Türkiye’de 4,7 Milyon Genç Ne Eğitimde Ne İşte

Türkiye’de 2023 yılı itibarıyla 15-29 yaş arasındaki 4,7 milyon genç, ne eğitim görüyor ne de bir işte çalışıyor. Ne eğitimde ne istihdamda olan genç erkeklerin oranı yüzde 15,5 iken, kadınlarda bu oran yüzde 36,4’e ulaşıyor.

Haber Merkezi / Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı Almanya’da yüzde 8,8, Fransa ve İspanya’da yüzde 12,3, İtalya’da ise yüzde 16,1 olarak kaydedildi. Türkiye ise bu oranlarla AB ortalamasının iki katından fazla bir genç nüfus sorunu yaşıyor.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökce, sosyal medya hesabında Türkiye’de yaşayan gençlerin durumuna ilişkin veriler açıkladı. Buğra Gökce, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Eğitim sisteminin ve ekonominin acı sonucu: 4,7 milyon gencimiz ne eğitimde ne istihdamda!

2023 yılı verilerine göre 15-29 yaş arasında ne eğitimde ne istihdam olan 4,7 milyon genç var. Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerimizin nüfusu İzmir dahil 79 ilin nüfusundan büyük.

15-29 yaş aralığında ne eğitimde ne istihdamda olan erkeklerin oranı yüzde 15,5 iken kadınların oranı yüzde 36,4’e çıkıyor. Avrupada cinsiyet farkının en büyük olduğu ülke de Türkiye.

Türkiye’de ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı yüzde 25,8 iken, AB ortalaması sadece yüzde 11,2. Aynı oran İtalya’da yüzde 16,1, Fransa ve İspanya’da 12,3, Almanya’da ise sadece yüzde 8,8 olarak gerçekleşti.

Ne eğitimde ne istihdamda olan genç nüfusun bu derece yüksek olmasının önemli sebepleri var. Uygulanan eğitim politikaları sürekli değişiyor. Eğitimin niteliğinde yaşanan düşüş nedeniyle gençlerimiz hayata dezavantajlı atılıyor. Ekonomi politikalarındaki uygulamalar da gençlerimizin istihdam edilmesini, nitelikli ve güvenceli işler bulmasını engelliyor.

Yapılan araştırmalara göre de eğitime devam eden gençlerimizin en az yüzde 53’ü yurtdışında yaşamak istiyor. Yani uygulanan politikalar yüzünden gençlerimiz kendi vatanlarında hak ettikleri hayata kavuşamazken, yetişmiş gençlerimiz de yurt dışında yaşama hayali kuruyor, ülkemiz beyin göçü nedeniyle geleceğimiz olan gençlerimizi kaybediyor.

Gençlerimizi yeniden kazanmak, gençlerin hayallerine yakışan bir Türkiye kurmak zorundayız.”

Paylaşın

Erdoğan’dan “Beşar Esad” Açıklaması: Görüşelim Demiştik

Suriye’deki gelişmelere ilişkin konuşan Erdoğan, “Muhaliflerin bu yürüyüşü şu an itibarıyla devam ediyor. Temennimiz Suriye’deki bu yürüyüş devam etsin diyeceğim. Ama terör örgütleriyle birlikte oradaki direniş devam ederken bizim Esad’a bir çağrımız olmuştu gel görüşelim demiştik” dedi ve ekledi:

“Ne yazık ki Esad’dan bu işe olumlu cevap alamadık. Şu an itibarıyla İdlib’den sonra Hama Humus muhaliflerin elinde. Şam’a doğru bir ilerleyiş söz konusu. Bölgede devam eden sıkıntılı yürüyüşler arzu ettiğimiz şekilde değil gönlümüz bunları istemiyor.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cuma namazı sonrası gazetecilere açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle: “Şu an itibarıyla İdlib, Hama ve Humus, hedef tabii ki Şam. Muhaliflerin bu yürüyüşü şu an itibarıyla devam ediyor. Temennimiz Suriye’deki bu yürüyüş devam etsin diyeceğim. Ama terör örgütleriyle birlikte oradaki direniş devam ederken bizim Esad’a bir çağrımız olmuştu gel görüşelim demiştik.

Ne yazık ki Esad’dan bu işe olumlu cevap alamadık. Şu an itibarıyla İdlib’den sonra Hama Humus muhaliflerin elinde. Şam’a doğru bir ilerleyiş söz konusu. Bölgede devam eden sıkıntılı yürüyüşler arzu ettiğimiz şekilde değil gönlümüz bunları istemiyor. Bölge sıkıntıda dün Lübnan’dan yine Sayın Başbakan’dan haber aldım onunla da görüşeceğiz.

