Suriyelilerin Yaklaşık Yüzde 30’u Ülkelerine Dönmek İstiyor

Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, Ortadoğu ülkelerinde yaşayan milyonlarca Suriyeli mültecinin yaklaşık yüzde 30’unun gelecek yıl ülkelerine dönmeyi planladığını söyledi. Grandi, geçen yıl bu oranın yüzde 0’a yakın olduğunu belirtti.

Haber Merkezi / Suriye’nin başkenti Şam’da gazetecilere konuşan Filippo Grandi, ayrıca Beşar Esad’ın düşüşünden bu yana yaklaşık 200 bin Suriye mültecinin geri döndüğünü ve Hizbullah-İsrail çatışması sırasında Lübnan’dan Suriye’ye kaçan 300 bin kişinin daha olduğunu söyledi.

BM Mülteci Ajansı’nın (UNHCR) son verilerine göre; Türkiye, toplam 3.112.683 en fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan ülke olurken, Lübnan ise 774.697 Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor. Almanya, Avrupa’da 716.728 Suriyeli mülteciye ev sahipliği ile başı çekiyor.

Bu mültecilerin dönüşü, yeni Suriye hükümetinin temel hedeflerinden biri olmaya devam ediyor. Grandi, iç savaş sırasında büyük şehirlerin büyük bir bölümünün yıkıldığını, kamu hizmetlerinin çöktüğünü ve Suriyelilerin büyük çoğunluğunun yoksulluk içinde yaşadığını kabul etti. Batı’nın hala Suriye’ye yaptırım uyguladığını belirten Grandi, “Durum vahim ve bazı yaptırımların kaldırılması insanların geri döndüğü bölgelerdeki koşulların iyileştirilmesine yardımcı olabilir” dedi.

Geri dönen Suriyelilerin birçoğunun taşınma maliyetlerini karşılamak için eşyalarını sattığını vurgulayan Grandi, BM kuruluşlarının taşınma ve gıda için bir miktar mali yardım sunduğunu ve ayrıca yıkılan evlerin en azından bir kısmının yeniden inşasına yardımcı olduğunu söyledi. Grandi, “Geri dönen ve geri dönmek isteyen Suriyelilerin daha fazla desteğe ihtiyaç var, yaptırımların yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine inanıyorum” diye ekledi.

BM Mülteciler Yüksek Komiseri Grandi, ABD yönetiminin dış yardım programlarını önemli ölçüde azaltma yönündeki son kararına doğrudan yorum yapmadı.

Paylaşın

Devlet Bahçeli’den Ekrem İmamoğlu’na Sert Tepki

İBB Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu sert sözlerle eleştiren MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Anayasa ve yasalar herkese adil uygulanmaktadır. Seçilmiş de olsa kimsenin suç işleme özgürlüğü yoktur. Korkunun ecele faydası hiç yoktur” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun sözleriyle ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Bahçeli açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

Mezkur toplantıda üst perdeden konuşmasının yanı sıra, ülkenin bilirkişisi pozları vermiş, Sayın Cumhurbaşkanımız dahil yargıya, siyasete ve aklına esen her kişi ve kuruma abuk sabuk laflar etmiştir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak taşıdığı sorumlulukları yok sayarak, üstüne vazife olmayan, görev ve yetki sahasında bulunmayan konu başlıkları hakkında talihsiz ve tabansız değerlendirmelerle havanda su dövmüştür. Klasik ve bildik İmamoğlu tablosu maalesef gündeme yine gölge düşürmüştür.

Kendi aklı yerine başkalarının aklını rehber edinmesi bir yana, İstanbul şehremini görevini layıkıyla yapamadığını itiraf edememiş, sancılı ve zor dönemlerde İstanbul’u niçin yüzüstü bıraktığını açıklayacak cesareti bir kez daha gösterememiştir. Felaket dönemlerinde tatil hakkını kullanan İmamoğlu’nun siyasi ahlak ve etik ihlalinde eşik ve sınır tanımadığı herkesin ve bilhassa İstanbul’da yaşayan vatandaşlarımızın malumudur.

