Mahsa Amini Protestoları: Kürt Kentlerinde Baskı Arttı

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar ülke genelinde devam ederken, insan hakları örgütleri, Kürt kentlerinde baskının artırıldığını bildirdi.

İran’ın batısında yer alan Kürdistan eyaletinde güvenlik güçlerinin saldırılarının yoğunlaştığını aktaran Norveç merkezli Hengaw İnsan Hakları Örgütü, Senendec’de konutlara ateş açıldığını kaydetti.

Uluslararası Af Örgütü ise Kürdistan eyaletinin Senendec kentindeki eylemlerde, protestoculara yönelik ateşli silah ve gaz kullandığını belirtti. Twitter’dan yapılan paylaşımda, “İslam Cumhuriyeti yetkilileri, suçlarını gizlemek için internet ve cep telefonu şebekelerini kesmeye devam ediyor” denildi.

Dün Hengaw’dan yapılan açıklamada, cumartesi gününden bu yana Kürt kentlerinde en az 5 kişinin öldürüldüğü ve 150 kişinin yaralandığı duyurulmuştu. Hak gruplarına göre, geçtiğimiz ay İran’da başlayan protestolarda güvenlik güçleri tarafından 19’u çocuk olmak üzere en az 185 kişi öldürüldü, yüzlerce kişi yaralandı ve binlerce kişi tutuklandı.

Öte yandan, tüm dünyanın İran’daki mevcut durumu izlediğini belirten Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, ABD’nin İranlıların yanında olduğunu söyledi. “Dünya İran’da olanları izliyor” diyen Sullivan, Twitter paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Dünya İran’da olanları izliyor. Hafta sonu, aralarında genç bir kızın da bulunduğu masum protestocular vurularak öldürüldü. İran Cumhurbaşkanı protestocuları ‘sineklere’ benzetti. Bu protestocular, kadınlar ve kızlar tarafından yönetilen, haysiyet ve temel haklar talep eden İran vatandaşlarıdır. Yanlarındayız ve seslerini susturmak için boşuna şiddet uygulayanları sorumlu tutacağız.”

Can kaybı 185’e yükseldi

Protestolarda can kaybı 185’e yükselirken, binlerce kişinin çeşitli şekillerde yaralandığı protestolarda çok sayıda kişi de gözaltına alındı. Hükümet karşıtı sloganlar atan, ilk kez dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’i doğrudan hedef alan ve ‘devrilmesini’ isteyen göstericiler “Diktatöre ölüm” sloganları attı.

Göstericiler, İslam Devrimi’nin gerçekleştiği 1979 yılından bu yana dayatılan zoraki dini kıyafet uygulamasını protesto etmek için başörtülerini çıkararak yaktı.

Bu arada sosyal medyada, pazar günü İran genelinde onlarca şehirde protestoların devam ettiğini gösteren videolar paylaşıldı. Videolarda güvenlik güçlerinin göz yaşartıcı gaz, cop ve gerçek mühimmat kullandığı, ancak buna rağmen üniversitelerin yanı sıra lise öğrencilerinin de sokaklara çıktığı görülüyor.

Güvenlik personelinin kalabalığı dağıtmak için motosikletlerini göstericilerin üzerine sürdüğü yer alıyor. Tahran yönetimi ise gösterilerden ABD dahil ‘dış güçleri’ sorumlu tutmaya devam ediyor.  Ayrıca yönetim, gerçek mermi kullanıldığı yönündeki suçlamaları reddediyor.

İran’da Kürt nüfusun ağırlıkta olduğu şehirlerde gösteriler yoğun şekilde devam ediyor. Can kaybının en yüksek olduğu yer ise Sünni nüfusun ağırlıkta olduğu Sistan Belücistan eyaleti olarak öne çıkıyor.  Gösterilere kadınlar ve genç kızlar öncülük ediyor. Ülke genelinde sık sık internet kesintileri yaşanıyor.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen genç kadın erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

Beyinciğin Yeni Bir İşlevi Keşfedildi

Beynin arka alt tarafında yer alan ve yaklaşık olarak 150 gram ağırlığında olan merkezi sinir sistemi organı olan beyinciğin yeni bir işlevi ortaya çıktı. Beyinciğin, duygusal deneyimleri hatırlamaya da yardımcı olduğu keşfedildi.