“İsrail’in bu vahşetini, soykırımını hesabını sormamız lazım”

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararlar geliyor. Bunlar İsrail’i köşeye sıkıştırıyor. İsrail kendisi aleyhinde verilen kararların hepsinden sıyırdı. İnsanlık İsrail’i bu ihanetlerde yalnız bırakmayacak ve hesabını soracak. İsrail’in bu vahşetini, soykırımını hesabını sormamız lazım.”

Paylaşın

Rusya’dan “HTŞ” Açıklaması: Kimin Desteklediği Konusunda Bilgimiz Var

ABD’li siyasi tolkşov sunucusu Tucker Carlson’a mülakat veren Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye’deki silahlı grupları kimin desteklediği konusunda “bazı bilgileri olduğunu” söyledi ancak detay vermedi.

Sergey Lavrov, Suriye’deki karışıklığın arkasında ABD ve İngiltere’nin olabileceğini ayrıca İsrail’in de bundan fayda sağladığını iddia etti. “Bazıları Gazze bu kadar gündemde olmasın diye İsrail’in durumu kötüleştirdiğini söylüyor. Karışık bir oyun, çok fazla aktör dahil oldu” dedi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türk ve İranlı mevkidaşlarıyla Doha’da yapacağı Suriye konulu toplantı öncesinde ABD’li siyasi tolkşov sunucusu Tucker Carlson’a mülakat verdi.

Lavrov, daha önce yapılan anlaşmaların Türkiye’ye İdlib’deki durumu kontrol altına alma ödevi verdiğini söyledi, Doha’daki toplantıda durumu netleştirmeyi umduklarını ifade etti. Halep’e yönelik saldırının başlamasının ardından Türkiye ve İran dışişleri bakanları Hakan Fidan ve Abbas Erakçi ile bir telefon görüşmesi yaptığını ve bir araya gelmeyi kararlaştırdıklarını belirtti.

Rus Bakan, “Umarım Doha’da bir araya geleceğiz. İdlib bölgesiyle ilgili anlaşmaların sıkı şekilde uygulanması için gerekenleri tartışacağız çünkü teröristlerin Halep’e doğru harekete geçtikleri yer İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’ydi” dedi.

Geçmişte yapılan anlaşmaların bu bölgede sorumluluğu Türkiye’ye bıraktığını hatırlatan Lavrov şöyle konuştu:

“2019 ve 2020’de varılan anlaşmalar, Türk dostlarımızın İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’nde durumu kontrol etmelerini ve Heyet Tahrir Şam’ı terörist olmayan ve Türkiye ile işbirliği yapan muhalefetten ayırmalarını öngörüyordu. Bir diğer anlaşma ise Şam’dan Halep’e uzanan M5 güzergâhının açılmasıydı, ancak şimdi burası da tamamen teröristlerin kontrolünde.”

Lavrov üç ülkenin dışişleri bakanları olarak bu konuyu ele almayı planladıklarını ayrıca Rusya, İran ve Türkiye’den askeri yetkililerin halihazırda birbirleriyle iletişim halinde olduğunu belirtti.

“İsrail dikkat dağıtmak istiyor olabilir”

Carlson’ın terör örgütü Heyet Tahrir Şam (HTŞ) militanlarını kimin desteklediği sorusuna Lavrov, “Bazı bilgilerimiz var. Ortaklarımızla bu gruplara silah ve finansman sağlama kanallarını kesmenin yollarını ele alacağız” yanıtını verdi.

Bakan Suriye’deki karışıklığın arkasında ABD ve İngiltere’nin olabileceğini ayrıca İsrail’in de bundan fayda sağladığını iddia etti. “Bazıları Gazze bu kadar gündemde olmasın diye İsrail’in durumu kötüleştirdiğini söylüyor. Karışık bir oyun, çok fazla aktör dahil oldu” dedi.

Türkiye, Rusya ve İran dışişleri bakanlarının 7 Aralık’ta Astana formatı kapsamında Doha’da bir araya gelmeleri bekleniyor. Bakanların, aynı tarihte düzenlenen 22. Doha Forumu’na katılmak üzere Katar’ın başkentinde olmaları planlanmıştı. Türkiye, Rusya ve İran’ın katılımıyla Suriye konulu ilk üçlü zirve 23 Ocak 2017’de Kazakistan’ın Astana kentinde yapılmıştı, bu nedenle izleyen toplantılar da “Astana formatı” olarak adlandırıldı.