Hiç kuşku yok ki İstanbul’un yıllarını çalan bu şahsın sorumluluktan kaçışı, makul ve meşru eleştirileri sözde hukuk ve sistem sorununa bağlaması asla doğru ve masum görülemeyecektir. Özellikle hatırlatırım ki, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Dahası ne rejim ne de sistem sorunu söz konusudur.

Gerçek bağlamından koparılmış demokrasinin ve demokratik hakların ardına saklanıp, milletimizin tertemiz irade ve tercihiyle yönetim hayatımıza giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni ve yüzde 52 oyla cumhurun başı seçilen Sayın Cumhurbaşkanımızı sorgulamaya kalkışmak potansiyel bir hazımsızlığın ve anti-demokrat siyasi zihniyetin suçüstü halinden başka bir şey değildir. Anlaşılan İmamoğlu hem siyasi hem de hukuki darboğazdadır ve telaşlanması da bundandır.

Ancak bağımsız ve tarafsız yargı İmamoğlu’yla birlikte, yanında yöresinde yuvalanmış çıkarcı yoldaşlarının nerede olurlarsa olsunlar takibindedir, MHP ve Cumhur İttifakı düşmanlığı yapanların yalanlarına, yönlendirmelerine de boyun eğmeyecektir. Ortada bir suç varsa bedeli hukuk önünde mutlaka ödenecektir.

Aksi halde endişeye zaten gerek de yoktur. Bugünkü basın toplantısının ardından, Cumhurbaşkanı adaylığı kisvesine bürünen İmamoğlu’na parti içindeki rakiplerinin nasıl yorum getirip ne diyeceği önümüzdeki günlerde açıklığa kavuşacak bir muammadır. Acaba CHP’nin siyasi ayak oyuncuları ve adaylık peşine düşen malum köşesiz isimleri İmamoğlu’nun her yana çekilecek açıklamalarına ne diyeceklerdir?

İmamoğlu ikbal kaygısıyla siyaset yapmayı eleştirse de yaptığı toplantının ana fikri ikbal kaygısından başka bir şey değildir. Anayasa ve yasalar herkese adil uygulanmaktadır. Seçilmiş de olsa kimsenin suç işleme özgürlüğü yoktur. Korkunun ecele faydası hiç yoktur. Ekrem İmamoğlu şayet Türkiye’yi ayağa kaldırabilecek gücü kendisinde görüyor ve özgüvenli bir Cumhurbaşkanı adaylığını veya lider profilini şahsına layık buluyorsa şu hususların da düşünülmesi ve dikkate alması siyasi ve ahlaki tutarlılığın bir gereği olarak akıllara gelecektir:

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu; Bütün yüklerinden kurtularak, sade bir vatandaşa dönüşebilecektir. CHP’den, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanlığı’ndan istifa etmesi, yerine Büyükşehir Belediye Meclisi’nden birisinin başkan olarak seçilmesinin önünü açarak belediye hizmetlerinin aksamasına engel teşkil etmesi mümkün olabilecektir.

Bu şahsa tavsiyem, siyasetten, yargıdan, toplumun her kesiminden ülkeyi ayağa kaldırabilecek destekçileri olduğuna inanıyorsa sade bir vatandaş olmayı tercih ederek sonuçlarına katlanması ve açıkça meydana çıkmasıdır. Aynı zamanda ulaşacağı bu rahatlık ve kolaylık; çevresindeki karmaşadan, siyasetin kaotik yapısından kurtulmasını, sade ve sıradan bir vatandaş olarak hem adaletin hem de milletin huzuruna çıkmasını sağlayacaktır.