Bilim insanları yeni bir çalışmada, insan beyninin esas olarak kas kontrolünü ve vücut hareketini düzenlediği bilinen beyincik kısmının, duygusal deneyimleri hatırlamaya da yardımcı olduğunu keşfetti.

Önceki çalışmalar, beynin amigdala adı verilen başparmak ucu büyüklüğündeki bir kısmının duyguların işlenmesi için başlıca alan olduğunu göstermişti. Bu da tehlikeli durumları hatırlamamız gerektiğinden, hayatta kalmak için önemli bir olgu.

Akademik dergi PNAS’de geçen hafta yayımlanan yeni araştırmada, başın arka kısmında yer alan beyincik bölgesinin yoğun duygusal deneyimleri depolamadaki rolü değerlendirildi.

Bilim insanları önceden beyinciğin yürüme, ayakta durma ve diğer karmaşık vücut hareketleri için dengeyi düzenlemede hayati roller oynadığını biliyordu.

Yeni çalışmada bilim insanları, 1400’den fazla katılımcıya duygusal ve nötr görüntüler gösterip deneklerin beyin aktivitelerini kaydederek, beynin bu bölgesinin diğer işlevlerini inceledi.

Araştırmacılar daha sonra yapılan bir hafıza testiyle, katılımcıların pozitif ve negatif hisler uyandıran görüntüleri nötr görüntülerden çok daha iyi hatırladıklarını tespit etti.

Duygusal görüntülerin daha iyi depolanması genel olarak beyindeki serebrum adlı bölgenin aktivitesinin artmasıyla bağlantılı olsa da (ki zaten bu işlev biliniyor), bilim insanları beyincikte de daha yoğun faaliyet gözlemledi.

Araştırmacılar, duygusal görüntülerin giderek daha fazla depolandığı durumlarda, beyinciğin serebrumun bazı kısımlarıyla daha çok iletişim kurduğunu belirtiyor.

Ayrıca beynin arkasındaki bu bölgenin, duyguların işlenmesinde ve anı depolamasında rol oynadığı bilinen amigdala ve hipokampus da dahil olmak üzere, beynin diğer bölgelerine sinyaller gönderdiği keşfedildi.

Çalışmanın ortak yazarı Dominique de Quervain yaptığı açıklamada, “Bu sonuçlar, beyinciğin duygusal bilgilerin daha iyi depolanmasından sorumlu ağın ayrılmaz bir bileşeni olduğunu gösteriyor” dedi.

Duygu yüklü olayları daha çok hatırlamak gelecekte bunlardan kaçınarak hayatta kalmanızı sağlayabilirken, araştırmacılar çok olumsuz deneyimlerin tekrarlayan anksiyeteye yol açabileceğini belirtti.

Bilim insanları bu nedenle, yeni çalışmanın sonuçlarının travma sonrası stres bozukluğu gibi psikiyatrik durumlara daha fazla ışık tutabileceğini söylüyor.

Makalede, “Bu bulgular, beyinciğin karmaşık bilişsel ve duygusal süreçlerdeki rolüne dair bilgi birikimini genişletiyor. Ayrıca travma sonrası stres bozukluğu veya otizm spektrum bozukluğu gibi, anormal duygusal mekanizmalar içeren psikiyatrik bozuklukların anlaşılması için uygun olabilir” diye yazıldı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Dünya Bankası Ve IMF’den ‘Küresel Resesyon’ Uyarısı

Dünya Bankası Başkanı David Malpass, bazı sanayileşmiş ülkelerde ekonomik büyümenin yavaşladığına dikkat çekerken, IMF Başkanı Kristalina Georgieva da, “Dünyanın en önemli üç ekonomisinde bir yavaşlama görüyoruz” dedi. 

Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, dünya çapında bir resesyon yaşanabileceği uyarısında bulundu.

IMF ve Dünya Bankası, Pazartesi günü ABD’nin başkenti Washington’da yıllık toplantılarını gerçekleştirmek üzere bir araya geldi. Bu vesileyle Pazartesi günü açıklamalarda bulunan Dünya Bankası Başkanı David Malpass, bazı sanayileşmiş ülkelerde ekonomik büyümenin yavaşladığına dikkat çekti. Para devalüasyonunun düşük gelirli ülkeler için bir sorun olduğunu ve bu ülkelerde borçlanmanın artış eğiliminde olduğunu ifade eden Malpass, “Faiz oranlarının artması, bu ülkelerin omzunda ekstra yük oluşturuyor. Enflasyon da önceden olduğu gibi başta yoksullar olmak üzere herkes için büyük bir sorun” diye konuştu.

IMF Başkanı Kristalina Georgieva da Malpass’a paralel olarak, “Dünyanın en önemli üç ekonomisinde bir yavaşlama görüyoruz” dedi. Euro Bölgesi’nde özellikle de yükselişte olan enerji fiyatlarının sorun teşkil ettiğini belirten Georgieva, Çin’de ise koronavirüs pandemisinin hâlâ tedarik zincirleri üzerinde olumsuz etkide bulunduğunu ve bunun da ekonomik büyümeyi frenlediğini ifade etti. ABD’de her şeye rağmen güçlü bir iş pazarının olduğunu ifade eden IMF Başkanı, ABD Merkez Bankası Fed’in sert faiz politikası nedeniyle iş pazarının da ivme kaybettiğine dikkat çekti.

IMF, gelecek Salı günü, küresel konjonktürün gidişatına ilişkin öngörülerini kamuoyuyla paylaşacak. Büyüme tahminlerinin yeniden düşeceğini açıklayan Georgieva, “Son üç yılda önemli sonuçları beraberinde getiren, tahayyül edilemez olaylara tanıklık ettik. Coronavirüs hâlâ bizimle, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali her yerde çok önemli sonuçlara yol açtı” dedi.

IMF-Dünya Bankası yıllık görüşmeleri, 2019 yılından beri ilk kez yüz yüze düzenleniyor. Söz konusu toplantıda, maliye bakanları, finans dünyasından temsilciler, merkez bankası temsilcileri ve kalkınma işbirliği alanında çalışan temsilciler bir araya geliyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Partizan Siyaseti Ortadan Kaldıracağız

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Yapısal değişiklikle ekonomiyi toparlarken; partizan siyaseti de ortadan kaldıracağız. Üzerinde tepinilen fay hatlarını kırmamız gerek. Şu an siyasal ortamımız yoksul siyasetçi için elverişli. Bu siyasetçiler istismarla yükselebiliyorlar. Yükselince mafyaları çeteleri getirebiliyorlar. Son 20 seneden bahsetmiyorum, Atatürk’ten sonra hep böyle oldu.” dedi ve ekledi:

“Erdoğan bu dönemlerin sonucu. Türkiye hep krize girdi ve sonuç hep hüsran. Çünkü sistem hep yeni sorunlara imkan sağlıyor. Bunu sonsuza kadar ortadan kaldırabiliriz. Yeni bir siyasi ve ekonomik vizyona ihtiyacımız var.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ABD ziyaret devam ederken Halk TV canlı yayınına bağlandı. İrfan Değirmenci’nin sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“İktidarı devraldığımızda ki Allah nasip ederse alacağız. Ülkeyi bu krizden çıkaracağız. Üstelik hızla çıkaracağız. Mesele şu ki… Türkiye hep krizi girdi, acı reçetelerle karşı karşıya kaldı. Sonradan yeni döngülere girdi. Sonuç hep aynı oldu.

