Davutoğlu’ndan ‘Türkiye Yüzyılı’ Programına Tepki: Riyakarlığın Daniskası

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 28 Ekim’de düzenlenen ‘Türkiye Yüzyılı’ programındaki söylemlerini eleştiren GP Lideri Davutoğlu, “20 yıl iktidar olduktan sonra yeni bir parti gibi deklarasyon yapılmaz. Cuma günü yapılan açıklamalar, beni hiç heyecanlandırmadı riyakarlığın daniskası” dedi.

Davutoğlu, programa davet edilmemesine ilişkin ise, “Perinçek ve Destici’nin olduğu yerde benim bulunmam zaten doğru olmazdı” dedi. “Yüzüme nasıl bakacaklardı?” ifadesini kullanan Davutoğlu, “Bu milletin 2 defa başbakan seçtiği birini çağırmamak ne demek? Türkiye nereye gidiyor?” diye sordu.

Davutoğlu, Vatan Partisi’ne katılan iş insanı Ethem Sancak’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine, ‘Che Guevara nasıl nasıl bir adam?’ diye soru sorduğunu ve bu soruya verdiği “Tek fark o namaz kılmıyordu, siz kılıyorsunuz” yanıtını eleştirdi.

Davutoğlu, “Che Guavera; yiğit bir devrimci, ezilenlerin, sömürülenlerin sembolü olarak saygıyla selamlıyorum. 20 yıl önceki Erdoğan’ı Che Guavera ile benzetebilirsiniz. Keçiören halkını selamlayarak geçerdi. O zaman hepimizde devrimci bir ruh vardı” diye konuştu.

Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, FOX TV’de İlker Karagöz ile Çalar Saat programında açıklamalarda bulundu.

Davutoğlu’nun açıklamalarından önemli başlıklar şöyle:

”(Türkiye Yüzyılı programına davet edilmemesine tepki) Perinçek ve Destici’nin olduğu yerde benim bulunmam zaten doğru olmazdı, yüzüme nasıl bakacaklardı? Bu milletin 2 defa başbakan seçtiği birini çağırmamak ne demek? Türkiye nereye gidiyor? 20 yıl iktidar olduktan sonra yeni bir parti gibi deklarasyon yapılmaz. 2016’da dünyada milli gelirde 16’ncıydık şu an 21. sıradayız.

(Bakan Muş’un ”Son yılları saymazsak, AK Parti döneminde enflasyon ortalaması yüzde 8-9 civarındadır” açıklamalarına tepki) Üretici enflasyonu yüzde 5,5’dan yüzde 153’e çıktı. Doğru haklı son dönemleri saymamak lazım. Bakan Muş’un sözleri itiraf niteliğindedir. Söylediği sözler gerçekten komedi. Türkiye’nin son yılları ne zaman? Erdoğan yok mu son dönemlerinde? Bu dönemin hesabını kim verecek? Enflasyon canavarı teker teker her kesimi yutuyor.

“Erdoğan’ın dünyasında vaatler bitmiyor”

Yönetenlerin dünyasında kriz yok çünkü bürokratların çoğu 4-5 maaş alıyor. Bütün siyasi atamalara bakın üst düzey bürokratın oğlu bakan yardımcısı yapılıyor. Richard Folk ile bir sohbetimiz oldu. Fakirleşmeyle sokaktaki hareketliliği konuştuk. KKM ile bir kesime para aktarılması sağlanıyor. Bunlar dünyadan, halktan koptular. İnsanlar açlıktan kıvranıyor ama Erdoğan’ın dünyasında vaatler bitmiyor.

“Gençlik bankası kuracağız”

50 yılda değil, bir kaç yılda gençleri umutla buluşturacağız. Türkiye’nin hiçbir yerinde genç çiftçi göremiyoruz, hibe ile teşvik lazım. Gençlik Bankası kuracağız, banka dijital olacak bursları, kredileri oradan alacaklar. İşsizlik Fonu da dahil tek ölçümüz olacak istihdamı artıracağız.

Bunların istihdam modeli yanlış, Türk lirası belli bir seviyeye getirilmeli. Bunlar para basarak yalancı cennet oluşturuyorlar. Darphanede parayı basıyorlar piyasaya enjekte ediyorlar böylece enflasyonun artışına sebep oluyorlar ama bunu göremiyorlar.

“Yeşil dolara aşıklar”

Şimdi golf sahasına villa yapmaya hazırlanıyorlar. Bunlar yeşil dolarlara aşık ama yeşil alanlara düşmanlar.

“Rusya’ya ne taviz verdiniz?

Hangi tavizler verildi de Rusya’dan borç erteleme talep ediliyor? Akkuyu’yu Ruslara vermek istisnasında ne taviz verdiğiniz Rusya’ya? Rusyalara 7 milyar dolar civarında vergi istinası verildi.

“Yola çıktığınız yüzük nerede?”

