Açlık Sınırı 26 Bin Yoksulluk Sınırı 85 Bin Lirayı Aştı

Haziran ayında dört kişilik bir ailenin açlık sınırı bir önceki aya göre bin 23 lira artarak 26 bin 115 liraya, yoksulluk sınırı ise 3 bin 292 lira artarak 85 bin 66 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Veriler, Türkiye’de çalışanların yaşam maliyetleri ile mevcut gelir düzeyleri arasındaki makasın açılmaya devam ettiğine işaret ediyor.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ), “Haziran 2025 Açlık ve Yoksulluk Sınırı” raporunu yayınladı.

Buna göre; Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 26.115,18 TL’ye, gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 85.065,75 TL’ye bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de aylık 33.586,82 TL ’ye yükseldi.

Verilere göre “mutfak enflasyonu” verilerindeki değişim Haziran 2025 itibariyle şu şekilde gerçekleşmiştir: Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış bir önceki aya göre yüzde 4,08 oranında gerçekleşti. On iki aylık değişim oranı yüzde 37,60 oldu. Yıllık ortalama artış ise yüzde 44,58 olarak gerçekleşti. Yılın ilk altı ayındaki değişim oranı yüzde 23,87 olarak gerçekleşti.

Gıda ürünleri fiyatlardaki değişim, harcama gruplarına göre şu şekilde oldu: “Süt, yoğurt ve peynir ürünlerinin bulunduğu grupta; takip edilen markalar arasında rekabet nedeniyle fiyat değişikliği gözlemleniyor olmasına rağmen süt, yoğurt ve peynir ürünlerinin ortalama fiyatlarında önemli bir değişiklik görülmedi.

Et, tavuk, balık, yumurta, kuru baklagiller ürünlerinin bulunduğu grupta; dana kıyma ve kuşbaşı etin kilogram fiyatında bir miktar artış tespit edildi. Balık sezonunun sona ermesiyle birçok balıkçı satış yapmazken, satışı yapılan tezgâhlarda ise az miktarda kültür balığı bulunmaktadır. Kuzu eti fiyatlarında da önemli bir değişiklik görülmedi. Tavuk etinin kilogram fiyatı markaların fiyat ayarlamalarına rağmen ortalama da değişmedi. Yumurtanın fiyatı yumurta ihracatında yapılan muafiyet düzenlemesinin etkisiyle bu ay bir miktar daha geriledi.

Kuru baklagiller (kuru fasulye, nohut, yeşil ve kırmızı mercimek) grubunda nohut ve yeşil mercimeğin fiyatı arttı. Diğer ürünlerin fiyatı sabit kaldı.

Meyve-sebze fiyatlarında mevsim koşullarına bağlı olarak beklenen gerileme geçen ay da belirtildiği üzere gerçekleşmedi. Semt pazarlarında yeşil soğan, maydanoz gibi salata yeşilliklerinin fiyatı değişmezken, mutfakların olmazsa olmazı patates ve kuru soğan da bu ay bir miktar gerileme görüldü. Meyvenin ortalama kilogram fiyatı bu ay da yükseldi. Patlıcan, kabak, fasulye, biber, salatalık ve domates fiyatı düşen sebzeler olarak gözlemlendi.

Sebze ortalama (ana yemekleri tamamlayan maydanoz, kıvırcık vb. salata yeşillikleri dâhil değil) kg fiyatı 54,46 TL, ortalama meyve kg fiyatı 138,65 TL oldu. Hesaplamada -bu ay- 19’u sebze ve 14’ü meyve olmak üzere toplam 33 üründeki fiyat değişimi dikkate alındı. Meyve-sebze ortalama kg fiyatı ise 83,33 TL (ana yemekleri tamamlayan maydanoz, kıvırcık gibi salata yeşillikleri bu hesaplamada ‘Ortalama Meyve-Sebze Fiyatı’ kapsamında değerlendirilmektedir) olarak tespit edilmiştir.

Ekmek, pirinç, un, makarna, bulgur, irmik gibi ürünlerin bulunduğu grupta; ekmeğin fiyatı değişmedi. Bu harcama grubundaki diğer ürünlerden pirinç ve makarnanın fiyatında bir miktar artış olduğu gözlemlendi. Bulgur ve un fiyatında önemli bir değişiklik tespit edilmedi. İrmiğin fiyatı aynı kaldı.

Temel yağ ürünlerinin bulunduğu grupta; margarin fiyatında artış olduğu tespit edildi. Tereyağı fiyatında belirli markalarda artış olduğu gözlemlendi fakat ortalamada fiyat değişmedi. Ayçiçek yağı ve zeytinyağının fiyatı aynı kaldı. Siyah zeytin aynı kaldı fakat yeşil zeytinin fiyatı bir miktar artış gösterdi. Yağlı tohum ürünlerinin fiyatı da aynı kaldı.

Son grupta yer alan gıda maddelerinden baharat ürünleri (kimyon, nane, karabiber vb.), çay ve ıhlamur fiyatı bu ay da değişmedi. Diğer ürünlerden pekmez de marka bazlı fiyat artışı olduğu gözlemlendi. Bal ve salçanın fiyatı arttı. Şeker ve reçelin fiyatın aynı kaldı.”

Paylaşın

“Şam, Golan Tepeleri’ni İsrail’e Verecek” İddiası

Şam yönetiminin, İsrail’in kendilerini tanıması karşılığında Golan Tepeleri’nin işgal edilen kısımlarını resmen vermeye razı geldiği öne sürüldü. ABD dışında bu bölgeleri İsrail toprağı olarak tanıyan yok.

Lübnan’daki özel bir TV kanalı, pazar günkü haberinde Suriye-İsrail müzakerelerine dair önemli bir iddiaya yer verdi.

LBCI’daki Toni Mrad imzalı haberde, “Bir zamanlar hayal bile edilemeyecek bir manşet gerçek olabilir: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’yla Şam’da görüşüyor” ifadesi kullanıldı.

Yeni Şam yönetiminin, İsrail’in kendilerini tanıması karşılığında Golan Tepeleri’nin 1967’de işgal edilen kısımlarını resmen vermeye razı geldiği öne sürüldü. Suriye’nin, Beşar Esad’ın düşüşü sırasında ve sonrasında kaybettiği topraklarıysa Tel Aviv’den geri istediği iddia edildi.

Önceden Suriye, İsrail’in Golan Tepeleri’nden tamamen çekilmesini isterken Tel Aviv bu talebi barış anlaşmasının önünde bir engel olarak görülüyordu. İki ülke, 1948’den beri teknik olarak savaş halinde.

Ahmed Şara önderliğindeki rejimin diğer talepleri şöyle sıralandı: Ülkenin güneyindeki güvenlik düzenlemelerinin açıkça tanımlanması, Ürdün, Suriye ve İsrail’in sınırlarının netleştirilmesi, ABD’nin Suriye’ye destek vermesi.

İsrail Ulusal Güvenlik Danışmanı Tzachi Hanegbi, Şam’la doğrudan temasta olduklarını geçen hafta açıklamıştı: “İsrail’le Suriye rejimi her gün her düzeyde doğrudan diyalog yürütüyor. Ben oradaki siyasi yetkililerle bu süreci yürütüyorum.”

İsrail, Suriye’ye ait Golan Tepeleri’ni 1967’den beri işgal altında tutuyor. ABD dışında bu bölgeleri İsrail toprağı olarak tanıyan yok.

İsrail’le Suriye arasında 1974’te imzalanan Kuvvetlerin Çekilmesi Anlaşması, tampon bölge ve silahtan arındırılmış bölgenin sınırlarını belirliyor. Ancak 8 Aralık 2024’te 61 yıllık Baas rejiminin çökmesiyle eş zamanlı olarak İsrail ordusunun Suriye’ye saldırıları arttı.

Ülkedeki askeri altyapıyı imha etmeye başlayan İsrail ordusu, Golan Tepeleri’ndeki işgalini genişleterek başkent Şam’ın 25 kilometre yakınlarına kadar sokuldu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

İşsiz Sayısı 12,6 Milyon!

