Almanya, İsrail’e Silah İhracatını Durdurdu

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, “İsrail’e yönelik gerçekleştirilen ve Gazze’de kullanılabilecek tüm silah ve askeri ekipman ihracatlarının askıya alındığını” duyurdu.

Karar, ‘Berlin’in İsrail’e yönelik politikasında şimdiye dek alınan en net sınırlama adımı’ olarak değerlendiriliyor.

İsrail’in Gazze Şeridi’nin “kontrolünün ele geçirilmesi” olarak nitelendirdiği işgal planına Almanya kısmi silah ambargosuyla tepki gösterdi.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun güvenlik kabinesi tarafından kabul edilen Gazze’yi ele geçirme planı ile ilgili olarak bugün yazılı bir açıklama yaptı.

Merz açıklamasında, İsrail’in Hamas’ın terörüne karşı kendini savunma hakkına sahip olduğuna vurgu yaparken, rehinelerin serbest bırakılması ve ateşkes için sonuç verecek müzakereleri, Almanya için en büyük öncelik olarak nitelendirdi,

“Hamas’ın silahsızlandırılması şarttır. Ayrıca Hamas gelecekte Gazze’de hiçbir rol oynamamalıdır” ifadelerini kullanan Merz, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde daha sert askeri eylemlere girişmesini öngören güvenlik kabinesi kararının, sıraladığı hedeflere ulaşılmasını güçleştirebileceğini belirtti.

“Federal Hükümet açısından bu hedeflerin nasıl gerçekleştirileceği giderek daha az anlaşılır hale gelmekte” diyen Merz, Almanya’nın İsrail politikasında önemli bir dönüm noktası olabilecek şu kararı açıkladı:

“Bu koşullar altında Federal Hükümet, Gazze Şeridi’nde kullanılabilecek askeri teçhizat ve silah ihracatını süresiz olarak onaylamama kararı almıştır.”

Yazılı açıklamasında Merz, Gazze Şeridi’ndeki sivil halkın yaşamakta olduğu acılardan derin endişe duyulduğunu, İsrail’in planlanan saldırı ile halkın ihtiyaçlarının karşılanması konusunda şimdiye kadar olduğundan daha fazla sorumluluk üstlenmek durumunda olduğunu kaydetti.

Friedrich Merz ayrıca, Alman hükümeti olarak İsrail Hükümeti’nden Batı Şeria’nın ilhakına dönük bir adım atmamasını talep ettiklerinin de altını çizdi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan Erdoğan’a Dikkat Çeken “Süreç” Mektubu

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şehit ailelerine mektup göndermesi üzerine, açık bir mektup kaleme aldı.

“Şehit ve gazilerimizin emanetine sahip çıktık’ diyorsunuz ama onların katilleriyle müzakereye izin veriyorsunuz” ifadelerine yer verilen Dervişoğlu’nun mektubu şu şekilde:

“Sayın Cumhurbaşkanı;

Türkiye’nin başındaki terör belasını ortadan kaldırma vaadiyle idarenizde yürütülen “Terörsüz Türkiye” etiketli süreçte, terör örgütünün elebaşından Kandil’e, Barzan ağalarından terörün siyasi sözcülerine kadar, geniş bir kesimle kapalı kapılar ardında görüşmeler yürüttükten sonra,

Mukaddesimiz Şehit Aileleri ve Gazilerimizin de aklınıza gelmiş olmasını, gecikmiş de olsa olumlu buluyorum. Ancak, hiç olmazsa kahramanlarımızın emanetlerine seslenirken hakikatli olsaydınız.

Belirttiğiniz gibi;

Semalarımızda Ezan-ı Muhammedi yankılanıyor, Al Bayrak dalgalanıyorsa, bunu o kahramanlarımıza borçluyuz. Ödenemez bu borcun gereklerinden biri de vatanımıza göz diken katillerle asla muhatap olmamak, taleplerini elimizin tersiyle itmek, hak ettikleri şekilde muamele etmektir. ‘Şehit ve gazilerimizin emanetine sahip çıktık’ diyorsunuz ama onların katilleriyle müzakereye izin veriyorsunuz. Müzakere ediyor, Cumhuriyetimizin tapu senedini hedef almalarına sessiz kalıyor, komisyon önerilerini ve umut hakkı taleplerini muhatap alıp, istedikleri her adımı atıyorsunuz. Aziz şehitlerimizden yana olduğunuzu söylerken, katillerinin de taleplerine rıza gösteriyor hissiyatı yaratıyorsunuz.