Erdoğan’a soracağım tek şey var; yola çıktığınız yüzük nerede? Bir lider, bir başbakan, bir bakan önce milletinin hakkını korumalı.

Che Guavera, yiğit bir devrimci ezilenlerin sömürülenlerin sembolü olarak saygıyla selamlıyorum. 20 yıl önceki Erdoğan’ı Che Guavera ile benzetebilirsiniz. Keçi Ören halkını selamlayarak geçerdi. O zaman hepimizde devrimci bir ruh vardı. Benim aldığım tek maaş vardı. Bir gün Tayyip Erdoğan’ın akrabalarına kaynak aktaracağına ihtimal vermezdim.

Cuma günü yapılan açıklamalar, beni hiç heyecanlandırmadı riyakarlığın daniskası.

“‘Türkiye Yüzyılı’ diye bir hayal satıyorlar”

Kimin nasrına bastıysam toplanıp karşıma geldi. Benim yönetimimde Nureddin Nebati’nin bakan olacağını düşünür müsünüz? Ekonomi 101’den geçirmem ben. Yiğit Bulut gibi birini ekonomi yönetimine getirilebileceğini düşünür müsünüz? İlk defa bu kadar niteliksiz ve yolsuzluklara bulanmış bir siyasi elit var. Şimdi ‘Türkiye Yüzyılı’ diye bir hayal satıyorlar.

“Mahir Ünal’ın eksikliği”

Mahir Ünal’a kesinlikle katılmıyorum. Sayın Bahçeli ve Erdoğan arasında önemli bir mesele olarak görüyorum. Akşener ve Kılıçdaroğlu’ndan daha ağırını Bahçeli söylemiştir. Mahir Ünal’ın eksikliğidir daha vahimi Bahçeli’nin bu metinde olmaması. Bu hükümet Bahçeli’nin vesayeti altında bir hükümettir. Sayın Erdoğan Bahçeli olmadan nefes alamaz hale geldi, yapma derse yapmaz.

Geçen sene Peker, Soylu’ya saldırdığında Erdoğan bir ay ses çıkarmadı. Daha önce Numan Kurtulmuş’a da ayar verdi Bahçeli. Beni kukla başbakan yaptıklarında 1 haftada istifa ettim. İstifa onurlu bir iştir, zamana bırakılmaz.”

Paylaşın

Türkiye, Sefalet Endeksinde Zirveye Oturdu

Sefalet Endeksi’nde Türkiye en yakın takipçisi Arjantin’e fark atarak birinci oldu. Türkiye 93.3 puanla ilk sırada yer alırken Arjantin 89.9 puanla ikinci oldu. Üçüncü sırada yer alan ülke ise Güney Afrika.

Bu ülkenin endeksteki puanı 41.4. Macaristan 23.8, Polonya 22.3, Rusya ise 17.5 puanla endekste yer aldı.

Türkiye sefalet endeksinde zirveye oturdu. Enflasyon ve işsizliğin toplamından oluşan Sefalet Endeksi’nde Türkiye en yakın takipçisi Arjantin’e fark atarak birinci oldu. Türkiye 93.3 puanla ilk sırada yer alırken Arjantin 89.9 puanla ikinci oldu.

Üçüncü sırada yer alan ülke ise Güney Afrika. Bu ülkenin endeksteki puanı 41.4. Macaristan 23.8, Polonya 22.3, Rusya ise 17.5 puanla endekste yer aldı.

Sefalet Endeksi Nedir?

İşsizlik ve enflasyonun artmasıyla yaşanan problemler seneler boyunca tüm ülke ekonomilerinin karşılaştığı en büyük sorunlardan biridir. Ekonominin seyri ile ilgili önemli bilgiler veren, enflasyon ve işsizlik oranlarının oluşturduğu gösterge iktisatçılar tarafından Sefalet Endeksi (İktisadi Hoşnutsuzluk Endeksi) olarak tanımlanır.

Sefalet endeksi, enflasyon ve işsizlik oranının aynı anda yükselmesinin yanı sıra, işsizlik ve enflasyon oranından yalnızca birinin artmasından da kaynaklanıyor olabilir. Teknolojik gelişme ve atıl durumda olan kapasitenin kullanılmaya başlanması enflasyon oranını azaltırken işsizlik oranını değiştirmeyebilir.

Teknolojik gelişme ve atıl kapasitenin kullanılmaya başlanması, yani kapasite kullanımının artış göstermesi üretimi de artırmakta ve bu durum mal üretiminde de artış olacağı anlamına gelmektedir. Mal üretiminin artması, enflasyon oranını azaltmakta; teknolojik gelişme ise işgücü verimliliğini artıracağı için daha az işgücü kullanılmakta ve işsizlik problemi ortaya çıkmaktadır.