Geniş tanımlı işsiz sayısı mayıs ayında 12 milyon 606 bin olarak kayıtlara geçti. Geniş tanımlı işsiz sayısı bir önceki yılın mayıs ayında 10 milyon 134 bin olarak kayıtlara geçmişti.

Haber Merkezi / Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), İşsizliğin Görünümü Raporu (Mayıs 2025) yayımlandı.

Rapordan öne çıkan bölümler şöyle: DİSK-AR tarafından TÜİK verilerinden yararlanarak yapılan hesaplamaya göre mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsiz sayısı ise Mayıs 2025’te 12 milyon 606 bin kişi olarak gerçekleşti.

Pandemi döneminde geniş tanımlı işsiz sayısının en yüksek olduğu ay Ocak 2021’di. Ocak 2021’de dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 12,3 ve işsiz sayısı 3,9 milyondu. Bu dönemde geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 29 ve geniş tanımlı işsiz sayısı ise 10,5 milyondu. Mayıs 2025’te geniş tanımlı işsiz sayısı pandeminin en yüksek olduğu dönemden 2 milyon 137 bin kişi yüksek hesaplandı.

Mayıs 2024 ve Mayıs 2025 arası bir yıllık dönemde dar tanımlı işsizlik azalmış olarak açıklansa da geniş tanımlı işsizlikte ciddi artış yaşandı. Mayıs 2024’te yüzde 25,4 olan geniş tanımlı işsizlik oranı son bir yılda 5,6 puan arttı. Mayıs 2024’te 10,1 milyon olan geniş tanımlı işsiz sayısı Mayıs 2025’te 12,6 milyon oldu. Böylece geniş tanımlı işsiz sayısında bir yıllık artış 2 milyon 472 bin oldu.

Geniş tanımlı işsiz sayısı Mayıs 2024’te 10 milyon 134 bin ve Mayıs 2025’te ise 12 milyon 606 bin olarak gerçekleşti. Geniş tanımlı işsiz sayısındaki artışın sebebi zamana bağlı eksik istihdam ve ümitsiz işsizler ile iş aramayıp çalışmaya hazır olanları, iş arayan ancak hemen çalışmaya başlayamayacak olanları kapsayan potansiyel işgücü sayısındaki artıştır.

Potansiyel işgücü sayısı son bir yılda 1 milyon 391 bin kişi artarak 3 milyon 869 binden 5 milyon 260 bine yükseldi. Başka bir ifadeyle Mayıs 2025 itibarıyla Türkiye’de 5,3 milyona yakın kişi, çalışmak istemesine rağmen iş bulamıyor.

İşsizlerin ezici çoğunluğu işsizlik ödeneği alamıyor

TÜİK’in resmi dar tanımlı işsizlerin ezici çoğunluğu işsizlik ödeneğinden yararlanamıyor. İşsizlik ödeneğinden yararlanma koşullarının ağır olması ve işsizlik sigortası kaynaklarının amacı dışında kullanılması sebebiyle işsizlerin büyük çoğunluğu işsizlik ödeneğinden yararlanamıyor.

Mayıs 2025’te TÜİK toplam dar tanımlı işsiz sayısını 2 milyon 972 bin kişi olarak açıkladı. İŞKUR’un Mayıs 2025 İşsizlik Sigortası Bültenleri verilerine göre ise bu ayda işsizlik ödeneği alabilenlerin sayısı 457 bin 244’tür. Böylece Mayıs 2025’te resmi işsizlerin sadece yüzde 15,4’ü işsizlik ödeneği alabildi.

Yaklaşık 2,6 milyon işsiz işsizlik ödeneğinden yoksun kaldı. Bu da işsizlerin yüzde 84,6’sının işsizlik ödeneği alamadığı anlamına geliyor.

Paylaşın

Türkiye’de İkinci El Araçlar Avrupa’dan 2,5 Kat Daha Pahalı

Türkiye’de sıfır kilometre araç fiyatları, Avrupa’ya kıyasla ortalama yüzde 70 daha yüksek. Bu fark, 0 – 5 yaş arası ikinci el otomobillerde 2,5 kata, 20 yaş ve üzerindeki araçlarda ise 5 kata kadar çıkıyor.

Almanya’da 2 bin Euro’ya satılan 20 yaşındaki bir Opel Astra, Türkiye’de 10 bin Euro’ya alıcı buluyor. Bu farkın temel nedeni, vergi yükünün her satışta araca yeniden eklenmesi.

Yüksek vergi yükü, Türkiye’de otomotiv pazarının büyüme hızını yavaşlatırken, ÖTV (Özel Tüketim Vergisi) ile ilgili olası düzenlemeler tekrar gündeme geldi. Neredeyse her ay ‘sıfır araç satışları rekor kırdı’ haberleri görülse de LenaCars’ın yaptığı kapsamlı araştırma, Türkiye’nin nüfusa kıyasla araç sahipliğinde OECD ülkeleri arasında geride kaldığını ortaya koyuyor.

2024 yılı itibarıyla Türkiye’de her bin kişiye 354 motorlu araç düşerken, Avrupa Birliği ülkelerinde bu oran ortalama 570’e ulaşıyor. Araştırmaya göre, Türkiye’de sıfır kilometre araç fiyatları, Avrupa’ya kıyasla ortalama yüzde 70 daha yüksek. Bu fark, 0-5 yaş arası ikinci el otomobillerde 2,5 kata, 20 yaş ve üzerindeki araçlarda ise 5 kata kadar çıkıyor.

Karar’dan Cihat Ceylan’ın aktardığına göre; Aradaki farkın vergilendirme sistemi nedeniyle ortaya çıktığına dikkat çeken LenaCars Genel Müdürü Selçuk Nazik, mevcut vergilendirme sisteminin hem güncelliğini yitirdiğini hem de sürdürülebilir olmadığını savunuyor.

Nazik, “Vergi politikamız gerçek piyasa koşullarına ve çevresel standartlara göre yeniden yapılandırılmalı. Bu, yalnızca tüketici için değil, yerli üretici ve yatırımcılar için de olumlu bir sinyal olur. Aynı zamanda Türkiye’nin araç sahipliği oranını OECD ortalamasına yaklaştırır. Sıfır kilometre araç fiyatlarının Avrupa’ya kıyasla bu denli yüksek olması; vergi politikalarının gözden geçirilmesi, dengeli, sürdürülebilir bir vergi politikasının ortaya konması ve tüketicinin vergi yükü altında ezilmemesi gerektiğini ortaya koyuyor” dedi.

Nazik, Türkiye’deki yüksek vergi yükünün sadece sıfır araçları değil, ikinci el piyasasını da etkilediğini vurguladı. Her 4 araçtan birinin 21 yaş ve üzeri olduğunu aktaran Nazik “Almanya’da 2 bin Euro’ya satılan 20 yaşındaki bir Opel Astra, Türkiye’de 10 bin Euro’ya alıcı buluyor. Bu farkın temel nedeni, vergi yükünün her satışta araca yeniden eklenmesi” ifadelerini kullandı.

Avrupa ülkelerinde Türkiye’deki gibi ÖTV benzeri bir ek vergi bulunmazken, vergilendirme genellikle aracın çevreye yaydığı emisyona göre yapılıyor. Türkiye’de ise sistem, alım gücüne ve vergi matrahına dayalı olarak işliyor. Bu durum, özellikle eski araçlara olan talebi artırıyor.

Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan geçen yeni ekonomi paketiyle otomobillerde uygulanan Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) oranlarında değişikliğe gidildi. Yeni düzenlemeye göre, 1600 cc motor hacmine sahip ve vergisiz fiyatı 280 bin TL’nin altında olan araçlar için geçerli olan yüzde 45, yüzde 50 ve yüzde 70’lik ÖTV oranları kaldırıldı. Artık bu araçlarda en düşük ÖTV oranı yüzden 80’den başlayacak.

