Kürt Seçmen Anketi: CHP Sürprizi

Spectrum House’un araştırmasına göre; “DEM Parti’nin önümüzdeki seçimlerde hangi partilerle ittifak yapmasını istersiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 38,2’si CHP, yüzde 10,9’u AKP, yüzde 9,3’ü TİP yanıtını verdi.

“DEM Parti’nin önümüzdeki seçimlerde hangi partilerle ittifak yapmasını istersiniz? sorusu bölge bazlı değerlendirildiğinde Kürt illerinde CHP ile “ittifak yapılsın” diyenlerin oranı yüzde 36, “ittifak yapılmasın diyenler” yüzde 34,3, AKP ile “ittifak yapılsın” diyenler yüzde 11,5 olarak ölçüldü.

Türk kentlerinde ise CHP ile “ittifak yapılsın” diyenler yüzde 42,9, “ittifak yapılmasın” diyenler yüzde 20,9, TİP ile “ittifak yapılsın” diyenler yüzde 18, AKP ile “ittifak yapılsın” diyenlerin oranı ise yüzde 9,6 oldu.

Spectrum House Düşünce ve Araştırma Merkezi, Kürt seçmenin “siyasi ittifaklara yönelik algı, tutum ve beklentilerini” anlamak amacıyla yaptığı saha araştırmasının sonuçlarını açıkladı.

Araştırma, 4-23 Eylül tarihlerinde Diyarbakır, Van, Mardin, Batman, Şırnak, Bingöl, Kars, Antep Hakkâri, İstanbul, İzmir, Ankara ve Mersin’de Kürt olduğunu ifade eden bin 610 kişiyle yüz yüze yapıldı.

Tesadüfi örnekleme yöntemi ile yapılan araştırmada yüzde 95 güven aralığı içerisinde ± 2,44 hata payı ile belirlendi.

Araştırmaya göre; Kürt illerinde seçmenin yüzde 34,3’ü, Türk illerinde ise yüzde 20,9’u DEM Parti’nin herhangi bir parti ile ittifak yapmamasını istemedi. CHP ile ittifakı destekleyenlerin oranı Kürt illerinde yüzde 36, Türk illerinde yüzde 42,9 olarak ölçüldü. Kürt illerindeki katılımcılar DEM Parti’nin ittifakını “Kürt meselesinin çözümü” ile ilişkilendirdi

Araştırmada ilk olarak katılımcılara, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni ne derece başarılı buluyorsunuz?” diye soruldu.

Görüşmecilerin yüzde 61,4’ü başkanlık sistemini başarısız (yüzde 32,8 başarısız, yüzde 28,6 çok başarısız), yüzde 21,1’i başarılı (yüzde 15,3 başarılı, yüzde 5,8 çok başarılı) bulduğunu belirtti. Ne başarılı ne başarısız bulduğunu söyleyenlerin oranı ise yüzde 17,5 oldu.

“Sizce Türkiye Başkanlık Sistemi devam etmeli mi yoksa ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’ ile mi yönetilmeli?” sorusuna ise görüşmecilerin yüzde 65,1’i “Türkiye Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile yönetilmeli” cevabını verdi. Yüzde 19,5’i “Başkanlık Sistemi (Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi)” derken; yüzde 15,4’ü ise “kararsız” olduğunu belirtti.

“Türkiye’deki muhalefet partilerini genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna da katılımcıların yüzde 58’i (yüzde 15,1’i çok başarısız, yüzde 42,9’u başarısız) “muhalefet partilerini başarısız”, yüzde 22,1’i “başarılı” (yüzde 18,4 başarılı, yüzde 3,7 çok başarılı), yüzde 19,9’u ise “ne başarılı ne başarısız” bulduklarını söyledi.

Araştırmada “siyasi partilerin neye göre ittifak kurması” gerektiği de soruldu. Görüşmecilerin önemli bir kısmı (yüzde 49’u) “vatandaşlık hakları temelli” dedi. Yüzde 27,6’sı “ideolojik temelli”, yüzde 11,6’sı “milliyetçilik temelli”, yüzde 7,6’sı “seçim sonuçlarına dayalı” yanıtını verdi. Yüzde 4,2’si de “hiçbiri’’ yanıtını verdi.

Siyasi parti tercihlerine göre değerlendirildiğinde “vatandaşlık hakları temelli” ittifak modeli öne çıkıyor.  AKP’ye oy verenlerin yüzde 53,8’i, CHP’ye oy verdiğini söyleyenlerin ise 55,1, DEM Parti’ye (HDP-Yeşil Sol Parti) oy verdiğini söyleyenlerin ise yüzde 44’ü “vatandaşlık temelli ittifak” kurulması gerektiğini söyledi.

Siyasi partililer arasında “ideolojik temelli” ittifak modeline en yakın bulan ise DEM Parti seçmeni oldu. “İdeolojik temelli” ittifak modeline en yakın parti ise HDP (Yeşil Sol Parti) olduğu görüldü.

Görüşmede partiler arası ittifaklar da soruldu. “CHP ile İYİ Parti arasındaki Millet İttifakını nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna

Katılımcıların yüzde 67,9’u CHP ve İYİ Parti arasındaki ittifakı olumsuz (yüzde 48,6 olumsuz, yüzde 19,3 çok olumsuz) bulurken, yüzde 24,2’si olumlu (yüzde 19,8 olumlu, yüzde 4,4 çok olumlu) bulduğunu belirtti.  Kararsızların oranı yüzde 7,9 oldu.

Görüşmeciler “AKP ile MHP arasındaki Cumhur İttifakını” da değerlendirdi. Katılımcıların yüzde 67,6’sı AKP ve MHP arasındaki ittifakı olumsuz (yüzde 41 olumsuz, yüzde 26,6 çok olumsuz) bulurken, yüzde 25,2’si olumlu (yüzde 21,1 olumlu, yüzde 4,1 çok olumlu) bulduğunu söyledi. Kararsız olduğunu ifade edenlerin oranı 7,3 oldu.

“DEM Parti’nin yer aldığı emek ve özgürlük ittifakını nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna yüzde 55,1 (yüzde 8,8 çok olumlu, yüzde 46,3 olumlu) “olumlu bulduğu” yanıtını verdi.  “Olumsuz bulanların” toplam oranı yüzde 36,6 (yüzde 28,3 olumsuz, yüzde 8,3 çok olumsuz), kararsızların oranı ise yüzde 8,4 olarak ölçüldü.

Görüşmeciler, “Hangi durumlarda DEM Parti’nin ittifak yapması sizin için daha kabul edilebilir olur?” sorusuna en fazla  “şeffaf ve açık diyalog” yanıtını verdi. İkinci sırada ise  “Kürt meselesinin çözümünde iyi niyet beyanı” cevabı verildi.

DEM Parti kiminle ittifak yapmalı?

“DEM Parti’nin önümüzdeki seçimlerde hangi partilerle ittifak yapmasını istersiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 38,2’si CHP, yüzde 10,9’u AKP, yüzde 9,3’ü TİP yanıtını verdi.

“DEM Parti’nin önümüzdeki seçimlerde hangi partilerle ittifak yapmasını istersiniz? sorusu bölge bazlı değerlendirildiğinde Kürt illerinde CHP ile “ittifak yapılsın” diyenlerin oranı yüzde 36, “ittifak yapılmasın diyenler” yüzde 34,3, AKP ile “ittifak yapılsın” diyenler yüzde 11,5 olarak ölçüldü.  Türk kentlerinde ise CHP ile “ittifak yapılsın” diyenler yüzde 42,9, “ittifak yapılmasın” diyenler yüzde 20,9, TİP ile “ittifak yapılsın” diyenler yüzde 18, AKP ile “ittifak yapılsın” diyenlerin oranı ise yüzde 9,6 oldu.