Sayın Cumhurbaşkanı; o sebeple, siz Türkiye’yi terörden kurtarmıyor, teröristlerin istek ve emellerinin surda gedik açmasına göz yumuyorsunuz. Göreve geldiğinizde terör neredeyse sıfır noktasındaydı. Kolunu kıpırdatacak hali kalmamıştı. Devr-i iktidarınızdaki yanlış politikalar ve süreçlerle toparlandı, güçlendi.

Ve Sayın Cumhurbaşkanı;

Bu vatana evlat vermiş insanlara mektup yazarken bile ekonomik kayıptan bahsedip, yeni yaralar açıyorsunuz. Mektubunuzun medyaya geçilen ilk örneğindeki, “Trilyonlarca dolar kaynağımızdan sarf-ı nazar ettik” ifadesi nasıl sözdür Sayın Cumhurbaşkanı? Evladını yitirmiş ailelere seslenirken, ekonomik kayıplardan bahsetmek de nedir? Hele de fırsattan istifade, sebep olduğunuz ekonomik felaketi aklamaya çalışmak, “Bu sürecin sonunda bolluk gelecek” türünden gizli mesaj vermek, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’na uygun düşüyor mu? Siz, bu uğurda, ordusunun, güvenlik güçlerinin ihtiyacı için harcanan paraya milletimizden tek bir itiraz işittiniz mi? Türk devleti ve Türk Milleti, trilyonlarca dolardan sarf-ı nazar etmedi, vatanımızın bütünlüğü için ne gerekiyorsa onu yaptı. Belli ki, mektubun ilk halindeki bu büyük hatayı görüp gerekli düzeltmeyi yaptırmışsınız. Ancak maiyetinizdekiler ve ekranlarda sözcünüz gibi hareket edenler, hala bu uygunsuz vurguyu yaparak, kahramanlarımızın ailelerinin yüreklerinde yeni yaralar açmaya devam ediyor.

Bu konu, dürüstlüğün şart olduğu bir konudur. Süreçle ilgili memur tayin ettikleriniz, pazarlık yaptı, müzakere etti, tavizler verdi. Tüm bunları, süreci birlikte yürüttüğünüz terör örgütünün elebaşları ve siyasi temsilcileri her gün orta yere saçıyor. Siz ise balçıkla güneşi sıvamaya çalışıyorsunuz. Saklanamayan hakikat budur.

Evet Sayın Cumhurbaşkanı; girdiğiniz bu yanlış yolda, Allah yar ve yardımcımız olsun. Biz, Büyük Türk Milleti adına takipteyiz. Milletimizin de gördüğü hakikatin sözcüsü olacağız. Şu ya da bu sebeple, bu tehlikeli ve yanlış yola girmek mecburiyetinde bırakıldıysanız eğer, şahıs olarak değil belki ama devletin başı olarak çıkış aradığınızda, biz yine sorumluluğumuzun ve görevimizin başında olacağız.

Cumhurbaşkanlığı Makamı’na saygılarımla.”

Paylaşın

Diyanet, Tatil Organizasyonlarını Hedef Aldı: Allah’ın Hükümlerini Hiçe Sayan…

Diyanet İşleri Başkanlığı, Cuma Hutbesi’nde vatandaşların tatil tercihlerini hedef aldı: “Bazı tatil organizasyonları Allah’ın hükümlerini hiçe sayan, helal haram hassasiyetinden uzak, lüks ve israfın zirveye ulaştığı, nefsani arzu ve isteklerin sınır tanımadığı bir hal aldı.”

Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün bu haftaki Cuma Hutbesi, “Sıla-i Rahimle Bereketlenen Tatil” başlığıyla yayınlandı. Hutbe’de “Müslümanın çalışması da dinlenmesi de tatili de eğlenmesi de meşru, ahlaki ve helal sınırlar içerisinde olmalıdır. Müslüman, dinlenirken de zamanını boş geçirmemeli, kulluk ve sorumluluk bilincini daima muhafaza etmelidir” ifadeleri yer aldı.

“Ne yazık ki günümüzde bazı tatil organizasyonları, Allah’ın hükümlerini hiçe sayan, helal haram hassasiyetinden uzak, lüks ve israfın zirveye ulaştığı, nefsani arzu ve isteklerin sınır tanımadığı bir hâl almıştır” denilen hutbede, böyle bir tatil anlayışının İslam dininde asla yerinin olmadığı savunuldu.