“İmamoğlu kendine güveniyorsa…”

İmamoğlu kendine güveniyorsa, yüz bin kişinin imzasıyla Cumhurbaşkanı adayı olabilecektir. Trabzon’un bir evladı olarak da milletimize ve ülkemize hizmet etme imkanını elde edebilmek için resmen harekete geçebilecektir. Bu durum karşısında yol yürüdüğü bugünkü arkadaşlarının durumu, kaç kişinin etrafında kalacağı, belediyenin rant vanası kapanınca kimlerin yanında bulunacağı da netleşmiş olacaktır. CHP’nin cumhurbaşkanı adayı yarışına gireceği anlaşılan, bilimsel çalışmalarıyla öne çıkmış, TV’lerde CHP’yi savunarak boy gösteren önemli isimlerin varlığı da herkesin bildiği bir gerçektir.

Büyükşehir Belediye Başkanı zırhını çıkardığı andan itibaren isimleri siyaset borsasında inip çıkanlarla eşit şartlarda yarışıma imkânına kavuşması, kendi ifadesiyle adil bir yarışa önayak olması mümkün ve muhtemeldir. Hasılı Ekrem İmamoğlu’na sormak lazımdır ki; son dönemde yaptığınız açıklamalarda, verdiğiniz mesajlarla toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak bir liderlik sergileme peşine düştüğünüz ortadadır.

Eğer gerçekten siyasete ve yargıya olan güven eksikliğinden bahsediyorsanız, belediye başkanlığı görevinden istifa ederek belediye imkânlarını bırakmayı ve tüm rakiplerinizle eşit şartlarda sade bir vatandaş olarak yarış başlatmayı düşünüyor, “Türkiye’yi ayağa kaldırırım” sözünüzün gereğini, bu tür cesur bir kararla ortaya koymayı planlıyor musunuz? Böyle bir adımın, hem siyasi etik açısından örnek teşkil edeceğine, hem de adil bir yarış ortamı oluşturabileceğine, bunun da Türkiye’nin siyaset kültürünü dönüştürmek adına tarihi bir fırsat olacağına inanıyor musunuz?

Paylaşın

Tekstil Ve Hazır Giyim Sektöründe İstihdam Kaybı Yüzde 25’i Buldu

TOBB Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sektör Meclis Başkanı Şeref Fayat, 2024’ün son ayları da hesap edildiğinde, sektördeki istihdam kaybının 300 bine ulaştığını ifade ediyor.

2022 sonunda 1 milyon 250 bin kişinin çalıştığı sektörde, bu sayının 950 bine kadar düştüğünü dile getiren Şeref Fayat, “Yani kabaca toplam istihdamımızın yüzde 25’ini kaybettik” diyor.

Türkiye ekonomisinde önde gelen özellikle ihracatta en güçlü sektörlerden olan tekstil ve hazır giyim sektörü, son yıllardaki ekonomide yaşananlardan en çok etkilenen sektör olarak ağır bir kriz yaşıyor. Döviz kurları, enflasyondaki yükseliş, maaşlardaki artışlar sektörü derinden etkilerken, sektörde çalışan sayısı 1 milyonun altına geriledi.

Döviz kurlarındaki artışın enflasyonun ve ücret artışlarının gerisinde kalmasıyla tekstil üretim merkezleri Mısır’a taşınırken, Türk şirketlerinin Mısır’da kurduğu fabrikalarının sayısı 200’e çıktı.

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran’ın haberine göre, sektör temsilcileri, tekstil ve hazır giyim sektöründe ağır bir kan kaybı yaşandığını belirtiyor. Sektörün önde gelen isimleri bu şekilde devam ederse Türkiye’nin bu sektördeki iddiasını da kaybedeceği uyarısında bulunuyorlar.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, Türkiye tekstil ve hammaddeleri sektörü 2024 yılında 207 ülke ve serbest bölgeye ürün sattı. Bu dönemde tekstil ihracatı bir önceki yıla göre binde 6 gerileme ile 9,5 milyar dolar olarak gerçekleşti. Aynı dönemde hazır giyim ihracatı yüzde 6,9 gerileme ile 17,9 milyar dolar, deri ve mamülleri ihracatı ise yüzde 17,9 düşüşle 1,5 milyar dolara indi. 2024’te en fazla ihracat Avrupa Birliği ülkelerine yapılırken, ilk üç sırayı İtalya, İngiltere ve İspanya aldı.

