Cumhurbaşkanlığı, Günde 18 Milyon TL Harcayacak!

2023 için öngörülen 6,6 milyar TL’lik ödenek teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yasalaşırsa Cumhurbaşkanlığı’nın günlük harcaması 18 milyon TL dolayında olacak. Öte yandan yol ve köprü garanti ödemeleri ile şehir hastaneleri için ise 100 milyar TL ödenek ayrıldı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçimlerin yapılacağı 2023’te alacağı maaşa zam yapmadı, ancak Cumhurbaşkanlığı’nın harcamaları iki katına yakın artacak. 2023 için öngörülen 6,6 milyar TL’lik ödenek teklifi, TBMM’de yasalaşırsa Cumhurbaşkanlığı’nın günlük harcaması 18 milyon TL dolayında olacak. Yol ve köprü garanti ödemeleri ile şehir hastaneleri için ise 100 milyar TL ödenek ayrıldı.

Teklifte yer alan bilgilere göre, 2022’de 100 bin 750 lira aylık alan Erdoğan, 2023’te de aynı maaşı almayı sürdürecek. 1 milyon 209 bin TL olan toplam yıllık Cumhurbaşkanlığı ödeneği de aynı kaldı. 2024 için 1 milyon 428 bin TL, 2025 için ise 1 milyon 572 bin TL yıllık ödenek öngörüldü.

Saray’ın diğer harcama kalemlerinde büyük artışlar yapıldı. Cumhurbaşkanlığı’nın 2022 yılında 3,8 milyar TL olan bütçesi, 2023 için yaklaşık yüzde 60 artışla 6 milyar 637 milyon liraya çıkartıldı. 2024 yılı için 7,2 milyar TL, 2025 yılı için de 8 milyar TL bütçe öngörüldü.

Garantiye dev harcama

BirGün’ün haberine göre; Karayolları Genel Müdürlüğü’nün bütçesinden, garanti ödemeler için günlük 146 milyon TL’ye denk düşen 53 milyar 650 milyon TL’lik ödenek ayrıldı. 2022 yılına 20 milyar 378 milyon TL ödenekle başlandı. “Hane Halkı ve İşletmelere Yapılan Transferler” adı altında yapılan ödemelere, 2024 yılı için 69 milyar TL, 2025 yılı 75 milyar TL’lik ödenek öngörüldü. Böylece üç yıl için öngörülen “garanti ödeneği” 197 milyar TL oldu.

Teklifte, şehir hastaneleri için müteahhitlere ve işleten firmalara yapılan ödemeler de yer aldı. 2023’te “Hastanelerin Hizmet Alımı Suretiyle Sunduğu Hizmetler” adı altında şirketlere 18 milyar 946 milyon TL ödeme yapılacak. “Şehir Hastaneleri Yatırımlarının Kullanım Bedeli” adı altında yapılacak ödemelerin toplam tutarı ise 27 milyar 716 milyon TL olacak. Böylece, Sağlık Bakanlığı bütçesinden müteahhitlere ve işletmeci şirketlere 46 milyar TL ödenecek. Şehir hastaneleri için ayrılan günlük ödenek 126 milyon TL olarak hesaplandı.

Öte yandan bütçesinin 28,7 milyar TL’sini personeli için harcaması öngörülen Diyanet’in ise 2023’teki, “mal ve hizmet alım gideri” 1 milyar 194 milyon 352 bin TL olacak. Yılın ilk yarısında “tüketime yönelik mal ve hizmet alımı” için 200,4 milyon TL harcayan başkanlığın 2023’te bu kalemden 875 milyon 992 bin TL harcayacağı belirtildi. Bütçe teklifinde, Diyanet’in 2023’te, “Manevi destek hizmeti” adı altında ulaşmayı planladığı kişi sayısının 525 bin olduğu bildirildi. Diyanet temsil ve tanıtım için 3 milyon 312 bin TL harcayacak. Vakıf ve derneklere 2023 yılında 196 milyon 217 bin TL aktarılacak.

Paylaşın

HTŞ’nin Afrin’deki Hedefi Neydi, Ne Kazandı?

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından “terörist örgüt” olarak tanımlanan Heyet Tahrir Şam (HTŞ) Türkiye’nin Şam’la uzlaşmanın koşullarını oluşturmaya çalıştığı bir dönemde, eski adı Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) olan Suriye Milli Ordusu (SMO) içindeki üç örgütle birlikte Afrin’e girmesi bazı soru işaretlerine neden oldu.

Türkiye, İdlib’e hükmeden HTŞ’nin Zeytin Dalı Harekatı bölgesine girmesine neden göz yumdu? Gazeteci-yazar Fehim Taştekin bölgedeki son gelişmeleri BBC Türkçe için yorumladı.

Amaç HTŞ’yi katalizör olarak kullanıp Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgelerinde başıbozuk Suriye Milli Ordusu (SMO) gruplarını yeniden yoğurmak ve olası müzakerelerde Şam’ın karşısına güçlü bir blok mu çıkarmak?

Yoksa hedef HTŞ’nin önünü açarak SMO yükünden kurtulmak ve devamında zaten ‘terör örgütü’ sayılan HTŞ’yi halletmeyi Şam’a mı bırakmak?

Ya da bütün bunlar birbiriyle kavgalı gruplar arasındaki güç mücadelesinin kaçınılmaz sonuçları mı?

Sahadaki gruplar arasındaki ayrışmaların geçmişi ve tarafların yeni pozisyonları, hiçbir soruyu dışarda tutmaya izin vermiyor.

Bir tarafta SMO içinde Üçüncü Kolordu’nun lider bileşeni Cephet’üş Şamiye ve Ceyş’ul İslam, diğer tarafta SMO’ya bağlı Hamza Tümeni, Ahrar’uş Şam ve Süleyman Şah Tümeni’nin bulunduğu kamplar arasında epey zamandan beri sorunlar yaşanıyordu.

Bu cepheleşmede HTŞ, birincisi geçen Haziran’da, ikincisi 11 Ekim’de olmak üzere iki kez Hamza-Ahrar-Süleyman Şah blokundan yana çatışmalara dahil oldu.

Haziran’da HTŞ, Afrin’in merkezine varmadan Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) devreye girmesiyle eski mevzilerine dönmüştü.

