AK Partili Kurtulmuş’tan Ümit Özdağ’ın Açıklamalarına Yalanlama

AK Parti Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş, Ümit Özdağ’ın “Numan Kurtulmuş’un anlattığı şey sığınmacıların vatanlarına dönmesini içermiyordu” şeklindeki sözlerinin “gerçek dışı” olduğunu belirtti ve ekledi:

Haber Merkezi / “Hem baş başa görüşmemizde hem de sonrasındaki ortak basın açıklamasında ifade ettiğimiz gibi hükümetimiz Suriyeli göçmenlerin güvenli ve gönüllü geri dönüşleriyle ilgili kapsamlı çalışmalarını hassasiyetle sürdürmektedir.”

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet ittifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na destekleyeceklerini açıklamıştı.

Ümit Özdağ, destek açıklamasını yaparken “Birinci turun sonunda gördük ki ortaya çıkan görünüm iki adayın 28’inde bir ikinci yarış için Türk halkının önüne gideceği çerçeveyi oluşturmuş ve Numan Bey bizi ziyaret etti. Kendilerine sorduk, ‘Sığınmacılar konusunda ne yapmak istiyorsunuz’ diye sorduk. Anlattıkları sığınmacıların vatandaşlarına dönmesini içermiyordu” ifadelerini kullanmıştı.

AK Parti Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın ‘Numan Kurtulmuş’un anlattığı şey sığınmacıların vatanlarına dönmesini içermiyordu’ şeklindeki sözlerinin “gerçek dışı” olduğunu belirtti.

Numan Kurtulmuş, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Sayın Ümit Özdağ’ın bugün yaptığı açıklamasında ifade ettiği ‘Numan Kurtulmuş’un anlattığı şey sığınmacıların vatanlarına dönmesini içermiyordu’ şeklindeki sözleri tamamen gerçek dışıdır.

Hem baş başa görüşmemizde hem de sonrasındaki ortak basın açıklamasında ifade ettiğimiz gibi hükümetimiz Suriyeli göçmenlerin güvenli ve gönüllü geri dönüşleriyle ilgili kapsamlı çalışmalarını hassasiyetle sürdürmektedir” dedi.

Paylaşın

İhtiyaç Kredisi Faizleri Yüzde 60’a Dayandı

14 Mayıs öncesi özel ve yabancı mevduat bankaları ortalama aylık yüzde 3,99 yıllık basit faiz olarak yüzde 47,88 seviyesinde ihtiyaç kredisi kullandırırken, 15 Mayıs’ta bunu aylık yüzde 4,49’a, ardından bu hafta başında da yüzde 4,99’a çıkardı.

Ancak bazı bankalarda bu oranlar yüzde 6’ya kadar yükseldi. Bu hesaplamaya göre mayıs başından 22 Mayıs’a kadar ihtiyaç kredi faizinde 12 puan yükseliş yaşandı ve yıllık basit faiz yüzde 59,88’e kadar ulaştı.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) tüketici kredilerini de menkul kıymet kapsamına aldığı 10 Mart’tan bu yana tüketici kredisi yönünü yukarıya çevirdi.

Merkez Bankası ardından yaptığı düzenleme ile 70 bin lira altındaki ihtiyaç kredilerini menkul kıymet zorunluluğu dışında bıraksa da ihtiyaç kredilerine getirilen faiz üst sınırı tersi bir sonuç oluşturdu.

Ekonomim’den Şebnem Turhan’ın haberine göre, bunun en büyük nedeni TL mevduat faizlerinin daha hızlı yükselmesi.

Hem TL mevduat oranı hem de mart sonu getirilen TL dönüşüm oranı hedeflerini tutturmaya çalışan bankacılık sektörü mevduat faizlerini yukarıya çekerken ihtiyaç kredisinde ise zarara uğramamak ve arzı düşürmek için ihtiyaç kredi faizlerini de yükseltti.

10 Mart öncesi özel ve yabancı mevduat bankalarında aylık yüzde 2,76 yıllık basit faiz oranı olarak yüzde 33,12 seviyesinde olan ihtiyaç kredi faizleri seçimin ikinci turu öncesinde aylık yüzde 5 ve üzerine çıktı. Böylece yaklaşık 2.5 ayda ihtiyaç kredi faizi yıllık hesaplamada 26.5 puan birden fırladı.

14 Mayıs öncesi özel ve yabancı mevduat bankaları ortalama aylık yüzde 3,99 yıllık basit faiz olarak yüzde 47,88 seviyesinde ihtiyaç kredisi kullandırırken, 15 Mayıs’ta bunu aylık yüzde 4,49’a, ardından bu hafta başında da yüzde 4,99’a çıkardı.

