Devrik Lider Beşar Esad Ve Ailesi Nerede?

Heyet Tahrir Şam (HTŞ) öncülüğündeki silahlı güçlerin Suriye’nin başkenti Şam’a girmesinin ardından Beşar Esad ve ailesinin Şam’dan uçağa bindiği Suriye’den ayrıldığı söylendi.

Haber Merkezi / Rusya da bu bilgiyi doğrulayan bir açıklama yaptı. Rusya Dışişleri Bakanlığı, Suriye’nin devrik lideri Beşar Esad’ın görevinden ayrıldığını ve ayrıca ülkeyi terk ettiğini duyurdu. Beşar Esad’ın başlıca destekçilerinden Rusya, Esad’ın nerede olduğuna ilişkin bilgi vermedi.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da Suriye’deki gelişmelere ilişkin açıklamasında Esad’ın nerede olduğuna ilişkin bir yorumda bulunamayacağını belirterek “Nerede olduğunu da bilmiyoruz. Muhtemelen Suriye dışındadır” ifadelerini kullandı.

Beşar Esad iktidarının Başbakanı Muhammed el Celali de Esad’la bağlantısının tamamen kesildiğini söyledi. El Arabiya televizyonuna konuşan el Celali, Esad ve ailesinin ne zaman Şam’dan ayrıldığını ve nerede olduklarını bilmediğini ifade eden el Celali, Esad’la en son silahlı grupların Şam’a henüz girmeden Cumartesi akşamı bağlantı kurduğunu aktardı.

Gelinen noktada silahlı gruplarla diyaloğun mümkün olmadığını, kendinin ise savunduğu ilkeler gereği Suriye’de kalacağını kaydeden Celali, Esad hükümetinin birçok bakanının da hala kentte olduğunu kaydetti.

Rusya’nın resmi haber ajansı TASS, Suriye’yi terk eden eski devlet başkanı Beşşar Esad ve ailesinin Moskova’ya ulaştığını doğruladı. Habere göre Rusya Esad ve ailesine sığınma teklif etti.

Kremlin’den bir kaynak, RIA Novosti’ye yaptığı açıklamada “Suriye Devlet Başkanı Esad ailesiyle birlikte Moskova’ya ulaştı. Rusya, insani kaygılar nedeniyle sığınma hakkı tanıdı” ifadelerini kullandı.

Yapılan açıklamada “Rusya her zaman Suriye krizine siyasi bir çözümden yana olmuştur. BM himayesinde müzakerelerin yeniden başlatılmasının gerekli olduğuna inanıyoruz” denirken Rus yetkililerin Suriye’deki ‘silahlı muhalefetin temsilcileriyle’ temas halinde olduğu ve “Muhalefetin liderlerinin Suriye’deki Rus askeri üslerinin ve diplomatik misyonlarının güvenliğini garanti altına aldığını” da eklendi.

Suriye’yi ne bekliyor?

Suriye’nin yeni liderleri, ülkeyi yeniden inşa etmek için milyarlarca dolarlık yardım ve yatırıma ihtiyaç duyacak. Birbiriyle rekabet halindeki farklı grupların bulunduğu bu ülkeye istikrar getirmeye çalışmak gibi göz korkutucu bir görevle de karşı karşıya kalacak.

Olası zorluklardan biri IŞİD militanlarının yeniden güç kazanması olabilir. İlk zamanlarında Suriye ve Irak’ın geniş bölgelerinde terör estiren örgüt, ABD öncülüğündeki koalisyon tarafından yenilgiye uğratılmadan önce dış operasyonları yönetiyordu.

Yıllardır Esad liderliğindeki devletten uzak duran Batılı hükümetlerin, küresel çapta terörist olarak tanımlanan Heyet Tahrir el Şam’ın (HTŞ) etkili olmaya hazırlandığı yeni bir yönetimle nasıl başa çıkacaklarına karar vermeleri gerektiği konuşuluyor.

Suriye uzmanı ve Oklahoma Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Direktörü Joshua Landis “Asıl soru bu geçişin ne kadar istikrarlı olacağı ve Colani’nin istikrarlı olması için çok istekli olduğu çok açık görünüyor” dedi. Landis, “Yeniden inşa etmek zorunda kalacaklar… Avrupa ve ABD’nin yaptırımları kaldırmasına ihtiyaçları olacak” diye ekledi.

HTŞ Suriye’nin en güçlü silahlı grubu ve bazı Suriyeliler HTŞ’nin acımasız İslamcı bir yönetim getirmesinden ya da misilleme yapmasından korkuyor. Her ikisi de ABD’nin yakın müttefiki olan Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır gibi ülkeler İslamcı militan grupları varoluşsal bir tehdit olarak gördüklerinden HTŞ bölgenin ağır toplarının direnişiyle karşılaşabilir.

Paylaşın

Suriye’de Yarım Yüzyıllık Esadlar İktidarı Devrildi

Suriye’de silahlı gruplar Şam’ı ele geçirerek Devlet Başkanı Beşar Esad’ın devrildiğin ve 23 yıldır devam eden Esadlar rejiminin sona erdiğini duyurdu. Beşar Esad’ın nerede olduğu ise bilinmiyor.

Haber Merkezi / Reuters haber ajansına konuşan iki üst düzey ordu subayı, silahlı grupların Şam’a giriş yapmadan önce, Beşar Esad’ın bilinmeyen bir yere gitmek üzere bir uçakla ülkeden ayrıldığını söylediler.

Suriye Başbakanı Muhammed Gazi Celali, hükümetin yetkilerini geçiş hükümetine devretmeye hazır olduğunu açıkladı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, Suriye’nin devrik lideri Beşar Esad’ın görevinden ayrıldığını ve ayrıca ülkeyi terk ettiğini duyurdu. Esad’ın destekçilerinden Rusya, Esad’ın nerede olduğuna ilişkin ise bilgi vermedi.

Rusya’nın şu anda Suriye’deki gruplarla bağlantıda olduğunu da kaydeden Bakanlık yetkilileri, Rusya’nın Suriye’deki askeri üslerinin ise tehlikede olmadığını belirtti.