11 Ekim’de HTŞ ortakları ile birlikte Afrin’i ele geçirmek üzere yeni bir harekât başlattı.

HTŞ güneyde Cinderes’ten girip Afrin merkezini ele geçirdikten sonra Azez yönünde Kfar Cennet’e kadar gitti.

Afrin’in batısı Süleyman Şah ve kuzeybatısı Hamza Tümeni’nin kontrolüne geçti.

Cephet’üş Şamiye diğer SMO bileşenlerinin yardımıyla Kfar Cennet’te tutundu.

Azez’in el değiştirmesi, Bab el Hava’dan sonra Bab el Selamı Sınır Kapısı’nın da HTŞ’nin eline geçmesi ihtimalini barındırıyor.

Afrin’deki diğer örgütler de farklı pozisyonlar aldı.

Müslüman Kardeşler uzantılı Feylak’uş Şam Haziran’da olduğu gibi bu sefer de Afrin’e güneyden giriş kapısı Deyr Balut’ta HTŞ’ye yol verdi.

Deyr el Zor gibi doğu kentlerinden gelen milislerin oluşturduğu Ahrar’uş Şarkiyye ve Ceyş’uş Şarkiyye Cinderes’te kısmen direndi.

Fırat Kalkanı bölgesinde de bazı yerler el değiştirdi.

En önemlisi Menbic’e gecişleri kontrol eden El Hamran’ın Cephet’üş Şamiye’den Ahrar’uş Şam ve Hamza Tümeni’ne geçmesiydi.

11-18 Ekim arasında çatışmalarda 58 kişi öldü.

İstanbul merkezli Suriye İslami Meclisi direniş çağrısı yaparken Fırat Kalkanı bölgesinde “HTŞ’ye Hayır” gösterileri düzenlendi.

Taraflar hangi konuda anlaştı?

Haziran’da HTŞ’nin Afrin’den çekilmesini sağlayan Türkiye’nin tutumu merak edilirken günler sonra iki yönlü bir müdahale gelişti.

Bir yandan MİT, Bab el Hava Sınır kapısında çatışan taraflar arasında arabuluculuk yaptı.

Diğer taraftan sağlanan ateşkese rağmen çatışmalar devam edince 18 Ekim’de Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Afrin’e askeri araçlar sevk edip “bayrak” gösterdi.

Muhaliflerin sızdırdığı ilk bilgiler, 13 Ekim gecesi Mili İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) gözetiminde yapılan görüşmede HTŞ’nin Üçüncü Kolordu’ya belli şartlar dayattığı yönündeydi.

Buna göre koşullar şunlardı:

  • Tüm askeri gruplar tek komuta altında birleşmeli, ortak komutayı kabul etmeyenlerin varlığına izin verilmemeli,
  • Askeri gruplar sivil idareden çekilmeli, yerleşim merkezlerinde kurulan kontrol noktaları kaldırılmalı,
  • Silahlı gruplar iç güvenliği (HTŞ’ye bağlı) Genel Emniyet İdaresi’ne bırakıp rejim ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kesişme noktalarına yerleşmeli,
  • İdeolojik olarak Ceyş’ul İslam’la bağlantılı tüm kişi ve gruplar Barış Pınarı Harekât bölgesine gönderilmeli.

Bu koşullar HTŞ’nin Zeytin Dalı Harekât bölgesinde durmayıp Fırat Kalkanı bölgesine de hakim olmak istediğini gösteriyordu.

HTŞ, 2015’te İdlib’i ele geçiren Fetih Ordusu’ndaki ortaklarını iki yıl sonra tasfiye ederek bölgenin askeri ve sivil idaresini tekeline almıştı.

O yüzden bölgedeki rakip gruplar, HTŞ’nin birkaç SMO bileşenini Truva Atı olarak kullanıp ortaklık tesis ettikten sonra ipleri eline almak için fırsat kollayacağını düşünüyor.

14 Ekim’de Üçüncü Kolordu’nun bu koşulları kabul ettiğine dair çelişkili bilgiler geldi.

Hatta Türkiye’nin de bu anlaşmaya yeşil ışık yaktığı öne sürüldü.

Fakat kısa sürede çatışmalar Kfar Cennet’te yeniden alevlendi.

Çatışmalara başta SMO gruplarının da katılması üzerine yeni bir anlaşma sağlandığına dair bilgiler geldi.

Muhalif kaynaklara göre Üçüncü Kolordu’nun sivil alanlardan tamamen çekilmesi karşılığında HTŞ de Azez’e ilerlemekten vazgeçti.

Ayrıca Halep’in kuzeyindeki bölgelerde sivil yönetime HTŞ’nin sivil unsurlarının katılması kararlaştırıldı.

Türkiye’nin gözetiminde üçüncü tur görüşmede kabul edilen ve 14 Ekim tarihini taşıyan anlaşma metnine bakılırsa taraflar şunları kabul ediyor:

  • Kapsamlı bir ateşkes ve iki taraf arasındaki anlaşmazlığın sona ermesi,
  • Son olaylarda tutuklananların serbest bırakılması,
  • Üçüncü Kolordu kuvvetlerinin karargâh ve kışlalarına dönmesi,
  • HTŞ’nin askeri alarmını kaldırması,
  • Üçüncü Kolordu ve unsurlarına ait karargâh, silah, teçhizat ve mal varlığının iade edilmesi,
  • Üçüncü Kolordu’nun faaliyetlerini sadece askeri alanda yoğunlaştırması,
  • Hiç kimsenin hizip ve siyasi farklılıklar nedeniyle yargılanmaması,
  • Yolsuzlukla mücadele ve mağduriyetlerin giderilmesinde işbirliğine gidilmesi,
  • İki tarafın sivil kurumları düzenlemek ve reforme etmek için müzakerelere devam etmesi.

Bu anlaşma HTŞ’nin Azez, Cerablus ve El Bab üçgenine zorla geçme hamlesini önlese de askeri ve sivil idareşe ortaklığın önünü açıyor.

Ancak anlaşmaya rağmen gerilim bitmedi.

Muhaliflere ait Suriye TV, Türkiye’nin HTŞ’ye 20 Ekim sabahına kadar çekilmesi için süre verip tarafları anlaşmanın nasıl uygulanacağını kararlaştırmak üzere tarafları müzakere masasına çağırdı.

Türkiye’nin tutumu nasıl okunuyor?

HTŞ, Azez’in kapılarına dayanıncaya kadar Türkiye’nin durumu izlemesi birbirine tezat çıkarımlara neden oldu.