Ancak bazı bankalarda bu oranlar yüzde 6’ya kadar yükseldi. Bu hesaplamaya göre mayıs başından 22 Mayıs’a kadar ihtiyaç kredi faizinde 12 puan yükseliş yaşandı ve yıllık basit faiz yüzde 59,88’e kadar ulaştı.

Yılbaşında ise henüz ihtiyaç kredi faizlerinde menkul kıymet uygulaması yokken özel ve yabancı mevduat bankaları aylık yüzde 2,69 yıllık basit faizde yüzde 32,28 seviyesinde ihtiyaç kredisi kullandırıyordu. 22 Mayıs haftası itibariyle yüzde 59,88’e dayanan yıllık basit faiz göz önüne alındığında yılbaşından bu yana ihtiyaç kredisi faizindeki artış 27.6 puan oldu.

Bankacılık sektörü kaynakları TL mevduat faizindeki yükseliş nedeniyle net faiz gelirinin negatif olduğunu belirtirken ihtiyaç kredisi faizinde artışın bundan da kaynaklandığını kaydetti.

İhtiyaç kredi faizini bilançolarda çok sıkıntı yaratmayacak bir seviyeye çekilmesinin menkul kıymet zorunluluğuyla karşı karşıya kalınsa bile gerekli olduğunu dile getiren bankacılık sektörü kaynakları kredi iştahının ise zaten oldukça düşük seviyelerde bulunduğuna da dikkat çekti.

Paylaşın

Zafer Partisi Lideri Özdağ’dan Kılıçdaroğlu’na Destek Açıklaması

Kemal Kılıçdaroğlu ile Ümit Özdağ, düzenledikleri ortak basın toplantısında Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu öncesi anlaşmaya vardıklarını kamuoyuna duyurdu. Özdağ, parti olarak 28 Mayıs’ta Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceklerini açıkladı.

Haber Merkezi / Ümit Özdağ, Kemal Kılıçdaroğlu ile sığınmacıların bir yıl içinde “insan haklarına ve uluslararası hukuka uygun şekilde ülkelerine geri gönderilmesi” konusunda mutabık kaldıklarını ve bu nedenle Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararı aldıklarını söyledi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu ile Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Zafer Partisi Genel Merkezi’nde bir araya geldi. Ümit Özdağ, Kemal Kılıçdaroğlu’nu Genel Merkez önünde karşıladı.

Görüşmenin ardından Kılıçdaroğlu yaptığı açıklamada, “Verimli ve güzel bir toplantı gerçekleştirdik. Bir metin de hazırlandı, paylaşacağız. Türkiye’nin geleceği açısından her partiye, genel başkana sorumluluk düşüyor. Biz de bir araya geldik, oturduk, konuştuk. Güzel sonuçlar elde ettik. Genel başkan ve arkadaşlarına teşekkür ediyorum. Umarım Türkiye güzel günlere gebe, Türkiye’yi huzura kavuşturacak adımları atacağız. ‘Birleşe birleşe kazanacağız’ sloganı da fena değil” dedi.

Özdağ da, “Türkiye’nin en önemli sorunu 13 milyon sığınmacı ve kaçağın geri yollanmasıdır. 13 milyon vatanlarına geri yollanmadan, yenilerinin gelmesi engellenmeden Türkiye’nin ekonomik sorunlarını aşması mümkün değildir. 11 milyar dolar harcayarak fakirlikten kurtulamayız, kiraların yükselişini engelleyemeyiz, sokaklarda güvenliği sağlayamayız, çocuklarımıza iş bulamayız. Nasıl bir yüzücünün bacaklarına yirmişer kilo demir bağlarsanız ne kadar iyi bir yüzücü olursa olsun yüzemez ise, bir ülke de 13 milyon sığınmacı ile ekonomisini güvenliğini doğru bir çizgiye oturtamaz.

Bundan dolayı 14 Mayıs seçimlerine giderken Türk halkından Zafer Partisi olarak sığınmacıları vatanlarına geri yollamak için destek istedik. Ancak partimizin yeni kurulmuş olması, medyada uygulanan ambargo vatandaşımıza erişmemizi engelledi.

Birinci turun sonunda gördük ki ortaya çıkan siyasi görünüm iki adayın 28’inde bir ikinci yarış için Türk halkının önüne gideceği çerçeveyi oluşturmuş ve Numan Bey bizi ziyaret etti. Kendilerine sorduk, bizden destek istediler ‘Sığınmacılar konusunda ne yapmak istiyorsunuz?’ diye sorduk. Anlattıkları sığınmacıların vatanlarına dönmesini içermiyordu.