ABD Savunma Bakanlığının Ortadoğu Sorumlusu Daniel Shapiro, Suriye’de bulunmaya devam edeceklerini belirterek Suriye’deki tüm gruplara sivileri ve özellikle de azınlıkları koruma ve uluslararası normlara saygı gösterme çağrısı yaptı. Suriye’nin kuzeydoğu sınırında yaklaşık 900 ABD askeri bulunuyor.

Beşar Esad’ın düşüşü, babasının 30 yıllık yönetiminin ardından genç bir reformcu olacağının umulduğu 2000 yılında Suriye’nin beklenmedik başkanı olarak geçirdiği ilk aylarla tam bir tezat oluşturdu. Sadece 34 yaşında olan Batı eğitimli göz doktoru ve nazik tavırlı Esad, teknoloji meraklısı bir bilgisayar hayranıydı.

Ancak Mart 2011’de patlak veren yönetimine karşı protestolarla karşılaştığında Beşar Esad, protestoları bastırmak için babasının taktiklerine başvurdu. Ayaklanma bir iç savaşa dönüşürken, müttefikleri İran ve Rusya’nın da desteğiyle ordusunu silahlı grupların elindeki şehirleri yerle bir etmek üzere serbest bıraktı.

Uluslararası insan hakları grupları ve savcılar Suriye’de hükümete ait gözaltı merkezlerinde işkence ve yargısız infazların yaygın olarak kullanıldığını iddia etti.

Suriye savaşı yaklaşık yarım milyon insanın ölümüne ve ülkenin savaş öncesi 23 milyonluk nüfusunun yarısının yerinden edilmesine neden oldu. Ayaklanmanın bir iç savaşa dönüşmesiyle birlikte milyonlarca Suriyeli sınırı geçerek Ürdün, Türkiye, Irak ve Lübnan’a, bir kısmı oradan Avrupa’ya kaçtı.

Beşar Esad’ın gidişi, 54 yıldan az bir süredir devam eden Esad ailesi iktidarının da sonunu getirdi.

Paylaşın

TFF Başkanı Hacıosmanoğlu’ndan Hakem Tepkisi: Gerekeni Yaparız

TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, Galatasaray – Sivasspor maçının son dakikalarında Barış Alper Yılmaz’ın yaşadıklarına ilişkin yaptığı açıklamada, “Ben böyle bir iğrençlik görmedim” dedi.

Haber Merkezi / Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, Galatasaray – Sivasspor maçının son dakikalarında Barış Alper Yılmaz’ın yaşadıklarına ilişkin açıklama yaptı. Hacıosmanoğlu şu ifadeleri kullandı:

“Böyle bir şey gördünüz mü hayatınızda? Bizim haysiyetimizle, şerefimizle kimsenin oynamasına müsaade etmeyiz. Hakem de olsa, başka kim olursa olsa… Ben böyle bir iğrençlik görmedim. Milli gururumuz, milli takımda oynayan bir kardeşimize yapılan hareketi tasvip etmek mümkün değil. Gerekeni yaparız biz de…”

Okan Buruk: Bugünün özeti

Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk da, Barış Alper Yılmaz’ın pozisyonuna tepki gösterdi: “Bilerek bir oyuncunun kendi mevkisinden koşup, diğer mevkisindeki arkadaşının ayağına bilerek vurması, basması, onu sakatlamak için bir çaba sarf etmesi, VAR hakeminin çağırmasına rağmen orta hakemin pozisyona kırmızı kart vermemesi aslında bugünün özeti.

Bir milli oyuncunun, çok değerli bir oyuncunun sakatlandığı bir günde daha fazla konuşulacak bir şey olduğunu zannetmiyorum. Maçın sonu bugünün, bundan önceki haftaların özetiydi. Bu duruma getiren herkes çok mutlu olsun.”

Galatasaray Kulübü ise konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Karşılaşmanın son dakikasında Barış Alper Yılmaz’a yapılan insanlığa sığmayan faulün ardından gerçekleştirilen VAR konuşmalarını merakla bekliyor olacağız! 90 dakika boyunca yaşanan tüm skandal hakem kararlarına rağmen; İYİLER DAİMA KAZANIR!”

Galatasaray Kulüp Doktoru Yener İnce yaptığı açıklamada, “Barış Alper Yılmaz’ın ayağında kırık şüphesi yok. Aşil tendonuna sert müdahale geldiği için dizinde sıkıntı var. MR sonrası belli olacak” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Türkiye, Rusya Ve İran’dan Doha’da “Suriye” Görüşmesi

Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen 22’nci Doha Forum’u marjında, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye’de gerilimi dindirmek ve soruna siyasi bir çözüm bulmak amacıyla bir araya geldi.

Suriye’de silahlı grupları destekleyen Türkiye ile Suriye yönetimi destekçileri Rusya ve İran arasındaki görüş ayrılıkları ile muhalif grupların sahadaki kazanımlarının devam ediyor olması, soruna hemen bir çözüm bulunmasını zorlaştıran bir durum olarak değerlendiriliyor.

Dışişleri Bakanlığı kaynakları, görüşmeyi yapıcı olarak nitelendirdi. Görüşmede sahadaki durumun ele alındığını aktaran kaynaklar, siyasi sürecin yeniden başlatılmasının önemine değinildiğini belirtti. Görüşmede Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararı uyarınca hareket edilmesi gerektiğinin vurgulandığını ifade eden Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğine destek beyan edildiğini bildirdi.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, üçlü görüşmenin ardından açıklamalarda bulundu. Rusya, Türkiye ve İran Dışişleri Bakanları olarak Suriye’deki silahlı çatışmaların bir an önce sonlandırılması gerektiği konusunda görüş birliğine vardıklarını söyleyen Lavrov, Moskova’nın Suriye’de “meşru muhalefet” olarak tanımladığı gruplarla Esad rejimi arasında diyalog kurulmasından yana olduğunu belirtti.