“Önümüzdeki dönemde DEM Parti’nin herhangi bir ittifakta yer almasını destekler misiniz? sorusuna yüzde 57,4 (yüzde 40,4 evet, yüzde 17 kesinlikle evet), “evet”, yüzde 42,6 (yüzde 29,3 hayır, yüzde 13,3 kesinlikle hayır) “hayır” yanıtını verdi.

Görüşmeciler, “CHP ve DEM Parti’nin gelecek seçimlerde (milletvekilli ve cumhurbaşkanlığı) birlikte hareket etmesini nasıl değerlendirirsiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 56’sı CHP ve DEM Parti’nin gelecek seçimlerde birlikte hareket etmesini olumlu (yüzde 43,4 olumlu, yüzde 12,6 çok olumlu) bulduğunu söyledi.

Yüzde 34,5’si olumsuz (yüzde 26,7 olumsuz, yüzde 7,8 çok olumsuz) bulduğunu belirtti. Kararsızların oranı 9,5 oldu.

Paylaşın

Otomobil Satışları Yüzde 12 Azaldı

Otomobil ve hafif ticari araç pazarı eylül ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 9,4 azalırken, otomobil pazarı yüzde 11,82 azaldı ve hafif ticari araç pazarı ise yüzde 1,6 oranında arttı.

Haber Merkezi / Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD), Eylül 2024 Otomobil ve Hafif Ticari Araç Pazarı verilerini yayınladı.

Buna göre; Türkiye otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı, bu yılın ilk dokuz aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 0,9 oranında azalarak 849 bin 892 adet oldu.

Otomobil satışları, aynı dönemde geçen yıla göre yüzde 1,3 oranında artarak 675 bin 273 adet, hafif ticari araç pazarı ise yüzde 8,4 azalarak 174 bin 619 adet oldu.

Eylül ayı otomobil ve hafif ticari araç pazarı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 9,4 azalarak 87 bin 740 adet oldu.

Eylül ayında otomobil satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 11,82 azalarak 69 bin 634 adet olurken, hafif ticari araç pazarı bin 1,6 artarak 18.106 adet oldu.

Otomobil ve hafif ticari araç pazarı 10 yıllık eylül ayı ortalama satışlara göre yüzde 36,8 arttı. Otomobil pazarı, 10 yıllık eylül ayı ortalama satışlara göre yüzde 41,4 artış gösterdi. Hafif ticari araç pazarı, 10 yıllık eylül ayı ortalama satışlara göre yüzde 21,7 arttı.

Otomobil pazarı segmentlere göre; Pazarın yüzde 86,6’sını vergi oranları düşük olan A, B ve C segmentlerindeki araçlar oluşturdu. C segmenti otomobiller 374 bin 595 adetle yüzde 55,5 pay, B segmenti otomobiller 206bin 650 adetle yüzde 30,6 pay aldı.

Otomobil pazarı gövde tiplerine göre; Gövde tiplerine göre değerlendirildiğinde ise en çok tercih edilen gövde tipi SUV otomobiller ( yüzde 55,9 pay, 377 bin 448 adet) oldu. SUV otomobilleri, yüzde 25,9 pay ve 174 bin 890 adet satış ile Sedan, yüzde 17 pay ve 115 bin 133 adet satış ile H/B otomobiller takip etti.

Otomobil pazarı motor tipine göre; Benzinli otomobil satışları 427 bin 998 adetle yüzde 63,4 pay, hibrit otomobil satışları 110 bin 225 adetle yüzde 16,3 pay, dizel otomobil satışları 71 bin 326 adetle yüzde 10,6 pay, elektrikli otomobil satışları 60 bin 838 adetle yüzde 9 pay ve otogazlı otomobil satışları 4 bin 886 adetle yüzde 0,7 pay aldı.

Elektrikli otomobil pazarı elektrik motor gücüne göre; 160 kW altındaki elektrikli otomobil satışları yüzde 106,3 artarak yüzde 7,3 pay, 160 kW üstü elektrikli otomobil satışları yüzde 23,1 azalarak yüzde 1,7 pay aldı.

Otomobil pazarı motor hacmine göre; 1600cc altındaki otomobil satışları yüzde 9,4 azalarak yüzde 73,8 pay, 1600-2000cc aralığındaki otomobil satışları yüzde 2,2 azalarak yüzde 0,6 pay, 2000cc üstü otomobil satışları yüzde 19,3 azalarak yüzde 0,2 pay aldı.

Otomobil pazarı emisyon seviyelerine göre; 120-140 gr/km arasındaki otomobiller 178 bin 675 adetle yüzde 26,5 pay, 100-120 gr/km arasındaki otomobiller 171 bin 642 adetle yüzde 25,4 pay aldı.

Otomatik şanzımanlı otomobiller; 612 bin 978 adetle yüzde 90,8 pay alırken, manuel şanzımanlı otomobiller 62 bin 295 adetle yüzde 9,2 pay aldı.

Hafif ticari araç pazarı gövde tipine göre; Van gövde tipi yüzde 73,1 pay ve 127 bin 631 adet ile en çok tercih edilen gövde tipi olurken; Kamyonet gövde tipi yüzde 13,8 pay ve 24 bin 160 adetle 2. sırada yer aldı.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan Erdoğan’a “Hamaset” Çıkışı

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, Erdoğan’ın İsrail’in gözü topraklarımızda açıklamasına tepki göstererek, “Türkiye, basit ajitasyonlarla, hamasetle yönlendirilecek bir ülke değildir” dedi ve ekledi:

“Bölgemizde böylesine önemli meseleler söz konusu olduğunda, popülist korku siyasetiyle halkı kandırmaya çalışmak, ülkemizin uluslararası itibarını yerle bir etmekte ve diplomatik alanda bizi ciddiyetsiz bir aktör olarak göstermektedir. İsrail’in insanlık dışı politikalarına karşı durmak zaruridir; ancak Türkiye gibi kadim bir devletin, bu meselede akılcı ve stratejik bir diplomasi yürütmesi gerekirken, hamasi söylemlerle dış politika oluşturmaya çalışması kabul edilemez.”

Dervişoğlu, konuşmasının devamında, “Türkiye, Orta Doğu’da krizleri abartan bir ülke değil, çözüm üreten, tarihsel misyonuna uygun biçimde barışı savunan güçlü bir aktör olmalıdır. Türkiye, bu coğrafyanın kadim bekçisi olarak tarihsel sorumluluklarını asla unutmamalıdır. Türkiye’nin bölgesel gücü elleri kolları bağlanmış şekilde hareketsiz bırakılmıştır. İktidarın akıl almaz yönetim hataları, Türkiye’yi hem mazlum halkların yanında durma şansını yitirmiş hem de küresel siyasette ağırlığını kaybetmiş bir ülke konumuna sürüklemiştir” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu’nun açıklamalarından satır başları şu şekilde:

“28. Dönem 3. Yasama yılının, milli meclisimizin şeref, haysiyet ve yetkilerinin iktidar tarafından tahrip edilmediği bir yıl olmasını dilerim. Yeni yasama yılının ilk grup konuşmasına güzel bir konuda, umut dolu mesajlar vererek başlamak isterdim. Ancak coğrafyamız yangın yeri.