Halep’in ardından daha güneydeki Hama kentini de ele geçiren muhalifler, başkent Şam’a giden yol üzerindeki son büyük yerleşim yeri Humus’a doğru ilerleyişini sürdürüyor. Amerikan CNN yayınına katılan HTŞ lideri Ebu Muhammed Colani hedeflerinin “Beşar Esad yönetimini devirmek olduğunu” söyledi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Bahçeli’den “Öcalan” Açıklaması: Çağrımın Arkasındayım

MHP Lideri Devlet Bahçeli, 3 grup toplantısının ardından yaptığı çağrıyı yinelediğini ve arkasında durduğunu söyledi. Bahçeli, “DEM’in Türkiye partisi olması yolunda adım atması beklentisini” dile getirdi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 1 Ekim’de DEM Partililerin elini sıkmasıyla başlayan ve 22 Ekim’de grup toplantısında yaptığı ‘Abdullah Öcalan’ çağrısı ile devam eden sürecin adını “Huzur içinde terörsüz Türkiye” olarak açıkladı.

MHP lideri Devlet Bahçeli, Ekol TV’ye yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın Meclis açılışında yaptığı konuşmaya dikkat çekerek, Erdoğan’ın o konuşmada, “Türkiye’nin ve 85 milyon vatandaşımızın menfaati söz konusu olduğunda siyasi rekabeti bir kenara bırakmamız gerekiyor”’ ifadelerini kullandığını hatırlattı.

Bahçeli, Cumhurbaşkanının bu ifadesinin ardından Cumhur İttifakı’nın parçası olarak harekete geçtiğini ve Erdoğan’ın Genel Kurul Salonu’ndan ayrılmasının hemen ardından DEM’lilerin sırasına yöneldiğini ve onlarla tokalaştığını anlattı.

Bahçeli, Türkiye’nin yakın çevresindeki kriz bölgelerine dikkat çekti ve bir kez daha böyle bir ortamda “toplumu ayrıştıran değil birleştiren” politikaların izlenmesi gerektiğini söyledi

Bahçeli, Öcalan çağrısı ile devam eden sürecin adı ile ilgili tartışmalara değindi ve sürece dair “Huzur içinde terörsüz Türkiye” adını telaffuz etti.

Devlet Bahçeli, Öcalan çağrısının siyaseten yapılmış bir çağrı olmadığını kaydetti ve bu nedenle 22 Ekim’deki grup toplantısının ardından yaptığı çağrının ardından 3 grup toplantısının ardından yaptığı çağrıyı yinelediğini ve arkasında durduğunu söyledi.

Devlet Bahçeli, çok konuşulan Öcalan çağrısını neden yaptığına da açıklık getirirken bir geometri örneği verdi. Bahçeli, “İki nokta arasındaki en kısa çizgi bir doğru parçasıdır. İmralı A noktasıysa, DEM B noktasıdır. Bu iki nokta arasında doğrudan irtibat sağlanmalı” yorumunu yaptı.

“DEM’in Türkiye partisi olması yolunda adım atması beklentisini” dile getiren Bahçeli, terör sorununun 40 yıldır devam ettiğini bunun artık sonlanması gerektiğini ifade etti.

Paylaşın

MEB’den Dikkat Çeken Karar: Okullarda Serbest Kıyafet Dönemi Sona Erdi

Okullarda serbest kıyafet dönemi sona erdi: Belirlenecek okul kıyafeti 1739 sayılı Kanunda yer alan genel ve özel amaçlar ile temel ilkeler doğrultusunda ekonomik, sade, kullanışlı, kolay temin edilebilir ve pedagojik esaslara uygun olacak.

Öğrenciler ayrıca, öğrenim gördükleri programın özelliğine göre atölye, işlik, laboratuvar ve işyerlerinde okul yönetiminin onayı ile önlük, tulum veya yapılan işin özelliğine uygun kıyafet giyebilecek.

Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelik de değişikliğe gidildi. Resmi Gazete yayınlanan yönetmeliğe göre, okullar artık her yıl kıyafet değiştiremeyecek, velileri kıyafet almak için belirli mağazalara yönlendiremeyecek.

Belirlenen okul kıyafeti 4 eğitim ve öğretim yılı geçmeden de değiştirilemeyecek. Yönetmelikte, “Okul kıyafeti değiştirildiğinde ara sınıflardaki öğrenciler bir üst öğrenim kademesine geçinceye kadar mevcut okul kıyafetini giymeye devam edebilir.” denildi. Yönetmeliğe göre okul kıyafetlerinde şu konulara dikkat edilecek:

Belirlenen okul kıyafeti 1739 sayılı Kanunda yer alan genel ve özel amaçlar ile temel ilkeler doğrultusunda ekonomik, sade, kullanışlı, kolay temin edilebilir ve pedagojik esaslara uygun olacak.