Silahlı gruplardan Heyet Tahrir Şam’ın (HTŞ) ise ismini ne şekilde değiştirirse değiştirsin “terörist” olarak kalacağını ifade eden Lavrov, “terörist grupların” Suriye topraklarını kontrol etmesine izin verilmesinin “kabul edilemez” olduğunu söyledi. Lavrov, Suriye’deki gelişmelerin ne yönde ilerleyebileceğine ve bu ülkedeki Rus askeri üslerine ne olacağına dair soruya ise “tahminler” üzerine konuşmayacağını belirterek yanıt verdi.

Lavrov’la benzer açıklamalarda bulunan İran Dışişleri Bakanı Erakçi de üçlü toplantıda Suriye’deki çatışmaların derhal durdurulması gerektiği konusunda fikir birliğine vardıklarını belirtti. Açıklamaları İran devlet medyası tarafından aktarılan Erakçi, “En önemlisi, Suriye hükümeti ve meşru muhalif gruplar arasındaki siyasi görüşmeleri başlatmak” dedi.

Astana süreci nedir?

Türkiye, Rusya ve İran, Suriye’de barışı konu edinen Astana toplantıları kapsamında Suriye’nin geleceği konusunda üçlü formatta düzenli görüşmeler gerçekleştiriyor.

Astana toplantıları, 2017 yılında Türkiye, Rusya ve İran’ın garantörlüğünde başladı. Süreç, adını ilk toplantıların düzenlendiği Kazakistan’ın başkenti Astana’dan (günümüzde Nur-Sultan olarak da biliniyor) aldı.

Bu zamana kadar toplamda 22 kez düzenlenen toplantılarından sonuncusu ise Suriye’de muhalif militanların yeniden saldırıya geçmesinden iki hafta önce Astana’da düzenlenmişti.

Bakan Fidan, 2 Aralık’ta İranlı mevkidaşı Arakçi ile Ankara’da bir araya gelmiş ve ardından düzenlenen ortak basın toplantısında İran ile koordinasyonu sürdüreceklerine vurgu yapmıştı.

Türkiye: Derin görüş ayrılıkları var

Türkiye, Rusya ve İran’ın son gelişmelere ilişkin derin görüş ayrılıkları dikkat çeken bir duruma işaret ediyor. Türkiye, olayların bu hale gelmesinin nedeni olarak Esad yönetiminin son 5 senede sağlanan çatışmasızlık ortamını muhalefetle uzlaşma sağlamak için kullanmaması ve Ankara’nın ilişkileri normalleştirme çağrılarına yanıt vermemesi olarak görüyor.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 6 Aralık’ta gazetecilerin sorularına yanıt verirken, Esad’a yaptığı çağrılara yanıt alamadığını bir kez daha anımsattı ve Türkiye’nin liderliğini Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) yaptığı saldırıları desteklediğini ima etti.

Erdoğan, “İdlib, Hama, Humus ve hedef tabii Şam. Muhaliflerin bu yürüyüşü devam ediyor. Temennimiz kazasız belasız bir şekilde Suriye’deki bu yürüyüş devam etsin,” ifadelerini kullandı. Ankara’da yapılan değerlendirmelerde, son saldırılar bağlamında Suriye sahasındaki statükonun değiştiği ve yeni bir uzlaşıya varılacaksa bu yeni gerçeklik üzerine inşa edilmesi düşüncesi ön plana çıkıyor.

HTŞ ve diğer muhalif grupların başlattığı sürece müdahil olmadığını, ancak Halkın Savunma Birlikleri’nin (YPG) karmaşadan yararlanıp Türkiye’ye dönük tehdit oluşturmasına izin vermeyeceğini belirten Ankara, önceliğinin Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması kapsamında bir siyasi çözüm olduğunu kaydediyor.

Rusya ise Türkiye’nin süreçteki etkisine vurgu yapıyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile telefon görüşmesinde, Ankara’nın bölgedeki kapasitesine dikkat çekti ve olayların durdurulması çağrısında bulundu.

Rus Dışişleri Bakanı Lavrov ise doğrudan Türkiye’nin rolünden bahsetmek yerine İdlib’te çatışmasızlık bölgesinin oluşmasına yol açan 2019 ve 2020 anlaşmalarını anımsattı ve bu bölgede kontrolün Türkiye’de olduğunu kaydetti.

İran ise sahadaki gelişmelerden ABD ve İsrail yönetimini sorumlu tutuyor ve Türkiye gibi bölge ülkelerine dolaylı uyarıda bulunuyor. İran Dışişleri Bakanı Arakçi, Fidan ile Ankara’da yaptığı görüşmede, Suriye sahasında yaşanan son olayların komşu ülkelerin istikrarını da tehlikeye atacak türde gelişmeler olduğu uyarısında bulundu.

Rusya’ya oranla Esad yönetimine desteğini daha güçlü ifadelerle yansıtan Tahran yönetimi, Şam’a askeri olarak da destekte bulunacağını açıkladı. Suriye’de İran’a bağlı önemli sayıda milis gücü bulunuyor ancak bu grupların sahadaki mevcut çatışmaların seyrini ne kadar değiştirebileceği bilinmiyor.

İran’ın Astana Süreci toplantısında, muhalif grupların geri çekilmesi çağrısında bulunması ve mevcut Suriye yönetiminin egemenliğine saygı duyulması çağrısını yinelemesi bekleniyor.

