Altın Fiyatlarında Yükseliş Sürecek Mi? JP Morgan’dan Dikkat Çeken Tahmin

JPMorgan Chase Küresel Emtia Araştırma Başkanı Natasha Kaneva, külçe altının tüm zamanların en yüksek seviyesi olan 2 bin 195,15 dolara ulaşmasının ardından “2 bin 500 doların bir olasılık olduğuna inanıyoruz. Çünkü piyasa aşırı heyecanlanma eğiliminde” dedi.

Geçen haftanın son işlem gününde 2 bin 195 doların üzerine çıkarak zirve yapan altının ons fiyatı ise bu sabah saatlerinde dünkü kapanışının yüzde 0,1 altında 2 bin 72 dolardan alıcı buluyor. Gram altın, 2 bin 240 TL civarında alıcı bulurken çeyrek altın, 3 bin 732 liradan satılıyor.

Altın fiyatlarının tarihi zirveye yakın seyrettiği sırada ABD merkezli yatırım bankası JPMorgan Chase Küresel Emtia Araştırma Başkanı Natasha Kaneva, altın fiyatının bu yıl ons başına 2 bin 500 dolara ulaşabileceğini belirtti.

Kaneva’ya göre JPMorgan için altın, emtia piyasalarında 1 numaralı tercih oldu ve bankanın küresel emtia araştırma başkanına göre altın fiyatı bu yıl ons başına 2 bin 500 dolara ulaşma potansiyeline sahip.

Natasha Kaneva, Bloomberg TV’ye verdiği bir röportajında, külçe altının cuma günü tüm zamanların en yüksek seviyesi olan 2 bin 195,15 dolara ulaşmasının ardından “2 bin 500 doların bir olasılık olduğuna inanıyoruz. Çünkü piyasa aşırı heyecanlanma eğiliminde” dedi.

Natasha Kaneva, bu fiyat hedefine ulaşmak için “enflasyonda ve istihdam rakamlarında ılımlılığın devam ettiğinin ve Fed’in gerçekten kesintiye gittiğinin teyit edilmesine ihtiyacımız var” diye konuştu.

Para piyasalarında, Fed’in 19-20 Mart’ta gerçekleştireceği para politikası toplantısının altın fiyatları için kritik öneme sahip olduğu düşünülüyor. Fed’in faizi sabit bırakacağına kesin gözüyle bakılırken, Banka’nın faiz indirimine başlama ihtimali mayısta yüzde 10 ve haziranda yüzde 69 ile fiyatlanıyor.

Geçen haftanın son işlem gününde 2 bin 195 doların üzerine çıkarak zirve yapan altının ons fiyatı ise bu sabah saatlerinde dünkü kapanışının yüzde 0,1 altında 2 bin 72 dolardan alıcı buluyor. Gram altın, 2 bin 240 TL civarında alıcı bulurken çeyrek altın, 3 bin 732 liradan satılıyor.

(Kaynak: BloombergHT)

Paylaşın

Bilinmeyen Bir Şey Evrenin Genişleme Hızını Değiştiriyor!

Evreni ve fizik yasalarını yanlış anlamış olabiliriz ya da ölçümler yanlış olabilir. Bilim insanları, evrenin genişleme hızını etkileyen, bizim farkında olmadığımız bir şeyin olduğunu öne sürüyor.

Evrenin genişlemesi, gözlemlenebilir evrenin kütleçekimsel olarak bağlı olmayan herhangi iki parçası arasındaki mesafenin zamanla artması olarak tanımlanmaktadır.

Independent Türkçe’nin aktardığına göre; Bilim insanları, bir şeyin evrenin genişleme hızını değiştirdiğini söylüyor.

Araştırmacılar onlarca yıldır “Hubble sabitini”, yani kozmosun genişleme hızını ölçmeye çalışıyor. Ancak bu ölçümler daha hassas hale geldikçe netlikleri de azalıyor: Genişlemeyi farklı yollarla ölçmek, farklı sonuçlar veriyor.

Bilim insanları bunun neden kaynaklanabileceği bilmiyor. Evreni ve fizik kurallarını yanlış anlamış olabiliriz ya da ölçümler hatalı olabilir.

Öte yandan araştırmacılar halihazırda James Webb Uzay Teleskobu’nu (JWST) Hubble Uzay Teleskobu’yla birlikte kullanarak ölçümlerin doğruluğuna dair şüpheleri ortadan kaldırmaya çalışıyor. Görünüşe göre araştırmacılar ölçümlerin doğru olduğunu ve evrenin genişleme hızını etkileyen, bizim farkına varmadığımız bir şeyler olduğunu öne sürüyor.

Baltimore’daki Johns Hopkins Üniversitesi’nde fizikçi olan Adam Riess, “Ölçüm hataları giderildiğinde geriye evreni yanlış anladığımız gibi gerçek ve heyecan verici bir olasılık kalıyor” diyor.

Artık Hubble’ın gözlemlediği tüm aralığı kapsıyoruz ve ölçüm hatasının Hubble Gerilimi’ne neden olduğu ihtimalini çok yüksek güvenilirlikle eleyebiliriz.

2023’te Hubble’ın gözlemlerini teyit etmek için Webb teleskobunu kullanan bilim insanları, ölçümlerin doğru olduğuna işaret etmişti. Fakat başkaları, mesafe arttıkça kullandığımız ölçümlerin doğruluğu azalıyorsa bu çalışmada bir kusur olabileceğini öne sürmüştü.

Yeni çalışmada araştırmacılar Webb ve Hubble gözlemlerini, “her iki dünyanın da en iyisini” elde etmek için birleştirdi. Bu ölçümlerin daha uzakta bile güvenilirliğini koruduğunu belirtiyorlar.

Paylaşın

HSCB, Türkiye İçin Yıl Sonu Enflasyon Beklentisini Yüzde 49,4’e Yükseltti

Birleşik Krallık merkezli çok uluslu yatırım bankası HSCB, Türkiye için 2024 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 47,9’dan yüzde 49,4 seviyesine yükseltti. 2025 enflasyon beklentisi ise yüzde 29 seviyesinde kaldı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) son enflasyon raporunda 2024 yıl sonu beklentisi yüzde 36 olarak belirlenmişti.

Seçimlerden sonra politikada büyük bir değişiklik öngörmeyen Birleşik Krallık merkezli çok uluslu yatırım bankası HSBC, Türkiye ile ilgili enflasyon beklentisini revize etti.

Bloomberg HT’de yer alan habere göre, HSBC CEEMEA Ekonomisti Melis Metiner’in hazırladığı 14 Mart tarihli notuna göre banka 2024 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 47,9’dan yüzde 49,4 seviyesine yükseltti. 2025 enflasyon beklentisi ise yüzde 29 seviyesinde kaldı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) son enflasyon raporunda 2024 yıl sonu beklentisi yüzde 36 olarak belirlenmişti.

HSBC, 2024 yılına ilişkin politika faiziyle ilgili beklentisini yüzde 45’te tutarken, artış olasılığına da dikkat çekti. Banka, enflasyon tahminleri dikkate alındığında faiz indirimlerinin ancak 2025 yılının ilk çeyreğinde yapılabilmesi için alan olduğunu belirtti.

Ekonomide yumuşak inişin öncelik olmaya devam edeceğini öngören HSBC, “Bu da dengesizliklerin yavaş düzeleceği anlamına geliyor. Daha fazla sıkılaştırma ekonominin daha hızlı bir şekilde soğutulmasına yardımcı olacaktır, ancak daha kademeli bir yaklaşım beklemeye devam ediyoruz” dedi.

Merkez Bankası (TCMB), Hafize Gaye Erkan’ın yerine göreve atanan Fatih Karahan başkanlığında yaptığı ilk toplantıda politika faizini yüzde 45 düzeyinde sabit tutma kararı almıştı.

Para Politikası Kurulu (PPK) beklenti anketine katılan ekonomistler, politika faizinin bugünkü toplantıda yüzde 45’te sabit bırakılacağını öngörüyordu.

Geçen yıl Mayıs ayındaki seçimler öncesi Türkiye’de politika faizi yüzde 8,50’ydi. Seçimler sonrası ise Haziran ayından bu yana parasal sıkılaşma politikalarının sonucu olarak Merkez Bankası politika faizini 3650 baz puan yükseltti.

TCMB’nin uzun süre faizlerin yüksek tutulacağına dair mesajlarına rağmen piyasada yıl sonuna doğru faiz indirimlerine başlanacağı beklentisi var.

Politika faizinin yıl sonunda yüzde 37,5 seviyesinde olması bekleniyor. Merkez Bankası’nın düzenlediği ankete katılan ekonomistlerin yıl sonu politika faizi beklentilerinin medyanı ise yüzde 36,25 oldu.

Paylaşın

Davutoğlu’ndan ‘Murat Kurum’ Yorumu: Mutlak İtaat Kriterine Uyan Aday

Murat Kurum’un İstanbul adaylığını değerlendiren Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, “İstanbul’u hiç tanımayan birini İstanbul’a aday yapmak şu demek ‘Ben nasıl olsa kazanacağım, bari bana bir gün ‘hayır’ demeyecek biri olsun. Murat Kurum ismi mutlak itaat kriterine uyan ama seçim kazanabilme şansı zayıf bir isim” dedi.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Halk TV ekranlarında yayımlanan ‘Sözüm Var‘ programına katıldı. 31 Mart Yerel Seçimleri yaklaşırken siyaset gündemine dair değerlendirmeler yapan Davutoğlu, AK Parti’nin İBB başkanı adayı Murat Kurum‘a ilişkin dikkat çeken açıklamalar yaptı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu açıklamalarında şu ifadeleri kullandı: “AKP’nin yaptığı aday tercihleri nedeniyle kazanma olasılıklarını çok düşük görüyorum. Bana AKP’den kim aday olur diye sorulmuştu, ben de kendi rant hesaplarına karşı ‘hayır’ diyemeyeceği zayıf bir adayı çıkarabileceğini belirtmiştim.

Erdoğan bu seçimi kaybederse 29 Mayıs’ın psikolojisi nedeniyle kaybedecek. ‘Ben ne olursa olsun kazanırım’ düşüncesi Erdoğan’ı bu noktaya itti. Kanal İstanbul’da dahil olmak üzere İstanbul’la ilgili kendi talimatlarının dışına hiç çıkmayacak bir adaya yöneltti. Murat Kurum böyle bir aday. İkisi de bürokratlarımdı çok iyi tanırım.

“Murat Kurum mutlak itaat kriterine uyan adaydı”

Ergun Bey olmuş olsa, İstanbul için daha rasyonel bir tercihti. Buna yöneltti. İstanbul’u hiç tanımayan birini İstanbul’a aday yapmak şu demek ‘Ben nasıl olsa kazanacağım, bari bana bir gün ‘hayır’ demeyecek biri olsun. Murat Kurum ismi mutlak itaat kriterine uyan ama seçim kazanabilme şansı zayıf bir isim. Bu tartışmanın içinde yer almamak için biz aday göstermedik.”

Paylaşın

DEM Parti İstanbul Adayı Beştaş: Çekileceğim Bir Yarışa Girmem

Katıldığı bir televizyon programında yerel seçimlerle ilgili değerlendirmelerde bulunan DEM Parti İstanbul adayı Meral Danış Beştaş, çekilip çekilmeyeceğine ilişkin, “Çekilmeyeceğim. Çekileceğim bir yarışa girmem” dedi.

Meral Danış Beştaş, DEM Parti seçmeninin bir bölümünün Ekrem İmamoğlu’na oy vereceğine yönelik iddialara ilişkin; “Dördüncü hafta İstanbul’dayım. Sahadayız. Hakikaten herhangi bir kayışı gözlemlemedim” ifadelerini kullandı.

Beştaş, büyükşehirlerde aday çıkarma tartışmalarına ilişkin 2019’u işaret ederek, “O dönem için stratejik karar aldık. Bu döneme gelince sonuçta kararımız bu. Normale döndük” dedi. Beştaş, AKP seçmeninin memnuniyetsizliği gördüklerini belirterek, “Muhafazakâr seçmende iktidara büyük tepki var. Erzurum’da da, Diyarbakır’da da, Mardin’de de görüyorum” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı ve Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, HaberTürk canlı yayınında soruları yanıtladı. Meral Danış Beştaş’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“Biz 2019’da bir defaya mahsus karar aldık. O her zaman ilelebet karar değil neticede. Demokrasinin önünü açmak için karar aldık. Kaybettirmek, kazandırmak üzerine bir stratejik yaklaşımdı. Dönemsel atmosferi, siyasal durumu, mevcut tıkanıklığı, kurullarımızın çok yoğun tartışmalarıyla böyle bir karar aldık. Bugün bir parti olarak seçime girme karar aldık. Aslolan partilerin yarışmasıdır. O bir istisnaydı. O dönem için stratejik karar aldık.

Çokça bizsiz biz tartışılıyor. Şimdi yasal kıskaçtan dolayı ismimiz değişti. DEM Parti her gün kesintisiz yaygın medya tarafından konuşuluyor. En fazla ‘DEM Parti kime kazandıracak, kime kaybettirecek, iktidarla mı anlaştı?’ gibi çokça büyük ve yaygın tartışma var. Politik olarak rahatsız edici yönü şu; seçim dönemlerinde partimiz daha çok konuşulur olur. DEM Parti tabii ki Türkiye’nin partisi en çok oyu Kürtlerden alıyor. Kürtler seçim döneminde tartışılıyor. En çok Kürtlerin oyu önemseniyor. Kime oy verecekler meselesi.

Eğer gerçekten birilerini kazandırmak isteseydik aday çıkarmazdık. Söz konusu olan Başak ya da Meral değil. Biz kazanmak için yola çıkıyoruz. Oy oranları belli, nasıl olsa kazanamayacaksınız, denilebilir. Bizim için siyaset illa İBB koltuğuna oturmak değil. Bizim için kazanmak şu anda sizinle konuşmak. Bugün Hacıahmet’e gittik, kucaklaştık. Bizim için kazanmak Türkiye’ye hakikati anlatmak. Bu nedenle bu adaylık oldu. Bu soruya en net yanıtı şöyle verebilirim. Sevgili Başak’la benim kıyaslanmam kötü bir şey.

“Kazanmak için yola çıktık”

Dördüncü hafta İstanbul’dayım. Sahadayız. Hakikaten herhangi bir kayışı gözlemlemedim. Seçmenlerimizle uzun uzun konuşabiliyoruz. Hakikaten Türkiye siyasetini izleyen, kimin ne amaçladığını bilen bir yerden bu sorular soruluyor. Çokça yayın yapan kanal var. Biz kazanmak için yola çıktık.

Anket çalışması yaptırmadık, ileriki günlerde düşünebiliriz. Bütün anket firmaları bize çalışıyor. Hiçbir zaman DEM seçmenin oyu tahmin edilemez. Çekilmeyeceğim. Bu konuşuluyor işin kötü tarafı zaman zaman halk arasından da soruluyor. Bir heyhuladır konuşuluyor. Çekilmeyeceğim. Çekileceğim bir yarışa girmem.”

Paylaşın

2023 Yılında Türkiye’de Her 10 Kişiden Biri Sınava Girdi

ÖSYM verilerine göre, 2023 yılında Türkiye’deki her 10 kişiden biri sınava girdi. 2023 yılında gerçekleştirilen 66 merkezi sınava giren aday sayısı ise 11 milyon 202 bin 784.

ÖSYM (Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi), merkezi sınavlara giren adaylardan toplam 1 milyar 162 milyon 231 bin TL başvuru ücreti topladı.

Milyonlarca yurttaşın kamuya memur olarak atanmak, milyonlarca öğrencinin ise üniversiteye yerleşmek amacıyla girdiği merkezi sınavlara giren aday sayısı ve adaylardan toplanan para belli oldu.

Birgün’den Mustafa Bildirici’nin haberine göre; ÖSYM’nin 2023 yılı verileri ile ortaya konulan tablo, “Türkiye bir sınavlar ülkesi haline getirildi” eleştirilerinin haklılığını ortaya koydu.

ÖSYM’nin verilerine göre, 2023 yılında toplam 66 merkezi sınav gerçekleştirildi. Merkezi sınavlara giren aday sayısına yönelik istatistikler, 2023 yılında Türkiye’deki her 10 kişiden birinin sınava girdiğini gösterdi.

2023 yılında gerçekleştirilen 66 merkezi sınava giren aday sayısı, 11 milyon 202 bin 784 ile ifade edildi. ÖSYM, merkezi sınavlara giren adaylardan toplam 1 milyar 162 milyon 231 bin TL başvuru ücreti topladı.

ÖSYM’nin merkezi sınavlardan topladığı başvuru ücretlerinde yıllar itibarıyla yaşanan değişim de dikkati çekti. Buna göre, 2018 yılında 528 milyon 32 bin TL olan ÖSYM’nin sınav geliri, 2019-2023 döneminde yıllara göre şöyle sıralandı:

2019: 546 milyon 25 bin TL
2020: 860 milyon 512 bin TL
2021: 767 milyon 630 bin TL
2022: 1 milyar 490 milyon 314 bin TL
2023: 1 milyar 162 milyon 231 bin TL

Rekor aday YKS’de

Türkiye nüfusunun yüzde 13’ünün bir merkezi sınava girdiğini ortaya koyan verinin, bazı sınav türlerine göre dağılımı ise şöyle kaydedildi:

2023 Dikey Geçiş Sınavı: 464 bin 272 aday
KPSS Genel Kültür-Genel Yetenek: 924 bin 167 aday
KPSS Eğitim Bilimleri: 572 bin 19 aday
YKS TYT: 3 milyon 527 bin 433
YKS AYT: 2 milyon 573 bin 169

Paylaşın

YRP Lideri Erbakan: Yüzde 20’nin Üzerinde Oy Alacağız

Ünye’de partililere seslenen Yeniden Refah Partisi (YRP) Lideri Fatih Erbakan “Anketlerden görüyorsunuz, geçtiğimiz seçimde bizi diğerler kategorisinde gösteren anket firmaları, bugün 6-7 puan, 8 puan gösteriyor” dedi ve ekledi:

“Diğerlerinin içinde gösterdiklerinde, 0,2-0,3 oy gösterdiklerinde yüzde 3’e yakın oy aldığımıza göre, yüzde 6-7 gösterdiklerinde kaç oy alacağımızı gelin; siz düşünün. Allah’ın izni ile Yeniden Refah Partimiz, yüzde 20’nin üzerinde oy alacak. Bütün Türkiye’de meydanlar bunu gösteriyor.”

Erbakan, konuşmasının devamında, Milletimiz artık değişim istiyor. Artık yeniden Milli Görüş’ü istiyor. Milli Görüş’ün hem yerel yönetimlerde hem de hükümette o efsane hizmetlerini özlüyor. Akın akın Yeniden Refah Partimize koşuyor. Önce yerel yönetimlerde, arkasından 2028’de Milli Görüş iktidarını gerçekleştireceğiz” ifadelerini kullandı.

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Ordu’nun Ünye, Fatsa ve Çamaş ilçelerinde seçim koordinasyon merkezleri açılışlarına katıldı. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Ünye’de partililere seslenen Fatih Erbakan, 1 Nisan’dan itibaren “ahlaklı belediyecilik ile vatandaşların derdine derman olacaklarını” söyledi.

Meydanlarda “1994 ruhu”nun hissedildiğini belirten Erbakan, “Meydanlar, ‘Yeniden Refah’ diyor. Milletimiz, ‘Yeniden Refah’ diyor. Anketler, ‘Yeniden Refah’ diyor. İnşallah 31 Mart’ta sandıklar da ‘Yeniden Refah’ diyecek. Bunun en büyük ispatı, Yeniden Refah Partimizin üye sayısı.

Artık hızına biz dahi yetişemiyoruz. Ünye stantlarımızın önünde artık kuyruk oluyor. Günde 2 bin 500 üye artışı yaşıyoruz. Bugün itibarıyla 470 bin sınırını aştık. 500 bine doğru koşar adımla devam ediyoruz. 6 ayda yüzde 80’inin üzerinde büyüme başka bir siyasi partiye nasip olmaz” diye konuştu.

“Anketlerden görüyorsunuz, geçtiğimiz seçimde bizi diğerler kategorisinde gösteren anket firmaları, bugün 6-7 puan, 8 puan gösteriyor” diyen Erbakan, “Diğerlerinin içinde gösterdiklerinde, 0,2-0,3 oy gösterdiklerinde yüzde 3’e yakın oy aldığımıza göre, yüzde 6-7 gösterdiklerinde kaç oy alacağımızı gelin; siz düşünün. Allah’ın izni ile Yeniden Refah Partimiz, yüzde 20’nin üzerinde oy alacak.

Bütün Türkiye’de meydanlar bunu gösteriyor. Milletimiz artık değişim istiyor. Artık yeniden Milli Görüş’ü istiyor. Milli Görüş’ün hem yerel yönetimlerde hem de hükümette o efsane hizmetlerini özlüyor. Akın akın Yeniden Refah Partimize koşuyor. Önce yerel yönetimlerde, arkasından 2028’de Milli Görüş iktidarını gerçekleştireceğiz” dedi.

“Fakirlik 4,5 kat arttı”

Ekonomiyle ilgili konuşan Erbakan, “Sözün bittiği yerdeyiz. Hiçbir anlatılan hikaye karın doyurmuyor, derde derman olmuyor. Sadece oyalama, sadece zaman kaybı. ‘Bir seçimi daha atlatabilir miyiz’ kaygısı ile anlatılan hikayeler. Peki, gerçekler ne Türkiye’de? Halkın yüzde 85’i yoksul, yüzde 45’i açlık sınırının altında gelire sahip. Açlık sınırı 20 bine dayanmış. Bu ne demek; 10 milyon asgari ücretli ve milyonlarca emekli, açlık sınırının altında.

10 bin TL alan emekli açlık sınırının yarısı kadar maaş alıyor demek. Yoksulluk sınırı aylık 53 bin TL’ye gelmiş. Bu matematikle baktığınızda halkın yüzde 85’i yoksul, yüzde 45’i aç. 2002’de 1 milyon haneye sosyal yardım yapılırken, bugün 4,5 milyon haneye sosyal yardım yapılıyor. Nüfusumuz 2002’den bu yana 4,5 kat mı arttı? Hayır. Ama fakirlik 4,5 kat arttı” ifadelerini kullandı.

Doların iki seçim arasında 19 liradan 34 liraya çıktığını ifade eden Fatih Erbakan, “Geçen seçimden önce dolar 19 TL’ydi. Bu hafta 34 TL’ye dayandı. Şimdi 33 TL seviyesinde. Düşüreceğiz diye ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Bu gidişle seçime kadar 38 TL olursa hiç şaşırmayın. Orta vadeli programda ‘2024 sonu döviz kuru 45 TL olacak’ diyor. 45 TL olacak diye kendisi söylüyor.

Sonra çıkıyor; ‘Enflasyon düşecek’ diyorlar. Kendileri ile çelişiyorlar. Doların 45 TL olacağı ülkede enflasyon düşer mi, düşmez. Hikaye bunlar. Enflasyonun düşmesi için denk bütçe lazım. İsrafın önlenmesi lazım. Milli kaynak paketlerinin hayata geçirilmesi lazım. Üretim ve ihracatla dış ticaret açığının önlenmesi lazım. Dış borçlanmadan kurtulması lazım. Bütün bunları olması için de Milli Görüş ruhu lazım” şeklinde konuştu.

Paylaşın

Türkiye, Kişi Başına Düşen Milli Gelirde 20 Sene Önceki Sırada

Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre 2023 yılında Türkiye kişi başına düşen milli gelir sıralamasında dünyada 69. sırada. Türkiye, 2022 yılında ise 78. sıradaydı.

Önemli bir yükseliş gibi görünse de, Türkiye’nin 2003 yılında da dünyada 69. sırada olduğu göz önüne alındığında son 20 yılda aynı basamakta kaldığı sonucu çıkıyor. Bu, Türkiye’de milli gelir yükselirken diğer ülkelerde de yükseldiği anlamına geliyor.

2023 yılında dolar bazında kişi başına milli gelirin en yüksek olduğu ülke 135 bin 605 dolar ile Lüksemburg. Bu miktar ABD’de 80 bin 412 dolar; Almanya’da 52 bin 824 dolar. IMF tahminine göre 2028 yılında Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 17 bin 333 dolara yükselecek. Dünyadaki sıralaması ise 68. olacak.

Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir ilk kez 13 bin doları aştı. TÜİK’e göre kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) 2023 yılında 13 bin 110 Amerikan doları oldu. 2020 yılında kişi başına milli gelir 8 bin 600 dolardı. Böylece son 3 senede kişi başına düşen milli gelir dolar bazında yüzde 52 artmış oldu.

Bu artışa rağmen Türkiye bu alanda dünyada 69. sırada bulunuyor. 2003 yılında da Türkiye 69. sıradaydı. İktisatçılar da sığınmacılar ve dolar enflasyonu dikkate alındığında son 10 yılda dolar bazında kişi başına milli gelirin yüzde 20’den fazla düştüğünü belirtiyor.

TÜİK verilerine göre AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında kişi başına milli gelir 3 bin 608 dolardı. 2008 yılında bu miktar ilk kez 10 bin dolar barajını aşarak 11 bin 18 dolar gerçekleşti. 2013 yılında kişi başına milli gelir 12 bin 582 dolar ile en yüksek seviyeye çıktı.

Bu tarihten sonra kademeli olarak düşen milli gelir 2020’da 8 bin 600 dolara kadar geriledi. 2013-2020 arasında kişi başına milli gelir dolar bazında hep düştü. 2022’de tekrar 10 bin sınırını aşarak 2023’te tüm zamanların rekoru kırıldı.

Öte yandan Türkiye’de dolar bazında kişi başına milli gelirin bu kadar yükselmesi Türkiye’nin dünyadaki sıralamasının da bu kadar yükseldiği anlamına gelmiyor. Diğer ülkelerde aynı dönemde milli gelirin nasıl değiştiği ve dünya sıralamasında Türkiye’nin durumuna bakmak gerekiyor.

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) verilerine göre 2000 yılında Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir dolar bazında Bulgaristan ve Romanya’nın iki katından fazlaydı. Macaristan’dan ise biraz düşüktü. 2003 yılında Türkiye’de bu değer 4 bin 685 dolar iken Bulgaristan’da 2 bin 711 dolar, Romanya’da 2 bin 672 dolar, Macaristan’da ise 8 bin 409’du.

2023 yılında ise Türkiye’de 13 bin 384 dolar olurken Bulgaristan’da 16 bin 87 dolar, Romanya’da ise 18 bin 413 dolara yükseldi. Macaristan’da ise ilk kez 20 bin dolar barajı aşılarak 21 bin 76 dolar oldu.

Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre 2023 yılında Türkiye kişi başına düşen milli gelir sıralamasında dünyada 69. sırada. Türkiye, 2022 yılında ise 78. sıradaydı.

Önemli bir yükseliş gibi görünse de, Türkiye’nin 2003 yılında da dünyada 69. sırada olduğu göz önüne alındığında son 20 yılda aynı basamakta kaldığı sonucu çıkıyor. Bu, Türkiye’de milli gelir yükselirken diğer ülkelerde de yükseldiği anlamına geliyor.

2023 yılında dolar bazında kişi başına milli gelirin en yüksek olduğu ülke 135 bin 605 dolar ile Lüksemburg. Bu miktar ABD’de 80 bin 412 dolar; Almanya’da 52 bin 824 dolar. IMF tahminine göre 2028 yılında Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 17 bin 333 dolara yükselecek. Dünyadaki sıralaması ise 68. olacak.

“Göçmenlerin durumu ve dolar enflasyonu”

Öte yandan, çok sayıda ekonomist ve uzman Türkiye’de kişi başına milli gelirin 13 bin doları aşmasına temkinli yaklaşıyor.

İktisatçı Mahfi Eğilmez’e göre milyonlarca göçmen ülkedeki gayri safi yurtiçi hasılaya katkı sağlıyor. Ancak kişi başına gelirde onlar nüfusta sayılmadığı için Türk vatandaşlarının “geliri olduğundan fazla görünüyor”.

Ekonomist Emre Akçakmak da dolar bazında kişi başına milli gelirin son 10 yılda aslında düştüğünü belirtiyor. Geçici korunma statüsündeki nüfus eklenip yıllık GSYH ortalama ABD enflasyonuna göre düzeltildiğinde oldukça farklı bir sonuç ortaya çıkıyor.

Akçakmak, 2013’te 12 bin 500 dolar olan kişi başı milli gelirin 2023’te karşılaştırılabilir anlamda 9 bin 600 dolar oluyor. Bu da son 10 yılda dolar bazında kişi başına milli gelirin yüzde 23 azalması demek.

TÜİK eski Başkanı Birol Aydın da sığınmacı sayısının kademeli olarak arttırarak yaptığı hesapta bu son 10 yıldaki düşüşü yüzde 26 olarak hesapladı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu: Her Seçim Öncesi Bir Kumpas Bir İftira

Sosyal medyada yayınlanmasının ardından savcılığın resen soruşturma başlattığı “balya balya para sayma” görüntülerine ilişkin açıklama yapan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Her seçim öncesi bir kumpas, bir iftira” dedi.

Ekrem İmamoğlu, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Adalet Bakanı çıktı, iddianame yazar gibi konuştu. Bu işlerde en son Adalet Bakanı konuşur. Birkaç saat ara vermeden sağolsun iddianameyi yazdı” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin başkan adayı Ekrem İmamoğlu, Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Yeşilkaya ve Habertürk’ten Mehmet Akif Ersoy’un sorularını yanıtladı.

İmamoğlu, sosyal medyada yayınlanmasının ardından savcılığın resen soruşturma başlattığı “balya balya para sayma” görüntülerine ilişkin açıklama yaptı. İmamoğlu, görüntülerdeki kişinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi meclis üyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü Başkanı olduğunu söyledi.

“Her seçim öncesi bir kumpas, bir iftira” diyen Ekrem İmamoğlu şöyle devam etti: “2019 yılında CHP İl binasının alınması üzerine bir görüntü. Sonuçta ben de sosyal medyadan gördüm ve sizin gibi ‘bu nedir’ dedim. Günün sonunda bir baktım, ‘kurultayda birilerine verilecek paraların görüntüsü’ şu, bu vs. Ramazan’ın ilk gününe 2019’da seçimin iptal edilişi gibi hiç yakışmayan bir iş. 4,5 yıl önceki görüntüden malzeme çıkartma çabası…

Televizyonda konuşan gazeteciler ‘çok yeni görüntü’ dedi. Orada il yöneticisi var, onların beyanı var, il başkanlığının açıklaması var. O dönemin il başkan yardımcısı var. İl başkanının basın danışmanı var. Günün sonunda açıklamaları il başkanlığı yaptı. Beni ilgilendiren tarafı şu, bir binanın alınması meselesi yüzünden işi Ekrem İmamoğlu’na götürmek. İşi İBB’ye götürmek…

Bir konu vardır, sorarsınız. Böyle bir yaftalamak, karalamak üzerine saldırı. ‘Bir şey bulduk Ekrem’e nasıl zarar veririz?’ diye girişim yapıldı. Ekrem İmamoğlu ile İBB ile bir ilgisi yok. Tabii bir iş öyle olmaması gerekirdi. Anlatılana göre o gün yapılan tapu işlemi var. İşlemde verilen kaparo süreci var. Orası bir hukukçunun ofisi. Hukukçunun bunu servis etmesi meselesi var.

“Adalet bakanı sağolsun iddianameyi yazdı”

Adalet Bakanı çıktı, iddianame yazar gibi konuştu. Bu işlerde en son Adalet Bakanı konuşur. Birkaç saat ara vermeden sağolsun iddianameyi yazdı. Orada tapu işlemi öncesi bir olay var… Usul açısından hatalı, eksik. Günün sonunda ben şurasındayım meselenin topyekün saldırı düzeni içerisinde Ekrem İmamoğlu’na bir leke sıçratalım…”

Paylaşın

Ali Koç’tan Galatasaray Yönetimine: Riyakar Oğlu Riyakarsınız!

Galatasaray yönetimine ağır eleştirilerde bulunan Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, “Hakemlerden memnunsunuz! Sadece bizim maçlarda güvenmiyorsunuz! Riyakar oğlu riyakarsınız! Belki de ülke için beka sorunusunuz. Milyonlar için sorunsunuz. Yabancı hakem istemezler, Avrupa’da yabancı hakemlerin nasıl maç yönettiğini görüyorlar. Kendilerini, Avrupa’da yere atıyorlar ama onlar ‘Kalk’ diyor. Tabii istemezler” dedi.

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, Faruk Ilgaz Tesisleri’nde düzenlediği basın toplantısında Galatasaray’a sert eleştiriler yöneltti. Ali Koç’un açıklamaları şöyle: “Son dönemde gündem dinamik, iddialar, iftiralar yoğun.. Biz de uzun süredir basın toplantısı yapmadık, cevabını vermedik. Bu toplantının öznesi rakibimiz olacak… Rakibimiz son dönemde deli saçması söylemler içerisinde. Birazcık onlara ve ülkemize hatırlatmayı amaçlıyorum.

Böyle bir basın toplantısı yaptığım için de üzgünüm. Sportif rekabeti düşürdükleri seviye, mezbahayı aratır seviyede. Yalanlarla kendi camialarını kışkırtıyorlar. Bizim camiamızı tahrik ederek, milyonları kışkırtarak suç işliyor. Buna müdahale edecek federasyon yok. Galatasaray’ın Türk futbolu için beka sorunu olduğunu anlatacağım. Hayali olarak değil.

Bu kulübün kötülükte ve riyakarlıkta da Şampiyonlar Ligi’nde olduğunu, kazanmak için her şeyin mübah olduğu şeklinde davrandığını anlayacağınızı düşünüyorum. Algılarla, kısa sürekli mutlu olabilirler. Sonunda tarihin sonunda yer alan kirli ilişkileri, başarı için yaptıkları türlü türlü halleri çıkacaktır.

Tenhada ayrı, umumide ayrı davranırlar. Kendilerine yapılmasını istemediklerini, başkalarına çekinmeden yaparlar. Hiç çekinmezler. Ortalığı karıştırıp, bundan da faydalanırlar. Sportif rekabette, transferlerde algı oluşturup, hak, hukuk ve vicdan tanımazlar. Kul hakkı yemekten çekinmezler. Hakemleri ve TFF’nin kurullarını baskı altında tutmak için hayali düşmanlar yaratırlar. Rakiplerini aşağılarla ve alay ederler. Son Beşiktaş-Galatasaray derbisinde gördüğünüz gibi. Bu kulübün Türk futbolunun bekası için ne büyük derecede tehdit ve sorun olduğunu anlatabileceğimi ümit ediyorum.

Kendi maçlarında lehlerine olan hakem hatalarını örtbas etmek için ortalığı karıştırırlar. ‘Elimizde VAR kayıtları var. Ligi bitirtmeyiz’ derler, istedikleri olmayınca sus pus olurlar. İşler istedikleri gibi gittiğinde, tam tersi bir tavır takınırlar.

Futbolun marka değeri için mücadele ettiklerini, onlar olmasa Türk takımlarının Avrupa’ya gidemeyeceğini söylerler. Tüm kulüpler için adalet arayışında olduklarını söylerler. Kendi kanallarında ‘Futbol için adalet’ programı yapacaklarını yalanını söylerler. Bir sürü pozisyon yolladık ama program yayınlanmadı. Programı yapamadan kulüp kanalları da kapatıldı. Günü kurtarma refleksiyle, samimiyetsiz, gerçek dışı söylemler… Sadece kendilerini akıllı, herkesi saf görürler. Birinci örnek; TFF ve kurulları, Galatasaray için ne anlam ifade ediyor? Bu durum ligin gidişatına göre mi hareket ediyor? Aralarında danışıklı dövüş mü var? TFF’ye siper oldular. ‘Türk futbolunun iradeye, liyakatli yönetime ihtiyacı var’ dediler. Çok kısa süre sonra TFF’yi istifaya davet ettiler. İki gün önce de TFF’yi hesap vermeye çağırdılar. Hangisi gerçek?

İkinci örnek; bir maçta kulübümüz hakkını aramak için 19 Mart’taki Alanyaspor maçının devre arasında rahatsızlığımızla ilgili paylaşım yaptık. Kıyameti kopardılar. Sonra aradan on gün geçti, birebir aynısını kendi maçlarında yaptılar. Paylaşımı yapmadan önce aranızdan bir akıllı ‘Fenerbahçe aynı şeyi yaptı, başkanımızın ağzından çok sert şeyler yazdık. Yaparsak riyakarlık olur’ demiyorlar mı?

Üçüncü örnek; bu çarpıcı bir örnek… Bunların bir taktikleri var, insanların üzerine baskı kurmak. Bunun için kamuoyu önüne atmak ve itibar saldırısı. Şöyle derler; ‘Fenerbahçe ile ilgili şirketlerde çalışıyor. Koç Grubu’nda çalışıyor.’ Temel hedef, söz konusu kişiyi kamuoyu önüne atmak. MHK Başkan Vekili Murat Ilgaz için ‘Fenerbahçeli’ dediler. İlk kez MHK Başkanı’na değil, başkan vekilini saldırdılar. Temsilciler Kurulu Üyesi için ‘Koç Grubu çalışanı’ dediler. Kendisi 4 yıl önce emekli olmuştu. MHK Başkanı Lale Orta üzerinden TFF’yi baskı altına almaya çalıştılar. Cesur bir TFF Başkanı olsa ‘Ne diyorsunuz? Ben Galatasaray kongre üyesiyim’ derdi.

Hanımefendinin linç edilmesine çanak tuttu. Son olarak Beşiktaşlı yöneticiye Koç Holding çalışanı olduğu için yüklendiler. Bu kul hakkı yemek. TFF Başkanı, Galatasaray Kongre üyesi. Sayın Başkan, NEF ile ortak. Kendi yönetimlerinde bir kişini Koç Holding’de çalışmasına rağmen, Yüksek Divan Kurulu Başkanları Koç Holding’de çalıştı. Bunları söylemeden, pişkince konuşurlar. Hiç aynaya bakmazlar. Galatasaray Yönetimi’nde Koç Holding’de çalışan biri var. O kadar uyanıklar ki, kızın CV’sini internet sitesinde değiştiriyorlar. Çok akıllılar.

“Riyakar oğlu riyakarsınız!”

Baskı yaparak saldırarak istediklerini elde etmeye alışmışlar. PFDK Başkanı’nı Fenerbahçeli olmakla suçladılar. Ertesi gün Tahkim Kurulu Başkanı’nın oğlunu Galatasaray Kongre Üyesi yaptılar. Aynı şeyi biz yapsak ne olurdu? Bunlara göre herkes saf, bunlar akıllı. Madem TFF Başkanı’ndan memnun değilsiniz, kurullar rezil… Hakemler kötü… O zaman siz de bizim gibi yabancı hakem talebinde bulunun! Mertseniz, dürüstseniz, kendinize güveniyorsanız… Bu sizin en büyük samimiyet testiniz.

Hakemlerden memnunsunuz! Sadece bizim maçlarda güvenmiyorsunuz! Riyakar oğlu riyakarsınız! Belki de ülke için beka sorunusunuz. Milyonlar için sorunsunuz. Yabancı hakem istemezler, Avrupa’da yabancı hakemlerin nasıl maç yönettiğini görüyorlar. Kendilerini, Avrupa’da yere atıyorlar ama onlar “Kalk” diyor. Tabii istemezler. Bunların transfer yapma kültürleri olağanüstü, kimse yanına yaklaşamaz. Pek çok yerel kulüp şikayet eder ama seslerini çıkarmazlar. Oyuncu ayartmada, hülleli transferde, çıkarlarına göre transfer haberi servis etmede, sözleşmelerde işlerine geleni yapmakta, kamuoyunu yanlış yönlendirmede de Şampiyonlar Ligi’ndeler.

Bu ülkede bir tek kulüp, kendi dönemimiz için konuşayım ‘Oyuncumuzu ayarttılar’ diyemez. Onlar oyuncuyu ve menajeri ikna ederler, sonra da kulübünü köşeye sıkıştırarak, maddi zara bile uğratırlar. Oğulcan Çağlayan, Taylan Antalyalı.. Levent Mercan da var ama onu alamadılar. Maçlarından önce söz konusu takımların oyuncularıyla ilgili transfer haberleri çıkartırlar. Ya da oynayacakların takımların oyuncularını transfer etmek için teklif yaparlar. Kayserispor’a Mame Thiam için Pendikspor teklif yaptı. Sivasspor’a Sainz için Eyüpspor teklif yaptı. Bu üç İstanbul kulübünün yakın ilişkileri herkesin malumu. Zaten ikisi, aynı ligde oynadı. UEFA kuralları söz konusu bile olamaz. Alın size gerçek koalisyon. Gerçek koalisyon.

Bize bu yaz güya transfer çalımı attılar! Dört futbolcu var ki, resmi kontratta yazan bedellerin mümkünatı yok! İradeli TFF olsa, çağırır ve bilgi alır. Bunlar da resmi ve gayri resmi kontrat yapma kültürü var. Futbolcuya anlaştıkları bedel ile resmi kontrat arasında fark vardır. Yeri gelir imaj hakları, yeri gelir sponsorluk, son dönemde de gayrimenkul ile kapatıyorlar. Sponsorları çok cömert. O kadar cömertler ki, isimlerinin açıklanmasını istemezler. Bu nasıl bir işse!

Pazar günü bir futbolcularına imaj hakları yüzünden para ödemedikleri çıktı. Bunları TFF’ye soracağız. Ancak kılıfına uydurmakta üstlerine yoktur. Bizden 8-9 milyon euro isteyen oyuncuları, 3 milyon euroya oynatıyorlar. Herhalde İstanbul’un o yakasında daha fazla oksijen var. Olimpiu Morutan’ı 3 milyon euroya satmışlar. Şahsen ‘Bravo, keşke bizde de böyle sihirbaz olsa’ dedim. İşin öyle olmadığını anladık. 3 milyon euroya satılan oyuncu, belli bir maça çıkarsa o para ödeniyormuş. Kulübü de ilk 11’de oynatmıyor. Acaba 3 milyon euro, limit açmada kullanıldı mı? Bunu öğreneceğiz

Cedric Bakambu’nun Real Betis’e transferinde de yanlış bilgi verdiler. Real Betis’in 5+5 milyon euro ödeyeceğini öğrendik. Müthiş! İlerleyen günlerde söz konusu kulübün başkanının açıklamalarıyla işin aslını öğrendik. Forma anlaşmalarını 20 milyon euro olarak gösteriyorlar. İmkanı, ihtimali yok! Olmayacak şeyleri, bonusa koyup, gösterebilirsin. Burada da böyle olmuş. İnsanların gözünün içine bakarak doğruları söylemiyorlar. Bu ülkede doğruları ispatlamak durumundayız.

Nicolo Zaniolo için bizim teklifimi ifşa ettiler. Biz de oyuncuya bakıyorduk, menajerlerine yolladığımız teklif ellerine geçmiş ve ifşa ettiler. Bu aslında suç! Onu gösteriyor, kurnaz ya.. Fenerbahçe’nin daha çok verdiğini söylüyor ve oyuncunun, Galatasaray’ı tercih ettiğini söylüyor. Biz de bunu mahkemeye götürdük, haksız rekabetten…. Bilirkişi raporu geldi, bu ülkede dürüst insanlar da var. Raporda Galatasaray’ın teklifinin, Fenerbahçe’nin teklifinden yüksek olduğu yazıyor. Bunlar yargıda da çok güçlüler. Selahattin Baki ve Onur Göçmez’i ifadeye çağırttılar. Orada güçlüler. Amaç rahatsızlık yaratmak.

Bunların kültürünün başka bir uzantısı, kendilerinde yetişmiş veya oynamış oyuncuların, başka takımlara gittiklerinde, kendilerine karşı performansı ortadadır. Bir kulüp başkanı ‘Üç futbolcumuzun beyni ile kalbi arasında çelişki olmuştur’ dedi. Bu sözleri Fenerbahçe maçı sonrası bir başkan söylese, malum kulüp tarafından ülkemizde olağanüstü hal ilan ederler. Ümit Karan’ın Eskişehirspor’da forma giyerken, paylaştığı bir anıda söyledi. Galatasaraylı olduğu için gol atmak istemediğini söyledi. Gözlerime inanamadım. Younes Belhanda geçen sezon maçtan önce rakibi olan takımın tribünleriyle üçlü çektirdi.

Bunların kalemşörleri vardır, olağanüstü durumları normalleştirmede doçent olmuşlardır. Ümit Karan ‘Dürüst’ olduğunu söylüyor. Programı sunan ‘Ben de sokakta Galatasaraylıyım’ diyor. Younes Belhanda maçtan önce üçlü çektiriyor. Bu Şampiyonlar Ligi! Biz kimlerle rekabet ediyoruz. Fenerbahçe’den gidenler ise bize karşı kora kor mücadele ediyor. Doğrusu ve olması gereken bu. Aslında iki camia arasındaki kültür farkı bu. Neden başka kulüplerin eski futbolcularıyla ilgili gündeme gelmiyor? Veya transferde olanlar neden başka kulüplerle olmuyor?!

“Galatasaray’ın çevirdiği işlerden iki sezon Netflix dizisi çıkar”

“Basın toplantılarında istenilen soruları sordururlar. İstemedikleri soru geldiğinde, soru soran kişi kurumuna şikayet edilir. Ya da iletişim direktörleri gece yarısı mesaj atar ve tehdit eder. Yakın zamanda iki medya mensubu bunu yaşadı. Açın kulüp resmi ve taraftar hesaplarına bakın, ne kadar senkronize olduklarını ve ne demek istediğimizi anlarsınız. Yabancı hakem istememelerinin sebebi aşikardır. Türk futbolunun ne hale geldiğini görmek için Galatasaray – Antalyaspor maçına bakmak, yeterli olacaktır. Sonrasında yaşananlar gayri ahlaki spor kültürünün mükemmel bir örneğidir. O kadar çok örnek verebiliriz ki, iki sezon Netflix dizisi çıkar.

TFF, bunların kritik maçlarına hep istedikleri hakemleri atarlar. Bizi maçlarımız basket maçı gibi, dokunduğumuz an faul ve sarı kart. Oyuncularımız son maçta dayak yedi, dövülmeye çalışıldık. Bunlar tekme, tokat dövüyor. Bunlar ağır pozisyonlar. Hepsini gündeme getiremiyoruz, yayıncı kuruluşa para ödemeye gücümüz yetmez. Sahada etkisi var, bir sonraki maça etkisi var, hakemlerin bir sonraki maçına etkisi var. Bunlar başarıları hep bu yöntemlerle elde ediyorlar.

Carlos Vinicius… Ben böyle bir şey görmedim. Göz göze, kulak kulağa… Az kalsın dudak dudağa.. Kart yok, hiçbir şey yok. Bizim neredeyse İngilizce bilmeyen futbolcumuz “Aptalca” dedi diye atılıyor, burada hiçbir şey yok. Bakın ayrıca ne güzel atlıyorlar yere. Lucas Torreira nasıl basıyor, olacak iş değil. Haftaya derbide olmaması lazımdı. Wilfired Zaha’ya kart bile çıkmadı, iki bacağına birden… Kart yok, kart! Bunlar geçmişte de korunuyordu. O zaman da tescilli hakemleri, önemli maçlarına atanıyordu. 1997-1998’de Galatasaray- Beşiktaş maçında hakem Ahmet Çakar, Beşiktaş 1-0 öndeyken Galatasaray’a karşı 87’de bir penaltı çalıyor. Bugün itiraf ediyor. “Düdüğü çaldım ve eyvah dedim” diyor. 25 sene sonra itiraf ediyor, oyuncunun penaltıyı kaçırmasını istediğini söylüyor.

Kartlardaki çifte standart, bu sene zirve yapmıştır. Bu durum bütün ligi etkilemektedir. 59 faul, 15 kart aldık. Onlar 62 faul yapmış, 4 kart almış. Bu ortamda rekabet ne kadar güç, anlıyor musunuz? Pendikspor maçında hakem ikinci yarı kendine geldi. Biz 4 maçta, 59 faul yapmışız 15 kart almışız. Onlar, 62 faul yapmışlar, 4 kart almışlar. Galatasaray son 8 maçında 99 faul yapmış, 10 sarı kart görmüş. Biz 4 maçta, 59 faul, 15 sarı kart.

8 kırmızı kart verilmeyen pozisyon.. Şampiyonluk yarışını bu kart standartsızlığı derinden etkiliyor. Fernando Muslera sarı kart görüyor ve hakemi alkışlıyor. Ama dokunulmaz. Antalyaspor maçında Kerem Aktürkoğlu’nun sarı kartı var, ikinci sarı kartla atılacak. Hoca uyanıyor ve oyundan alıyor. Hakim Ziyech, Rizespor maçında sarı kart görmüyor, 94. dakikada kart çıkıyor. Belki atılacaktı ve diğer maçta oynayamayacaktı. Hatayspor maçında Barış Alper Yılmaz dirsek attı.

Trabzonspor maçında Lucas Torreira’nın faul ve itirazdan iki kart görmesi lazım. Antalyaspor maçında Carlos Vinicius… Yine aynı maçta Lucas Torreira’nın hareketi. Bilerek ve isteyerek basıyor. İnanabiliyor musunuz? Wilfired Zaha’nın Antalyaspor maçında faulü. Kısacası hakemler, şampiyonluk yarışındaki bir takımın en küçük hatasını ararken, diğer takımın kör göze parmak hareketlerini görmezden geliyorlar. Bu çifte standartı kimseye anlatamazsınız. Mauro Icari kamuoyu baskısı olmasa, sevk edilmezdi. Tedbirsiz sevk edildi.”

“Bu sezon PFDK’dan bize 9 Milyon, Galatasaray’a 6 Milyon 390 Bin TL. Tahkim’e gittik, biz itirazla 8 Milyon 946 Bin TL’ye indik, onlar 4 Milyon 947 Bin TL’ye. Galatasaray ile TFF arasındaki ilişkinin adını koyamadık. TFF’de korundukları, bu kulübün zor anında TFF’nin imdatlarına yetiştiği ortadadır. Hakeme saldırı sonrası TFF 1. Lig’de maçlar kaydırıldı, Süper Lig’de sadece o haftanın maçları ertelendi. Bu niye önemli? Bu bazılarına avantaj, bazılarına dezavantaj sağlar. Hava şartları, cezalı sporcular, takımların seyahat süreleri… Tesadüf olabilir, bilerek de olabilir… Sorduk ama cevap alamadık. Süper Lig’e başka muamele yapılması, rakibimizin lehine şartlar oluşturdu.

Suudi Arabistan’da konusunda bir anormallik var. Fenerbahçe’nin sorumlu tutulması, bizi rahatsız ediyor. Devletimize çağrıda bulunduk ama herhalde onlar konuyu önemli bulaşmıyor. Biz araştırdık, neden hep biz? Neden bizi ve beni hedefe koydular. Araştırma sonucu istemediğimiz bir şeyle karşılaştık. Meğer TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi, devlet yetkililerine bizi işaret etmiş. Uğur Dündar’ın saat 16:00‘daki açıklamasının krize sebep olduğunu devlet yetkililerine aktarmış.

Ben de kendisine sordum. Oradakiler ‘bana öyle sordular. Ben de ‘Evet’ dedim.’ cevabını verdi. Soranlar kim? Bakan seviyesi mi, başka seviye mi? Peki dedim ‘Sayın başkan, rakibin Genel Sekreteri’nin Uğur Bey’den önce İstiklal Marşı’na izin verilmediğini söylemesini yetkililere aktardınız mı?’ şeklinde sordum. “O tweet’ten haberim yok’ dedi. Onların attığı tweet, bütün krizi tetikledi. Nevzat Dindar, Uğur Bey’in tweetinden önce Eray Yazgan’a ulaştığını ve ‘İstiklal Marşı okunmazsa sahaya çıkmıyoruz’ dediğini aktardı. Bu durum bile kollandıklarını ortaya seriyor.

Galatasaray – Antalyaspor maçı penaltı itirazı… Bir konudan 20 kişi haberdarsa, o konu gizli kalamaz. İddia şu, Abdülkadir Bitigen Galatasaray maçında verdiği penaltıyı, haftalık eğitimde yanlış karar olarak değerlendiriyor. İddia bu. Araştırdık, 1 Mart Cuma günü saat 15:00‘te hakemleri Hugh Dallas ve TFF Başkanı’nın katıldığı toplantı yapılıyor.. TFF Başkanı Tolga Özkalfa ile ilgili görüşlerini anlatıyor. İstifa etmediğini ve görevden alındığını belirterek ayrılıyor.

Hugh Dallas, Abülkadir Bitigen’e verdiği penaltıyla ilgili görüşünü soruyor. Hakemler hayrete düşüyor. Penaltı kararını yanlış verdiğini herkesin önünde itiraf ediyor. VAR çağırıyor ve izliyor, penaltı çalıyor. Sonra da penaltının yanlış olduğunu itiraf ediyor. Peki şampiyonluk yarışına bu kararın etkisi ne olacak? Malum kulüp, her sene böyle 3-4 maç kazanıyor. Ofsaytımsı gibi bunlar unutuluyor. Siz de puan kaybedersiniz ‘Ya siz de puan kaybetmeseydiniz’ derler.

TFF Başkanı’na Abdülkadir Bitigen olayını sordum. Böyle bir toplantı olmadığını söyledi. Bilerek kendisinin katıldığını söylemedim. Halbuki kendisi de katılmış. Biz nasıl mücadele edeceğiz. Bu kayıtlar TFF’nin elinde var ve açıklanmasını istiyoruz. Gelelim FETÖ konusuna… En kuvvetli oldukları dönemde ilk baş kaldıran ve diz çöktüren Fenerbahçe’dir. Bunlarla mücadeleyi biz başlattık. Başkanımız ‘Ne şikesi, memleket elden gidiyor’ dedi. İnanmadınız, sulandırdınız. Sonra olanları gördünüz. Maddi ve manevi zarar yaşadık. Sonrasında takım otobüsümüz kurşunlandı. Buna rağmen bu terör örgütüne, ilk kurban edilen tek takım Fenerbahçe. Bunun helalleşmesi olmadı. TFF ile mahkemeliğiz, her türlü şark kurnazlığı yapıyorlar.

Ercan Güven, FETÖ ile ilişkiyi mükemmel anlatmış. Yazının başlığı ‘Ağzınızdan çıkanı önce kulağınız duyacak.’ Yazıda ‘Söz konusu örgütün maskesi düşmediği dönemde, futboldaki vitrini haline getirdiği yıldızları kendilerine çalışan kanaat önderi haline getirdiği gibi, 15 Temmuz’dan sonra bu isimleri kulüpten atmaktan bile zorlandılar.’ demiş. Biz de bunu somutlaştıralım. Fenerbahçe’ye saldırmak pahasına, devletin FETÖ ile mücadelesi zayıflatmak adına FETÖ seviciliği yapmaktır. Bunu aklınıza sokun. Örgütün 3 Temmuz’u kumpas olarak görmeyenlere soruyorum, o halde 17-25 Aralık, 15 Temmuz hain darbe girişimi ve birçok FETÖ kumpası hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizin anlayışınıza göre bunlar da meşru.

Gelelim gerçeklere, FETÖ’nün en çok sevdiği, gönül kurduğu kulüp, kendileri olmalarına rağmen… Hala kırmızı listede yer alan efsaneler… O dönem örgütün yılmaz savunucusu Rasim Ozan Kütahyalı’nın savunduğu Zekeriya Öz de bu kulübün üyesi. ‘3 Temmuz’da Fenerbahçe’yi yerle yeksan etmeseydik, Galatasaray’ın önü açılmazdı’ diyen Kütahyalı’nın Galatasaraylı olması da tesadüf! Bunların adlarını ağzıma almaktan bile utanıyorum. Mehmet Baransu’nun da Galatasaraylı olması tesadüf! Dikkat edilmesi gereken, terörist başının kendi ağzından çıkan sözlerdir. ‘Dua ve himmetle ayağa kaldırdık’ dediği kulüp biz değil. Haydi siz de ‘Biz değiliz’ diyin.’ Bu kulüp dışında hangi sözleri sarf etmiştir. Bizim için ise ‘Fenerbahçe bize karşı sert bir tavır içerisinde.’ Belki o yüzden oraya çökmüşlerdir.

Sayın Cumhurbaşkanımız, Yüksek Divan Kurulu’ndaki sözlerinde ve 3 Temmuz 2021’de yazdığı mektupta “Sürecin en canlı şahitlerinden ve mağdurlarından biri Fenerbahçe Spor Kulübü’dür. FETÖ’nün yargı marifetiyle Türk futbolu dizayn etme çabası, Fenerbahçe’nin dik duruşu ile gerçekleşmemiştir” demiştir. Bunların etkileri, futbolda hala devam etmektedir.

Son dönemde ülkemizde ilginç gelişmeler oluyor. 12 Şubat 2024’te elebaşının videosu yayınlandı. Bazı kesimler bunu diriliş videosu olarak lanse etti. Aynı gün FETÖ’den ihraç edilen hakim ve savcıların göreve geldiği Sabah Gazetesi’nde çıktı. Cumhurbaşkanı ve Devlet Bahçeli tepki gösterdi. Garip bir hava var. Ne tesadüfi Galatasaray bu süreçte ortaya çıkıp ‘Bu ateş üfleyerek sönmez’ lafını gündeme getiriyor. Acaba Fenerbahçe’ye bu şekilde saldırmaya cesaret etmeniz, son dönemin cesareti mi? Fenerbahçe’ye FETÖ konusunda çamur atacak en son kurumun başında siz gelirsiniz, Galatasaraylılar…”

Paylaşın