İstanbul’da Kiralar 30 Bin Liraya Dayandı: Asgari Ücret 22 Bin Lira

25

Veriler, ağustos ayı itibarıyla İstanbul’da ortalama kiraların 32 bin 500 liraya yükseleceğini öngörüyor.

İstanbul’da yaşam maliyetleri artmaya devam ederken, barınma krizi de büyüyor. İstanbul Gayrimenkul Değerleme tarafından açıklanan son verilere göre, kent genelinde ortalama kira bedeli haziran ayı itibarıyla 30 bin TL’ye ulaştı.

Bu rakam, 22 bin TL olan asgari ücretin yaklaşık yüzde 36 fazlasına denk geliyor. Veriler, ağustos ayı itibarıyla ortalama kiraların 32 bin 500 TL’ye yükseleceğini öngörüyor.

İstanbul’da kira bedelleri ilçeden ilçeye büyük farklılık gösteriyor. Şehrin merkezi ve sahil kesimindeki ilçelerinde kira rakamları adeta uçuşa geçti. Kadıköy, Beşiktaş ve Sarıyer gibi ilçelerde ortalama kira 50 ila 55 bin TL’ye ulaşırken; Eyüpsultan, Üsküdar ve Bakırköy gibi ilçelerde de 40 bin TL’nin üzerinde seyrediyor.

İstanbul’da ortalama kiraların bazı ilçelerdeki dağılımı şöyle:

Kadıköy: 55.000 TL
Beşiktaş: 50.000 TL
Sarıyer: 55.000 TL
Üsküdar: 36.000 TL
Maltepe / Ataşehir / Şile / Beykoz / Başakşehir: 35.000 TL
Şişli: 31.000 TL
Beyoğlu: 32.000 TL

Bu ilçelerde bir asgari ücretli, maaşının iki hatta üç katı kadar kira ödemek zorunda kalırken, birçok kişi için bu bölgelerde yaşamak artık erişilmez hale geldi.

Asgari ücretle geçinmeye çalışanlar için tek seçenek, İstanbul’un daha düşük kira ortalamasına sahip bölgelerinde ev aramak oldu. Ancak bu bölgelerde dahi kiralar, maaşın tamamına yaklaştığı için faturalar, ulaşım ve temel ihtiyaçlara bütçe ayırmak neredeyse imkânsız hale geliyor.

Göreceli olarak daha uygun kira bedellerine sahip ilçeler şöyle:

Esenyurt: 17.000 TL
Bağcılar: 19.000 TL
Sultangazi / Arnavutköy: 20.000 TL
Fatih / Silivri / Sultanbeyli: 22.000 TL

Bu ilçelerde dahi ortalama kira asgari ücretin tamamını tüketiyor. Yani bir işçi, maaşının tamamını kiraya verse bile fatura, gıda ve ulaşım gibi zaruri ihtiyaçlarını karşılayamıyor.

Paylaşın

Türkiye’de 18,6 Milyon Kişi Yoksulluk Sınırı Altında Yaşıyor

Eurostat’ın verilerine göre, Türkiye’de yoksulluk riski altında bulunan nüfusun oranı yüzde 22,6. Bu oran, yaklaşık 18 milyon 675 bin kişinin yoksulluk sınırında ya da altında yaşadığını ortaya koyuyor.

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat), 2024 yılına ilişkin Avrupa Birliği (AB) Gelir ve Yaşam Koşulları İstatistikleri’ni yayımladı. AB üyesi ve kapsam dahilindeki toplam 29 ülkenin yer aldığı çalışmada, ülkelerde yoksulluk riski altında yaşayan nüfus oranları karşılaştırıldı. Türkiye, açıklanan verilere göre en yüksek yoksulluk riski taşıyan ülkeler arasında ilk sırada yer aldı.

Eurostat’ın verilerine göre, Türkiye’de yoksulluk riski altında bulunan nüfusun oranı yüzde 22,6 olarak hesaplandı. Bu oran, yaklaşık 18 milyon 675 bin kişinin yoksulluk sınırında ya da altında yaşadığını ortaya koyuyor. Türkiye, bu oranla Avrupa ülkeleri arasında en yüksek yoksulluk riski taşıyan ülke konumuna geldi.

Eurostat verileri, AB genelinde yoksulluk riski altında bulunan nüfus oranının ortalama yüzde 16,2 olduğunu gösterirken, Euro Bölgesi özelinde bu oran yüzde 16,6 olarak açıklandı. Türkiye’nin ardından en yüksek yoksulluk riski taşıyan ülkeler sırasıyla Bulgaristan (%21,7) ve Letonya (%21,6) oldu.