Sefalet endeksindeki değişim sadece işsizlik oranındaki değişimden de kaynaklanıyor olabilir. İhracat odaklı büyüme modelini kullanan bir ülkenin ihracat için gereken ham madde, ara malı ve yatırım mallarının eksik olması bu malları ithal edeceği anlamına gelmektedir. Yani bu ülkede ihracatla birlikte ithalatta artacaktır. İthalat ve ihracatta oluşan artış ise belli bir miktar işgücü talebini de artırmakta ve işgücü talebinde meydana gelen bu artış işsizlik oranını da düşürmektedir.

İhracatın artması sebebiyle ekonomik büyüme oranında da yükselme olan bu ülkelerde, enflasyon oranı ekonomik büyümeden sınırlı oranda etkilenebilir. Döviz kurundaki artış ise, ithalattaki fiyatları artırıp pahalılaştırarak üretim maliyetlerini artırmakta ve artan maliyetler dolayısıyla enflasyon oranının da artmasına sebep olmaktadır.

Sefalet endeksi; 1960’lı yıllarda Amerikalı iktisatçı Arthur Okun tarafından geliştirilmiş olup, enflasyon ile işsizlik oranının toplamını ifade eder. Enflasyonun artması yaşam maliyetinin, işsizliğin artması işe kazanç sağlayamayan insan sayısının arttığı anlamına geldiği için, dolayısıyla sefalette artacak ve ekonomide bozulma meydana gelecektir. Bir zaman sonra bu endeks, 1999 yılında Nobel Ödüllü Amerikalı iktisatçı Robert Barro tarafından yeniden düzenlenip formülü değiştirilmiştir.

Barro Sefalet Endeksi

Robert Borro enflasyon oranı ve işsizlik oranına uzun vadeli tahvil faizi ile büyüme oranını da eklemiştir. Yeni haliyle Barro Sefalet Endeksi (Barro Misery Indeks-BMI) ismini alan endeks şu şekilde ifade edilebilir:

BMI = (Enflasyon Oranı + İşsizlik Oranı + Faiz Oranı) – Büyüme Oranı

Paylaşın

Kavala: Mantık Dışı Kurgu İnandırıcı Olsun Diye Hapiste Tutuluyorum

Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan ve 1800 günden uzun süredir hapiste olan Osman Kavala, “Mantık dışı kurguya inandırıcılık kazandırmak için benim cezaevinden çıkmamam gerekli görülüyor” dedi ve ekledi:

“Gezi davası Gülenci emniyet ve yargı mensuplarınca hazırlanmış olan darbe girişiminden sonra da iktidar çevrelerince benimsenen, protestoların dış güçlerce organize edilmiş bir kalkışma olduğu kurgusu ekseninde hazırlandı, bu anlatıya hukuki destek sağlamak için sahneye kondu”

Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı ve iş insanı Osman Kavala, Halk TV Program Koordinatörü İpek Özbey, halktv.com.tr yazarı Fikret Bila ve gazeteci Barış Pehlivan’ın sorularını yanıtladı.

Kavala’nın sorulara verdiği yanıtta tutuklanma sürecine dair şunları söyledi: ”Gezi davası Gülenci emniyet ve yargı mensuplarınca hazırlanmış olan darbe girişiminden sonra da iktidar çevrelerince benimsenen, protestoların dış güçlerce organize edilmiş bir kalkışma olduğu kurgusu ekseninde hazırlandı, bu anlatıya hukuki destek sağlamak için sahneye kondu. Bu mantık dışı iddiaya dayanak olabilecek hiçbir delil, somut bilgi olmadığından Soros’un ismi kullanılarak bir kurgu oluşturuldu.

İsmi kullanılarak diyorum, zira yargı sürecinin hiçbir aşamasında Soros şüpheliler listesine eklenmedi, tanık olarak dahi ifade vermesi talep edilmedi. Açık Toplum Vakfı ile ilişkili olduğum, protestolarla katıldığım, AVM projesine açıkça karşı çıktığım için, muhtemelen iktidarı rahatsız eden başka faaliyetlerimin de göz önüne alınması sonucu, Soros’la protestocular arasındaki ilişki benim üzerimden kuruldu. Gezi parkına giderken yanımda poğaça götürmüş olmam, protestolara maddi kaynak sağlamış olduğumun somut delili olarak iddianamede yer aldı. Sanırım bu mantık dışı kurguya inandırıcılık kazandırmak için benim cezaevinden çıkmamam gerekli görülüyor.

‘Bunlar planlı yapılan hukuku dolanma eylemleri’

Cumhurbaşkanı birkaç defa cezaevinde olmamı suçluluğumun kanıtı olarak ifade etti. Malum, dış güçlerin hükümete karşı faaliyetler sürdürdüğüne dair siyasi propaganda sadece Gezi’yi itibarsızlaştırmak için değil, ekonomide kötüleşmeyi açıklamak, muhalefeti yerli ve milli olamamakla suçlamak için de kullanılıyor. Sanırım aynı zamanda ‘Biz faaliyetlerini sakıncalı bulduğumuz kişileri cezaevinde tutarız, AİHM kararları ve dışarıdan müdahaleler bunu engelleyemez‘ şeklinde bir mesaj da veriliyor.

