Afganistan’da Kızların İlkokula Gitmesi De Yasakladı

Taliban yönetimindeki Afganistan’da kızların ilkokul eğitimi almasının yasaklandığı bildirildi. Buna ek olarak kadınların camilere girmesine ve dini seminerlere katılmasına izin verilmeyeceği de belirtildi.

ABD’nin önde gelen gazetelerinden Wall Street Journal’ın aktardığın göre Taliban yetkilileri, başkent Kabil’de özel okul müdürleri, din adamları ve topluluk temsilcileriyle çarşamba günü bir araya geldi.

Buna göre yetkililer, kadın öğretmenlerin ve personelin okullarda çalışmasının da yasaklandığını duyurdu.

Taliban’dan yasağa dair resmi açıklama yapılmazken, düzenlenen görüşmede uygulamanın geçici olacağının söylendiği aktarıldı.

İlkokul çağındaki kızının karardan ötürü çok üzgün olduğunu söyleyen Afgan yurttaş Gulam Server Haydari, “Haberleri duyunca kendisini odaya kilitledi. Sürekli ağlıyor. Tüm umutları suya düştü. Bu durumdan çok yorulduk” dedi.

Buna ek olarak kadınların camilere girmesine ve dini seminerlere katılmasına izin verilmeyeceği de belirtildi.

Örgüt, salı günü de kadınların üniversitede eğitim görmesinin yasaklandığını duyurmuştu. Üniversiteye giden kadın öğrenciler, Taliban görevlileri tarafından geri gönderilmişti.

ABD’nin geçen yıl ağustosta ülkeden çekilmesiyle Taliban önce başkent Kabil’i daha sonra da ülkenin tamamını ele geçirmişti.

Örgüt katı uygulamalarla kadınların halka açık parklara girmesini ve neredeyse sağlık sektörü dışında çalışmalarını yasaklamıştı.

Kadınlar eğitim hakları için protesto düzenledi

Öte yandan Afganistan’ın Başkenti Kabil’de onlarca kadın, Taliban yönetiminin kadınlara üniversite eğitimini yasaklamasını protesto etti. Protestoya katılan bazı kadınlar güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındı.

Kadınlar, “haklar ya herkes içindir ya da hiç kimse” sloganı eşliğinde eğitim haklarını savunmak için sokaktaydı.

Başlangıçta ülkenin en büyük ve prestijli üniversitelerinden Kabil Üniversitesi kampüsü önünde yapılması planlanan protesto gösterisi, bölgeye çok sayıda silahlı güvenlik gücünün konuşlandırılması nedeniyle başka bir noktaya taşınmak zorunda kaldı.

Protestoculardan biri, birden fazla kadın protestocunun kadın polisler tarafından götürüldüğünü, ikisinin daha sonra serbest bırakıldığını, diğer birçok kadınınsa hala gözaltında tutulduğunu söyledi.

Bu yılın başlarında önde gelen kadın aktivistlerin tutuklanmasından bu yana, kadınlar tarafından düzenlenen protesto gösterisi sayısı azaldı. Katılımcılar gözaltı, şiddet ve fişlenme riskiyle karşı karşıya.

Herat Üniversitesi’nden bir gazetecilik öğrencisi, “Afgan kızlar, ölü bir topluluk haline geldi. Kan ağlıyorlar. Bize karşı tüm güçlerini kullanıyorlar. Yakında kadınların nefes almasının yasaklandığını duyurmalarından korkuyorum.” şeklinde konuştu.

Uluslararası kamuoyu, Afgan kadınların eğitim haklarının ellerinden alınmasını kınadı. “Let her learn” (Öğrenmelerine izin verin) etiketi sosyal medyada gündem oldu.

Taliban hükümetinin Yüksek Öğretim Bakanı Neda Muhammed Nadim salı günü yayımlanan bir talimatla, kadınların “ikinci bir emre kadar” üniversite öğrenimlerini sürdürmelerini yasaklamıştı.

Örgütün iktidarının başlangıcında kadın hakları için verdiği sözler yerini yasaklara bıraktı. Kadınların yanlarında bir erkek akrabaları olmadan seyahat etmelerine izin verilmiyor ve evlerinden çıkarken burka ya da başörtüsü takmaları gerekiyor.

Paylaşın

İBB Başkanı İmamoğlu: Kılıçdaroğlu Adaydır

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarına yanıt veren İBB Başkanı İmamoğlu, “Tek başına bir oyun izlemeye alıştığınız için takım oyunundan uzaklaştınız. Hiç anlamıyorsunuz. Ben takım oyuncusuyum diyorum, beni daha evden sahaya giderken yolda sakatlamaya çalışıyorlar diyorum. Her CHP’linin ailesinin lideri olan Genel Başkanı olan Sayın Kılıçdaroğlu adayıdır” dedi.

Haber Merkezi / Ekrem İmamoğlu, “Sayın Cumhurbaşkanı, bizim büyük muhalefet cephesinden insan eksiltmeye çalışmasın. Elindeki devlet gücünü kullanarak insanları sindirme kavramından uzaklaşsınlar. Bu işin yanlış olduğunu, istinaftan dönmesinin şart olduğunu çıkıp açıklamasını bekliyorum. Bunu yaparsa kendisine yakışanı yapmış olur. Bıraksın bizim baba-oğul ilişkimizi. Kıskandığının farkındayım, devam etsin. Biz daha çok sarılacağız birbirimize” ifadelerini kullandı.

Demirtaş’ın muhalefete çağrısını da değerlendiren İmamoğlu, “Kendilerine (Selahattin Demirtaş’a) geçmiş olsun diyorum. İnşallah bu süreç onu da çoluğuna çocuğuna, ailesine kavuşturacak. Hukuksuz yargılanıp içeride yatan benim kardeşim Tayfun’u da Can’ı da evlerine ailelerine kavuşturacak. Bu seçim mücadelesi kişisel mücadele alanı değil. Bu seçimi milletimiz için, 85 milyon için kazanacağız. Bana o hukuksuz kararı veren hakimin, savcının çocuklarının mağdur olmamaları için kazanacağız. Çok güzel söylemiş Sayın Demirtaş. Diline sağlık” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, AK Parti grup toplantısında kendisine yönelik konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarına yanıt verdi. İmamoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Sayın Kılıçdaroğlu bizim ailemizin lideri. Ona bir laf edildiyse bizim de cevap verme hakkımız vardır. Kendi ailesi içinde birliği ve bütünlüğü kaybetmiş ki o alanda bile bizi kıskanıyor. Kıskançlığı o kadar büyümüş ki Sayın Cumhurbaşkanı’nın, gözü hiçbir şey görmüyor diyebilirim. Biz çok sıkı bağlara sahibiz. Hem CHP Ailesi olarak, Genel Başkan’ın aramızdaki ilişkiyi baba-oğul ilişkisi olarak tariflemesi muhteşem bir duygu.

Bunu bir tek babam kıskanır diye düşündüm. Am kıskanmaz, babam da gurur duyar. Fakar görüyorum ki kıskançlık duygusu Sayın Cumhurbaşkanımda yüksek. Buradan çağrıda bulunmak istiyorum; İstanbul’u devraldık kıskançlığınız tavan yaptı. Her hamlemizde kıskançlığınız büyüyor. Saldırılarınız hukuk eliyle derece yükseltti. Bunların hiçbiri bizi korkutmaz.

Kendilerine şunu tavsiye ediyorum, ben neredeyim şu anda? Kasımpaşa’dayım. Tersanemizin 567’nci yılını kutladık. Kasımpaşa yiğit delikanlıların olduğu bir semttir. Mertçe mücadele için hayatını ortaya koyan insanlar vardır, böyle bir namı vardır. Ben buradan hem bir Kasımpaşalı olarak hem de hemşeri sayılırız, mertçe mücadeleye davet ediyorum Sayın Cumhurbaşkanını.

Bizim büyük muhalefet cephesinden insan eksiltmeye çalışmasın. Elindeki devlet gücünü kullanarak insanları sindirme kavramından uzaklaşsınlar. Bu işin yanlış olduğunu, istinaftan dönmesinin şart olduğunu çıkıp açıklamasını bekliyorum. Bunu yaparsa kendisine yakışanı yapmış olur. Bıraksın bizim baba-oğul ilişkimizi. Kıskandığının farkındayım, devam etsin. Biz daha çok sarılacağız birbirimize.

Düşünsenize, tekil şahıs kipini kullanıyor; ‘Alırım.” ‘Görevden alırım’, ‘Yaparım, ederim…’ Yahu gidip çay içecek kahvehane bulamayacak İçişleri Bakanı. Ne Gaziosmanpaşa’da bulabilecek ne de Of’ta bulabilecek. Bu kibirli, bu hani haddini aşan, makamı… Bakın biz makama geldik değil mi? Ben, makama bir şeyler katmaya gayret ediyorum. İstanbullulara hizmet etmeye gayret ediyorum. Onlar ise, makamdan güç alan şahsiyetler. YSK Başkanı, İçişleri Bakanı… Türkiye Cumhuriyeti tarihine bakın, en az konuşan makamlardır. Çünkü bunlar gerçekten kutsaldır. Çok önemlidir.

İçişleri Bakanı’nın yönetimi hattına bakın; güvenliğiniz, 7/24 yaşam koşullarınızın emanet edildiği alanlardır. Saygı, minnet duyuyorum, jandarmamızın önünde, polisimizin önünde, şehitlerimizin huzurunda saygıyla eğiliyorum. Ama bu dil, o alana yakışmayan bir dil. Yani benim peşimden MOBESE’leri izleyen bir göz, başka ne der işte? ‘Alırım’ der, ‘Yaparım’ der, ‘Ederim’ der. Böyle bir akıl. Ben MOBESE işini bıraktım zannetmezsin. Ben, MOBESE meselesini hayatta var olduğum sürece takip edeceğim. Çünkü, bugün yaptıkları da aslında bir nevi MOBESE sürecinin basına aktarılması gibi bir süreç.

YSK Başkanı; işine bak. Başka konularda ‘Cevaba lüzum yoktur’ demecini veriyorsun, ama bu mesele olunca… Bu arada gazeteciyi tebrik ediyorum, güzel bir habercilik örneği göstermiş ve sorumsuz bir dilin ortaya çıkmasını sağlamış. Görevini yap. Sürecine odaklan. Geçmiş seçimde ne oldu? YSK’ya siyasi baskı uygulandı. Siyasi baskı, siyasi erk, ‘Bu seçimi iptal dilmelidir’ dedi. ‘Hırsızlar var’ dendi. Yani ne güzel ikili, bak sıraladınız. İçişleri Bakanı, ‘700’e yakın terörist tespit ettik’ dedi sandıklarda.

