez bankaları, FED öncülüğünde, düşük büyüme pahasına bile olsa enflasyon ile mücadele edeceklerini hem alınan önlemler hem de verilen mesajlarla açıkça ortaya koyuyor. Gelişmekte olan ülkeler ise FED’in şahinleşen duruşuna paralel olarak geçtiğimiz yılın ortasında başladıkları faiz artırım süreçlerine devam etmekteler.

Önümüzdeki dönemde de FED başta olmak üzere majör merkez bankalarının faiz artışları ve bilanço küçültme adımları devam edecek. Küresel ekonomide bol para döneminin azaldığı ve finansman koşullarının geçmişe kıyasla daha zor olacağı bir döneme girdik. Türkiye bu dönemde, akranlarının aksine, farklı bir politika tercihi ortaya koydu.

Dünyada akran ülkelere baktığımızda hem en yüksek enflasyona hem de son derece yüksek risk primine sahip ülke konumundayız. Unutmayalım ki, yakın geçmişte yaşadığımız ekonomik zorluk dönemleri, global rüzgarların arkamızdan estiği dönemlerdi ve bu zorluklarla bir şekilde mücadele edebildik. Oysa şu an global ekonominin geçmekte olduğu döngüde rüzgâr önümüzden esmekte ve işimizi çok daha fazla zorlaştırmakta. Artık global görünüm de lehimize değil.

Bugün gelişmiş ekonomilerde yıllık enflasyon %7-8, gelişmekte olan ülkelerde %10’a yakın seyrediyor. Ülkemizde ise enflasyon oranı dünyada var olan genel düzeyin maalesef katbekat üzerinde %70 seviyesinde oluşmaktadır.

Enflasyonda her geçen gün hedeflediğimiz noktadan uzaklaşıyoruz. Aslında enflasyon sorunu bizim sadece son 9 aydır yaşadığımız bir durum değil. Özellikle son 4-5 yıldır enflasyon dinamiklerinin, yapısının belirgin düzeyde bozulduğunu görmekteyiz. Gerekli adımları doğru zamanlama ile atamıyoruz. Böyle olunca da para politikası etkinliğini kaybediyor ve gün sonunda enflasyonda yaşadığımız tablo ortaya çıkıyor.

Çözüm için atılacak adımlar belli ancak zamanlama en önemli husus. Çözümsüz geçen süre tüm bireylerin ve kurumların üzerine her geçen gün daha fazla ek maliyet olarak geri dönüyor. Doğru uygulanan bir para politikasına, buna eşlik den mali politikalara ve mikro sektörel arzı destekleyen yapısal değişimlere ihtiyacımız var. Uzunca bir süredir ifade ettiğimiz gibi, iktisadi politika tasarımında ancak ve ancak bilimi, dünyada kanıtlanmış süreçleri ve deneyimi merkeze koyarsak enflasyonla mücadelede başarıya ulaşmamız mümkün olur.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Saray, Halkı Yoksullukla Terörize Etmektedir

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile TÜRGEV ve Ensar Vakfı hakkında yaptığı açıklamaları yayımlayan dört kanalın Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından cezalandırılmasını eleştirdi.

Haber Merkezi / “Yoksullaştırma şiddetin, terörün en kötüsüdür. Bu Saray, halkı yoksullukla terörize etmektedir. Bu yoksullaştırma terörü sürerken, Saray evlatları vakıflar üzerinden yüzlerce milyon dolarlarla oynuyor. Baba ‘Eeey Amerika’ edebiyatında, evlatlar dolar transferlerinde…” diyen Kılıçdaroğlu, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı;

Belgeler ortaya çıkınca, emir verildi, atanmışlar aHaber’e koştu. Tabii her taraf belge dolu olunca, baktılar olmuyor, RTÜK üzerinden de beni yasaklamaya giriştiler. Ki RTÜK, bu devrin ekonomik terör aparatlarından biridir; sadece bu!