Şunu hatırlatayım: AİHM’in 18’inci maddenin ihlal edildiğini içeren 2019 yılındaki kararından ve ilk Gezi duruşmasından beraat ettikten sonra yaşananlar, AİHM’in herhangi bir suça işaret etmediğini tespit ettiği sözde deliller kullanılarak önce casusluktan tutuklanmam, sonra da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesi, 18’inci maddenin ihlali olarak değerlendirilmiş olan ilk tutuklanmamdan daha vahim hukuksuzluklar. Bunlar planlı yapılan hukuku dolanma eylemleri.”

‘İlk yapacağım annemi görmek olacak, sonra da Gezi Parkı’nda ağaçları seyrederim’

Kavala, cezaevinden çıktığında ‘ilk ne yapacağı’ sorusunaysa şu yanıtı verdi: ”Cezaevinde uzun süre kalınca kapalı bir yerde yaşamaya alışıyorsun. Çıktıktan sonra evimde, eşimle, dışarı çıkmadan birkaç yıl yaşayabilirim gibi hissediyorum! Ama, tabii, dostlarımı, çalışma arkadaşlarımı da çok özledim. İlk yapacağım, o zaman hala hayatta olacağını ümit ediyorum, annemi görmek olacak. Gezi Parkı onun evine çok yakın. Sonra oraya gidip ağaçları seyrederim herhalde.”

Paylaşın

106’sı AK Partili 130 Milletvekili TBMM’de Hiç Konuşmamış

Meclis kayıtlarına göre aktif görevli 570 vekilden 130’ni 2022’de Meclis Genel Kurulu’nda hiç konuşmadı. Konuşmayan 130 vekilden 106’sı AK Partili olurken geriye kalan 24 vekil muhalefet partileri ve bağımsızlardan oluştu.

Türkiye 2023’deki seçimlere hazırlanırken Meclis’te bulunan 130 milletvekili 2022’de genel kurulda hiç konuşmadı. AK Parti’de bu sayı 106’yı bulurken parti genel başkanları hariç tutulduğunda vekillerin yüzde yüzde 22’si konuşmamış oldu.

Meclis’te bugün itibariyle 580 milletvekili var: AK Parti’nin 286, CHP’nin 134, HDP’nin 56, MHP’nin 48, İYİ Parti’nin 37, TİP’in 4, Demokrat Parti ve Memleket Partisi’nin 2, BBP, DEVA, DBP, Saadet Partisi, Yenilik Partisi ve Zafer Partisi’ninse 1. Bunun yanında beş tane de bağımsız vekil bulunuyor.

Temsil edilen 14 siyasi partinin 10’nun genel başkanı da milletvekili olarak görevli. Bu 10 vekil de çıkarıldığında Meclis’te aktif görevli vekil sayısı 570.

Diken’den Altan Sancar’ın Meclis kayıtlarından aktardığına göre aktif görevli 570 vekilden 131’ni 2022’de Meclis Genel Kurulu’nda hiç konuşmadı. Yani yıl biterken yaklaşık yüzde 22’sinin sesi hiç duyulmadı.

Konuşmayan 130 vekilden 106’sı AK Partili olurken geriye kalan 24 vekil muhalefet partileri ve bağımsızlardan oluştu. CHP’nin yedi, HDP’nin beş, MHP’nin yedi, İYİ Parti’nin üç ve Demokrat Parti’nin bir milletvekili hiç konuşmadı. Ayrıca bağımsız iki vekil de konuşmayanlar arasında.

Öte yandan bazı milletvekilleri 2018’deki yemin töreninin ardından bir daha söz almadı.

Paylaşın

Sosyal Güvenlik Kurumu, 7 Ayda 25 Milyar Lira Açık Verdi

İktidar, ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da, açıklanan veriler gerçeğin öyle olmadığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) bu yılın ilk 7 ayında 25 milyar 667 milyon lira açık verdi.

2003 yılından bu yana bütçeden SGK’ya 1 trilyon 905 milyar lira transfer yapıldı ve açık miktarı 472 milyar 445 milyon TL oldu.

Sözcü’den Cem Yıldırım’ın haberine göre; iflasa doğru giden SGK, AKP iktidarları döneminde, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sık sık eleştirdiği Kemal Kılıçdaroğlu döneminden 102 kat daha fazla açık verdi.

Kurumun geçen yılki açığı da 21 milyar 613 milyon TL olmuştu. 1992-1999 yılları arasında SSK Genel Müdürlüğü yapan CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun döneminde ise kurumun toplam açığı 4.6 milyar liraydı.

“AKP iktidarları döneminde SGK’nın durumu” konulu bir rapor hazırlayan CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, “2003-2007 yılları arasındaki SGK’nın toplam açığı 113 milyar 987 milyon TL olurken, 2003-2007 yılları arasındaki toplam açık, Kılıçdaroğlu döneminin 7 yıllık toplam açığının 24.7 katı oldu” dedi.