Bunlar üç temelde özetlenebilir:

  • Türkiye, Esad yönetimiyle masaya oturmadan önce elini güçlendirmek için sahada HTŞ’nin güç verdiği ortak bir komuta ve bir sivil idare oluşturmak istiyor. Yeni ortak cephe sayesinde belki uluslararası toplumun tutumu değişebilir ve HTŞ ile ilgili “terör örgütü” çengeli kalkabilir. Malum “terör örgütlerinin” elimine edilmesi Soçi ve Moskova mutabakatlarının değişmez hedeflerinden biri. HTŞ, İdlib’i Kurtuluş Hükümeti ile idare ederken Türkiye’nin kontrolündeki bölgelerde askeri alanda SMO, sivil alanda Suriye Geçici Hükümeti ile ilintili yerel meclisler sorumlu. Ortak komutada birleşme fikri birkaç yıldır tartışılıyor. Ancak kimse tuttukları rant alanlarını kaybetmek istemiyor.
  • Türkiye, HTŞ’nin Afrin’e girmesine göz yumarak bölgede suç sicili kabaran SMO örgütlerini hizaya getirmek istedi. Ganimet adı altında yağmacılık hepsinde ortak özellik olsa da SMO gruplarına kıyasla HTŞ, tıpkı Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) gibi kendi şerî anlayışına göre daha disiplinli ve kontrollü bir yönetim tarzına sahip. Meseleye basitçe “istikrar sorunu” olarak bakanlar için HTŞ “makul” bir muhatap olabilir. El Kaide’nin Suriye şubesi olarak ortaya çıkan Nusra’nın devamı niteliğindeki HTŞ’nin El Kaide’den koparak ılımlılaştığı ve artık muhatap alınabileceği yönünde yayınlar da bu yaklaşıma hizmet ediyor.
  • Türkiye, Şam’la anlaştığı takdirde SMO’nun fişini çekmek zorunda kalacak. Türk askerinin çekilmesi ve silahlı gruplara desteğin bitirilmesi Şam’ın iki temel ön koşulu. Bu nedenle Türkiye manevra yapmasını kolaylaştıracak bazı değişikliklere gidebilir. Bu çerçevede HTŞ’nin hakimiyetine göz yumabilir. Böylece SMO yükünden kurtulurken HTŞ’yi de “terör örgütü” olarak Suriye’nin önüne atabilir.

Kürtlerin liderliğindeki fiili özerk yönetimin aktörleri ise farklı bir yerden bakıyor.

O cephedeki kaygı şu: HTŞ ile sahayı yeniden düzenlemeyi hedefleyen Türkiye, Rusya ve ABD engeline takılan yeni askeri harekâtı bu gruplar eliyle yapmaya hazırlanıyor.

Türkiye’nin yaklaşık yedi gün sonra HTŞ’ye “çekil” demesi olayın başında sahanın biraz kendi haline bırakıldığı ya da ipin ucunun kaçırıldığı  yorumlarına da yol açıyor.

Muhalif kaynaklara göre masanın HTŞ aleyhine dönmesinde ABD’nin “HTŞ, Afrin’den çekilmeli” çıkışı da etkili oldu.

HTŞ’nin hedefi neydi, ne kazandı?

HTŞ’nin niyetini ele veren birkaç unsur var: HTŞ liderleri SMO gruplarının yolsuzluklara bulaşıp devrimci hedeften uzaklaştıklarını belirtip Esad’a karşı savaşı büyütmek gerektiğini vurguluyor.

Bu vurgu Ankara’nın Şam’la uzlaşma arayışına paralel daha belirginleşti.

Tabii rakip taraf, HTŞ’nin ortakları Hamza ve Süleyman Şah’ı “bölgedeki en yolsuz ve şiddet düşkünü gruplar” olarak tanımlıyor.

Hamza Tümeni’nin son icratı El Bab’da aktivist Muhammad Abdullatuf Ebu Ganum ve hamile eşini öldürmesiydi.

Son çatışmayı tetikleyen de bu olay üzerine Üçüncü Kolordu’nun Hamza Tümeni’ne düzenlediği baskındı.

Ayrıca HTŞ sivil idare aparatı olarak Kurtuluş Hükümeti’ni Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgelerine yaymak istiyor.

Ortak komuta ve idari organdan HTŞ’nin anladığı epey farklı.

HTŞ lideri Ebu Muhammed el Colani geçen yaz ekibinin yeni kontrol alanlarına hazırlanmalarını istemişti.

HTŞ, Türkiye’nin Şam’la anlaşmak için SMO’yu yüzüstü bırakacağı öngörüsüne göre de hazırlık yapıyor.

Son harekâtla amacına ulaşamasa da imzalanan anlaşma özünde HTŞ’nin bir şekilde İdlib’in dışına çıkmasına zemin hazırlıyor.

Anlaşmanın sahaya nasıl yansıyacağı merak edilirken HTŞ kaynakları, SMO tarafının iddiasının aksine bir çekilme ya da hezimetten bahsetmiyor.

Onların yorumuna göre HTŞ’nin katılımıyla birleşik bir askeri konsey ve ortak askeri operasyon odasının yanı sıra “kurtarılmış bölgeleri” yani Halep’in kuzey kırsalı ve İdlib’i kapsayan bir sivil idare oluşturulacak.

Ortak sivil idare sivil kurumlar, sınır kapıları, yargı, polis ve güvenlik birimlerini yönetecek.

Bu yorum HTŞ’nin Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı bölgesindeki sivil ve askeri süreçlere dahil olacağı anlamına geliyor.

Anlaşma uygulanmasa da HTŞ, SMO içinde ortaklık geliştirdiği gruplar üzerinden bölgedeki etkisini sürdürebilir.

Son çatışmalarda petrol geçişi açısından kritik önem arz eden El Hamran geçişini bırakmazlarsa ekonomik olarak rakip güçlere darbe vurmuş olacaklar.

Türkiye’nin HTŞ’ye “İdlib’e dön” ihtarının da pratikteki karşılığı tam çekilme olmayabilir.

Şöyle ki muhalif kaynaklara göre HTŞ askeri güçlerini çekti ama polis ve askeri polis kıyafetleriyle bazı güçlerini tutuyor.

Bu güçlerin İdlib’teki Genel Emniyet İdaresi’ne bağlı olma ihtimali yüksek.