Geçtiğimiz günlerde tekstil sektörünün içinde bulunduğu sıkıntılara ilişkin bir açıklama yapan Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, Türkiye’nin tekstil ihracatının 2022’de 10,35 milyar dolarla zirveyi gördüğünü, ardından 2023’te 9,55 milyar dolara, 2024’te ise 9,49 milyar dolara gerilediğine dikkat çekmişti. Tekstil ve hazır giyim sektöründe son 2 yılda 250 bin kişilik istihdam kaybı yaşandığına işaret eden Gültepe, “Anadolu’ya gittiğinizde çalıştıracak kimse yok; başvuru olmuyor” demişti.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sektör Meclis Başkanı Şeref Fayat, 2024’ün son ayları da hesap edildiğinde, sektördeki istihdam kaybının 300 bine ulaştığını ifade ediyor. 2022 sonunda 1 milyon 250 bin kişinin çalıştığı sektörde, bu sayının 950 bine kadar düştüğünü dile getiren Şeref Fayat, “Yani kabaca toplam istihdamımızın yüzde 25’ini kaybettik” diyor.

Türkiye’de ekonomi yönetiminin döviz kurunu baskılaması nedeni ile ihracat gelirlerinin enflasyonun altında kaldığını, bununla birlikte ana pazar olan Avrupa’da yaşanan durgunluk nedeni ile sipariş kayıplarının yaşandığını dile getiren Fayat, “Tüm bu olumsuz koşullar Türkiye’de yatırım yapmayı çok zorlaştırdı. 2025 yılında da bu olumsuz tablonun devam edeceğini ve ihracatın yüzde 5 küçüleceğini söyleyebiliriz. Ne yazık ki sektörümüzde işten çıkarmalar devam edecektir” diye konuşuyor.

Ege İhracatı Birlikleri Koordinatör Başkanı ve Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (ETHİB) Yönetim Kurulu Başkanı Jak Eskinazi de Türkiye’nin tekstil ve hazır giyimde kan kaybetmesi ile dış pazarlarda özellikle Mısır, Vietnam ve Bangladeş’in öne çıktığına, hatta Avrupa’da Portekiz ve Romanya’nın bile Türkiye’den avantajlı hale geldiğine değiniyor.

“Rakibimiz olan 100-300 dolar arasında aylık ücret verirken, onlarla rekabet edemeyiz” diye konuşan Eskinazi, 2025 yılında da özellikle hazır giyimde yaşanan üretim ve istihdam sıkıntısının artarak devam edeceğini vurguluyor.

“Cumhuriyeti tarihinde bir ilk”
Son dönemde yerli tekstil firmaları, yüksek enflasyon ve artan üretim maliyetleri nedeniyle fabrikalarını Türkiye’den Mısır’a taşımaya başladı. Mısır-Türk İş Konseyi verilerine göre, Türk tekstil şirketlerinin Mısır’da açtığı fabrika sayısı 200’e ulaşmış durumda.

Son birkaç yılda asgari ücret maliyetinin 450-500 dolardan 1000 dolar seviyesine çıktığını, bu durumun Türkiye’de üretilen tekstil ve hazır giyim ürünlerinin rakip ülkelere göre çok daha pahalıya satılması sonucunu getirdiğini anlatan Şeref Fayat, “Şirketler üretim sorunu yaşayınca, fabrikalarını maliyetlerin Türkiye’ye göre dörtte bir düzeyinde olduğu Mısır’a kaydırmaya başladı. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa hazır giyim sektörünün son bir yıl içindeki Türkiye dışı yatırımı, Türkiye içi yatırımının üç katı oldu” şeklinde konuşuyor.

