Afganistan’da Sel Felaketi: En Az 300 Can Kaybı

Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Programı (WFP), Afganistan’ın Bağlan vilayetinde meydana gelen şiddetli yağışların yol açtığı sellerde 300’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Haber Merkezi / Afganistan’da kış aylarında yağan karın havaların ısınmasıyla erimesi, şiddetli yağışlar ve altyapının yetersiz olması sonucu meydana gelen seller can ve mal kayıplarının artmasına neden oluyor. Ülkede her yıl yüzlerce kişi bu nedenle hayatını kaybediyor.

Afganistan’da Bağlan, Gor, Badahşan ve Herat vilayetleri başta olmak üzere ülkenin çeşitli bölgelerinde şiddetli seller yaşanırken, kayıp sayısının artmasından endişe ediliyor. Yetkililer, selden etkilenen bölgelere yönelik acil yardım çalışmalarının başlatıldığını duyurmuştu.

Taliban hükümetinin baş sözcüsü Zabihullah Mücahid, sosyal medyadan “Yüzlerce kişi bu felaket sellere yenik düştü, önemli sayıda kişi de yaralandı” şeklinde paylaşımda bulundu.

Badahşan, Baghlan, Ghor ve Herat vilayetlerini en kötü etkilenenler olarak tanımlayan Mücahid,  hükümetin insanları kurtarmak, yaralıları taşımak ve ölüleri kurtarmak için mevcut tüm kaynakların seferber edilmesini emrettiğini söyledi.

Taliban Savunma Bakanlığı, ülkenin hava kuvvetlerinin Baghlan’daki insanları tahliye etmeye başladığını ve su basan bölgelerde mahsur kalan çok sayıda insanı kurtardığını ve 100 yaralıyı bölgedeki askeri hastanelere taşıdığını kaydetti.

Afgan makamlarının yanı sıra sivil toplum kuruluşları da kurtarma ekiplerini afet bölgesine gönderdi. Ancak yetkililer, seller nedeniyle bazı bölgelere erişim sağlanamadığını belirtti.

Yetkililer daha önce Nisan ayında ülkedeki şiddetli yağışlar ve ani seller nedeniyle en az 70 kişinin öldüğünü söylemişti. O felakette yaklaşık 2,000 ev, üç cami ve dört okul da hasar gördü.

Paylaşın

Kürtler’in En Beğendiği Lider “Selahattin Demirtaş”

Kürtler’in en beğendiği liderin yaklaşık 7,5 yıldır Edirne F Tipi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş.

Demokrat, barış yanlısı, cesur, zeki, karizmatik ve Kürt kimliğinin savunucusu olarak görülen Selahattin Demirtaş, yalnız HDP’nin değil Kürt sivil siyasetinin de “lideri” olarak değerlendiriliyor.

“Kürtler’i birleştiriyor, Türkler’i uzaklaştırmıyor” olarak değerlendirilen Demirtaş, Kürt sorununda çözümün ve Türkler’le Kürtler’in “birlikte yaşama” fikrinin en güçlü temsilcisi olarak görülüyor.

Rawest Araştırma, 31 Mart Seçimleri sonrası Kürtler’le ilgili yapılmış en kapsamlı araştırmayı dün yayımladı. “Kürt meselesi, Kürt siyaseti ve Demirtaş” başlıklı araştırma kapsamında, 1.406 kişiyle yüz yüze görüşme yapılarak veriler oluşturulurken, Kürt Barometresi ve Kürt Çalışmaları Merkezi’nin daha önce 1.492 kişiyle yaptığı görüşmelerden de yararlanıldı.

Araştırmaya göre Kürtler’in yüzde 85,8’i kendisini “yüksek” veya “orta” düzeyde Kürt olarak görüyor. Çalışmaya katılanlardan kendilerini nasıl tanımladıklarını iki kavramla anlatmaları istenmiş. Birinci sırada yüzde 53,5 ile “müslüman” çıkarken, onu yüzde 28,1 ile “özgürlükçü”, yüzde 24,8 ile “dindar”, yüzde 11,9 “muhafazakar”, yüzde 11,5 “sosyalist”, yüzde 9,9 Kürt milliyetçisi, yüzde 9,2 “demokrat”, yüzde 8 “sosyal demokrat” yanıtları takip etmiş.

Yüzde 58,2 “Kürt sorunu” olduğunu düşünürken yüzde 17,3 ise “Kürt sorunu değil de Kürtler’in sorunları olduğu” kanaatinde.

“Sizce Kürt sorununun kaynağında sayacaklarımdan hangi ikisi en çok etkilidir?” sorusuna verilen yanıtlar da ise “Kürt kimliğinin tanınmaması” (yüzde 51,6) ve devletin Kürtlere ayrımcılık yapması (yüzde 49,6) öne çıkıyor. Dış güçlerin kışkırtması (yüzde 18) ve silahlı örgütün varlığı (yüzde 14,2) ise son iki sırada yer alıyor.

Kürtler’in ana talepleri ise eşitlik (yüzde 35) adalet (yüzde 33) anadil (yüzde 32) ve özgürlük (yüzde 18). Araştırmaya katılanların yüzde 58’i DEM Parti varken yeni bir parti kurulmasına ihtiyaç olmadığını söylerken “ideallerindeki parti”nin niteliği değişiklik gösteriyor.

İlk sırada yüzde 35 ile “sosyal demokrat” bir parti yer alırken, onu yüzde 34 ile “Kürtler’e yakın”, yüzde 26 ile “islamcı”, yüzde 25 ile “demokrat”, yüzde 23 ile “dini hassasiyetleri olan” ve yüzde 19 ile “modern” parti seçenekleri izliyor.

Araştırmaya göre, Kürtler’in idealindeki partide iki aks var. Birincisi sosyal demokrat – demokrat, modern, sosyalist ve laik, ikinci aks ise islamcı, dindar hassasiyetli, muhafazakar. Bu iki aksı birbirine Kürt olmak bağlıyor.

Araştırmanın bir başka temel bulgusu ise, Kürtler’in en beğendiği liderin yaklaşık 7,5 yıldır cezaevinde bulunan HDP’nin eski genel başkanı Selahattin Demirtaş olması.

Demokrat, barış yanlısı, cesur, zeki, karizmatik ve Kürt kimliğinin savunucusu olarak görülen Selahattin Demirtaş, yalnız HDP’nin değil Kürt sivil siyasetinin de “lideri” olarak değerlendiriliyor. “Kürtler’i birleştiriyor, Türkler’i uzaklaştırmıyor” olarak değerlendirilen Demirtaş, Kürt sorununda çözümün ve Türkler’le Kürtler’in “birlikte yaşama” fikrinin en güçlü temsilcisi olarak görülüyor.