Öte yandan en düşük yoksulluk oranlarına sahip ülkeler arasında ilk sırayı yüzde 9,5 ile Çekya aldı. Onu, Belçika (%11,5) ve Danimarka (%11,6) takip etti. Bu ülkelerde sosyal refah politikalarının güçlü olması ve gelir dağılımının daha dengeli olması, yoksulluk riskinin düşük olmasında etkili faktörler olarak öne çıkıyor.

Eurostat’ın verileri, Türkiye’de yoksulluk riski altındaki milyonlarca kişinin durumunu gözler önüne sererken, Türk-İş’in Mayıs 2025 tarihli “Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması” da yoksulluğun derinliğini bir kez daha ortaya koydu.

Buna göre, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 25 bin 92 TL olurken, yoksulluk sınırı 81 bin 733 TL’ye ulaştı. Bu veriler, Türkiye’de yalnızca temel gıda ihtiyaçlarını karşılamak için bile bir ailenin aylık 25 bin TL’ye ihtiyaç duyduğunu, insanca yaşamak içinse 80 bin TL’nin üzerinde bir gelir gerektiğini ortaya koyuyor.

Eurostat verilerine göre Türkiye’de 15-24 yaş arası gençlerin yüzde 21,2’si yoksulluk riski altında bulunuyor. Bu oran, AB ortalaması olan yüzde 21,4 ve Euro Bölgesi ortalaması olan yüzde 21,7’nin biraz altında kalsa da dikkat çekici. Türkiye’de yoksulluk riski altındaki genç nüfus sayısı 2 milyon 870 bin olarak açıklanırken, bu grup toplam yoksul nüfusun yüzde 15,4’ünü oluşturuyor.

Paylaşın

Özel, Anket Sonucunu Paylaştı: CHP, AK Parti’nin 5,5 Puan Önünde

Marmara Cezaevi önünde basın mensuplarına konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “12 Haziran’da sahadan dönen ilk haziran ayının anketi gelmiştir. Kararsızlar dağıtılmadan CHP, AK Parti’nin 5,5 puan önündedir” dedi ve ekledi:

“İlk kez kararsızlar dağıtıldıktan sonra yüzde 40’ın üzerinde bir oranla CHP, tarihte diyeceğim, 1977’de 41,4 var ama o zaman anket yok. Tarihte ilk kez ankette yüzde 40’ı görüyoruz. AK Parti ile 6 puan, 6,5 puan farkı görüyoruz kararsızlar dağıtıldıktan sonra.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Silivri’deki Marmara Cezaevi’ne tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret etti. Özel, ziyaretin ardından basın mensuplarına konuştu.

Özel, “Ekrem Başkanımızın özellikle kendisiyle ilgili değil ama çocuklarından ayrı annelerle ilgili, rehin alınan evlatlarla ilgili çok ciddi bir rahatsızlığı var. Diyor ki, ‘Ben bütün yükü tek başıma sırtıma almaya razıyım. Beni birkaç ay sonra bırakacaklarına hemen anneleri, evlatları bıraksınlar. Biz yatarız, masumiyetimiz ispatlanınca çıkarız’ dedi. Ama bu kadar haksızlığın, hukuksuzluğun yapılmasına ciddi itirazı var” ifadelerini kullandı.

Haziran ayı anket sonucunu paylaşan Özel, şunları söyledi: “12 Haziran’da sahadan dönen ilk haziran ayının anketi gelmiştir. Kararsızlar dağıtılmadan CHP, AK Parti’nin 5,5 puan önündedir. İlk kez kararsızlar dağıtıldıktan sonra yüzde 40’ın üzerinde bir oranla CHP, tarihte diyeceğim, 1977’de 41,4 var ama o zaman anket yok. Tarihte ilk kez ankette yüzde 40’ı görüyoruz. AK Parti ile 6 puan, 6,5 puan farkı görüyoruz kararsızlar dağıtıldıktan sonra.”

Fatih Altaylı’nın tutuklanmasına tepki

Gazeteci Fatih Altaylı’nın tutuklanmasına tepki gösteren Özel, “Sadece siyaset yorumlayan, beni eleştiren, partimi eleştiren, herkesi eleştiren, çok izlenen birisi, anketlerde AK Parti’nin düştüğü durum sorulunca ‘bu ülkenin tarihinde var bu, ne padişahları indirdiler’ lafı… Bugün için mi diyor, bugün için indirmiş zaten. Ankette indirmiş, onu söylüyor. Efendim ‘cumhurbaşkanına fiili saldırı’dan içeride gazeteci tutuyorlar” diye konuştu.

Paylaşın

2025’in İlk Çeyreğinde Türkiye’de 25 Gazeteci Tutuklandı

2025’in ilk çeyreğinde Türkiye’de toplam 157 gazeteci, 90 farklı davada yargılandı. Bu dönemde 25 gazeteci tutuklandı, 50 gazeteci gözaltına alındı. Mahkemeler, 19 davada toplam 28 gazeteciye 41 yıl 1 ay 12 gün hapis ve 8.850 lira para cezası verdi.

İfade özgürlüğü alanındaki hak ihlallerini izleyen Expression Interrupted, 2025 yılının ilk çeyreğine ilişkin “İfade ve Basın Özgürlüğü Gündemi” raporunu yayımladı. Ocak-Mart dönemini kapsayan 13. rapor, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü açısından yılın ilk aylarının ağır bir tabloya sahne olduğunu ortaya koydu.

Karar’ın aktardığı rapora göre, 2025’in ilk çeyreğinde Türkiye’de toplam 157 gazeteci, 90 farklı davada yargılandı. Bu dönemde 25 gazeteci tutuklandı, 50 gazeteci gözaltına alındı. Mahkemeler, 19 davada toplam 28 gazeteciye 41 yıl 1 ay 12 gün hapis ve 8.850 TL para cezası verdi.

En çok başvurulan suçlamalar arasında, “örgüt üyeliği” (TCK 314/2) ve “örgüt propagandası” (TMK 7/2) ilk sırada yer aldı. Bu maddeler sırasıyla 27 ve 21 farklı davada kullanıldı. Diğer sık başvurulan suçlamalar ise “kamu görevlisine hakaret”, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “devlet kurumlarını aşağılama” oldu. Son olarak “dezenformasyon yasası” olarak bilinen TCK 217/A, yedi davada gazetecilere yöneltildi.

Rapora göre, protestoları takip eden gazeteciler de hedefteydi. Özellikle Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ve Van’a kayyum atanmasına dair protestolar sırasında görev yapan gazeteciler gözaltına alındı. Gözaltına alınan 50 gazeteciden 22’si bu eylemleri izlediği için hedef alındı. Tutuklanan gazetecilerin yedisi de bu protestoları takip eden isimlerdi.

Yılın başında cezaevinde olan gazeteci sayısı 33 iken, mart sonunda bu sayı 34’e yükseldi.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), ilk üç ayda muhalif televizyonlara toplamda 25 milyon 344 bin TL para cezası kesti. Cezaların büyük kısmı, İmamoğlu’nun tutuklanmasına dair yayınlar nedeniyle verildi. RTÜK ayrıca SZC TV’ye 10 gün ekran karartma cezası uyguladı ve YouTube’daki bazı muhalif kanallara lisans alma zorunluluğu getirdi.

Raporda, 19 Mart’ta yürürlüğe giren Siber Güvenlik Kanunu da eleştirildi. Özellikle “veri sızıntısı varmış gibi gösterenlere 2 ila 5 yıl hapis” öngören 16. madde ve savcılara hâkim kararı olmaksızın dijital materyallere el koyma yetkisi veren 8. madde, gazetecilik örgütleri tarafından sansür tehlikesi olarak değerlendirildi.

Anayasa Mahkemesi, bu dönemde “örgüte üye olmadan yardım etme” suçlamasını ikinci kez iptal etti. Ayrıca en az iki gazeteci başvurusunda adil yargılanma ve basın özgürlüğü ihlalleri tespit etti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise 2024’e ait verilerde Türkiye’nin, bireysel başvurular ve ihlal oranlarında yine Avrupa lideri olduğunu duyurdu.

Expression Interrupted raporunda, bu baskı ortamının yalnızca gazetecileri değil, halkın haber alma hakkını da hedef aldığını vurguladı.

Paylaşın

Yatırımlar Durma Noktasında!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, yüksek faiz oranları, kur istikrarsızlığı, yargı bağımsızlığına yönelik müdahaleler ve enflasyon nedeniyle sanayi yatırımlarının ciddi şekilde gerilediğini belirtti.

Hükümetin, üretim yerine rant odaklı politikaları benimsediğini öne süren Karabat, bu tercihin krizi daha da derinleştirdiğini kaydetti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, Türkiye’nin ekonomik yapısının üretimden uzaklaştırılarak rant ve tüketime dayalı bir modele dönüştürüldüğünü belirterek Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e yönelik sert eleştirilerde bulundu. Karabat, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Türkiye’nin sıcak paraya bağımlı hale geldiğini ve sanayisizleşme sürecine girdiğini ifade etti.

Karabat, imalat sanayisinin gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki payının yüzde 16’ya kadar gerilediğini, hizmet sektörünün payının ise yüzde 55’e çıktığını belirtti. Bu değişimin tesadüfi olmadığını dile getiren Karabat, yatırımcıların hukuki güvenceden yoksun ortam nedeniyle üretimlerini yurt dışına taşıdığını söyledi. “Sanayi üretimi yerine hizmet ve inşaat sektörünün teşvik edilmesi, ülkeyi yapısal kırılganlıklara açık hale getiriyor” dedi.

Gelişmekte olan ülkelerde hizmet sektörünün bu denli hızlı büyümesinin istikrarı tehdit ettiğini vurgulayan Karabat, Mehmet Şimşek’in bu tabloyu başarı gibi sunmasının gerçekleri yansıtmadığını savundu. Ekonomide inşaat ve tüketime dayalı politikaların ağır sonuçlar doğurduğunu ifade etti.

Karabat, yüksek faiz oranları, kur istikrarsızlığı, yargı bağımsızlığına yönelik müdahaleler ve enflasyon nedeniyle sanayi yatırımlarının ciddi şekilde gerilediğini belirtti. Hükümetin, üretim yerine rant odaklı politikaları benimsediğini öne süren Karabat, bu tercihin krizi daha da derinleştirdiğini kaydetti.

Otomotiv sektöründeki son duruma da değinen Karabat, mayıs ayı itibarıyla ithal araçların pazar payının yüzde 71’i aştığını aktardı. Hükümetin bu tabloya ÖTV zammı ile yanıt verdiğini belirten Karabat, bu artışların ithalatı kısmaktan çok vergi gelirlerini artırmaya yönelik olduğunu iddia etti.

Karabat, yerli üretimin yeterince desteklenmediğini ve ekonomi yönetiminin ithalat lobilerinin çıkarlarını gözettiğini öne sürdü. ÖTV zamlarının halka yeni bir mali yük getirdiğini vurguladı.

Rant ekonomisi halkı zorluyor

Plansız büyüyen hizmet sektörünün özellikle kira ve lokasyon rantlarını artırdığını belirten Karabat, AVM’ler, turizm bölgeleri ve kent merkezlerindeki fiyat artışlarının geniş halk kesimlerini olumsuz etkilediğini söyledi. “Bir avuç kesim zenginleşirken, halkın büyük bölümü geçim sıkıntısı yaşıyor” ifadelerini kullandı.

Karabat, Bakan Şimşek’in uyguladığı ekonomik politikaların sıcak para girişiyle servet transferini öncelediğini ileri sürdü. Kapanan fabrikalar, yurt dışına taşınan işletmeler ve iflas eden firmaların dikkate alınmadığını belirtti. Şimşek’in sık kullandığı “En kötüsü geride kaldı” ifadesine de atıfta bulunan Karabat, “Asıl en kötüsü, siz ve mevcut yönetim anlayışınız iktidardan gittiğinde geride kalacak” diyerek açıklamasını tamamladı.

Paylaşın

Aziz Yıldırım’dan Fenerbahçe Camiasına Birlik Çağrısı

Fenerbahçe’nin genç kongre üyeleriyle bir araya gelen Aziz Yıldırım, camianın birlik içinde hareket etmesi gerektiğini vurguladı. Yıldırım, seçim süreci üzerinden adının gündeme gelmesine de tepki gösterdi.

Fenerbahçe Spor Kulübü’nün eski başkanı Aziz Yıldırım, Fenerbahçe’nin genç kongre üyeleriyle bir araya geldiği toplantıda dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Kulübün geleceğini merkeze alan buluşmada yaklaşık 400 genç üye söz alırken, Yıldırım da hem mevcut tabloya hem de seçim sürecine dair net mesajlar verdi.

Karar’ın aktardığına göre; Konuşmasına camianın birlik içinde hareket etmesi gerektiğini vurgulayarak başlayan Yıldırım, şu ifadeleri kullandı: “Biz hepimiz bugün buraya Fenerbahçe’nin geleceği için neler yapmalıyız, bunu konuşmaya geldik. Lütfen benim üzerimden seçim sürecini yorumlamayın. İki senelik geçiş süreci bambaşka bir konu. Asıl mesele Fenerbahçe’nin tekrar eski günlerine ulaşmak için yapılması gerekenleri konuşmak.

Anadolu’da futbol tarihimizde yer alan ancak bugün artık var olmayan bir çok spor kulübü var. Lütfen Fenerbahçe’ye sahip çıkın. Herkes kendine gelsin. Herkes Fenerbahçe’ye sahip çıksın, bana değil. Bakın beni böyle zorlarsanız, hiçbir Fenerbahçe platformuna katılmam. Ben Fenerbahçe için hepinizin taşın altına elinizi sokmanızı istiyorum.”

Aziz Yıldırım, son olarak “Beni bırakın. Benimle oynarsanız, bir gün çıkar tüm kamuoyu önünde, ‘Yokum’ derim, bütün umutlarınız kaybolur. Benim üzerimden, Fenerbahçe başkanlığı veya seçimi yürütmeyin. İstemiyorum ve lütfen rica ediyorum siz Fenerbahçe’ye sahip çıkın” dedi.

Paylaşın

Patronlardan “Çocuk İşçiliğinin Önünü Açın” Çağrısı

MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, “Mevcut eğitim modeli her bireyi aynı kalıba sokuyor. 21’nci yüzyılın ihtiyaçlarına bu şekilde cevap veremeyiz” dedi ve ekledi:

“Her çocuk aynı akademik başarıyı gösteremez. Eğitim içeriği yeniden tasarlanmalı. Yani bir kere 12 yıllık kesintisiz eğitim sistemi çok yanlış bir uygulama. Ülkeye herhangi bir faydası yok.”

Türkiye’de MESEM’ler (Mesleki Eğitim Merkezi) aracılığıyla yüzbinlerce çocuk sanayi sektöründe çocuk işçi olarak çalıştırılıyor. Resmi verilere göre 1.3 milyon (15-17 yaş arasındaki istihdam ve MESEM’li çocukların sayısı), kayıt dışı çalışan çocuklarla beraber ise bu sayının 3.5 milyona yakın olduğu tahmin ediliyor.

Çocuklarının eğitimden koparılarak işçileştirilmesi MÜSİAD (Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği) için yeterli gelmedi.

MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir zorunlu eğitim süresinin kısaltılmasını önererek, İstihdamda artış için eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması gerektiğini ifade etti: “Gençlerimiz iş gücüne daha erken katılmalı. Eğitim zorunluluğu esnetilmeli, gençlerimiz pratik becerilerle piyasaya daha hızlı adapte olmalılar.”

Yeni Şafak gazetesinden Mehmet Ali Parto’ya konuşan Özdemir, “Mevcut eğitim modeli her bireyi aynı kalıba sokuyor. 21’nci yüzyılın ihtiyaçlarına bu şekilde cevap veremeyiz. Her çocuk aynı akademik başarıyı gösteremez. Eğitim içeriği yeniden tasarlanmalı. Yani bir kere 12 yıllık kesintisiz eğitim sistemi çok yanlış bir uygulama. Ülkeye herhangi bir faydası yok” dedi.

İngiltere ve Almanya gibi ülkelerdeki ikili mesleki eğitim sistemlerini örnek gösteren Özdemir, Türkiye’de de benzer modellerin yaygınlaştırılması gerektiğini ifade etti.

Özdemir, “Üniversite zorunluluğu olmadan, çocuklarımız çağın mesleklerine yönlendirilmeli. Bu konuda bir model geliştirdik, bakanlıklarla paylaşmayı planlıyoruz” açıklamasında bulundu. Sanayide nitelikli personel bulmakta zorluk yaşandığını aktaran Özdemir, “Tornacı, teknisyen, kalifiye eleman bulunamıyor. Ara eleman krizi var. Bu da üretimi doğrudan etkiliyor” dedi.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan “Demokratik Toplum Ve Demokratik Ulus” Vurgusu

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Demokratik Ulus çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı halkların kendi kaderini özgürce tayin edebileceği, eşit hukukla tesis edilmiş ortak yaşam modelidir” dedi ve ekledi:

“Bizi, Ortadoğu’yu ve bütün dünyayı kurtaracak olan tam da bu projedir. Ve buradan bizlerin bütün halklara sözü olsun ki, ne olursa olsun, bedeli ne kadar ağır olursa olsun biz Demokratik Toplum demekten, Demokratik Ulus demekten ve onu inşa etmek için pratik yapmaktan, mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında konuştu. Hatimoğulları, konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Ortadoğu yine barut kokuyor. İsrail-İran savaşı bir bölge savaşıdır. Ne yazık ki küresel nabız barış ritmiyle değil savaşın çılgın temposuyla atıyor. Hepsi savaşın zeminini hazırlıyor ve savaşı köklüyor. Gerçek şu ki herşeye güvenlik gözlüğünden bakılıyor. Oysa bunların anlamı daha fazla yoksulluk ve açlık demektir.

Neoliberalizmin sınıfsal uçurumları, ekonomik çöküş, silahlanma, ekolojik çöküş yarışı başta olmak üzere; güç dengeleri, ticaret savaşları ve etnik-mezhepsel gerilimler. Hepsi savaşın zeminini hazırlıyor, savaşı körüklüyor.

Bakın, G7 Zirvesi ve NATO’nun artan savaş harcamaları talepleri bizlere neyi gösteriyor, biliyor musunuz? Sadece Türkiye’yi, Ortadoğu’yu değil; bütün dünyayı yakından ilgilendiren gelişmeler bunlar. Ahmed’in, Fatima’nın, Rojda’nın, Hans’ın, Robert’in, yani bütün halkların emeği doğrudan savaş bütçelerine aktarılıyor.

Emperyalist güçlerin jeopolitik satranç tahtasında oynadıkları oyunla yapılıyor bütün bunlar. Sivil yurttaşlar ödüyor, bizler, halklar ödüyor. Onlar bize savaşı güvenlik maskeleriyle normalleştirmeye çalışıyorlar ya hayır değil. Savaşın dehşeti bizlerin gözünde sıradanlaştırılmaya çalışılıyor. Bizlerin kafasında ve ruhunda normalleştirilmek isteniyor. Savaşı ve her yeri yakıp yıkan anlayışı normal karşılamıyoruz, normal karşılamayacağız. Bu çılgınlığa dur demek zorundayız.

Bunun panzehri emperyalizme karşı mücadeledir. Biz halklar emperyalizmden alacaklıyız ve bunu aldığımız zaman bu savaşları durdurur, barış ve huzur içinde yaşayabiliriz. Eskiden bu yaşananları distopyalarda okuyorduk. Artık distopyalar gerçek oluyor. İran-İsrail savaşı bize bunu gösteriyor.

Altını kalın çizgilerle çiziyorum: İçerideki demokrasi eksikliği, dışarıdaki düşmandan daha tehlikelidir. Eşit yurttaşlığı kutsayan; hak eşitliğini, adaleti, özgürlüğü temele koyan siyaset bu sistemin panzehiri olur.

Demokratik ulus çözümü, silahta ve kanda aramaz. Demokratik ulus; çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı halkların kendi kaderlerini özgürce tayin edebileceği, eşit hukukla tesis edilmiş ortak yaşam modelidir. Bizleri, Ortadoğu’yu kurtaracak olan tam da bu anlayışın yaşama geçmesidir. Bedeli ne olursa olsun, demokratik ulus demekten, demokratik toplum demekten, bunu inşa etmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Barışı mutlaka bu topraklara armağan edeceğiz.

“Bahçeli’nin uyarıları önemli”

Sayın Bahçeli’nin, sürecin hızlı ve dikkatli gitmesi gerektiğine dair uyarıları önemli. Bir kez daha anlıyoruz ki, kendi iç demokrasisini kurumsallaştıramayan ülke, küresel fırtınalardan çok ağır yara alır. Herkes gücü yettiğince önemli bir destek veriyor bu sürece. Bu dönemeçte, halkların faydasına olan gelişmeler sürüncemede bırakılamaz! Tarihi fırsatlar bazen yüzyılda bir gelir. Yüzyıllık bekleyişin tortusunu omuzlarımızdan atmak istiyoruz. Tarih bize ‘Beklemeyin, yol alın’ diyor! Bekledikçe kaybettik, bekledikçe yaralar derinleşti, bekledikçe fırsatlar uçup gitti.

Geçen hafta Silivri’deki mahpusları ziyaret ettik. Hepsinin selam ve sevgileri var sizlere. Ve barıştan yana çok umutlu olduklarını dile getirdiler. Bakın Sayın Ekrem İmamoğlu’yla çok sayıda başlık konuştuk. İmamoğlu, şunları söyledi, ‘Bütün bu olumsuz gidişattan en olumlusu barışı konuşuyor olmamız.’

Yargının siyasallaşması bitmeli. Yargı bir an önce siyasal zeminde davranmaktan vazgeçmeli, gerçekten hukuk işletilmelidir. Muhalefetin her kesimine dönük baskılar, seçilmişlere dönük tutuklamalar bir an önce bitmeli. Bir an önce kayyım atanmış belediyelerin başkanları ve eş başkanları görevlerine dönmeli.”

Paylaşın

Türkiye’de Her 100 Kişiden 29’u Yardıma Muhtaç

DEM Parti Milletvekili Cengiz Çiçek, TÜİK’in açıkladığı 2024 Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri’ne değinerek, Türkiye’de her 100 kişiden 29’unun yardıma muhtaç olduğunu, 86 kişinin ise insanca yaşam standartlarından uzak koşullarda yaşadığını belirtti.

Cengiz Çiçek ayrıca, 3,6 milyon hanenin aşırı yoksulluk sınırında bulunduğunu, bu nedenle sosyal yardım harcamalarının 2024 yılında 491,7 milyar liraya ulaştığını ifade etti. Çiçek, nüfusun yaklaşık yüzde 13,7’sinin, yani 12 milyon kişinin, sürekli yoksulluk içinde yaşadığını da sözlerine ekledi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, asgari ücrete ara zam yapılması için Meclis’e çağrıda bulundu. Çiçek, asgari ücretin mevcut haliyle geçim sağlamadığını belirterek, “Zaman kaybedilmeden asgari ücrete ara zam yapılarak insan onuruna yaraşır bir seviyeye çıkarılması elzemdir” dedi.

İktidarın uzun süredir sürdürdüğü ekonomik politikaların ciddi krizlere yol açtığını ifade eden Çiçek, yaşanan bu durumun özellikle asgari ücretle geçinen vatandaşlar üzerinde yıkıcı etkiler yarattığını söyledi. Cengiz Çiçek, derinleşen ekonomik krizle birlikte yoksulluk, işsizlik, yüksek enflasyon ve TL’nin değer kaybı gibi sorunların olağanüstü boyutlara ulaştığını vurguladı.

TÜİK’in açıkladığı 2024 Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri’ne değinen Çiçek, Türkiye’de her 100 kişiden 29’unun yardıma muhtaç olduğunu, 86 kişinin ise insanca yaşam standartlarından uzak koşullarda yaşadığını belirtti. Cengiz Çiçek ayrıca, 3,6 milyon hanenin aşırı yoksulluk sınırında bulunduğunu, bu nedenle sosyal yardım harcamalarının 2024 yılında 491,7 milyar liraya ulaştığını ifade etti. Çiçek, nüfusun yaklaşık yüzde 13,7’sinin, yani 12 milyon kişinin, sürekli yoksulluk içinde yaşadığını da sözlerine ekledi.

Asgari ücretin artık temel ücret değil, yaygın ücret haline geldiğini belirten Çiçek, bu durumun büyük bir yoksulluk girdabını beraberinde getirdiğini dile getirdi. Çalışanların yaklaşık yüzde 50’sinin asgari ücretle geçinmeye çalıştığını hatırlatan Çiçek, 2025 yılı için yapılan yüzde 30’luk zammın yetersiz kaldığını vurguladı. Asgari ücretin 22 bin 104 TL’ye yükseltilmesine rağmen bu artışın günlük karşılığının sadece 170 TL olduğunu söyledi.

DİSK/Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi’nin verilerine atıf yapan Çiçek, dört kişilik bir aile için açlık sınırının 23 bin 615 TL, yoksulluk sınırının ise 81 bin 686 TL olduğunu belirtti. Bu rakamlarla karşılaştırıldığında asgari ücretin açlık sınırının bile altında kaldığını ifade etti.

Cengiz Çiçek’ten bakana sorular

Cengiz Çiçek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın yanıtlaması istemiyle şu soruları Meclis’e sundu:

İşçilerin insan onuruna yaraşır ücret almalarını sağlayacak bir ara zam yapmayı düşünüyor musunuz? Düşünüyorsanız ne zaman yapmayı planlıyorsunuz?
Asgari ücretle çalışan emekçilere yönelik bir ara zam için emek örgütleri ve sendikalarla ortak çalışma yürütmeyi düşünüyor musunuz?
Türkiye’de asgari ücretle çalışan yurttaşların sayısı kaçtır?
Asgari ücret ve altında maaş alan vatandaşların yaşam kalitesini artırmaya yönelik yürüttüğünüz herhangi bir çalışma var mı?
Asgari ücretin temel ücret olmaktan çıkarılması yönünde bir planınız bulunuyor mu?

Paylaşın

Muharrem İnce CHP’ye Geri Döndü

CHP’ye geri dönen Muharrem İnce, “Benim bugün buraya gelişim bir geri dönüş değildir. Benim bugün buraya gelişim bir kucaklaşmadır, bir sarılmadır, bir hasret gidermedir” dedi.

Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) katıldı. İnce, CHP grup toplantısının yapılacağı salona CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile birlikte geldi.

CHP Lideri Özgür Özel, bu sözlerini ardından İnce’yi şu ifadeler ile kürsüye davet etti: “İşte böyle bir günde bir yol arkadaşımızı Baba evine doğmuş büyümüş, Gençlik Kolları üyeliğinden Cumhurbaşkanı adaylığına kadar pek çok görevi üstlenmiş olan bir yol arkadaşımızı, bir Cumhuriyet Halk Partiliyi geçen hafta ziyaret ettim. Kendisini Baba evimize davet ettim. Kendisi partisinin, Memleket Partisi’nin değerli yöneticileriyle bir araya geldi. Öyle Memleket Partisi’nin yok efendim borçları varmış yok bilmem neymiş.

Hiçbirinin olmadığını biliyoruz, gördük. Böyle bir dönemde birleşe birleşe kazanmanın, bir arada durmanın, omuz omuza olmanın gereğine inandığı için partisini en yaşlı üyeye emanet etti. Önümüzdeki günlerde kurultayları toplanacak. Memleket Partisi pozitif bir gündemle kendisini feshedecek. Sonra da biz tüm Memleket Partilileri Baba evine bekleyeceğiz. Ama bugün ilk adımı hep Cumhuriyet Halk Partili olmuş Muharrem İnce’yi ilk adımı atmak üzere buraya davet ediyorum. Buyurun Sayın Genel Başkanım. Şimdi normalde Muharrem İnce’ye rozet takmam lazım. Ama dedim ki ben Muharrem İnce’ye rozet takamam. Çünkü onun rozeti alnına takılı zaten doğduğundan beri.”

Kürsüye gelen Muharrem İnce, şu ifadelerle CHP’lilere seslendi: “Bak şu insanların güzelliğine. Kaşı destan, gözü destan, elleri kan içinde. Kör olasın demiyorum. Kör olmadan gör beni. Ekilir ekin geliriz. Ezilir un geliriz. Bir gider bin geliriz. Beni vurmak kurtuluş mu? Hor baktık mı karıncaya? kırdık mı kanadını serçenin? Vurduk mu yavrulusunu Karaca’nın? Ya nasıl kıyarız biz cana? Sen olmasan öldürmek ne? Zindanlarda çürümek ne? Korka korka yaşamak ne diyeceğiz hep birlikte?

Ben bugün buraya bir kibirle gelmedim. Ben bugün buraya bir pişmanlıkla da gelmedim. Ben bugün buraya kişisel bir hesapla da gelmedim. Ben bugün buraya Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in samimi, içten bir davetiyle geldim. Ayrılıklar bazen kırgınlıktan olur. Bazen de umudu başka yollarla aramakla olur. Benim bugün buraya gelişim bir geri dönüş değildir. Benim bugün buraya gelişim bir kucaklaşmadır, bir sarılmadır, bir hasret gidermedir.”

Muharrem İnce, CHP’ye dönüş kararını bu sabah sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımla duyurdu. İnce, mesajında “Birleşe birleşe kazanacağız” ifadelerine yer verirken, paylaşımına İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Silivri Cezaevi’nden gönderdiği mektubu da ekledi.

Ekrem İmamoğlu, el yazısıyla kaleme aldığı mektubunda İnce’ye hitaben, geçmişte yürütülen siyasi operasyonlara karşı verdiği dayanışma için teşekkür etti. İmamoğlu, “Beni, ailemi ve arkadaşlarımı büyük siyasi operasyonların, hukuksuzlukların, acımasız kuşatmalarla yürütülen düşman hukuku uygulamalarının her anında yalnız bırakmadın ve güç verdin” ifadeleriyle İnce’nin desteğine dikkat çekti.

Mektubunda İnce’nin CHP’ye dönüş kararını “kıymetli ve önemli” olarak niteleyen İmamoğlu, bu kararı “amasız, pazarlıksız ve ayrıştırmadan” alınmış bir adım olarak değerlendirdi. İmamoğlu ayrıca, bu sürecin makam ya da mevki beklentisi olmadan, ülke ve millet için verilen bir mücadele olduğuna işaret etti.

Ekrem İmamoğlu, mektubunda şu üç temel prensibi vurguladı:

CHP içinde “iç cephe tahkimi” amasız ve feda gözetmeksizin yapılmalıdır.
Muhalefet, demokrasiye ve hukuka aykırı tüm uygulamalara karşı ortak tepki vermelidir.
Millet ve devlet adına “iç cephe tahkimi” kişisel çıkar gözetmeden sağlanmalıdır.

İnce’nin bu kararı, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in geçtiğimiz hafta yaptığı çağrının ardından geldi. Özel, Memleket Partisi Genel Merkezi’ni ziyaret ederek Muharrem İnce’ye “baba ocağına dönüş” çağrısında bulunmuştu.

Paylaşın