İlan edeceğimiz yapısal değişiklikle ekonomiyi toparlarken; partizan siyaseti de ortadan kaldıracağız. Üzerinde tepinilen fay hatlarını kırmamız gerek. Şu an siyasal ortamımız yoksul siyasetçi için elverişli. Bu siyasetçiler istismarla yükselebiliyorlar. Yükselince mafyaları çeteleri getirebiliyorlar. Son 20 seneden bahsetmiyorum, Atatürk’ten sonra hep böyle oldu. Erdoğan bu dönemlerin sonucu.

Türkiye hep krize girdi ve sonuç hep hüsran. Çünkü sistem hep yeni sorunlara imkan sağlıyor. Bunu sonsuza kadar ortadan kaldırabiliriz. Yeni bir siyasi ve ekonomik vizyona ihtiyacımız var. Bütünüyle siyasal kültürümüzü değiştirmekten bahsediyorum. Kapsayıcı bir siyasetten bahsediyorum.

Seyahatimde hiç bir siyasi görüşme olmayacak. Kurmaylarım şaşırdı. Bu yolculuk ilk durak. Almanya ve İngiltere’de de çok değerli insanlarla buluşacağım.”

Paylaşın

Rapor: Türkiye’de Ana Akım Medyanın Tümü Hükümetin Kontrolünde

Medya ve Gazetecilik Araştırma Merkezi’nin (Media and Journalism Research Center) hazırladığı “Devlet Medyasının Durumu” raporuna göre, Türkiye’de ana akım medya gruplarının tümü iktidar kontrolünde.

Raporda Demirören, Albayrak, Turkuvaz, Türk, Hayat Görsel, Ciner, İhlas ve Doğuş medya gruplarını “ele geçirilmiş özel medya” olarak tanımlanıyor.

157 ülkeyi kapsayan “Devlet Medyasının Durumu” raporuna göre dünyada halk yararına kamu yayıncılığı yapması beklenen devlet medyasının yüzde 84’ü hükümetler tarafından kontrol ediliyor.

Rapora göre Türkiye’de ana akım medya gruplarının tümü iktidar kontrolüne geçmiş durumda. Raporda Demirören, Albayrak, Turkuvaz, Türk, Hayat Görsel, Ciner, İhlas ve Doğuş medya gruplarını “ele geçirilmiş özel medya” olarak tanımlanıyor.

Medya ve Gazetecilik Araştırma Merkezi’nin (Media and Journalism Research Center) hazırladığı “Devlet Medyasının Durumu” başlıklı rapor yayımlandı. Marius Dragomir ve Astrid Söderström tarafından hazırlanan rapor 157 ülkede devlet medyasının bağımsızlığını tartışıyor. Raporda özel medyanın durumuna dair değerlendirmeler de yapılıyor.

Raporda 157 ülkeden medya grupları “Devlet Kontrolündeki Medya”, “Ele Geçirilmiş Özel Medya”, “Devletin Finanse Ettiği ve Yönettiği Özgür Medya” ve “Devletin Finanse Ettiği Özgür Medya” gibi çeşitli kategorilere ayrılıyor. Türkiye’den TRT ve Anadolu Ajansı (AA) “devlet kontrolünde medya” sınıfında yer alıyor.

Marius Dragomir ve Astrid Söderström’ün hazırladığı rapora göre Avrupa’da bazı ülkelerde kamu yayıncıları editoryal bağımsızlarını kaybetme riski ile karşı karşıya.

Avrupa’da medya özgürlüğünün giderek kötüleştiği ülkeler arasında Polonya, Sırbistan, Slovenya, Macaristan ve Türkiye yer alıyor.

Raporda Türkiye, Orta ve Doğru Avrupa’daki birçok ülkede devlet medyasının çoğunlukla “hükümetlerin sözcülüğünü” yaptıkları belirtiliyor.