“Kürt legal siyasetinin çıkardığı ilk sivil lider Demirtaş”

Rawest Araştırma Direktörü Roj Girasun, Selahattin Demirtaş’ın seçmenler nezdinde yaklaşık 35 yıllık legal siyaset deneyimi olan Kürt siyasal partilerindeki diğer genel başkanlardan ayrıştığı görüşünde.

VOA Türkçe’den Hilmi Hacaloğlu‘nun sorularını yanıtlayan Girasun, “Demirtaş’a atfedilen güçlü bir aktör olmaktan öte bir şey. Yeni bir lider olarak değerlendiriliyor. Kürt legal siyasetinin çıkardığı ilk sivil lider olduğu ve yeni bir taşınmaz olarak sabit olarak orta yerde duruyor. Demirtaş’ın toplumla olan bağı çok kopmuş değil. Bazı seçmen gruplarıyla 7 Haziran’a giden süreçteki tutumu nedeniyle aşınma olabilir. Ama çoğunluk öyle görmüyor.

Bununla beraber Demirtaş’ın cezaevinde olmasının kendisine getirdiği korunaklı alan da var. HDP’nin yanlışlarından soyutlanması Demirtaş’ın önceki başarı profilinin yarattığı popülaritesinin devamına olanak sağlıyor. Kürt toplumun önemli kısmı ki buna AK Parti’ye oy verenler de dahil Kobani davasında yargılanan Demirtaş’ın suçlu olmadığını ve adil yargılanmadığını düşünüyor” dedi.

Selahattin Demirtaş 2023 Seçimleri’nden sonra aktif siyaseti bıraktığını açıkladı. Her ne kadar eşi Başak Demirtaş’ın İstanbul’dan adaylığı söz konusu olsa da yerel seçimler sürecinde güçlü bir mesaj vermekten kaçındı. Tüm bunlar DEM Parti ile Demirtaş arasında sorunlar olduğu iddialarını gündeme getirse de bu taraflarca doğrulanmadı.

Araştırmaya katılanlara Demirtaş ile DEM Parti’nin yolları ayrılırsa ne yapacakları da sorulmuş. Yanıtlar çarpıcı. Yüzde 48,8 “Demirtaş’ın yanında olurum” derken DEM Parti ile yol yürümeye devam edeceklerini söyleyenlerin oranı yüzde “8,8.

Profesör Mesut Yeğen, Demirtaş ve DEM Parti arasında yaklaşım farkı olduğunu ancak bir ayrışmanın şimdilik ihtimaller arasında görülmediğini vurguluyor.

Prof. Yeğen “DEM Parti ve Demirtaş iki ayrı hayatiyet gibi. Bir DEM Partisi, Kürt partisi gerçeği var. Bir de Demirtaş gerçeği. Bunlar yüzde 100 örtüşmüyor. Bu araştırmada Demirtaş’ın da partiden bağımsız gerçeklik kazandığını görüyoruz bu durum Demirtaş ile DEM’in ayrıştığı anlamına gelmiyor.

Benim izlediğim ne Demirtaş ne de DEM Parti bu iki ayrı hayatiyetten çıkan ayrışmayı derinleştirme niyetlerinde değiller. İkisi de birbirine ihtiyaç duyuyor. Muhakkak birlikte yol açacaklar gibi görünüyor. Ama şunu söylemeliyim bütün bu gerçekler DEM’den bağımsız bir Demirtaş gerçeği ile karşı karşıya olduğumuz hakikatini de değiştirmiyor” ifadelerini kullandı.

Araştırma yıllarca Kürtler’in ağırlıklı olduğu kentlerden milletvekili çıkaramayan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Kürt seçmenler nezdinde AK Parti’nin önüne geçtiğini ortaya koyuyor. Partilerin yakınlığını ölçen soruda DEM Parti 10 üzerinden 5,96 puan alırken onu 3,80 ile CHP, 3,16 ile AK Parti, 2,67 ile Türkiye İşçi Partisi ve 2,37 ile Yeniden Refah Partisi izliyor.

Yine 10 üzerinden notlanan bir başka soruda ise en itibarlı lider 7,1 ile Selahattin Demirtaş çıkarken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, eski CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun bile arkasında yer aldı.

Ekrem İmamoğlu 5,5 ile ikinci sırada yer alırken onu 5,1 ile Leyla Zana, 4,8 ile Pervin Buldan, 4,7 ile Mansur Yavaş, 4,1 ile Özgür Özel, 3,8 ile Kemal Kılıçdaroğlu, 3,4 ile Recep Tayyip Erdoğan, 2,7 ile Hakan Fidan, 2,6 ile Fatih Erbakan, 2 ile Devlet Bahçeli ve 1,9 ile Ümit Özdağ takip etti.

Dicle Hukuk Fakültesi’nden Vahap Coşkun, son on yılda AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kürt seçmen nezdinde güven erozyonu yaşadığını belirtiyor.

Doçent Coşkun, “10 yıl önce bu araştırmayı yapsaydınız DEM seçmenlerinin büyük bir bölümünün ikinci partisi olarak AK Parti çıkardı. Yine en beğenilen liderlerden birisi Erdoğan çıkardı. Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Çözüm Süreci’nin bitmesinden sonra girmiş olduğu yol ona dönük desteği tahribata uğrattı.

Bunu sandıkta da görmek mümkün. Yalnız bölgede değil batıda da desteğini çekti. Bu da AK Parti’nin büyükşehirleri kaybetmesine yol açtı. Diğer taraftan CHP’li aktörlere ilgi var. Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel ve Mansur Yavaş’ı, Kürt seçmen ilgiyle izliyor” diye konuştu.

Core Araştırma’dan Ulaş Tol da 7 Haziran 2015 Seçimleri’nden sonra MHP ile ilişkileri sürekli geliştiren AK Parti’nin bu tercihinin Kürt seçmende hayal kırıklığı yarattığını ve bu yeni durumu en erken fark eden ve alana hamle eden kişinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu söylüyor.

Tol, “Tutum değişikliği sonrası Kürtlerdeki Erdoğan sempatisi kaybolmaya başladı. İmamoğlu ise seçim kampanyasında Kürtçe şarkı kullanması, selam söylemesi, Kürtçe öğrenmeye çalıştığını açıklaması, kayyum atandığında bölgeye gelmesi gibi yaptığı jestleri elbette Kürtler’de pozitif karşılık üretti.

Kürtler, İmamoğlu’nu ‘sistem partileri arasında haklarımıza az da olsa değer verecek bir lider’ olarak görüyor. Elbette beğenmeyenler de yok değil. Ama İmamoğlu’nun dışında da bir CHP gerçeği var. Kürtler batıda CHP’yi alternatif olarak görmeye başladı. Bu tabii DEM’den kopuş anlamına gelmiyor daha stratejik bir yönelim bir yandan. Ama şu da var. Oraya kızdığı zaman oy vereceği bir adres haline geldi CHP, Bu da epey önemli” diye konuştu.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Can Kaybı 35 Bini Aştı

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 63 artarak 35 bin 034’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 114 artarak 78 bin 755’e yükseldi.