“Piyasada vergi bazlı sürekli dalgalanmalar görmeye devam edeceğiz”

Yeni kanun teklifinde bazı üst segment hibritlerde ÖTV oranlarının yeniden artabileceği gündemdeyken, teşvik dengesine dikkat çeken Nazik, şu ifadeleri kullandı:

“Yüzde 10’luk dilim, orta segmente alım teşviki sunarken, üst dilimler hâlâ yüksek vergi altında. Matrah ve dilim aralıklarının güncellenmesi, gerçek piyasa koşullarına ve çevre düzenlemelerine uyarlanması otomotiv sektörünün ve tüketici güveninin önünü açacaktır. Enflasyonist ortamda matrah bazlı vergi sisteminin terk edilmesi, daha stabil, dengeli bir vergi reformu yapılması ihtiyaç. Aksi durumda piyasada vergi bazlı sürekli dalgalanmalar görmeye devam edeceğiz.”

Paylaşın

Hatimoğulları: Demokratik Cumhuriyetin İnşası İçin Yol Temizliğine İhtiyacımız Var

“Samandağ Kitap Fuarı”ndaki panelde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “100 yıllık cumhuriyet tarihinin demokratikleşmesi, demokrasiyle buluşması Türkiye halklarının, işçilerinin, emekçilerinin, kadınların, gençlerin, doğa ve insan hakları savunucularının taleplerinin yaşama geçmesi bakımından son derece önemlidir. Bunun için de bizim çok net bir yol temizliğine ihtiyacımız var” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Hatay’da Samandağ Belediyesinin organize ettiği Samandağ Kitap Fuarı’nda düzenlenen panele katıldı. Panelde konuşan Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi:

“Değerli arkadaşlar sözlerime başlarken öncelikle bu önemli organizasyonu günlerdir gerçekleştiren ve büyük emekler veren Samandağ Belediyesi’ne, Belediye Başkanı’na, yönetimine ve bütün kadrolarına, emektarlarına sonsuz teşekkürlerimizi sunuyorum. Hem Samandağ halkı adına hem Türkiye halkları adına hem de partim adına sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Çok sayıda paneller oldu. Biraz önce Emrah başkanımızla konuştuk. Burada neler konuşuldu, hangi panelde nasıl konular konuşuldu onları da kendi bize aktardı. Öyle değişik bir başlık koymuşlar ki bu panele ‘zamanların en iyisi zamanların en kötüsü’. Ben de döndüm başkana dedim ki ‘bizim kuşak zamanların en iyisini hiç görmedi’. Oldu mu zamanların en iyisi? Onu da çok bilmiyoruz.

Elbette ki tarihten bildiğimiz çok şey var ama bizler kendi yaşamlarımıza, kuşaklarımıza baktığımızda ne yazık ki zamanların en kötüsünde doğduk ve zamanların en kötüsünü yaşıyoruz. Bu dönemde Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından sonra dünyanın üçüncü dünya savaşına gebe olduğu, savaşların silsilesinin yaygın bir biçimde devam ettiği bir dönemden geçiyoruz. Üçüncü dünya savaşı arifesi gibi bir dönem. Bu dönemde özellikle Birinci ve İkinci Dünya Savaşının ortaya çıkma nedenleri olan küresel sermayenin ekonomik krizi, emperyalist güçlerin yeniden dünyayı paylaşım savaşları, bununla birlikte günümüze kadar gelen tek kutuplu dünyanın oluşturduğu yeni bir dünya düzeni kurulmuştur. Fakat şu anda Rusya-Ukrayna savaşının başlamasıyla biz Hatay’da yaşayan insanlar olarak çok yakından takip ettik.

Arap Baharı’nın yaşanmasıyla ve emperyalist güçlerin Arap Baharını adeta Arapların kışına çevirdiği, Ortadoğu halklarının kışına çevirdiği bir dönemde şimdiye geldik. Şimdiki zamanda biliyorsunuz Şam yönetimi değişti ve ondan sonraki süreçte İsrail’in İran’a saldırısı ve başlayan İran-İsrail savaşları oldu. Her fırsatta şu vurguyu yapıyorum. Bugün üçüncü dünya savaşının arifesinden geçtiğimiz bir dönemde koşulların aynen Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının koşullarına benzediğinin altını çizmeliyim.

Farklılık şu. Silahlar çok daha fazla gelişti. Dünya biyolojik silahların, siber savaşların, İran ve İsrail savaşında açığa çıktığı gibi nükleer silahların tehdidi altında. Yani bugün nükleer silah kullanıldığında hangi ülkede kullanıldığının önemi yok. Kocaman bir bölge. Ülkeler ve ulusların, yani birçok ülkenin etkileneceğini çok iyi biliyoruz. Böylesi bir zamanda bizim sınırları tanımayan, görmeyen, aşan enternasyonalist güçlü bir barış hareketine ihtiyacımız olduğunun altını çizmek isterim.

Bu mücadeleyi kendi ülkemizin sınırlarından başlatmak durumundayız. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, barış ve demokratik toplumun bugün gündeme gelmiş olmasının en önemli nedenlerinden birinin bahsini ettiğim küresel gelişmeler, siyasal gelişmeler olduğunu hepimiz biliyoruz. Biz şundan eminiz ki Türkiye’nin kendi iç barışını oluşturması, kendi iç adaletini, özgürlüklerini, demokrasisini inşa etmesi demek Türkiye’nin her anlamıyla halklar arasındaki birlik, beraberlik ve dayanışmayı güçlendirmesi, 86 milyon yurttaşımızın eşit yurttaşlık hakkı temelinde Türkiye’de yaşayabilmesi demek Türkiye’nin her anlamda Türkiye halklarının önünün açık olması demek. En önemlisi bizler bunu başarabilirsek Türkiye coğrafyasında biliyoruz ki sadece Türkiye’de değil, aynı zamanda Ortadoğu’nun barışına öncülük edebilecek durumda oluruz.

Türkiye şu an zamanların en kötüsünü hem bölgesel süreç bakımından hem dünyadaki siyasal, ekonomik, iktisadi gelişmeler, toplumsal gelişmeler bakımından en kötüsünü yaşıyor ama aynı zamanda iç siyaset bakımından da en kötü dönemlerinden birini yaşıyor. Baskıların arttığı, siyasetçilerin gözaltına alınıp tutuklandığı, seçilmişlerin gözaltına alınıp tutuklandığı, kayyımların atandığı, yerel yönetimler ve seçimlerin yok sayıldığı bir süreçten geçiyoruz. Bu süreci uzun uzun anlatmaya ihtiyaç duymuyorum. Ben şimdi burada bulunan siz değerli halkımızın bu sürece çok hakim olduğunu çok iyi biliyorum. Bölgenin dört bir yanından gelen bu yüzler ki önemli bir kesim bu mücadelenin yürütücüsü, bu mücadelenin ortak yürütücülerindensiniz.

Burada birkaç merak edilen vurguyu yapmak isterim. İç barış meselesi, bu sürecin tahkim edilmesi, çözüm süreçleri ve bunun yanı sıra esasen barış ve demokratik toplum derken biz neyi kast ediyoruz. Ben bu konuya kendi partimiz adına da açıklık getirmek istiyorum. Bizlerin bu süreçte söylediği çok net nokta şudur değerli arkadaşlar. Bugün biz barış sürecini bu ülkede tesis edeceksek bu barış süreci ne sadece Kürdün barışı ve demokrasisi olur ne sadece DEM Parti’nin barış ve demokrasisi olur. Bu, Türkiye halklarının tamamının barışı ve demokrasisi olmak zorundadır.

Bu nedenle biz özellikle bu süreci yürütürken Türkiye’de başta ana muhalefet partisi olmak üzere bütün muhalif partilerle, emek meslek örgütleriyle, ittifak güçlerimizle, sol sosyalist yapılarla, bileşenlerimizle ve Türkiye’de farklı ideolojilerden olan siyasi parti, oluşumlar, STK’lar, demokratik kitle örgütleri, her kesimle yedi yirmi dört görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki ne barış ne demokrasi hiç kimseye altın tepsiyle sunulmaz. Biz bunu örgütlenerek, mücadele ederek kazanabiliriz. Bu buluşmalarımızda Alevi toplumuyla, Türkiye’nin dört bir yanında ve merkezi olarak Alevilerin federasyonu ve konfederasyonuyla ortak çalışmalar yürüttük.