Okul öncesi eğitim kurumları ve özel eğitim okullarındaki öğrenciler, yaş grubu özelliklerine uygun, temiz ve düzenli bir kıyafet giyecek. Öğrenciler, öğrenim gördükleri programın özelliğine göre atölye, işlik, laboratuvar ve işyerlerinde okul yönetiminin onayı ile önlük, tulum veya yapılan işin özelliğine uygun kıyafet giyebilecek.

Sağlık özrü bulunan ve bu durumu belgelendiren öğrencilerin özürlerinin gerektirdiği şekilde giyinmelerine izin verilecek. Özel gün, hafta ve kutlamalarda ders içi ve ders dışı faaliyetlerde kullanılmak üzere veliye mali yük getirecek özel kıyafet aldırılamayacak.

Okul kıyafeti temin edilmesine yönelik olarak okul-aile birliklerince kıyafet satışı ve serbest rekabet şartlarını ihlal eden yaklaşım ve yönlendirmeler yapamayacaklar.”

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Suriye Ordusu Çekildi; Silahlı Gruplar Hama’da

Heyet Tahrir Şam (HTŞ) liderliğindeki silahlı gruplar Suriye yönetiminin kontrolündeki Hama kentine girdiklerini duyurdu. Hama daha güneydeki bir diğer önemli kent olan Humus’a uzanan yol üzerinde.

Haber Merkezi / Suriye ordusundan yapılan açıklamada, “Son birkaç saat içinde, askerlerimiz ve terörist gruplar arasındaki çatışmaların yoğunlaşmasıyla… bu gruplar şehirdeki bazı eksenleri aşarak şehre girmeyi başardılar” denildi. Kentte konuşlu askeri birliklerin şehir dışına yeniden konuşlandırıldığı belirtildi.

Silahlı gruplar “Hama’ya girdik” açıklamasından önce Suriye devlet medyası “ordunun isyancıları püskürttüğünü” aktarmıştı.

Silahlı gruplar, 27 Kasım’da başlattıkları saldırılarla birlikte hızla ilerleyerek Suriye’nin ikinci büyük kenti ve ekonomik başkenti Halep’in kontrolünü büyük ölçüde ele geçirmişti.

Birleşmiş Milletler (BM), İdlib ve Halep’in kuzeyindeki son çatışmalar nedeniyle 115 bin kişinin yerinden edildiğini bildirdi. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), hem devlet yanlısı hem de silahlı unsurların sivillere karşı ciddi insan hakları ihlalleri yapabileceği uyarısında bulundu.

Heyet Tahrir Şam (HTŞ), 2011 yılında El Kaide’ye doğrudan bağlı olarak Nusra Cephesi adı altında kuruldu. IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) lideri Ebu Bekir el-Bağdadi de kuruluşunda yer aldı.

Devlet Başkanı Beşar Esad’a karşı savaşan silahlı gruplar arasında en etkililerden biri olarak görülüyordu. Ancak cihatçı ideolojisi nedeniyle o zamanlar Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) adı altındaki ana isyancı koalisyonla anlaşmazlık halindeydi.

2016’da grubun lideri Ebu Muhammed Colani, El Kaide ile saflarını açıkça ayırdı, Nusra Cephesi’ni feshetti ve bir yıl sonra benzer birkaç grupla birleşerek Heyet Tahrir Şam adını alan yeni bir örgüt kurdu.

Paylaşın

Özgür Özel, “30 Bin Lira” Asgari Ücret Talebini Yineledi

CHP Lideri Özgür Özel, asgari ücret talebini yineleyerek “Asgari ücret talebimiz 30, bunun altına da yokuz” dedi. Özel, “Bunlar asgari ücrete yüzde 25-30 zam yapmanın hesabındalar” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Bilecik Belediyesi’nin toplu açılış ve temel atma töreninde açıklamalarda bulundu. Açıklamasında ekonomiye yönelik mesajlar veren Özel, şunları söyledi: “Bugün Türkiye’de bu iktidar gelmeden önce asgari ücret tam 7 çeyrek altın alıyordu. Bugün geldiğimiz noktada 3 çeyrek altın alınabiliyor asgari ücretle. Hesap ortada… Her asgari ücretlinin cebinden 4 çeyrek altın kayıp. Bakın Bilecik’e gelirken hesaplattık. Bilecik’te daha bu yılbaşında 8 lira olan simit şimdi olmuş 12 lira. Bir bardak çay yılbaşında 5 lirayken olmuş; 10 lira. Asgari ücretli Bilecik’te bu sene 1 Ocak‘ta bir çay ve bir simit aldığında, asgari ücreti 1300 tane çay ve simit alıyormuş.