1000’e yakın üyesi ile 57 ülkeye tekstil ve hazır giyim ürünleri ihraç eden Laleli Esnaf ve Sanayiciler Derneği’nin (LASİAD) Başkanı Gıyasettin Eyyüpkoca ise, Türkiye ekonomisinin kendi sorunları yanında yakın coğrafyalardaki savaş ve çatışmaların da tekstil ve hazır giyim sektörünü olumsuz etkilediğine dikkat çekiyor.

Türkiye’nin en yoğun pazarları olan Balkan ve Doğu bloku ülkelerinin Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle sıkıntı yaşadığını belirten Eyyüpkoca, “Rusya öksürdüğü zaman bu pazarlar adeta sıtma oluyor. Tüketim alışkanlıklarında ve harcama dengelerinde ciddi bir sıkıntı oluştu. İnanılmaz bir durgunluk söz konusu. Aynı sorunu Avrupa ülkelerinde de yaşıyoruz” şeklinde konuşuyor.

Sektör olarak 2025’ten olumlu bir beklenti içinde olmadıklarını kaydeden Eyyüpkoca, “Sipariş olmayınca, enerji ve çalışan maliyetleri de arttıkça mecburen işten çıkarmalar, hatta şirket kapanmaları oluyor. Bu yıl için umutlu bir beklentimiz yok” diyor.

“Çalışanlara düşük ücret baskısı”

Tekstil ve hazır giyim sektöründe işverenler asgari ücret artışı nedeni ile çalışan maliyetlerinden şikâyet ederken, çalışanlar ise patronların ücretleri baskıladığını ve işçilerin yaşam koşullarını zora soktuğunu dile getiriyor.

Tekstil ve hazır giyim alanında iş kayıplarının daha da artmasından endişe ettiklerini ifade eden DİSK Tekstil İşçileri Sendikası İstanbul Bölge Temsilcisi Asalettin Arslanoğlu, “İşverenler maliyetleri kısmak için çalışanlara düşük ücreti dayatıyor, kabul etmeyeni işten çıkarıyorlar. Her geçen gün etrafımızda yeni işten çıkarmalar olduğunu, hatta küçük işletmelerin kapandığını söyleyebilirim” şeklinde konuşuyor.

Paylaşın

AK Partili Çelik’ten “İmralı” Açıklaması: Ziyaret Trafiği Tamamlandı

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin konuşan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Ziyaret trafiği tamamlandı. Bundan sonra beklenen terör örgütünün tasfiye edilmesiyle ilgili çağrının ortaya çıkması” dedi ve ekledi:

“Ziyaret trafiğinde kendi görüşlerimizi ifade etti. Ziyaret eden heyette bütün açıklığıyla konuya nasıl baktıklarını ifade ettiler. Biz de geçmiş dönemdeki çalışmalar ve bu dönemde nasıl baktığımızla ilgili tutumumuzu ortaya koyduk. Gelinen nokta terör örgütün kendini tasfiye etmesi ve silah bırakmasıyla ilgi çağrıyı kapsıyor. Bu herhangi şekilde al ver, pazarlık süreci değil. Devletin temel niteliklerinden taviz verilecek bir süreç değil.”

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin MKYK toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu. Ömer Çelik’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

Bolu’daki yangının tüm boyutlarının ortaya çıkması için net bir irade ortaya koyacağız. Yargının yürüttüğü soruşturma, idari soruşturma ve Meclis’te komisyonun kurulmasına dair irade bir araya gelince net bir tablo çıkaracaktır. Hem vicdani, hem ahlâki hem de adli açıdan sorumlu olanların cezasını çekmesi için gerçekleşecektir. Önceliğimiz sorumluları tespit etmektir.