Hutbede, “Aslında tatil; tembellik ve miskinlikle, gaflet içinde geçirilen zamanlar olmamalı; aksine, farklı ve faydalı meşguliyetlerle verimli bir dinlenme fırsatına dönüştürülmelidir. Yeryüzünde gezip dolaşarak Yüce Rabbimizin kuvvet ve kudretini tefekkür etmeye, kâinata ibret ve hikmet nazarıyla bakmaya vesile olmalıdır. Bu bilinçle yapılan tatil, sadece dinlenmek değil, aynı zamanda bir eğitim ve bir ibadettir. Tatil; memleketimizi, köyümüzü, şehit kanlarıyla yoğrulmuş cennet vatanımızın tarihi ve doğal güzelliklerini çocuklarımıza tanıtmak için bulunmaz bir fırsattır. Tatil, anne babamızın hayır duasını almak, akrabalarımızla hasret gidermek için güzel bir imkândır. Evlatlarını ve torunlarını özleyen, onların yolunu bekleyen anne babalar için de bir sevinç kaynağıdır. Bugün, nice anne baba evlatlarının, nice dede ve nine torunlarının yollarını gözlemektedir. Bir çift söze, bir selama, bir muhabbete hasret kalan nice büyüklerimiz var” görüşüne yer verildi.

Diyanet İşleri Başkanlığı, geçen haftaki Cuma Hutbesi’nde giyim kuşam özgürlüğüne müdahale çağrısı yapmıştı.

Paylaşın

Menemen Enflasyonu Belli Oldu: Yüzde 44,87

Türkiye’de sıklıkla tüketilen domates, yumurta, biber, peynir ve soğan gibi ürünlerin fiyatlarında meydana gelen değişimleri incelemek için hazırlanan menemen enflasyonu, temmuz ayında yıllık yüzde 44,87 olarak kaydedildi.

Haber Merkezi / Aylık bazda verilere bakıldığında ise, menemen enflasyonu yüzde 1,6 olarak gerçekleşti. Kullanılan ürünlerdeki fiyat artışları üzerinden yapılan ‘menemen endeksi’ne göre en fazla artış ‘çarliston biber’de yaşandı.

Özel üniversitede finans üzerine dersler veren Dr. Caner Özdurak tarafından geliştirilen “menemen endeksi” 1986 yılında The Economist dergisinde ilk kez yayınlanan Big Mac Endeksi’ne benzese de ülkemizin satın alma gücü için önemli bir gösterge niteliğindedir.

Ekonomist Doç. Dr. Caner Özdurak’ın hazırladığı menemen endeksi temmuz ayı enflasyonu, çarliston biberdeki yüzde 12,77’lik, kuru soğandaki yüzde 10.20’lik ve domatesteki yüzde 1,56’lık artışın etkisiyle aylık yüzde 1,60 yıllık ise yüzde 44,87 olarak kaydedildi.

Doç Dr. Caner Özdurak’ın sosyal medya üzerinde yaptığı paylaşımda şunları dile getirdi:

“Temmuz ayı menemen enflasyonu yumurtada görülen yüzde 2.64’lük ve çarliston biberdeki yüzde 12,77’lik artışa rağmen ve kuru soğan ve domateste görülen sırasıyla yüzde 10.20 ve yüzde 1,56’lık aylık düşüşlerin de etkisiyle aylık yüzde 1,60, yıllık ise ile yüzde 44,87 olarak gerçekleşti.”

Paylaşın

Netanyahu’dan “Gazze” Açıklaması: Arap Güçlere Devredeceğiz

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, “Kendimizi ve Gazzelileri Hamas’ın korkunç teröründen kurtaracağız. Sonrasında orayı sivil bir yönetime devredeceğiz. Bu, Hamas veya İsrail’in yok edilmesini isteyen birileri olmayacak” dedi.

İsrail, savaşın 23’üncü ayında işgali Gazze Şeridi’nin tümüne yaymaya hazırlanıyor. İşgali genişletme planlarının oylanacağı güvenlik kabinesi toplantısından hemen önce Amerikan Fox News kanalına mülakat veren İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, ordu ile yaşandığı belirtilen anlaşmazlıklara rağmen niyetlerinin bölgede kontrolü tamamen ele geçirmek olduğunu söyledi.

Times of Israel haber sitesi, işgali genişletme operasyonunun yaklaşık beş ay süreceğini, bunun 1 milyondan fazla Filistinlinin bir kez daha yerlerinden olmasına yol açacağını yazdı.

İsrail ordusu halihazırda Gazze Şeridi’nin yüzde 75’ini kontrol ediyor. 2,5 milyonluk Gazze nüfusunun büyük bölümü, ordunun henüz karadan operasyon düzenlemediği az sayıdaki yerleşime sıkışmış durumda.