En son ben ve eş başkanımız değerli Tuncer Bakırhan ile birlikte heyetimizle şu anda tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’yla, Hatay’ın onuru ve şu an bizimle olması gereken sevgili Can Atalay’ın içinde olduğu çok sayıda siyasi kesimle, temsilciyle cezaevlerinde görüşmeler yaptık. Bunu daha geçen hafta gerçekleştirdik. Oradan hem Sayın İmamoğlu’nun verdiği hem de bizlerin verdiği mesaj barış demokrasisiz olmaz mesajıydı. Demokrasi bir kesime olmaz, demokrasi herkese olmak zorundadır. Bugün seçilmişlerin hapishanede olduğu bir dönemde Türkiye’nin demokratikleşmesinden bahsetmek akıl dışıdır.

Demokrasiyi tesis edebilmek için bir kere en önemli olan adım yargının bağımsızlığıdır. Yargının gerçekten siyasi hegemonyadan kurtularak hukuka dayalı bir şekilde karar vermesinin sağlanmasıdır. Bakın bu ülke nasıl demokratikleşecek diye sorular çok geliyor. Somut olarak atılması gereken adımları her fırsatta ifade ediyoruz. Ben buradan bir kez daha ifade etmek isterim. Acil adımlar atılmalıdır. Bunun için yasa değiştirmeye, yeni yasa ihdas etmeye gerek yok. Bugün AİHM kararlarının hayata geçmesi demek, AYM kararının hayata geçmesi demek sevgili Can Atalay’ın, Figen Yüksekdağ’ın, Selahattin Demirtaş ve arkadaşlarının, Osman Kavala ve bütün Gezi tutsaklarının serbest kalması demektir.

Bunun yapılması için Türkiye’nin taraf olduğu AİHS’in gereği olarak AİHM kararı acil bir biçimde yaşama geçmelidir. Önemli konulardan biri siyasi mahpusların özgürlüğüdür. Bugün içinde Samandağlı üniversiteli gençlerin de olduğu çok sayıda arkadaşımız gözaltına alınıp tutuklandı. Şimdi çok şükür önemli bir bölümü serbest kaldı ama hala hapishanede o gençler gibi görüşlerini ifade ettiği için gözaltında olan, tutuklu bulunan çok sayıda mahpus var. Onların özgürlüğü elbette önemli. Peki bunlar Türkiye’nin demokratikleşmesi için yeterli mi? Elbette değil. Kayyım yasası lağvedilirse de belediye başkanları ve eşbaşkanları serbest bırakılıp hepsi görevlerine iade edilse de önemli bir adımdır evet.

Bu adım zaten atılmalıdır. Ama bütün bunların toplamına baktığımızda Türkiye tek başına demokratikleşir mi? Buna ne yazık ki evet diyemeyiz. Türkiye’nin demokratikleşmesi için bu ülkede yaşayan bütün farklı halkların ve inançların; Alevilerin, Kürtlerin, Êzidîlerin, Hıristiyanların ve burada sayamadığım 72 milletten insanın bir kere eşit yurttaşlık hakkı temelinde hem dil hem inanç özgürlüğüne kavuşabilmesini, gerçekten bir eşit kardeşlik ilkesi çerçevesinde hayatına devam etmesini tesis etmek çok önemlidir.

“Demokratik cumhuriyetin inşası için yol temizliğine ihtiyacımız var”

Demokratikleşmenin yolunda olmazsa olmazlarımızdan birisi elbette yargı bağımsızlığı ve yargının gerçekten hukuki olarak işlemesidir. Bu konuda önemli adımların atılmasıdır. Yine çok önemli konulardan biri, kuvvetler ayrılığının inşa edilmesi. Yasama, yürütme ve yargı şu anda ne yazık ki mevcut olan rejimin tekelindedir. Geçmiş dönemde Türkiye bir demokrasi cenneti miydi? Tabiki hayır. Yine anti demokratik gelişmeler, uygulamalar olmuştur ama bununla birlikte atılması gereken en önemli adım kuvvetler ayrılığının daha fazla ihlal edildiği bu dönemde bunun hayata geçmesi çok önemlidir.

Bunlar elbette demokratik cumhuriyete giden yolu döşer. Ama demokratik cumhuriyet demek bundan çok daha fazlası demektir. 100 yıllık cumhuriyet tarihinin demokratikleşmesi, demokrasiyle buluşması Türkiye halklarının, işçilerinin, emekçilerinin, kadınların, gençlerin, doğa ve insan hakları savunucularının taleplerinin yaşama geçmesi bakımından son derece önemlidir. Bunun için de bizim çok net bir yol temizliğine ihtiyacımız var.

Şu ana kadar bahsini ettiğim konular bir yol temizliği anlamına gelir ama bundan sonraki aşama da demokratik ve sosyal bir cumhuriyeti güçlendirmek ve inşa etmektir. Burada elbette kast ettiğimiz aynı zamanda ekonomik adalettir. Türkiye tarihi boyunca nadir yaşamıştır böylesi ekonomik krizleri. Herkes kendi evinden, kendi hanesinden yoksulluğun ne kadar derinleştiğini çok iyi biliyor. Çünkü yaşıyor. Bugün Türkiye’de 50 milyon insan açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyorsa ekmeğimiz çok küçülmüş demektir. Bugün asgari ücret pula dönmüş, emeklinin hali ortadadır, kiralar aldı başını gitti. Ben Samandağ, Hatay için hiç konuşmayayım. İnsanların kiralayacak bir evi dahi yok. Hala burada depremden dolayı insanlarımız konteynırlarda yaşamlarını devam ettirmek zorunda.

Böylesi bir süreçte biz bir adaletten, demokratikleşmeden bahsedemeyiz. Dolayısıyla gerçekten bir demokratik cumhuriyetin inşası demek aynı zamanda ekonomik, sosyal adaletin sağlanması demektir. Bu bakımdan, Türkiye’deki işçilerin, emekçilerin, yoksulların güçlü bir örgütlenmeyle taleplerini ve sesini çok daha güçlü çıkarması gerektiği bir dönemdeyiz. Bu ülkede barışı tesis ettiğimizde, silahlar ve çatışmalar son bulduğu zaman örgütlenme alanlarının önünün çok daha güçlü bir şekilde açılacağına da inanıyoruz. Sendikal mücadelenin daha çok büyüyeceğine, emek mücadelesinin daha çok büyüyeceğine de inanıyoruz.

Bu panelimizde çok sayıda kadın arkadaşımız var. Tam da Samandağ’a yakışan, tam da bu coğrafyanın sosyolojik ve toplumsal yapısına uygun olan bir şekilde kadınlar burada. Burada çok uzun yıllar birlikte kadın mücadelesi yürüttüğümüz kadın arkadaşlar var. Bugün en temel sorunlardan biri Türkiye’nin demokratikleşmesinin yine en temel engellerinden biri kadın sorunu. Hangi toplumda olursa olsun, hangi konumda olursa olsun kadınlar şiddet görüyor. Biraz önce okuduğumuz haberde Adana’da bir kadın cinayeti daha yaşanmış.

Gün geçmiyor ki bir kadın cinayeti haberine uyanmayalım. Bizim bu demokratikleşme sürecinde bahsini ettiğimiz atılması gereken adım ve güçlü bir şekilde yürütülmesi gereken mücadele alanlarından biri kadın mücadelesidir. Şu an geriye dönüp baktığımızda Türkiye’de en derli toplu mücadele alanı kadın hareketidir. Çok farklı inanç ve halklardan olmayı başarabildi kadın hareketi. Ama yeterli değil. Bizler deprem bölgesinden başlamak üzere, Samandağ’ın en küçük mahallesinden başlamak üzere kadın örgütlülüğümüzü çok daha güçlü bir seviyeye taşımak gibi bir görev ve sorumluluğa sahibiz.

Bugün en yetenekli gençler, Türkiye’nin en güzel üniversitelerini bitirmiş olan gençler ne yazık ki göç yolunu tutuyor, Avrupa’ya gidiyor. Türkiye’de olağanüstü bir beyin göçü var. Sadece emek göçü yok, beyin göçü de var. Bunu engellemek gerekiyor. Bizim toplum olarak bu gençlere çok ihtiyacımız var. Gençler bizim geleceğimizdir. O yüzden gençlere Türkiye’de çok ciddi bir biçimde istihdam alanı yaratmak gerekiyor. Ama ne yazık ki mevcut olan iktidarın yürüttüğü 23 yıllık ekonomik politikalarla bırakın gençlere yeni istihdam alanları yaratmak, mevcut fabrikaları kapattılar, istihdam alanlarını ortadan kaldırıp daralttılar.