Ağbaba, SGK’nın bu yılın ilk 7 ayındaki 25.6 milyar liralık açığının geçen yılın tamamına göre 4.5 milyar TL fazla olduğunu kaydetti. Ağbaba, “AKP Genel Başkanı Erdoğan, Kılıçdaroğlu döneminde SSK’nın iflas ettiğine dair söylemlerde bulunsa da bu iddia bizzat SGK’nın mali tabloları ile çürümektedir” dedi.

Nebati: Biz enflasyonu dünyadaki gibi algılamıyoruz

Öte yandan Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Arab News’e verdiği röportajda, Türkiye’deki enflasyona ilişkin konuştu. Nebati, geçen yıldan itibaren emtia fiyatlarının yanı sıra nakliye maliyetleri ve enerji fiyatlarının artması nedeniyle enflasyonun yükseldiğini söyledi.

AA’nın aktardığına göre “Enflasyonla mücadele için insana odaklandık” diyen Nebati, “Büyüme istiyoruz ama insanların işini kaybetmesini istemiyoruz. Üretim ve verimliliğin devam etmesini istiyoruz. Enerji fiyatlarının üzerindeki baskı azaldığı için şanslıyız” dedi.

“Enflasyonu dünyadaki gibi algılamıyoruz” diyerek devam eden Nebati, “Bunu insan temelli bir yaklaşımla görüyoruz. İnsanların işini kaybetmesini istemiyoruz. İşlerini kaybetmemeleri için elimizden geleni yapacağız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Brezilya’da Seçimi Solcu Lula Da Silva Kazandı

Brezilya’da devlet başkanlığı seçiminin ikinci turunu solcu aday Lula da Silva veya kısa adıyla Lula, ülkenin mevcut lideri Jair Bolsonaro’yu geride bırakarak kazandı. Lula, oyların 50,83’ünü alırken, Bolsonaro ise oyların yüzde 49,17’sini aldı.

Haber Merkezi / Lula da Silva, 1 Ocak 2023’te devlet başkanlığını Bolsonaro’dan devralacak.

Uluslararası seçim gözlemcileri dünkü seçimlerin verimli ve etkin bir şekilde yürütüldüğünü bildirdi. Reuters’e konuşan bir gözlemci, askeri denetçilerin oylama sistemi üzerindeki incelemelerinde herhangi bir kusur bulamadıklarını söyledi.

Lula’nın zaferine karşın, ülkede aşırı sağ ve aşırı sol arasındaki derin ayrılıkların daha da belirginleşeceği yorumları yapılıyor.

Rio de Janeiro’da yaşayan bir doktor olan 60 yaşındaki Ana Valeria Doria Reuters’a yaptığı açıklamada, “Lula için bu ülkedeki bölünmeyi yönetmek kolay olmayacak. Ama şimdilik çok mutluyuz” dedi.

77 yaşındaki Lula, Sao Paulo’da yaptığı ilk konuşmada, “Ülkenin barış ve birlikteliğe ihtiyacı olduğunu“ söyledi, “Brezilyallılar artık kavga etmek istemiyor. Kimse bölünmüş ve sürekli savaş durumunda bulunan bir ülkede yaşamak istemez“ ifadelerini kullandı. Lula, konuşmada 33 milyondan fazla Brezilyalıyı etkileyen açlığı bitireceğini söyledi

“Bugün dünyaya Brezilya’nın geri döndüğünü söylüyoruz” diyen Lula, Amazon ormanlarındaki tahribata karşı da önlem alınacağını açıkladı.

Bolsonaro, seçim sonuçlarına ilişkin bir açıklama yapmadı. Brezilyalılar ABD Başkanı Donald Trump örneğinde olduğu gibi eski liderin sonuçları tanımayacağından endişeli.

Seçim sonuçlarının açıklanmaya başlamasıyla ülkedeki Lula destekçileri farklı kentlerde havaifişeklerle ve alkışlarla kutlamalar gerçekleştirdi. Medyanın paylaştığı bilgilere göre Sao Paulo sokaklarını yüz binlerce insan doldurdu.

Tebrik mesajları gelmeye başladı

Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından, yeni lider Lula’ya dünyadan destek mesajları da geldi. ABD Başkanı Joe Biden, “Gerçekleştirilen adil ve özgür seçimlerin ardından başkan seçilen Lula’yı tebrik ediyorum“ ifadelerini kullandı ve ABD ile Brezilya arasındaki işbirliğini dört gözle beklediğini duyurdu.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise Lula’nın zaferini “Brezilya tarihinde yeni bir sayfa“ olarak yorumladı, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Ortak pek çok zorluğu aşmak için ve iki ülkenin dostluğunu yenilemek için güçlerimizi birleştireceğiz“ dedi.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau da tebrik mesajı yayımlayan liderler arasında.

Ne olmuştu?