Kemal Bey çok net bir şekilde sığınmacıların vatanlarına dönmesi gerektiğini ve bu politikayı izleyeceğini söyledi. Bu politikanın detaylarını konuştuk. Ve Zafer Partisi’nin önermiş olduğu bir sene içerisinde uluslararası hukuka uygun dönen Suriyelilerin Suriye’de güvenliğini sağlayacak ama Türk ekonomisinin üzerindeki büyük yükü de kaldıracak, uyuşturucu çetelerini sokaklarımızdan çözecek bir model üzerinde kendisi ile fikir birliğine vardık.

Zafer Partisi olarak Sayın Kılıçdaroğlu’nu ikinci turda destekleme kararı verdik, hayırlı olsun. Eğer Türkiye’nin Türkiye olarak kalmasını istiyorsanız, göçmenistan olmasını istemiyorsanız, çocuklarınızı dışarıya güven içinde yollamak istiyorsanız 28 Mayıs’taki seçimlerde 13 milyon sığınmacıyı gönderecek politikalara, Kılıçdaroğlu’na destek verin” diye konuştu.

Paylaşın

Ahmet Türk: Demokratik Anlayışa Destek Vermemiz Gerekiyor

28 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimine ilişkin değerlendirme yapan Ahmet Türk, “Demokrasiden yana mı olacağız yoksa bugüne kadar ırkçı, milliyetçi, tekçi, Kürt halkının inkarı üzerinde kendini var eden, Kürt halkına baskı yapan bir anlayışa mı destek vereceğiz” dedi ve ekledi:

“Halkımız bir tehdit altında kalmayı mı seçecek yoksa nefes alacak bir demokratik ortama mı destek verecek. Demokrasiden yana olan herkes bu tehdidi ortadan kaldıracak bir davranış içinde olmazsa bizim için büyük bir eksiklik demektir. Seçimden sonra yaşanan kırıklığı, moralsizliği bir tarafa bırakarak, 14 Mayıs’tan daha güçlü, daha büyük bir inançla bu seçimi kazanacağımızı ifade ederek, sandık başına gitmemiz lazım.”

Ahmet Türk, açıklamasının devamında, “Bir oyun çok çok önemli olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Bir referandum olarak görmeliyiz. Ya demokrasiden yana olacağız ya da antidemokratik uygulamaları ile bizlere acılar yaşatan bir anlayıştan yana olacağız. Halkımız bunun hesabını çok iyi yapmalı, sadece Kürtler ile ilgili değil. Türkiye halkları da bunun hesabını yapsın. Geleceğimizi güvence altına alacak bir demokratik anlayışa destek vermemiz gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

Ahmet Türk, 14 Mayıs seçimlerini ve ikinci tura kalan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini değerlendirdi.

Mezopotamya Haber Ajansı’nda yer alan habere göre, 14 Mayıs seçimlerine giderken iktidar partisinin 16 bakanının istifa etmemesinin Anayasa’ya aykırı bir süreç olduğuna dikkat çeken Ahmet Türk, “Demokratik bir seçimden bahsetmek mümkün değil. Yapmış olduğumuz bütün araştırmalarda birçok yerde fazla oyların kullanıldığını ve oyların değiştirildiğini görüyoruz. Bir bütün olarak bizim eksiklerimiz vardı. Gerek sandık başındaki görevliler açısından gerekse de seçim sürecine giderken, bizden ve muhalefetten kaynaklanan eksiklikler olduğunu görüyoruz.

28 Mayıs’tan sonra elbette bunlara dair değerlendirmelerimiz olacak. Burada gerçekten sandıklara sahip çıkabilirsek ve sandıklarda oynamalar olmazsa 28 Mayıs’taki sonucun Kemal Kılıçdaroğlu lehine gelişeceğini düşünüyorum. 14 Mayıs’ta gerçekleştirilen seçimler için bir bütün olarak baktığımız da demokratik bir seçim süreci olmadığını görüyoruz. İnanıyorum ki, 28 Mayıs’ta sandıklara sahip çıkılabilirse çok farklı bir sonuç elde edilebilir” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 14 Mayıs gecesi gerçekleştirdiği balkon konuşmasında “çok endişeli” olduğuna dikkat çeken Türk, “Erdoğan seçimler bitinceye kadar çok endişeli duruyordu. Sonuçlar ortaya çıktığı zaman 14 Mayıs öncesindeki Erdoğan’dan başka bir Erdoğan ortaya çıktı. Şuna inanıyorum; 49 buçuk oyu alan 50’yi de tamamlayabilirdi. Bence devletin bütün imkanlarını devreye koyarak, Kılıçdaroğlu’na çok büyük bir fark atarak seçimleri tamamlamak istediklerini düşünüyorum.