Bu bölge çiftçilikle, tarımla geçinen bir bölge. Hayata geçirmiş oldukları tarım politikasıyla Türkiye’de tarımı bitirdiler. Türkiye AKP iktidara gelmeden önce ihracatçı pozisyonunda olan ilk 9 ülkenin içindeydi. Şimdi biz ne yazık ki hububata, buğdaya ihtiyaç duyan bir ülke pozisyonuna geldik. Bunun da en önemli nedeni bu iktidarın uyguladığı ekonomik politikalardır. Biz bu ülkede demokrasiyi tesis edeceksek biraz önce konuştuğumuz başlıklar arasında en önemli yeri tutması gereken ekonomi politikalarında adalet, tarım politikasını güçlendirmek, tarımı ciddi bir biçimde teşvik etmek, çiftçinin yanında olmak, arazi tahsis etmek, her türlü ihtiyaçlarını karşılamak geliyor.

Ciddi bir teşvik politikasını temel gündemlerinden biri haline getirmelidir bu ülke. Bu konuda atılacak adımlar aynı zamanda ülkenin içinde bulunduğu ekonomik yoksulluğu da, ekonomik adaletsizliğin giderilmesiyle ilgili atılacak somut adımlardan biridir. Elbette bütün bu konuştuklarımız asıl konunun alt başlıkları. Asıl mesele bütün bu konuştuğumuz konular kapitalist, emperyalist sistemin bütün dünyada ve kendi ülkemizde yaratmaya çalıştığı iktisadi, askeri, kültürel siyasi her anlamdaki hegemonyadır. Bizim esasen buna karşı yürütmemiz gereken mücadele kelimenin tek ifadesiyle emperyalizme karşı, kapitalizme karşı halkların, işçilerin, emekçilerin ortak mücadelesini güçlendirmektir, bunun dışında bir seçeneğimiz yoktur.

Bunu bir yandan kendi ülkemiz, coğrafyamız, topraklarımızda sürdürmeliyken öte yandan uluslararası güçlerle bir araya gelerek bu mücadeleyi yani emperyalizme ve kapitalizme karşı birleşik, demokratik güçlü bir mücadeleyi, bir sınıf mücadelesini, bir barış mücadelesini güçlü kılmanın yolu aynı zamanda enternasyonalist hareketi buluşturmak, örgütlemek ve bunu geliştirmekten geçiyor. Bu anlamıyla bugün yürüttüğümüz bu tartışma ufkumuzu daha da açar. Güzel günleri hep beraber göreceğiz. Şairin dediği gibi ‘güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli günler göreceğiz, motorları maviliklere süreceğiz’. Motorları Akdeniz’in o hırçın dalgalarının içinde süreceğiz. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Enseyi karartmak yok, umutla mücadeleye devam.”

Paylaşın

2025 Yılı Dış Ticaret Açığı 41 Milyar Doları Aştı

2025 yılının ilk beş aylık döneminde, ihracat bir önceki yılın aynı dönemine göre, yüzde 3,4 artarak 110 milyar 904 milyon dolar, ithalat ise yüzde 5,8 artarak 152 milyar 160 milyon dolar oldu.

Haber Merkezi / Başka bir ifadeyle, 2025 yılının ilk beş aylık döneminde dış ticaret açığı 41 milyar 256 milyon dolar oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Dış Ticaret İstatistikleri Mayıs ve Ocak – Mayıs 2025 verilerini açıkladı. Buna göre; İhracat, mayıs ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,6 artarak 24 milyar 817 milyon dolar, ithalat yüzde 2,7 artarak 31 milyar 462 milyon dolar oldu.

İhracat 2025 yılının ilk beş aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,4 artarak 110 milyar 904 milyon dolar, ithalat yüzde 5,8 artarak 152 milyar 160 milyon dolar oldu.

Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ihracat, mayıs ayında yüzde 5,0 artarak 22 milyar 87 milyon dolardan, 23 milyar 197 milyon dolara yükseldi. Mayıs ayında enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ithalat yüzde 4,3 artarak 24 milyar 51 milyon dolardan, 25 milyar 90 milyon dolara yükseldi.

Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç dış ticaret açığı mayıs ayında 1 milyar 893 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret hacmi yüzde 4,7 artarak 48 milyar 287 milyon dolar olarak gerçekleşti. Söz konusu ayda enerji ve altın hariç ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 92,5 oldu.

Mayıs ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,7 artarak 6 milyar 468 milyon dolardan, 6 milyar 645 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı geçen yılın mayıs ayında yüzde 78,9 iken, mayıs ayında yüzde 78,9 oldu.

2025 yılının ilk beş aylık döneminde dış ticaret açığı yüzde 12,7 artarak 36 milyar 615 milyon dolardan, 41 milyar 257 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı geçen yılın ilk beş aylık döneminde yüzde 74,5 iken, bu yılının aynı döneminde yüzde 72,9’a geriledi.

Ekonomik faaliyetlere göre ihracatta, mayıs ayında imalat sanayinin payı yüzde 95,0, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,0, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,4 oldu. 2025 yılının ilk beş aylık döneminde ekonomik faaliyetlere göre ihracatta imalat sanayinin payı yüzde 94,1, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,7, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,6 oldu.

Geniş ekonomik gruplar sınıflamasına göre ithalatta, mayıs ayında ara mallarının payı yüzde 67,6, sermaye mallarının payı yüzde 14,6 ve tüketim mallarının payı yüzde 17,7 oldu. İthalatta, 2025 yılının ilk beş aylık döneminde ara mallarının payı yüzde 70,0, sermaye mallarının payı yüzde 13,7 ve tüketim mallarının payı yüzde 16,0 oldu.

İthalatta Çin ihracatta Almanya ilk sırayı aldı

Mayıs ayında ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 2 milyar 96 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 1 milyar 523 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 1 milyar 511 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 221 milyon dolar ile İtalya, 1 milyar 119 milyon dolar ile Irak takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 30,1’ini oluşturdu.

2025 yılının ilk beş aylık döneminde ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 9 milyar 188 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 6 milyar 899 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 6 milyar 641 milyon dolar ile ABD, 5 milyar 591 milyon dolar ile İtalya ve 4 milyar 874 milyon dolar ile Irak takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29,9’unu oluşturdu.

İthalatta Çin ilk sırayı aldı. Mayıs ayında Çin’den yapılan ithalat 4 milyar 315 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 3 milyar 261 milyon dolar ile Rusya Federasyonu, 2 milyar 687 milyon dolar ile Almanya, 1 milyar 670 milyon dolar ile İtalya, 1 milyar 517 milyon dolar ile İsviçre izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 42,8’ini oluşturdu.

2025 yılının ilk beş aylık döneminde ithalatta ilk sırayı Çin aldı. Çin’den yapılan ithalat 20 milyar 126 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 18 milyar 391 milyon dolar ile Rusya Federasyonu, 11 milyar 944 milyon dolar ile Almanya, 6 milyar 886 milyon dolar ile İtalya, 6 milyar 792 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 42,2’sini oluşturdu.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre; Mayıs ayında bir önceki aya göre ihracat yüzde 10,3 artarken, ithalat yüzde 5,0 azaldı. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise; Mayıs ayında bir önceki yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 5,3, ithalat yüzde 9,2 arttı.

Teknoloji yoğunluğuna göre dış ticaret verileri, ISIC Rev.4 sınıflaması içinde yer alan imalat sanayi ürünlerini kapsamaktadır. Mayıs ayında ISIC Rev.4’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 95,0’dır. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 4,0’dır. 2025 yılının ilk beş aylık döneminde ISIC Rev.4’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 94,1’dir. 2025 yılının ilk beş aylık döneminde yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 3,6’dır.