Hafta içinde İsrail Genelkurmay Başkanı’nın, yoğun nüfuslu bölgelere operasyon düzenlemenin askerleri “tuzağa göndermek” anlamına geleceği ve hayatta olduğu değerlendirilen yaklaşık 20 rehineyi riske atacağı gerekçesiyle itiraz ettiği aktarılmıştı.

Netanyahu Fox yayınında, gazetecinin sorusu üzerine, Gazze’yi ilhak etmeyi ise düşünmediklerini söyledi, “(Gazze’yi) Yönetmek istemiyoruz. Orada bir yönetici kurum olarak bulunmak istemiyoruz” dedi.

“Sivil yönetime devredeceğiz”

“İsrail, Gazze’nin tümünde kontrolü ele alacak mı?” sorusuna “Niyetimiz bu. Güvenliğimizi sağlamak, Hamas’ı oradan çıkarmak ve halkını özgürleştirmek için bunu istiyoruz” yanıtını veren İsrail Başbakanı, “Kendimizi ve Gazzelileri Hamas’ın korkunç teröründen kurtaracağız. Ssonrasında orayı sivil bir yönetime devredeceğiz. Bu, Hamas veya İsrail’in yok edilmesini isteyen birileri olmayacak” ifadelerini kullandı.

Netanyahu, “savaştan sonra Gazze’yi Araplara devredeceklerini ve bölgenin uygun şekilde yönetileceğini” söyledi, ancak bu konuda daha fazla ayrıntı vermedi. İsrail Başbakanı, eğer Hamas silah bırakırsa savaşın hızla biteceğini de kaydetti.

(Kaynaak: DW Türkçe)

Paylaşın

Temmuz, Kayıtlara Geçen En Sıcak Üçüncü Ay Oldu

Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edilen Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin (C3S) verilerine göre, geçtiğimiz Temmuz ayı kayıtlara geçen en sıcak üçüncü ay oldu.

Dünya genelinde ortalama yüzey hava sıcaklığı 1991-2020 döneminde Temmuz ayı ortalamasının 0,45°C üzerinde, 16,68°C olarak gerçekleşti.

AB’nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin (C3S) son verilerine göre, bu Temmuz ayı küresel olarak kayıtlara geçen en sıcak üçüncü Temmuz ayı oldu.

En sıcak Temmuz olan 2023’e göre 0,27°C, en sıcak ikinci Temmuz olan 2024’e göre ise 0,23°C daha soğuktu. Geçen ay ayrıca 1850-1900 yılları arasındaki sanayi öncesi ortalamanın 1,25°C üzerinde gerçekleşti ve son 25 ay içinde 1,5°C eşiğine ulaşmayan sadece dördüncü ay oldu.

C3S Direktörü Carlo Buontempo, en sıcak Temmuz ayından iki yıl sonra, küresel sıcaklıklardaki rekor serisinin “şimdilik sona erdiğini” söylüyor. Buontempo, “Ancak bu iklim değişikliğinin durduğu anlamına gelmiyor” diye ekliyor.

Buontempo, “Temmuz ayında aşırı sıcaklar ve seller gibi olaylarda ısınan bir dünyanın etkilerine tanık olmaya devam ettik. Atmosferdeki sera gazı konsantrasyonlarını hızla dengelemediğimiz sürece, sadece yeni sıcaklık rekorları değil, aynı zamanda bu etkilerin daha da kötüleşmesini beklemeliyiz ve buna hazırlıklı olmalıyız.” diyor.

Copernicus Servisi, 1940’tan beri kaydedilen iklim verilerini, 1850’ye kadar uzanan bilgilerle birleştirerek kullanır. Bu veriler, iklim evriminin ve insan faaliyetlerinin küresel sıcaklıklar üzerindeki etkisinin hassas bir şekilde analiz edilmesini sağlar.

Paylaşın

ABD’den “Suriye” Açıklaması: Sorunların Diyalogla Çözülmesini Destekliyoruz

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce, ABD’nin Suriye’nin geleceğine dair tutumunda bir değişiklik olup olmadığı yönündeki soruyu, “Sorunları nasıl çözeceğimiz konusunda demokrasinin ve diplomasinin hayati önem taşıdığını da göz önünde bulundurarak devam ediyoruz” ifadeleriyle yanıtladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce, Washington’da düzenlenen günlük basın brifinginde, Ortadoğu’daki gelişmeleri değerlendirdi. Brifingle ilgili Bakanlığın resmi sitesinde yer alan açıklamada, bir gazetecinin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdî’nin Suriye adem-i merkeziyetçiliği savunduklarına dair açıklaması sorulan Bruce, Süveyda’da yaşanan çatışmaları hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı:

“Diplomasi, şiddeti durdurmanın ve barışçıl, kalıcı bir çözüm inşa etmenin en iyi yoludur. (ABD) Süveyda’da bir çözüme aracılık etmekten ve (Fransa) ile birlikte kuzeydoğunun birleşik bir Suriye’ye yeniden entegrasyonuna aracılık etmekten gurur duymaktadır. Önümüzdeki yol Suriyelilere aittir – tüm tarafları sükuneti korumaya ve farklılıkları kan dökerek değil, diyalog yoluyla çözmeye çağırıyoruz. Suriye istikrarı hak ediyor. Suriyeliler barışı hak ediyor.”