Brezilya’da 30 Ekim’de, ikinci tur devlet başkanlığı seçimi gerçekleştirildi. İlk turda, görevdeki Devlet Başkanı Jair Bolsonaro da, en güçlü rakibi Luiz Inacio Lula da Silva da, galibiyet ilan etmek için gerekli oyu alamamıştı.

2 Ekim’deki seçimlerde, Brezilyalı seçmen sadece devlet başkanını belirlemek için oy kullanmamıştı. Aynı zamanda Federal Senato’nun üçte birini, Temsilciler Meclisi’nin 513 üyesini, 27 vali ve eyaletlerin yasama organlarını seçmek için oy vermişti.

Brezilya ekonomisinin büyük zorluklardan geçtiği bir dönemde yapılan bu seçimlere, Bolsonaro ile ezeli rakibi Lula arasındaki kıran kırana mücadele damgasını vurmuştu.

Ülkenin sağcı lideri Jair Bolsonaro, solcu rakibi Lula da Silva ile yarıştığı seçimlerin “iyilikle kötülük” arasında bir savaş olacağını söylüyordu.

Eski cumhurbaşkanı Lula ise kamuoyu yoklamalarında önde görünüyordu ve bu yarışı “demokrasi ve otoriterlik arasında” bir mücadele diye niteliyordu.

Seçim sonuçlarının açıklanmaya başlamasıyla Lula destekçileri sokaklara akın etti. Zaferin kesinleşmesiyle sokaklara coşku hakim oldu.

Ne savunuyorlardı?

Lula:

  • Solcu, eski sendika lideri
  • Amazon yağmur ormanlarını daha iyi korumak için önlemler almayı savunuyor.
  • Gelir transferi projeleri yoluyla ülkedeki açlığı ortadan kaldırmayı hedefliyor.
  • Birçok ülkeyle ilişkileri yeniden kurmayı ve bölgenin liderliğini üstlenmeyi vaadediyor.

Bolsonaro: 

  • Sağcı, popülist, orduda yüzbaşılık yapmış eski milletvekili
  • Çoktandır bekleyen emeklilik reformunu yaptı ve devlette reform yapmayı hedefliyordu.
  • Toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili taleplere karşı çıkmayı ve ülkeyi Hristiyanlık prensipleriyle yönetmeyi savundu.
  • Sıradan halkın silah edinebilme hakkına kavuşmasını sağlamayı vaadediyordu.

Lula da Silva kimdir?

Kısaca Lula olarak adlandırılan İşçi Partili (PT) devlet başkanı adayı Luiz Inacio Lula da Silva, eski devlet başkanı ve eski bir sendika başkanı.

Bu, sol görüşlü Lula’nın altıncı devlet başkanlığı kampanyası. 2003-2010 yılları arasındaki devlet başkanlığı boyunca çok popüler bir siyasetçiydi.

Bunda, ülkenin emtia patlamasıyla finanse edilen ve yoksul ailelere yardım etmek için uygulamaya koyduğu sosyal programların etkisi büyüktü.

Yolsuzluk ve para aklama iddiaları nedeniyle 10 yıl hapis cezasına mahkum edilen Lula, 2018 yılında tutuklandı, cezaevine girdi. Bu nedenle de 2018 seçimlerinde, Bolsonaro’ya karşı yarışamadı.

Ancak adil yargılanmadığı gerekçesiyle 2019’da Lula hakkındaki mahkumiyet kararı iptal edildi. Bu sayede sol görüşlü siyasetçi, bu seçimlerde aday olabildi.

Lula, Brezilya halkına ülkenin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıları aşmayı vaat ediyor.

Paylaşın

“Türkiye İdlib’den Çekiliyor” İddiası

Suriye’nin İdlib bölgesinde Türkiye’nin desteklediği gruplar ile radikal Hayat Tahrir el Şam (HTŞ) arasında çatışmaların şiddetlenmesinin ardından, TSK’ya bağlı birliklerin sınıra doğru çekilmeye başladığı iddia edildi.

İngiltere merkezli ve Suriye’deki iç savaşa ilişkin bilgi paylaşmasıyla tanınmış olan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) tarafından yapılan açıklamada, son üç günde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) bağlı iki grubun İdlib kentinden Türkiye sınırına yakın bölgelere çekildiği ifade edildi.

SOHR’nin açıklamasında, 26 Ekim’de ilk olarak TSK’ya bağlı 10 tank, 15 otobüsle ve zırhlı araçların İdlib’in güneyinden ayrıldığı bilgisi aktarıldı. Ardından 28 Ekim’de ise TSK’nın 7 tank, 10 zırhlı araç ve 15 otobüsten oluşan konvoyunun İdlib bölgesinden Türkiye sınırına yakın bölgelere çekildiği belirtildi.