Mayıs ayında imalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 84,2’dir. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı yüzde 10,0’dır. 2025 yılının ilk beş aylık döneminde imalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 79,9’dur. 2025 yılının ilk beş aylık döneminde yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı yüzde 11,0’dır.

Özel ticaret sistemine göre, mayıs ayında, ihracat bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 3,0 artarak 22 milyar 658 milyon dolar, ithalat yüzde 1,3 artarak 29 milyar 320 milyon dolar olarak gerçekleşti. Mayıs ayında dış ticaret açığı yüzde 4,1 azalarak 6 milyar 947 milyon dolardan, 6 milyar 662 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2024 Mayıs ayında yüzde 76,0 iken, 2025 Mayıs ayında yüzde 77,3’e yükseldi.

Özel ticaret sistemine göre ihracat, 2025 yılının ilk beş aylık döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 4,0 artarak 100 milyar 965 milyon dolar, ithalat yüzde 5,9 artarak 142 milyar 660 milyon dolar olarak gerçekleşti.

2025 yılının ilk beş aylık döneminde dış ticaret açığı yüzde 10,9 artarak 37 milyar 608 milyon dolardan, 41 milyar 695 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı aynı döneminde yüzde 72,1 iken, bu yılın aynı döneminde yüzde 70,8’e geriledi.

Paylaşın

Erdoğan’dan Ekonomiye Yönelik Eleştirilere Tepki

Erdoğan, “Muhalefetin çizdiği karamsar tabloyla gerçekler arasında büyük fark var. Çiftçi kardeşimiz çok uygun fiyatta kredi kullanıyor. Ortada iflas etme, borç batağına batma, ödeyememe gibi bir durum yok. Tarım sektörümüz hamdolsun dimdik ayaktadır” dedi ve ekledi:

“23 yıldır duruşumuzdan taviz vermedik. Nisan ayında başımıza gelen zirai don olayında sergiledik. Hasar tazminatlarını ödemeye başladık. Zirai don olayından 65 ilimiz etkilendi. TARSİM kapsamında zararlarını karşıladık, sigortasız çiftçilerimizin zararlarını da karşılamaya devam ediyoruz. Kasım’a kadar, hem sigortalı hem sigortasız bütün çiftçilerimizin zararlarını karşılamış olacağız.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ziraat Bankası 4. Tarım Ekosistemi Buluşması’nda konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

Programa destek veren bakanlıklarımıza teşekkür ediyorum. Ziraat Bankası’na teşekkür ediyorum. Ziraat’ın kullandırdığı tarım kredisi 700 milyar lirayı aşmış durumda. Çiftçi kardeşlerimiz çok uygun şekilde kredi kullanıyorlar. Üretimlerini, kapasitelerini büyütmek için alıyorlar ve ödemelerini de yapıyorlar. Kredilerin dönüş oranı yüzde 97 seviyesinde, Ziraat Bankamızın verdiği kredilerde bu yüzde 99’a çıkıyor. Yani ödeyememe gibi bir durum söz konusu değildir. Çiftçimiz asla yalnız bırakmadık, bırakmayacağız. Zirai don olayında bir kez daha duruşumuzu sergiledik.

Hatırlarsanız, nisan ayında son 30 yılın en düşük sıcaklıkları kaydedildi. Kimi yerlerde -17’yi gören sıcaklık düşüşleriyle karşılaştık. Zirai don olayından 34 ilimiz büyük ölçüde olmak üzere 65 ilimiz etkilendi. TARSİM kapsamında hasar tazminatlarını ödemeye başladık. Sigortalı olmayan üreticilerimizin de zararlarını telafi ediyoruz. İnşallah, kasıma kadar hem sigortalı hem sigortasız bütün çiftçilerimizin zararlarını karşılamış olacağız.Yüzde 70’e varan prim desteği sağlıyoruz. Yeni sigorta ürünleri üzerinde de çalışıyoruz. Çiftçilerimizi sigorta yaptırmaya davet ediyorum.

Tarım sektörümüz dimdik ayaktadır. Türkiye yürüyüşüne devam etmektedir. Kutlu yürüyüşümüzü hiçbir güç engelleyemeyecektir. Ortada bir batan ve iflas eden varsa o ana muhalefetin felaket tellallığı siyasetidir. Ekranlardaki ve gazetelerdeki tartışmaları görüyorsunuz. Yıllarca beraber yol yürüdükleri arkadaşlarının İstanbul’da yaptıklarını açıkça itiraf etmeye başladılar. Heybedeki irili ufaklı turplar da bizzat kendi arkadaşları tarafından birer birer ortaya çıkarılıyor. İstanbul’u zehir bir karmaşık misali saran suç örgütünün kimleri haraca bağladığı ortaya çıkıyor.

İki yıl önce Türkiye’yi yönetmeye aday gösterdikleri arkadaş hakkında söylediklerini görüyoruz. Şaibeyle yatıp butlanla kalkıyorlar. Lafa gelince Kuvayi Milliyeci olmakla övünen parti başkanı yabancı siyasetçilerden ricada bulunuyor. Millete ve memlekete faydaları olmadığı gibi toksik siyasetleriyle ülkemize zarar veriyorlar. Meclis kürsüsünde mazot bidonuyla siyaset yapıyorlar. Rabbim milletimizi bunların insafına bırakmasın.

Çiftçimiz ürettikçe biz de onlara destek olduk. Reel olarak 2,1 trilyon lira destek verdik, 2025’te toplam 84 milyar lira ödeme yaptık. Yıl sonunda bu meblağ 135 milyar lirayı bulacak. 236 çeşit mahsul üretiliyor, birçoğunda kendimize yeter durumdayız. Sebze-meyvede dünyada 4.’yüz. Et ve yumurtada Avrupa’da 1.’yiz. Su ürünlerinde dünyada 16, Avrupa’da 2. sıradayız. Tarım ihracatımızı 3,8 milyar dolardan 38,6 milyar dolara yükselttik. 110 milyar dolar dış ticaret fazlası verdik.

İklim krizinin etkilerini daha fazla hissediyoruz. Tarım ve hayvancılığın önemi daha da artıyor. Son dönemde devrim niteliğindeki bazı düzenlemeleri hayata geçirdik. Üretim planlamasına başladık. Hangi ürünün nerede ve hangi miktarda üretileceğine karar veriyoruz. Toprak etüt ve ulusal toprak haritalamalarına ilişkin; 28 milyon hektar tarım ve mera alanımızda Dünya Bankası’ndan 143,5 milyon dolar finansman sağladık, 2,5 milyon hektarda çalışma tamamlandı, 6 milyon hektarda çalışmalar sürüyor.

1 Temmuz’da başlatacağımız tarım sayımı ile arazi büyüklüğünden ürün desenine kadar tüm verileri güncelleyeceğiz. Tüm çiftçilerimizi bakanlık ve TÜİK koordinasyonuyla yapılacak çalışmaya destek olmaya çağırıyorum.

“Çiftçimize cazip fırsatlarda kredi kullandırıyoruz”

Ziraat Bankamız, sektörün ihtiyaçlarına ve sizlerin beklentilerine uygun başarılı bir kredi paketi hazırlamış. ‘İşim Ziraat Kredisi’ ile birçok alanda çiftçimize cazip fırsatlarda kredi kullandırıyoruz. Yeni hayata geçecek bazı paketleri burada sizinle paylaşmak istiyorum. Sebze ve meyve yetiştirmek amacıyla sera kurmak isteyen üreticilerimize yeni kredi paketiyle destek oluyoruz. Bu kapsamda 10 dekarın altındaki sera yatırımlarının finansmanı için bir yıla kadar anapara ödemesiz, toplam 10 yıla kadar vadeli 10 milyon liraya kadar kredi imkanı sunuyoruz.

Yatırım tutarının yüzde 20’si öz kaynak olarak gerekirken genç ve kadın çiftçi olması hâlinde öz kaynak oranı yüzde 10 uygulanacak. Hâlihazırda büyükbaş süt hayvancılığı yapan işletmelerin kapasite artışına yönelik hayvan alımı için öz kaynak aranmaksızın bir yıl anapara ödemesiz, toplam 7 yıla kadar vadeyle 5 milyon liraya kadar yatırım kredisi veriyoruz.