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın tüm Suriyeliler için güvenlik ve sükûnetin sağlanması amacıyla tüm taraflarla temas halinde olduğunu dile getiren Bruce, SDG’nin orduya entegrasyonu konusunda da diyaloğu desteklediklerini söyledi. Tammy Bruce, “Elbette SDG ile Cumhurbaşkanı El-Şara arasındaki tüm verimli toplantıları memnuniyetle karşılıyoruz. SDG’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki mevcut ateşkesi kapsamlı ve kalıcı bir barışa dönüştürme niyetini de destekliyoruz. Elbette ülkeyi barış ve refaha doğru taşımak Suriye’ye ve yeni hükümete bağlı olacaktır” diye konuştu.

Bruce, ABD’nin Suriye’nin geleceğine dair tutumunda bir değişiklik olup olmadığı yönündeki soruyu, “Daha önce istikrarsız yerler hakkında konuştuğumuz gibi, asıl mesele istikrar için çalışmamızdı ve daha önceki tutumumuzun hala geçerli olduğunu düşünüyorum. Sorunları nasıl çözeceğimiz konusunda demokrasinin ve diplomasinin hayati önem taşıdığını da göz önünde bulundurarak devam ediyoruz” ifadeleriyle yanıtladı.

Türkiye’de Kürt sorununa yönelik yaşanan gelişmeler sorulan Bruce, soruyu “Öncelikle, hükümetlerin mevzuat veya atmaya çalıştıkları adımlar konusunda kendi içlerinde attıkları adımlar hakkında yorum yapmayacağız. Ayrıca, müzakerelerimizin nasıl sonuçlanabileceğini veya bundan etkilenen diğer hükümetlerle ilişkilerimizi nasıl etkileyebileceğini de tartışmayacağım” diye yanıtladı.

“Ezidîler, hayatlarını ve vatanlarını yeniden inşa etme fırsatını hak ediyor”

IŞİD’in 3 Ağustos 2014’te Şengal’de gerçekleştirdiği Ezidi soykırımı ve Şengal’e dönüşlere dair soruya Tammy Bruce şu cevabı verdi: “Bu 11 yıl önceydi. Binlerce kişi hayatını kaybetti, 2 bin 700 kişi hala kayıp, bir daha bulunamadı. Hayatta kalanların adalet arayışında destek almaları önemli. Şengal’de güvenlik ve istikrar, Ezidî toplumunun güvenli, gönüllü ve onurlu bir şekilde geri dönmesi için kilit öneme sahip. Ezidîler, hayatlarını ve vatanlarını yeniden inşa etme fırsatını hak ediyor.”

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

Şimşek’ten Bilindik Sözler: 2027’de Tek Haneli Enflasyona Ulaşacağız

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Enflasyonla mücadele sürecinin kararlılıkla devam ettiğini vurgulayarak, 2027 yılında tek haneli enflasyona ulaşmayı hedeflediklerini belirtti.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Reuters’a verdiği röportajda Türkiye ekonomisine ilişkin kapsamlı bir değerlendirmede bulundu.

Enflasyonla mücadele sürecinin kararlılıkla devam ettiğini vurgulayan Şimşek, 2027 yılında tek haneli enflasyona ulaşmayı hedeflediklerini belirtti. Ayrıca, döviz rezervlerinin arttığını, kur korumalı mevduattan (KKM) çıkışların hızlandığını ve cari dengede iyileşme yaşandığını ifade etti.

Şimşek, uygulanan ekonomik program sayesinde Türkiye’nin dış kırılganlıklarını azalttığını ve şoklara karşı direncini artırdığını söyledi. “Türkiye ekonomisi pozitif bir döngüye girmiş durumda” diyen Bakan, kalıcı ve sürdürülebilir yüksek büyüme için sağlam bir zeminin oluştuğunu belirtti.