Bildiğiniz üzere, İsrail’in Filistin’de onyıllardır süren kanlı işgali ve sistematik zulmü, artık bölgenin sınırlarını aşmış ve bu barbarca saldırganlık Lübnan’a kadar yayılmıştır. Bu işgalci devletin saldırıları, uluslararası hukukun zerrece umursanmadığı, pervasız bir tutumla yürütülmekte; sivil yerleşim alanları bilerek hedef alınmakta, çocuklar, kadınlar, masum siviller acımasızca katledilmektedir.

İsrail, Filistin’de gerçekleştirdiği insanlık dışı politikalara ilaveten, Lübnan’da şehirleri yerle bir etmekte, masum insanları yerlerinden, yurtlarından koparıp göçe zorlamaktadır. Bu vahşi saldırılar, sadece bölgenin istikrarını değil, tüm Orta Doğu’yu bir ateş çemberine sürüklemekte ve büyük bir yayılmacı stratejinin tezahürü olarak karşımıza çıkmaktadır. Ne var ki, Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplum, bu insanlık dışı olaylar karşısında ne yazık ki utanç verici bir sessizliği tercih etmektedir.

Bu sessizlik, zulmü onaylayan, adeta İsrail’in işlediği savaş suçlarına ortak olan bir tavırdır. Birleşmiş Milletler’in acizliği ve etkisizliği, adaletin köküne kibrit suyu dökmekte, insanlık vicdanında derin yaralar açmaktadır. Eğer BM ve dünya toplumu, gerçekten barıştan yana bir duruş sergiliyor olsaydı, İsrail’in bu pervasız saldırganlığı karşısında cesur ve kararlı adımlar atarlardı.

Dünyada hal böyle. Peki, bizde durum nasıl? Cumhurbaşkanı Erdoğan dün bu konuyla ilgili devlet ciddiyetine yakışmayan açıklamada bulundu. Türkiye, basit ajitasyonlarla, hamasetle yönlendirilecek bir ülke değildir. Bölgemizde böylesine önemli meseleler söz konusu olduğunda, popülist korku siyasetiyle halkı kandırmaya çalışmak, ülkemizin uluslararası itibarını yerle bir etmekte ve diplomatik alanda bizi ciddiyetsiz bir aktör olarak göstermektedir.

İsrail’in insanlık dışı politikalarına karşı durmak zaruridir; ancak Türkiye gibi kadim bir devletin, bu meselede akılcı ve stratejik bir diplomasi yürütmesi gerekirken, hamasi söylemlerle dış politika oluşturmaya çalışması kabul edilemez. Türkiye, Orta Doğu’da krizleri abartan bir ülke değil, çözüm üreten, tarihsel misyonuna uygun biçimde barışı savunan güçlü bir aktör olmalıdır.

Türkiye, bu coğrafyanın kadim bekçisi olarak tarihsel sorumluluklarını asla unutmamalıdır. Türkiye’nin bölgesel gücü elleri kolları bağlanmış şekilde hareketsiz bırakılmıştır. İktidarın akıl almaz yönetim hataları, Türkiye’yi hem mazlum halkların yanında durma şansını yitirmiş hem de küresel siyasette ağırlığını kaybetmiş bir ülke konumuna sürüklemiştir.

“III. Dünya savaşı riskinden söz ederken TBMM’ye bilgi verilmiyor”

Böyle bir ortamda ve özellikle Hakan Fidan kamuya yaptığı açıklamalarda bir III. Dünya Savaşı riskinden söz ederken Dışişleri Komisyonu’na ve de TBMM Genel Kurulu’na bilgi verilmiyor oluşu kaygı vericidir. Buna bir de Sayın Cumhurbaşkanı’nın ‘İsrail’in müteakip hedefinin Türkiye olduğu’ yolundaki beyanları eklenince ‘iktidar milli güvenliğimiz için ne yapıyor’ sorusunu sormak durumundayız. Hiçbir şey yapmıyor gözüktükleri için de, beyanları onlar açısından maalesef inandırıcılığını yitirmektedir.

Arap ülkelerinin lakayt davranışı ve mezhepsel yaklaşımlar nedeniyle bu yaranın öngörülebilir bir gelecekte kapanması zor görülmektedir. Birleşmiş Milletleri Güvenlik Konseyi’nin ise veto yetkisine sahip ülkelerin tavrı nedeniyle kendisinden beklenen etkinliği gösteremeyeceği anlaşılmaktadır.

Ülkemizin ise sorunların aşılması yolunda, meseleye taraf olmaktan dolayı bir arabuluculuk işlevini yerine getirmesi de imkânsız hale gelmiş bulunmaktadır. İYİ Parti olarak iktidara çağrımız sorunun insani boyutunu öne çıkaracak çabalara öncelik vermeleri, TBMM ve siyasi Partileri de gerektiği veçhile bilgilendirmeleri yönündedir.

Çatışmaların bir yansıması olarak yeni sığınmacı dalgaları olasılığının da göz ardı edilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Ülkemizin, tarihsel misyonuna ve bölgesel gücüne yakışır şekilde hareket etmesi ancak sağlam, tutarlı ve cesur bir dış politika ile mümkündür.”

Paylaşın

Davutoğlu Ve Babacan’dan “Birleşme” Açıklaması: Netleşen Bir Şey Yok

“Birleşme” müzakerelerine ilişkin değerlendirme yapan Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu, birlikte olma arzusunun olduğunu ancak netleşen bir şeyin olmadığını söylediler.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu; iki partinin “birleşme” müzakerelerine ilişkin konuştu.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; TBMM’nin yeni yasama yılı açılışı kapsamında düzenlenen resepsiyona katılan iki genel başkan “Birlikte olma arzusunun olduğu ancak netleşen bir şeyin olmadığı” açıklaması yaptı.

Resepsiyonda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ali Babacan, birleşme görüşmelerine ilişkin “Şu anda rafta duruyor ama her an raftan inebilir. Gelecek Partisi’nden arkadaşlarımız, çok sevdiğimiz arkadaşlarımız. Yıllarca beraber emek harcadığımız arkadaşlarımız. Dolayısıyla birlikte olma arzusu var. Bugün olmazsa yarın olur, bakarız” yorumunu yaptı.

Babacan, Meclis’te Demokrat Parti ile ortak grup kurulması sürecine ilişkin ise şu değerlendirmeleri yaptı: “O formül Demokrat Partili bazı arkadaşlar tarafından dillendirildi. Anlıyoruz ki parti genel merkezlerinde bu konuyla ilgili henüz bir değerlendirme yapılmamış. Biz şu anda bütün partiler ile iletişim halindeyiz. Milletvekillerimiz iletişimi kuruyor.

Önemli olan şu; Türkiye için daha geniş bir birliktelik, beraberlik… Türkiye’yi iki kutuplu bir siyasete hapsetmeyen bir çıkış kapsını biz önemli görüyoruz. Geçenlerde biz Yeniden Refah Partisi’ni de ziyaret ettik. Birçok siyasi parti ile iletişim halindeyiz. Bizim amacımız; Türkiye’yi iki kutup arasına sıkıştırmayacak, nefes aldıracak bir yol. Bunun da geniş bir birlik, beraberlik ile olabileceğini düşünüyoruz. Onun için temaslarımız devam ediyor.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ise ‘birleşme’ gündemine ilişkin şöyle konuştu: “Çok sayıda parti aynı damarda siyaset yapıyor. Benim kanaatim, Türkiye’de siyasi dengenin yerine oturması için birbirine benzeyen partilerin birleşmesi lazım. o bakımdan DEVA Partisi’nden bize böyle bir görüşme talebi… Karşılıklı olarak arkadaşlar geldiğinde son derece önemli değerlendirdik. Sayın Babacan’ın birleşme teklifine de kamuoyu önünde de destek verdim.