Küçükbaş hayvan üreticilerimizi de elbette ihmal etmiyoruz. Ölçeklerini büyütmek, hayvan varlığını artırmak, atıl kapasitelerini üretime kazandırmak isteyen küçükbaş yetiştiricilerimizin önünü açıyoruz. Tarım Bakanlığımız ile Ziraat Bankası iş birliğinde yürütülen ‘Köyümde Yaşamak İçin Bir Sürü Nedenim Var’ projesindeki küçükbaş kredilerinin limitini 600 bin liradan 1 milyon 200 bin liraya çıkartıyoruz. Kredi imkanlarının çiftçilerimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.”

Paylaşın

“Kilise İle Hükümet” Arasında Gerilim: Ermenistan’da Neler Oluyor?

Ermenistan’da “Kilise ile Hükümet” arasındaki gerilim, derin bir krize işaret ederken, Hükümet ülkeyi istikrarsızlaştırma planlarını engellediğini öne sürüyor. 

Haber Merkezi / Başbakan Nikol Paşinyan, 25 Haziran’da, Başpiskopos Bagrat Galstanyan liderliğindeki bir grubun “darbe planı” yaptığını ve bu planın güvenlik güçleri tarafından engellendiğini duyurdu.

Galstanyan ve 14 şüpheli, Kasım 2024’ten beri hükümeti yasal olmayan yollarla devirme ve “terör eylemleri” planlama suçlamasıyla gözaltına alındı.

Ermenistan Ulusal Güvenlik Servisi, Galstanyan’ın evinde geniş çaplı bir arama yaparken, Soruşturma Komitesi, Galstanyan ve suç ortaklarının anayasal düzeni şiddet yoluyla değiştirme amacı taşıdığını açıkladı.

27 Haziran’da, Apostolik Kilisesi’nin Eçmiadzin’deki merkezine operasyon düzenlendi. Şirak Başpiskoposu Mihail Ajapahyan, darbe çağrıları yaptığı gerekçesiyle gözaltına alındı. Paşinyan, bu operasyonları “kriminal oligarşik ruhban sınıfının iktidarı gasp planı” olarak nitelendirdi.

Paşinyan’a göre, darbe girişimi 23 Haziran’da başlayıp 30 Haziran’da yönetimi ele geçirmeyi hedefliyordu. İddialara göre, eski devlet başkanları Robert Koçaryan ve Serj Sarkisyan ile bazı muhalif partiler ve Rusya bağlantılı iş adamları da bu plana dahildi.

Galstanyan ve suç ortaklarının darbe planlarını tartıştığına dair ses kayıtları yayınlandı, bu da darbe iddialarını güçlendiren bir unsur olarak öne çıkıyor.

Son gelişmeler, din ve devlet arasındaki gerilimin bir yansıması olarak görülüyor. Peder Zareh Aşuryan’ın Paşinyan’ı “sünnetli” olmakla suçlayarak Hristiyan olmadığını ima etmesi, tansiyonu yükseltti. Paşinyan bu iddiaya alaycı bir şekilde yanıt vererek, Ermeni Kilisesi Başkanı II. Karekin’e penisini göstermeyi teklif etti.

Paşinyan, kilisenin siyasi ve mali çıkarlar peşinde olduğunu ima ederken, muhalefet ve kilise destekçileri, bu suçlamaların Paşinyan’ın iktidarını sağlamlaştırmak için bir bahane olduğunu öne sürüyor.

Rusya, olayları Ermenistan’ın “iç meselesi” olarak nitelendirerek tarafsız bir duruş sergiledi, ancak ülkede hukukun üstünlüğü ve istikrarın korunmasını desteklediğini belirtti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in sözcüsü Dmitry Peskov, yaşanan olayları “Ermenistan’ın iç meselesi” olduğunu söyledi ve Rusya vatandaşı olan iş adamının tutuklanması konusunda Erivan ile temas halinde olduğunu belirtti.

Ermenistan’da din ve devlet arasındaki çatışma, ekonomik sorunlar (yüksek işsizlik, yoksulluk) ve dış politikadaki gerginliklerle (Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkiler) birleştiğinde, toplumda ciddi bir kutuplaşma yaratıyor.

Nikol Paşinyan, Serj Sarkisyan’ın istifasına yol açan 2018’deki protestoların ardından iktidara geldi. Paşinyan, Türkiye ile ilişkileri iyileştirme, Azerbaycan ile ateşkes sağlama ve ülkeyi Rus etkisinden uzaklaştırma vaadiyle seçilmişti.

Gelecek yıl Ermenistan’da parlamento seçimleri yapılacak. Son kamuoyu yoklamalarına göre, katılımcıların yalnızca yüzde 15’i Başbakan Paşinyan’a hala destekliyor.

Paylaşın

DEVA Partisi’nde İstifa Depremi: Meclis’teki Sandalye Sayısı 8’e Düştü

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Tekirdağ Milletvekili Cem Avşar ve İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, partilerinden istifa ettiklerini açıkladı. Avşar ve Rızvanoğlu’nun istifalarıyla birlikte DEVA Partisi’nin Meclis’teki sandalye sayısı 8’e düştü.

Haber Merkezi / Cem Avşar, istifa açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “9 Mart 2020 tarihinde kurucuları arasında yer aldığım Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi’nden ayrıldığımı kamuoyunun bilgisine sunarım. Bu yolculuk boyunca; Türkiye’yi içine girdiği siyasi çıkmazdan çıkarmak, her kesimden insanla çözüm üretilebileceğini göstermek, demokrasiyi güçlendirmek ve hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek amacıyla bir araya geldiğimiz başta Sayın Ali Babacan olmak üzere, tüm kurucu arkadaşlara, genel merkez yöneticilerine, teşkilatlarda emek veren üye ve gönüllülere teşekkür ediyorum.

Geldiğimiz süreçte siyasi duruşumla DEVA Partisinin politik süreci arasında oluşan mesafe nedeniyle, yoldaşlık hukukunu gözeterek yaptığım uzun bir değerlendirme süreci ardından partiden ayrılma kararı aldım. Sayın Genel Başkan Ali Babacan’a ve partinin tüm kadrolarına başarılar diliyor; ülkemizin demokratik geleceğine katkı sunacak her çalışmada yollarının açık olmasını diliyorum. Milletvekili olarak görev yaptığım Tekirdağ ve kıymetli hemşehrilerim için ve elbette ülkemin geleceği adına; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 2Millete efendilik yoktur, hizmet vardır’ sözünü şiar edinerek, azim ve kararlılıkla çalışmaya devam edeceğim.”

“Türkiye için çalışmaya kararlılıkla devam edeceğim”

Evrim Rızvanoğlu ise açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Siyaset hayatıma adım attığım ve kurucusu olduğum DEVA Partisinden, bugün itibarıyla istifa ettiğimi kamuoyuyla paylaşmak istiyorum. Bu partide birlikte yol yürüdüğüm; genel merkezde, il ve ilçe teşkilatlarında, gece gündüz demeden Türkiye için emek veren olağanüstü insanlara gönülden teşekkür ederim. Hepinizden hakkınızı helal etmenizi dilerim. Biliyorum, bu kararım bazı dostlarımı üzecek. Ancak siyaset, sadece kurumsal değil, aynı zamanda bireysel bir yolculuk. Türkiye’nin derinleşen sorunları karşısında zamanla benim siyasi yaklaşımımda da farklılaşmalar oldu. Bu nedenle, hem kendim hem de partim açısından daha sağlıklı bir sürecin önünü açmak adına bu kararı aldım.

DEVA Partisi, benim için adeta bir okul oldu. Sayın Ali Babacan’ın ve değerli kadrolarımızın üzerimdeki emeğini hiçbir zaman inkâr edemem. Deneyimli siyasetçilerle, liyakatli bürokratlarla ve pırıl pırıl gençlerle birlikte olmak bana hem ilham verdi hem de önemli bir tecrübe kazandırdı. Bu nedenle DEVA’nın üzerimdeki emeği çok büyüktür. Milletvekili seçilmemde ve sonrasında büyük emek veren başta Deva Partisi İstanbul İl Başkanlığı olmak üzere bugün hâlâ DEVA Partisinde görev yapan ya da geçmişte bu çatı altında emek vermiş olan herkese içten bir minnet borçluyum. Kendimi onları tanıdığım için çok şanslı hissediyorum.