2025’in ilk çeyreğinde ekonominin yüzde 2 oranında ılımlı bir büyüme gösterdiğini kaydeden Şimşek, bu dönemde özel tüketimin yavaşladığını ancak toplam yatırımların büyümeye pozitif katkı sunduğunu ifade etti. Sanayi üretimindeki daralmanın ise büyük ölçüde çalışma günü eksikliğinden kaynaklandığını vurguladı.

Bakan, 2025 yılı genelinde büyümenin Orta Vadeli Program (OVP) hedefinin bir miktar altında gerçekleşmesini beklediklerini ancak bunun “sert bir inişten ziyade, geçici bir yavaşlamaya” işaret ettiğini söyledi.

Enflasyonla mücadeledeki kararlılıklarını yineleyen Şimşek, dezenflasyon sürecinin kesintisiz 14 aydır devam ettiğini belirtti. Temmuz ayında yıllık enflasyonun yüzde 33,5’e gerileyerek 44 ayın en düşük seviyesine indiğini hatırlatan Şimşek, gıda enflasyonunun yüzde 28’e, temel mal enflasyonunun ise yüzde 20,7’ye düştüğünü söyledi.

Hizmet enflasyonunun üç yılı aşkın bir aradan sonra ilk defa yüzde 50’nin altına gerilediğine dikkat çeken Şimşek, bu gelişmelerin dezenflasyon sürecinin kalıcı nitelikte ilerlediğini teyit ettiğini ifade etti.

Şimşek, enflasyon beklentilerindeki iyileşmenin ve maliye politikasıyla sağlanan eşgüdümün süreci desteklediğini vurguladı. Jeopolitik risklerin halen canlı olduğunu ancak gerekli adımların atılarak dezenflasyonun kesintiye uğramasının önleneceğini belirtti. Bakan, “2027 yılında tek haneli enflasyona ulaşmayı hedefliyoruz” dedi.

Ekonomik programın, zorluklar karşısında başarılı olduğunu belirten Şimşek, brüt uluslararası rezervlerin Mayıs ayından bu yana 33 milyar dolar artarak 171,8 milyar dolara ulaştığını açıkladı. Göreve geldikleri tarihten bu yana toplam rezerv artışının ise 73,4 milyar dolar olduğunu söyledi.

Şimşek, cari açıkta geçici etkilerin ötesine geçen yapısal bir iyileşme olduğunu ifade etti. 2024’te uygulanan politikalar sayesinde cari açığın milli gelire oranla yüzde 0,8’e düştüğünü ve altın hariç cari fazla verildiğini belirten Şimşek, 2025’te de bu seyrin devam edeceğini öngördü.

Bakan, sanayi, yeşil ve dijital dönüşüm alanlarında reformlara odaklandıklarını söyledi. Stratejik ve yüksek katma değerli üretimi destekleyen Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) ve Hit-30 Programı gibi projelerden bahseden Şimşek, yeşil dönüşümü çevresel ve ekonomik bir gereklilik olarak gördüklerini, bu kapsamda yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırıldığını belirtti.

Kayıt dışı ekonomiyle mücadele ve mali disiplin

Kayıt dışı ekonomiyle mücadelenin en önemli önceliklerinden biri olduğunu vurgulayan Şimşek, yapay zeka destekli analizlerle riskli mükelleflerin tespit edildiğini söyledi. 2025’in ilk altı ayında yapılan denetimlerde yaklaşık 13 bin kayıt dışı mükellefin tespit edildiğini belirten Şimşek, vergi beyanname sayılarında ve beyan edilen gelirlerde önemli artışlar olduğunu kaydetti.

Şimşek, bütçe açığının OVP hedeflerinin üzerinde gerçekleşme ihtimaline değinerek, “Harcama disiplinine sıkı sıkıya bağlıyız. 2025 Bütçe Kanunu’nda belirlenen nominal harcama tavanı bizim için mutlak bir sınırdır” dedi. Faiz dışı bütçe harcamalarında da bütçe tavanının altında kalacaklarını vurguladı.

Paylaşın

Seçmenlerin Yüzde 68’i “Duruşmalar TRT’ten Yayımlansın” Diyor

“Belediye Başkanlarının Yargılandığı Davalar TRT’den Canlı Yayımlansın mı” sorusuna, seçmenlerin yüzde 68’i, “halkın her şeyi görmeye hakkı var” diyerek TRT’den canlı yayımlamasını istiyor.

GÜNDEMAR Araştırma’nın 20-26 Temmuz tarihlerinde yaptığı “Türkiye Gündemi” araştırmasına göre seçmenin yüzde 46’sı CHP belediyelerine yönelik tutuklamaların “haksız ve siyasi olduğunu” belirtirken, her dört seçmenden biri “kararları hukuka uygun” olarak değerlendiriyor. 