Lavrov, görüşmede Türkiye ile Rusya arasında geçen yıllarda varılan İdlib anlaşmalarının kesin olarak uygulanması konusunu ele alacaklarını, “Çünkü Halep’i ele geçiren teröristler İdlib çatışmasızlık bölgesinden geldiler,” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Erdoğan: Suriye’de Yeni Bir Gerçeklik Var

Suriye’deki gelişmelere ilişkin konuşan Erdoğan, “Suriye’de artık siyasi ve diplomatik olarak yeni bir gerçeklik vardır. Suriye tüm etnik, mezhebi ve dini unsurlarıyla Suriyelilerindir. Kendi ülkelerinin geleceğine karar verecek olan Suriye halkıdır” dedi ve ekledi:

“Ateşe benzin dökmenin faydası yok. Jeopolitik hesaplar içinde koşmanın Suriye halkına faydası olmaz. Bölücü terör örgütünün selden kütük kapma hevesinde olduğunun farkındayız. Hiçbir hamleye izin vermeyeceğiz. Tüm aktörlerin, kuruluşların Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına destek vermesi tüm bölgemiz için en hayırlısı olacaktır.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Gaziantep 8. Olağan İl Kongresi’nde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan satır başları şu şekilde:

“Evlatlarını istiklali ve vatanı için toprağa veren siz kardeşlerimle bir kez daha bir araya gelmenin bahtiyarlığı içindeyim. 6 Şubat depremlerinden sonra ‘Erdoğan bu enkazın altında kalır’ diyen kifayetsizleri hayalkırıklığına uğratmaya devam ediyoruz. Maddi anlamda Antep’in kayıplarını telafi edecek imkana sahibiz. Söz verdiğimiz gibi en son hak sahibi kardeşimiz yuvasına kavuşana kadar durmadan çalışacağız.

Buradan Türkiye’ye öncülük eden iş insanları çıkar. Buradan tam 13 yıldır Suriyeli muhacirlere kol kanat geren ensarlar çıkar. Antep’in engin yürekli insanlarını içtenlikle tebrik ediyorum. Her birinizi kutluyor, sizlerle gurur duyduğumu bilmenizi istiyorum.

Antep halkı özellikle insanlığımızın sınandığı Suriye krizinde sergilediği vicdanlı duruşu için tebrik ediyorum. 13 yıl boyunca mazlumlara vakarla sahip çıktınız. Kardeşlik hukukunu gözettiniz. Muhalefetin kışkırtmalarına kulak asmadınız. Bu milletin başını yere eğdirmediniz. Tarih Antep’in ve Antepli kardeşlerimin misafirperverliğini yazacaktır.

İnanıyorum ki sizler de bizim gibi sınırımızın hemen ötesinde yaşanan kritik gelişmeleri takip ediyorsunuz. İdlib’deki saldırıların son hadiseleri tetiklediği anlaşılıyor. Türkiye’nin gözlerini kapatması elbette mümkün değildir. Bizim hiçbir ülkenin çakıl taşında dahi gözümüz yoktur. Türkiye olarak bizim temennimiz Suriye’nin 13 yıldır hasretini çektiği huzura, istikrara ve barış ortamına kavuşmasıdır.

Yaklaşık 1 milyon Suriyeli rejimin ve terör örgütünün saldırıları sonucu hayatını kaybetti. 12 milyona yakın Suriyeli evini, yurdunu, topraklarını terk etmek zorunda kaldı. DEAŞ’ından PKK’sına kadar terörün kanlı yüzünü Suriye sahasında gördük.

Türkiye kendisi için istediğini komşuları için de isteyen bir ülkedir. Ekonomik kalkınması, iç barışı, güvenliğiyle nasıl bir Antep görmek istiyorsak Halep için de aynı temennilerde bulunuyoruz. Hatay’ın esenliğine nasıl önem veriyorsak; Hama’nın, Şam’ın, Humus’un aynı güven içinde olmasını istiyoruz. Aramızda sınırlar olabilir ama kaderimiz de kederimiz de ortaktır.

Suriye’de artık siyasi ve diplomatik olarak yeni bir gerçeklik vardır. Suriye tüm etnik, mezhebi ve dini unsurlarıyla Suriyelilerindir. Kendi ülkelerinin geleceğine karar verecek olan Suriye halkıdır. Ateşe benzin dökmenin faydası yok. Jeopolitik hesaplar içinde koşmanın Suriye halkına faydası olmaz. Bölücü terör örgütünün selden kütük kapma hevesinde olduğunun farkındayız. Hiçbir hamleye izin vermeyeceğiz. Tüm aktörlerin, kuruluşların Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına destek vermesi tüm bölgemiz için en hayırlısı olacaktır.

“Şam rejimi Türkiye’nin uzattığı elin kıymetini idrak edemedi”

Suriye toprakları kana ve gözyaşına doymuştur. Suriyeli kardeşlerimiz barışı herkesten fazla hak etmektedir. Türkiye’nin yegane amacı da tüm kesimleriyle Suriye halkının refahı ve esenliğidir. Biz ilk günden beri bunu savunduk. Katliam ve zulümden kaçan kardeşlerimize kapımızı açarken Suriye krizine çözüm bulmak için elimizi uzatırken gayemiz buydu. Ama Şam rejimi Türkiye’nin uzattığı elin kıymetini idrak edemedi.

Türkiye’nin Gazze, Lübnan, Ukrayna ve Suriye’de barışın sağlanması için gösterdiği çabaları tüm dünya çok iyi biliyor. Her uluslararası toplantıda ülkemizin ağırlığına bizzat tanıklık ediyoruz. Ama muhalefete bu gerçeği görmüyor. Ülkemizin güvenliğini ilgilendiren meselelerde dahi hemen istismar siyasetine sarıldıklarını görüyoruz. Sayın Özel’in hükümetimizin Suriye politikasıyla ilgili sarf ettiği sözlerin elle tutulur hiçbir yanı yoktur.”

Paylaşın

Suriye’de Çöküşün Temelleri

Suriye’de Halep, Hama, Dera, Suveyda ve Kuneytra’da kontrolü ele geçiren silahlı gruplar, başkent Şam ve Humus’a doğru ilerliyor. Foreign Policy ise konuya ilişkin dikkat çeken bir analiz yayınladı.

Suriye’de çöküşün nedenlerine değinilen analizde, “Şam yönetimi ekonomik kriz, organize suçların yayılması, uluslararası ilginin azalması ve muhalefetin yeniden canlanmasıyla birleşen çok yönlü bir baskıyla karşı karşıya. Hükümetin şu anki durumda bu zorlukların üstesinden gelebilmesi neredeyse imkânsız görünüyor. Bu koşullar altında, Suriye’nin geleceği her zamankinden daha belirsiz” ifadelerine yer verildi.