Ne oldu üç senenin sonrasında? Davalar açıldı. Yargılanan 40 küsur kişi oldu. Bir tane suçlu yok, beraat. Bu karar, bu insanlara zulüm. Bu insanlara ikinci bir seçim yaptırmak, bu ayıbı işletmek, milyonlarca, on milyonlarca, yüz milyonlarca liranın harcanmasına sebep olmak… Yani hiç oturup düşünmüyorlar mı? Kafasını ellerinin arasına alıp, hiç mi vicdan muhasebesi yapmıyorsunuz? Hala çıkıp yön vermeye, dizayn etmeye çalışıyorsunuz, talimatla. Bugünün anahtar kelimesi iki tane. Bana baksınlar, İstiklal Marşı’nın o ilk kelimesini, ‘Korkma’yı unutmasınlar. Bir de Ankara’ya baksınlar, beklentimi ifade ediyorum; mertlik. Bu kadar.

Kendilerine (Selahattin Demirtaş’a) geçmiş olsun diyorum. İnşallah bu süreç onu da çoluğuna çocuğuna, ailesine kavuşturacak. Hukuksuz yargılanıp içeride yatan benim kardeşim Tayfun’u da Can’ı da evlerine ailelerine kavuşturacak. Bu seçim mücadelesi kişisel mücadele alanı değil. Bu seçimi milletimiz için, 85 milyon için kazanacağız. Bana o hukuksuz kararı veren hakimin, savcının çocuklarının mağdur olmamaları için kazanacağız. Çok güzel söylemiş Sayın Demirtaş. Diline sağlık.

Tek başına bir oyun izlemeye alıştığınız için takım oyunundan uzaklaştınız. Hiç anlamıyorsunuz. Ben takım oyuncusuyum diyorum, beni daha evden sahaya giderken yolda sakatlamaya çalışıyorlar diyorum. Her CHP’linin ailesinin lideri olan Genel Başkanı olan Sayın Kılıçdaroğlu adayıdır.

Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti’nin grup toplantısında yaptığı konuşmada, “CHP’nin başındaki zat, birbirilerinin neredeyse gözünü oyma noktasına geldiği şahısla ilgili dün çıkmış ne diyor, ‘biz baba-oğul gibiyiz’. Bunları duyunca biz de içimizden ‘Bay Kemal oğluna sahip çık. O kendisine başka ebeveynler arama peşinde’ demekten duramadık” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

RTÜK’ten Televizyonlara Ceza Yağdı

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Halk Tv, Tele 1 ve Fox kanallarına ceza uyguladı. Tele 1’e, İBB Başkanı İmamoğlu’na verilen hapis cezasının ardından “halkın iradesine darbe” ifadelerinin kullanıldığı gerekçesiyle ceza verilirken, Halk TV’de yayınlanan Medya Mahallesi’ne 3 ayrı ceza verildi.

Haber Merkezi / TİP’li Kadıgil’in Erdoğan’ın ekonomiye dönük sözlerine ilişkin “bir tek gün pazara gitse şu cümleyi kurmaya utanır” sözleri nedeniyle Fox TV’ye yüzde 3 idari para cezası verildi.

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Üyesi İlhan Taşcı, RTÜK yönetiminin oy çokluğuyla Halk Tv, Tele 1 ve FOX kanallarına ceza verdiğini açıkladı. Taşçı, “RTÜK, Halk TV’de yayınlanan Medya Mahallesi’ne 3 ayrı ceza verdi. Yayında “terör mimikle övüldüğü” savıyla programın 3 kez durdurulmasına, yüzde 3 de para cezasına karar verildi” dedi.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan Taşcı, “RTÜK’ün kestiği cezalar, seçime giderken Türkiye’yi ‘karanlığa ve suskunluğa boğma arayışına’ ilişkin önemli bir göstergedir. Medyadan istenen, ülkede yüzde 150’yi bulan enflasyonu göstermemeleri, iktidarı eleştirmemeleri, muhalefetin çözüm önerilerini halka duyurmamaları” ifadelerini kullandı.

TELE 1’e ‘İmamoğlu’ cezası

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na verilen hapis cezasının ardından “Halkın iradesine darbe” ifadelerinin kullanıldığı Tele 1’e de ceza verildiğini belirten Taşcı’nın açıklaması şu şekilde:

Halk TV: RTÜK, Halk TV’de yayınlanan Medya Mahallesi’ne 3 ayrı ceza verdi. Yayında “terör mimikle övüldüğü” savıyla programın 3 kez durdurulmasına, yüzde 3 de para cezasına karar verildi. Aynı programın farklı tarihlerdeki 2 ayrı yayınına da yüzde 3 para cezası vererek, RTÜK kendi rekorunu kırdı!

Tele 1: Prof. Dr. Emre Kongar ile Merdan Yanardağ’ın İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na verilen hapis cezasını “halkın iradesine darbe” olarak nitelemeleri nedeniyle TELE 1’e yüzde 3 idari para cezası verildi. TELE 1’e Açıkça programı nedeniyle de ayrıca yüzde 3 para cezası kararı çıktı.

Fox: İlker Karagöz ile Çalar Saat programında, TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomiye dönük sözlerine ilişkin “bir tek gün pazara gitse şu cümleyi kurmaya utanır” sözleri nedeniyle Fox TV’ye yüzde 3 idari para cezasına oy çokluğuyla karar verildi.

“Gazetecilik kazanacak”

RTÜK Üyesi Okan Konuralp de kanallara verilen cezalara tepki gösterdi. 2022 yılında kanallara kesilen ceza tutarının 15 milyon TL olduğunu belirten Konuralp şunları kaydetti:

“RTÜK’ün bugünkü kararlarıyla birlikte, 2022 yılında iktidar karşısında bağımsız gazetecilik örnekleri veren kanallara kesilen para cezalarının toplamı yaklaşık 15 milyon TL oldu. Ancak kimsenin şüphesi olmasın; her türden baskıya rağmen demokrasi, adalet, gazetecilik kazanacak.”

“Bir de kaşımı kaldırsam neler olur!!!”

Medya Mahallesi programına yayında “terörün mimikle övüldüğü” gerekçesiyle 3 kez durdurma kararı verilmesine programı sunan deneyimli gazeteci Ayşenur Arslan “Ben neymişim!!! Mimiklerimle terörü övmüşüm ya!!! RTÜK tabii bunu anında yakalamış ya!! Bir de kaşımı kaldırsam neler olur!!!” yorumunu yaptı.

Gazeteci Uğur Dündar da konuyla ilgili “RTÜK Ayşenur Arslan’a ve Medya Mahallesi’ne,mimikleriyle (!) teröre destek (!) verdiği gerekçesiyle ceza yağdırmış! Sen neymişsin be @AysenurArslantv!.. Bu nasıl bir saçmalıktır! Bu nasıl bir aklımızla alay etmektir! Bu artık sözün bittiği yere geldik demektir!.. Pes, pes, pes!..” ifadelerini kullandı.

Basın Konseyi: RTÜK görevini kötüye kullanıyor

RTÜK kararlarına Basın Konseyi’nden de tepki geldi. Basın Konseyi açıklamasında, “RTÜK’ün iktidar medyasının televizyon kanallarının ‘hamisi’, eleştirel ve özgür yayın yapan televizyon kanallarının ‘giyotini’ görevini üstlenmesi kabul edilemez. Üst Kurul üyeleri, oy çokluğu ile aldıkları bu kararların doğuracağı hukuki sorumluluğu taşımak durumunda olduğunu bilmelidir” ifadelerine yer verdi.

“Kuruluş yasasında görevi, görsel ve işitsel yayın hizmetleri alanında iletişim ve ifade özgürlüğünü, farklı görüşleri ve çoğulculuğu güvence altına almak, tekelleşmeyi önlemek olan RTÜK, yetkisini aşarak görevi kötüye kullanmaktadır” diyen Basın Konseyi “Açıkça suç işleyen RTÜK’ü, bir an önce asli görevine dönmeye yine çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

TGC: RTÜK’ü Anayasa’ya saygılı olmaya çağırıyoruz

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu da “RTÜK aldığı kararlarla Anayasa gereğince resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini kapsayan basın özgürlüğünün önündeki en önemli engellerden biri haline gelmiştir. Seçim öncesi giderek ağırlaştırılan yayın durdurma ve para cezaları televizyonların kapanmasına, basın emekçilerinin yine işsiz kalmasına neden olabilecek boyuttadır. RTÜK’ü kararlarında tarafsız davranmaya, Anayasa’ya, basın ve düşünceyi ifade özgürlüğüne saygılı olmaya, yurttaşların haber alma hakkını engellememeye çağırıyoruz” açıklamasını yaptı.

Paylaşın

TİP’li Şık’tan ‘İmamoğlu’ Açıklaması: Aday Gösterilmesi Riskli

TİP Milletvekili Ahmet Şık, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında verilecek olası bir siyasi yasakla seçimlerin riske atılabileceğine de dikkat çekerek, “Ben bu riski almam” dedi. İmamoğlu’nun adaylığının yargı eliyle tehlikeye girebileceğini söyleyen Şık şöyle devam etti:

“Önümüzde böyle bir yargı sopası varken bu seçim riske edilemez. Yargının kimin yanında pozisyon alacağı; hukukun mu yoksa rejimin çıkarları mı konusunda hepimizin bir fikri var. Ekrem İmamoğlu hakkında verilen karar budur. Saray’ın hukuk işlerinden sorumlu kişi diyor ki ‘Hukuk üzerinden bu karar onanır.’ Aslında bunu talimat diye okumak lazım. Süleyman Soylu çıkıp diyor ki ‘Yargıtay onarsa elbette görevden alırım.’ Bize olacağa dair bir şeyler söylüyor.

Seçim olur ve muhalefetin adayı kaybederse CHP’nin elinde herhangi bir belediye kalmaz. Başta İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya olmak üzere. Kayyum atanır. Bugün HDP’li belediye başkanlarının başına ne geldiyse aynısı yaşanır. Bu böyle bir sistem artık. Tepesinde hukuk sopası sallanan bir adayın gösterilmesi bence risktir. Göze alınabilinir mi elbette alınır. Ama bu riskin arkasında halk duracaksa alınır.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, Halk TV ekranlarında İsmail Küçükkaya’nın sunduğu “Yeni Bir Sabah” adlı programa konuk oldu. Programda Küçükkaya’nın sorularına yanıt veren Şık, Türkiye gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Programda Türkiye için yaklaşan seçimlerin çok önemli olduğunu vurgulayan Şık, “Önümüzdeki seçimler gerçekten çok kritik ve herkes kişisel menfaatlerini, grup menfaatlerini bir kenara bırakmalı, memleket ve yurttaş menfaati neyse oraya odaklanmalı” dedi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında verilen hapis cezası ve olası siyaset yasağı üzerine de değerlendirmelerde bulunan Şık, “Erdoğan İmamoğlu’nu karşısında görmek istemiyor” derken, “Ben tepesinde hukuk sopası olan birinin aday olmasını riskli buluyorum. Bu risk göze alınabilir ama bu riskin arkasında halk duracaksa alınır” dedi.