Avrupa’da hükümet kontrolündeki veya ‘hükümetin ele geçirdiği’ medyanın yüzde 86’sı bu bölgede yer alıyor. Bu ülkelerde sadece kamu yayıncılığı değil özel medyanın çok büyük bir bölümü de hükümet kontrolü altında.

Rapora göre endişe veren trend özel medyanın kontrol altına alınması. Devlet yetkilileri ve siyasi partiler çok sayıda özel medyanın editoryal gündemi üzerinde kontrolünü arttırıyor.

Avrupa’da ‘ele geçirilmiş’ 21 özel medyanın tamamı Macaristan, Polonya, Sırbistan ve Türkiye’de bulunuyor. Bu ülkelerde kamu yayıncılığının de yine hükümetin kontrolü altında olduğu belirtiliyor.

Araştırma merkezinin kurucusu ve raporun yazarı Marius Dragomir, milyarder iş insanı George Soros’un kurduğu Açık Toplum Vakfı için yaklaşık 10 yıl çalıştı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

TİP Lideri Baş: Bu Diktatör Özentilerine Artık Güle Güle Diyeceğiz!

TİP Lideri Erkan Baş, ¨Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin geleceğinde yeri yok. Bu patron, bu diktatör özentilerine artık güle güle diyeceğiz¨ dedi. Baş, ayrıca, Cumhuriyetin ikinci yüzyılının Erdoğan’sız bir yüzyıl olacağını ifade etti.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, partisinin İstanbul’un Kağıthane ilçesindeki binasının açılışına katıldı. Burada yurttaşlarla buluşan Baş, açılış öncesi yaptığı konuşmada ¨Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin geleceğinde yeri yok. Bu patron, bu diktatör özentilerine artık güle güle diyeceğiz¨ dedi.

Konuşmasında karanlık bir dönemin sonuna gelindiğini vurgulayan Erkan Baş, ¨Artık bu saray iktidarına hep beraber son tekmeyi atmanın eşiğindeyiz. Hep beraber ‘Tayyip Erdoğan dönemine artık yeter, bitti’ demenin arifesindeyiz. Ve en önemlisi cumhuriyetin ikinci yüzyılının kapısına dayanmış durumdayız¨ dedi.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılının Tayyip Erdoğan’sız bir yüzyıl olacağını ifade eden Baş konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

¨Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin geleceğinde yeri yok. Bu patron, bu diktatör özentilerine artık güle güle diyeceğiz. Bitti onların görevi. Fakat sorumuz şu. İkinci yüzyıl rengi değişmiş başka patron tarafından mı şekillenecek yoksa bugüne kadar sesi duyulmak istenmeyen, bugüne kadar sadece ezilen, sömürülen; bir de seçimden seçime hatırlanan, yoksullar, emekçiler bu ikinci yüzyıla damga vuracak mı, vurmayacak mı?

‘Solcu olduğumuz için dik duruyoruz’

Mesela bizim en çok duyduğumuz laf ‘Çok güzel söylüyorsunuz, çok dik duruyorsunuz, sizi büyük bir heyecanla alkışlıyorum ama biraz fazla solcusunuz’ oluyor. Tam da fazla solcu olduğumuz için öyle dik duruyoruz. Tam da solcu olduğumuz için kimseye teslim olmuyoruz, sonuna kadar mücadele etmekte solcu olduğumuz için kararlıyız.

O yüzden açılan her parti binası bizim için yeni bir mücadele mevzisi, kendimize koyduğumuz yeni hedefler, partimizi daha güçlü hale getirmek ve bu sayede bu memlekette artık işçinin, emekçinin, yoksulun sesinin daha güçlü çıkması için bize enerji veriyor, güç veriyor.¨

(Kaynak: İleri Haber)

Paylaşın

‘Mahsa Amini’ Protestolarında Can Kaybı 185’e Yükseldi

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolarda can kaybı 185’e yükseldi.