Ayrıca HTŞ güçlerinin belli bölgelerde Hamza Tümeni, Ahrar’uş Şam ve Süleyman Şah’ın bayraklarıyla kendilerini kamufle ettiğini belirtiyor.

15 Ekim’de Ahrar’uş Şam’ın liderlerinden Emir El Şeyh (Ebu Ubeyde) Afrin’de HTŞ’den kontrolü devralmaya başladıklarını açıklamıştı.

Bu da bir nevi “HTŞ’ye kamuflaj” olarak görülüyor.

Yine muhalif kaynaklara göre Kurtuluş Hükümeti’ne bağlı bazı birimler ve şirketler de Afrin’de çalışmaya başladı.

Sivil unsurlar ya da polis birimlerinin çekilip çekilmeyeceği ya da Hamza, Ahrar ve Süleyman Şah’ın varlığına dokunulup dokunulmayacağı da şimdilik meçhul.

Sonuç olarak Suriye yönetimi ile yüzleşmemek için HTŞ’nin dahliyle ortak bir askeri ve sivil idarenin kurulmasını elzem gören taraflar var.

Ankara da bu fikre meyyal. Bu önermede amaç, uzlaşma ciddiyete bindiğinde Şam yönetimini ortak bir cephe ile karşı karşıya getirmek.

Paylaşın

Dokuz Ayda Dört Havalimanına Bir Uçak Bile İnmedi

Yap-İşlet-Devret modeliyle yapılan Aydın Çıldır, Balıkesir Merkez, Çanakkale Gökçeada, Uşak havalimanlarına yılın ilk 9 ayında hiç uçak inip kalkmadı. Kocaeli Cengiz Topel Havalimanı’nı 9, Siirt Havalimanı’nı 324, Tokat Havalimanını 376 uçak kullandı.

“Kara delik” Zafer Havalimanı’na ise ilk 9 ayında 556 uçak geldi. Havalimanını 47 bin 803 yolcu kullandı. 2022 yılı için Zafer Havaalanı için garanti edilen yolcu sayısı ise 1 milyon 317 bin 733 olmuştu. Zafer’de yine hedef tutmadı.

Yap-İşlet-Devret modeliyle kamunun kasasından milyonlarca lira harcanarak yapılan bazı havalimanlarına yılın ilk 9 ayında hiç uçak inip kalkmadı. Havalimanlarında her gün onlarca personel görev yapmaya devam ederken, yolcuların gitmediği, tarifeli uçakların inip-kalmadığı havalimanlarının giderleri de devletin kasasından karşılanıyor.

Sözcü’den Deniz Ayhan’ın haberine göre; Türkiye’de 60 havalimanı bulunuyor. Balıkesir Merkez, Çanakkale Gökçeada, Aydın Çıldır ve Uşak havalimanları bu yıl tamamen atıl kaldı. Kocaeli Cengiz Topel Havalimanı’nı 9, Siirt Havalimanı’nı 324, Tokat Havalimanını 376 uçak kullandı.

“Kara delik” Zafer Havalimanı’na ise ilk 9 ayında 556 uçak geldi. Havalimanını 47 bin 803 yolcu kullandı. 2022 yılı için Zafer Havaalanı için garanti edilen yolcu sayısı ise 1 milyon 317 bin 733 olmuştu. Zafer’de yine hedef tutmadı.

2022’nin ilk 9 ayında, havalimanlarını kullanan uçak sayısı şöyle:

Aydın Çıldır, Balıkesir Merkez, Çanakkale Gökçeada, Uşak (0), Kocaeli Cengiz Topel (9), Siirt (324), Kastamonu (366), Tokat (376), Isparta Süleyman Demirel (388), Tekirdağ Çorlu Atatürk (462), Sinop (465), Amasya Merzifon (543), Kütahya Zafer (556), Bursa Yenişehir (561), Selahaddin Eyyubi (636), Zonguldak Çaycuma (648), Bingöl (746), Eskişehir Hasan Polatkan (746), Çanakkale (768), Ağrı Ahmed-i Hani (958), Adıyaman (983)

Paylaşın

ABD’den Rusya’ya Yeni Yaptırımlar; Biden: Putin Çok Zor Bir Pozisyonda

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Ukrayna’daki savaş nedeniyle Rusya’ya yeni yaptırımlar uygulama kararı alırken, ABD Başkanı Biden, Rusya Devlet Başkanı Putin’in  ‘çok zor bir pozisyonda’ olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / ABD, Ukrayna’daki savaş nedeniyle Rusya’ya yeni yaptırımlar uygulama kararı aldı ve Washington’un Amerikalı üreticilerden askeri ve çift taraflı kullanılan teknolojiler alarak bunları Ruslar’a tedarik etmekle suçladığı bir ağı hedef aldı.

ABD Maliye Bakanlığı tedarik aracısı olmakla suçladığı Rus vatandaşı Yuri Yurieviç Orekhov’u ve iki şirketi Nord-Deutsche Industrieanlagenbau GmbH ve Opus Energy Trading LLC’yi yaptırım listesine aldı.

Maliye Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo yaptırımlar ve ihracat kısıtlamalarının geniş kapsamlı bir müttefikler koalisyonu tarafından uygulandığını ve Rusya’yı savaş için üretim ve teknoloji konusunda gittikçe daha zor durumda bıraktığını belirtti.

Adeyemo açıklamasında ”Çaresizlik Rusya’yı kalitesiz tedarikçilere ve eski ekipmanlara yönlendirdiği için bu çabaların savaş alanında doğrudan etkisi olduğunu biliyoruz” dedi.

Açıklamada bugünkü yaptırımların, 33 ülkeden maliye bakanları ve diğer ilgili kurumların üst düzey yetkililerinin geçen hafta yaptıkları, Rusya’nın askeri endüstriyel üretim kapasitesi ve hassas savunma tedarik zincirlerine yönelik uluslararası yaptırımların ve ihracat kısıtlamalarının görüşüldüğü toplantının ardından geldiği belirtildi.

Putin’in  ‘çok zor bir pozisyonda’

ABD Başkanı Joe Biden, Ukrayna’dan ilhak ettiği bölgelerde sıkı yönetim ilan eden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in  ‘çok zor bir pozisyonda’ olduğunu söyledi.

ABD’de 8 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimleri öncesi Beyaz Saray’da konuşan Başkan Joe Biden, enflasyon ve petrol fiyatlarının yanı sıra dış politikayla ilgili soruları yanıtladı.