Yüksekova’da 12 yaşında bir çocuğumuz başıboş köpek sürüsünce parçalandı. Burada Eslem evladımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Benzer tablonun yaşanmaması için yasal düzenlemeyi yaptık. Bu yasal düzenlemeleri yerine getirmeyen belediyelerin bunu gerçekleştirmesi için bütün irademizle bunun takipçisi olacağız. Hangi partiden olursa olsun bu konuda ihmali olanların üzerine gidilecektir.

En önemi konularımızdan bir tanesi İsrail’in başlattığı soykırım faaliyetlerinden sonra yakın zamanda ortaya çıkan ateşkes buruk da olsa bir sevinç yaşattı hepimize. Gazze’deki yıkımın boyutları çok daha net ortaya çıkmış oldu. Şimdiye kadar 50 bin Filistinli kardeşimiz şehit oldu. 110 binin üzerinde kardeşimiz yaralandı. Bu soykırım siyasetinin insanlık dışı, vahşi eylemlerin boyutu her geçen gün anlaşılıyor.

Esir takaslarında görüldüğü gibi Filistinli esirlerin yıllar içinde neredeyse hayati fonksiyonları açısından çökmüş şekilde hapisten çıktıklarını görüyoruz. Hamas tarafından rehin alınmış İsrailli esirlerin kendilerine yapılan iyi muameleden ötürü teşekkür ettiğini görüyoruz. Katliam politikasını icra edenlerle bu politakalara asaletle direnenlerin farkını göstermektedir.

Bir bakıma on yıllar boyunca bütün bir insanlığın vicdanını bir yerde toplayan başka bir örnek vermek neredeyse mümkün değildir. Gazze halkı insanlık vicdanı ile yanyana geldi. Bütün asaletleriyle bu soykırıma direnmiş oldular. Bu süreçte meslektaşlarınız Gazze’ye gittiler, oradaki soykırımı hem de Filistin, Lübnan’da İsrail’in yaptıkları saldırıları bütün dünyaya duyurdular. Bu faaliyet fevkalade önemli faaliyettir. Hakikatin peşinde koşan bütün basın mensubu arkadaşlarımızı tebrik ediyoruz.

Gelinen noktada TRT ve AA’nın yaptığı belgeleme faaliyetin uluslararası hukuk ve siyaset açısından referans teşkil edecek bir noktaya eriştiğini görüyoruz. Bu belgeleme faaliyeti soykırımla ilgili olarak hukuki belge ve delil niteliği taşıyacak düzeyde ortaya çıkmıştır. Bu da Türkiye’nin hakikatin ortaya çıkarması açısından son derece önemlidir.

Gazze’deki geçici ateşkesin kalıcı ateşkese dönüşmesi esas arzumuzdur. Soykırımı faaliyetinin daha fazla sürmemesi gerekir. Bazı ülkelerin Filistinlileri Gazze’den Arap ülkelerine göndermek istendiği şekilde. Bu kabul edilmesi mümkün olmayan yaklaşımdır. Gazze toprakları Filistin halkının öz vatanıdır. Bu soykırım siyasetine karşı 50 bin şehit vererek, çocuk, yaşlı, kadın hep beraber direnmiştir. Bir halka masa başında kader çizilemez. Birtakım salon kararlarıyla herhangi şekilde istikamet verilemez. Bu insanlara herhangi şekilde farklı bir yaklaşım ortaya koyularak onları vatanlarından uzaklaştırmak yaklaşımı ne insani ne de kabul edilmesi mümkün olur.

İsmail Heniye, Yahya Sinvar gibi sembol olmuş şehitler bu mücadelede, bir halkın bütün varlığıyla, kendi vatanına savunmak için nasıl mücadele edeceğinin bütün örneği olarak Gazze halkı dünyanın gözünde bu mücadeleyi verdi. Buradan bir kez daha Gazze halkını selamlıyoruz. Her koşulda yanlarında olacağımızı ifade ediyoruz.