Binlerce kişinin çeşitli şekillerde yaralandığı protestolarda çok sayıda kişi de gözaltına alındı. Hükümet karşıtı sloganlar atan, ilk kez dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’i doğrudan hedef alan ve ‘devrilmesini’ isteyen göstericiler “Diktatöre ölüm” sloganları attı.

Göstericiler, İslam Devrimi’nin gerçekleştiği 1979 yılından bu yana dayatılan zoraki dini kıyafet uygulamasını protesto etmek için başörtülerini çıkararak yaktı.

Bu arada sosyal medyada, pazar günü İran genelinde onlarca şehirde protestoların devam ettiğini gösteren videolar paylaşıldı. Videolarda güvenlik güçlerinin göz yaşartıcı gaz, cop ve gerçek mühimmat kullandığı, ancak buna rağmen üniversitelerin yanı sıra lise öğrencilerinin de sokaklara çıktığı görülüyor.

Güvenlik personelinin kalabalığı dağıtmak için motosikletlerini göstericilerin üzerine sürdüğü yer alıyor. Tahran yönetimi ise gösterilerden ABD dahil ‘dış güçleri’ sorumlu tutmaya devam ediyor.  Ayrıca yönetim, gerçek mermi kullanıldığı yönündeki suçlamaları reddediyor.

İran’da Kürt nüfusun ağırlıkta olduğu şehirlerde gösteriler yoğun şekilde devam ediyor. Can kaybının en yüksek olduğu yer ise Sünni nüfusun ağırlıkta olduğu Sistan Belücistan eyaleti olarak öne çıkıyor.  Gösterilere kadınlar ve genç kızlar öncülük ediyor. Ülke genelinde sık sık internet kesintileri yaşanıyor.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen genç kadın erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

Kuzey Kore’den Uzak Doğu’da Gerginliği Artıracak Açıklama

Kuzey Kore’nin son zamanlarda yaptığı balistik füze denemeleri sonrası Uzak Doğu’da tırmanan gerginlik Pyongyang yönetiminin yaptığı açıklamayla yeni bir boyut kazandı: Kuzey Kore, düşmanlarını ‘yok etmek’ için nükleer füze denemesi yaptığını doğruladı.

Kuzey Kore’de Kore Merkezi Haber Ajansı (KCNA), son günlerde yapılan nükleer başlıklı taktiksel füze denemelerinin potansiyel Güney Kore ve ABD hedeflerini “vurmak ve yok etmek” için gerçekleştirildiğinin Pyongyang tarafından onaylandığını bildirdi.

Devlet ajansı tarafından yayınlanan açıklamada, “Taktik nükleer operasyon birimlerinin yedi kez füze tatbikatı aracılığıyla, her türlü ve mekan ve zamanda belirlenen hedefleri vurmaya ve yok etmeye hazır nükleer savaş güçlerinin gerçek savaş yetenekleri tam olarak sergilendi” denildi.

KCNA ayrıca füze denemelerinin ABD ve Güney Kore güçleri arasında son zamanlarda yapılan deniz tatbikatlarına ve bölgede bulunan uçak gemisi USS Ronald Reagan’ın beş yıl sonra bu operasyonlara ilk kez katılmasına verilen yanıt niteliğinde olduğunu da kaydetti.

Kuzey Kore, ABD-Güney Kore askeri tatbikatlarını bir “işgal provası” olarak görüyor. Seul ve Washington ise bu tatbikatların savunma amaçlı olduğunu ifade ediyor.

Güney Kore, pandemi ve Pyongyang ile Washington arasındaki nükleer müzakereler nedeniyle askeri tatbikatların sayısında azaltmaya gitmişti. Fakat Pyonyang’ın geçen ay nükleer doktrininde değişikliğe gitmesi ve nükleer silah kullanılması şartlarını genişletmesi ile beraber ülkenin nükleer bir güç olmasının “geri çevrilemez” olduğunu duyurması ABD ile olan müzakerelerin de askıya alınmasına neden oldu.