Muhalefet partilerinin birbirini yıpratmadan, ortak değerlerde buluşarak ülkemizin geleceği için birlikte mücadele etmesi gerektiğine olan inancımı koruyorum. Çünkü bu mücadele; halk adına iktidarı denetleme, adaleti ve özgürlüğü savunma meselesidir. Ben de bu anlayışla, farklı bir kulvarda ama aynı inançla yoluma devam edeceğim.

Beni takip edenler bilir. Kendi sınırlarımı ve kapasitemi hep zorluyorum. Daha çok öğrenmeye, ülkemiz için daha çok üretmeye ve katkı sunmaya çalışıyorum. Halkın bana emanet ettiği vekillik görevinin hakkını, gece gündüz demeden çok çalışarak ve doğru işler yaparak vermeye çalışıyorum. Birlikte çalıştığım ekip arkadaşlarım da en az benim kadar yoğun emek harcıyor. Çünkü ülkemizin içinde bulunduğu tablo, hepimizden daha fazla sorumluluk ve daha fazla emek istiyor. Türkiye uzun süredir sadece ekonomik değil, toplumsal olarak da derin bir sıkışmışlık içinde. Bu yüzden daha adil, daha özgür ve daha huzurlu bir Türkiye için çalışmaya kararlılıkla devam edeceğim.”

Paylaşın

CHP’de “Mutlak Butlan” Tartışmaları: Kim Ne Dedi?

CHP’de (Cumhuriyet Halk Partisi) “mutlak butlan” tartışmaları, 4 – 5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Kurultay ve 6 Nisan 2025 tarihli 21. Olağanüstü Kurultay’ın iptali için açılan davalar etrafında yoğunlaşmış durumda.

Kurtuluş Aladağ / Bu davalar, kurultaylarda “usulsüzlük” ve “şaibe” iddialarıyla gündeme gelmiş, mahkeme tutanağına “mutlak butlan” ifadesinin girmesi ile birlikte tartışmalarda alevlenmiştir.

Mutlak butlan, bir hukuki işlemin baştan itibaren kanuna, kamu düzenine veya ahlaka aykırı olması nedeniyle geçersiz sayılması anlamına gelir ve bu durumda kurultaylar hukuken hiç yapılmamış kabul edilebilir.

CHP yönetimi, mutlak butlan kararının partiyi zayıflatmak için siyasi bir hamle olduğunu savunurken, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “kayyuma bırakmam” çıkışı, İmamoğlu, Yavaş ve Özel cephesinde sert tepkilere yol açarken, parti içinde de bölünme endişesi artmış durumda.

Kılıçdaroğlu: CHP kayyuma teslim edilemez

CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, mahkemeden mutlak butlan kararı çıkması durumunda partinin başına döneceğini belirtmiş ve bu kararı tanımamanın hukuki bir karşılığı olmadığını vurguladı. Kılıçdaroğlu, partinin kayyuma teslim edilmesi riskine karşı, “CHP kayyuma teslim edilemez. CHP’nin DNA’sı ile oynanıyor, buna izin veremem” dedi.

Kılıçdaroğlu, kendisini ziyaret eden CHP’lilere, “Ne atamaları yapabilirler, ne faturaları ödeyebilirler, genel merkezde kim varsa bunları o yapar” diyerek görevi kabul edeceğini ifade etti. Kılıçdaroğlu ayrıca, “Umarım böyle bir karar çıkmaz, ama çıkarsa partiyi kayyuma bırakmam” diyerek kararlı bir duruş sergiledi.

Özel: CHP’yi kurultayda seçilmemiş kimse yönetemez

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Kılıçdaroğlu’nun olası mutlak butlan kararını kabul etmesinin “tarihsel bir hata” olacağını savunmuş ve “CHP’yi kurultayda seçilmemiş kimse yönetemez” dedi. Özel, Siyasi Partiler Kanunu’nda kayyım değil, çağrı heyeti olduğunu ve 40 gün içinde yeni bir seçim yapılabileceğini belirtti.

Özel ayrıca, “Kayyıma da butlana da partiyi bırakmayız” diyerek mevcut yönetimin partiyi koruma kararlılığını vurguladı.

İmamoğlu’nda Kılıçdaroğlu ve destekçilerine uyarı

Tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nde Kılıçdaroğlu’nun mutlak butlan kararını kabul etme tavrına sert tepki gösteren Ekrem İmamoğlu, “Büyük bir ihanete uğrama duygusuyla karşı karşıyayım. Çok içimi yaktı” diyerek hayal kırıklığını dile getirdi.

Ekrem İmamoğlu ayrıca, “Mutlak butlan hevesinde olanlar utançla hatırlanır, lanetlenirsiniz. Ailenize ve çocuklarınıza temiz bir isim bırakmak istiyorsanız bu yoldan geri dönün” diyerek Kılıçdaroğlu ve destekçilerine uyarıda bulundu.

Yavaş’tan Kılıçdaroğlu’na uzlaşma çağrısı

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyaret eden heyet arasında yer aldı ve onun “Partiyi kayyuma teslim etmem” sözlerine tepki gösterdi. Yavaş’ın “Bu yaptığınız CHP’yi böler. Bunu yaparsanız siyasetten çekilirim” diyerek rest çektiği iddia edildi. Mansur Yavaş, partinin bölünmemesi ve bütünleşmesi gerektiğini savunarak Kılıçdaroğlu’na uzlaşma çağrısı da yaptı.

Hukukçular ne dedi?

Eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk,  siyasi partilere kayyım atanmasına yönelik yasal bir hüküm olmadığını, sadece çağrı heyeti atanabileceğini belirtti. Türk, çağrı heyetinin görevinin partiyi kurultaya götürmek olduğunu vurguladı.

Eski Cumhuriyet Savcısı Bülent Yücetürk, mutlak butlan kararının kaosa yol açabileceğini, kararın hemen uygulanmayacağını ve istinaf/temyiz süreçleriyle uzayabileceğini söyledi. Yücetürk, Kılıçdaroğlu’nun görevi reddetmesi durumunda 45 gün içinde yeni bir kurultay toplanabileceğini belirtti.

Eski Yargıtay Hâkimi Ömer Faruk Eminağaoğlu, mutlak butlan kararının kesinleşmesi için istinaf ve temyiz süreçlerinin tamamlanması gerektiğini, Kılıçdaroğlu’nun davacı olmadığı için otomatik olarak genel başkanlığa dönemeyeceğini ifade etti.

Hukukçu Ersan Şen, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) kurultayı onayladığını, bu nedenle mutlak butlan kararı çıkmasının zor olduğunu savundu. Hukukçu Cem Kaya, mutlak butlan kararı çıksa bile Çankaya İlçe Seçim Kurulu’nun son sözü söyleyeceğini, mevcut delegelerle yeni bir kurultay yapılabileceği için Kılıçdaroğlu’nun doğrudan geri dönemeyebileceğini belirtti.

Dava ne zaman görülecek?

30 Haziran 2025’te Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülecek davada, kurultayların “şaibe” iddialarıyla iptali ve mutlak butlanla geçersiz sayılması talep edilmektedir. Mahkeme, 4-5 Kasım 2023 kurultayının yok hükmünde olduğunun tespiti, Özgür Özel ve mevcut MYK/PM üyelerinin görevden alınması ve Kılıçdaroğlu ile önceki PM üyelerinin iadesi taleplerini değerlendirmektedir.

Mutlak butlan kararı çıkarsa, kurultaylar hukuken geçersiz sayılabilir, Özgür Özel’in genel başkanlığı düşebilir ve Kılıçdaroğlu’nun geri dönmesi gündeme gelebilir. Ancak CHP yönetimi, bu durumda Kılıçdaroğlu’nu genel merkeze sokmamak ve yeni bir kurultay düzenlemek için planlar yapmaktadır. Parti, YSK’nın kurultayı onaylamış olmasını hukuki bir dayanak olarak görüyor.

Paylaşın