Yakın zamanda Suriye’nin dışişleri, savunma bakanları ve istihbarat başkanları Türkiye’ye geldiler. Cumhurbaşkanımız tarafından da kabul edildiler. Gelinen noktada Suriye yönetimin yanında destek verirken aynı zamanda bölge ülkelerini bu konularda bilgilendirme, rekabetlerin ortaya çıkması yerine işbirliği içinde Suriye’nin doğru yolda ilerlemesine yardımcı olma tutumu içindeyiz.

Suriye’ye yanlış yöne sürüklemek isteyenlerin burada destek olmak yerine yine Suriye’yi bir şekilde uydu devlet haline getirme gibisinden yaklaşımları olduğunu görmüş olduk. Bunların hepsi yanlıştır. Nihayetinde Suriye’de kapsayıcı yönetim modeli ortaya çıkması için yüksek irade ortaya koyduğunu görüyoruz. Suriye yönetiminin azınlıklarla ilgili hassasiyet gösterildiğini görüyoruz.

Batı ülkeleri tarafından ortaya koyulacak doğru tavır Suriye halkı ve yönetiminin yanında olmaktır. Biz Suriye’nin kapsayıcı yönetimle yola devam etmesinin Suriye ve bölge barışı için son derece kıymetli olduğunu değerlendiriyoruz. Başta ABD olmak üzere Batılı devlet ve kurumlarının uyguladığı yaptırımları kaldırmasında fayda vardır. Suriye halkının kapsayıcı yönetim arayışı çerçevesindeki yaklaşımlara destek vermek her bakımdan önemlidir.

Soru / Cevap

Sayın bakanımız onunla ilgili kapsamlı bir açıklama paylaştı. Partimizin bir il kongresinde onu daha geniş paylaştı. Bu yargıya sunulmamış bir rapor. O bakımdan korsan rapor diye ifade ediliyor. Görevlendirilmiş bilirkişi heyetinin açıkladığı rapor değil. Bilirkişi konuyu değerlendirecek ve açığa çıkaracak uzman heyeti. Bu büyük bir acı ve facia. Herhangi bir şekilde suçlama motivasyonundan önce doğru, gerçek olan neyse o ortaya çıksın.

Şunu net söylüyoruz; ne olursa olsun, nereye uzanırsa uzansın, sorumlular mutlaka cezalarını alacaklar. Cumhuriyet savcıları kendi açılarından, mülkiye başmüfettişleri kendi açılarından inceliyor. Adli ve idari açıdan tüm bunlar inceleniyor. Ayrıca Meclis’te kapsamlı bir şekilde ele alınacak. Çıkacak sonuç net ve şeffaf şekilde kamuoyuyla paylaşılacak. Bu kaybettiğimiz canlara olduğu gibi milletimize de borcumuzdur. Bundan sonra bu faciaların yaşanmaması açısından elimizden gelen gayreti göstereceğiz.

Esas olan bilirkişi heyetinin vereceği bilgilerle birlikte adli açıdan cumhuriyet savcıların değerlendireceği daha sonra yargısal süreçtir. Bu konuda hiçbir tereddüt olmadan hukuki ve idari mekanizmaları net bir şekilde işleteceğiz. Bugün de sayın Cumhurbaşkanımız bütün sorumluların gereken cezayı alacaklarına dair ifade ettiler. Biz kaybettiğimiz 78 canımızla ilgili acının tarafındayız, gerçeğin ve hakikatin ortaya çıkmanın tarafındayız.

“Ziyaret trafiği tamamlandı”

Ziyaret trafiği tamamlandı. Bundan sonra beklenen terör örgütünün tasfiye edilmesiyle ilgili çağrının ortaya çıkması. Ziyaret trafiğinde kendi görüşlerimizi ifade etti. Ziyaret eden heyette bütün açıklığıyla konuya nasıl baktıklarını ifade ettiler. Biz de geçmiş dönemdeki çalışmalar ve bu dönemde nasıl baktığımızla ilgili tutumumuzu ortaya koyduk. Gelinen nokta terör örgütün kendini tasfiye etmesi ve silah bırakmasıyla ilgi çağrıyı kapsıyor. Bu herhangi şekilde al ver, pazarlık süreci değil.