Gelelim ‘Kılıçdaroğlu susturulabilir mi?’ sorusuna. Senin paramiliterlerin, mafyaların, derin devlet müptezellerin, kullanışlı aparatların beni durduramaz. Ey Saray, senin meselen bana kimin, neyi izin vereceği değildir; senin meselen, beni durdurabilecek gücünün olmamasıdır!”

RTÜK, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesinin ülkeden kaçmak için hazırlık yaptığını” ve “TÜRGEV ile Ensar Vakfı aracılığıyla ABD’ye para transferi yapıldığını” öne sürdüğü videoyu eşzamanlı yayımlayan Tele1, KRT, Flash TV ve Halk TV kanallarına oy çokluğuyla üst sınırdan yüzde 3 para cezası vermişti.

Paylaşın

HDP’li Buldan: Kürt Siyaseti Tasfiye Edilmek İsteniyor

Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ında aralarında bulunduğu 108 kişi hakkında açılan Kobani Davası, Sincan Cezaevi Kampüsünde görülüyor. Davayı HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ve HDP’li milletvekilleri ile EMEP, EHP, TKP, KESK ve bazı STK’lardan temsilcilerin de aralarında olduğu çok sayıda kişi takip ediyor. 

Haber Merkezi / Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanımız Pervin Buldan, duruşma öncesi cezaevi önünde açıklamalarda bulundu. Yargılanan her bir arkadaşlarının ülkenin demokrasisi barışı, eşitliği ve özgürlüğü için mücadele ettiğinin altını çizen Buldan, şunları söyledi;

“Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Bugün Kobani Kumpas Davasının bir celsesini daha izlemek üzere kurum temsilcisi arkadaşlarımız, milletvekillerimiz ve halkımız ile birlikte buradayız.

Kobani Kumpas Davasının hangi saiklerle yapıldığını geçmişte hep söyledik. Siyasi gerekçelerle oluşturulan bir iddianameyle bugün Kürt siyasi tarihinin önemli aktörlerinin yargılandığı bir dönemi yaşıyoruz. Yargılananlar bu ülkenin demokrasisi, barışı, eşitliği ve özgürlüğü için mücadele eden arkadaşlarımız. Bu ülkeyi yönetenler Kürt düşmanlığıyla ve Kürtleri siyasi arenadan tasfiye etmek amacıyla bu tür kumpas davalarını önüne koydu. Bu davanın bir kumpas davası olduğunu biliyoruz ve iddianamesinin Saray’da hazırladığını da biliyoruz.

Cumhurbaşkanı ve onun küçük ortağı olan MHP Genel Başkanının isteği üzerine hazırlanan bu iddianamenin ne kadar boş ve yersiz olduğunu arkadaşlarımız tek tek ortaya çıkardılar. Arkadaşlarımız bu ülkenin hem cumhurbaşkanını hem yargısını hem adaletini yargılamaya çalıştılar. Bu kumpas davasıyla sonuç elde etmeye çalışan bir zihniyet var ortada. Evet, bu ülkeyi yönetenlerin bu kumpas davasının sonucuyla HDP Kapatma Davası arasında bir bağ kuracaklarını da çok iyi biliyoruz.

Türkiye’nin siyasi tarihine kara bir leke sürdüler

2014 yılında yaşanmış süreçle ilgili 2016’da bu ülkenin cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın meseleyi seçim kampanyası malzemesi haline getirmesi aslında bu günlerin yaşanmasının habercisiydi. Üzerinden tam 6 yıl geçtikten sonra yani 2022 yılında bu davanın açılmasıyla işte Türkiye’nin siyasi tarihine kara bir leke sürdüler.