Şu anda 770’e düşmüş, 1300’ün neredeyse yarısı. Yani paranın satın alma gücü, çay – simit hesabıyla Bilecik’te yarı yarıya gerilemiş durumda. Ama çıkmışlar; ‘Biz asgari ücrete gerçekleşen enflasyon oranında değil hedeflediğimiz enflasyon oranında zam yapacağız.’ Bilecik’te asgari ücretlinin enflasyonu yüzde 90, Türkiye’de asgari ücretlinin ortalama enflasyonu yüzde 80. TÜİK’e, Tayyip’i Üzmeyen İstatistik Kurumu’nun baş harfleri TÜİK’e göre bile enflasyon yüzde 50. Ama bunlar asgari ücrete yüzde 25 – 30 zam yapmanın hesabındalar.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bir büyük kampanyayı başlattık ve sürdürüyoruz: ‘Asgari ücret talebimiz 30, bunun altında yokuz’ diyoruz. Ayrıca 30 bin liralık asgari ücret devletin sosyal güvenlik priminde de büyük bir artışa sebebiyet veriyor. Bu artışın bir kısmını küçük esnafa döndürmek zorundayız. Çünkü yanında bir kişi çalıştıran berber veya iki kişi çalıştıran eczacı, üç garson, bir bulaşıkçı, bir aşçı çalıştıran esnaf lokantasının 30 lira asgari ücret verecek mecali yoktur.

Çünkü asgari ücret, alan için düşüktür, veren için çok yüksektir. Bunun için CHP hazırlığını yaptı, kanun teklifini verdi. Bir ile 10 arası asgari ücretli çalıştıranlara asgari ücretli başına 6 bin lira sosyal güvenlik prim desteği vermeyi öneriyoruz. Yani asgari ücret alan için 30 lira olunca, veren için 24 lira olacak. Bu iktidar zaten asgari ücreti 22, 23, 24 lira yapacak. Yani esnafa dokunmadan asgari ücreti 30 liraya çıkarmanın yolu ortadadır. Biz bu noktadaki çağrımızı bir kez daha yineliyoruz.

Ve emekliler, canım emekliler… 2002 yılında bu iktidar geldiğinde 1,5 asgari ücret alıyorlardı. Yani Tayyip Bey hiç ellemese, hiç ilişmese, ‘Sizi enflasyona ezdirmeyeceğim, enflasyon oranında zam vereceğim’ deyip olmadık işlere girişmese bugün en düşük emekli maaşı 25 bin 500 lira olacaktı. Ama başka işlere girişte, sizi 12 bin 500 lira emekli maaşına mahkum etti. Şimdi biz 2002’de 8 çeyrek altın alan, bugün 2,5 çeyrek altına düşmüş en düşük emekli maaşına itiraz ediyoruz.

“Kaybettiğimiz altını, kaybettiğimiz yerde bulacağız”

Bilecik’te bir emekli, bir çeyrek altın kaybetse aklı çıkar, bütün gün gezdiği yerleri dolaşır ve o kaybettiği altını arar. Ama bugün Bilecik’te bir emekli değil, her emekli; bir çeyrek altın değil, 5,5 çeyrek altın; bir sefer değil, her ay kaybetmektedir. Bu emeklilerin Tayyip Erdoğan’a verdikleri Erdoğan vergisidir. Erdoğan’ın iktidarda olmasının, onun zenginin dostu ama garibanın dostu olmamasının bedelini sizler ödüyorsunuz. İşte kaybettiğimiz altını, kaybettiğimiz yerde bulacağız. Emeklilere çağrımdır: İlk seçimde sandığa konuşacağız, kaybettiklerimizi o sandıkta bulacağız.

Bundan sonra da hem emekliler için hem emekçiler için hem Bilecik’teki tarımla uğraşanlar, hayvancılıkla uğraşanlar için hem de bu güzel esnafımız için var gücümüzle çalışmaya, mücadele etmeye devam edeceğiz. Bugün burada nasıl bir Cumhuriyet kadını, Bilecik’in bir evladı Melek Mızrak Subaşı sizin oylarınızla, size hizmet ediyorsa, memnunsanız yarın da Ankara’ya yolladığınız milletvekilleri, iktidar partisinin milletvekilleri olacak. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarda olacak. Cumhuriyet Halk Partili bir cumhurbaşkanı, bakanlar olacak.