Benzer şekilde Saadet’le Yeniden Refah’ın da birleşmesi iyi olur. Benzer, milliyetçi eksendeki partilerin birleşmesi, birbirine yakın partilerin birleşip sonra Türkiye’de üçüncü bir alternatife ihtiyaç var…”

Paylaşın

Erdoğan’dan “Enflasyon” Mesajı: Kalıcı Düşüş Trendine Girdik

TBMM Genel Kurulu’nda açılış konuşması yapan Erdoğan, “Önümüzdeki aylarda enflasyondaki düşüş devam edecek ve milletimiz bu düşüşü çarşıda, pazarda, alışveriş sepetinde, mutfağında daha fazla hissedecek. Ekonomi programımız meyvelerini veriyor. Temel göstergelerdeki iyileşmeye paralel olarak risk primi düşüyor. Kararlı duruşumuz sayesinde enflasyonda kalıcı düşüş trendine girmiş bulunuyoruz” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Genel Kurulu’nda açılış konuşması gerçekleştirdi. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle: “Aziz milletim, sayın başkan, değerli vekiller. Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. TBMM’nin 28. dönem 3. yasama yılının ülkemize milletimize hayırlı olsun.

Meclis’imizin ilk başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşımızın gazi ve şehitlerini saygı ile yad ediyorum. 28. dönem meclisimiz ilk 2 yasama yılında yoğun faaliyet içinde oldu. Şükranlarımı ifade etmek istiyorum. Önümüzdeki yasama yıllarında da meclisimiz özverili yasama yılı geçirecek ve milletin ihtiyacı olan kanunları çıkaracaktır. Hepiniz için hayırlı bereketli, verimli bir yıl olmasını Allah’tan niyaz ediyorum. Arkadaşlarıma başarılar diliyorum.

TBMM, 23 Nisan 1920’de açılmış, milli mücadeleyi sevk ve idare etmiş, istiklal harbimizi zafere taşımız 29 Ekim 1923’te de cumhuriyeti kurmuştur. Türkiye parlamento tecrübesi ile asırlarca birikime sahiptir. Milletimiz Selçuklu’dan günümüze istisnai milletlerden biridir. Meclis’imiz milletimizin hürriyetinin somut nişanesi olarak daima var olacak, nice seneler milletimize alnının akıyla hizmet edecektir.

Meclis’imiz Gazi unvanını bileğinin gücüyle elde etmiştir. 15 Temmuz gecesi Meclis’imiz, işgal kuvvetlerinin hain uşaklarına kahramanca direnmiştir. Bölge ülkeleriyle kıyaslandığında parlamento tecrübemiz oldukça erken başlamıştır. Meclis en kuşatıcı anayasayı yapma kudretine haizdir.

12 Eylül askeri darbesi sonrasında silahların gölgesindeki mevcut anayasa milletimize biçilmiş dar bir gömlektir. İrili ufaklı 20’den fazla değişiklik milletin memnuniyetsizliğini göstermektedir. 82 Anayasası’nın miadı doldu. Büyük hedef ve iddialarını gerçekleştirmemiz yeni uzlaşmacı özgürlükçü sivil anayasa ile mümkündür. Yeni sivil anayasa ihtiyacı kendini günden güne daha fazla belli ediyor. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak kendi hazırlıklarımızı titiz şekilde yapıyoruz. Tüm fikirlere kapımızı kapatıyoruz demek değildir.

Her fikre saygı duyar her düşünceyi dinleriz. Kutuplaştırıcı değil uzlaştırıcı, yasakçı değil özgürlükçü olması temel ve sarsılmaz ilkemizdir. Milleti ve devleti birbirinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Devlet milletin üzerimde değildir. Millet de devletsiz ayakta kalamaz. Ne devletimizin zayıflatılmasına ne de milletin ayrıştırılmasına eyvallah etmeyiz. Yeni anayasa devleti ve milleti ayrı yerlere koyan değil devlet ile milleti kucaklaştıran niteliklere haiz olmalı.

Meclis’imizin yeni anayasa için daha fazla gayret göstereceğine inancımız tamdır. Toplumun tüm kesimlerini yeni ve sivil anayasa mücadelemize omuz vermeye davet ediyorum.

Toplumlar ve devletler de bir sisteme, nizama sahiptir. Düzen devletin ve milletin temel direğidir. Düzeni sağlayan kanundur. Bir devleti ayakta tutan adalettir. Milleti huzur içinde tutan adalettir. Devleti her türlü tehditten koruyacak olan adalettir. Çalışanı, sanayiciyi, tüccarı koruyacak olan yine adalettir. Suçlu elini kolunu sallayarak gezerken masum cezalandırılırsa adalet sarsılır. Kolluk kuvvetlerimiz adaletin tecellisi için büyük özveri ile çalışmaktadır. Menfur saldırı ile şehit edilen Şeyda Yılmaz başta olmak üzere tüm şehitlerimize minnet duygularımı ifade etmek istiyorum. Güvenlik güçlerimizi rabbim muhafaza buyursun.

Kanunların kendilerine çizdiği kanunlar çerçevesinde vazifelerini ifa etmeyi sürdürecekler. Kanun ve düzen dışına çıkanlar tereddüt edilmeden yargı karşısına çıkacaktır. Yargı mensuplarının da görevini yerine getirdiğini hatırlatmak isterim. Kanun sınırları kaldığı için kimse yargımızı yıpratmaya kalkışmamalı. Yargı mensuplarımızın tehdit edilmesine hiçbirimiz müsaade etmemeliyiz. Savcı ve hakimlerimizin suçu cezalandırma, karar ve infaz konusunda sıkıntıları varsa şüphesiz bu kanunların konuşulmasını gerektirir. Kanun koyucu ise TBMM’dir. Kanunlarımız infaz ve ıslah konularına eğilmeli milletin taleplerine kulak vermelidir. Meclis’imizin bu konuda daha hassas olacağına inanıyorum. El birliği içinde çalışarak adalet hizmetlerimizin standardını daha da yükselteceğiz.

“Enflasyondaki düşüş devam edecek”

Reform programlarımız meyvelerini veriyor. Gündemimizdeki birçok meseleyi geride bıraktık. Merkez bankası 98.5 milyar dolar olan 156 milyar doları aşarak Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Türkiye’nin artık rezerv meselesi yoktur. Cari açığı sürdürülebilir düzeye çektik. Gayretlerimiz ile 20 milyar dolar altına indi cari açık. İhracat 256 milyar dolar ile rekor kırdı. Turizmde 2023 yılını rekor ziyaretçi sayısı ve gelir ile kapattık. 1 milyon 105 bin ilave istihdam oluşturduk. Milli gelirimiz 1 trilyon doları geçerek 1 trilyon 119 milyar dolara ulaştı.

Kredi notu 3 kuruluş tarafından yükseltilen öteki ülke olduk. Türkiye’yi siyasi sebeplerle anılan gri listeden çıkardık. 114 milyar dolarlık ilave faturaya rağmen mali disiplinden taviz vermedik. Kararlı duruşumuzla enflasyonda düşüş trendine girdik. Gıda enflasyonu 4 yıl sonra aylık bazda negatife geldi. Önümüzdeki aylarda enflasyondaki düşüş devam edecek ve milletimiz bu düşüşü çarşıda, pazarda, alışveriş sepetinde, mutfağında daha fazla hissedecek.