O günden bugüne kadar bu meselenin bir siyasi mesele haline getirilmesinin büyük bir amacı var. Bu ülkeyi yönetenler bir kez daha kendi koltuklarında oturmak ve iktidarlarını sürdürebilmek için Kobani Kumpas Davasını malzeme yapmayı sürdürecekler. Ancak şunu ifade etmek isterim ki, bu yargılama başladığı günden beri yargılanan her bir arkadaşımız bu ülkenin zihniyetini, bu ülkenin yönetimini, bu ülkede Kürt düşmanlığı ve kadın düşmanlığı yapanları yargılıyor. Gerçekleri tek tek ortaya koymalarına rağmen hiçbir gerekçeleri, sundukları hiçbir iddiaları yazık ki mahkeme tarafından kabul edilmiyor. Adil bir yargılama yapılmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Çünkü talimat Saray’dan alınıyor, çünkü bizzat Cumhurbaşkanından ve onun küçük ortağı olan MHP Genel Başkanından alınıyor. Böylesi adil olmayan yargılama sürecinde elbette bizler davayı sonuna kadar sahipleneceğiz, sonuna kadar arkadaşlarımızın yanında olacağız ve peşini bırakmayacağız.

Şimdi kumpas davası ellerine ayaklarına dolandığı için yeni yeni kumpaslar başlatma peşindeler. İkinci bir dalgayla yeni bir süreci başlatıp, farklı arkadaşlarımızı da gözaltına alıp yeni bir tutuklama süreci başlattılar. Ancak bütün bunlar beyhude çabalardır. Bu dava düştü, düşecek. Bu dava onların ellerine ayaklarına dolandı, dolaşmaya da devam edecek. Ellerinde hiçbir gerekçe, somut delil olmadığı için yeni yeni kumpaslar ve ikinci dalgalar yaratmaya çalışsalar da bu davanın düştüğünü ve düşeceğini belirtmek isterim. Burada bulunan bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Arkadaşlarımızla birlikte süreci takip etmeye devam edeceğiz. Teşekkür ediyorum.”

Paylaşın

Domatesin Genetiğini Değiştirerek ‘D Vitamini’ Deposu Yaptılar

Bilim insanları, gen düzenleme teknolojisi CRISPR’ı kullanarak, domatesleri D vitamini deposuna çevirdi. Birleşik Krallık’taki araştırma merkezi The John Innes Center’da yapılan çalışmada provitaminlerle (doğal yollarla vitamine dönüşebilen madde) donatılmış özel domatesler tasarlandı.

Düzenlemenin ardından domatesin etli kısmı ve kabuğu, iki yumurta veya 28 gram ton balığıyla aynı D vitamini seviyelerine ulaştı.

The John Innes Center’da görev alan botanikçi Cathie Martin, “Gen düzenleme teknolojisini kullanarak domatesleri provitamin D3’le güçlendirebileceğinizi gösterdik” dedi:

Bu da domateslerin bitki bazlı, sürdürülebilir bir D3 vitamini kaynağı olarak geliştirilebileceği anlamına geliyor.

Domatesin 7-DHC diye bilinen bir D vitamini öncüsünü doğal olarak içerdiği biliniyor. Ancak bu provitamin domateste çok düşük seviyelerde ve sadece yeşil yapraklarında yer alıyor.

Araştırmacılar bu durumu değiştirmek için domates genomunda 7-DHC’yi başka moleküllere dönüştüren bir enzimi susturdu.

Bu enzim aradan çıkarıldığında 7-DHC, domatesin etli kısmında, kabuğunda ve yapraklarında çok daha yüksek seviyelerde birikti.

Daha da önemlisi, bu enzimin bloke edilmesinin bitkinin gelişimini veya verimini etkilemediği görüldü.

Daha sonra bir saat boyunca Güneş ışığına maruz bırakılan domateslerdeki 7-DHC provitaminlerinin kolaylıkla D3 vitaminine dönüştüğü anlaşıldı. Bu sayede güneşte kurutulmuş domateslerin vitamin deposu haline gelebildiği tespit edildi.

Bu keşif, domates bitkisinin meyvesini daha besleyici hale getirmenin yanı sıra, normalde çöpe atılan yeşil yaprakların da takviye üretimi için kullanılabilmesini sağlayacak.

Bulgularını hakemli bilimsel dergi Nature’da yayımlayan araştırmacılar, keşfin insanlarda yaygın görülen D vitamini eksikliğine çare olabileceğine inanıyor.