Bu bakanlar mevcut bakanlar gibi kendi işlerine bakmayacak, kendi şirketlerine bakmayacak, yandaş şirketlere bakmayacak. Kendilerinin işine – gücüne değil, vatandaşın işine bakacak, emekliyi kollayacak, emekçiyi kollayacak, çiftçiyi kollayacak, esnafı kollayacak. İşte o zaman halkın iktidarını kurduğunuza emin olacaksınız. O güne kadar sizleri düşünmeyen bu iktidarı gönlünüzden düşürdünüz, gözünüzden düştüler. Artık hep beraber erken seçimi istemenin, sandığı kurmanın, bunları yollamanın ve halkın iktidarını kurmanın zamanı geldi. Hepinizi bu büyük iktidar yürüyüşüne bugün olduğu gibi destek vermeye davet ediyorum.”

Paylaşın

Af Örgütü’nden Çarpıcı “Gazze” Raporu: İsrail, Soykırım Suçu İşliyor

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 44 bin 50o’ü aşarken, Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) Gazze’ye ilişkin dikkat çeken bir rapor yayınladı.

Rapora ilişkin açıklamada bulunan Af Örgütü Genel Sekreteri Agnes Callamard, “Şok edici bulgularımız uluslararası topluma bir uyarı niteliğinde olmalı. Bu bir soykırım. Hemen durdurulmalı” dedi ve ekledi: “Halihazırda İsrail’e silah sevk eden ülkeler soykırımı önlemek konusundaki sorumluluklarını ihlal ediyorlar ve suç ortağı olma riskiyle karşı karşıyalar.”

Uluslararası Ceza Mahkemesinin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkındaki tutuklama emrinin bir umut olduğuna işaret eden Callamard, hükümetleri karara saygı duymaya çağırdı.

Uluslararası Af Örgütü Gazze’de derhal ateşkes ilan edilmesi ve Hamas’ın kaçırdığı tüm rehinelerin serbest bırakılması çağrısında da bulundu.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 44 bin 502’ye yükseldi. Ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı.

Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), İsrail’in Gazze’ye saldırılarına dair 300 sayfalık rapor yayınladı. Rapor hazırlanırken 212 kişiyle görüşme yapıldı ve uydu fotoğrafları da dahil görsel kanıtlar ele alındı. Af Örgütü raporunda İsrail ordusunun (IDF) kasıtlı olarak savaş suçu işlediğini kaydetti.

Af Örgütü Genel Sekreteri Agnes Callamard rapora ilişkin açıklamasında “Şok edici bulgularımız uluslararası topluma bir uyarı niteliğinde olmalı. Bu bir soykırım. Hemen durdurulmalı” dedi.

Raporda İsrail’in Filistinlileri topluluk olarak yok etmeyi amaçladığı vurgulanırken IDF’ye silah desteği sağlamaya devam eden ülkelerin suç ortağı olma riskisyle karşı karşıya oldukları uyarısı yapıldı. Amerikan yapımı silahların Gazze’de “insan haklarının ciddi şekilde ihlal edildiği” vakalarda kullanıldığına dair kanıtlara rağmen ABD ve Almanya’nın İsrail’e silah sağlamaya devam ettiği kaydedildi.

Callamard, “Halihazırda İsrail’e silah sevk eden ülkeler soykırımı önlemek konusundaki sorumluluklarını ihlal ediyorlar ve suç ortağı olma riskiyle karşı karşıyalar” diye konuştu. İsrail üzerinde etkiye sahip tüm devletlere, özellikle de “önemli silah tedarikçileri ABD ve Almanya’ya” harekete geçme çağrısında bulunan Callamard, “İsrail’in Gazzeli Filistinlilere uyguladığı vahşet hemen sonlandırılmalı” ifadelerini kullandı.

Uluslararası Ceza Mahkemesinin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkındaki tutuklama emrinin bir umut olduğuna işaret eden Callamard, hükümetleri karara saygı duymaya çağırdı.

“İsrail, Gazzelileri yok etme niyetiyle Soykırım Sözleşmesi kapsamında yasaklanan eylemlere başvurdu” diyen Af Örgütü Almanya Genel Sekreteri Julia Duchrow da İsrail hükümetinin “yaşanan insani felaketle ilgili sayısız uyarıyı ve Uluslararası Adalet Divanının (UAD) kararlarını göz ardı ettiğine” dikkat çekti. UAD İsrail’e Gazze’ye insani yardımları ulaştırma ödevi vermişti.

Af Örgütü Gazze’de derhal ateşkes ilan edilmesi ve Hamas’ın kaçırdığı tüm rehinelerin serbest bırakılması çağrısında da bulundu.