ABD’nin önde gelen dış politika organlarından Foreign Policy’de yer alan analizde, Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) olmak üzere hükümet karşıtı silahlı grupların son bir haftadır Suriye’de kaydettikleri hızlı ilerlemenin nedenleri hem ülke içi dengeler hem de İran ve Rusya gibi yabancı müttefiklerin pozisyonları açısından değerlendirildi.

Cumhuriyet’in aktardığına göre analizde öne çıkan bölümler şöyle: “Başta HTŞ olmak üzere Suriye’deki silahlı muhalif gruplardan oluşan bir koalisyon, Suriye’nin kuzeyinden kapsamlı bir harekat başlatarak Humus şehrine ulaştı ve yaklaşık 250 şehir, kasaba ve köyü kontrol altına aldı. Silahlı gruplar, yaklaşık 1 hafta içerisinde kontrol ettikleri toprakları iki katına çıkardı. Bu saldırılar sonucunda, Suriye’nin ikinci büyük kenti Halep yalnızca 24 saat içinde düştü.

Bugün, Esad’ın pozisyonu her zamankinden daha kırılgan bir noktada. Müttefikleri Rusya ve İran, hükümet güçlerinin dağılmasını önlemek için ellerinden geleni yapmaya çalışsa da sahadaki gerçekler karşısında etkisiz kaldılar. Cihatçı Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) ekim ortasında duyurulan saldırı planları ve buna karşılık Türkiye’nin müdahalesi ve Rusya’nın hava saldırıları göz önünde bulundurulursa, bu saldırının bir sürpriz olmadığı anlaşılıyor.

Rusya’nın, son sekiz yılda Suriye ordusunu yeniden inşa etme çabalarının işe yaramadığı açıkça görüldü. Rusya’nın özel birlikler (örneğin, 25. Özel Görev Tümeni) oluşturma çabalarına rağmen, Suriye ordusu genel olarak disiplinsiz, koordinasyonsuz ve zayıf durumda. Hükümet güçlerinin askeri yapısı hem içten hem de dışarıdan parçalanmış vaziyette. Milis gruparın komutanları, rejim ordusundan daha etkili bir askeri gücü temsil eder halde. Rusya’nın orduya sağladığı tek ciddi yenilik, intihar dronları olsa da, bu teknoloji HTŞ’nin “Kataib Shaheen” (Şahin Tugayı) dron birimi tarafından etkisiz hale getirildi.

HTŞ, 2020’den bu yana askeri kapasitesini önemli ölçüde artırdı. Özellikle Asaib el-Hamra (Kızıl Birlikler) gibi özel kuvvetler benzeri birimler ve gece operasyonlarında etkili olan Saraya el-Harari (Termal Tugay) dikkat çekti. HTŞ tarafından kullanılan seyir füzeleri ve patlayıcılar, Suriye rejiminin ağır silahlarını etkisiz hale getirdi. Silahlı gruplar, keşif dronları ile rejimin savunmasını alt etti.

HTŞ taarruzu, hükümet güçlerinin Hama merkezindeki iki ayrı cepheden hızla geri çekilmesine yol açtı. Ülke genelinde, Şam yönetimine yönelik direniş yeniden başlarken, güneyde Dera, merkezde Humus ve doğuda Deyrizor gibi yerlerde hükümet güçleri büyük zorluklarla karşı karşıya. Esad’ın daha önce 2015’te yaşadığı benzer bir durum, Rusya’nın askeri müdahalesiyle çözülmüştü. Ancak bu kez, Esad’ı kurtaracak bir dış destek mevcut değil.

Çöküşün temelleri

Uluslararası toplum, yıllarca Suriye krizinin “donmuş” bir durumda olduğunu varsayarak Esad’ın zaferini kaçınılmaz görmüştü. Bu nedenle, Suriye’ye olan ilgi azaldı, diplomasi sona erdi ve kaynaklar başka küresel meselelere yönlendirildi. Arap ülkeleri, 2023’te Esad ile normalleşmeye başladı ve bazı Avrupa ülkeleri, Suriye’ye yönelik politikalarını yeniden gözden geçirdi.

Ancak Suriye’nin ekonomisi yıllardır çökmüş durumda. 2020’deki ateşkesten bu yana Suriye lirası hızla değer kaybetti; 2020’de 1 ABD doları 1,150 Suriye lirası iken, bugün 17,500 seviyelerine çıktı. İnsanlar yoksulluk sınırının altına düştü, devlet yardımları kesildi ve organize suç gelirleri halka fayda sağlamadı.

Ayrıca Suriye şu anda, dünyanın en büyük uyuşturucu üretim merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu ticaret, ülkenin güvenlik yapısını derinden etkilerken, suç ağları ve savaş lordları, meşru hükümet içindeki son birliktelik unsurlarını da yok etti.

Rusya’nın Ukrayna savaşı ve İsrail’in Ekim 2023’te İran ve vekil gruplarına yönelik saldırıları, hem Rusya’nın hem de İran’ın dikkatini Suriye’den uzaklaştırdı. 27 Kasım’da başlayan muhalefet saldırısı sırasında, Rusya, İran ve Hizbullah sahada varlık gösterse de ağır kayıplar verdi.

Şam yönetimi ekonomik kriz, organize suçların yayılması, uluslararası ilginin azalması ve muhalefetin yeniden canlanmasıyla birleşen çok yönlü bir baskıyla karşı karşıya. Hükümetin şu anki durumda bu zorlukların üstesinden gelebilmesi neredeyse imkânsız görünüyor. Bu koşullar altında, Suriye’nin geleceği her zamankinden daha belirsiz.

Paylaşın

“Beşar Esad, Suriye’yi Terk Etti” İddialarına Yalanlama

Silahlı grupların başkent Şam’a yaklaşması üzerine Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın ülkeyi terk ettiğine dair iddialar yalanlandı. Esad’ın Şam’da “işlerini, ulusal ve anayasal görevlerini” sürdürdüğü bildirildi.

Haber Merkezi / Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın çalışmalarını, ulusal ve anayasal görevlerini başkent Şam’da sürdürdüğünü vurguladı. Cumhurbaşkanlığından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verildi: ‘’Bazı yabancı medya organları, Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın Şam’dan ayrıldığı ya da şu ya da bu ülkeye yıldırım ziyaretleri yaptığı yönünde söylentiler ve yalan haberler yayınlıyor.’’

Cumhurbaşkanlığı açıklamasında ayrıca, “Aslında bu araçlar daha önce de savaşın son yıllarında Suriye devletini ve toplumunu yanıltmaya ve etkilemeye yönelik girişimler modelini izlemişti’’ ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı açıklamasının devamına, ‘’Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı da Sayın Cumhurbaşkanımızın çalışmalarını, ulusal ve anayasal görevlerini başkent Şam’dan sürdürdüğünü teyit ediyor ve Cumhurbaşkanı Esad’a ilişkin tüm haber, faaliyet ve pozisyonların Cumhurbaşkanlığı platformlarından ve Suriye ulusal medyasından verildiğini vurgular’’ ifadelerini ekledi.

Suriye ordusu Humus, Dera ve Deyrizor’da kontrolü kaybetti

Öte yandan silahlı grupların Humus kentine girdiğini bildirdi. Ülkenin üçüncü büyük şehri Humus ile başkent Şam arası yaklaşık 160 kilometre. Humus’un düşmesi, Esad’a desteğin güçlü olduğu ülkenin doğu kıyısı ile Şam arasındaki bağlantının kesilmesi anlamına geliyor.

Humus, Suriye’de iç savaşın başladığı 2011 yılında Beşar Esad karşıtı büyük gösterilerin düzenlendiği kentlerden biriydi. Silahlı gruplar bu kenti “devrimin başkenti” olarak tanımlıyordu.

Silahlı grupların ayrıca, ülkenin en güneyindeki Dera bölgesinin büyük kısmında da kontrolü ele geçirdiği bildirildi. Şam’ın çeperindeki bazı mahallelerde silahlı grupların kontrolü ele aldığı haberleri geliyor. Beşar Esad’ın doğduğu Dera, 2011’de isyanın başladığı bölge olarak sembolik önem taşıyor.

Suriye ordusunun Dera’dan kısa süre önce Suriye’nin doğusundaki Deyrizor kentinde de kontrolü kaybettiği ve kentin ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolüne geçtiği bildirildi.

Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen de Suriye’deki durumun “her dakika değiştiğini” söyledi. BM’nin “kritik görevlerde olmayan” personelinin Suriye’den tahliye edildiği bildirildi.

Suriye İçişleri Bakanı Muhammed El Rahmoun devlet televizyonuna açıklama yaparak, Şam çevresinde güvenlik güçlerinin “çok güçlü bir askeri hat” inşa ettiğini ve kimsenin bu hattı geçemeyeceğini söyledi.

Birleşmiş Milletler (BM), yeniden başlayan iç savaşta yaklaşık 300 bin kişinin evlerini terk ettiğini duyurdu.

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan’dan “Suriye” İçin Dörtlü Masa Önerisi

Suriye’deki gelişmelere ilişkin konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Türkiye, İran, Amerika, Rusya’nın bir masada oturup beraberce çalışması gerekiyor ama aynı zamanda Suriye içerisindeki farklı grupların, farklı yapıların da bu sürecin içerisine şöyle ya da böyle katılması gerekiyor” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, haberler.com’a konuştu. Ali Babacan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“ABD’nin mevcut ya da gelecek yönetiminin PYD, YPG gibi derdi olduğunu düşünmüyorum. Onların derdi Ruslar buradalar, Suriye’yi Ruslara bırakmayalım, dengeli varlığımız olsun. İkincisi, İran üzerinden Suriye ve Lübnan’a uzanan Şii hilali etki altındakileri silahlı unsurlarla durduralım, engelleyelim, zorlaştıralım. Üç: Bu işten İsrail’in çıkarı gereği şunu, bunu yapalım. ABD derdi bu. Kendi askerlerinin canını tehlikeye atmadan başka silahlı unsurları kullanarak iş yapıyor Suriye’de. İşine ne geliyorsa onu yapıyor, işine kim geliyorsa onu kullanıyor.

Son bir haftadır olan gelişmeler Suriye rejimini nihayetinde masaya çekebilir. Burada amaç rejimi yıkmak mı, yoksa sıkıştırıp masaya oturtmak mı? Şu anda aslında Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin de vermesi gereken çok önemli bir karar bu. Yani yıkalım bu rejimi, sonrasına bakarız mı? Yoksa rejimi sıkıştırıp, masaya oturtup, nihai bir siyasi çözüm olmasını sağlamak mı? İki tane büyük tercih var. Umarım ki bu iki tercih arasında bizim hükümet yanlış yollara sapmaz.

“Türkiye, İran, Amerika, Rusya’nın bir masada oturup…”

 Türkiye’nin ve İran’ın içinde olduğu ama aynı zamanda maalesef uzaktan ya da yakından gelip Suriye’ye müdahil olan Amerika ve Rusya’yla da mutlaka konuşuyor olmak gerekiyor. Türkiye, İran, Amerika, Rusya’nın bir masada oturup beraberce çalışması gerekiyor ama aynı zamanda Suriye içerisindeki farklı grupların, farklı yapıların da bu sürecin içerisine şöyle ya da böyle katılması gerekiyor.

Bizim görmek istediğimiz Suriye toprak bütünlüğü olan, Suriye’de yaşayan tüm insanların temel hak ve özgürlüklerin yaşandığı, çoğulcu demokrasi ile Suriye halkının yönetime arzularının, iradelerinin yansıdığı bir Suriye. Biliyorsunuz Suriye’de etnik çeşitlilik, farklı dinler, mezhepler var. Bütün çeşitliliğin yansıtıldığı yönetim sistemi olmadı.

Suriye’de azınlığın çoğunluğa tahkim edildiği rejim var. Onların da haklarını gözetecek bir Suriye’yi hedeflemek gerekiyor. Böyle baktığımızda o hedefe ulaşmak için öncelikle iç diyalog sürecine ihtiyaç var. Önce insan dememiz gerekiyor. Yeni bir göç dalgasının, insanlık trajedisinin olmaması gerekiyor. Suriye’nin nihai çözümünde mutlaka doğal kaynakların adil paylaşıldığı bir hedefi de ortaya koymak gerekiyor.”

Paylaşın

ABD’nin Desteklediği SDG Deyr Ez Zor’u Ele Geçirdi

İç savaşın başladığı 2011 yılından bu yana birkaç kez el değiştiren Deyr-ez Zor, ABD’nin desteklediği ve omurgasını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolüne geçti.

SDG’nin başında bulunan Mazlum Abdi, kendisine bağlı güçlerin, özellikle Halep’te yaşayan Kürtler’i korumak için, Heyet Tahrir el Şam ile “iletişim kanallarına” sahip olduğunu söyledi.

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) desteklediği ve omurgasını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin Suriye’nin doğusunda Deyr ez Zor’u ve Irak’la ana sınır kapısının kontrolünü ele geçirdiği bildirildi. SDF bu iki hamleyle Suriye’nin doğusundaki geniş çöllük alanda kontrolü almış oldu.

Suriye’nin doğusundaki iki güvenlik kaynağı Cuma günü öğleden sonra itibariyle, Suriye Demokratik Güçleri’nin Deyr-ez Zor kentinin kontrolünü tamamen ele geçirdiğini söyledi. Deyr ez Zor, bir hafta içinde Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esat’ın kontrolünden çıkan üçüncü kent oldu.

Kentte irtibatı bulunan Deyr Ez Zor d24 adlı medya platformundan aktivist Ömer Ebu Leyla Reuters’a Suriye hükümeti güçlerinin ve İran’ın desteklediği savaşçıların, Deyr Ez Zor’dan çekildiğini ve Suriye Demokratik Güçleri’nin girdiğini söyledi.

Bu gelişmeden kısa bir süre sonra da, Suriye ordusundan iki kaynak Reuters’a yaptığı açıklamada, Suriye Demokratik Güçleri’nin Suriye ile Irak arasındaki sınır kapısı Ebu Kemal kapısını ele geçirdiğini belirtti.

Deyr ez Zor kenti Suriye’de Beşar Esat karşıtı gösterilerin ardından iç savaşın başladığı 2011 yılından bu yana birkaç kez el değiştirdi. Kent IŞİD tarafından 2014’te ele geçirilmeden önce ilk olarak isyancıların eline geçmişti. Tahran yanlısı Iraklı grupların desteklediği Suriye ordusu 2017 yılında kenti yeniden ele geçirmişti.

Suriye Demokratik Güçleri’nin ilerleyişi, daha önce El Kaide ile bağlantılı olan Heyet Tahrir el-Şam’ın liderliğindeki isyancı grupların Cuma günü Humus kenti kapılarına dayandığı bir zamana rastladı. İsyancı gruplar geçen hafta Halep ve Hama kentlerini ele geçirmiş ve son yıllarda Beşar Esat’a yönelik en ağır darbeyi vurmuştu.

Mazlum Abdi: Kendimizi savunuruz

Suriye Demokratik Güçleri’nin başında bulunan Mazlum Abdi Cuma günü Haseke kentinde düzenlediği basın toplantısında kendisine bağlı güçlerin, özellikle Halep’te yaşayan Kürtler’i korumak için, Heyet Tahrir el Şam ile “iletişim kanallarına” sahip olduğunu söyledi.

Suriye Demokratik Güçleri’nin HTŞ ile çatışmadığını ancak saldırı hedefi olması halinde kendisini savunacağını belirten Mazlum Abdi, kendi kontrolleri altında bulunan bölgelerin korunması için ABD ve Rusya ile temasta olduklarını belirtti.

Suriye Demokratik Güçleri’nin ana omurgasını Halk Savunma Birlikleri (YPG) oluşturuyor. Bu grup içinde yerel bazı Arap unsurlar da bulunuyor. Türkiye YPG’yi ABD’nin de terör örgütü listesinde bulunan PKK’nın Suriye kolu olarak görüyor. Washington ise Suriye Demokratik Güçleri’nin IŞİD’le mücadelede önemli bir ortak olduğunu belirtiyor.

Suriye Demokratik Güçleri daha önce Suriye hükümeti güçleri ve ona yakın Tahran destekli Iraklı savaşçılarla çatışmıştı. Mazlum Abdi, hükümet güçlerinin isyancıların saldırısı karşısında bu kadar hızlı bir şekilde çökmesine şaşırdığını söyledi.

Mazlum Abdi Şubat ayında Reuters’a, İran yanlısı grupların sorumlu tutulduğu ve SDG’den altı savaşçının öldüğü insansız hava araçlı saldırının ardından, Suriye’nin kuzeydoğusuna takviye hava savunmalarının yerleştirilmesi gerektiğini söylemişti.

Paylaşın

Avrupa Konseyi’nden Türkiye’ye Osman Kavala İçin “Dostane Çözüm” Çağrısı

Avrupa Konseyi, Osman Kavala’nın “derhal serbest bırakılması” yönündeki AİHM hükmünün uygulanması ve Osman Kavala’nın Anayasa Mahkemesine (AYM) yaptığı bireysel başvuruların ivedilikle incelenip karara bağlanması çağrılarını bir kez daha yineledi.

Gezi Parkı Davası kapsamında tutuklu yargılanan iş insanı Osman Kavala 25 Nisan 2022 yılında “Türkiye Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edilmişti. Kavala’nın cezası 28 Eylül 2023’te Yargıtay 3. Ceza Dairesi, tarafından onanmıştı.

DW Türkçe’den Kayhan Karaca’nın haberine göre; Osman Kavala hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından açıklanan hak ihlali kararının uygulanma süreci bu hafta Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından Strasbourg’da bir kez daha ele alındı. Komite, Osman Kavala’nın “derhal serbest bırakılması” yönündeki AİHM hükmünün uygulanması ve Kavala’nın Anayasa Mahkemesine (AYM) yaptığı bireysel başvuruların ivedilikle incelenip karara bağlanması çağrılarını bir kez daha yineledi.

Bakanlar Komitesi, bugün açıkladığı kararında, Osman Kavala dosyasıyla ilgili olarak Avrupa Konseyi ile Türk hükümeti arasında son aylarda yürütülen üst düzey teknik diyaloğun “memnuniyet verici” olduğunu, son görüşmenin Ankara’da 24 Ekim 2024 tarihinde gerçekleştiğini ve bu görüşmeye katılan Avrupa Konseyi heyetinin Kavala’yı cezaevinde ziyaret ettiğini bildirdi. Komite Ankara’ya “yapıcı” olarak tanımladığı bu yaklaşımı ve Avrupa Konseyi sekretaryası ile “üst düzey teknik diyaloğu” sürdürmesi çağrısında bulundu.

Kararda, Avrupa Konseyi’nin, Ankara ile yürüttüğü teknik diyalog sürecinde, Kavala’nın AİHM kararları temelinde Türkiye’de yeniden yargılanıp beraat etmesini ve yeniden yargı sürecinde geçici serbest bırakılmasını usulen sağlayacak üç temel yöntem tespit ettiği kaydedildi.

İlk yöntem olarak, Kavala tarafından AYM’ye yapılan iki bireysel başvurudan birinde ihlal kararı verilip dosyanın Ağır Ceza Mahkemesine geri gönderilmesi ve Ağır Ceza’nın Kavala’nın tutuksuz yargılanmasına karar vermesi gösteriliyor. Ancak AYM’nin iş yükü nedeniyle Osman Kavala’nın başvurularını ne zaman karara bağlayacağı bilinmiyor.

İkinci yöntem, AİHM gündemine bu yıl 18 Ocak’ta taşınmış ikinci Osman Kavala davasıyla bağlantılı. AİHM’nin bu davada Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma hakkına ilişkin 6’ncı maddesinin ihlaline hükmetmesi halinde, Türkiye’de Ceza Muhakemesi Kanunu’nda Hükümlü Lehine Yargılamanın Yenilenmesini düzenleyen 311’inci maddenin işletilebileceği ve yeniden yargı sürecinde Ağır Ceza Mahkemesi’nin Kavala’nın tutuksuz yargılanmasına karar verebileceği belirtiliyor.

Söz konusu maddenin “f” şıkkı, “Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, AİHM’nin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya ceza hükmü aleyhine AİHM’ye yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir” ifadelerini içeriyor.

Üçüncü yöntem ise şu an AİHM tarafından görülmekte olan ikinci Kavala davasında Ankara ile Kavala’nın “Dostane Çözüm” adı verilen formülde uzlaşması. Kavala dosyasında bu formülü en hızlı yol olarak gören Avrupa Konseyi Sekretaryası, bugün açıkladığı kararında, Türk hükümetine AİHM gündemindeki ikinci Kavala kararında “dostane çözüm” formülünü “bütünüyle değerlendirme” önerisinde bulundu.

Ankara, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 39’uncu maddesinde yer alan dostane çözüm formülüne geçtiğimiz yıllarda birçok davada başvurmuştu. Bu uzlaşı formülü, bir yandan devlet hakkında AİHM’den ihlal kararı çıkmasını önlüyor, diğer yandan ve kimi durumlarda iç hukukta AİHM içtihatlarının uygulanmasını sağlayabiliyor. AİHM’de dostane çözüm formülüne ek olarak “Tek Taraflı Deklarasyon” uygulaması da bulunuyor. Bir devlet, sunduğu dostane çözüm önerisinin şartlarının davacı tarafından reddedilmesi halinde AİHM’ye başvurup başvurunun kayıttan düşürülmesini talep edebiliyor.

Osman Kavala’nın avukatları “Ortak Prosedür” istiyor

Osman Kavala’nın avukatları tarafından Avrupa Konseyi’ne iletilen tutum belgelerinde ise AİHM kararının hâlâ uygulanmıyor olmasının, Türkiye’deki insan hakları ve sivil toplum aktivistleri arasında “AİHM’ye başvuru, insan haklarının korunması için etken olmaktan çıkıyor” şeklinde giderek artan bir algı yaratmaya başladığına dikkat çekildi. Avukatlar, Bakanlar Komitesine gönderdikleri mesajda, AİHM kararı gereği Osman Kavala’nın ne zaman serbest bırakılacağı ve beraat ettirileceği konusunda Avrupa Konseyi’nin Ankara’dan net bir takvim talebinde bulunmasını istedi.

Avukatlar, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) tarafından 2023 yılında alınan bir karar temelinde, “ortak prosedür” adı verilen sürecin tetiklenmesi talebinde de bulundu. Bakanlar Komitesi, AKPM ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri olmak üzere üç aktörlü bu süreç, AİHM kararlarını uygulamayan bir devletle diyalog kurulması ve diyalog yoluyla Avrupa Konseyi ilkelerine uymasının sağlanmasını hedefliyor. Üçlü prosedür her üç aktör tarafından başlatılabiliyor. Bunun için Bakanlar Komitesinin üçte iki çoğunlukla, AKPM’nin oy verenlerin üçte iki, toplam üyelerinin ise üçte bir çoğunluğu ile karar vermesi gerekiyor. Genel Sekreter ise tek başına prosedürü tetikleyebiliyor.

AKPM bünyesinde bir grup parlamenter bu sürecin başlatılması için girişim başlattı. Konu hakkında AKPM’nin Ocak 2025’teki genel kurul toplantılarında bir karar alınabileceği belirtiliyor.

Paylaşın