Bu gelişmelerin ardından Seul’de geçen mayısta göreve gelen yeni hükümet Japonya ve ABD ile beraber tatbikatları yeniden genişletme adımları atmaya başladı.

Ancak bu ortak askeri manevralar Pyongyang tarafından Kuzey Kore topraklarının işgali için “üstü kapalı bir prova” olarak değerlendirildi.

KCNA, füze denemelerinin “düzenli ve planlı meşru müdafaa” olarak yapıldığını belirtirken bu denemelerin, “Kuzey Kore’nin ve bölgenin güvenliğini ABD’nin doğrudan askeri tehditlerinden korumak” için yapıldığı ifade edildi. Kuzey Kore söz konusu ABD tehditlerinin en az 50 yıldır sürdüğünü de ileri sürdü.

Bazı uzmanlar Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’un gelişmiş nükleer cephaneliğini ABD’nin Kuzey Kore’yi meşru bir nükleer devlet olarak tanımasını sağlamak için kullanmayı hedefleyeceğini ve Kim’in bunu ülkesi üzerindeki BM yaptırımlarının kaldırılması için gerekli gördüğünü düşünüyor.

Kim Jong Un, son denemelerin Güney Kore ve ABD’ye “açık bir uyarı” olduğunu ve onları Kuzey Kore’nin nükleer tepki duruşu ve saldırı yetenekleri hakkında bilgilendirdiğini söyledi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Ukrayna’nın Başkenti Kiev’de Patlamalar: 8 Ölü, 24 Yaralı

Rusya ile Kırım’ı birbirine bağlayan Kerç Köprüsü’nde meydana gelen patlamanın ardından, Ukrayna’nın başkenti Kiev’de patlamalar meydana geldi. Patlamalarda, en az  sekiz kişinin öldüğü, 24 kişinin ise yaralandığı açıklandı.

Ukrayna İçişleri Bakanlığı, başkent Kiev’de bugün (10 Ekim) erken saatlerde yaşanan patlamalarda, ilk belirlemelere göre sekiz kişinin yaşamını yitirdiğini, 24 kişinin yaralandığını duyurdu.

The Guardian gazetesinin aktardığına göre, Rusya’nın Nisan 2022’de çekildiği Kiev, bugün en az dört füze saldırısının hedefi oldu.

Söz konusu saldırılar, Rusya ile 2014’te uluslararası hukuka aykırı bir şekilde ilhak ettiği Kırım’ı birbirine bağlayan Kerç Köprüsü’nde meydana gelen patlamanın ardından gerçekleşti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, patlamadan “Ukrayna istihbaratını” sorumlu tutmuştu.

Anadolu Ajansı’nın (AA) aktardığına göre, kent merkezinde patlamalar meydana geldiğini duyurarak “Başkent, Rus teröristlerin saldırısı altında” dedi. Kliçko, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Rusya güçlerinin Kiev’in merkezini füzelerle hedef aldığını söyledi:

“Başkent Rus teröristlerin saldırısı altında. Füzeler şehir merkezinde Şevçenkivsk ile Solomyan semtindeki yerlere isabet etti.

“Hava alarmı var ve dolayısıyla tehdit devam ediyor. Başkentin tüm sakinlerine hitap ediyorum; alarm sırasında sığınaklarda kalın. Acil bir ihtiyaç yoksa bugün şehre inmemek daha iyi.”

Olay yerlerinde arama ve kurtarma çalışmalarının sürdüğünü aktaran Kliçko, “Kiev’in merkezi caddeleri kolluk kuvvetleri tarafından trafiğe kapatıldı, kurtarma hizmetleri çalışıyor” bilgisini verdi.

Ukrayna basını, patlamaların Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi’ne 1-2 kilometrelik mesafede meydana geldiğini yazdı.