Haber Merkezi / Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Hamas, halen ellerinde rehin olarak tuttukları kişilerden birinin daha hayatını kaybettiğini açıkladı. Hamas tarafından yayınlanan video mesajda örgütün elinde rehin olarak tutulan Nadav Popplewel isimli kişinin öldüğü belirtildi. Popplewell’in İsrail’in güneyindeki Kibbutz Nirim bölgesinde rehin alındığı bu kişinin İsrail’in Gazze’ye düzenlediği hava saldırısı nedeniyle öldüğü açıklandı.

İsrail ordusu Hamas tarafından yayınlanan videoyla ilgili henüz bir değerlendirme ya da açıklama yapmadı. Ancak ordu daha önce yaptığı açıklamalarda söz konusu video mesajların Hamas tarafından yürütülen psikolojik savaşın bir parçası olduğu belirtilmiş ve rehinelerin İsrail’in hava saldırılarıyla öldüğü reddedilmişti.

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM) Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, Tunus’ta düzenlenen Mağrib Maşrik Forumu’nda Gazze’deki duruma dair konuştu. İsrail’in Gazze Şeridi’ne karşı sürdürdüğü saldırıları, “insani ve demokratik değerlere yönelik açık bir meydan okuma” olarak değerlendiren Albanese, “Şu an Gazze’de olup bitenleri nasıl görmezden gelebiliriz? Bu bir trajedi” dedi.

Albanese, Gazze’de yaşanan insan hakları ihlallerine dikkati çekerek, İsrail’in, Gazze’de yaklaşık 15 bini çocuk olmak üzere 35 bin insanı öldürdüğünü ve bu saldırılarıyla aynı zamanda işgal altındaki Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki tüm Filistinlilerden intikam almayı hedeflediğini kaydetti.

İsrail’in saldırılarının durdurulması için uluslararası topluma harekete geçme çağrısı yapan Albanese, şunları söyledi: “Gazze’de yaşananların bir savaş değil, tereddüt etmeden bir soykırım olduğunu söyleyebilirim. Batılı ülkelerde, soykırım kelimesinin kullanımı konusunda büyük bir rahatsızlık var. Bunun da sebebi, soykırım kelimesinin Holokost’u çağrıştırması. ‘Holokost’a uğramış İsrail (Yahudiler) nasıl olur da soykırım yapar, böyle bir şey düşünülemez’ diye. Fakat (İsrail) şu an tam da bunu yapmakta.”

Albanese konuşmasında ayrıca İsrail’in Gazze’deki saldırılarına karşı gerçekleştirilen protestolara da değinerek, “Dünya çapında bu zulmü durdurmak için harekete geçen ve kampüslerde eylem yaparak sistemleri sarsan öğrenci hareketlerine destek olmalıyız” diye konuştu.

“Ateşkes yalnızca başlangıç olacak”

Çatışmalardaki bilanço ağırlaşırken Birleşmiş Milletler’den (BM) kalıcı ateşkes çağrıları gelmeye devam ediyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, derhal insani ateşkes, tüm rehinelerin koşulsuz salıverilmesi ve abluka altındaki Gazze Şeridi’ne insani yardımların derhal arttırılması çağrısında bulundu.

Kuveyt’te düzenlenen bir donörler konferansına katılan Guterres, ateşkesin sağlanmasının ise “yalnızca başlangıç olacağını” dile getirerek, “Bu savaşın yol açtığı yıkım ve tramvadan kurtulmak uzun bir yol olacak” dedi.

BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı, İsrail’in, uluslararası tüm uyarılara rağmen başlattığı Refah kentine yönelik kara saldırısının ardından 150 bin Filistinlinin kentten göç ettiğinin tahmin edildiğini açıkladı.

Mısır, Katar ve ABD aracılığında ateşkese yönelik müzakereler sürerken, ABD Başkanı Joe Biden Cumartesi günü yaptığı açıklamada Hamas’ın Gazze’de tuttuğu rehineleri serbest bırakması halinde ateşkesin “hemen yarın” sağlanabileceğini ifade etmişti.

Paylaşın

S&P Global’den 2025 Yılı İçin Dolar Tahmini: 43 TL

ABD merkezli finansal bilgi ve analitik şirketi Standard & Poor’s (S&P) Global Ratings, dolar / Türk Lirası kurunun 2025 yılında 43 liraya kadar ulaşmasını bekliyor.

S&P Global, ekonomideki kademeli dengelenmeyle birlikte Türk bankalarındaki dengesizliklerin terse dönmesi beklediğini söyledi. S&P’nin yayınladığı Türk bankalarına ilişkin notunda para politikasının bir süre daha sıkı kalacağı belirtilerek, bunun da bankaların aktif kalitesine olumsuz etkisinin muhtemel olduğu kaydedildi.

Notta ayrıca yurtiçi yerleşiklerin TL’ye olan güven eksikliğinin bankaların dış finasmana erişimdeki artışın olumlu etkilerini gölgede bırakabileceğine de dikkat çekildi. Nominal kredi büyümesinin ise bu yıl yüzde 40’lara doğru yavaşlamasının beklendiği bunun da reel bazda daralma anlamına geleceği ifade edildi.

Ekonominin gelecek iki yılda yavaşlamasını, reel GSYH büyümesinin 2022-2023’teki ortalama yüzde 5 seviyelerinden yüzde 3 seviyelerine düşmesini bekleyen S&P Global baz senaryoda dolar/TL’nin de 2025 sonunda 43 lira olmasını bekliyor.

Öte yandan Türkiye’nin 5 yıllık CDS (Credit Default Swap) puanı 276 seviyesine geriledi. Böylelikle Türkiye’nin kredi risk primi Şubat 2020’den bu yana en düşük seviyeye düştü. Türkiye’nin risk primi geçen sene yaşanan seçim sürecinin ardından düşüş ivmesi yakalamış, seçim öncesinde 700 baz puanı test eden risk primi aralık ayında 300 baz puanın altına kadar gerilemişti.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler, Filistin’in Tam Üyeliğini Kabul Etti

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, bugün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) geçen ay veto ettiği Filistin’in kuruluşa tam üyeliğini kabul etti.

Haber Merkezi / Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Filistin’in Birleşmiş Milletler (BM) üyeliğinin yeniden değerlendirilmesi ve Filistin’e daha geniş yetki ve ayrıcalıklar tanıyan tasarıyı kabul etti. 193 üyeden oluşan Genel Kurul’daki oylamada 143 ülke lehte oy kullandı. 9 ülke ret ve 25 ülke de çekimser oy verdi.

Üyeliğe sadece BM Güvenlik Konseyi (BMGK) karar verebiliyor. ABD’nin üyelik oylamasını konseyde veto etmesi bekleniyor. Ancak oylama Filistinlilere yönelik bir destek niteliğinde.

Bu oylamayla birlikte 2012’den bu yana BM’de üye olmayan gözlemci devlet statüsüne sahip Filistin’e önemli ek haklar da tanındı. Filistin ilk kez tartışmalara tam olarak katılabilecek, gündem maddeleri önerebilecek ve temsilcilerini komitelere seçtirebilecek. Ancak yine de oy hakkı olmayacak.

Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, oylamadan sonra yaptığı açıklamada, BM’ye tam üye olabilmek için çaba sarf etmeye devam edeceklerini dile getirdi. Filistinliler onlarca yıldır İsrail’in 1967’deki savaştan sonra işgal ettiği Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi’ni içine alan bir devlet kurmak istiyor.

İsrail Dışişleri Bakanı İsrael Katz, oylamanın ardından yaptığı açıklamada, sonucun “Hamas için bir ödül” olduğunu dile getirdi. Bakan Katz, açıklamasının devamında, “BM Genel Kurulu’nda bugün alınan bu saçma karar, BM’nin yapısal önyargılarının ve örgütün Guterres önderliğinde neden önemsiz bir kuruma dönüştüğünün altını çiziyor” ifadelerini kullandı.

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 21 Mayıs’ta İspanya, İrlanda ve Slovenya’nın aralarında bulunduğu bazı üye ülkelerin Filistin devletini tanımaya hazırlandığını duyurdu.

İspanyol radyosu RNE’nin sorularını yanıtlayan Borell, 21 Mayıs’ta bu ülkelerin Filistin’i tanıyıp tanımayacağına ilişkin soruya “evet” şeklinde yanıt verdi. Borell, “Bu, siyasi nitelikte sembolik bir eylem. Bir devletten ziyade o devletin var olma iradesini tanıyor” ifadelerini kullanarak, Belçika ve bazı diğer AB üyelerinin de aynı adımı atabileceğine işaret etti.

Birleşmiş Milletler üyelerine mektup

New York’taki Filistinli BM delegasyonu BM üye ülkelerine gönderdiği bir mektupta, BM’nin tam üyeliğini destekleyen karar taslağının kabul edilmesinin, uzun süredir aranan iki devletli çözümün korunmasına yönelik önemli bir adım olacağı belirtilmişti.

Mektupta, bunun “bu çok kritik anda bağımsız devlet hakkı da dahil olmak üzere Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkına verilen desteğin açık bir şekilde yeniden teyit edilmesi anlamına geleceği” vurgulanmıştı.

BMGK daimi üyesi ABD tasarıya karşıydı

ABD’nin BM delegasyonu tarafından bu hafta başında yapılan açıklamada, “Filistin halkının devlet olmasına giden yolun doğrudan müzakerelerden geçtiği ABD’nin görüşü olmaya devam ediyor” denilmişti.

İsrail’in BM Büyükelçisi Gilad Erdan ise pazartesi günü, taslak metni Filistinlilere fiili bir devlet statüsü ve hakları vermeye çalıştığı gerekçesiyle kınadı ve tasarının kabul edilmesinin sahada hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini söylemişti.

Erdan, “Onaylanması halinde ABD’nin, ülke yasalarına uygun olarak BM ve kurumlarına sağladığı finansmanı tamamen durdurmasını bekliyorum” demişti.

ABD yasalarına göre Washington, devlet olmanın “uluslararası düzeyde tanınan niteliklere” sahip olmayan herhangi bir gruba tam üyelik sağlayan herhangi bir BM kuruluşuna fon sağlayamıyor.

ABD, Filistinlilerin tam üye olarak katılmasının ardından 2011 yılında BM’nin Kültür Eğitim ve Bilim Örgütü UNESCO’ya sağladığı mali yardımı kesmişti.

Gazze’de can kaybı 35 bine dayandı

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 39 artarak 34 bin 943’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 58 artarak 78 bin 572 yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Paylaşın

Özel’den Mehmet Şimşek’e: Garibanın Yakasından Düşün

Kütahya İl Başkanlığı’nda açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Mehmet Şimşek çıkmış tasarruftan, acı reçeteden bahsediyor. Bunu bu hale getirip sonra bir IMF programı ile tasarruf istemek IMF’nin bir hayaletidir. Memlekette bir hayalet dolaşıyor. IMF’nin hayaleti” dedi ve ekledi:

“Hayalet emeklinin, memurun, çiftçinin kapısına gidiyor; ‘Tasarruf yap, aç kal’ diyor. Mehmet Şimşek… Kapımızdan çekil, zenginlerden iste. Adalet istiyoruz. Vergilerin yüzde 65’i dolaylı verdi. Vergiyi sizlerin aldığınız maaşlardan kesiyor. Sen gelir vergisini artır, vergi kaçıran yandaşlarından vergiyi topla, vatandaşın yakasından düş. Garibanın yakasından düşün.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Kütahya İl Başkanlığı’nda açıklamalarda bulundu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e tepki gösteren Özgür Özel, şu ifadeleri kullandı: “Mehmet Şimşek çıkmış tasarruftan, acı reçeteden bahsediyor. Bunu bu hale getirip sonra bir IMF programı ile tasarruf istemek IMF’nin bir hayaletidir. Memlekette bir hayalet dolaşıyor. IMF’nin hayaleti.

Hayalet emeklinin, memurun, çiftçinin kapısına gidiyor; ‘Tasarruf yap, aç kal’ diyor. Mehmet Şimşek… Kapımızdan çekil, zenginlerden iste. Adalet istiyoruz. Vergilerin yüzde 65’i dolaylı verdi. Vergiyi sizlerin aldığınız maaşlardan kesiyor. Sen gelir vergisini artır, vergi kaçıran yandaşlarından vergiyi topla, vatandaşın yakasından düş. Garibanın yakasından düşün. Bunun için size ihtiyaç var, meydanları doldurmaya ihtiyaç var. Kim hak arıyorsa yanında olacağız. Siz mücadele ettikçe, biz mücadele ettikçe bu bozuk düzen değişecek. Hakça düzen gelecek.”

“IMF programı uygulanmaktadır”

Özel, dün de Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i eleştirerek, “Buradan herkese sesleniyorum, hayat pahalılığıyla mücadele emeklinin, emekçinin, yoksulun sırtından yapılamaz. Bugün Türkiye’de bir IMF programı uygulanmaktadır, örtülü bir IMF programı uygulanmaktadır. IMF hayalet gibi üzerimizde dolaşmaktadır.

IMF, ‘Memura zam yapma’ diyecek yapmıyor. ‘Emekliye zam yapma’ diyecek, yapmıyor. IMF ile anlaşsan ‘İstihdam yaratma, işe alma’ diyecek ama adına bir tek IMF demiyor. Bu hayalet, bu Gulyabani, hep emeklinin penceresinde, hep emekçinin, yoksulların kapısına dayanıyor. Mehmet Şimşek’e sesleniyorum; Gulyabani’ni al biraz da zenginlerin kapısına git. Biraz da zenginlerle uğraş, yoksulun peşini bırak” diye konuşmuştu.

Paylaşın

AK Parti Kulisleri: Nerede Yanlış Yaptık?

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde ikinci parti konumuna gerileyen AK Parti’de radikal adımlar atılmazsa partinin sonunun geleceğini söyleyenler olduğu öne sürüldü.

Siyasetin gündemi yeni anayasa ve normalleşme tartışmalarına odaklansa da; AK Parti’de yerel seçim sonuçları konuşulmaya devam ediyor. Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan‘ın yazısına göre AK Parti koridorlarında dolaşan fısıltılar partinin geleceği bakımından soru işaretleriyle dolu.

Nuray Babacan’ın yazısına göre; Erdoğan’ın sevdiği anketler hiç de iyi şeyler söylemiyor. Babacan “AK Parti, “Nerede yanlış yaptık?” diye sordu: “Halktan koptunuz, halkı ezdiniz” yanıtını aldı” diye yazdı.

Nuray Babacan’ın yazının ilgili bölümleri şöyle: “Yerel seçimdeki yenilgisinin şaşkınlığını üzerinden atan iktidar partisi, hatalarını görmek için özel bir araştırma yaptırdı. Araştırma da ortada olan durum, bir kez daha halk tarafından teyit edildi. Araştırma sonuçları, ekonomik krizin en büyük neden olduğunu ortaya koyarken, ‘partinin halkan koptuğuna’ ilişkin saptama net bir mesaj olarak görüldü.

AKP yönetimi, kongreye kadar olan süreçte sürüklendikleri girdaptan çıkmak için öneriler hazırlamaya çalışıyor. Kötü yönetimin sonuçları ve yapılması gerekenler ortadayken, kamuoyu araştırmalarını dayanak yapan yönetim, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a birkaç aşamadan oluşan bir rapor sunmaya hazırlanıyor.

Partinin Strateji Kurulu, son toplantısında önlerine konulan araştırmayla herkesin bildiği gerçeklerle bir kez daha yüzleşti. Araştırma, vatandaşların yüzde 55’inin AK Parti’ye oy vermeme gerekçesi olarak kötü ekonomiyi ve hayat pahalılığını gösterdi. En önemli ikinci başlık ‘Partinin halktan koptuğu’ oldu. Emeklilerin ve dar gelirlilerinin durumu da ilk üç sırada yer aldı. Kamuoyu araştırmasındaki bir değer önemli konu, CHP’nin halen oylarını koruduğu ve AK Parti’nin önünde olduğu gerçeğiydi.

Parti kurmayları arasında, radikal adımlar atılmazsa AK Parti’nin sonunun geleceğini söyleyenler var. Kişilerden çok, zihniyetin ve anlayışın değişmesi gerektiği konuşuluyor kulislerde. Genel merkez ekibi, yaptırdıkları araştırmanın yanı sıra SETA gibi kuruluşlardan ve bazı STK’lardan görüş alarak atılacak adımlara ilişkin başlıkları oluşturmaya çalışıyor.”

“Kamuda mülakat” gündemi

Öte yandan AK Parti TBMM Grup Başkanı Abdullah Güler ile AK Parti Grup Başkanvekili Abdülhamit Gül de dün parti genel merkezinde, 44 milletvekili ile istişare toplantısı gerçekleştirdi.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu‘nun edindiği bilgiye göre toplantıda bir kez daha milletvekilleri, AK Parti yöneticilerine, seçimde sahada en fazla halkın kamuda mülakat sistemine yönelik sitemlerine tanık olduklarının altını çizdi. “Kamuda mülakat sisteminin sonuçlandırılması gerektiğini” anlatan milletvekillerinin, “Halktan gelen tepki, yerel seçimlerdeki sonucu etkiledi. Bu sistem toplumdaki adalet duygusunu zedeledi.

Ayrıca mülakatlarla belirlenen isimlerin partiye ne kadar katkısı olduğu da tartışılır. Kamuda işe alımlarda soruşturma birinci faktör olmalı. Devlet mekanizması işletilmeli ve soruşturmalar sonucu işe alımlar gerçekleştirilmeli” eleştirisini getirdikleri kaydedildi. Milletvekilleri ayrıca “toplumdaki adalet duygusunun zedelenmemesi için hukuktaki ‘suç bireyseldir’ ilkesinin de uygulanması gerektiğine” atıfta bulundu.

Toplantıda milletvekilleri ayrıca “ekonomi ve artan enflasyon nedeniyle halkın şikâyetlerini dinlediklerine” değindi. Milletvekillerinin, emeklilerle ilgili AK Partili yöneticilere, emeklilerin, “Emekli geçim sıkıntısı yaşıyor. Ancak emeklilerle ilgili sorun onlara verilen 10 bin 15 bin gibi maaşlar değil. Emekliler, memurlara zam yapılıp kendilerine yapılmamasından yana serzenişte. Emeklide de adalet duygusu zedelenmiş. Kendilerinin ‘yok sayıldığını’ düşünüyor” şeklindeki sitemlerini de ilettiğinin altı çizildi.

Milletvekillerinin sağlık sistemine yönelik eleştirilerde de bulunduğu, halktan MHRS sisteminden randevu almakta zorlandıklarına yönelik çokça eleştiri aldıkları kaydetti.

AK Parti İzmir Milletvekili Şebnem Bursalı’nın Monako’dan ıstakozlu paylaşım yapması kamuoyunda tartışmalara neden olmuştu. Toplantıda, milletvekillerine “sosyal medya paylaşımlarına dikkat etmeleri” uyarısının yapıldığı ve bu tür paylaşımların parti kimliğine zarar verdiğine dikkat çekildi.

Toplantıda milletvekillerinin ayrıca seçim döneminde AK Parti teşkilatlarına yönelik eleştirilerde bulunduğu da ifade edildi. Bazı milletvekillerinin, “Özellikle aday belirleme sürecinde hata yapıldı. Teşkilatlar herkese deyim yerindeyse ‘mavi boncuk’ dağıttı. Aday adayı olmak isteyenlere yönelik ‘Her an telefon gelebilir, hazırlık olun’ mesajları paylaşıldı. Ancak o telefon gelmeyince teşkilatların sahada motivasyonu düştü. Aday tercihlerinin yanlışlığı da eklenince sonuç alınamadı” dediği belirtildi.

Paylaşın

‘Siyasette Normalleşme’ Tartışmaları: DEM Parti Ne Anlıyor?

Erdoğan’ın “siyasette yumuşama veya normalleşme” mesajına ilişkin konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, herkesin farklı bir “normalleşme” algısı bulunduğunu ve bu meselenin toplumsal kamplar üstünden okunduğunu söyledi.

Kılıç Koçyiğit, DEM Parti için değil tüm antidemokratik uygulamalar için bir normalleşmeden bahsettiğini söyleyerek, bu kapsam altında yargıdaki hukuksuzlukların yanı sıra İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması gibi konuların da sayılabileceğini belirtti.

AKP ile MHP ittifakının sadece kendi tabanını konsolide ederken aynı zamanda muhalefete de bir gömlek biçtiğini ve bir söylem sınırı çizdiğini ifade eden Koçyiğit, “Ne yazık ki muhalefet özellikle geçmiş dönemlerde hep o sınırlara hapsoldu. Hep o sınırlar içerisinde siyaset yaptı ve o anlamıyla biz hep bir ‘öteki’ olduk. Hem iktidarın ötekisiydik ama aynı zamanda muhalefetin de ortak fotoğraf vermekten çekindiği bir partiydik” diyor.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, bir grup gazetecinin sorularını yanıtladı. DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in aktardığına göre; Koçyiğit, son günlerde herkesin farklı bir “normalleşme” algısı bulunduğunu ve bu meselenin toplumsal kamplar üstünden okunduğunu belirterek, bunu şöyle açıklıyor:

“Bunun en çarpıcı örneği; cezaevinde çok sayıda siyasi mahpus var ve rehine pozisyonundalar bizim açımızdan. Ama cezaevindeki hukuksuzluklar üzerinden söz kurulduğunda bu sadece Osman Kavala ya da Gezi tutukluları üzerinden kuruluyor. Bunun kendisi bir çifte standart. Normalleşeceksek eğer öncelikle muhalefetin dilinden başlayarak normalleşmeye başlanması gerek. Yani siz Kavala’yı söylediğinizde Demirtaş’ı, Yüksekdağ’ı ya da Kışanak’ı söylemiyorsanız orada zaten bir normallik algısı oluşturmuyorsunuzdur.”

Koçyiğit, bunu söylerken sadece DEM Parti için değil tüm antidemokratik uygulamalar için bir normalleşmeden bahsettiğini söyleyerek, bu kapsam altında yargıdaki hukuksuzlukların yanı sıra İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması gibi konuların da sayılabileceğini belirtiyor.

AKP ile MHP ittifakının sadece kendi tabanını konsolide ederken aynı zamanda muhalefete de bir gömlek biçtiğini ve bir söylem sınırı çizdiğini ifade eden Koçyiğit, “Ne yazık ki muhalefet özellikle geçmiş dönemlerde hep o sınırlara hapsoldu. Hep o sınırlar içerisinde siyaset yaptı ve o anlamıyla biz hep bir ‘öteki’ olduk. Hem iktidarın ötekisiydik ama aynı zamanda muhalefetin de ortak fotoğraf vermekten çekindiği bir partiydik” diyor.

Koçyiğit muhalefet partilerinin geçmiş dönemde HDP’li belediyelere kayyum atanmasını “kendilerine yapılmış saymamasını çok büyük bir kayıp” olarak niteleyerek, şu eleştiriyi yapıyor:

“Oysa demokrasi dediğimizde hangi siyasi partiye yapılırsa yapılsın antidemokratik uygulamanın karşısında birlikte durabilmek meselesidir. Biz örneğin bunu yaptık İstanbul’da. Ekrem İmamoğlu’nun seçildiği ve iptal edilen ilk seçim sonrası bütün parti teşkilatımızla sahadaydık. Çalıştık ve kayyum siyasetinin karşısında durduk. Ama aynı tavrı ve tutumu ne yazık ki ana muhalefet partisi başta diğerlerinden görmedik.”

CHP’nin şu anda kayyumlarla ilgili eskiye kıyasla daha net bir tutum izlemesini kıymetli bulduklarını da söyleyen Koçyiğit, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bu gerçekten çok kıymetli bir şey. Sadece DEM Parti olduğu için kıymetli değil. Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından çok kıymetli. Çünkü tüm anti demokratik uygulamalar önce bize yapılıyor; ses çıkmayınca ve toplu bir refleks oluşmayınca sonra diğerlerine yapılabiliyor. Hani deniyor ya sarı öküzü vermeyecektik. Yani o mesele. İlk dayağı yiyen biziz ama bu dayağın herkese uzanacağını Türkiye’nin görmesi gerekiyor.”

Koçyiğit, Özgür Özel’in tutumunu şu an için değerli bulduklarını da söyleyerek, bununla birlikte “temkinli bir iyimserlik” taşıdıklarını şu sözlerle aktarıyor:

“Şu riski hiçbir zaman göz ardı etmemek gerekiyor. Bizimkisi bir temkinli iyimserlik yani. Çünkü yarın öbür gün, bu ülkede siyasi atmosferi provoke edebilecek çokça dinamik var. Devletin elinde de hükümetin elinde de çok imkan var. Olası bu durumların hepsinde bunlara göğüs gerebilecek, mukavemet gösterebilecekler mi? Bunu zamanla göreceğiz.”

“‘Kürtler hariç’ yazarak normalleşemezsiniz”

Bu arada aralarında HDP’nin eski eş başkanlarının da bulunduğu ve 18’i tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobani davasında gelecek haftaki duruşmada karar çıkabilir.

Koçyiğit son normalleşme söylemleri bağlamında gelecek haftaki davadan beklentisini şu sözlerle anlatıyor: “Kobani davası bir eşik bence. Bu devletin ya da bu hükümetin kafasında yeni döneme ilişkin bir okuma varsa ve gerçekten Erdoğan’ın deyimiyle yumuşama, bizim normalleşme dediğimiz bir süreç başlayacaksa bence ilk sınavları bu olacak. Kobani davası eğer hakkaniyetli bir şekilde sonuçlanırsa diyeceğiz ki evet hükümet, devlet, bu akıl haksızlık yaptığını gördü ve bundan sonra yeni bir süreç başlar. Çünkü normalleşme dediğinizde ‘Kürtler hariç’ yazarak normalleşemezsiniz.”

Koçyiğit, normalleşmeye başlanacaksa önce Kürtlerle başlanması gerektiğini de söyleyerek, “Kürtlerle barışmadan ülkede genel bir normalleşmenin imkanı yok. Onun için başlanacaksa bizce Kobani’den başlanmalı” diyor.

Koçyiğit, iktidarın yerel seçimden bu yana DEM Partili belediyeler ile ilgili bir algı oturtmaya çalıştığını belirterek, bunu şöyle açıklıyor: “Haftalardır bir bayrak üzerinden, istiklal marşı üzerinden linç ediliyoruz. Bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Bizi bir yere oturtmaya çalışıyorlar ve bunu bilinçli yapıyorlar. Çünkü bizi eğer oraya oturturlarsa, ondan sonra yapacakları şeyler de toplumun ya da CHP’ye ya da farklı partilere oy veren seçmenin rızasını üretmiş olacaklar. Bu bir rıza üretme süreci.”

Kendilerinin de belediyelerle iktidarın eline “koz vermemek” için dikkatli olmaya çalıştıklarını ve yasal mevzuatı ortadan kaldıracak ya da yasal mevzuata karşı hiçbir şey yapılmamasına öncelik verdiklerini söyleyen Koçyiğit, partinin tüm yerel yöneticilerine de işlerinin “genel siyaset yapmak değil, halka hizmet etmek olduğunu” aktardıklarını kaydediyor.

Koçyiğit, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un başlattığı yeni anayasa çalışmaları ile ilgili soruları da yanıtlarken, iktidarın bu konuda bir samimiyet sorunu yaşadığını ancak kapıyı tamamen kapatmamak gerektiğini belirtiyor.

DEM Parti için anayasa konusunun temel bir gündem olduğunu ve yeni bir anayasaya ihtiyaç olunduğunu söyleyen Koçyiğit, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Numan Bey’le görüşmemizde Kobani ve HDP kapatma davaları devam ederken, DEM Parti’nin de kapatılması gündeme gelmişken, kayyum tehdidi hala belediyelerimizin başı üstünde sallanırken nasıl olacak bu normalleşme diye açık şekilde sorduk. Bir samimiyet sorunu olduğunu düşünüyoruz açıkçası. Gerçekten AKP yeni bir anayasa yapmak istiyorsa bu konuda toplumu ikna etmeli, siyasi partiler olarak bizleri de ikna etmeli.”

Koçyiğit, DEM Parti olarak şu anda kendilerinin buna ikna olmadıklarını söyleyerek, “İktidar bu ülkenin ihtiyacı olan anayasayı mı yapmak istiyor? Yoksa 2028 yürüyüşü için sekteye uğrayan, kaybettiği gücünü tahkim etmek, kısmen sistemi de revize ederek onu onarmak mı istiyor? Biz bunun zamanla hangisinin ağırlık bastığını göreceğiz” diyor.

Bununla birlikte AKP’ye kapıyı hemen kapatmanın da halkın ve demokrasinin lehine olmayacağını düşündüklerini ifade eden Koçyiğit, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bir şans verilmesi gerekiyor. AKP’ye değil, yeni bir anayasa yapma meselesine bir şans verilmesi, bunun ortamının zorlanması gerekiyor.

Biz belki de yeni anayasa tartışmalarını yürütürken ülkenin normalleşmesine katkı sunacak bazı adımların atılmasını zorlayabiliriz. Yani bu tartışmayı yürütmeden diyelim ki bütün muhalefet kapıları kapattık; peki hangi zeminin içerisinde neyi tartışmış olacağız? Yeni anayasa tartışması, müzakerelerin yapılması aynı zamanda normalleşmenin adımlarını, normalleşmenin ihtiyaçlarını, yeni bir anayasa yapmanın koşullarını da tartışmayı beraberinde getiriyor. Bu anlamıyla birbirini besleyen, birbirini tamamlayan başlıklar olarak görüyoruz.”

Koçyiğit, buna karşılık “AKP’nin kendi ajandasını dayattığı ve kendi gücünü tahkim etmek istediği yerde bunun parçası olmayacaklarını” da belirterek, şöyle konuşuyor: “Burada çok ince bir ayar var. “AKP’yi güçlendirmeyelim, bekleyelim, 4 yıl sonra eğer erken seçim olmazsa yeni bir hükümet gelir, biz onunla anayasa yaparız’ diyeceğimiz bir durumda değiliz.

Çünkü her gün cezaevinden tabutlar çıkıyor, hak ihlalleri artıyor. Biz diğer partiler gibi değiliz, sırtımızda yumurta küfesi taşıyoruz. İnsanların yaşamının sorumluluğunu hissediyoruz ve onun için de kurduğumuz her cümleyi gerçekten bin defa düşünüp kuruyoruz. Çünkü her kapattığımız kapı, her kapattığımız tartışma birilerinin yaşamına ya da daha uzun yıllar bedel ödemesine yol açabilir.”

Paylaşın

Erdoğan’dan ‘Yeni Anayasa’ Çağrısı: Türkiye Demokrasisine Yakıştıramıyorum

Katıldığı bir etkinlikte yeni anayasa çalışmalarına değinen Erdoğan, “Türkiye istikbalini ancak daha fazla demokrasi ve ekonomik refah ile bunlara paralel güvenlik üzerine inşa edebilir” dedi ve ekledi:

“Cumhuriyetimizin 100.yılının darbe ürünü bir anayasa ile geçirilmiş olmasını Türkiye demokrasisine yakıştıramıyorum. Siyaset kurumunun, ekonomik ve sosyal sorunları öne sürerek, sivil anayasa ihtiyacını gündemden düşürmek istemesini doğru bulmuyoruz. Biz, milletimizin beklentileri çerçevesinde üzerimize düşen yapıcı rolü oynamaya devam edeceğiz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay Konferans Salonu’nda düzenlenen İdari Yargı Günü ve Danıştay’ın 156. Kuruluş Yıldönümü Töreni’nde açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“Danıştay’ımız, idarenin yargı yoluyla denetlenmesinin yanı sıra kamu ile vatandaş arasındaki ihtilafların çözümünde de nihai karar vericidir. Danıştay, Anayasa ve yasaların uygulanmasını da garanti ediyor.

Türk milleti adına karar verme onurunu ve mesuliyetini taşıyan yargı organlarımızın her biri ülkemizde huzurun, güvenliğin, kalkınmanın, demokrasinin ve sosyal barışın muhafazasının teminatıdır. Bu konuda en küçük bir şüphe, en küçük bir tartışma yoktur.

Makamlarımızdan ve unvanlarımızdan öte 85 milyonun bir ferdi olarak hepimiz şu gerçeğe yürekten inanıyoruz. Nasıl geç gelen adalet adalet değilse, topluma güven verene ve erişilebilir adalet sistemi de bekamızın güvencesidir. Yüksek mahkemelerimizin her biri adaletin etkin şekilde tecellisi için çalışıyor. Adaletin olmadığı yerde refah olmaz. Adliyenin kapısı adaletin kapısı haline getirilmeli. Devlet, adalet dağıttığı sürece güçlüdür.

27 Mayıs darbecilerinin gerçek bir mahkemeden ziyade kötü bir tiyatroyu andıran Yassıada’da işledikleri hukuk katliamlarını unutmuyoruz. Rahmetli Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamı, milletimizin kalbinde bir yara olarak halen kanıyor. 12 Eylül dikta rejiminin güya adaleti tesis maksadıyla bir sağdan bir soldan darağacına gönderdiği gençlerin acısı hiç dinmedi.

28 Şubat döneminde adeta koro halinde darbecilere alkış tutanların hukuk sistemimize verdikleri zararın telafisi yıllar aldı. 15 Temmuz’da ödediğimiz ağır bedeller ise ortadadır. Bir gecede 253 insanımızı şehit verdiğimiz bu ihanetin merkezinde sadece eli silah tutanlar değil, üniformalı ve cübbeli örgüt militanları da vardı. Şayet darbeci alçaklar başarılı olsalardı yeni Yassıada’lar kuracaklar, kan dökecekler, yeni hukuk cinayetleri işleyeceklerdi.

Son yıllarda bu mahfillere yazılı, görsel, dijital mecralarıyla medyanın ve sosyal medyanın eklendiği görülüyor. Medyanın ve sosyal medyanın millet namına denetim vazifesi üstlenmesi demokrasimiz için şüphesiz bir kazançtır ama bu hakim cübbesi giyip, mahkeme kurup, sağa sola yargı dağıtma boyutuna asla varmamalıdır. Yargıyı yönlendirme, yargı mercilerimizi baskı altına alma, istemedikleri karar çıkmaması halinde hukukçularımızı hedefe koyma her geçen gün daha sık karşılaştığımız tehditlerden biri haline ne yazık ki dönüşüyor.

“Haksız ithamlara muhatap oluyor”

Sosyal medyadaki acımasız linç kültürünün mağdur ettiği kesimlerin en başında yargı organlarımız ve mensuplarımız geliyor. Çok önemli, çok hassas ve mesuliyeti hakikaten ağır bir görevi icra eden yüksek yargı üyelerimiz, savcılarımız, hakimlerimiz ne yazık ki zaman zaman eleştiri sınırlarını aşan haksız ithamlara muhatap oluyor.

Çok net söylemek isterim siyaset kurumu nasıl layüsel değilse, yargı da eleştirilemez değildir. Yargının kararlarını beğenmeyebilir, itiraz edebilir, hoşnutsuzluğumuzu açıkça dile getirebiliriz. Buna kimse engel olamaz, olmamalıdır. Terörü övmediği, şiddeti teşvik etmediği ve hakarete varmadığı sürece insanlar fikirlerini farklı mecralarda özgürce yazabilir, paylaşabilir.

Güçlü, tarafsız, iyi ve seri işleyen bir adalet sistemi evlatlarımıza bırakacağımız en iyi mirastır. Yargının yasama ve yürütmeye müdahalesi nasıl yanlışsa, yargının siyasi tartışmaların içine çekilmesi da yanlıştır. Sizden ve milletimizden gelen talepler doğrultusunda Danıştay’ımızın güçlendirilmesi konusunda pek çok adım attık. Danıştay’ın iş yükü azaldı. Uyuşmazlıkların daha etkin yargılamayla daha hızlı çözülmesi sağlandı. Mahkeme sayısını 146’dan 221’e yükselttik.

Türkiye istikbalini ancak daha fazla demokrasi ve daha fazla ekonomik refah, daha fazla güvenlik üzerine inşa edebilir. Türkiye’nin ikinci yüzyılına darbe anayasasıyla girilmesini Türkiye demokrasisine yakıştıramıyoruz. Yeni anayasanın sihirli değnek gibi sorunları ortadan kaldırmayacağını biliyoruz. Ancak sivil siyaset alanını genişletecek. Bu bakımdan önemli bir fırsat. Üzerimize düşen yapıcı rolü uygulamaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

‘Troll Hesap’ Raporu Erdoğan’a Sunuldu

AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in partiyi ve partilileri hedef alan troll hesaplarla ilgili bir rapor hazırlayarak geçtiğimiz hafta AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunduğu öğrenildi.

Raporda sosyal medya üzerinden itibar suikastını kimlerin, hangi metotla yaptıkları, hangi trolleri kullandıkları gibi konularda bilgi verildiği öğrenilirken, sosyal medyanın yanı sıra medyada AK Parti’ye yakınlığı ile tanınan yorumcuların açıklamaların da seçim sonuçlarına etkilerinin irdelendiği ifade edildi.

AK Parti seçim yenilgisinin nedenlerini araştırmaya devam ediyor. Teşkilatlar, adaylar, milletvekilleri ve seçim stratejisine ilişkin değerlendirmeler devam ederken, sosyal medya paylaşımları ve bazı sosyal medya hesaplarının paylaşımlarının ne kadar etkili olduğunu da değerlendiriliyor.

Yerel seçimden sonra AK Parti Merkez Yürütme Kurulu toplantısında partiyi ve partilileri hedef alan troll hesapların tespiti ve bunların önlenmesi için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimat verdiği iddia edilmişti.

Erdoğan’ın “Bizim görevlendirmediğimiz hiç kimse bizim adımıza konuşamaz, itibar suikastı yapamaz. Partinin kurumsal kimliğine ve kurmaylarına itibar suikastına geçit vermeyin. Böyle durumlara maruz kalan arkadaşlarımıza arka çıkın, linçe fırsat vermeyin” dediği de ifade edilmişti.

Sputnik’ten Osman Nuri Cerit’in haberine göre; Bu kapsamda AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in bir rapor hazırlayarak geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunduğu öğrenildi. Raporda troll olarak adlandırılan hesapların yaptığı paylaşımlar, bu paylaşımların partiye zararları gibi başlıkların raporda yer aldığı öğrenildi.

Raporda sosyal medya üzerinden itibar suikastını kimlerin, hangi metotla yaptıkları, hangi trolleri kullandıkları gibi konularda bilgi verildiği öğrenilirken, sosyal medyanın yanı sıra medyada AK Parti’ye yakınlığı ile tanınan yorumcuların açıklamaların da seçim sonuçlarına etkilerinin irdelendiği ifade edildi.

Özlem Zengin de trollerin saldırısına uğramıştı

Yerel seçim sonrasında seçim yenilgisini ilişkin sosyal medya paylaşımlarında Grup Başkanvekili Özlem Zengin de hedef alınmıştı. Zengin’in istifa edeceği ya da görevden alınacağına yönelik paylaşımlar yapılmıştı. Zengin’in seçim yenilgisinde etkili olduğuna yönelik paylaşımlar da yapılmıştı.

Paylaşın