Öte yandan Suriye’de kalıcı çözüm için toplantılar yapılırken ülke içerisinde çatışmalar yer yer devam ediyor. Türkiye’nin Beşar Esad rejimi ile arasındaki diyalog söylentileri ise bazı muhalifler tarafından TSK’ya yönelik tepkiye neden olduğu öne sürülüyor. Bu durumun aynı zamanda Türkiye’yle yakın ilişkideki muhalif gruplar ile HTŞ’ye bağlı güçler arasında çatışmaya neden olduğu ileri sürülüyor.

“Türkiye’nin çekilmesiyle oluşan güç boşluğunu Esad Rejimi dolduracaktır’’

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin, ‘Türkiye askerlerini İdlib’den çekiyor’ açıklamasıyla ilgili VOA Türkçe’den Orhan Erkılıça’a konuşan Gaziantep Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) Öğretim Üyesi Doçent Doktor Ali Fuat Gökçe, “Eğer Türkiye HTŞ’ye müdahale ederse hem bu silahlı grubu karşısına almış olacak hem de çatışmalardan dolayı meydana gelen insani göçün kendi ülkesine girme ihtimali söz konusu olacak. Çünkü Türkiye askerlerini kendi sınırına doğru çekiyorsa bölgede bir güç boşluğu olacaktır ve bu boşluğu da Suriye Rejimi dolduracaktır’’ dedi.

Bölgede yer alan ülkelerin birbirlerini dengelediklerini ifade eden Doç. Dr. Gökçe, Rusya’nın Türkiye tarafından talep edilen PKK unsurlarının 30 kilometre güneye indirilmesini kabul etmediği için Türkiye’nin de İdlib bölgesinde HTŞ’ye karşı bir müdahalede bulunmadığını vurguladı.

“İdlib’e müdahale yeni bir insani göç dalgasına neden olabilir’’

Gökçe, “Suriye rejimi ve Rusya HTŞ unsurlarının İdlib’in kontrolünü bırakarak bu bölgeden çıkmasını istiyor. Türkiye ise Tel Rıfat ve Münbiç bölgesindeki PKK terör örgütü mensuplarının 30 kilometre güneye indirilmesini istiyor. HTŞ’nin bölgede yaklaşık 15 bin civarında silahlı gücü var ve Türkiye’de oradaki stabil durumunu korumak istiyor. Aslında her iki ülke de bölgede birbirini dengeliyor diyebiliriz. Türkiye’nin İdlib’deki askerlerini kendi sınırlarına doğru çekmesiyle ilgili iddialar akıllara Türkiye, Rusya ve Suriye Rejimi ile bir görüşmenin olduğunu getiriyor. Böyle bir görüşmenin sonucunda da Türkiye eğer İdlib’e yönelik olası bir müdahale olacaksa bunu Rusya ya da Suriye rejiminin yapması gerektiğini belirtmiş olabilir. Çünkü Türkiye askerlerini kendi sınırına doğru çekiyorsa bölgede bir güç boşluğu olacaktır ve bu boşluğu da Suriye rejimi dolduracaktır. Rejimin o bölgeye girmesi demek çatışmaların artması demek ve bu durum da yeni bir göç dalgasının meydana gelmesi demektir” dedi.

İdlib’de neler oluyor?

İdlib’de bir süredir Türkiye’nin destek verdiği gruplarla Hayat Tahrir el Şam arasında şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Çatışmalarda aralarında sivillerle çocukların da bulunduğu onlarca kişinin yaşamını yitirdiği belirtiliyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre Hayat Tahrir el Şam Afrin’de kontrolü ele geçirmiş durumda. Gözlemevi’ne göre örgüt ayrıca Halep çevresinde Türkiye’nin desteklediği bir gruptan bazı köyleri de aldı.

Paylaşın

Devrim Muhafızları Tehdit Etmişti: İran’da Öğrenciler Yine Sokaklara Döküldü

İran Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı Tümgeneral Hüseyin Selami, ülke genelinde devam eden protestolarla ilgili eylemcileri sert bir şekilde uyararak, “artık gösteri yapmayın, bu son olsun”  tehdidinde bulunmasına rağmen, öğrenciler, yine sokaklara çıktı.

Haber Merkezi / İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar bugünde devam etti. Başkent Tahran başta olmak üzere, Meşhed, Zencan, Erak, Senendec, İsfahan, Mazenderan, Şiraz, Hemedan, Kazvin şehirlerinde bulunan üniversitelerde öğrenciler gösteri düzenledi.

Yönetim karşıtı sloganların atıldığı gösterilerde öğrenciler, gözaltına alınan arkadaşlarının bir an önce serbest bırakılmasını istedi. Gösterilerde zaman zaman protestocular ile güvenlik güçleri ve yönetim yanlısı öğrenciler arasında arbede yaşanıyor.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (Sepahi Pasdaran), 1979’da gerçekleştirilen İslam Devrimi’nin hemen sonrasında Ayetullah Humeyni’nin (Ruhullah Musavi Humeyni) talimatıyla 5 Mayıs 1979 tarihinde “iç düzeni sağlama ve devrimin korunması” gibi görevlerle oluşturuldu.