İsrail’in Filistin’deki terör ve soykırım bugünlerde Lübnan’a uzandı. Dün işgal güçleri Lübnan’a karadan girdiğini duyurdu. İsrail bir yandan Gazze’de soykırım yaparken aynı anda bölge ülkelerini kendi ateşine çekmek için her türlü provokasyonu deniyor. Bütün bölgeyi ateşe atmayı amaçlayan Gazze’de 42 bin insanı katleden, şimdi de Lübnan’da katliama başlayan İsrail, dünyadan gereken tepkiyi almamakta. Bunu BM Genel kurulunda da ifade ettim. İsrail, Netanyahu isimli Hitler benzeri kişinin yönetiminde soykırım işlemiştir. Utanç verici bu tabloya rağmen bazı ülkeler İsrail’e destek sağlamaya devam ediyor. Diğer ülkeler de susarak bu vahşete ortak oluyor. Ne yaparsa yapsın İsrail, er ya da geç durdurulacak. Kendini dev aynasında gören hitler gibi Netanyahu da aynı şekilde durdurulacak. Anaların, babaların ahı bu zalimleri rezil rüsva edecektir.

“Siyonist lobinin itibar suikastlarına boyun eğmeyeceğiz”

Bugün batıdakiler başta olmak üzere devletlerin alnına yapışan o kara leke unutulmayacaktır. Halkı Müslüman olan o yöneticiler bu teröre sessiz kalması bir utanç vesilesi olarak asırlarca silinmeden kalacak. Bugün 360 gün oldu soykırım başlayalı. 42 bin kardeşimiz alçakça şehit edildi. İnsanlığa dar tüm değerleri ayaklar altına aldılar. Müslüman ülkeler bir ortak tepki göstermedi. Müşterek bir tavır dahi sergilenmedi. Hamas’ın kabul ettiği ateşkese zorlayıcı hiçbir adım atılmadı. Susmak, bu şebekenin saldırganlığından kurtaramayacak. Bu duygusuzluğun sona ermesi için hakkı savunmaya, zalimler karşısında dimdik durmaya devam edeceğiz. Siyonist lobinin itibar suikastlarına boyun eğmeyeceğiz.

Vadedilmiş topraklar hezeyanıyla hareket eden İsrail yönetiminin, Filistin ve Lübnan’dan sonra gözünü dikeceği yer bizim vatan topraklarımız olacaktır. Netanyahu hayallerine Anadolu’yu da katıyor. Türkiye tarafsız olsun diyenlere, Hamas terör örgütüdür diyenlere sesleniyorum; karşımızda bir devlet değil kandan beslenen bir katil sürüsü var. Karşımızda tüm bölgeyi ateşe atmaya niyetli işgal şebekesi var. Böyle bir katliam şebekesi karşısında zerre vicdan taşıyan kimse sessiz kalamaz. Sessiz kalanlar, yarın çocuklarınızın yüzüne nasıl bakacaksınız. İsrail’in saldırganlığı Türkiye’yi de içine almaktadır. Vatanımız için, bağımsızlığımız için bu saldırganlığa elimizdeki tüm imkanla karşı durmayı sürdüreceğiz.

Bedeli ne olursa olsun Türkiye İsrail karşısında durmaya ve dünyayı da bu onurlu duruşa davet edecektir. Bir insanlık cephesinin kurulması için Türkiye elinden geleni yapacaktır. Sayın Mahmud Abbas bu kürsüden hem sizlere hem dünyaya seslendi. İran’a, Yemen’e, Suriye’ye de saldırıyor. Bu gazi Meclis sadece Türkiye’nin değil dünyadaki mazlum halkların umudu olan Meclis’tir. Çevremizde bir canavar kontrolsüzce büyürken, yanı başımızda sınırlar yeniden çizilmeye çalışılırken Meclisi’miz vakar, sağduyu, uzlaşma içinde yol gösterici olacaktır.”

Paylaşın

İYİ Parti’den Danıştay’a “Parayla Satılan” Vatandaşlıklar İçin İptal Başvurusu

Yabancılara para karşılığı verilen vatandaşlıkların iptali için Danıştay’a yapılan başvuru sonrası konuşan İYİ Parti Lideri Dervişoğlu, “AKP tarafından sığınmacı ve yabancılara dağıtılmış olan 100 binlerce vatandaşlık iptal edilecek, bundan böyle ecdadımızın mücadele cehdi ile kazanılmış Türk vatandaşlığı, döviz karşılığında satılamayacaktır” dedi ve ekledi:

“Son 7 yılda yabancılara 309 bin konut satışı gerçekleşmiştir. İstatistikler bu konut satışlarının en az yarısının vatandaşlık karşılılığında olduğunu ortaya koymaktadır. Gayrimenkul karşılığı vatandaşlık, sadece satın alan kişiyi değil aynı zamanda aile üyelerini de kapsadığından, en az 500 bin kişinin bu yöntemle Türk vatandaşlığına geçirildiği anlaşılmaktadır.”

Dervişoğlu ayrıca, Suriyeli sığınmacılara vatandaşlık verilmesine karşı da Ankara İdare Mahkemesi’nde dava açtıklarını belirtti. Dervişoğlu, “Biz İYİ Parti olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından kanunlara aykırı olarak Suriyeli sığınmacılara dağıtılmış 238 bin vatandaşlığın tamamının iptali için de hukuki süreç başlatmış bulunuyoruz” diye konuştu.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu beraberindeki heyet ile beraber Ankara’daki Danıştay binası önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.

Dervişoğlu burada yaptığı konuşmada, para karşılığında yabancılara dağıtılmış tüm vatandaşlıkların iptali için Danıştay’a dava açtıklarını belirterek, “Döviz ve gayrimenkul alımı karşılığında verilmiş vatandaşlıkların tamamı kanunlara aykırıdır. İşte bu sebeple, Türk milletinin hukukunu, Türk vatandaşlığının şerefini ve itibarını korumak maksadıyla; Biz İYİ Parti olarak- para karşılığında dağıtılmış tüm vatandaşlıkların iptali için Danıştay’a dava açmış bulunmaktayız” dedi.

Cumhurbaşkanı tarafından istisnai yollarla dağıtılmış vatandaşlıkların tamamının anayasaya aykırı olduğunu ifade eden Dervişoğlu, şöyle konuştu: “İYİ Parti’nin atacağı bu hukuki adımla, AKP tarafından sığınmacı ve yabancılara dağıtılmış olan 100 binlerce vatandaşlık iptal edilecek, bundan böyle ecdadımızın mücadele cehdi ile kazanılmış Türk vatandaşlığı, döviz karşılığında satılamayacaktır.

Son 7 yılda yabancılara 309 bin konut satışı gerçekleşmiştir. İstatistikler bu konut satışlarının en az yarısının vatandaşlık karşılılığında olduğunu ortaya koymaktadır. Gayrimenkul karşılığı vatandaşlık, sadece satın alan kişiyi değil aynı zamanda aile üyelerini de kapsadığından, en az 500 bin kişinin bu yöntemle Türk vatandaşlığına geçirildiği anlaşılmaktadır.”

Dervişoğlu ayrıca, Suriyeli sığınmacılara vatandaşlık verilmesine karşı da Ankara İdare Mahkemesi’nde dava açtıklarını belirtti. Dervişoğlu, “Biz İYİ Parti olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından kanunlara aykırı olarak Suriyeli sığınmacılara dağıtılmış 238 bin vatandaşlığın tamamının iptali için de hukuki süreç başlatmış bulunuyoruz” diye konuştu.

Paylaşın

Gıda Enflasyonu Durdurulamıyor: 23 Ürünün Fiyatı Arttı

Dünya genelinde gıda enflasyonu açısından ilk sıralarda yer alan Türkiye’de fiyat artışları durdurulamıyor. Eylül ayında markette satılan 23 üründe fiyat artışı görüldüğü kaydedildi.