Ama bu hesaplar çok farklı da sonuçlar ortaya çıkarabilir. Ama yine de bana göre; demokratik olmayan bir seçim sonucunda ikinci tura giderken, Kılıçdaroğlu’nun halen aday olması Erdoğan’ı meşrulaştırmanın ötesine geçmiyor. Bence Erdoğan’ı meşrulaştıran bu adımın atılmaması gerekiyordu. Şahsen ben olsam çekilirdim. Buyursun Erdoğan kendi başına seçime girseydi. Erdoğan, ikinci tura gitmenin kendisini meşrulaştıracağını düşünüyor ve bu düşünceyle ikinci tura gidiyor. İkinci turdan beklediği de bu meşruluğu kazanmaktan başka bir şey değildir. Bence Erdoğan çoktan meşruiyetini yitirmiştir” ifadelerini kullandı.

14 Mayıs öncesi yaşanan hukuksuzluklara dikkat çeken Türk, “Bu kadar adaletsizliğin, bu kadar hukuksuzluğun yapıldığı, Yüksek Seçim Kurulu’nun Anayasa’ya rağmen bakanların görevine devam etmesi yönünde karar vermesi, valilerin, kaymakamların, karakol komutanlarının köy köy AKP’ye oy vermeleri yönünde baskılar yapması… Bu nasıl demokrasi olur. Bugün bile kendi gözüm ile buna şahit oldum. Böyle bir seçim nasıl demokratik bir seçim olur. Yine de tüm bunlara rağmen inanıyorum ki, halk bütün bunları aşacaktır. Halk bu hukuksuzluğa karşı daha güçlü bir şekilde sesini duyuracak. Sandıkta gücünü gösterecek. Buna inanıyorum. Yeter ki, bütün bu olumsuzluklara rağmen, bütün bu hukuksuzluklara rağmen sandık başında olalım, sandıkları koruyalım” dedi.

“Geleceğimizi güvence altına alacak bir demokratik anlayışa destek vermemiz gerekiyor”

Sandığa gitmenin çok önemli olduğunu kaydeden Ahmet Türk, şunları söyledi: “Demokrasiden yana mı olacağız yoksa bugüne kadar ırkçı, milliyetçi, tekçi, Kürt halkının inkarı üzerinde kendini var eden, Kürt halkına baskı yapan bir anlayışa mı destek vereceğiz. Halkımız bir tehdit altında kalmayı mı seçecek yoksa nefes alacak bir demokratik ortama mı destek verecek. Demokrasiden yana olan herkes bu tehdidi ortadan kaldıracak bir davranış içinde olmazsa bizim için büyük bir eksiklik demektir.

Seçimden sonra yaşanan kırıklığı, moralsizliği bir tarafa bırakarak, 14 Mayıs’tan daha güçlü, daha büyük bir inançla bu seçimi kazanacağımızı ifade ederek, sandık başına gitmemiz lazım. Bir oyun çok çok önemli olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Bir referandum olarak görmeliyiz. Ya demokrasiden yana olacağız ya da antidemokratik uygulamaları ile bizlere acılar yaşatan bir anlayıştan yana olacağız. Halkımız bunun hesabını çok iyi yapmalı, sadece Kürtler ile ilgili değil. Türkiye halkları da bunun hesabını yapsın. Geleceğimizi güvence altına alacak bir demokratik anlayışa destek vermemiz gerekiyor.”

Paylaşın

Afrika İkiye Bölünüyor: Yeni Bir Okyanus Oluşacak..!

Dünyanın en büyük ikinci kıtası olan Afrika ikiye bölünmek üzere. Bilim insanları, Afrika Kıtası’nın bölünmesi ile başka bir okyanusun oluşmasının muhtemel olduğunu açıkladılar.

Haber Merkezi / Üzerinde yaşadığımız Dünya, pek çok sırrı ve gizemi barındırıyor. Dünya’nın barındırdığı bu sırları ve gizemleri çözmek için sürekli çalışmalar yapılıyor, ve her çalışma ile yeni bir şeyler keşfediliyor.

Bilim insanları, önümüzdeki dönemde Afrika’nın kademeli olarak ikiye ayrılacağını ve dolayısıyla yeni bir okyanusun oluşmasının muhtemel olduğunu açıkladılar.