Küçükkaya’nın sorusu üzerine dün üçüncüsü yapılan asgari ücret görüşmelerine ilişkin konuşan Ahmet Şık, “Asgari ücret için bir sayı telaffuz etmenin doğru olduğunu düşünmüyorum. Asgari ücretin belirlenmesi konusuna şöyle bakmak lazım: 2002 yılında Türkiye’de her 10 çalışandan bir tanesi asgari ücretliydi. Şu an yüzde 60. Avrupa ortalaması yüzde 6. Bu bize asgari, yani en ‘niteliksiz’ işçinin alabileceği ücretin sınırını gösteriyor. Ama siz bütün emekçi yığınlarını asgari ücretle çalışır hale getirmişsiniz. Halkın tamamına yaymışsınız bunu” dedi.

Türkiye’de servet sahiplerinin gittikçe daha fazla zenginleştiğine, yoksul kesimlerin ise gün geçtikçe daha fazla yoksullaştığına dikkat çeken Şık, şöyle devam etti:

“Çalışanların yüzde 60’tan fazlası asgari ücretli ama en çok vergi yine çalışanlardan alınıyor. Yüzde 1’lik kesim daha çok zenginleşirken, kalan daha çok fakirleşiyor. Bu iktidarın ücret politikasıyla ve vergilendirme mantığıyla alakalı.”

Türk-İş’in 9 bin TL çıkışı

Dünkü Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantısında Türk-İş’in asgari ücret talebini 9 bin TL olarak açıklamasını da değerlendiren TİP Milletvekili Ahmet Şık, “Açıkçası Türk-İş’in hamlesini şaşırtıcı buldum. Çünkü genelde iktidar ne derse o minvalde giderlerdi” diye konuştu. Şık, açıklamalarının devamında şu ifadeleri kullandı:

“Bakan Nebati de diyor ya ‘yoksul, fakir, fukaraya para verelim’ diye… Ücretliye böyle bakıyorlar. Erdoğan’ın ‘bahşiş’ diye atacağı şeyin önünü kesti. Ama her hâlükârda işsizlik sigorta fonunda kesilen ve normalde emekçilerin maaşıyla oluşturulan o fonda biriken paraları yine sermayeye akıtacaklar. Yine patronların cebinden bir şey çıkmayacak.”

‘Cumhurbaşkanın talimatı olmadan hiç kimse böyle bir karar veremez’

Programın devamında İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na verilen hapis cezasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ahmet Şık, “Saraçhane dağınıklığı gösteriyordu. Altılı Masa diye tarif edilen ittifakın bileşenleri arasında bir rekabet varmış gibi bir hava oluştu. Ben de o yoruma katılıyorum. Biz hep şunu söylüyoruz: Önümüzdeki seçimler gerçekten çok kritik ve herkes kişisel menfaatlerini, grup menfaatlerini bir kenara bırakmalı, memleket ve yurttaş menfaati neyse oraya odaklanmalı. Çünkü gerçekten bunu yapmazsak işimiz çok zor” dedi. Şık, şöyle devam etti:

“Bize bir ‘kuruluş reçetesi’ gibi sunulan şey için o reçetenin başına kimin oturacağına dair bir rekabet olduğu, çekişme olduğu gibi bir tablo çıktı. İktidar da bunu kullandı. Yargının hukuksuzluğu üzerinden Saray Rejimi’nin hedeflerinden birisi gerçekleşmiş oldu. Dağınıklık… Bu yargı kararı bir Saray komplosudur. Ben iddia ediyorum; Cumhurbaşkanın talimatı olmadan hiç kimse böyle bir karar veremez.

‘Erdoğan, İmamoğlu’nu karşısında rakip olarak görmek istemiyor’

Açıklamalarının devamında, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın önümüzdeki seçimlerde Ekrem İmamoğlu’nu karşısına almaktan çekindiğini belirten Şık şunları kaydetti:

“Burada plan çok net: Erdoğan, Ekrem İmamoğlu’nu karşısında rakip olarak görmek istemiyor. İki aday kaldı Ekrem İmamoğlu ve Kemal Kılıçdaroğlu. Bu isimler üzerine uzlaşılabilinirmiş gibi bir görüntü ortaya çıktı. İki aday üzerinden kimin daha çok oy alacağını elbette Saray da hesaplıyor. Anketleri çok referans almak istemiyorum ama Saray da kendi anketini yaptırıyor.

Biz buzdağının görünün yüzü üzerinden yorum yapıyoruz. Buzdağının altındaki bilgilerin hepsi Saray’ın elinde. Buradan yola çıkarak Ekrem Bey’in güçlü rakip olduğunu, daha çok oy alabilecek bir rakip olduğunu düşünüyorlar ve onu denklemden çıkarıyorlar. Ben ‘Kemal Kılıçdaroğlu aday olursa kazanamaz’ demiyorum. Bugün biz adayımızı ilan edelim, ortak aday Erdoğan’ı devirir. Bu kadar iddialı söylüyorum. Ama bu kriz ve rekabet hali Saray’ın işine yarıyor. Umarım ortak paydada birleştiğimizi gösterirler ve bu karanlıktan kurtuluruz.”

Programda İmamoğlu hakkında verilecek olası bir siyasi yasakla seçimlerin riske atılabileceğine de dikkat çeken Ahmet Şık, “Ben bu riski almam” dedi. İmamoğlu’nun adaylığının yargı eliyle tehlikeye girebileceğini söyleyen Şık şöyle devam etti:

“Önümüzde böyle bir yargı sopası varken bu seçim riske edilemez. Yargının kimin yanında pozisyon alacağı; hukukun mu yoksa rejimin çıkarları mı konusunda hepimizin bir fikri var. Ekrem İmamoğlu hakkında verilen karar budur. Saray’ın hukuk işlerinden sorumlu kişi diyor ki ‘Hukuk üzerinden bu karar onanır.’ Aslında bunu talimat diye okumak lazım. Süleyman Soylu çıkıp diyor ki ‘Yargıtay onarsa elbette görevden alırım.’ Bize olacağa dair bir şeyler söylüyor.

Seçim olur ve muhalefetin adayı kaybederse CHP’nin elinde herhangi bir belediye kalmaz. Başta İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya olmak üzere. Kayyum atanır. Bugün HDP’li belediye başkanlarının başına ne geldiyse aynısı yaşanır. Bu böyle bir sistem artık. Tepesinde hukuk sopası sallanan bir adayın gösterilmesi bence risktir. Göze alınabilinir mi elbette alınır. Ama bu riskin arkasında halk duracaksa alınır.”

Paylaşın

Bireysel Kredi Kartı Borcu Bir Yılda Yüzde 99 Arttı

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da, açıklanan veriler, iktidarı yalanlıyor. Bireysel kredi kartı borcu, geçen yıla göre TL bazında yüzde 99 arttı. Taksitli kredi kartı borçlarındaki artış oranı, geçen yıla göre yüzde 128 yükseldi. Taksitsiz kredi kartı borçlarındaki artış ise yüzde 79 oldu.

Haber Merkezi / Kredi kartı borçlarındaki artışın Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) artışının yaklaşık iki katı kadar olmasının tüketicinin alım gücünün düştüğünü ve bu nedenle kredi kartına yönelmesi şeklinde yorumlandı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), kasım ayı itibariyle yıllık enflasyonu yüzde 84,39 olarak açıkladı. Artan enflasyonun alım gücüne olan etkisini incelemek için kredi kartı borçlarını araştıran karşılaştırma sitesi encazip.com’a göre; vatandaşların bireysel kredi kartı borcu, geçen yıla göre TL bazında yüzde 99 arttı. Araştırmada ortaya çıkan rakamlar şöyle:

“Bireysel kredi kartı borcu, geçen yıla göre TL bazında yüzde 99 arttı. Taksitli kredi kartı borçlarındaki artış oranı, geçen yıla göre yüzde 128 yükseldi. Taksitsiz kredi kartı borçlarındaki artış ise yüzde 79 oldu.

Takibe giren kredi kartı borçlarında da geçen yıla göre TL bazında yüzde 30’luk bir artış oldu.

Yüksek enflasyon ve makroekonomik koşullar, tüketicileri daha çok kredi kartı kullanmaya itti. Gayrisafi Yurtiçi Hasılanın (GSYH) bir önceki yılın aynı çeyreğine bakıldığında yüzde 3,9 arttığı üçüncü çeyrek verilerine kıyasla enflasyondan arındırılmış verilere göre toplam bireysel kredi kartı borçları analiz edildiğinde reel artış, geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 8 oldu.

Enflasyondan arındırılmış veriler kıyaslandığında, taksitli kredi kartı borçları yüzde 23 arttı. Normal kredi kartı borçlarında ise enflasyon ayarlı verilere göre yüzde 3’lük bir düşüş olduğu gözlemlenirken dolar bazında toplam taksitli kredi kartı borçlarında yüzde 50’lik bir artış yaşandı. Taksitsiz kredi kartı borçlarında ise artış yüzde 17 ile sınırlı kaldı.

Kredi kartlarının sektörel dağılımına bakıldığında, bu yılın en güncel Bankalararası Kart Merkezi (BKM) verilerine göre, toplam kredi kartı harcamalarının yüzde 18’i market ve alışveriş merkezlerinde, yüzde 9’u benzin ve akaryakıt sektöründe, yüzde 7’si elektrik-elektronik ve bilgisayar sektöründe, yine yüzde 7’si giyim ve aksesuar sektörlerinde kullanıldı. Kredi kartı kullanımının sektörel dağılımının geçtiğimiz yılın aynı dönemi ile paralel olduğu gözlemlendi.

Kredi kartı işlem adedinde yüzde 26 arttı

2022 yılının güncel verilerine göre toplam kredi kartı işlem adedi, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 26’lık bir artışla aylık 613 milyon adet oldu. Toplam kredi kartı sayılarına bakıldığında, 2021 yılının aynı ayında dolaşımda 81 milyon kredi kartı, 144 milyon banka kartı bulunurken 2022 yılının en güncel verilerine göre dolaşımdaki toplam kredi kartı sayısı 94 milyona, toplam banka kartı sayısı ise 162 milyona yükseldi.”

Kredi kartı borçlarındaki artışın GSYH artışının yaklaşık iki katı kadar olmasının tüketicinin alım gücünün düştüğünü ve bu nedenle kredi kartına yönelmesi şeklinde yorumlanabileceğini belirten encazip.com finans uzmanları, ortaya çıkan rakamlar için şu değerlendirmeyi yaptı:

“Geçtiğimiz yılın son verileri ile 2022 yılının güncel verileri karşılaştırıldığında, TL bazında 197 milyar TL olan kredi kartı borçları bu yıl 392 milyar TL seviyesine gelmiş. Bu, iki katlık bir artış anlamına gelse de yüksek enflasyonlu bir dönemde enflasyondan arındırılmış verilere veya farklı para birimlerindeki değişimlere bakmak daha doğru yorum yapmamızı sağlar.

Geçtiğimiz yıl 197 milyar TL olan toplam tüketici kartı borçlarının yıllık gerçekleşen enflasyon oranı dikkate alınarak değerlendirildiğinde, 362 milyar TL olduğunu görüyoruz. Bu da reelde kredi kartı borçlarında yüzde 8’lik bir artış anlamına geliyor.”