Zelenski: Bizi yeryüzünden silmeye çalışıyorlar

Bugün erken saatlerde Ukrayna’nın Dnipro, Lviv ve Zaporijya şehirlerinde de patlamalar yaşanırken Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, saldırılara ilişkin Telegram hesabından açıklama yaptı.

The Guardian’ın haberine göre, Zelenski şöyle dedi:

“Bizi yok edip yeryüzünden silmeye çalışıyorlar. Zaporijya’da evlerinde uyuyan insanlarımızı yok ediyorlar. Dnipro ve Kiev’de işe giden insanları öldürüyorlar. Hava [saldırısı] alarmları tüm Ukrayna’da devam ediyor. Füzeler atılıyor. Maalesef ölü ve yaralılar var.

“Lütfen sığınakları terk etmeyin. Kendinize ve sevdiklerinize dikkat edin. Dayanın ve güçlü olun.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Tanzanya Bile Yolsuzlukla Mücadelede Türkiye’yi Geçti

Türkiye’nin yolsuzlukla mücadele notu 10 yıl içinde 58’den 40’a geriledi. Tanzanya’da hükümetin yolsuzlukla mücadele notu 2011 yılında 33.65 iken, 2021’de bu not 42.79’a çıktı. Tanzanya, yolsuzlukla mücadelede Türkiye’yi geride bırakan çok sayıda ülkeden biri oldu.

Yolsuzlukla mücadele notu; Almanya’da 94.71, Polonya’da 70.19, Yunanistan’da 66.35, Macaristan’da 56.25, Trinidad Tobago’da 47.60.

Dünya Bankası tüm dünyada ülkeleri, hükümetlerin etkinliği, güvenilirliği, yolsuzlukla mücadelesi gibi temel kategorilerde ölçümlediği raporunu güncelledi.

Sözcü gazetesinden Özlem Ermiş Beyhan’ın haberine göre, en önemli düşüşlerden biri yolsuzlukların mücadelede görüldü. 2011’de 58.77 gibi notu olan Türkiye’de hükümetin 2021’de yolsuzlukla mücadele notu 40.38’e kadar geriledi. Güvenilirlikte 2011’de Türkiye’de hükümetin notu 44.13 iken, 2021’de not 23.67’ye geriledi.

Tanzanya Türkiye’yi geçti

Rapora göre, Tanzanya’da hükümetin yolsuzlukla mücadele notu 2011 yılında 33.65 iken, 2021’de bu not 42.79’a çıktı. Tanzanya, yolsuzlukla mücadelede Türkiye’yi geride bırakan çok sayıda ülkeden biri oldu. Yolsuzlukla mücadele notu; Almanya’da 94.71, Polonya’da 70.19, Yunanistan’da 66.35, Macaristan’da 56.25, Trinidad Tobago’da 47.60.

Hükümetlerin performansını ortaya koyan raporda Türkiye’nin tüm alanlardaki notu 2021’de 50 sınırının altında kaldı. Bununla birlikte Dünya Bankası raporunda yapılan son güncelleme sonrasında İtalya’nın yolsuzlukla mücadele notu 2021’de 69.23’e yükselirken, Meksika’nın da Türkiye gibi yolsuzlukla mücadele notunun kırılarak 20’nin altına düştüğü dikkat çekti.

Politik istikrarda Türkiye’de hükümetin notu 18.48’den 2021’de 12.26’ya geriledi. Hükümetin 2011’de yasaların üstünlüğü notu 55.87 iken bu not 2021’de 36.54’e düştü. Uganda hükümetinin yasaların üstünlüğü notu 2021’de 40.38 ile Türkiye’nin üzerinde. Regülasyonların kalitesinde 2011’de Türkiye’de hükümetin notu 63.93 gibi yüksek bir seviyedeyken 50’nin altına düşerek 49.52’ye indi. Hükümetin etkinliği notu da 2011’deki 64.83’ten 2021’de 49.52’ye geriledi.

Paylaşın