Bunun 2005 yılında Etiyopya çölünde ortaya çıkan ve yaklaşık 60 kilometrelik Doğu Afrika Yarığı’ndan kaynaklandığını söyleyen bilim insanları, bu yarığın giderek genişleyip Afrika’yı ikiye ayırma ihtimalinin yüksek olduğunu belirtiler. 

Afrika’daki dev yarık ne zaman oldu?

Etiyopya’nın ucra bir bölgesi olan Afar’da 2005 yılında açılmaya başlayan bir çatlak, kısa sürede 8 metreye ulaştı. Kısa sürede 60 kilometre uzunluğa erişen derin çatlak, zamanla daha da büyüyerek bölgedeki diğer ülkelerin fiziki yapısını da etkiledi.

Afrika kıtası nasıl bölünüyor?

Bilim insanlarının hesaplamalarına göre, yaklaşık 5-10 milyon yıl sonra, Afrika’nın doğu kısmında tektonik bir bölünme olacak. Bunun sonucunda Afrika kıtası iki parçaya ayrılacak. Araştırmaya göre ayrılmanın olacağı yer, Etiyopya Afar bölgesi.

Afrika kaça ayrılır?

Afrika kıtası Kuzey, Batı, Orta, Doğu ve Güney Afrika olmak üzere bölgelere ayrılmıştır. Her bölgede farklı bir ülke bulunuyor. Kuzey Afrika’da 6, Batı Afrika’da 14, Orta Afrika’da 8, Doğu Afrika’da 18, Güney Afrika’da da 5 ülke yer alıyor.

Kenya yarığı nedir?

Birkaç kilometre uzunluğunda, devasa bir yarık, Güneybatı Kenya’da beklenmedik bir şekilde oluştu. Giderek büyüyen bu yırtık, Nairobi-Narok otoyolunun bir kısmının çökmesine neden oldu. İlk başta bu yarığın oluşması, Doğu Afrika Rift Vadisi’nde meydana gelen tektonik faaliyete bağlanmıştı.

Kıtalar nasıl ayrıldı?

Pangea magma tabakasındaki konveksiyonel hareketler sonucunda güneyde Gondvana ve kuzeyde Laurasia (Lavrasya) olarak ikiye bölünmüştür. İlerleyen evrelerde bu 2 kıta daha fazla parçaya ayrılarak günümüzdeki kıtalara dönüşmüştür.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu İle Özdağ’ın İmzaladığı Yedi Maddelik Protokol

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu ile Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Zafer Partisi Genel Merkezi’nde bir araya geldi. Ümit Özdağ, Kemal Kılıçdaroğlu’nu Genel Merkez önünde karşıladı.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu ile Özdağ, düzenledikleri ortak basın toplantısında Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu öncesi anlaşmaya vardıklarını kamuoyuna duyurdu. Özdağ, parti olarak 28 Mayıs’ta Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceklerini açıkladı.

Kemal Kılıçdaroğlu ile Ümit Özdağ’ın anlaştığı 7 maddelik protokol metninde ise şu ifadeler yer aldı:

“Bu protokol, Zafer Partisi ile Millet İttifakı Bileşenleri arasında, Cumhurbaşkanlığı İkinci tur seçiminde ve sonraki süreçte yapılacak iş birliği esaslarını kapsamaktadır. Amaç: 21 yıllık AKP hükümetlerinin yarattığı sosyal yıkım, yolsuzluk, yoksulluk, devlet krizi, sığınmacı sorunu, rant-borç-talan ekonomisi ve neden olduğu ağır ekonomi sorunları ve toplumun siyasi kutuplara bölünmesine karşı devletin yeniden düzenlenmesi; millî birlik ve beraberliğin sağlanması, yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar ve ağır ekonomi sorunlarının çözümü, Türkiye için ağır bir güvenlik ve demografi sorunu oluşturan sığınmacı ve kaçakların gönderilmesi için ortak çalışma ve iş birliği detaylarının tespit edilmesidir.”

Protokolde yer alan 7 maddelik temel ilkeler şöyle:

1 – Anayasamızın ilk 4 maddesi ve 66. madde de yer alan Türk Vatandaşlığı konusundaki tanımı ve içeriği korunacaktır.

2 – 1924 yılında kurulan milli-üniter-laik devletten asla taviz verilmeyecektir. Bu değerlere bağlı kalınacaktır.

3 – Başta Suriyeliler olmak üzere tüm sığınmacılar ve kaçaklar en geç 1 yıl içerisinde ülkelerine geri gönderilecektir.