Paylaşın

Akşener: İstanbul’a Çökmenize, Asla İzin Vermeyeceğiz!

TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, İBB Başkanı İmamoğlu hakkındaki hapis ve siyaset yasağı kararına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Milletin, sandıkla emanet ettiği iradeyi, ucuz numaralara, kurban ettirmeyeceğiz. Siz çökmeye alışmışsınız. Ama biz buradayken; İstanbul’a çökmenize, asla izin vermeyeceğiz! Size göre demokrasi bir araç olabilir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Ama bize göre demokrasi; Türk Devleti’nin varlığı, Türk Milleti’nin huzuru için, vazgeçilmez bir amaçtır. Çünkü biz; kalbimizde şahısların ve zümrelerin tahakkümünü taşıyanlardan değiliz! Bir grup siyaset esnafının çizdiği rotayı, sözüm ona demokrasi diye, pazarlayanlardan da değiliz! Kendi siyasi ikbalimiz için, demokrasiyi, aparat yapanlardan da değiliz! Makam mevki için gözü dönenlerden ise, hiç değiliz! Çünkü bize göre demokrasi; bir tercih değil, bir mecburiyettir!”

Akşener, İmamoğlu hakkındaki hapis ve siyaset yasağı kararından sonra Saraçhane’ye gitmesinin nedenini, “Bundan 20 sene önce yaşadığı haksızlık karşısında, nasıl Sayın Erdoğan’ın yanına koştuysam, bu sefer de, Ekrem kardeşimin yanına koştum. Bundan 20 sene önce, nasıl Emine Hanım’ın yanına koştuysam, bu defa da Dilek kızımın yanına koştum” sözleriyle açıkladı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satır başları:

“İktidar ise her zamanki hukuk tanımazlığıyla yüzde 1’den 2’ye çıkararak yeniden getiriyor. Bundan sonra da yeni sendikaların kurulmasının önüne geçilmiş olacak.

Bugün, bu çatı altında bütün siyasetçilerin tümünü katarak söylüyorum, direne direne o barajları aşma iradesini en iyi anlayan benim.

Sendika üyesi olması yasaklanan 1.5 milyon kamu görevlimiz de 706 liralık ödemeden mahkum olacak.

AK Parti’ye yakışır bir düzenlemeyle karşı karşıyayız. Milletimizin aleyhine olan her teklif gibi Cumhur İttifakı çoğunluğu ile Meclis’ten geçti.

Sendika üyesi olması yasaklanan 1.5 milyon kamu görevlimiz de 706 liralık ödemeden mahkum olacak. AK Parti’ye yakışır bir düzenlemeyle karşı karşıyayız. Milletimizin aleyhine olan her teklif gibi Cumhur İttifakı çoğunluğu ile Meclis’ten geçti.

Biliyorsunuz, birkaç gün önce, Nur Elif yavrumuz, kötü koşullarda yaşadığı ve aç bırakıldığı için hayatını kaybetti. Daha 6 yaşındaydı… Nur Elif’e bunları reva gören vicdansızları Allah’a havale ediyorum!

Şimdi iktidar cenahından bazıları çıkıp, utanmadan; “Zaten anne-babası cezaevindeymiş, akrabaları kötü davranmış, her şeyden de iktidarı suçlamayın” diyecekler. Her zaman olduğu gibi, bu olay için de, “bizim ne suçumuz var ki?” diyecekler. Bu ülkede bir çocuk öldü bir çocuk! Hem de açlıktan öldü! Hem de kötü bakıldığı için öldü.

Soruyorum size: Çocuklarımıza sahip çıkmak, devleti yöneten iktidarın görevi değilse, kimin görevidir? İşine geldiğinde; “Dicle’nin kenarında, kurdun kaptığı bir koyun bile, benim mesuliyetim altındadır” diyenler, işine gelmediğinde; Ölen, daha 6 yaşında bir çocuğumuzun, sorumluluğunu, üzerinden atabilir mi? Atamaz!

Eğer koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gücünü kullanan bir iktidar çocuklarımızı koruyamıyorsa, insanlarımızı sahipsiz, kimsesiz bırakıyorsave üstüne üstlük mesuliyet almaktan da kaçıyorsa ortalıkta, “ben ülke yönetiyorum” diye gezemez.

Kardeşim, siz bostan korkuluğu musunuz? Fakirliği, muhtaçlığı, açlığı bitiremeyecekseniz neden o makamları işgal ediyorsunuz?

Sadece kendi zenginliğinizi sağlamak için mi oradasınız? Sadece yandaşlarınızı bu milletin cebinden çıkanlarla zengin etmek için mi oradasınız?

O koltuklarda Saray’da sefa sürüp, şaşalı yemekler yemek, özel uçakla, maça gidip gelmek için mi oturuyorsunuz?

“Bunlar daha iyi günlerin”

Sayın Erdoğan her sıkıştığında, ‘Bu konu siyasetin konusu değildir’ diyerek, işin içinden sıyrılamazsın.

Sana göre neyin siyasetin konusu olup olmadığı, beni zerre ilgilendirmiyor. Engin birikiminin ve derin fikirlerinin cefasını, zaten milletçe yıllardır çekiyoruz.

Beni, Eskişehir’deki Nur Elif ilgilendiriyor, ve onun için senden hesap soracağım! Beni, Van’daki Muharrem ilgilendiriyor, ve onun için senden hesap soracağım! Beni, Adana’daki Emine ilgilendiriyor, ve onun için senden hesap soracağım!

Sen bu memlekette varlık içinde yaşarken, kestane ballarıyla, manda yoğurtlarıyla, Medine hurmalarıyla, sefa sürerken, yokluktan, yoksulluktan ölen, açlığa mahkûm ettiğin çocuklarımız için, senden hesap soracağım!

Bu kürsüden defalarca gündeme getirmeme rağmen rüzgargülü projemizi devreye almak yerine, utanmadan yasaklattığın için senden hesap soracağım!

Bunlar daha iyi günlerin. Milletimizle el ele verip, siyasi rantı çocuklarımızın hayatına tercih eden bu kalpsizliğin, bu vicdansızlığın hesabını sana sandıkta soracağım! Hiç merak etme, çok az kaldı!

Bakan’a çok sert tepki: Bu ne cürettir, bu ne utanmazlıktır!

Türkiye, artık patolojik semptomlar gösteren, tehlikeli bir zihniyet tarafından yönetiliyor.

Maalesef, empati, vicdan, sorumluluk bilinci gibi, insani kavramlarla bağını tamamen koparmış sosyopat bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız. Bu bir gerçek.

Nitekim bu gerçeği, iktidar mensuplarının her hareketinde, her cümlesinde, her kelimesinde, endişe verici bir sıklıkla görüyoruz.

Beceriksizleriyle fakirleştirdikleri; asgari ücretlimizin, memurumuzun, emeklimizin maaşlarına, yapmak zorunda olukları, düzenlemede bile, bu gerçeğe şahit oluyoruz.

Biliyorsunuz, son olarak, Türkiye’nin en yakıcı meselelerinden biri olan EYT’li kardeşlerimizin durumuna ilişkin sorulan bir soruya, “EYT mi?” diye cevap veren, Nebati Bakan, birbirinden ciddiyetsiz açıklamalarına geçtiğimiz günlerde bir yenisini daha ekledi.

Çıktı, hiç utanmadan, zerre sıkılmadan bu milletin gözünün içine baka baka; ‘Asgari ücretliye de, memura da, emekliye de, ne verilse haklarıdır.

Dar gelirliye, fakir fukaraya vermek, bereket getirir’ dedi. Yanlış duymadınız. Aynen böyle dedi. Bu ne cürettir! Bu ne utanmazlıktır! Bu ne saygısızlıktır!

Hayırdır Sayın Bakan, sadaka mı dağıtıyorsunuz? Lütufta mı bulunuyorsunuz? Kendinize gelin!

İmamoğlu açıklaması

Hatırlayın, 31 Mart İstanbul seçimlerini, düzmece yalanlarla iptal ettiler. Sandıkların güvenliğinden kendileri sorumluyken, muhalefeti, hile yapmakla suçladılar.

Üzerinden, 3 buçuk sene geçti. Tek bir kişi bile yargılanmadı. Kuyruklu yalanlarını destekleyecek, tek bir delil bile bulanamadı. Ama, siyasi tarihimize, bu kara lekeyi sürenler, utanmadılar.

Milletimizden, bir özür bile dilemediler. Peki sonuçta ne oldu?

Millet iradesi yok sayıp, demokrasiye indirmeye çalıştıkları, darbenin karşılığında, İstanbul’u bir kere değil, tam iki kere kaybettiler. Belli ki, hâlâ daha akıllanmamışlar…

Hâlâ daha, hezimeti hazmedememişler. Hâlâ daha, millet iradesini kabullenememişler. Hâlâ daha, demokrasiyi içselleştirememişler. Ve bu sefer de, Türkiye’yi kaybedecekler…
Nitekim, geçtiğimiz Çarşamba günü, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız, Ekrem

İmamoğlu hakkında verilen, hapis ve siyasi yasak kararıyla; Ak Parti iktidarının; millet iradesini bastırmaya çalışan, bir vesayet rejimi olduğu, bir kez daha, gözler önüne serildi.

Yargıyı, demokrasiye karşı, bir sopa olarak kullanan, 28 Şubat zihniyetinin, günümüzdeki temsilcisi olduğu, bir kez daha açığa çıktı. Seçimle alamadıkları İstanbul’u, hatta düzelteyim, seçimle alamayacakları İstanbul’u, yargı yoluyla almak için, yine bir rezilliğin, peşine düştüler.

Kadınlara “sürtük” demenin, suç sayılmadığı bu ülkede, İç İşleri Bakanı’nın “ahmak” sözünü iade etmek, suç sayıldı. Belediye Başkanı’na “ahmak” demek meşru; ama ahmak sözünü iade etmek, suç sayıldı. Aslında, Haziran ayında görülen davada, yargı kararını vermişti. Kararın açıklanmasına, iki gün kala, davanın hakimi değişti.

“Hakim bulmak için tüm Türkiye’yi taaradılar”

Yani, seçimleri iptal ettikleri gibi, hakimi de iptal ettiler. Sonra da, bu saçmalığa ceza verecek bir hakim bulmak için, tüm Türkiye’yi taradılar.

Ve sonunda, Ak Parti teşkilatıyla, boy boy fotoğrafları olan bir hakimi, davanın başına atadılar. Sonuç? Sonuç ortada. Planlı ve programlı bir şekilde, siparişle çıkartılan, absürt bir ceza kararı… Bakın, altını çizerek söylüyorum: Bu karar, Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim gündemidir.

Bu karar, millet iradesine yapılmış, vesayetçi bir müdahaledir. Bu karar, Türk demokrasisine vurulmuş bir darbedir!

Aziz milletim; İktidar mensupları, sandıkla kaybettikleri İstanbul’u, yargı gücünü, kötüye kullanarak geri alma peşindeler. Yıllarca, bedavadan seçim kazanmanın, şımarıklığını yaşadılar.

Yıllarca, milletimize, maraba muamelesi yaptılar. Ama, 2023 seçimleri yaklaştıkça; Kaybedeceklerini, artık anlamaya başladılar. Milletin gözünden düştüklerini, fark etmeye,

Milletin vereceği hükümden, korkmaya başladılar. Milletin gözünden, neden düştüler biliyor musunuz? Çünkü milletimiz, Ak Parti’ye mecbur olmadığını gördü.

İstanbul’da gördü, Ankara’da gördü. Adana’da, Antalya’da, Hatay’da gördü. Millet İttifakı’nın kazandığı, birçok şehirde, bu gerçeği, tüm çıplaklığıyla gördü.

Kendisine, hak ettiği gibi hizmet eden, belediye başkanlarımızı gördükçe; İktidarın tek derdinin, kendi sefası olduğunu anladı. Mesela, pandemi döneminde;

İktidarın yapamadığı sosyal yardımı, İstanbul’da, Ankara’da ve daha birçok büyükşehrimizde, ortaya koyan, Millet İttifakı belediyelerini gördükçe, Ak Parti’nin vasatlığını gördü.

Her türlü engellemeye, mobinge, iftiraya ve tuzağa rağmen, Ekrem Başkan da, Mansur Başkan da, diğer belediye başkanlarımız da, olağanüstü çaba gösterdiler. Onların bu çabaları, Millet İttifakı’na olan güveni artırdı. Onların başarısı, iktidarın yalanlarını çökertti.

Onların çalışmaları, korku senaryolarını boşa çıkarttı. Muhalefetin güçlenmesinde, Millet İttifakı’nın belediye başkanlarının katkıları, yok sayılamaz.

İşte bu yüzden de, onlardan çok korkuyorlar! Milletimizin onlara olan sevgisini kıskanıyorlar!
Onların önünü kesmek için, her türlü rezilliği de yapıyorlar.

İşte tam da bu nedenle, onlara uzanan elleri kırmak, değişime inanan herkesin, boynunun borcudur! Ben de, 14 Aralık’ta, bu borcun gereğini yapmak için, yola çıktım.

İstanbullunun iradesine, vurulmaya çalışılan darbeye karşı, tıpkı 2019’daki gibi, Ekrem kardeşimizle, omuz omuza durmaya gittim.

Bundan yirmi sene önce, yaşadığı haksızlık karşısında, nasıl Sayın Erdoğan’ın yanına koştuysam, bu sefer de, Ekrem kardeşimin yanına koştum.

Bundan 20 sene önce, nasıl Emine Hanım’ın yanına koştuysam, bu defa da, Dilek kızımın yanına koştum.

Linç edilmeye çalışıldığında, Nasıl Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanına koştuysam, bu defa da, Ekrem İmamoğlu’nun yanına koştum. Bugüne kadar, meydanı boş bulmanın şımarıklığı ile, her istediklerini yaptılar.

Bugün de, hizmetleriyle milletin kalbini kazanan bir belediye başkanımızı, hukuksuzluk yoluyla diskalifiye etmeye çalıştılar.

Dün kendilerine yapılanları, bugün Ekrem Başkan’a yapmaya kalktılar. Ama artık bu meydanın boş olmadığını, Saraçhane’de gördüler. Bugün, hedefleri Ekrem Başkan’dı. Bu yüzden, İYİ Parti olarak biz de, amasız, fakatsız onun yanındaydık.

“Haberi alır almaz yola çıktık”

Bir saniye düşünmedik, bir dakika gecikmedik, haberi alır almaz yola çıktık. Demokrasimizin, sahipsiz olmadığını hatırlatmak için, İstanbulluların iradesinin, çiğnenemeyeceğini haykırmak için, Kaybetme korkusundan gözü dönenlere karşı, dimdik durmak için, Saraçhane’deydik.

Biz dün neredeysek, bugün de oradayız. Kim ne derse desin, yarın da, aynı yerde olmaya devam edeceğiz.

Şayet bu kafa, yarın da hedefine, Mansur Başkan’ı koyarsa; Bu sefer de, bir saniye düşünmeden, bir dakika gecikmeden, onun yanında dimdik dururuz.

Bugün nasıl ki; “Saray sizinse, Saraçhane bizimdir!” dediysek; Gerekirse; “Beştepe sizinse, Ankara bizimdir!” demeyi de, çok iyi biliriz.

Eğer ki onlar; Seçim kazanma uğruna, tehdit gördüğü herkesi, bertaraf etmeye ant içtiyse, Biz de; Milletin sevgisini kazanmış herkesin yanında, kaya gibi durmaya, Türk Milleti’nin huzurunda, ant içtik!

Eğer ki onlar; Koltuklarını korumak için, millet iradesini yok saymaya ant içtiyse, Biz de; Cumhuriyetimizin izinde, demokrasimize sahip çıkmaya, Türk Milleti’nin huzurunda, ant içtik!

Eğer ki onlar; Nefislerinin, hırslarının ve çıkarlarının esiri olmaya ant içtiyse, Biz de; Milletin sesinin, taleplerinin ve tercihlerinin temsilcisi olmaya, Türk Milleti’nin huzurunda, ant içtik!

Belli ki bu duruşumuz, birilerinin çook zoruna gidiyor… Sanki talimatı kendileri vermemiş gibi, komplo teorileri üretiyorlar.

Yargı operasyonları yetmezmiş gibi, şimdi de, algı operasyonları yapıyorlar. Kendi beceriksizliklerini gizlemek için, bize çamur atıyorlar. Milletin değişim isteği, körelsin istiyorlar.

“Korkuyorsun!”

Umutsuzluk, hakim olsun istiyorlar. Millet dayanışma gösteremesin, herkes, kendi derdine düşsün istiyorlar. Ama, çok önemli bir gerçeği unutuyorlar. Hep söylerim: Gerçeklerin, mutlaka ortaya çıkmak gibi, çok güzel bir huyu vardır.

Buradan, kendisine hatırlatmak istiyorum: Kendi derdine düşen sensin, Sayın Erdoğan! Korkuyorsun!

Hem de, o kadar çok korkuyorsun ki; zamanında sana yapılanın, kendi yaşadığın haksızlığın, önüne koyulan siyasi engelin, bir benzerini yapacak kadar, yaptıracak kadar, aciz durumdasın!

Hatta, Ekrem Başkan’a çektiğin operasyonu savunmak için, 20 sene önce okuduğun şiirin, suç olduğunu söyleyecek kadar, paniklemiş haldesin! Ama, sen hiç merak etme; Sen ne kadar korkaksan, biz de o kadar kararlıyız. Çünkü biz cesaretimizi, milletimizden alıyoruz.

Ve biliyoruz ki, iyilerin görünmez orduları vardır. Bu yüzden milletin iradesine, cesaretle sahip çıkacağız. Milletin, sandıkla emanet ettiği iradeyi, ucuz numaralara, kurban ettirmeyeceğiz.

Siz çökmeye alışmışsınız. Ama biz buradayken; İstanbul’a çökmenize, asla izin vermeyeceğiz! Size göre demokrasi bir araç olabilir.

Ama bize göre demokrasi; Türk Devleti’nin varlığı, Türk Milleti’nin huzuru için, vazgeçilmez bir amaçtır. Çünkü biz; kalbimizde şahısların ve zümrelerin tahakkümünü taşıyanlardan değiliz!

Bir grup siyaset esnafının çizdiği rotayı, sözüm ona demokrasi diye, pazarlayanlardan da değiliz!

Kendi siyasi ikbalimiz için, demokrasiyi, aparat yapanlardan da değiliz! Makam mevki için gözü dönenlerden ise, hiç değiliz! Çünkü bize göre demokrasi; bir tercih değil, bir mecburiyettir!

“Yeter söz milletindir!”

Bu yüzden de, demokrasiden taviz vermek, bizim siyaset anlayışımıza aykırıdır! Ama kimse merak etmesin! Nasıl ki, tarih boyunca, yapılan her zorbalığın, her haksızlığın, her adaletsizliğin karşısında, dimdik duracak, babayiğitler olmuşsa; Bugün de, millet iradesinin üzerinde, vesayet kuran, bu Firavun iktidarını yıkacak, Musa’lar da elbette var!

“Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!” diye haykıracak, cesurlar da elbette var! “Yeter söz milletindir!” diyerek itiraz edecek, asil yürekler de elbette var! Şunu asla unutmayın:

Milletten koparak, siyaset yapmaya çalışanların, ortak özelliği; en nihayetinde, milletin verdiği cezaya, mahkûm olmalarıdır.

Oyuna ipotek koyanı, yok sayar! Sabrını sınayanı, yok sayar! Haklı itirazını bastırmaya çalışanı, yok sayar! Umuduna ve hürriyet aşkına, gölge düşürmeye çalışanı, yok sayar! Kendi fikrini, hukuk sananlara da, Kendine göre, bir devlet hayal edenlere de,

Baktığı dev aynasını, milletin gönül penceresi zannedenlere de, sandıkta gereken cevabı verir. Dün de vermiştir, bugün de, yarın da, elbette verecektir.

Parlamenter sistem vurgusu

İşte bu yüzden; Tek bir kişiye bağlı sistemler çöker, demokrasiler ise, yaşar. İşte bu yüzden; Tek bir kişiye bağlı sistemler fakirleştirir, demokrasiler ise, zenginleştirir.

İşte bu yüzden; Tek bir kişiye bağlı sistemler istibdatı getirir, demokrasiler ise, hürriyeti yaşatır. İşte bu yüzden; Türkiye’nin zenginliğe, mutluluğa ve huzura kavuşmasının garantisi; Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’dedir!

Türkiye’nin kurtuluşunun anahtarı budur! Egemenliğin, kayıtsız ve şartsız milletin olması için, tek yol budur!

Vatandaşının ne söylediğinden, ne düşündüğünden, kime oy verdiğinden, kimi sevdiğinden korkmayan, kendine ve milletine güvenen, bir yönetim anlayışı, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile mümkündür!

İstisnaların değil, kuralların olduğu, İmtiyazların değil, hukukun işlediği, torpilin değil, liyakatin gözetildiği, adamına göre değil, milletimize göre kurulan, adil bir düzen, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile mümkündür!

Ekonominin yarattığı tahribatın, giderilmesi, Yasakların yerine, özgürlüğün konuşulması, Toplumsal yaralarımızın, iyileşmesi, zorbalığın yerini, adalete bırakması, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile mümkündür!

2023 mesajı

“Önce şahsım, önce koltuğum” diyenlere inat; İYİ Parti olarak biz; “Önce millet, önce memleket” demeye, inatla devam edeceğiz. Kara, tipiye, borana, göğüs gereceğiz.

İftiraları, yalanları, dümenleri, boşa çıkartacağız. Karşımıza diktikleri her türlü engeli, birer birer aşacağız. Ve 2023’te milletimizle birlikte, öyle bir tarih yazacağız ki; 1923’te kavuştuğumuz, bayram havası, memleketimize, yeniden yayılacak!

2023’te sandık geldiğinde, öyle bir kazanacağız ki; 1950’deki, Demokrat Parti’nin seçim zaferinin mutluluğu, yeniden yaşanacak!

2023’te, sandıklar açıldığında, öyle bir başaracağız ki; 27 Mayıs 1960’da, millet iradesine ket vuranlara karşı; 1965’te iktidara gelen, rahmetli Süleyman Demirel’in gür sesi, yeniden duyulacak!

2023’te, öyle bir iktidara geleceğiz ki, 12 Mart 1971 muhtırasıyla, demokrasi ile bağımızı, kesmek isteyenlere karşı, milletimizin cevabı daha iyi anlaşılacak.

1973 seçimlerinde rahmetli Ecevit’le, rahmetli Erbakan’ın, sandığa yansıyan gücü, yeniden hatırlanacak!

2023 seçimlerinde, milletimiz öyle bir ders verecek ki; 1980’de, demokrasiyi askıya alan darbecilerin, bugünkü ruh ikizleri, aynı, 1983’te rahmetli Özal’ın, tek başına iktidara geldiği gün olduğu gibi, yeniden üzülecek!

Onlar üzülecek ama, 85 milyon, artık hep birlikte sevinecek! Hep birlikte gülecek! Hep birlikte konuşacak! Hep birlikte kazanacak! Türkiye’nin, iyi ve cesur evlatları!

İşte bu yüzden; Bugün vakit, umutsuzluk vakti değildir! Vakit artık, mücadele etme vaktidir! Milletimize yaşatılan haksızlıkların, hesabını sorma vaktidir!

Sahipsiz bırakılanlara, sahip çıkma vaktidir! Tüm ucuz siyasi oyunları, bozma vaktidir! Maskeli baloları dağıtma, kumar masalarını devirme vaktidir!

Dahili ve harici bedhahlara karşı, dimdik durma vaktidir! Millet iradesinin, kutlu sancağını, mavi göklere kaldırma vaktidir! Yenilgi yenilgi büyüyen zaferlerden, bizatihi zaferlere geçme vaktidir!

Sandıkları patlatıp, güçlü, zengin ve mutlu Türkiye’yi inşa etme vaktidir! Sandık ufukta belirdi.

Hakkın vadettiği günler artık doğdu. Vakit, bugünlerin hakkını verme vaktidir! Vakit, iktidar vaktidir! Vakit, İYİ’lerin vaktidir! Emin olun, çok az kaldı!

Paylaşın

TCDD’nin Borcu 5,5 Milyar Liraya Ulaştı

TCDD’nin toplam Hazine borcun da 2022 itibarıyla dramatik artış yaşandı. Ocak ayında toplam Hazine borcu 4,6 milyar TL olan idarenin nisan, haziran, ağustos ve ekim aylarındaki borçları ise sırasıyla 4,8 milyar TL, 5,1 milyar TL, 5,3 milyar TL ve 5,5 milyar TL olarak gerçekleşti.

İktidarın borçlandırarak özelleştirmeye hazırlandığı iddia edilen Türkiye Cumhuriyet Devlet Demiryolları’nın (TCDD) Hazine borcu toplamı 5,5 milyar TL’ye ulaştı. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan Hazine Alacak Stoku, TCDD’nin mali yapısını da bir kez daha ortaya koymuş oldu.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre AKP’li belediyelerden gelen eski bürokratların yönetiminde yer aldığı kurumun borcu, 2022 itibarıyla hemen her ay artmaya devam etti.

TCDD, Hazine’ye borcu olan 5 Kamu İktisadi Teşebbüsü (KİT) içinde en borçlu kuruluş olarak öne çıktı. KİT’lerin toplam 6 milyar 425 milyon 687 bin TL’lik Hazine borcunun 5 milyar 465 milyon 948 bin TL’si TCDD’ye yazıldı. İdarenin toplam 5,5 milyar TL’lik borcunun 2 milyar 583 milyon 418 bin TL’sinin vadesinin geçtiği öğrenildi.

Aylar geçtikçe borç arttı

TCDD’nin vadesi geçmiş borçlarında aylara göre yaşanan değişim dikkat çekti. 2022 Ocak itibarıyla 2,1 milyar TL’lik vadesi geçmiş borcu bulunan idarenin, bazı aylara göre vadesi geçmiş borç tutarı şöyle kaydedildi:

Mart: 2 milyar 233 milyon TL

Temmuz: 2 milyar 455 milyon TL

Ekim: 2 milyar 583milyon TL

TCDD’nin toplam Hazine borcunda da 2022 itibarıyla dramatik artış yaşandı. Ocak ayında toplam Hazine borcu 4,6 milyar TL olan idarenin nisan, haziran, ağustos ve ekim aylarındaki borçları ise sırasıyla 4,8 milyar TL, 5,1 milyar TL, 5,3 milyar TL ve 5,5 milyar TL olarak gerçekleşti.

Sayıştay, sınavsız atamalara dikkat çekmişti

Sayıştay’ın, 2020 yılı Devlet Demiryolları Raporu, TCDD’yi borç batağına saplayan uygulamalara ışık tutuyor. Raporda, TCDD bünyesinde bulunan ve sınavla atama yapılması gereken müdürlük koltuklarına sınavsız atamalar yapıldığı belirtiliyor. Raporda, TCDD’de 40 kişiden oluşan şube müdürlerinin, bulundukları konuma sınavsız yerleştiği ifade ediliyor

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Dikkat Çeken İmamoğlu Açıklaması

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, İBB Başkanı İmamoğlu ile yakınlığını, “Ekrem İmamoğlu ile baba-oğul ilişkisi gibiyiz. Kendisi CHP’nin evladı olduğu kadar benim de evladımdır, ona sahip çıkmak benim de boynumun borcudur. Şimdi saraycılara sesleniyorum. Çekin arabanızı, bu kantar sizi çekmez” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu grup konuşmasında, kararın kesinleşmesi halinde İmamoğlu’nu görevden alabileceğini söyleyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu, “İmamoğlu’nun adını ağzına almak için önce ağzını yıkayacaksın, sen kimsin. Sen atanmış birisin. imamoğlu kim, sen kim? Sen İmamoğlu’nun tırnağı bile olamazsın” ifadelerini kullandı.

HDP İstanbul Eş Başkanı Mithat Sancar’ın yaşadıklarına değinen Kılıçdaroğlu şunları söyledi: “Demokrasinin olmadığını gösteren temel bir olay. Bir partinin genel başkanı İstanbul’da Kadıköy’de kendi ilçe binasına giremiyor. Talimat verilmiş. Altı milyon oy alan bir siyasi partinin genel başkanı kendi ilçe binasına giremiyor. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.

Onlar şeytanlar ve bunu yapıyorlar ve bizler beraber mücadele edeceğiz. Polis arkadaşları asla suçlamıyorum onlara talimat verenler sorumlusu. Talimat verenin kim olduğunu, gücünü saraydan aldığını da çok iyi biliyorum. O nedenle bizler taşkınlığa kapılmadan, sağ duyu ile hareket ederek sandığı bekleyeceğiz. Sandık gelecek, oyumuzu kullanacağız Saray ve şürekasını yolcu edeceğiz.”

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla hapis ve siyasi yasakla cezalandırılan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, davet üzerine bugün Meclis’te CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’yla bir araya geldi.

İkili grup toplantısından önce Kılıçdaroğlu’nun makam odasında görüştü. Daha sonra da grup toplantısına geçti. Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu’nun salona girişi esnasında CHP’liler ‘El ele kol kola omuz omuza’ sloganı attı. Kılıçdaroğlu kürsüye ‘İktidar’ sloganıyla çıktı.

Kılıçdaroğlu izleyicilere “Hiç meraklanmayın halkın iktidarını mutlaka kuracağız” yanıtını verdi. İmamoğlu da grup toplantısı sırasında, ön sıralarda Engin Özkoç’un yanına oturarak Kılıçdaroğlu’nu dinlendi.

“Polisler değil onlara talimat verenler sorumlusu”

Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satırbaşları şöyle:

Mithat Sancar’a abluka: Demokrasinin olmadığını gösteren temel bir olay. Bir partinin genel başkanı İstanbul’da Kadıköy’de kendi ilçe binasına giremiyor. Talimat verilmiş. Altı milyon oy alan bir siyasi partinin genel başkanı kendi ilçe binasına giremiyor. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Onlar şeytanlar ve bunu yapıyorlar ve bizler beraber mücadele edeceğiz.

Polis arkadaşları asla suçlamıyorum onlara talimat verenler sorumlusu. Talimat verenin kim olduğunu, gücünü saraydan aldığını da çok iyi biliyorum. O nedenle bizler taşkınlığa kapılmadan, sağ duyu ile hareket ederek sandığı bekleyeceğiz. Sandık gelecek, oyumuzu kullanacağız saray ve şürekasını yolcu edeceğiz.

Vural Avar’ın hayatını kaybetmesi: Haksızlıkların çok fazla olduğunu biliyorum. 85-90 yaşında insan hapishanede tutulmaz. Tuvalete gidemeyecek bir kişi hapiste tutulmaz. Eğer devlet olarak siz bunu yapmaya kalkarsanız kişilerden intikam alırsınız. Devlet intikam duygusuyla yönetilmez, adaletle, bilgiyle, birikimle yönetilir.

Eğer insanları 85-90 yaşında ben sizi hapislerde öldüreceğiz derseniz demokrasinin, insan haklarının olmadığı algısı çok daha güçlü bir şekilde ortaya çıkar. Buradan iktidar sahiplerine sesleniyorum. Eğer 85-90 yaşındaki insanlar hapiste kalmasın diyorsanız her türlü katkıyı vermeye hazırız. Çünkü biz adaletten, insan haklarından yanayız.

“Devleti yönetemiyorlar”

Tarikatta çocuğa cinsel istismar: 6 yaşındaki bir çocuğa sistemli tecavüz edilmesi ve bunun karşısında iktidarın suskun olması… Bunlarda vallahi de billahi de ahlak, vicdan, erdem yok. Sistematik tecavüze uğruyor. Bakan ‘2 yıldır haberimiz’ var diyor. Devleti çalıştırmadılar, savcıları, polisleri çalıştırmadılar. Arkasındaki güç kim? Bunun cevabını hala almış değilim. Bir çocuğun hakkı için bakanlığa yürüdüm. Sonra ne oldu? Devletin refleksi çalışmaya başladı. Demek ki bu kardeşiniz haklı.

Okullarda süt dağıtılması: Bunlar devleti yönetemiyorlar. Çalışan devleti durduruyorlar, üretecek devleti engelliyorlar. Eylül’de 123 bin ton olan süt üretimi Ekim’de 104 bin tona düştü. 3 adım sonrasını bırakın yarın sabah ne olacağını bilmiyorlar. Tek söyledikleri ‘Biz yaparız’. Senin yaptığın meydanda zaten. Eleştiriyoruz ki doğruyu yapın. Adaletten yana olun adaletten. Çocukların süte ihtiyacı var. Ekrem Başkana sordum, 100 bin aileye her sabah süt veriyor. Onların yapamadığını yapıyoruz, tahammül edemiyorlar. İktidara sesleniyorum, okul sütü programını yeniden başlatın.

“İmamoğlu ile baba-oğul gibiyiz”

İmamoğlu’na siyasi yasak: Önce düzmece bir dava açtılar mı? Evet, açtılar. Sonra saray bu mahkemeye müdahale etti mi? Evet, etti. Asla çıkarılamayacak bir kararı bu mahkemede çıkardılar mı? Evet çıkardılar. Her şeyi gizli kapaklı değil alenen yaptılar. Herkesin gözü önünde yaptılar. 85 milyonun önünde adaleti açıkça katlettiler. Bunu bütün vatandaşlarımın sağcısı, solcusu, ortacısı, başı açığı, kapalısı, dünyanın neresinde yaşıyorsa bütün vatandaşlarımın bu adaletsizliği bilmesini isterim.

Bir de bunlar olurken sarayın bir de fotoromanı var. O da başka bir pisliğin içinde. Bir bakıyoruz o da cesaretlenmiş konuşmaya başlıyor. 16 milyon insanın sevgilisini görevden alacakmış, sen kimsin Ekrem İmamoğlu kim? Sen Ekrem İmamoğlu’nun tırnağı bile olamazsın. Ekrem İmamoğlu’nun adını ağzına alman için önce ağzını bir yıkayacaksın. Sen kendini nasıl onunla kıyaslarsın? Sen atama ile gelmişsin o seçimle gelmiş. Senin neler çevirdiğini biliyorum, kripto dolandırıcıları senin yanında, mafyaya haber uçurmak senin görevin, uyuşturucu baronlarıyla fotoğraf çektirirsin, kirli paranın da bir numaralı adamısın. Ben bunları bilmiyor muyum? İmamoğlu size büyük lokmadır, boğazınıza takılır, boğulursunuz.

Dava zaten düzmeceydi. İstedikleri gibi karar çıkaramayacaklarını önce gördüler, sonra o hakimi sürdüler. Onun yerine iradesini saraya ipotek etmiş yargıçlık cübbesi giyen ama asla hakimlik statüsü olmaması gereken bir kişiyi oraya oturttular. Karar sarayda yazıldı, o da okudu. Kararı okurken savcı orada yoktu. Hakim, savcının olmadığı ortamda kararı zaten okuyamaz. Hakime talimat verilmiş, o da gereğini yapıyor. Bu millet yemedi, belediye başkanına da adalete de sahip çıktı.

Ekrem İmamoğlu bugün burada. Ben Ekrem İmamoğlu ile baba-oğul ilişkisi gibiyiz. Kendisi CHP’nin evladı olduğu kadar benim de evladımdır, ona sahip çıkmak benim de boynumun borcudur. Şimdi saraycılara sesleniyorum. Çekin arabanızı, bu kantar sizi çekmez.

Erdoğan’a da insani olarak bir şey söylemek isterim. İhtiras, doymak bilmeyen bir canavardır. İhtirasının esiri olma, ihtirasına teslim olma. Kin kusma be, öfke kusma. Adaletli olmaktan ayrılma. Sana öğretmediler mi adaletin, dürüstlüğün ne olduğunu? İhtirasına teslim oluyorsan, ki oluyorsun süren dolmak üzere 4-5 ay sonra her şeyi göreceksin.

Çok işimiz var. Bu saçmalıklara ayıracak vaktimiz yok. Adaletin bir gün tecelli edeceğini biliyoruz. Bu işlerle elbette uğraşılacak, elbette mücadele edeceğiz. Türkiye güzel, büyük bir ülke. Ekibimizi kurduk, paramızı bulduk. Hızla Türkiye’yi büyüteceğiz. Herkes görevi adaletle, huzur içinde yapacak. Herkes Bay Kemal’i beklesin.

Paylaşın

HDP Eş Genel Başkanı Sancar: İktidar, Bizlerin Kararlılığından Korkuyor

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Pazar günü bizim İstanbul İl Eş Başkanımız ve Şırnak eksi vekilimiz Ferhat Encü’ye tokatla saldırıldı. Hasta mahpusların adalet nöbetine saldırıldı, gençlere saldırıldı. Bu saldırıların amacını biliyoruz. Bu iktidar şiddet, savaş, gerilim ve nefret politikaları ile ayakta kalmaya çalışıyor” dedi ve ekledi;

Haber Merkezi / “HDP’nin bu iktidara kaybettirme gücünün farkındalar. O nedenle saldırılar pervasızlaşıyor ve sürekli yeni boyutlar kazanarak devam ediyor. Biz bu saldırıyı protesto etmek ve açıklama yapmak için İstanbul Kadıköy ilçe binamızın önünde bir araya gelmeyi kararlaştırmıştık. Ben ve Buldan; vekillerimiz, bileşen partilerimiz, ittifak güçlerimiz orada buluşacaktı.

Oraya gitmeye kalkıştığımızda gördük ki bütün yollar abluka altında, bütün yollar kesilmiş, binlerce polis yığılmış… Gerçek bir abluka yaratmışlar. Bu abluka, bu düzenin sembolüdür. Topluma, siyasete, adalete, hakikate abluka… İktidar korkuyor. Bizlerin kararlılığından korkuyor. Bu rejimin inşasını durduracak olma irademizden korkuyor; geleceği, demokrasi adalet ve barış üzerine kurma ısrarımızdan korkuyor. Yürüyüşümüz büyüyerek devam ediyor bu da iktidara her alanda korku salıyor”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, haftalık Meclis grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi:

“İstanbul İl Eşbaşkanımız ve eski Şırnak Milletvekilimiz Ferhat Encü’ye tokatla saldırıldı. Hasta mahpusların ailelerinin adalet nöbetine, annelere saldırıldı. Onlarla dayanışma içinde orada olan gençlere saldırıldı. Bütün bu saldırıların amacını biliyoruz. Bu iktidar şiddet ve savaş politikalarıyla, gerilim ve nefret politikalarıyla ayakta kalmaya çalışıyor. Önünde en büyük engel olarak gördüğü demokratik mücadele kararlılığına da en sert şekilde saldırmayı ayakta kalmanın bir çaresi ve yolu olarak görüyor. HDP’nin bu iktidara kaybettirme gücünün farkındalar. O nedenle saldırılar pervasızlaşıyor ve sürekli yeni boyutlar kazanarak devam ediyor.

“Bu abluka, bu düzenin bizatihi sembolüdür”

Saldırıyı protesto etmek ve buna dair bir açıklama yapmak için dün Kadıköy ilçe binamızın önünde bir araya gelmeyi kararlaştırmıştık. Eş Genel Başkanlar olarak ben ve Pervin Buldan, milletvekillerimiz, bileşen partilerimiz, ittifak güçlerimiz ve demokrasi çevrelerinin temsilcileri orada buluşacaktık. Oraya gitmeye kalktığımızda gördük ki bütün yollar abluka altında, bütün yollar kesilmiş. Binlerce polis yığılmış. Panzerler, çeşitli polis araçları orada gerçek bir abluka yaratmış. Bu abluka, bu düzenin bizatihi sembolüdür.

İktidar, bizlerin kararlılığından korkuyor. Demokratik siyasette ısrarımızın yarattığı büyük güçten korkuyor. Bu rejimin inşasını durduracak olma irademizden korkuyor. Geleceği demokrasi, adalet ve barış üzerine kurma kararlılığımızdan, ısrarımızdan korkuyor.

Kürt düşmanlığı üzerine kurulan bütün iktidarlar kaybetti, bu iktidar da kaybedecek. O nedenle uğraşmaları boşuna, kazanamayacaklar. Karşılarında mücadele birikimi ve kararlılığı defalarca sınanmış, her seferinde de bu sınavdan yüzünün akıyla çıkmış Kürt halkının direnci var, Kürt halkının Türkiye’deki bütün halklarla ortak mücadele kararı var. Bu nedenle kazanamayacaklar. Bu nedenle kaybedecekler.

İmralı’da Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan ağır ve mutlak tecrit, Kürt sorununda çözümsüzlük ve savaş politikaları ile doğrudan bağlantılıdır. Ortada ağır bir hukuksuzluk var. Bu hem iç hukuk hem de uluslararası hukuk açısından böyledir. Savaş politikalarının ve çözümsüzlüğün derinleşmesi ile tecrit arasında doğrudan bir bağlantı vardır. Bu ağır hukuksuzluğa son verin. Türkiye’deki bütün demokrasi güçlerine, çözüm ve barış isteyen bütün çevrelere de çağrımız şudur: Bu ağır tecride ortak bir sesle karşı çıkalım.

“Başka bir Türkiye mümkün”

Demokrasi ittifakını oluşturmak kongre kararımızdı. Bu yönde çalışmalarımızı sürdürdük ve bu çalışmaların somut sonucu olarak Emek ve Özgürlük İttifakı’nı kurduk. Şimdi bu ittifakı büyütmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Bu ülkeyi seçeneksiz bırakmamak konusunda kararlıyız. Ne mevcut rejime ne de eski sistemi rötuşlarla devreye sokmak isteyen restorasyoncu yaklaşımlara mahkumuz. Hayır, bir başka seçenek var. Başka bir Türkiye mümkün, başka bir hayat mümkün; o da bizim kurduğumuz 3’üncü yoldur.

Bütçe görüşmelerini izlediniz. Bu iktidarın getirdiği bütçenin bir sömürü talan ve savaş bütçesi olduğunu; Saray ve yandaşa rant bütçesi olduğunu gördünüz. Bizler ise buna karşı her alanda güçlü öneriler sunduk. Milletvekillerimiz Komisyonda ve Genel Kurulda hem bu savaş, sömürü ve talan bütçesini teşhir ettiler hem de HDP’nin geleceğe nasıl bir vaat ile yürüdüğünü her alanda örneklerle, somut önerilerle ortaya koydular. Bizler Türkiye’de en güçlü programa, fikriyata ve mücadeleye sahip olan partiyiz. Fikriyatımız güçlü, mücadelemiz güçlü, irademiz güçlü. O nedenle gelecek dönemi de kuracak olan asıl merkez biziz, bizlerin kuracağı büyük demokrasi ittifakıdır. Türkiye’nin içinde bulunduğu krizden çıkışının tek formülü de ilan ettiğimiz bu programlardır.