Askeri varlığının yanı sıra siyasi ve ekonomik alanda da önemli yeri bulunan Devrim Muhafızları, İran ordusuna paralel kuruldu ve emirleri de doğrudan dini liderden alıyor. Asli görevi iç güvenlik olmakla birlikte askeri uzmanlar, DMO’nun düzenli orduya göre çok daha etkin ve baskın olduğunu belirtiyor.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

Hindistan’da Köprü Çöktü: En Az 141 Can Kaybı

Hindistan’ın batısındaki Gujarat eyaletinde nehir üzerindeki yaya köprüsünün çökmesi sonucu en az 141 kişi hayatını kaybetti. Onlarca kişinin de enkazın altında kaldığından endişe edilirken, kurtarma çalışmaları devam ediyor.

Haber Merkezi / Morbi kentindeki asma köprünün çöküş nedeni henüz belirlenemezken, yerel basına göre çöktüğü sırada köprüde yaklaşık 400 kişi bulunuyordu.

Gujarat eyaleti bakanı Brijesh Merja köprüdeki yüzlerce kişinin Macchu Nehri’ne düştüğünü, arama kurtarma çalışmalarının sürdüğünü ve kayıp kişi sayısının henüz tespit edilemediğini aktardı.

Gujarat Emniyet Müdürü Ashish Bhatia ise çok sayıda kişinin kurtarıldığını ancak ölü sayısının artabileceğini açıkladı.

Morbi belediyesinin üst düzey yetkilisi Sandeepsinh Zala, yüzyıldan daha yalı köprünün martta kapatıldığını ve Oreva isimli özel bir firmanın 7 ay süren onarım çalışmalarının ardından sadece 4 gün önce yeniden açıldığını, ancak şirketin köprüyü açarken belediyeden uygunluk ruhsatı almadığını söyledi.

230 metre uzunluğundaki köprü 1800’lerde, İngiliz sömürgesi döneminde yapılmıştı.

Olay Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin, memleketi olan Gujarat’a düzenlediği üç günlük gezi sırasında gerçekleşti.

Modi, “bu trajedi nedeniyle son derece üzgün olduğunu” söyledi. Modi, yakınlarını kaybedenlere ve yaralananlara tazminat ödeneceğini de ekledi.

Köprüden düştükten sonra nehir kıyısına yüzerek kurtulan Prateek Vasava, yerel bir haber kanalına çok sayıda çocuğun nehre düştüğüne tanık olduğunu söyledi.

“Bazılarını yanımda götürmek istedim ama ya boğuldular ya da sürüklendiler” diyen Vasava, köprünün birkaç saniye içinde çöktüğünü ifade etti.

Eyalet yönetimi, felaketle ilgili soruşturma yürütmek için beş kişilik özel bir soruşturma ekibi kurdu.

Hindistan haber ajansı Press Trust, köprünün üzerindeki kalabalığı kaldıramadığı için çöktüğünü bildirdi.

Morbi, dünyadaki seramik üretiminin en önemli alanlarından biridir ve Hindistan’ın seramik üretiminin %80’inden fazlasını oluşturmaktadır.

Hindistan’da köprüler de dahil olmak üzere eski ve bakımsız altyapıdan kaynaklanan kazalar oldukça yaygın yaşanmakta.

2016 yılında Kalküta kentinde işlek bir caddede yer alan bir üst geçidin çökmesi sonucu 26 kişi hayatını kaybetmişti.

Bir haftadan kısa bir süre sonra Arunaçal Pradeş eyaletinde bir nehir üzerindeki bir yaya köprüsü çökmesi sonucu 30 kişi yaşamını yitirmişti.

2006’da Bihar eyaletindeki tren istasyonunda 150 yıllık bir köprünün bir yolcu treninin üzerine çökmesi sonucu en az 34 kişi hayatını kaybetmişti.

Paylaşın

Taliban, Burka Giymeyi Reddeden Öğrencileri Döverek Gözaltına Aldı

Afganistan’ın Bedahşan Üniversitesi’nde okuyan kadın öğrenciler, burka giymeyi reddedince kampüse girişleri engellendi. Kararı protesto etmek isteyen kadın öğrenciler, Taliban güçleri tarafından dövülerek gözaltına alındılar.

Haber Merkezi / Kaynaklar, Bedahşan Üniversitesi’ne bağlı yurtta kalan başka bir kadın öğrenci grubunu da “Taliban’a ölüm” sloganları atığı için  tutukladığını da ekledi.

Kaynaklar, Taliban’ın kadın öğrencilerin üniversitede derslere girmesini engellemek için daha fazla güç kullanmaya başladığını belirtiyorlar.

Ayrıca, Herat, Belh, Kabil ve Bamyan’da kadın öğrencilerin protestoları da Taliban tarafından sert bir şekilde bastırıldı ve çok sayıda öğrenci tutuklandı.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın