Merkez Hakem Kurulu’nun Yeni Başkanı Belli Oldu

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), yeni Merkez Hakem Kurulu (MHK) başkanını açıkladı. TFF’den yapılan açıklamada MHK’nın yeni başkanının Ferhat Gündoğdu olduğu belirtildi.

Haber Merkezi / MHK’nın yeni üyelerinin Ahmet Şahin, Yunus Yıldırım, Sebahattin Şahin, Hikmet Öksüzoğlu, Mustafa Kamil Abitoğlu, İbrahim Çınar, Ziya Çetin, Ali Zağlı olduğu ifade edildi.

Ferhat Gündoğdu kimdir?

1987 – 1991 yılları arasında Kara Harp Okulu’nda işletme ve yönetim alanında lisans eğitimi alan Ferhat Gündoğdu, 2002 – 2004 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde spor yönetimi ve 2005 – 2007 yılları arasında Atatürk Üniversitesi’nde işletme ve yönetim alanında lisans üstü eğitimleri aldı.

Ferhat Gündoğdu, sonrasında ise 2014’te Ankara Üniversitesi’nde spor yönetimi alanında doktora aldı. Gündoğdu, 2019’da Sabri Çelik başkanlığındaki Merkez Hakem Kurulu’nda üye olarak görev yaptı. Ferhat Gündoğdu, 19 Ekim 2021’de ise Metin Tokat’ın istifası sonrası Merkez Hakem Kurulu üyesi olarak atandı.

TFF bünyesinde MHK Eğitimden Sorumlu üyesi olarak görev alan Ferhat Gündoğdu, Lokman Hekim Üniversitesi’nde spor yöneticiliği alanında akademik görevlerde bulundu. Gündoğdu, Türk Eğitim Derneği’nde de okul yatırımları ve planlama müdürü olarak görev yürütmektedir.

Paylaşın

Kremlin, “Erdoğan Ve Esad Moskova’da Görüşecek” İddiasını Yalanlamadı

Kremlin, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Ağustos ayında Rusya’nın başkenti Moskova’da görüşecek iddialarını yalanlamadı.

Haber Merkezi / Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, Sabah gazetesinde çıkan bu haberle ilgili soru üzerine “Çeşitli düzeylerdeki Türk ve Suriyeli temsilciler arasında belli temaslar kurulmasının kolaylaştırılması konusu gerçekten gündemde” yanıtını verdi.

Dimitri Peskov, “Elbette bölgede önemli rol oynayan bir ülke olan Rusya dâhil birçok ülke iki ülkenin ilişki kurmasına yardımcı olmak istiyor. Bu tüm bölge için önemli” diye ekledi.

Daily Sabah’ta yer alan Dilara Aslan’ın haberinde, görüşmelere Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in arabuluculuk yapmasının planlandığı, Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin de görüşmeye davet edilebileceği iddia edildi. İran’ın ise yüksek ihtimalle davet edilmeyeceği öne sürülmüştü.

Öte yandan Erdoğan’ın Esad ile Moskova’da bir araya geleceği yönündeki haberler yalanlanmıştı. Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili konuya ilişkin, “Sayın Cumhurbaşkanımızın, Suriye Cumhurbaşkanı Esad’la Moskova’da bir görüşme yapacağı yönündeki haberler gerçeği yansıtmamaktadır” ifadelerini kullanmıştı.

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

16 Temmuz’da yapılan kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşar Esad’a isim vermeden çağrıda bulunarak, “Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık” demiş ve eklemişti:

“Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.”

Paylaşın

Merkez Bankası Politika Faizine Dokunmadı

Merkez Bankası (TCMB), piyasaların beklediği gibi politika faizini bu ayda sabit tuttu. Banka, mart ayında politika faizini, 500 baz puan artışla yüzde 45’ten yüzde 50’ye yükseltmişti.

Haber Merkezi /Merkez Bankası’ndan yapılan açıklamada, sıkı politika duruşuna devam edileceği vurgulanarak, “Enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır” denildi.

Temmuz ayı faiz kararı öncesinde, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, enflasyondaki düşüş beklentisinin hedeflerine “yakınsadığını” belirterek, dezenflasyon sürecinin önümüzdeki aylarda daha da belirginleşeceğini ifade etmişti.

Merkez Bankası (TCMB), Haziran’da 650, Temmuz’da 250, Ağustos’ta 750, Eylül’de 500, Ekim ve Kasım aylarında da 500’er, Aralık ve Ocak aylarında 250’şer olmak üzere son 8 toplantıda toplam 3 bin 650 baz puan faiz artırmıştı.

Şubat ayındaki yılın ikinci faiz kararında faizin sabit tutulması ile toplam 3 bin 650 baz puan faiz artış serisi devam etti. Mart ayında faiz 500 baz puan arttırılarak politika faizi yüzde 50’ye çıkarıldı. Nisan ve Mayıs ayında ise politika faizi sabit tutuldu. Merkez Bankası, son bir yılda 4 bin 150 baz puanlık faiz artışı yaptı.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) Fatih Karahan başkanlığında toplandı. Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 50 düzeyinde sabit tutma kararı aldı.

Merkez Bankası (TCMB) tarafından karara ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 50’de sabit tutulmasına karar vermiştir.

Haziran ayında aylık enflasyonun ana eğilimi belirgin bir zayıflama kaydetmiştir. Öncü göstergeler temmuz ayında aylık enflasyonun, para politikasının görece etki alanı dışında kalan yönetilen-yönlendirilen fiyat ve vergi ayarlamaları ile işlenmemiş gıda fiyatlarındaki arz yönlü gelişmeler neticesinde geçici olarak artacağına işaret etmektedir. Buna karşın, ana eğilimdeki yükselişin nispeten sınırlı kalacağı öngörülmektedir.

Yakın döneme ilişkin göstergeler yurt içi talebin, halen enflasyonist düzeyde olmakla birlikte, yavaşlamaya devam ettiğini teyit etmektedir. Hizmet enflasyonundaki yüksek seyir ve katılık, enflasyon beklentileri, jeopolitik riskler ve gıda fiyatları enflasyonist baskıları canlı tutmaktadır. Kurul, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının öngörüler ile uyumunu yakından takip etmektedir.

Parasal sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki etkileri yakından izlenmektedir. Kurul, parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini de göz önünde bulundurarak politika faizinin sabit tutulmasına karar vermekle birlikte, enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu yinelemiştir. Aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşu sürdürülecektir.

Enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Para politikasındaki kararlı duruş; yurt içi talepte dengelenme, Türk lirasında reel değerlenme ve enflasyon beklentilerinde düzelme vasıtası ile aylık enflasyonun ana eğilimini düşürecek ve dezenflasyon sürecini güçlendirecektir.

Kredi büyümesi ve kompozisyonu göz önünde bulundurularak makro finansal istikrarı ve parasal aktarım mekanizmasını destekleyecek şekilde yabancı para kredilere yönelik ek önlemler alınmıştır. Kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında gelişmeler olması durumunda parasal aktarım mekanizması ilave makroihtiyati adımlarla desteklenmeye devam edilecektir. Likidite koşulları muhtemel gelişmeler göz önünde bulundurularak yakından izlenmektedir. Sterilizasyon araçları, gerektiğinde çeşitlendirilerek etkin şekilde kullanılacaktır.

Kurul, politika kararlarını parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini de dikkate alarak, enflasyonun ana eğilimini geriletecek ve enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir. Enflasyon ve enflasyonun ana eğilimine ilişkin göstergeler yakından takip edilecek ve Kurul, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanacaktır.”

Paylaşın

TFF’de İstifa Depremi: İbrahim Hacıosmanoğlu’nun Listesindeydi

Bayram Saral, “İstişareye dayalı, birlikte şeffaf yönetim anlayışının gerçekleşmeyeceğine dair şahsımda oluşan kanaat dolayısıyla” sözleriyle TFF yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiğini duyurdu.

Türkiye Futbol Federasyonu’nda (TFF) yeni başkan İbrahim Hacıosmanoğlu yönetiminde yer alan Bayram Saral, yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiğini açıkladı. Cumhuriyet’in aktardığına göre; Bayram Saral’ın açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Sayın futbol kamuoyunun malumu olduğu üzere 2 Nisan 2024 tarihinden başlayıp 18 Temmuz 2024 tarihine kadar devam eden TFF seçimleri sürecinde, Türk futbolunu içine düştüğü kaostan kurtarmayı amaçlayan yüzlerce kulüp yöneticisi ve Türk futbolunun önde gelen paydaşları ile büyük bir hak arayışı mücadelesi sonucunda 18 Temmuz tarihli TFF seçimini şahsımın da yönetim kurulunda bulunduğu Sayın İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu kazanmıştır.

Bu mücadele sürecinde şiarımız “adil, liyakate dayalı, herkese eşit mesafede davranış ve tüm yönetim kurulu üyelerinin katılımı ile birlikte şeffaf yönetim” vaadi olmuştur.

İstişareye dayalı, birlikte şeffaf yönetim anlayışının gerçekleşmeyeceğine dair şahsımda oluşan kanaat dolayısıyla, bu derin fikir ayrılığının TFF kurumuna ve mevcut yönetimine zarar vermemesi adına bugün itibariyle TFF yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiğimi kamuoyuna duyurur, mevcut başkan ve yönetim kuruluna üstün başarılar dilerim.

Yaklaşık 4 ay boyunca devam eden demokratik hak arayışı mücadelemizde bizlere destek veren tüm kulüp başkanları ve yöneticilerine, TFF delegelerine, bütün çalışma arkadaşlarımıza en içten şükranlarımı arz eder, haklarını helal etmelerini dilerim.”

Paylaşın

100’den Fazla Ülke Tarihin En Büyük Borç Krizini Yaşıyor!

Gelişmekte olan 100’den fazla ülke tarihin en büyük borç krizini yaşıyor. Bu durum sağlık, eğitim, sosyal korumaya yönelik hamlelerin yanı sıra iklim değişikliğine karşı politikalarda da kesintiye gidilmesini gerektiriyor.

NCA Genel Sekreteri Dagfinn Høybråten, “Yüksek borç yükü, bir ülkenin ekonomisi için büyük bir harcama anlamına geliyor ve sosyal yardım, eğitim ve sağlık harcamalarını kesilmesi nedeniyle ilk önce toplumun daha yoksul kesimlerini vuruyor. Borç krizi felç edici bir durum ve tüm diğer gelişme çabalarını baltalıyor. 1982 krizi, 20 yıldan fazla sürdü ve pek çok acıya yol açtı, ta ki 2005’te çözülene kadar…” dedi.

Gelişmekte olan ülkelerin bütçelerinin neredeyse yarısını alacaklılarına verecek kadar büyük borç krizlerinde olduğu bildirildi.

Norveç Kilise Yardımı (NCA) adlı yardım kuruluşunun Uluslararası Borç Hafifletme (DRI) adlı kampanya grubuna hazırlattığı rapora göre, gelişmekte olan 100’den fazla ülke tarihin en büyük borç krizini yaşıyor.

Bu durum sağlık, eğitim, sosyal korumaya yönelik hamlelerin yanı sıra iklim değişikliğine karşı politikalarda da kesintiye gidilmesini gerektiriyor.

Rapora göre gelişmekte olan 144 ülkedeki borç yönetimi, ortalama olarak bütçe gelirlerinin yüzde 41,5’ini, harcamaların yüzde 41,6’sını, gayrısafi yurtiçi hasılanınsa yüzde 8,4’ünü alıyor.

Bu konuda acil eyleme geçilmezse borç kaynaklı sorunların, 2030’lara da damga vuracağı ve 1982’de Latin Amerika’da ya da 1990’larda Batı’da yaşanan krizlerden dahi büyük olacağı bildirildi.

2020’de G20 bu konuya karşı adımlar atmaya çalışsa da beklenen gelişmenin sağlanamadığı belirtilen raporda borç hafifletmeye dair şu öneriler yapıldı:

1- Tüm bölgelerdeki bütün gelir seviyelerindeki ülkelere açık olmalıdır ve onların ihtiyaçlarına göre düzenlenmelidir.
2- Bütçe gelirlerinin yüzde 15’inden az borç ödenmelidir.
3- Bir ülke yardım talebinde bulunduğunda borç ödemeleri hemen durdurulmalıdır.
4- Tüm alacaklıları kapsamalıdır.
5- Anlaşmazlık ve davalar olduğunda tüm büyük finans merkezlerinde borçlulara yönelik yasal korumalar sağlanmalıdır.

Ülke borcu spekülasyonu yapan fonlar sıklıkla eleştiriliyor. Bu fonlar, ikincil piyasadan indirimli fiyatlarla sıkıntılı borçları satın alır ve daha sonra mahkemelerde nominal değeri artı faiz, cezalar ve bazı diğer ücretler üzerinden ödeme yapılmasını isterler. Her ne kadar eylemleri yasal olarak haklı olsa da, bu tür fonlar devlet borçluları ve borçlu ülkenin halkı üzerinde olumsuz etki yaratabilir.

Raporun yazarlarından Matthew Martin, Birleşik Krallık hükümetine seslenerek “akbaba fonları” diye adlandırılan bu uygulamayı yasal yollarla engellemesini istedi.

NCA Genel Sekreteri Dagfinn Høybråten da gelişmekte olan ülkelerin yöneticilerinin borçlar yüzünden ellerinin kollarının bağlandığına işaret etti:

Yüksek borç yükü, bir ülkenin ekonomisi için büyük bir harcama anlamına geliyor ve sosyal yardım, eğitim ve sağlık harcamalarını kesilmesi nedeniyle ilk önce toplumun daha yoksul kesimlerini vuruyor. Borç krizi felç edici bir durum ve tüm diğer gelişme çabalarını baltalıyor. 1982 krizi, 20 yıldan fazla sürdü ve pek çok acıya yol açtı, ta ki 2005’te çözülene kadar…

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

İYİ Parti’de İstifa Furyası: Milletvekili Sayısı 34’e Düştü

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlere “hür ve müstakil” giren ve seçimlerde büyük bir hezimet yaşayan İYİ Parti’de İstanbul Milletvekili Ersagun Yücel partisinden istifa etti.

Haber Merkezi / Ersagun Yücel, istifa kararına ilişkin yaptığı açıklamada, “Kurucu liderimiz Sayın Meral Akşener hanımefendinin daveti üzerine katıldığım, kurulmasında ve gelişmesinde emeklerimiz olan ve Kurucu Genel Başkan Yardımcısı ve Milletvekili olduğum İYİ Parti’den istifa ettiğimi bildirmek isterim.” ifadelerini kullandı.

Ersagun Yücel’in istifasıyla İYİ Parti’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) milletvekili sayısı 34’e düştü.

Gün içerisinde 27. dönem Isparta Milletvekili Aylin Cesur da İYİ Parti’den istifasını duyurmuştu. Cesur, istifasına ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer vermişti:

“Değerli İYİ Parti’liler, bugün itibariyle İYİ Parti üyeliğimi sonlandırmış bulunmaktayım. İYİ Parti üyesi olduğum günden beri birlikte çalıştığım tüm kıymetli İYİ Parti’li arkadaşlarıma, ‘Türkiye daha iyi olsun’ diye yola çıkmış ve ülkemizin demokrasi ve kalkınma mücadelesine katkı sağlamak için bizimle birlikte canla başla çalışmış tüm teşkilat mensuplarına, sevgili gençlerimize, kadınlarımıza ve parti gönüllüsü arkadaşlarıma,

İYİ Parti Kurucu Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’e ve tüm parti kurucularına teşekkürlerimi sunuyor; İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu ve yönetimine, halen görevde olan İYİ Parti teşkilatlarına ve halen görevde olmayan parti mensuplarına başarılar ve esenlikler diliyorum. Kamuoyunun bilgisine sunarım. Saygılarımla…”

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Erdoğan İle Esad Nerede Ve Ne Zaman Görüşecek?

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Ağustos ayında Rusya’nın başkenti Moskova’da görüşebileceği öne sürüldü.

Daily Sabah’ta yer alan Dilara Aslan’ın haberinde, görüşmelere Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in arabuluculuk yapmasının planlandığı, Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin de görüşmeye davet edilebileceği iddia edildi. İran’ın ise yüksek ihtimalle davet edilmeyeceği öne sürüldü.

Öte yandan Erdoğan’ın Esad ile Moskova’da bir araya geleceği yönündeki haberler yalanlandı. Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili konuya ilişkin, “Sayın Cumhurbaşkanımızın, Suriye Cumhurbaşkanı Esad’la Moskova’da bir görüşme yapacağı yönündeki haberler gerçeği yansıtmamaktadır” ifadelerini kullandı.

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

16 Temmuz’da yapılan kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşar Esad’a isim vermeden çağrıda bulunarak, “Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık” demiş ve eklemişti:

“Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.”

Paylaşın

Vatandaş Mehmet Şimşek’i “Başarısız” Buluyor

MAK Danışmanlık tarafından yapılan ankete katılan katılımcıların yüzde 55’i Mehmet Şimşek liderliğindeki ekonomi yönetimini başarısız buluyor. Ekonomi yönetiminin mevcut sorunlarını çözebileceğine inanmayanların oranı ise yüzde 51.

Öte yandan Türkiye’deki sığınmacıların hayatlarını olumsuz etkilediğini düşünen katılımcıların oranı yüzde 55. Yüzde 82’si ise sığınmacıları bir güvenlik sorunu olarak görüyor. Suriyelilerin ve diğer göçmenlerin ülkelerine geri gönderilmesi gerektiğini savunanların oranı yüzde 54.

MAK Danışmanlık tarafından gerçekleştirilen geniş çaplı anket çalışması, Türkiye’nin siyasi nabzını tutmaya devam ediyor. 59 ilde 6150 katılımcıyla yüz yüze gerçekleştirilen bu araştırma, halkın seçim tercihlerini, ekonomik beklentilerini ve toplumsal sorunlara bakış açılarını gözler önüne seriyor.

Araştırmaya katılanların, 14 Mayıs 2023 Genel Seçimleri’nde oy verdikleri partilere bakıldığında dağılım şu şekilde:

AK Parti: yüzde 34
CHP: yüzde 24
MHP: yüzde 10
İYİ Parti: yüzde 9
YSP: yüzde 8
YRP: yüzde 2
Zafer Partisi: yüzde 2
Diğerleri: yüzde 4
Oy kullanmadım: yüzde 7

Ancak, bu pazar bir seçim olsa oylarını hangi partiye verecekleri sorulduğunda tablo biraz değişiyor:

AK Parti: yüzde 28
CHP: yüzde 29
MHP: yüzde 8
İYİ Parti: yüzde 6
YRP: yüzde 7
Zafer Partisi: yüzde 2
Diğerleri: yüzde 1
Kararsız/Cevap yok: yüzde 7

Kararsız seçmenlerin oylarının dağıtılması sonrası ise partilerin oy oranları şöyle şekilleniyor:

AK Parti: yüzde 30
CHP: yüzde 31,2
MHP: yüzde 8,6
DEM: yüzde 8,6
YRP: yüzde 7,5
İYİ Parti: yüzde 6,4
Zafer Partisi: yüzde 2,2
TİP: yüzde 1,1
Saadet Partisi: yüzde 1,1
DEVA Partisi: yüzde 1,1
Diğerleri: yüzde 2,2

Ankette yer alan diğer önemli sorulara verilen yanıtlar, vatandaşların ekonomik ve sosyal beklentilerini de ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 43’ü Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarından memnun olmadığını belirtirken, yüzde 46’sı memnun olduğunu ifade ediyor. Muhalefetin mevcut durumunu umut verici bulanların oranı ise sadece yüzde 21.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve ekonomi yönetimini başarılı bulan katılımcıların oranı yüzde 21 iken, yüzde 55’i ekonomi yönetimini başarısız buluyor. Ekonominin mevcut sorunlarını çözebileceğine inanmayanların oranı ise yüzde 51.

Türkiye’deki sığınmacıların hayatlarını olumsuz etkilediğini düşünen katılımcıların oranı yüzde 55. yüzde 82’si ise sığınmacıları bir güvenlik sorunu olarak görüyor. Suriyelilerin ve diğer göçmenlerin ülkelerine geri gönderilmesi gerektiğini savunanların oranı yüzde 54.

Türkiye’nin terörle mücadelesinde ABD ve AB ülkelerine güvenmeyen katılımcıların oranı yüzde 71, NATO’nun Türkiye’de darbelere destek verdiğine inananların oranı ise yüzde 68.

Ekonomik krizin ruh hallerine etkisi sorulduğunda, katılımcıların yüzde 27’si büyük bir moral çöküntüsü yaşadığını, yüzde 21’i ise sürekli endişe duyduğunu belirtiyor. Asgari ücret ve maaş zamlarını yeterli bulmayanların oranı yüzde 59.

Erken genel seçim yapılması gerektiğini düşünen katılımcıların oranı yüzde 58. Mevcut siyasi partilerin dolduramadığı bir boşluk olduğunu ve yeni bir siyasi partiye ihtiyaç duyulduğunu belirtenlerin oranı ise yüzde 68.

Ülkenin genel durumu hakkında hissiyatlarını soran ankette, katılımcıların yüzde 61’i endişeli veya kaygılı olduğunu belirtiyor. En önemli sorun olarak ise yüzde 56 oranıyla hayat pahalılığı ve ekonomi ön plana çıkıyor.

Paylaşın

AK Parti Döneminde Halktan 3 Trilyon Dolar Vergi Toplandı

Meclis’te düzenlediği basın toplantısıyla gündemdeki gelişmeleri değerlendiren DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, iktidarın “kaynak yok” açıklamalarına tepki göstererek, “Söz konusu halk olunca hep kaynak yok diyorlar. Ama AKP iktidarı 22 yılda halktan tam 3 trilyon dolar vergi toplamış. Yani kişi başına gelirin 10 bin doların altında olduğu bir ülkede, kişi başına 35 bin dolar vergi toplamış. Bu devasa bir para. Bu korkunç bir para. Peki, bu parayı ne yaptınız? Paraları nereye harcadınız? Halkın vergilerini kime, hangi yandaşa peşkeş çektiniz?” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısıyla gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları söyledi:

“Yasama faaliyetleri son hız devam ediyor. Normalde hukuk devletinde kanun yapıcılar yasayı toplumsal sorunların çözümü için getirirler. Hukuk devleti dediğimiz şeyde toplumsal ihtiyaçların giderilmesi için yasa yapılır. Ama AKP iktidarındaki bütün yasa yapma süreçlerine baktığımızda, demokratik muhalefetin, Meclis’teki muhalefetin ve toplumun itirazlarına rağmen yasaların yapıldığını görüyoruz. Ne yazık ki gerçek gündemleri değil kendi siyasal ihtiyaçlarını gören bir yerden yasa yapmaya çalışıyorlar. Yaz dönemlerinde de üst üste Anayasa’ya aykırı yasa teklifleriyle Meclis’in meşgul edildiğini; halkın gerçek gündemlerinin değil AKP’nin gündemlerinin işletildiğini görüyoruz.

Yasa yapma anlayışları tam da AKP’nin siyasal anlayışı ile örtüşüyor. Torba torba yasa hazırlıyorlar ama torba torba bu ülkenin hak ve özgürlüklerini götürüyorlar. Her torbanın arkasına rant politikasını gizlemişler. Bu yasa yapma sürecinin sağlıksız olması da toplumun yasa yapma süreçlerini yakından takip edememesinin, STK’lerin ve muhalefet partilerinin yasa yapma süreçlerine etkin katılamamasının bir sonucudur. Bu yasa yapma taktiğinin özel olarak tercih edildiğini, bunun AKP’nin bir içtihadı haline geldiğini belirtmemiz gerekiyor.

Ne yapıyorlar bu kadar yasa getiriyorlar, bu yasalar ne işe yarıyor? Toplumsal kutuplaşma ve çatışmayı daha derinleştiriyor. Kutuplaşma ve çatışmayı derinleştirecek ve körükleyecek yasa tekliflerini üst üste getiriyor AKP-MHP ittifakı. Getirdikleri yasa tekliflerinin merkezinde kesinlikle toplum, halk, yoksul, emekli, köylü, kadın, çocuk yok. En önemlisi de ülke kaygısı yok. Ne var? AKP’nin koltuk kaygısı ve sevdası var. Yasa yapma sürecinin tekçi ve yasakçı olduğunun, özgürlük ve demokrasi karşıtı siyaseti büyütmeye dönük olduğunun altını çizmek gerekiyor.

Halihazırda son haftalarda gelen yasalara bakalım. Öğretmenlik Meslek Kanunu, 9. Yargı Paketi, Tasarruf Paketi, Vergi Paketi, hayvan katliamlarının önünü açacak olan yasa teklifi. Bir de duyduğumuz üzere 12 maddelik Ticaret Kanununu komisyona getirmek istiyor AKP’nin kendisi. Bunların her birinin içeriğine acil ihtiyaç mıdır diye baktığımız zaman hiçbirinin acil olmadığını, bu ülkedeki dertlere derman olmadığını görüyoruz. Buna rağmen ısrarlı bir şekilde getiriyorlar ve yangından mal kaçırırcasına üst üste teklifleri bindiriyorlar. Yaz günü Meclis’e fazla mesai yaptırarak, 20 saati bulan komisyon çalışmalarıyla hem bütün muhalefete, bütün milletvekillerine hem de topluma sağlıksız bir yasama faaliyeti dayatıyorlar.

Biz bütün bu süreç boyunca dünya kadar kanun teklifi verdik. Halkın gerçek sorunlarının çözülmesi için verdiğimiz teklifler vardı. Asgari ücretin artması için, emeklilerin insanca yaşaması için kanun teklifi verdik. Dar gelirlilere kira yardımı için kanun teklifi verdik. Kadınlar için verdik, çocukların haklarını gözeten kanun teklifleri verdik. En önemlisi temel hak ve özgürlükleri artıracak kanun teklifleri verdik ama bunların hiçbirisine yanıt alamadık. Biz toplumsal sorunların çözülmesi için siyaset yapıyor ve mücadele ediyoruz ama AKP iktidarı için toplumsal sorunlar bir sorun değil. Çünkü onlar için daha büyük sorunlar var.

Sermayeyi korumak, kendi iktidarlarını korumak, yandaşlarını korumak gibi temel dertleri var. Açık ve net söyleyelim: Biz bu ülkede, Meclis’te halkın sorunlarını cesurca halkın kürsüsünden ifade etmeye devam edeceğiz. Halkın, emekçinin, yoksulun, kadının, çocuğun, börtü böceğin ve doğanın haklarını savunmaya devam edeceğiz. Meclis’i AKP ve MHP’nin insafına asla terk etmeyeceğiz. Burayı halkın meclisi yapmaya, halkın sözünü kurmaya, etkin muhalefet yapmaya devam edeceğiz. Bu parlamento AKP ve MHP’den ibaret değil.

Sayısal çoğunluk onlarda olabilir ama siyasi çoğunluk, siyasi kararlılık, siyasi irade demokratik ve toplumsal muhalefettedir, bizlerdedir. Ülkenin gerçek sorunlarını ve bunlara yönelik çözüm önerilerimizi Meclis kürsüsünden verdiğimiz önergeler ve kanun teklifleriyle dile getirmeye devam edeceğiz. Bu parlamentoyu halkın ve hakikatin parlamentosu yapma mücadelemiz kesintisiz bir şekilde devam edecek. Parlamento kürsüsünde iktidarın yalanlarını deşifre etmeye ve hakikati anlatmaya devam edeceğiz. Bunun güvencesi bizleriz, DEM Parti’dir.

Geçen hafta Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonuna hayvan katliamı yasasını getirdiler. Ortada halihazırda bir yasa var, 2014’te çıkan 5199 Sayılı Yasa var. Bu yasanın eksiklerinin giderilmesi ve etkin uygulanması mümkün. Bunların hiçbirini yapmadılar ve şimdi toplu hayvan katliamının önünü açacak bir teklif getirdiler. 20 yıldır iktidar olan bir AKP gerçeği var, halihazırda bir yasa var. Daha önce Meclis’in kurduğu bir araştırma komisyonu ve bunun raporu var. Bu yasanın, araştırma komisyonu raporu gözetilerek eksiklikleri giderebilir ama bunu yapmayı tercih etmiyorlar.

Çünkü bu iktidar düşmanlaştırmadan, nefretten, ötekileştirme politikasından besleniyor. Bugün getirdikleri katliam yasasının da bunun bir parçası olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. 18 saatlik komisyon toplantısı boyunca her bir milletvekili arkadaşımız bu yasanın neden geçmemesi gerektiğini uzun uzun anlattı. Ama karşımızda gerçekten utanmaz, çocuklarını köpek saldırılarında yitirmiş insanların acısını istismar edecek kadar aymaz bir akıl olduğunu gördük.

Kürtleri, Ermenileri, Alevileri, kadınları, sığınmacıları, LGBTİ+’ları ötekileştiren, düşmanlaştıran ve siyasetini onun üzerinden kuran akıl, bugün de sokakta yaşayan köpekleri katlederek bu politikasını yeni bir aşamaya getirmeye ve buradan faşizmi kurumsallaştırarak tam bir tür soykırımına varacak bir yasayı Meclis’ten geçirmeye çalışıyor. Biz buna asla ve asla razı olmayacağız. Bugün tarif edilen sorunun kaynağında AKP iktidarının olduğunu biliyoruz. “Kısırlaştır, aşılat ve yerinde yaşat” diyen yasayı uygulamayan iktidar, mevcut sorunun bizzat müsebbibidir. Bu sorunu gidermek de iktidarın uhdesindedir.

“İktidar 22 yılda halktan 3 trilyon dolar vergi toplamış”

Bununla da bitmiyor. Normalde Temmuz’da asgari ücrete zam yapılması gerekiyordu. 6 aylık enflasyon oranları açıklandı. Biz bunları konuşurken Türkiye’de nasıl bir ekonomik tablo var. Milyonlarca insan sefalet ücretiyle yaşamaya çalışıyor, açlık sınırının altında yaşamaya çalışıyor, gündelik yaşamlarını kredi kartlarıyla devam ettirmeye çalışıyor. Borç batağına saplanmış bir Türkiye halkları gerçeği var. Bunu nereden biliyoruz? Kredi kartı harcama kalemlerinde en fazla borcun gıdada olduğunu herkes ve bütün istatistikler ortaya koyuyor. Emekçinin ve emeklinin durumu böyleyken, onlarla dalga geçen bazı yaklaşımlar olduğunu görüyoruz.

“Bekleyin enflasyon düşecek, alım gücünüz artacak ve siz de refaha ulaşacaksınız”. Bunu söyleyen her gün talan eden, her gün kasaları boşaltan, her gün halkın sırtına yeni vergi yükleri bindiren ve yandaşlarını semirten iktidarın bizzat kendisi. Yaz geldi, büyük bir infial oluştu emekli maaşları ile ilgili. Bir düzenleme yaptılar, en düşük emekli maaşını 12 500 TL yaptılar ama kök maaşlarda bir değişiklik yok. Hatırlarsanız seçim öncesinde benzer bir basınç oluşmuştu ve yine emekli maaşlarında düzenlemeye gittiler. 10 bin TL’ye tamamladılar, kök maaşları yine artırmadılar. Kök maaşlar artmadığı için her zam döneminde eski düşük ücretler üzerinden zam alınıyor.

Bu da emeklileri büyük bir açlık ve sefalete mahkum ediyor. 12 500 TL’ye tamamladıkları maaşlar, yaklaşık 2 milyon emekliyi etkiliyor ama bu 2 milyon emekli Ocak ayında 12 500 TL üzerinden zam alamayacak. Kök ücretleri 10 bin TL üzerinden kalmış oluyor. Yine 10 bin TL altındaki rakam üzerinden zam alacaklar, büyük bir haksızlığa maruz kalacaklar. Emeklilere zam tartışmaları başlarken utanmadan sıkılmadan dönüp şunu söylüyorlar: “Kaynak yok”. Kaynak gerçekten yok mu? Tabii ki kaynak var ama emeklilere ayıracakları kaynağı sermayeye, yandaşlara peşkeş çektikleri için emekliye kaynak bulamıyorlar.

Sadece garanti projelere bütçeden 163 milyar TL ayırmışlar. Yetmemiş bir yılda 4 defa enflasyon güncellemesi yapmışlar. Temmuz ayı geldi, asgari ücretliler zam talep ediyor ama kaynak yok diyorlar. Söz konusu halk olunca hep kaynak yok diyorlar. Ama AKP iktidarı 22 yılda halktan tam 3 trilyon dolar vergi toplamış. Yani kişi başına gelirin 10 bin doların altında olduğu bir ülkede, kişi başına 35 bin dolar vergi toplamış. Bu devasa bir para. Bu korkunç bir para. Peki, bu parayı ne yaptınız? Paraları nereye harcadınız? Halkın vergilerini kime, hangi yandaşa peşkeş çektiniz? Halk adına buradan sormak istiyorum.

Türkiye enflasyonda ilk 5’te. Gıda enflasyonunda OECD ülkeleri arasında ilk 1’de. Bu ülkede tarihin en büyük yoksulluğu ve açlığı yaşanıyor. Orta sınıf kalmamış, herkes açlıkta ve sefalette eşitlenmiş durumda. Çocuklar yeterince beslenemediği için saç kırıkları oluşuyor, bodur kalıyor. Emekçiler ve emekliler açlık sınırının altında bir ücrete mahkum edilmiş. Kadın yoksulluğu almış başını gidiyor. Çocuklar okula aç gidip geliyor. Öğrenciler okula gidemiyor.

Okul terklerinin en fazla arttığı dönemdeyiz. Neredeyse günde tek bir öğünle bütün günü okulda geçiren bir gençlik ve öğrenci gerçeği var. Bütün bunlar yokmuş gibi zevk ve sefa içinde günlerini gün etmeye, şatafat ve israflarından hiçbir şey yitirmemeye gayret ediyorlar. “2024 yılını emekliler yılı ilan ettik” demişlerdi. Biz söyleyelim: 2024 yılı da 2025 yılı da emekliler yılı olacak. Çünkü emekliler örgütlenmeleri ve mücadeleleriyle, ortaya koydukları itirazlarıyla AKP’nin sonunu getirecek toplumsal kesimdir. Emeklinin yüzüne bakamayan, karşısına çıkamayan, korkan ve kaçan bir iktidar gerçeğiyle karşı karşıyayız. Böyle bir iktidar olmak da AKP’ye nasip oldu.

2002 yılında en düşük emekli maaşı 216 TL imiş. 216 TL ile 7 tane çeyrek altın alınabilirmiş. Yani tanesi 32 liradan 7 çeyrek altın alınabiliyormuş. Şimdi en düşük emekli maaşını 12 bin 500 TL’ye tamamladılar. Sadece 3 çeyrek altın alınabiliyor. Yani emeklinin 4 çeyrek altınını çaldı bu iktidar. 2002 yılında en düşük emekli maaşıyla yaklaşık 20 kilo et alınabiliyordu. Bugün en düşük emekli maaşıyla sadece 16 buçuk kilo et alınabiliyor. Yine emeklinin sofrasından 3 buçuk kilo eti çalan bir iktidar gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Yeni vergi düzenlemesi içerisine konulan emekliliklerle ilgili düzenleme, komisyon aşamasındayken en düşük emekli maaşı ve asgari ücretin 32 bin TL’ye çıkarılması için önerge verdik. Tabii yine her zamanki gibi AKP-MHP oylarıyla reddedildi. Bu önergemizi Genel Kurul aşamasında da vereceğiz. İşçinin, emekçinin, yoksulun, dar gelirlinin hakkını hukukunu korumaya devam edeceğiz. İktidara ve parlamentodaki tüm muhalefet partilerine de çağrımız bizim önergemize destek vermeleridir. Gelin bir nebze de olsa emeklinin, yoksulun yüzünü güldürelim, sorunlarına çözüm olalım.

“Emekçiler de yoksullar da sizi ölçüyor, günü geldiğinde sizi tek tek tartacaklar”

Tayyip Erdoğan, Kıbrıs dönüşü uçakta her zamanki gibi açıklamalar yaptı. En düşük emekli maaşının 12 bin 500 lira olacağını açıkladı. “Muhalefete bakıyorsunuz, düşünmeden 17 bin olsun diyor. Bunların sırtında maalesef küfe yok. Biz ölçüyoruz, biçiyoruz nasıl bu işi ekonomik dengeleri bozmayacak biçimde götürürüz diye” ifadelerini kullandı. Şimdi buradan Erdoğan’a şunu sormak istiyoruz: Ölçüp biçiyorsunuz da ne hikmetse 22 yıldır hep sermaye ve yandaşlarınız kazanıyor. Emekçiler ve emekliye gelince biçiyorsunuz ve ortada bir şey kalmıyor. Asgari ücretliye zam yapmıyorsunuz, sermayeye ve yandaşa gelince de bol kepçe dağıtıyorsunuz. Emekçiye gelince kesip biçiyorsunuz.

AKP’nin, yani Sayın Erdoğan’ın sırtında bir küfe falan yok. Asıl küfe emekçinin sırtında. Emekçinin belini büken küfenin içerisinde de Erdoğan ve şürekasının olduğunu çok iyi biliyoruz. Halkın sırtına binip halkın alın terini sömüren büyük bir sömürü çarkı içerisinde zevk sefa içinde yaşayan bir iktidar gerçeği var. Saray’ın bir günlük harcaması 34 milyon. Yani 17 bin TL asgari ücretlik 3 bin kişinin ücreti yapıyor.

İçte biçtikleri kimdir? Asgari ücretlidir. Ölçüyorsunuz, çünkü garanti ödemelerine 163 milyar TL ayırıyorsunuz. Biçiyorsunuz, çünkü açlık sınırı 20 bin TL’ye, yoksulluk 65 bin TL’ye yaklaşmış durumda. Bu ülkede asgari üscret sadece 17 bin TL. O yüzden tartınız bozuk, ölçünüz bozuk. Sizin ölçünüz sadece yandaşlarınız için çalışıyor. Emekçiye gelince gözünü kapatan, onları sırtında bir yük olarak gören bir siyasi akla ve bakışa sahipsiniz. Ama emekçiler de sizi ölçüyor, yoksullar da sizi ölçüyor ve günü geldiğinde sizi tek tek tartacaklar.

“Kadın cinayetleri politiktir”

Hatırlayacaksınız; İstanbul Sözleşmesinden çıkma tartışmaları olduğunda, AKP iktidarı kesinlikle kadın cinayetlerinde artış olmayacağını, kadına yönelik şiddetin duracağını söylemişti. Elimde 1 Ocak ile 30 Haziran arasındaki veriler var. Sadece 1 Ocak ile 30 Haziran arasında 221 kadın erkekler tarafından katledildi. Bu katleden erkeklerin 80 tanesi hane içerisindendi. 37’si de boşanma aşamasında olan eşlerini, sevgililerini öldüren erkeklerdi. Yani erkek şiddeti her geçen gün artıyor. Peki, gerçekten bu erkek şiddeti, kadın cinayetleri engellenemiyor mu? Bu kadın kırımı gerçekten durdurulamıyor mu? Özel politik bir tercih olarak AKP’nin bunun önüne geçmediğini, kadınları korumadığını, 6284 Sayılı Yasayı etkin uygulamadığını, bu şiddete cevaz verdiğini görüyoruz. İşte bu nedenle kadın cinayetleri politiktir.

Yandaşlar, çeteler, mafyalar, sosyal medya fenomenleri bir şekilde yolunu bulup cezaevinden tahliye ediliyor. Ama söz konusu Kürtler, Kürt kadınlar ve muhalif kadınlar olunca cezaevlerine atıyorlar. En son Batman’da yaşadığımız örneği sizinle paylaşmak istiyorum. Batman’da 3 tane anne tek bir tanık beyanıyla tutuklandı. Her biri 70 yaşın üzerinde olan bu anneler cezaevinde çıplak arama işkencesine maruz kaldılar.

Odaları keyfi bir şekilde basıldı, su verilmedi, bir gün boyunca sadece ekmek verildi. Kirli bir şilte üzerine yatmaları istendi. Okuma yazma bilmemelerine rağmen taleplerini dilekçeyle yazmaları dayatıldı. Avukatlarıyla görüştürülmediler. Bütün bunları kim yaptı? AKP iktidarının bizzat kendisi. Polisin cezaevinden her seferinde sedyeyle taşıyarak hastaneye getirdiği Hatice Yıldız her gün baygınlık geçirmesine rağmen cezaevinde tutulmaya devam ediyor.

81 yaşındaki Makbule Özer, 65 yaşındaki Besra Erol, 76 yaşındaki Hanife Aslan düşman ceza hukukunun bir uygulaması olarak hala cezaevinde tutulan Kürt analar. Bu yaklaşım Kürt’e yönelik, kadına yönelik düşman hukukunun bir yansımasıdır. Adalet Bakanlığına bir kez daha çağrı yapıyoruz: Başta Batman’daki anneler olmak üzere yaşlı annelerimizi cezaevine koymaktan, cezaevinde işkence yapmaktan, her türlü hukuksuzluğu yapmaktan vazgeçin. Batman’daki annelerimizi ve diğer annelerimizi derhal serbest bırakın.

Cezaevlerinde muktedir olduğunu zanneden gardiyanlara, cezaevi müdürlerine ve yetkililere de seslenmek istiyorum: Sanmayın ki bütün yaptığınız hukuksuzluklar yanınıza kalacak. Sanmayın ki bu iktidar sizi bu hukuksuzluklardan koruyacak. Gün gelecek ve bu ülkede demokrasi ve hukuk tesis edilecek, siz de yaptığınız işkence ve eziyetler nedeniyle yargılanacaksınız. İktidarın kanunsuz emirlerine uyan ya da kişisel nedenlerle cezaevlerinde işkence yapan herkesin iki elimiz yakasındadır. Bütün hukuksuz süreçleri takip edeceğiz. Onların yargılanması ve ceza alması için elimizden geleni yapacağız.

Biliyorsunuz bu ülkede çocuğa yönelik şiddet ve istismar da en temel gündemlerden biri. Ne yazık ki bu gündem kamuoyunun gözünden kaçırılıyor. TÜİK’in sene başında açıkladığı cinsel istismara maruz kalan çocuk verilerine göre son 9 yılda çocuklara yönelik cinsel istismar oranı 3 kat artmış durumda. Bunun resim kayıtlar olduğunu, resmi kayıtlara yansımayanların çok daha fazla olduğunu iyi biliyoruz. Geçen sene 31 bini aşkın çocuk, cinsel istismara maruz kalmış ve bunların belki de 2-3 katı verilere girmemiştir. Sadece son birkaç haftada hepimizi derinden üzen iki örnekten bahsetmek istiyorum.

Konya’da evli olduğu dini nikahlı eşinin, çocuğuna cinsel istismarına göz yuman, rıza gösteren ve kayıt altına alan bir kadın, kayıtlarının yıllar sonra ortaya çıkması sonucu tutuklandı. Diğeri de Diyarbakır’da 7 yaşından itibaren amcası ve amcasının oğlu tarafından sistematik cinsel istismara maruz kalan bir kız çocuğunun yaşadıkları. Şu anda 13 yaşında o çocuk ve sınıfta çizdiği resimlerin hep aynı olması nedeniyle rehberlik öğretmeni tarafından fark ediliyor, 6 Kasım 2023’te olay açığa çıkıyor. Amca ve kuzeni gözaltına alınıyor, tecavüzcü olanlar gözaltına alınıp tutuklanıyor ama 8 ay sonra uzun tutukluluk nedeniyle tahliye ediliyorlar. Bütün bu örnekler neyi gösteriyor? Bu ülkede çocuklar korunmuyor, bu ülkede yargıdan kolluğa kadar hiç kimse çocuğun üstün yararını gözetmiyor.

Bizzat söylemin kendisi, yargılama usulleri ve bu cezasızlık politikası çocuk istismarı oranlarını artırıyor. Bu cezasızlık politikalarına karşı çok daha etkin bir politika yürütülmesi ve hızla bir çocuk bakanlığının kurulması gerekiyor. Biz DEM Parti olarak hem Çocuk Komisyonumuzla hem de tüm mekanizmalarımızla bundan sonra da çocukların üstün yararını gözeten ve çocuklara yönelik cinsel taciz ve istismarın önüne geçen politikalar için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Meclis’e de çağrı yapıyoruz: Madem çalışacağız, gelin, hep beraber el ele verelim çocuk istismarının ve kadına yönelik şiddetin önüne geçelim.”

Paylaşın

İYİ Parti’de “Üst Düzey” İstifa

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlere “hür ve müstakil” giren ve seçimlerde büyük bir hezimet yaşayan İYİ Parti’de 27. Dönem İYİ Parti Isparta Milletvekili Aylin Cesur, partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Haber Merkezi / Yerel seçimlerinde yaşanan yenilginin ardından İYİ Parti’de genel başkan Meral Akşener’in görevi bırakmasıyla birlikte başlayan istifalar sürüyor. Son olarak 27. Dönem İYİ Parti Isparta Milletvekili Aylin Cesur, partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Cesur, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Değerli İYİ Parti’liler, bugün itibariyle İYİ Parti üyeliğimi sonlandırmış bulunmaktayım. İYİ Parti üyesi olduğum günden beri birlikte çalıştığım tüm kıymetli İYİ Parti’li arkadaşlarıma, ‘Türkiye daha iyi olsun’ diye yola çıkmış ve ülkemizin demokrasi ve kalkınma mücadelesine katkı sağlamak için bizimle birlikte canla başla çalışmış tüm teşkilat mensuplarına, sevgili gençlerimize, kadınlarımıza ve parti gönüllüsü arkadaşlarıma, İYİ Parti Kurucu Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’e ve tüm parti kurucularına teşekkürlerimi sunuyor; İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu ve yönetimine, halen görevde olan İYİ Parti teşkilatlarına ve halen görevde olmayan parti mensuplarına başarılar ve esenlikler diliyorum. Kamuoyunun bilgisine sunarım. Saygılarımla…”

Paylaşın