4 – Devletin varlığı ve bütünlüğünü hedef alan başta FETÖ, PKK, IŞİD olmak üzere bütün terör örgütleri ile etkin ve kararlı mücadele edilecektir. Terörle mücadele çerçevesinde, terörle bağlantısı hukuki kanıtlarla sabit olan mahalli idare yöneticileri yerine devlet görevlileri ataması uygulamasına yargı kararı çerçevesinde devam edilecektir. Terörle müzakere değil, mücadele edilecektir. Türkiye’nin milli ve üniter devlet yapısını hedef alan hiçbir siyasi ve hukuki düzenlemeye izin verilmeyecektir.

5 – Devletin bütün birimlerinde yapılacak görevlendirmelerde sadakat değil, liyakatin esas alınması sağlanacaktır.

6 – Bütün yolsuzluklar ile hukuk çerçevesinde çok etkin bir şekilde mücadele edilecektir.

7 – Devletin vatandaşına karşı şeffaf olunması ve açık davranması konularında tam mutabakata varılmıştır.

Paylaşın

Tutuklu Ve Hükümlü Sayısında Rekor: En Yaygın Suç Hırsızlık

2020 yılında pandeminin de etkisiyle düşüş eğilimi gösterse de 2012-2022 döneminde hemen her yıl düzenli olarak arttı. 2022 sonunda 341 bin 294’e ulaşan cezaevindeki nüfus, 2012-2022 döneminin en yüksek sayısı olarak kayıtlara geçti.

Hükümlülerin yüzde 24’ünün hırsızlık, yüzde 8’inin konut dokunulmazlığının ihlali, yüzde 7’sinin kasten yaralama, yüzde 6,7’sinin ise uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan cezaevinde olduğu açıklandı.

Adalet Bakanlığı, 2022 yılına yönelik ceza infaz kurumu istatistiklerini yayımladı. Ekonomik krizin önlenemez boyutlara ulaştığı 2022 yılında cezaevi nüfusu da tarihi rekor kırdı. Hırsızlık suçundan hüküm giyenlerin çoğunlukta olduğu tutuklu ve hükümlülerin sayısı 341 bin 294’e ulaştı.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, verilere göre cezaevlerindeki kişi sayısı, 2020 yılında pandeminin de etkisiyle düşüş eğilimi gösterse de 2012-2022 döneminde hemen her yıl düzenli olarak arttı. 2022 sonunda 341 bin 294’e ulaşan cezaevindeki nüfus, 2012-2022 döneminin en yüksek sayısı olarak kayıtlara geçti.

Ceza infaz kurumlarındaki toplam nüfusun yüzde 87,6’sını hükümlüler, yüzde 12,4’ünü ise tutuklular oluşturdu. Nüfusun yüzde 95,9’unun erkeklerden, yüzde 4,1’inin ise kadınlardan oluştuğu bildirildi.

Türkiye’de 2021 yılında 352 ile ifade edilen yüz bin kişi başına düşen ceza infaz kurumlarındaki kişi sayısı, 2022 yılında 400 oldu. 2022 yılında 12 ve daha yukarı yaştaki her yüz bin kişiden 485’i ceza infaz kurumlarına girdi.

En yaygın suç hırsızlık

Hükümlülerin yüzde 24’ünün hırsızlık, yüzde 8’inin konut dokunulmazlığının ihlali, yüzde 7’sinin kasten yaralama, yüzde 6,7’sinin ise uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan cezaevinde olduğu açıklandı.

1 Ocak 2022 – 31 Aralık 2022 tarihleri arasında ceza infaz kurumlarına 301 bin 410 kişinin hükümlü statüsünde giriş yaptığı, aynı dönemde 264 bin 844 hükümlü statüsünde kişinin de çıkış yaptığı kaydedildi. Ceza infaz kurumlarına girdiği tarihte 12-17 yaş grubunda olan hükümlülerin sayısının ise bin 373 olduğu açıklandı.

Paylaşın

Gıda Fiyatları 21 Ayda Yüzde 338,3 Arttı

Birleşik Kamu-İş tarafından yapılan “Halkın Enflasyonu” araştırmasına göre, Türkiye’nin, bugünkü enflasyon sarmalına sürüklendiği Eylül 2021’den bu yana gıda fiyatları yüzde 338,3 oranında arttı.

Haber Merkezi / Diğer bir ifadeyle Eylül 2021’de 100 liraya satın alınan bir gıda sepeti için bu yıl mayıs ayında 438 lira ödemek gerekirken, kamu çalışanı ve emeklisinin Eylül 2021’deki 100 liralık geliri 241 lira, asgari ücretlininki 300 lira, işçi ve bağımsız çalışan emeklisininki ise 232 lirada kaldı.”