Haber Merkezi / Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, eylül ayında üretici ile market arasındaki fiyat farklılıklarını, patates ve kuru soğan üreticilerinin yaşadığı sorunlar değerlendirdi.

Şemsi Bayraktar şu ifadeleri kullandı: “Eylül ayında üretici ve market arasındaki fiyat farkı en fazla yüzde 249 ile havuçta görüldü. Havuçtaki fiyat farkını yüzde 219,8 ile limon, yüzde 212,9 ile kuru kayısı, yüzde 212,2 ile kuru soğan ve yüzde 205,6 ile patates takip etti.

Havuç 3,5 kat, limon 3,2 kat, kuru kayısı, kuru soğan ve patates 3,1 kat fazlaya satıldı. Üreticide 7 lira 50 kuruş olan havuç 26 lira 18 kuruşa, 11 lira 50 kuruş olan limon 36 lira 78 kuruşa, 130 lira olan kuru kayısı 406 lira 76 kuruşa, 5 lira 60 kuruş olan kuru soğan 17 lira 48 kuruşa, 4 lira 70 kuruş olan patates 14 lira 36 kuruşa markette satıldı.

Eylül ayında fiyatı en fazla artan ürün markette kuru incir, üreticide kabak olurken, fiyatı en fazla düşen ürün ise markette limon, üreticide yeşil soğan oldu.

Eylül ayında markette 36 ürünün 23’ünde fiyat artışı, 13’ünde fiyat düşüşü görüldü.

Markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 32,7 ile kuru incir oldu. Kuru incirdeki fiyat artışını yüzde 20,5 ile yeşil fasulye, yüzde 14,1 ile sivri biber, yüzde 14 ile yumurta takip etti. Markette fiyatı en fazla azalan ürün ise yüzde 30 ile limon oldu. Limondaki fiyat düşüşünü yüzde 22,8 ile havuç, yüzde 21,6 ile salatalık yüzde 15,9 ile maydanoz izledi.

Eylül ayında üreticide 28 ürünün 12’sinde fiyat artışı olurken 13’ünde fiyat düşüşü görüldü. 3 üründe ise fiyat değişimi olmadı.

Üreticide en çok fiyat düşüşü yüzde 24,3 ile yeşil soğanda görüldü. Yeşil soğandaki fiyat düşüşünü yüzde 22,8 ile maydanoz, yüzde 18,2 ile marul ve kuru fasulye izledi. Üreticide en çok fiyat artışı yüzde 48,6 ile kabakta görüldü. Kabaktaki fiyat artışını yüzde 31,8 ile yeşil fasulye, yüzde 20,4 ile salatalık, yüzde 20 ile sivri biber izledi.

Yeşil soğan, maydanoz, marul ve kuru fasulye arzındaki artışlar, bu ürünlerin fiyatlarına düşüş olarak yansıdı.”

“Patates ve kuru soğana müdahale edilmeli”

Devletin patates ve kuru soğana müdahale etmesi gerektiğini belirten Bayraktar, şunları söyledi:

“Kışlık patateste hasat başladı. Türkiye İstatistik Kurumu bitkisel üretim 1. tahmin verilerine göre; patates üretiminin bir önceki yıla göre yüzde 14 oranında artarak 6,5 milyon tona çıkacağı tahmin ediliyor. Odalarımızdan edindiğimiz bilgiye göre ise bu artışın daha da fazla olacağını tahmin ediyoruz.

Geçtiğimiz yıl patateste yeterlilik derecesi yüzde 103,6 olarak gerçekleşti. Bunun yanı sıra bu yıl geçen yıla göre yaklaşık 1,5 milyon ton fazla patates üretimi olacağı tahmin ediliyor.

Geçen yıl eylül ayında patateste üretici fiyatı ortalama 9,5 lira iken, bu yıl yaklaşık yüzde 50 oranında düşüşle 4,7 lira seviyesine geriledi. Üreticilerimiz patatesi 4,7 liraya satarken tüketici marketten 3 katı fiyatına satın alıyor.

Kışlık patateste depo ve işçilik giderleri maliyetleri daha da artırıyor. Artan maliyetler nedeniyle üreticilerimiz borçlarını ödeyememe korkusu yaşamaya başladı.

Ülkemiz kuru soğan üretiminde de bir önceki yıla göre yaklaşık 200 bin ton artış olacağı tahmin ediliyor. Kuru soğan ve patates üreticilerimiz, arzda yaşanan bu artış sonucu fiyatların daha fazla düşmesi endişesini taşıyor.

Kısıtlı açılan kuru soğan ihracatının tamamen açılması, yeni pazarlar bulunması ve önceki yıllarda olduğu gibi Toprak Mahsulleri Ofisi’nin devreye girerek patates ve kuru soğana müdahale etmesi gerekiyor. Devlet eliyle yapılacak patates ve kuru soğan alımlarında, üreticilere verilecek her türlü hizmette Ziraat Odaları’na da görev verilmelidir.”

Paylaşın

AK Parti’de Kongre Rahatsızlığı: Laf Olsun Diye…

31 Mart’ta gerçekleştirilen yerel seçimlerde ikinci parti konumuna gerileyen AK Parti’de büyük bir değişim beklenirken, yapılacak kongre öncesi il ve ilçe teşkilatlarının büyük çoğunluğunun genel merkez tarafından belirlenmesi, parti tabanında hayal kırıklığı yarattı.

Parti kulislerinde, “Bu durumda kongrelerin ne anlamı kalıyor. Kongrelerde yarış olmuyor, teşkilatlarda bu nedenle bir rahatsızlık başladı. Kongre süreci aslında teşkilatlara bir hareketlilik getirecek umudu vardı. Değişim ve yenilenme umuduyla motivasyon artacak beklentisi vardı. Şimdi çok sayıda il ve ilçedeki atamalar moralleri bozdu. Zaten seçilecek kişi evvelden belirleniyor. Laf olsun diye il ve ilçe kongreleri yapılacak” yorumları yapılıyor.

Gazete Pencere yazarlarından Nuray Babacan, “AKP eski tas eski hamam: Başkanlar belli, şeklen kongre” başlıklı yazısında, AK Parti kulislerinde konuşulanları aktardı. Babacan’ın yazısı şöyle:

“İktidar partisi AKP’de geçen hafta kongre süreciyle ilgili heyecan başladı, demek isterdik ama maalesef öyle olmadı. 21 Eylül itibariyle başlayan kongre sürecinde il ve ilçelerde sıkıntılı bir durum var. Şöyle ki; yüzlerce ilçe ve onlarca ilde başkanlar görevden alınıp, yerine Ankara’dan atama yapıldığı için ‘şeklen kongre’ yapılacak. Sadece Ankara’dan atananlar, kongrede tescillenecek.

Yıllardan beri AKP kongreleri, yarış olmaması, demokratik süreçlerin işlememesi nedeniyle eleştirilir. Ancak bu seferki durum, daha da kötü. AKP kongrelerinde, ilçe ve illerde genellikle yönetim ve delegeler, Ankara’nın istediği biçimde şekillenir, zaman zaman milletvekillerinin ortak istekleri dikkate alınırdı. Ancak bu kez çok sayıda il ve ilçenin yönetimi kongreler başlamadan, Ankara’dan atandı.

Şimdi geriye, Ankara’dan atananların kongre günü tescillenmesi kaldı. Bu da parti teşkilatında ve milletvekilleri arasında rahatsızlığa neden oldu. Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Bu sadece mekanik bir kongre süreci olarak değerlendirilmemeli. Yeni dönemin, yeni ihtiyaçların siyasi ritmine göre neler yapılması gerektiği de bu sürecin içinde olacak” demişti. Ancak yapılanlar tam bir mekanik kongre sürecini gösteriyor.