Paylaşın

DEM Parti’den İktidara “Suriye” Çağrısı: Diyalog Kurun

Suriye’deki gelişmelere ilişkin değerlendirmede bulunan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “DEM Parti olarak diyoruz ki, şayet çatışmacı ve yayılmacı bir politikaya sahip değilseniz Suriye’nin tüm farklılıkları, kimlikleri ve inançlarıyla eşit ve özgür bir şekilde yaşamalı. Eğer gerçekten çatışmacı ve yayılmacı bir politikaya sahip değilseniz; buyurun diyalog kurun, temas kurun. Biz bunu arzu ediyoruz” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Açıklamasında Van Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Abdullah Zeydan hakkında memnu haklarının iade edilmesine ilişkin kararın Yargıtay tarafından bozulmasına değinen Doğan “Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanlarımız olması gerektiği gibi görevleri başında. Aksi yönde çıkan haberlerin niyetini maksadını anlıyoruz” dedi.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre; Suriye’de devam eden çatışmalara ilişkin de konuşan Doğan şunları söyledi: “Biz Suriye’de en tutarlı politikaya sahip olan siyasi partiyiz. Keşke kayyımlarda olduğu gibi bugün Suriye’de yaşananlar bizi yanıltsaydı. Şimdi yapılan açıklamalara bakarsak ‘Türkiye’nin güvenliği için Suriye’deyiz’ deniyor. ‘Türkiye’nin meşru hakları için Suriye’deyiz’ deniyor. Biz DEM Parti olarak şöyle diyoruz; Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit eden bir durum söz konusu değil. Bu açıklamalar yapılırken deniyor ki ‘Orada YPG, YPJ Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit ediyor. O yüzden de biz sınır güvenliğini sağlamaya çalışıyoruz.’ Ve 30 kilometre derinlik vurgusu yapılıyor. Eğer gerçekten bir derinlik aranıyorsa; derinliği bu şekilde değil irtibat kurarak, temasla, diyalogla sağlamak gerekir.

Suriye Demokratik Güçleri Komutanı Mazlum Abdi yaptığı bütün açıklamalarda, şuna dikkat çekiyor. Olduğu gibi alıntılıyorum, ‘Türkiye ile sorunları diyalog yolu ile çözmeye hazırız’ diyor. ‘Suriye’de kapsayıcı ve toprak bütünlüğünü koruyan bir çözüm istiyoruz’ diyor. Şimdi tüm bu çağrılar neyin göstergesi? Orada bulunan Kürtlerin Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit etmediğinin göstergesidir. Nitekim bunu gelişmelerle birlikte okuyabiliriz.

Türkiye’nin bugüne kadar Suriye’ye ilişkin yürüttüğü politika neresinden bakarsanız, neresinden tutmaya çalışırsanız çalışın tutarsız bir politika. Üstelik içeride ve dışarıda, yani her yerde barış söylemini dile getirirken Suriye’de böyle bir politika yürütmek ancak tutarsızlık olabilir.

DEM Parti olarak diyoruz ki, şayet çatışmacı ve yayılmacı bir politikaya sahip değilseniz Suriye’nin tüm farklılıkları, kimlikleri ve inançlarıyla eşit ve özgür bir şekilde yaşamalı. Eğer gerçekten çatışmacı ve yayılmacı bir politikaya sahip değilseniz; buyurun diyalog kurun, temas kurun. Biz bunu arzu ediyoruz. DEM Parti olarak. Türkiye kamuoyunun da beklentisi bu. Halkların kazanımlarının tehdit olarak değerlendirilmemesi, siyasi ifadelerinin tanınması ve kabul edilmesidir.

DEM Parti heyeti ile Abdullah Öcalan arasında yapılması olası görüşmeye dair de konuşan Doğan şu ifadeleri kullandı: “Sayın Öcalan’a yönelik tecrit yıllardır bizim gündemimizde olan bir konu. 1 Ekim ile birlikte başlayan bir tartışma değil bizim için. Ama tabi bu çağrılar önemli. Bu çağrıların önemli olduğunu hemen her defasında tespit ediyoruz, bu çağrılara, bu muhataplığa değer verdiğimizi, işaret edilen adres gösterilen kişinin liderlik gücünün ne kadar hayati olduğunu ifade ediyoruz. Ve biz yıllardır aynı zamanda milletvekilleri olarak Türkiye’de cezaevlerine gitme hakkımız varsa İmralı Ada Hapishanesine de gidebilmeliyiz diyoruz. Ve başvurular yapıyoruz. DEM Parti grubu olarak daha önce de bir başvuru yaptık. Birkaç kez yinelendi bu başvurular.

Bu başvuruları yaptığımız zaman kamuoyuna da açıklamalar yaptı. Grup Başkan Vekillerimiz bizzat kendileri Adalet Bakanlığı’na iletti. O nedenle bu temas hem gecikmiş bir temas hem de tecridi sürdürmek bir insan hakkı ihlalidir. Bu işkence yönteminden vazgeçmek gerekiyor artık. Hakikatle kapıların açılması gerekiyor. Bizim için esas mesele bu. İmralı’nın kapılarının açılması gerekiyor. Ama bu konuya dair somut bir şey söylenmedi. Adalet Bakanı makul süre diyor. ‘Değerlendiriyoruz makul sürede cevap vereceğiz’ diyor.

Nedir bu makul süre, DEM Parti olarak soruyoruz? 10 gün geçti makul süre tanımlaması nedir? Türkiye’de yargı sistemini düşündüğümüz zaman makul süre hiç de iyi bir şey çağrıştırmıyor. İstediğimiz, keyfilik çağrıştırıyor makul süre Türkiye’deki yargı sistemini düşündüğümüzde. eğer keyfilik çağrıştıran bir uygulama ya da bir söylem olmasın istiyorsanız, o makul süreyi tanımlamanız, uzatmamanız ya da geciktirmemeniniz gerekli ki bir an önce DEM Parti’nin önceliği şu. İmralı adasının kapılarını açılması, Sayın Öcalan’ın özgür söylem koşullarının oluşturulması gerekiyor. bu çağrılara ne dediğini kamuoyunun duyması gerekiyor. Bu mesajın detaylandırılması Türkiye kamuoyu merak ediyor. İmralı adasında kapılar açılırsa Sayın Öcalan’ın ne söyleyeceğini herkes merak ediyor. Biz de merak ediyoruz, duyalım bunları. Bu kapıları bir an önce açın.

“Başvurulara dönüş olmadı”

Ne Pervin Buldan, ne Sırrı Süreyya Önder’e, ne Sırrı Sakık’a Adalet Bakanlığı tarafından iletilmiş herhangi bir görüşme onayı yok. Bizim Eş Genel Başkanlarımız adına başvurumuz var, bu başvuruyu sizlerle paylaştık. Üzerinden günler geçti hale bize olumlu olumsuz daha önce bütün grubumuzun yaptığı başvurularda da keza aynı şekilde hiç bir dönüş olmadı. Biz tecridin kaldırılmasını istiyoruz. Yapılması gerekenler çok açık ve aleni, hiç bir şeyi yeniden icat etmemize gerek yok. Aile görüşü de sağlanmalı avukatlar da görüşmeli mektup hakkını da kullanmalı, telefon hakkını da kullanmalı ve tabii ki DEM Parti ile temas sağlanmalı, geciktirilmemelidir.”

Paylaşın

CHP’den İstifa Eden Belediye Başkanı AK Parti’ye Geçti: Erdoğan’ın Emrindeyim

CHP’den istifa eden Karkamış Belediye Başkan Mustafa Güzel, “Siyasi hayatıma Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın emrinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nde devam etmeye karar vermiş bulunmaktayım” dedi ve ekledi:

“Bu kararın kişisel bir tercih olmadığını, tamamen ilçemizin menfaatlerini gözeterek ve sizlerin beklentilerini karşılamak amacıyla aldığımı özellikle belirtmek isterim. Aldığım tüm kararlarda dua ve desteklerini esirgemeyen; ailem gibi gördüğüm siz kıymetli hemşehrilerime ayrı ayrı teşekkür ederim.”

Gaziantep’in Karkamış Belediye Başkan Mustafa Güzel, Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) istifa ettiğini duyurdu. Mustafa Güzel, konuya ilişkin sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“31 Mart seçimlerinde ilçemize hizmet etmek adına sizlerin teveccühü ile Karkamış Belediye Başkanlığı görevine seçildim. Gazi Şehrimizin tarihi ilçesi Karkamış’a hizmet edebilmek için; gereken desteği Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’nden ve yine Cumhuriyet Halk Partili diğer belediyelerden maalesef göremedik.

Siz değerli hemşerilerimize layıkıyla hizmet edebilmek adına, tarihi değeri ve coğrafi konumu itibari ile eşsiz öneme sahip güzel ilçemiz Karkamış’a kalıcı eserler kazandırılmasına vesile olabilmek için bundan sonraki siyasi hayatıma; Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın emrinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nde devam etmeye karar vermiş bulunmaktayım.

Bu kararın kişisel bir tercih olmadığını, tamamen ilçemizin menfaatlerini gözeterek ve sizlerin beklentilerini karşılamak amacıyla aldığımı özellikle belirtmek isterim. Aldığım tüm kararlarda dua ve desteklerini esirgemeyen; ailem gibi gördüğüm siz kıymetli hemşehrilerime ayrı ayrı teşekkür ederim.”

Paylaşın