Birleşik Kamu-İş tarafından yapılan araştırmaya göre gıda fiyatları mayısta yüzde 2,3, yılın ilk beş ayında 30,9, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 87,8 artış gösterdi. Araştırmaya ilişkin yapılan değerlendirmede “Yanlış ekonomik politikaların gıda fiyatlarında yol açtığı artış, açlık riskini giderek daha da büyütüyor” denildi.

Birleşik Kamu İş Görenleri Sendikaları Konfederasyonu (Birleşik Kamu-İş) tarafından yapılan “Halkın Enflasyonu” araştırmasının Mayıs 2023 sonuçları bugün açıklandı.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Ar-Ge Birimi’nin (KAMUAR) fiyatlarını Ankara’daki marketlerden düzenli olarak derlediği ve halkın en fazla tükettiği 64 temel gıda maddesinden oluşan bir sepeti esas alarak hazırladığı gıda fiyatları endeksi araştırması ile gelirinin büyük bölümünü gıdaya ayırmak zorunda olan ve enflasyona karşı herhangi bir koruması bulunmayan, dar ve sabit gelirlilerin, ücretlilerin ve yoksulların yaşadığı gerçek enflasyonun boyutunun tahmin edilmesi amaçlanıyor.

Araştırma sonuçlarına göre gıda fiyatları mayısta yüzde 2,3, yılın ilk beş ayında 30,9, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 87,8 artış gösterdi.

‘Açlık riskini giderek daha da büyüyor’

Araştırmaya ilişkin yapılan değerlendirmede ise şu ifadeler yer aldı:

“Yanlış ekonomik politikaların gıda fiyatlarında yol açtığı artış, açlık riskini giderek daha da büyütüyor. Eylül 2021’den bu yana kamu çalışanları ve kamu emeklilerinin ücret ve aylıkları enflasyon farkları da dahil yüzde 141 oranında arttı. Asgari ücretteki artış yüzde 200 oldu, işçi ve bağımsız çalışanların emekli aylıklarına ise yüzde 132,2 oranında zam yapıldı.

Türkiye’nin, yıllarca sürecek bugünkü enflasyon sarmalına sürüklendiği Eylül 2021’den bu yana gıda fiyatları ise yüzde 338,3 oranında arttı. Diğer bir ifadeyle Eylül 2021’de 100 liraya satın alınan bir gıda sepeti için bu yıl mayıs ayında 438 lira ödemek gerekirken, kamu çalışanı ve emeklisinin Eylül 2021’deki 100 liralık geliri 241 lira, asgari ücretlininki 300 lira, işçi ve bağımsız çalışan emeklisininki ise 232 lirada kaldı.”

Paylaşın

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Depremzedelere “Seçim” Mesajı

Sosyal medya hesabından depremzedelere yönelik mesajlar paylaşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Siyasi görüşü ne olursa olsun, 6 Şubat’ta yaşadığı büyük afetin ardından sandığa giden, tercihini demokratik yollarla gösteren deprem bölgesindeki tüm kardeşlerime en kalbî şükranlarımı sunuyorum” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Sandıkta tecelli eden iradenizin başımız üzerinde yeri vardır. Bizim vazifemiz hiçbir ayrım gözetmeden sizlere aşkla hizmet etmektir, 21 yıldır biz de bunu yaptık. Sırf bekledikleri sonuç çıkmadı diye yüreği yaralı insanlarımıza yönelik belli çevrelerce yürütülen hınç ve nefret furyasını reddediyoruz. Hamdolsun, devlet-millet el ele vererek yaralarımızı süratle sarıyoruz.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medyadan depremzedelere yönelik mesajlar paylaştı.

“Siyasi görüşü ne olursa olsun, 6 Şubat’ta yaşadığı büyük afetin ardından sandığa giden, tercihini demokratik yollarla gösteren deprem bölgesindeki tüm kardeşlerime en kalbî şükranlarımı sunuyorum. Sandıkta tecelli eden iradenizin başımız üzerinde yeri vardır. Bizim vazifemiz hiçbir ayrım gözetmeden sizlere aşkla hizmet etmektir, 21 yıldır biz de bunu yaptık.

Sırf bekledikleri sonuç çıkmadı diye yüreği yaralı insanlarımıza yönelik belli çevrelerce yürütülen hınç ve nefret furyasını reddediyoruz. Hamdolsun, devlet-millet el ele vererek yaralarımızı süratle sarıyoruz. Deprem illerimizde 910 bini aşkın çadır ile 117 bin konteynerin kurulumunu tamamladık, 13 bine yakın iş yerimizi faaliyete aldık.