Şöyle ki; AKP Genel Merkezi, çoğunluğunu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a danışarak, il ilçe kongreleri yapılmadan atamalar gerçekleştirdi. AKP kulislerine göre yüzlerce ilçe, onlarca ilde başkan ve yönetimler yaz boyunca değiştirildi. Bunlardan bir kısmı basına yansırken, çoğu sessiz sedasız gerçekleşti.

Heyecan kalmadı

Şimdi parti kulislerinde, “Bu durumda kongrelerin ne anlamı kalıyor. Kongrelerde yarış olmuyor, teşkilatlarda bu nedenle bir rahatsızlık başladı. Kongre süreci aslında teşkilatlara bir hareketlilik getirecek umudu vardı. Değişim ve yenilenme umuduyla motivasyon artacak beklentisi vardı. Şimdi çok sayıda il ve ilçedeki atamalar moralleri bozdu. Zaten seçilecek kişi evvelden belirleniyor. Laf olsun diye il ve ilçe kongreleri yapılacak” yorumları yapılıyor.

Anlaşılan, kongreler öncesinde yapılan bu atamalar hevesleri kırmış. AKP’de 21 Eylül 2024’de beldelerden başlayan süreç, ilçe ve il kongrelerine doğru ilerleyecek. 28 Aralık 2024 tarihinde il kongreleri başlayacak. Tüm çalışmalar Mart 2025 tarihinde tamamlanacak. Mayıs’ta da büyük kongre yapılacak.

Önümüzdeki 6 ay, partide değişimin olup olmayacağı, gençlere yer verilip verilmeyeceği, illerde yıpranan, hakkında iddialar bulunan, atalet içindeki kadroların yerine dürüst, temiz ve yeni isimlere öncelik verilip verilmeyeceği görülecek. 2019 yılında Tayyip Erdoğan’ın, “İllerde kanat önderleri kimlerse kadrolarımızı onlarla güçlendireceğiz. Biz yeni Ömerler lazım. Bu Ömerleri bulduğumuzda şu anki konumumuzdan daha ileri bir konuma geleceğiz” sözleri aklımıza geldi.

Parti teşkilatı ve milletvekilleri, tabanda gerekli yenilenmenin yapılmadığı, Ankara’yla ilişkilerini iyi tutanların, yerelde ayrıcalıklı konuma geldiğini, son atamalarla da kongrelerin bir anlamının kalmadığını dile getiriyorlar.

Atama yönteminin tercin edilmesinin nedeninin, kongrelerde yarışın önlenmesi olduğu gibi bir yorum doğru olmaz. Zira AKP’ de önceden belirlenmese bile, Cumhurbaşkanının ve genel merkezin istediğinin dışında isimlerin yarışa katılıp, sonuç alması gibi bir durum söz konusu değil. Dolayısıyla atanan da kongrede aday gösterilen de ‘işaret edilmiş isim’ oluyor. Anlaşılan Ankara, zaten malumun ilanı olan bir durum için kendini yormamış.

Burada önemli olan tabana verilen mesaj. ‘Partinin içinde motivasyon ve heyecan yaratarak, tabandan gelen, çalışan, başarılı olan bir yerlere gelebilir’ mesajı ortadan kalkıyor. AKP’lilerin sitemi de buna.

AKP’nin yeni kongre süreci ve takvimi, bize göre şimdiye kadar yapılanlar arasında en önemlisi. Bu süreçte belirlenecek kadrolar, partinin en geç 2028’de yapılacak seçimlere dönük kaderini belirleyecek. Daha önce de dediğimiz gibi sonraki üç yılın siyasi tarihinde önemli bir kavşak olacak…”

Paylaşın

YRP Lideri Erbakan: Erdoğan’ın Yanında Değiliz

YRP Lideri Fatih Erbakan, seçimlerde aday olmayı düşündüğünü belirterek, “Büyüyoruz diyoruz, Türkiye’nin en hızlı büyülen partiyiz diyoruz. Yeniden Refah Partisi’nin adayı olarak çıkmamız gerek. 2026’da aday olmayı düşünürüm. Halkımız bunu istiyor” dedi.

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan, Halk TV yayınına katılarak gündemi değerlendirdi.

Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiktan sonra Yeniden Refah Partisi’nden istifa eden Kasım Gülpınar’a ilişkin değişik duyumlar aldıklarını söyleyen Erbakan, “Tutarsız bir yaklaşım ve dengeli olmayan bir tavır olarak görüyorum. 3-4 ayda böyle bir dönüşüm yaşanması mantıklı değil. Kendisinin bir büyükelçilik veya bir bakanlıkla ilgili düşüncesinin olduğu duyumlarını alıyoruz. Doğruluğunu tam bilemiyorum. Böyle olursa Belediye Başkanlığını da bırakacak ki, büyükelçi veya bakan olsun. Bu kendisi açısından olumlu olmaz” dedi.

Erbakan, “Belediye başkanlarımız siyasi şantaja maruz bırakıldı. Kamu kurumlarıyla, bakanlıkla, DSİ’yle işleri olduğunda sürüncemede bırakıyorlar. Hatta sözlü olarak ‘sen de buraya gelirsen rahat edersin. AK Parti’ye gelirsen işler daha kolay olur’ gibi bir takım teklifler oluyor” diye konuştu.

AK Parti’yle işbirliğine gitmeyeceklerini söyleyen Erbakan sözlerine şöyle devam etti: “Gençler ‘kesinlikle oy vermeyiz’ diyorlar. AK Parti’nin kalesi denilen yerlerden feryatlar yükseliyor. Ülkenin acil olarak erken seçime gitmesi gerekiyor. AK Parti ve Erdoğan’ın yanında değiliz. Vatandaşlar 3-5 sene önce AK Parti ile aranızı bozmayın, Tayyip beye destek olun diyorlardı. Artık bu talep yok. YRP, 6.98 oranına ulaştık. Yüzde 7 seviyesine geldik. 1 milyon üye olunca yüzde 10 aşacağımıza inanıyoruz.”

Meclisteki diğer partilerle grup kurma gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Erbakan şunları söyledi: “Meclis’te bir grup kurulacaksa, bu grup Yeniden Refah Partisi çatısı altında olmalıdır. Yüzde 7 seviyesine geldi. 3 milyona yakın oy desteğiyle seçimlerden çıktık. Türkiye’nin 3 büyük partisi olduk. Olası bir birleşmenin Yeniden Refah partisi çatısı altında olması gerekir.”

Seçimlerde aday olmayı düşündüğünü belirten Erbakan, “Büyüyoruz diyoruz, Türkiye’nin en hızlı büyülen partiyiz diyoruz. Yeniden Refah Partisi’nin adayı olarak çıkmamız gerek. 2026’da aday olmayı düşünürüm. Halkımız bunu istiyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

İsrail, Lübnan’a Girdi; ABD’den İran’a Uyarı

İsrail, Lübnan’ın güneyindeki Hizbullah hedeflerine yönelik operasyon başlattığını ve örgüte karşı yeni bir cephe açtığını duyurdu. ABD Savunma Bakanı Austin kara operasyonu üzerine yaptığı açıklamada İran’ı “uzak durması” yönünde uyardı.

Haber Merkezi / İsrail Savunma Kuvvetleri’nden (IDF) yapılan açıklamada, “Lübnan’ın güneyinde Hizbullah’a ait terörist hedeflere ve altyapıya yönelik sınırlı, yerel ve hedef odaklı kara baskınları başlatıldı. Bu hedefler, sınır yakınındaki kasabalarda bulunmakta ve kuzey İsrail’deki topluluklar için acil tehdit oluşturmaktadır” denildi.