“Avrupalıların yüzde kırkında D vitamini eksikliği var ve dünya çapında bir milyar insan da bununla mücadele ediyor” diyen Martin, sözlerini şöyle sürdürdü:

Sadece büyük bir sağlık sorununu ele almakla kalmıyoruz, üreticilere de yardımcı oluyoruz. Çünkü şu anda çöpe giden domates yaprakları, D vitamini takviyesi üretmek için kullanılabilir.

Araştırmacılar, genetiğiyle oynanmış domateslerin yenebilir yeşil yapraklarının gram başına 600 mikrogram provitamin D3 içerdiğini tespit etti.

Bu, yetişkinler için önerilen günlük dozdan 60 kat fazla.

İnsan vücudundaki D vitamini düzeylerini artırmanın en önemli yolu, tıpkı güçlendirilmiş domateslerde olduğu gibi Güneş ışığı almaktan geçiyor.

Beslenme de bir başka önemli kaynak ama bu vitamini içeren çok az gıda mevcut. Yani yalnızca yiyeceklerle yeterli D vitaminini almak mümkün değil.

Öte yandan D vitamini eksikliği kanser, Parkinson hastalığı, depresyon ve bunama gibi sağlık sorunlarına yakalanma riskini artırabiliyor. Bu nedenle meyve ve sebzeleri vitamin açısından güçlendirmek halk sağlığını iyileştirmede önemli rol oynayabilir.

Martin’in laboratuvarında doktora sonrası araştırmacı olarak çalışan bitki bilimcisi Jie Li, “Provitamin D’yle zenginleştirilmiş domatesler, Güneş ışığına bağlı ve vücudun çok ihtiyaç duyduğu vitamin için bitki bazlı bir kaynak sunuyor” diye konuştu:

Bu, bitki açısından zengin, vejetaryen veya vegan beslenmeyi benimseyen ve dünya çapında D vitamini eksikliği sorunu yaşayan artan sayıda kişi için harika bir haber.

Ekip, yöntemin patlıcan ve patates gibi provitamin içeren başka bitkilere de uygulanabileceğini belirtiyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Vatandaş Borcu Borçla Kapatıyor

İhtiyaçlarını dahi karşılayamayacak duruma gelen milyonlar, bankalara mahkûm ediliyor. Vadesi gelen borcunu ödeyemeyecek duruma gelenler ise borcu borçla kapatarak adeta bir sarmal içinde hayatına devam ediyor.

Birgün’den Aycan Karadağ’ın haberine göre, gelirleri ve tasarrufları enflasyon karşısında eriyen yurttaşlar, gelirlerinin yetmediği zorunlu harcama ve borç ödemelerini yapabilmek için hızla borçlanıyor. Ramazan (Şeker) Bayramını izleyen hafta 22 milyar lira artan banka borçlarında 13-20 Mayıs haftasında da 6,3 milyar liralık artış yaşandı.

Bireylerin bankalara ve finansman şirketlerine olan (konut, taşıt, ihtiyaç ve kredi kartı) takipteki alacaklarla birlikte borcu 20 Mayıs itibarıyla 1 trilyon 144 milyar liraya yükseldi. Bu borcun 888 milyar lirası bireysel kredilerden, 256 milyar lirası da kredi kartlarından kaynaklanıyor.

Son hafta tüketici kredilerinde 6 milyar liralık, kredi kartı borçlarında ise 244 milyon liralık artış yaşandı. Vadesinde ödenemediği için bankalar tarafından icraya verilen takipteki borçları ise 27,9 milyar lira düzeyine çıktı.

612 bin 676 kişi icra takibinde

Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi’nin verilerine göreyse, bu yılın ilk üç aylık döneminde 340 bin 94 kişi bireysel kredi, 272 bin 582 yurttaş da kredi kartı borcunu ödeyemediği için bankalar tarafından icra takibine alındı.