Putin’in Ukrayna’nın ilhak edilen bölgelerinde ilan ettiği sıkı yönetim konusundaki bir soruya ise Biden, “Bence Putin çok zor bir pozisyonda. Şu anda yaptığı ise bunu (sıkı yönetim), Ukrayna halkına boyun eğdirmek için elindeki tek aracı kullanmasıdır.” yanıtını verdi.

Paylaşın

AK Parti’den ‘TSK Kimyasal Silah Kullandı’ İddialarına İlişkin Açıklama

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Sözcüsü Ömer Çelik, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) PKK’ya karşı sınır ötesi operasyonlarında kimyasal silah kullandığı iddialarına ilişkin yaptığı açıklamada, “Alçak bir iftira şebekesinin parçasıdır” dedi.

Haber Merkezi / AK Parti Sözcüsü Çelik, konuya ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Türk Silahlı Kuvvetleri’ni kimyasal silah kullanmakla suçlayanlar, alçak bir iftira şebekesinin parçasıdır. Bunlar terör örgütünün cinayetlerini masum göstermeye çalışan odaklardır. PKK’nın cinayetlerini övenler, kirli odakların temsilciliğini yaparak TSK’ya saldırıyorlar.

Kahraman TSK terörle mücadelesini en yüksek hukuki ilkelere ve standartlara bağlı şekilde yürütmektedir. TSK’nın, cinayet şebekesi terör örgütlerine karşı verdiği mücadele dünyanın en haklı, en şeffaf ve en onurlu mücadelesidir.”

İbrahim Kalın’ndan açıklama

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ise konuya ilişkin, sosyal medya hesabından şu mesajları paylaştı:

Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet ve İstihbaratımız, terör örgütünün oksijenini kestikçe yeni iftira kampanyalarına başvuruyorlar. Kimyasal silah yalanı, terörü aklamaya ve estetize etmeye çalışanların beyhude çabasıdır. Terörle mücadelemiz azim ve kararlılıkla devam edecek.

TSK: Bu tür mühimmat envanterde bulunmamaktadır

MSB’nin konuya ilişkin açıklaması şöyle: Silahlı Kuvvetlerimiz, uluslararası hukuk ve anlaşmalarca yasaklanmış mühimmat kullanmamaktadır. Bu tür mühimmat TSK envanterinde bulunmamaktadır. Dezenformasyon çabaları TSK’nın kararlı mücadelesi sonucu çökme noktasına gelen ve ahlak dışı yollarla çıkış arayan terör örgütü ve müzahirlerinin beyhude çırpınışlarıdır.

Demirtaş’tan çağrı

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu olan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından “Sosyal medyada PKK’lilere karşı kimyasal silah kullanıldığına dair görüntüler olduğunu avukatlarım aktardılar. Durumun tespiti için bağımsız, uluslararası bir heyetin bölgeye giderek inceleme yapması gerekir. Bunun koşulları sağlanmalıdır. Bu görüntülere TBMM ve muhalefet sessiz kalamaz. Bunu sessizlikle geçiştirmek suçu onaylamaktır. Gerekçesi ne olursa olsun kimyasal silah kullanmak dünyanın her yerinde ağır bir suçtur. Böyle bir suçun açık sorumlusu, savaş politikasında sınır tanımayan AKP-MHP iktidarı olur.” paylaşımı yapmıştı.

HDP’den açıklama

Konuyla ilgili Meclis Genel Kurulu’nda konuşan HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, kimyasal silah kullanıldığı iddialarıyla ilgili ‘Siyaset erki ve Parlamento sorumluluk almak zorunda. Dışişleri Komisyonu bir araştırma yapmalıdır” dedi.

Sınır ötesi operasyonlarda kimyasal kullanıldığına dair görüntülerin, iddiaların ve videoların kamuoyuna yansıdğıını belirten Beştaş, şu açıklamayı yaptı:

“Bunlar yokmuş gibi hiçbirimiz davranamayız. Siyaset erki ve Parlamento sorumluluk almak zorunda ve bunun cevabını bulmak zorundayız. Dışişleri Bakanlığı henüz bir açıklama yapmadı. Gerçi genelde susmayı tercih ediyorlar. Dışişleri Komisyonu bir araştırma yapmalıdır. Kamuoyunu ikna edici bir açıklama gerekiyor bu konuda. Dün Merkez Yürütme Kurulumuz da bir açıklama yayınladı ve iddiaların defaatle hızla soruşturulması gerektiğini söyledi. Açıkçası bu çok önemli bir meseledir ve Türkiye, 29 Nisan 97’ye kadar imzaya açık olan Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’nin uygulanması ve kimyasal silahların takibi için bağımsız olarak 97’de OPCW kuruldu ve Türkiye 97’de bunu onayladı. Kimyasal Silahlar Sözleşmesi tüm bir kitle imha silah kategorisini ortadan kaldırmayı amaçlayan uluslararası bir anlaşmadır ve faaliyet alanı, içeriği oldukça kapsamlı olup imzacı tüm ülkelerin bu akde uyması zorunludur.”

CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu, yaptığı açıklamada bugün konuyla ilgili soru önergesini Meclis’e suncağını söylemişti: Kimyasal silah kullanıldığı iddialarına ilişkin görüntüleri izledim. Kimyasal silah insanlığa karşı bir suçtur.Yarın itibariyle iddialara dayanak olan görüntülerin doğruluğu üzerine soru önergemi Meclis gündemine sunacağım.

Paylaşın

Siyasette ‘PKK’nın 5-10-15 Tane Çocuğu Var’ Tartışması

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Allah’tan isteyelim devam. Çocuk çok önemli. Bak PKK’nın 5 tane 10 tane 15 tane var” sözleri yeni bir tartışmanın da fitilini ateşledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerine CHP, Gelecek Partisi ve HDP’ninde aralarında bulunduğu  muhalefet partilerinden tepki geldi.

CHP’li Özel’den tepki

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel de Genel Kurul’da Erdoğan’ın sözlerini eleştirdi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Burunlarını bile çıkaramıyorlar” ifadelerine atıfta bulunan Özel, Erdoğan’a, “Burunlarını çıkaramıyorlarsa 10 çocuk yapan PKK’lılar kim?” diye sordu.