“İsrail Hava Kuvvetleri ve IDF topçu birlikleri, bölgedeki askeri hedeflere yönelik nokta atışlarıyla kara kuvvetlerine destek sağlamaktadır” denilen açıklamada, “Bu operasyonlar, siyasi kademenin kararı doğrultusunda onaylanmış ve uygulanmıştır” ifadeleri de yer aldı.

Operasyona “Kuzey Okları” adı verildiği belirtilerek, Lübnan’daki harekatın Gazze’deki çatışmalar ile diğer cephelerdeki mücadelelerle paralel olarak devam edeceği de vurgulandı. Operasyonun ne kadar süreceğine ilişkin ayrıntı verilmezken, ordunun aylarca bu operasyon için eğitim aldığı ve hazırlandığı ifade edildi.

Hizbullah’ın yanında güçsüz bir yapı olan Lübnan ordusu İsrail askerinin sınırı geçmesinden önce “pozisyon değiştirdi” ve bölgeden uzaklaştı.

Bölge sakinleri yoğun topçu atışları ve helikopter sesleri duyduklarını aktarırken Hizbullah’tan İsrail’in kara saldırısına “hazır oldukları” açıklaması geldi. Geçen Cuma günü Beyrut’ta öldürülen Hizbullah lideri Hasan Nasrallah halka hitaben yaptığı son televizyon konuşmasında İsrail’in kara operasyonu hazırlıklarına ilişkin, “Keşke bunu yapsalar. Onların tehdit olarak gördüğü şeyi biz fırsat sayıyoruz. Geçen 11 ayda buna hazırlandık” demişti.

Kara birliklerinin sınırı geçtiği sırada İsrail jetleri Beyrut’un güneyini bombaladı. Öncesinde IDF bölgedeki üç mahallenin boşaltılmasını istedi. Açıklamada Lübnanlılara hitaben, “Terörist Hizbullah grubuna yakın yerlerdesiniz. Binaları derhal terketmelisiniz” uyarısı yapıldı.

İsrail jetleri Lübnan’ın güneyindeki Sidon kentinde Filistinli mültecilerin barındığı Ayn el Helva Kampını bombaladı. Birleşmiş Milletlerin (BM) çatışmalar öncesine dayanan verisine göre kampta 55 bin kişi kalıyordu. Lübnan genelindeki 12 mülteci kampı 200 bin Filistinliye ev sahipliği yapıyor.

İsrail gece saatlerinde ayrıca Suriye’ye de hava saldırısı düzenledi. Suriye resmi haber ajansı SANA, başkent Şam’daki bir noktaya yönelik saldırıda üç sivilin öldüğünü bildirdi. İsrail son yıllarda Suriye’ye buna benzer yüzlerce saldırı gerçekleştirdi, hemen hiçbiri için herhangi bir açıklama yapmadı.

ABD Savunma Bakanı Austin kara operasyonu üzerine yaptığı açıklamada İran’ı “uzak durması” yönünde uyardı. Austin “İsrail’e saldırırsa bunun Tahran için ağır sonuçları olacağını” söyledi.

Daha önce İran Dışişleri Bakanlığı, Tahran yönetiminin İsrail’e karşı savaşması için Lübnan’a “herhangi bir askerî güç göndermediğini” açıklamıştı. İran şu ana dek Hizbullah’ın ağır kayıpları karşısında büyük ölçüde sessiz kaldı. Uzmanlar doğrudan çatışmalara dahil olmak istemeyen Tahran’ın seçeneklerinin sınırlı olduğu görüşünde.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, İran’ın desteklediği Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinden iki gün sonra İngilizce görüntülü bir açıklama yaptı.

Netanyahu İran halkına seslendiğini söylediği açıklamada, “Ortadoğu’da İsrail’in ulaşamayacağı hiçbir yer yok. Halkımızı ve ülkemizi korumak için gitmeyeceğimiz hiçbir yer yok” dedi. İsrail Başbakanı, İran’da rejimin İran halkını her geçen gün uçurumun kenarına taşıdığını söyledi.

Netanyahu, “İran nihai olarak özgür olduğunda ve bu an pek çok kişinin düşündüğünden daha erken gelecek – her şey farklı olacak. İsrail ve İran barış içinde olacak. Bu gün geldiğinde rejimin beş kıtada inşa ettiği terör şebekesi iflas edecek. İran hiç olmadığı kadar gelişecek” diye konuştu.

Nasrallah’ın öldürülmesi hem Hizbullah hem de İran’a yönelik önemli bir darbeydi. Hasan Nasrallah İran’ın Ortadoğu’da İsrail ve ABD çıkarlarına karşı oluşturduğu Direniş Ekseni’ndeki en güçlü liderdi.

İsrail birkaç gündür Lübnan içinde bazı noktalarda özel kuvvetlerle operasyon yapmış ve bu operasyonlar kara harekatına bir hazırlık olarak değerlendirilmişti.

Lübnan Başbakanı Necib Mikati ABD ve Fransa’nın önerisi kapsamında ateşkes çağrısında bulundu, İsrail’den saldırıları durdurmasını istedi. Resmi olarak İsrail Lübnan’la savaş halinde değil, IDF Hizbullah’ı hedef aldığını söylüyor.

ABD ve Fransa diplomasiye şans vermek için 21 günlük ateşkes önermiş, İsrail bu teklifi reddetmişti.

Lübnan Sağlık Bakanlığı 17 Eylül’den beri İsrail saldırıları sonucu bin kişinin öldüğünü bildirdi. BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi de 200 bin kişinin ülke içinde yerinden olduğunu, 100 bin kişinin de Suriye’ye kaçtığını açıkladı.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in sözcüsü Stephane Dujarric, “İşgal görmek istemiyoruz” diyerek gelişmelere tepki gösterirken Birleşik Arap Emirlikleri’nden Lübnan’ın egemenliği ve toprak bütünlüğüne bağlılık açıklaması geldi.

Hizbullah’ın yeni lideri kim olacak?

Hizbullah’ın bir sonraki liderinin kim olacağı konusunda söylentiler yayılmaya devam ediyor.

Lübnan medyasına göre öne çıkan isimlerden biri Hizbullah’ın yürütme kurulunun başkanı Haşim Safiyuddin. Sihalı grubun operasyonlarını yöneten Safiyuddin, Nasrallah’ın anne tarafından kuzenlerinden biri. Oğlu aynı zamanda merhum İranlı general Kasım Süleymani’nin damadı.

Halefinin kim olacağını veya Nasrallah’ın cenazesinin ne zaman veya nerede yapılacağı henüz bilinmiyor. Nasrallah’ın öldürülmesi sonrası ilk kez görüntülü mesajla ortaya çıkan Şeyh Naim Kasım, lider boşluğunun da hızla doldurulacağı kaydetmişti.

Hizbullah’ın iki numaralı ismi olarak kabul edilen Kasım, şimdiye kadar saldırılarını asgari ölçekte sürdürdüklerini, savaşın uzun sürebileceğini dile getirdi. Lübnan Başbakan Necib Mikati de bir Birleşmiş Milletler kararına dayanarak güney Lübnan’a ordu birlikleri gönderilebileceğini söyledi.

Söz konusu BM kararı, 2007 yılında savaşın bitimini sağlayan anlaşmaya bağlı olarak güney Lübnan’ın askerden arındırılmış bölge olmasını güvence altına alıyor. Bu güvence için BM Barış Gücü ve Lübnan ordusu devreye girebiliyor.

Paylaşın