Bireysel kredi borcunu ödeyemeyenlerin sayısı geçen yılın ilk üç ayında 125 bin kişi iken, bu sayı 2022’nin ilk üç ayında 340 bine çıkarak yüzde 172 artış yaşandı. Yine kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısı 2021 yılının ilk üç ayında 113 bin kişi iken, bu sayı 2022 yılının ilk üç ayında 272 bine çıkarak yüzde 140 artış gerçekleşti.

Bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı Ocak-Mart 2022 döneminde 513 bin kişi oldu. Geçen yılın aynı döneminde bu sayı 204 bin kişiydi.

Borç kartopu gibi büyüyor

CHP Manisa Milletvekilli Vehbi Bakırlıoğlu, halkın yoksullaştıkça kredi kartına yüklendiğine dikkat çekti. “Ay sonunu getirmeyen işçi memur, emekli mecburen kredi kartı harcamaları ile ay sonunu getirmeye çalışıyor” diyen Bakırlıoğlu, “Maalesef kredi kartı borcunu kapatamadığı için borç miktarı sürekli artıyor. Yüksek enflasyon yüzünden her gün iğneden ipliğe gelen zamlar, vatandaşların borçlarının artmasına neden oluyor. Gelirleri ve tasarrufları enflasyon karşısında eriyen vatandaşlar, gelirlerinin yetmediği zorunlu harcama ve borç ödemelerini yapabilmek için hızla borçlanıyorlar” diye konuştu.

Bakırlıoğlu sözlerine şunları ekledi: “Bu tablo bize vatandaşın nasıl bir borç batağında olduğunu açıkça gösteriyor. Vatandaş borcu borçla kapatmaya çalışarak daha fazla borçlanıyor ve borç kartopu gibi büyümeye devam ediyor. Enflasyon, hayat pahalılığı devam ettiği sürece bu borçlar katlanarak artacak. Vatandaş adeta bireysel iflasın eşiğine gelmiş durumda. Bu iktidar kaldığı sürece vatandaşın refaha çıkması mümkün değil. Bu nedenle hemen seçim, derhal seçim.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Adayının Özelliklerini Açıkladı

Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı kim olacak tartışmaları devam ederken Kılıçdaroğlu’ndan bu konuda dikkat çeken açıklama geldi. Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı adayının devleti tanıması, iktisatı bilmesi ve egosunu yenmesi gerektiğini kaydetti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet gazetesi yazarı Emre Kongar’a, Cumhurbaşkanı adayından beklentilerini anlattı.

Kılıçdaroğlu’yla yaptığı görüşmeyi, köşesinde aktaran Kongar, Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayıyla ilgili söylediklerini aktardı:

“Her sağduyulu vatandaş bu beklentilere katılır, katılmalıdır.

‘Çalmayacak, yolsuzluk yapmayacak…

Yalan söylemeyecek…

İnsanlara hakaret etmeyecek…

Ayrımcılık yapmayacak…

En önemlisi de adil olacak’ dedi.

Bu girişten sonra devam eden sohbetimizde ilk olarak üç nokta üzerinde durdu:

1) “Adalet en önemli sorun. Cumhurbaşkanı mutlaka adil olmalı” dedi.

2) “Meslek, uzmanlık önemli. Cumhurbaşkanı devleti tanımalı, iktisat bilmeli” dedi.

3) “Altılı Masa’nın Cumhurbaşkanı tanımı da sizinkilerle uyuşuyor” dedi.”

Emre Kongar, yazısını şöyle sürdürdü:

“Konuşma sırasında en çok vurguladığı husus bir kişilik özelliğine ilişkin olduğu için beni biraz şaşırttı.

‘Cumhurbaşkanı, egosunu yenmiş olmalı’ dedi.

Bu söylemiyle, sadece kibirli ve kendini beğenmiş olmamayı değil, aynı zamanda egoist (bencil) olmamayı ve ceberut cumhurbaşkanlığı yetkilerinden vazgeçmeyi de kastediyordu:

‘Yetkilerini devretmeye hazır olmalı’ dedi.”

Paylaşın