Araştırmanın Türkiye genelinde CATI (Bilgisayar Destekli Telefonla Görüşme) ve CAWI (Bilgisayar Destekli Çevrimiçi Anket) yöntemleri bir arada 60 il ve 539 ilçede 2 bin 256 kişi ile yapıldı.

Anket sonuçlarına göre; “Belediye Başkanlarının yargılandığı davalar TRT’den canlı yayımlansın mı” sorusuna her dört kişiden üçünün “duruşmalar TRT’den canlı yayımlansın” yanıtını verdiği görüldü. Katılımcıların yüzde 61’i ise Tele1, Halk TV, Sözcü TV ve Now TV gibi televizyon kanallarına yönelik yayın durdurma ve kapatma cezalarını “basın özgürlüğüne müdahale” olarak değerlendirdi. 

Araştırma şirketinin Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Tamer Bolat araştırma sonuçlarını şöyle açıkladı: 

”Araştırma’nın “Belediye Başkanlarının Yargılandığı Davalar TRT’den Canlı Yayımlansın mı” sorusuna her dört kişiden üçü, yani yüzde 68’i, “Halkın her şeyi görmeye hakkı var” diyerek duruşmaların TRT’den canlı yayımlamasını desteklediği görülmüştür. Araştırmaya katılanların yalnızca yüzde 23’ü böyle bir yayın sürecinin “yargıyı siyasallaştıracağı” kanaatini belirtirken yüzde 9’luk bir kesim de fikrini belirtmemiştir.  

Duruşmaların TRT’den yayımlanması talebi yalnızca CHP, İYİ Parti veya DEM Parti seçmeninde güçlü bir talep değildir, AK Parti ve MHP seçmeninde de güçlü bir taleptir. CHP seçmenin yüzde 69’u, İYİ Parti seçmenin yüzde 81’i, DEM Parti seçmenin yüzde 80’i, AKP seçmeninin 66’sı, MHP seçmeninin de yüzde 64’ü “duruşmalar canlı yayımlansın” talebini desteklemektedir. 

Bu sonuçlar iktidar bloğu içinde de şeffaflık yönünde güçlü bir talebin varlığını ortaya koymaktadır. 

Seçmenin çoğu TRT’ye güvenmiyor

TRT yayınlarına güveni de ölçen araştırmanın sonuçları oldukça çarpıcı. “TRT yayımlarını genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz” sorusuna katılımcıların yalnızca üçte biri, yüzde 33’ü “TRT’nin tarafsız ve objektif yayın yaptığını” belirtirken, katılımcıların yaklaşık yarısı, yüzde 47’si “TRT’nin iktidar yanlısı yayın yaptığını” belirtmektedir. “Fikrim yok / Cevap yok” diyenlerin oranı ise yüzde 20.

AK Parti seçmeninin yüzde 52’si, MHP seçmenin ise yalnızca yüzde 35’i “TRT’nin tarafsız yayın yaptığını” belirtirken, AK Parti seçmenin yüzde 25’i, MHP seçmenin yüzde 52’si “TRT’nin iktidar yanlısı yayın yaptığına” inanmaktadır. Bu oran CHP seçmenin de yüzde 64, İYİ Parti seçmenin de ise 74.

Bu konuda benzer bir sonuç da “TRT, belediye başkanlarına yönelik davaları yayımlaması durumunda bu süreci tarafsız ve kesintisiz biçimde aktarır mı?” sorusunda ortaya çıkıyor. Bu soruya katılımcıların yalnızca yüzde 37’si “evet” derken, yüzde 49’u “TRT’nin böyle bir süreçte taraflı yayın yapacağına” inanıyor.  Bu sonuçlara rağmen Türkiye genelinde her 4 kişiden 3’ü (yüzde 74) TRT’de böyle bir yayın olursa izleyeceğini belirtmiştir. Böyle bir yayını “izlemeyeceğini söyleyenlerin” oranı ise yalnızca yüzde 18’dir. 

Partiler düzeyinde ise AK Parti seçmeninin yüzde 76’sı, CHP seçmeninin yüzde 74’ü, MHP seçmeninin yüzde 65’i, İYİ Parti ve TİP seçmeninin yüzde 70’i “izlerim” derken DEM seçmeninde bu oran yüzde 100’e yaklaşmaktadır. 