Paylaşın

İBB Başkanı İmamoğlu: Muhalefet Kazanacak Adayı Belirlemeli

2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası alan ve kesinleşmesi halinde siyasi yasaklı olacak olan İBB Başkanı İmamoğlu, “Muhalefetten korkuyorlar. Ben eminim ki, bu kararı aldırmadan önce uzun uzun türlü senaryo üzerine çalışmış, CHP’nin ve 6’lı masanın bu karardan sonra hangi hamleleri yapabileceğine ilişkin farklı senaryolar üzerine kafa yormuşlardır. Her birine yönelik de karşı hamle planlamışlardır. Kesin eminim” dedi ve ekledi:

“Ben ise şunu görüyorum. Muhalefetin adayı kim olursa olsun iktidarı korkutuyor. Kaybetme korkusu yaşıyorlar. Ben muhalefetin kazanacak adayı belirlemesini istiyorum. Kim olur ona liderler karar verecek ama kazanacak biri olmalı. Bizim tarafın belirlediği adayın kazanmasını benden fazla kimse isteyemez. Çünkü bugün iktidara rağmen İstanbul’da iyi işler yapıyoruz.

Yarın iktidar biz olursak, ben de İstanbul’da tarih yazarım. İstanbul’un efsane belediye başkanı olurum. Bakın iddialı konuşuyorum, İstanbul’un değil, dünyanın en başarılı belediye başkanı olurum. İstanbul’da tarih yazmak için benim şahsi olarak en istediğim şey bizim İstanbul’u kazanmamız. Kazanacak adayı bulup çıkarmamız. Mevcut görevim dolayısı ile bunu benden fazla kimse isteyemez…”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Saraçhane çağrısını sosyal medyadan öğrendiğini söylemesi hakkında,”Kendisini o an arayıp böyle bir miting düzenleyeceğimizi söylemedik ama mahkumiyet kararı çıkması halinde Saraçhane’de toplanacağımız çok önceden belliydi” dedi.

Habertürk gazetesi yazarı Fatih Altaylı’ya konuşan İmamoğlu, “Ben şunu merak ediyorum. İktidar, daha doğrusu Sayın Cumhurbaşkanı bu kararla ilgili ne düşünüyor, bunu net biçimde söylesin. Bu kararı doğru mu buluyor yanlış mı! Bu karara katılıyor mu, yoksa bu kararın karşısında mı! Bilmek hakkımız. Yargı kararları hakkında konuşmuyorum diyemez çünkü en üst yargı kararları ile ilgili olarak dahi fikirlerini hiç sakınmadan söyledi. Yine söylesin” dedi ve “Çünkü bunu ben değil, toplum merak ediyor” diye de ekledi.

İmamoğlu “Sayın Cumhurbaşkanı çıkıp fikrini açıkça paylaşsın. ‘Evet bu karar doğrudur’ da diyebilir, ‘Bu karar yanlıştır ve istinaftan dönmelidir’ de diyebilir. Ama net olsun. Top çevirmesin” ifadelerini kullandı ve “mertçe bir mücadele istediğini, cumhurbaşkanı da mertçe mücadele istiyorsa bunu söylemesi çağnısı yaptı.

‘Takımın sahaya çıkartabileceği bir oyuncuyum’

İmamoğlu, Altaylı’nın “Yani mertçe bir mücadele derken kendinizi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karşısında rakip olarak mı görüyorsunuz?” sorusuna ise şu yanıtı verdi;

“Fatih Bey, ben tek başıma kendimi rakip olarak görmüyorum elbette. Ama Erdoğan’ın karşısındaki rakip takımın bir oyuncusuyum. Teknik direktör beni oyunu sokar veya sokmaz. Ona ben karar vermeyeceğim. Ama oyuna girme ihtimali olan bir oyuncuyum. Ve işin güzeli bugün bizim takımda oyuna girmeye ve sonucu değiştirmeye aday, o kapasitede pek çok oyuncu var artık. Dün sayamazdınız bu oyuncuları bugün ise pek çok oyuncumuz var rakibe gol atabilecek. Bu zenginlik artık muhalefet tarafında var. Tek seçeneğe mahkum olan iktidar tarafı artık, muhalefet değil. Benim söylemek istediğim ise şu. Rakibin oyuna girme ve skoru değiştirme gücüne sahip oyuncularından biri maç öncesi yolda, maça gelirken ve üstelik oyuna girip girmeyeceği bile belli değilken sakatlamasınlar. Yolda otomobille çarpıp oyun dışı bırakmayı içlerine sindiriyorlar mı, sindiremiyorlar mı bunu söylesinler! Rakibin bir oyuncusunu, saha dışında sakatlayıp oyun dışı bırakmayı doğru buluyorlar mı, bulmuyorlar mı bunu açıkça halka anlatsınlar. Mertçe bir mücadele istiyorlar mı, istemiyorlar mı ben bunu merak ediyorum. Tam fikirlerini duymak istiyorum… Yoksa tabii ki, kendimi aday görmek gibi bir hadsizlik içinde değilim. Ama takımın sahaya çıkarabileceği bir oyuncusuyum. Bu net.”

Ekrem İmamoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Saraçhane mitingini sosyal medyadan duyduğu yönündeki sözleri sorulduğunda ise “Kendisini o an arayıp böyle bir miting düzenleyeceğimizi söylemedik ama mahkeme kararının açıklanacağı gün Saraçhane’de toplanacağımız çok önceden belliydi” yanıtını verdi.

İmamoğlu “Nereden belliydi?” sorusuna da “dava sürecinde, son 7 aydır partinin bu konu ile ilgili görevlendirdiği parti yöneticisi arkadaşlarla beraber çalıştıklarını, her detayı aylardır ele aldıklarını ve tüm seçenekleri değerlendirdiklerini” vurguladı.

İmamoğlu şöyle devam etti;

“Açıkçası biz iktidarın tavrından ve son hakim değişikliğinden anlamıştık ki, niyet kötü ve siyasi sonuçları olan bir ceza gelecek. Beni oyun dışına çıkarmak, İstanbullunun iradesini elinden almak isteyecekler. Bu seçeneği değerlendirirken de, eğer böyle bir ihtimal ortaya çıkarsa Saraçhane’de toplanmayı, millete böyle bir adres göstermeyi, tepkimizi Saraçhane Meydanı’nda ortaya koymayı çok önceden konuşmuştuk. Bu yüzden de karar günü, özellikle de hukukçularımız mahkeme heyetinin uzun bir görüşme için çekilmesinden sonra bu ihtimali güçlü görmeye başladılar ve bunu da bana söylediler. Ben de bunun üzerine daha önceden konuşulup, üzerinde mutabık kaldığımız Saraçhane’de toplanma fikrini sosyal medya üzerinden duyurdum. Zaten CHP’liler de bir yerde tepkilerini göstermek istiyorlardı. Mahkeme önüne mi gidelim, nereye gidelim diye soruyorlardı. Onlara bir adres göstermek lazımdı ve ben de daha önceden üzerinde mutabık kalınmış bir adresi gösterdim. Doğru, Sayın Genel Başkanı arayıp yeniden bilgilendirmedik. Çünkü bir mahkumiyet kararı çıkması halinde burada toplanma kararı çok önceden zaten alınmıştı.”

Ekrem İmamoğlu kararla birlikte cumhurbaşkanı adaylığının daha ön plana çıkıp çıkmadığı, kararı kendi lehine bir fırsat olarak görüp görmediği konusunda da “Bu kararı benim adaylığımı güçlendiren bir karar olarak değil, iktidarın korkusunun ne kadar büyük olduğunu gösteren bir karar olarak görüyorum” ifadelerini kullandı.

‘Muhalefet kazanacak adayı belirlemeli’

İmamoğlu, Altaylı “Sizden korkusunu mu?” diye sorunca da şu yanıtı verdi;

“Yo kendimi kast etmiyorum. Muhalefetten korkuyorlar. Ben eminim ki, bu kararı aldırmadan önce uzun uzun türlü senaryo üzerine çalışmış, CHP’nin ve 6’lı masanın bu karardan sonra hangi hamleleri yapabileceğine ilişkin farklı senaryolar üzerine kafa yormuşlardır. Her birine yönelik de karşı hamle planlamışlardır. Kesin eminim. Ben ise şunu görüyorum. Muhalefetin adayı kim olursa olsun iktidarı korkutuyor. Kaybetme korkusu yaşıyorlar. Ben muhalefetin kazanacak adayı belirlemesini istiyorum. Kim olur ona liderler karar verecek ama kazanacak biri olmalı. Bizim tarafın belirlediği adayın kazanmasını benden fazla kimse isteyemez. Çünkü bugün iktidara rağmen İstanbul’da iyi işler yapıyoruz. Yarın iktidar biz olursak, ben de İstanbul’da tarih yazarım. İstanbul’un efsane belediye başkanı olurum. Bakın iddialı konuşuyorum, İstanbul’un değil, dünyanın en başarılı belediye başkanı olurum. İstanbul’da tarih yazmak için benim şahsi olarak en istediğim şey bizim İstanbul’u kazanmamız. Kazanacak adayı bulup çıkarmamız. Mevcut görevim dolayısı ile bunu benden fazla kimse isteyemez…”

‘Duygusal bir ortam oldu’

Ekrem İmamoğlu, İYİ Parti lideri Meral Akşener ile kucaklaşma görüntüsünü de şu sözlerle açıkladı;

“Mahkeme kararını bekliyorduk odada. Meral Hanım, eşim, ben, birkaç arkadaşımız daha. Bir ara eşim duygusallaştı. Gözleri doldu. Ben de ‘Yapma. Bunların hepsine hazırlıklı olarak bu işteyiz’ dedim. O da ben görmeyeyim diye arkama geçti duvara yaslandı. Tabii Meral Hanım görüyor. O sırada karar geldi ve bana yazılı olarak ilettiler. Okudum. Duygusal bir ortam oldu. Meral Hanım bizi teselli eder gibi, gelip sarıldı. Siyaseten bir büyüğümüz, bir ablamız, tecrübeli bir lider olarak bizi kucakladı. Ben de azami saygı ile onun bu sıcak davranışına, özellikle eşime vermek istediği ‘Yalnız değilsiniz” mesajına karşılık verdim. Bundan bile anlam çıkardılar. Gülüyormuşum. Tebessüm ediyordum doğru. Ne yapacaktım. Bize karşı verilen bu karardan ötürü oturup ağlamamamı bekliyorlardı…”

‘Burası CHP, biat yok, fikir tartışması var’

İmamoğlu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile aralarındaki tartışma iddialarını da doğruladı;

“Elbette sorun var. Burası CHP. Biat yok. Fikir tartışması var. Burada farklı düşüncelerin tartışılması ve bir sonuca ulaşılması geleneği var. Canan Kaftancıoğlu ile bazı konularda farklı düşünüyoruz ve bunu da birbirimize söylüyoruz. Bu medeni bir tavırdır. Canan Hanım da çok net bir insandır. Fikir ayrılıklarımız olduğu bir gerçektir ama bunun detayı parti içi konudur. Ancak söylendiği, iddia edildiği gibi durum yoktur, olamaz da. Daha fazlasını konuşmaya da gerek yoktur. Canan hanım, Saraçhane’de durduğu yerle gereken mesajı zaten vermiştir. Fikir ayrılıklarımızın olması hedefimizin aynı olduğu gerçeğini değiştirmez.”

Paylaşın