“Sayın Erdoğan, Süleyman Soylu, diyor ki ‘Türkiye’de PKK’lı kalmadı, burunlarını bile çıkaramıyorlar, sayısı şuna düştü, tepelerindeyiz’ Burunlarını çıkaramıyorlarsa 10 çocuk yapan PKK’lılar kim? Süleyman Soylu, 5, 10 çocuklu PKK’lılar neredeymiş bir söylesin de sen başka bir şey ima ediyor olmayasın. Bu cümle derhal düzeltilmeye muhtaç bir cümle.

Bunu sadece o teyp kayıtlarını sildirerek ajansın dökümünden çıkararak kurtulamazsınız. Sen kime diyorsun 5, 10 tane çocuğu var PKK’lıların diye. Siz de yapın. PKK ile mücadele yöntemi olarak. Herkes anladı ben söylemeye utanıyorum. Olmaz. Bir cumhurbaşkanı kariyer yapan akademisyene ‘senin kariyerin çocuk yapmak olsun’ diyemez. Sonra da dönüp bu cümleyi de kuramaz. Kabul edilebilecek bir iş değildir. Ayıp, utanç verici bir iştir”

CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu da Erdoğan’ı eleştirdi. CHP’li vekil şunları kaydetti:

“CB Erdoğan; AKP’ye katılan MV Çelebi’den çok çocuk yapmasını isterken şunları söyledi: ‘Sayıları artırmak lazım. Çocuk çok önemli. Bak PKK’nın 5 tane 10 tane 15 tane var.’ Ne diyor CB Erdoğan; kim bu PKK’lılar, kimler 5,10,15 çocuk yapıyor? Tüm Kürtleri PKK’lı görüyor, yazık!”

Davutoğlu’ndan “Irkçılık” nitelemesi

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da Erdoğan’ın sözlerini “ırkçılık” olarak niteledi. Sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan Davutoğlu şunları yazdı:

“Bu ülkenin çocukları Kandil’de doğmadığına göre, kastınız apaçık ortada Sn. Erdoğan! İfadeleriniz insan haklarına ve kadın haklarına saygısızlıktır. Bu ülkede doğan her çocuk onurlu bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Çocuklar arasında ayrım yapmak ırkçılıktır!”

“Yazık, utanç verici”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Erdoğan’ın sözlerine “Yazık, utanç verici” ifadeleriyle tepki gösterdi. Babacan sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“Gördüğü her kadına kaç çocuk doğurması gerektiğini söylüyor. Dağda 5-10 çocuk doğurmadıklarını biliyor ama milyonlarca Kürt vatandaşımızı teröristlikle itham ediyor. Yazık, utanç verici.”

HDP’li Beştaş: Bu ırkçı bir kafadır

Meclis Genel Kurulu’nda konuşan HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, “Çok çocuk sahibi olmayı bir terör faaliyeti olarak görüyor. Bu ırkçı bir kafadır, bu Kürt söylemi bir kafadır” dedi. Beştaş, özetle şu ifadeleri kullandı.

“Erdoğan, örgüt mensuplarının çocuklarının olmadığını çok iyi biliyor. Kürt nüfusunu kastederek nasyonel bir söz kuruyor aslında. Bunu Kürtler anladı ve partisine dahil ettiği devlet katındaki ortakları olan ulusalcılara da tabii ki selam çakıyor. Çok çocuk sahibi olmayı bir terör faaliyeti olarak görüyor.

Bu ırkçı bir kafadır, bu Kürt düşmanı bir kafadır. Bu bir nefret dilidir, kınıyoruz. Kürt halkı da bu düşmanlığı çok iyi anlıyor ve yorumluyor. Mesajlarını aldık, cevabımız daha çok direnmektir. Çözüm konusunda demokratik siyasette ısrar etmektir. Gerçek bir eşitlik ve kardeşlik için mücadele etmektir. Bizim karşı cevabımız budur.”

Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün partisine yeni katılan Bağımsız Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’ye parti rozetini takarken, birden fazla çocuk yapmasını önerdi ve bunu söylerken de, “Allah’tan isteyelim devam. Çocuk çok önemli. Bak PKK’nın 5 tane 10 tane 15 tane var” dedi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a ‘Hodri Meydan’ Yanıtı: TV Canlı Yayın Teklifi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine yönelik yaptığı adaylık çağrısına, TV canlı yayınına çıkma teklifiyle karşılık verdi: “TV kanalında, önünde prompter, arkanda danışmanların, karşında sadece ben. Hodri meydan kiiim, sen kim…”

Haber Merkezi / AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin bugünkü grup toplantısında, “Madem kendine bu kadar güveniyorsun, madem siyaset tarzının doğruluğundan bu kadar eminsin, öyleyse hodri meydan. Gücün yetiyorsa, yüreğin varsa, kendi özgür iradenle hareket edebiliyorsan seçimlerde çık karşımıza, birikimlerimizi, vizyonlarımızı, programlarımızı, projelerimizi, heyecanlarımızı yarıştıralım” diyerek, Kılıçdaroğlu’na Cumhurbaşkanlığı adaylığı için çağrıda bulunmuştu.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın bu sözlerine sosyal medya hesabından yanıt verdi. Erdoğan’a “prompter balonu” diyen CHP lideri şunları söyledi:

“Erdoğan bugün yine bazı laflar etmişsin. Vizyonlarımızı karşılaştıralım demişsin… Korkmuyorsan, bir “prompter balonu” olduğunun ortaya çıkmasından çekinmiyorsan, istediğin TV kanalında, önünde prompter, arkanda danışmanların, karşında sadece ben. Gel vizyon konuşalım.

Halkımız da Bay Kemal’in vizyonu ile Erdoğan ve danışmanlarının vizyonunu görsün. Yakın bir gelecekten bahsetmiyorum, gel bu akşam yapalım. Korkaklıktan bahsetmişsin, net söylüyorum, korkak sensin ve bu akşam gelemeyeceksin. Hodri meydan kiiim, sen kim…”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha önce yaptığı bir konuşmada da, “Seçime kısa bir süre kaldı ama daha adayları ortada yok. Burada Kılıçdaroğlu’na açık bir çağrı yapmak istiyorum. Hodri meydan. Gücün varsa, kendi iradenle hareket edebiliyorsan seçimde çık karşıma. Bırakalım kararı millet versin. Yok eğer aday olmak istiyor ama birilerinin şantajına, tehdidine maruz kalarak ilan edemiyorsan da korkma. Kürsüye çıkıyor, “Ya benimle olun, ya önümden çekilin” diyor. Efeleniyor. Bay Kemal senin nasıl bir devrimci olduğunu bilmiyorum. Ama ben muhafazakar bir devrimciyim” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

RTÜK’ten TELE 1’e Üç Gün Ekran Karartma Cezası

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Üyesi İlhan Taşçı, sosyal medya hesabından, RTÜK’ün TELE 1 kanalına 3 gün ekranının kapatılması kararı verdiğini duyurdu. Taşçı, “Amaç seçimlere giderken ekranları karartmak, farklı seslerin, muhalefetin çözüm önerilerinin duyulmasını engellemek” dedi.

İlhan Taşçı, açıklamasında, “RTÜK, Tele1 kanalının 1 yıl içerisinde 2 kez 6112 sayılı yasanının 8/1/b bendindeki ‘dil,din,ırk ayrımı gözeterek yayın yaptığı’ gerekçesiyle 3 gün ekranının kapatılmasına oyçokluğuyla karar verdi. Bir sonraki aşama kanalın yayın hayatına son verilmesi! Katledilen demokrasidir” dedi.

RTÜK Üyesi Okan Konuralp ile birlikte karşı oy kullanmalarına rağmen RTÜK’ün kararını oy çokluğuyla aldığını, cezanın TİP Milletvekili Sera Kadıgil’in “Diyanet bu haliyle siyasal İslamcı gereçtir” eleştirisine dayandırıldığını belirten Taşçı, “Amaç seçimlere giderken ekranları karartmak, farklı seslerin, muhalefetin çözüm önerilerinin duyulmasını engellemek” dedi.

‘Zorlama rapora dayanan bu karar iptal edilecektir/edilmelidir’

RTÜK Üyesi Taşçı’nın TELE 1’e yönelik karara dair paylaşımları şu ifadelerle sürdü:

“RTÜK bugün bir kanalın yayın ihlalini değil Türkiye’yi yöneten anlayışın basına, çok sesliliğe, düşünce özgürlüğüne bakışını oyladı sonuç demokrasi ve çok seslilik katledildi. Hedef seçimlerde karartılmış ekran, susturulmuş, karanlığa boğulmuş Türkiye! Durum vahim ama umutsuz değil. Danıştay 13. Dairesi, RTÜK’ün aynı maddeden verdiği cezayı ‘Kurulun basın özgürlüğüne yapılan müdahalesinin demokratik bir toplumda gerekli olmadığı’ gerekçesiyle iptal etmişti. Zorlama rapora dayanan bu karar da iptal edilecektir/edilmelidir. Bu düşünce özgürlüğünün gereğidir.”

‘TELE1 RTÜK eliyle kapatılacak’

RTÜK’ün kararına ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yapan RTÜK Üyesi Okan Konuralp ise, “Karar, TELE1’i yayın lisansını kaybetme aşamasına getirdi. Şubat 2023’e kadar benzer bir ceza alması halinde, TELE1 RTÜK eliyle kapatılacak” dedi ve şöyle devam etti:

“Kadıgil’in sözleri şüphesiz ifade ve basın özgürlüğünün güvencesi altındadır. Bu hukuki gerçeğe rağmen alınan karar, Ebubekir Şahin’e verilen talimatların sonucudur. Toplumu bu cezalarla susturabileceklerini sanmaları ise çaresizliklerindendir. Başaramayacaklar, biliyorlar. Sayın Ali Bardakoğlu örneğinde olduğu gibi, Diyanet 100 yıllık geçmişinin büyük bir bölümünde kurucusu Atatürk’ün idealleri doğrultusunda faaliyet göstermiştir; yeniden gösterir. Tarih de Ali Erbaş ve benzerlerini değil, Sayın Bardakoğlu gibi isimleri anımsar.”

Paylaşın

Putin, Rusya’nın İşgal Ettiği Dört Bölgede Sıkıyönetim İlan Etti

Rusya – Ukrayna savaşının 238. gününde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya’nın işgal ettiği Ukrayna’daki Donetsk, Zaporijya, Herson ve Luhansk bölgelerinde sıkıyönetim ilan eden kararnameyi imzaladı.

Rusya Milli Güvenlik Konseyi’ne hitap eden Rusya Devlet Başkanı Putin, ilan edilen sıkıyönetimin yanı sıra Ukrayna ile sınırı olan sekiz bölgeye giriş ve çıkışları sınırlandıran bir kararnameye de imza attı.

The Guardian gazetesinin aktardığına göre, söz konusu sınırlandırmalar Rusya’nın güneyindeki Krasnodar, Belgorod, Bryansk, Voronezh, Kursk ve Rostov ile Rusya’nın 2014 yılında uluslararası hukuka aykırı bir şekilde ilhak ettiği Kırım ve Sivastopol’da geçerli olacak.

Putin, patlamadan Ukrayna’yı sorumlu tuttu

Putin, Güvenlik Konseyi’ndeki konuşmasında, Kerç (Kırım) Köprüsü’nde meydana gelen patlamayı hatırlatarak söz konusu patlamanın “Ukrayna istihbaratı tarafından gerçekleştirildiğini” ve “Rusya’nın diğer bölgelerinde yapılması planlanan terör eylemlerinin engellendiğini” söyledi:

“Bu bağlamda, Donetsk Halk Cumhuriyeti’nde, Luhansk Halk Cumhuriyeti’nde, Herson ve Zaporijya bölgelerinde, Rusya’ya katılmadan önce sıkıyönetimin yürürlükte olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bunu, Rusya mevzuatı çerçevesinde uyarlamamız gerekiyor. Bu nedenle Rusya’nın bu 4 bölgesinde sıkıyönetim ilan edilmesine yönelik kararname imzaladım.”

Putin, Ukrayna’nın doğusundaki Donbas bölgesindeki Donetsk ve Luhansk’ta Rusya yanlısı ayrılıkçıların bağımsızlık ilanını Şubat ayında tanımış, kısa bir süre sonra, 24 Şubat 2022’de Rusya güçleri Ukrayna’yı işgal etmişti.

Dört bölgede düzenlenen ve başta Avrupa Birliği (AB) ve ABD olmak üzere, Türkiye ve İsrail de dahil pek çok ülkenin sonuçlarını tanımayacağını açıkladığı referandumlarda, Donetsk’te kullanılan oyların yüzde 99.23’ü, Luhansk’taki oyların yüzde 98.42’si, Herson’daki oyların yüzde 87.05’i, Zaporojya’daki oyların yüzde 93.11’i Rusya’ya bağlanma yönünde olmuştu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’nın Donetsk, Luhansk, Herson ve Zaporijya bölgelerinin Rusya tarafından ilhak edilmesine yönelik belgeleri 30 Eylül’de, yasaları da 5 Ekim’de imzalamıştı.

Herson’daki siviller tahliye ediliyor

Öte yandan, “saldırı tehlikesine” karşı Rusya’nın ilhak ettiği bölgelerden Herson kentindeki sivillerin tahliyesine başlandı.

Anadolu Ajansı’nın (AA) Rusya basınından aktardığına göre, Rusya ordusunun kontrolündeki Herson kentinde yaşayan sivillerin, “saldırı tehlikesi bulunduğu” gerekçesiyle Dnipro Nehri’nin sol kıyısına tahliyesi başladı.

Rusya’nın atadığı Herson Valisi Vladimir Saldo, 50 ila 60 bin kişinin tahliye edileceğini ve söz konusu kademeli sürecin yaklaşık bir hafta süreceğini söyledi. Bölgede, “Ukrayna ordusunun saldırılarına karşı savunma önlemlerinin alınmaya başladığı” bilgisi de paylaşıldı.

Saldo, dün yaptığı açıklamada da Ukrayna ordusunun bölgeye yönelik “büyük” çaplı saldırı düzenleyeceğini ve bu nedenle Herson’daki Berislavkiy, Belozorskiy, Snigirevkiy ve Aleksandrovskiy ilçelerinde yaşayan sivillerin Dnipro Nehri’nin sol kıyısına geçirileceğini açıklamıştı.

Paylaşın

FT’den Dikkat Çeken Yazı: Erdoğan Seçim Öncesi ‘Çılgınlığa’ Hazırlanıyor

Birleşik Krallık merkezli uluslararası iş gazetesi Financial Times, 2023’te yapılacak olan milletvekilliği ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin dikkat çeken bir analize yer verdi. Gazete, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim öncesi yapmaya hazırlandığı harcama çılgınlığına dikkat çekti.

Analizde, seçimler için “Erdoğan’ın 20 yıllık iktidarı boyunca karşılaştığı en zorlu yarışma” değerlendirmesinde bulunulurken, AK Parti iktidarının zafer için her şeyi yapabileceği ifade edildi.

Financial Times’ta yayımlanan Laura Pitel imzalı haberde şu ifadeler kullanıldı:

“Analistler ve muhalefet yetkilileri, düşük gelirli ailelerin konut edinmesine yardımcı olmayı amaçlayan 50 milyar dolarlık devlet destekli projeyi seçim öncesinde büyük bir harcama kampanyasının açılış hamlelerinden biri olarak görüyor. Bu seçimler Erdoğan’ın yaklaşık 20 yıllık iktidarı boyunca karşılaştığı en zorlu yarışma olacak.”

Haberde ayrıca 2022’nin ilk dokuz ayında bütçe dengesinin korunmaya çalışıldığı belirtilirken bu açığın son aylarda artmasının planlandığı aktarıldı. İlk dokuz ayda merkezi bütçe 45 milyar TL açık verirken haberde eylülde yayınlanan Orta Vadeli Plan’da yıl sonu bütçe açığı hedefinin 460 milyar TL olduğu hatırlatıldı. Haberde konu ile ilgili, “Bu büyük bir harcama çılgınlığına işaret ediyor” değerlendirmesine yer verildi.

FT’ye değerlendirmelerde bulunan King’s College London’da finans profesörü olan Gülçin Özkan, “Geçmişte yaptıkları her şeyin de ötesinde ellerinden gelen her şeyi yapmalarını bekliyorum çünkü bunlar son derece riskli seçimler. Mali paketin veya kredi garantilerinin boyutu açısından hiçbir şey beni şaşırtmaz” dedi.

“Seçim yüzünden yapmıyoruz”

Türkiye’nin Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum ise konut planının seçim propagandası olduğu iddiasını reddetti. Kurum FT’ye verdiği demeçte, “Bu, yaklaşan seçimlerle ilgili endişeler nedeniyle yaptığımız bir proje değil. Aksine vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını her zaman dinledik” dedi.

Kurum ayrıca konut inşaatlarının hazineye ne kadar mâl olacağı ile ilgili bilgi vermezken maliyetlerin önemli bir kısmının TOKİ aracılığı ile karşılanacağını, bir kısmının hazineden ödeneceğini belirtti.

Asgari ücret zammı etkili oldu

Haberde Türkiye’deki enflasyon ve artan yaşam maliyetleri hatırlatılırken Metropoll anketlerinde ekonominin kötü yönetildiğini düşünenlerin oranının temmuzda yapılan asgari ücret zamlarından sonra gerilediği belirtildi.

Haberde, “Analistler önümüzdeki aylarda Erdoğan’ın asgari ücrette bir başka büyük artışın yanı sıra eski destekçilerinin desteğini geri kazanmak için memur maaşlarında, emeklilere verilen promosyonlarda artış ve ucuz krediler açıklamasını bekliyor” ifadeleri kullanıldı.

Muhalefet tepkili

Muhalefet yetkilileri ise konut projesini ve artan sosyal harcamaları eleştirerek bunun daha önce yapılması gerektiğini, ekonomik ve gerçekçi olmadığını ve Erdoğan’ın inşaat sektöründeki dostlarına fayda sağlamayı amaçladığını belirtti.

FT’ye konuşan İYİ Parti Ekonomi Politikaları Başkanı Bilge Yılmaz, “Diyorlar ki: Bakın, seçimi kazanırsak size bunu vereceğiz ama diğerleri gelirse bu imkânları vermezler” değerlendirmesinde bulundu.

‘Enflasyonu tetikleyebilir’

Son olarak FT’ye konuşan ekonomist Atilla Yeşilada, harcama çılgınlığının Erdoğan’ın popülaritesinde ‘geçici artışla’ sağlasa bile, bunun enflasyonu ve ithalat talebini artırarak geri tepeceğini belirtti. Yeşilada, “Erdoğan’ın bu kadar para harcamasıyla enflasyonun yükselmemesi ve dövizin sabit kalması mucize olur” dedi.

Paylaşın