Katılımcılara Tele1, Halk TV, Sözcü TV ve Now TV gibi televizyon kanallarına yönelik yayın durdurma ve kapatma cezalarını “nasıl değerlendiriyorsunuz” diye soran GÜNDEMAR Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 61’i bu cezaları “basın özgürlüğüne müdahale” olarak değerlendirmiştir. Katılımcıların yüzde 27’si ise bu cezaların “yayın ilkelerinin ihlali nedeniyle” gerekli olduğunu belirtmiştir. Yüzde 12’lik bir kesim ise fikir belirtmemiştir. 

Bu oranların partilere dağılımında ise CHP seçmeninin yüzde 82’si, İYİ Parti seçmenin yüzde 76’sı, DEM Parti seçmeninin yüzde 94’ü yayın durdurma ve kapatma cezalarının basın özgürlüğü ihlali olduğunu belirtmiştir. AK Parti seçmeninin yüzde 37’si, MHP seçmenin yüzde 58’i de kararları basın özgürlüğü ihlali olarak değerlendirmiştir. 

Katılımcılara “bazı gazetecilerin halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçlamasıyla gözaltına alınmasını ve tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz” diye soran GÜNDEMAR Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 52’si, bu gözaltı ve tutuklamaları siyasi bir susturma aracı olarak değerlendirirken, yüzde 34’ü de bu müdahaleleri hukuki gerekçelere dayanan gerekli uygulamalar olarak görmektedir. 

Bu sonuç toplumun yarısından fazlasının gazetecilere yönelik bu tür işlemleri hukuktan ziyade politik bir baskı aracı olarak algıladığını göstermektedir. Nitekim bu sonuç muhalefet seçmenin de açıkça görülüyor. CHP seçmeninin yüzde 77’si, İYİ Parti seçmenin yüzde 75’i, DEM Parti seçmenin yüzde 58’i gazetecilere yönelik göz altıları ve tutuklamaları “siyasi bir susturma aracı” olarak görüyor. Bu oran AK Parti seçmeninde yüzde 32’i, MHP seçmeninde yüzde 43. 

Araştırmanın diğer bir sonucu da medyaya ve gazetecilere yönelik yaptırımlarda “Çifte Standart” algısının hakim olduğunu ortaya koyuyor. Nitekim “Medya kuruluşlarına yönelik cezaların ve gazetecilere açılan soruşturmaların herkese eşit şekilde uygulandığına inanıyor musunuz” şeklindeki soruya katılımcıların yüzde 62’si “hayır bu yaptırımlar eşit şekilde uygulanmıyor, çifte standart var” diye cevap vermiştir. Yalnızca yüzde 25’lik bir kesim bu uygulamaları eşit bulurken, yüzde 13’lük kesim ise görüş belirtmemiştir. 

CHP seçmeninin yüzde 86’sı,  İYİ Parti seçmeninin yüzde 91’i, DEM Parti seçmeninin yüzde 53’ü, “medya yaptırımlarının eşit uygulanmadığını düşünürken”, AK Parti seçmeninin yüzde 47’si yaptırımların eşit şekilde uygulandığını, yüzde 36’sı da çifte standart olduğunu ifade etmiştir. MHP seçmeninde ise “eşit uygulandığına inanların oranı yalnızca yüzde 14, çifte standart olduğuna inanların oranı yüzde 58’dir. 

Paylaşın

Mehmet Şimşek Borçlanmayla Övündü

Mehmet Şimşek, Dünya Bankası’nın toplam 657,7 milyon avroluk bir finansman paketini onaylamasına ilişkin yaptığı açıklamada, bu onayın Türkiye’nin ekonomi programına olan güvenin bir göstergesi olduğunu söyledi.

Dünya Bankası, Türkiye’nin enerji altyapısını güçlendirmek amacıyla “Türkiye İletim Sisteminin Dönüştürülmesi Projesi” (İSDP) için toplam 657,7 milyon avro tutarında bir finansman paketini onayladı. Bu paket, Türkiye’nin enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji entegrasyonu hedeflerini destekleyecek.

Söz konusu finansman paketi şu bileşenlerden oluşuyor:

625 milyon avro Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD) kredisi
32,798 milyon avro (yaklaşık 38 milyon dolar eşdeğeri) Temiz Teknoloji Fonu (CTF) kredisi
2 milyon dolar tutarında CTF hibesi

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, bu onayın Türkiye’nin ekonomi programına duyulan güvenin bir göstergesi olduğunu belirtti.

Şimşek, “Ekonomi programımıza duyulan güven sayesinde uluslararası kuruluşlardan temin edilen uzun vadeli ve uygun koşullu dış finansman artıyor. Kalkınma hedeflerimiz doğrultusunda 2025 yılında sağladığımız kaynak tutarı 7 milyar dolara ulaştı” ifadelerini kullandı.

Paylaşın