Bugüne kadar 175 bin bağımsız bölümün inşa sürecini başlattık. Muhalefetin, çarpıtılmış bir fotoğraf karesi üzerinden diline doladığı Hatay Defne Devlet Hastanemizi 57 gün içinde hizmetinize sunduk. Önümüzdeki Ekim-Kasım gibi de inşallah sizleri yeni yuvalarınıza kavuşturmaya başlayacağız. 319 bini ilk bir senede olmak üzere toplamda 650 bin afet konutu inşa edeceğiz.

Gönlünüzü ferah tutun, lütfen hüzünlenmeyin, hiçbir zaman karamsarlığa kapılmayın. Şehirlerinize sahip çıkmaya, hayata dört elle sarılmaya devam edin. Biz yanınızdayız. Allah’ın izniyle sizi asla yalnız bırakmayacak, muhannete muhtaç etmeyeceğiz.”

Paylaşın

Hazine’nin Yüksek Riskli Borçları 929 Milyar Liraya Yükseldi

Hazine’nin olumsuz gelişmelere karşı daha az riskli olan sabit faizli borçların toplam borç stoku içindeki ağırlığı 4 ay içinde yüzde 71,39’dan yüzde 70.96’ya gerilerken tutar olarak yüzde 9,1 artarak 3 trilyon 256 milyara çıktı.

Buna karşılık riski görece daha yüksek olan değişken faizli borçlar aynı dönemde yüzde 16,7 artarak 796 milyardan 929 milyara yükseldi. TÜFE’ye endeksli borçlar ise 4 milyar TL artarak 403 milyar oldu.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 30 Nisan itibarıyla merkezi yönetim brüt borç stoku verilerini açıkladı.

Resmi verilere göre, merkezi yönetim brüt borç stoku yıl başından bu yana 408 milyar lira artarak 4 trilyon 180 milyar liradan 4 trilyon 588 milyar liraya yükseldi. Risk primindeki artışla birlikte dış borçlanma maliyetlerinin artması Hazine’nin borçlanmada içeriye dönmesine yol açtı.

Sözcü’den Erdoğan Süzer’in haberine göre, yılın ilk 4 ayında Türk Lirası cinsinden borç stoku 289 milyar lira artarken yabancı para cinsinden borçlardaki artış 120 milyar lira oldu. 4,6 trilyonluk borcun yaklaşık yarısı iç, yarısı da dış borçlardan oluşuyor.

Hazine verilerine göre, bu yılın Ocak ayında 4 trilyon 180 milyar liralık merkezi yönetim brüt borç stokunun 1 trilyon 979 milyarı iç borç, 2,2 trilyonu ise dış borçlardan oluşuyordu. Son 4 aylık dönemde dış borçlanma şartlarının ağırlaşıp iç borçlanmaya ağırlık verilmesiyle birlikte dış borç stokunda azalma, iç borç stokunda artış yaşandı.

Böylece 30 Nisan itibarıyla 4,6 trilyonluk borç stokunun 2 trilyon 293 milyarı iç, 2 trilyon 295 milyarı dış borçlardan oluştu. Dış borçla iç borç stoku arasındaki makas kapandı, iç-dış denge eşitlendi.

Hazine 4 aylık dönemde yurt içinden 314 milyar TL, yurt dışından 94 milyar TL yeni borç aldı. Bununla birlikte döviz cinsinden borçların stoktaki ağırlığı azalarak da olsa devam etti. 30 Nisan itibarıyla 4,6 trilyon liralık borç stokunun yüzde 37,8’i TL, yüzde 62,2’si döviz cinsinden oluşuyor. Yılın başında TL borçlar yüzde 34,6, döviz borçlar yüzde 65,4 düzeyinde bulunuyordu.

Merkezi yönetim borç stokunun faiz yapısında da yılın başına göre değişim yaşandı. Olumsuz gelişmelere karşı daha az riskli olan sabit faizli borçların toplam borç stoku içindeki ağırlığı 4 ay içinde yüzde 71,39’dan yüzde 70.96’ya gerilerken tutar olarak yüzde 9,1 artarak 3 trilyon 256 milyara çıktı.

Buna karşılık riski görece daha yüksek olan değişken faizli borçlar aynı dönemde yüzde 16,7 artarak 796 milyardan 929 milyara yükseldi. TÜFE’ye endeksli borçlar ise 4 milyar TL artarak 403 milyar oldu.

Paylaşın