Devletin temel niteliklerinden taviz verilecek bir süreç değil. Zaman zaman bazı siyasiler böyle açıklamalar yapılıyor. Bunlar yanlış yaklaşımlar. Sayın Cumhurbaşkanımız ve sayın Devlet Bahçeli de terörsüz Türkiye hedefi dediler. Ortadoğu’daki gelişmelere baktığımızda terör örgütleri üzerinden özellikle ‘Ben Kürtlerin hakkını savunuyorum’ diyen terör örgütleri PKK, PYD, YPG gibi bir sürü isim. Bunlar Suriye’de DEAŞ’a hapishane bekçiliği yapıyorlar. Hapishane bekçiliği yapmakla Kürtlere hizmet etmenin ne alakası var.

Realiteye baktığımızda terör örgütü Batılı bazı ülkeler adına DEAŞ bekçiliği yapıyor. Sayın Cumhurbaşkanımız ve sayın Bahçeli’nin açıklamalarına iyi bakıldığında, bunların emperyalizm adına hareket ettiğine bakarsak bütün bu kötücül denklemden çıkarmak gibi bir çaba var. Artık bu terör örgütleri baştan beri bizim açımızda gayrimeşru ve hedefti. Ama bunlara çeşitli şekilde mazaret bulmaya çalışanlar açısından da artık tamamen taşınamaz yük haline gelmiştir.

Bunlar bölgedeki birtakım sıkışıklıklardan kendilerine derinlik yaratmaya çalışıyordu. Birtakım Batılı devletler ‘Siz şu doğrultuda hareket ederseniz, Türkiye düşmanlığı yaparsanız, size destek veririz’ diyorlardı. Bunu her defasında denediler ve onlar açısından hüsranla sonuçlanmıştır.

Baas rejimin ortadan kalkması ile denklem tamamen değişti. Bugün Baas rejiminden kalan tek artık mikrof Baas YPG/PYD’dir. Bu Baas’ın son artığıdır. Kendi gibi düşünmeyen Kürtlere yaşam hakkı vermezler. Arapların topraklarını başka devletler adına işgal ederler bunu Kürtlerin haklarını savunmak gibi sunarlar. Kürtlerin geleceğine ipotek koymak gibisinden emperyalist projenin taşeronu olmaktan başka şeyleri yoktur.

Bölgede bu terör yapıların gölgesini kaldırmaya dönüktür. Birileri sürekli barış diyorlar ya. Bölge barışını düşünen varsa ilk hedeflemesi gereken şey terör örgütünün ortadan kalkmasıdır. Burada terör örgütünün ortadan kalkmasıyla ilgili net bir irade var. Herhangi bir şekilde al ver süreci yoktur burada. Milletimizin kimliğinden, kişiliğinden, karakterinden herhangi bir şekilde taviz sözkonusu olamaz.

Burada bizim şehit ailelerine olan hürmetimizle kimse yarışamaz. Bizim için son derece azizdirler, kıymetlidirler. Onları incitecek adımın içinde olmayız. Devlet bu mücadeleyi verirken devletin sert güç unsurları bir de yumuşak güç unsurları vardır. Asker, polis, jandarmamızın yaptığı operasyonları görüyorsunuz. MİT’in yaptığı operasyonu görüyoruz.

Terörle mücadeleden hiçbir zaman geri durulamaz. Bir de devletin diğer güç unsurları var. Terör örgütüne silah bıraktırmak için birtakım girişimlerde bulunulacaksa terörsü Türkiye hedefine hizmet edecek şekilde katkı sağlayacaktır. Devletimiz herhangi bir zaaf içinde değildir, bu konuda büyük bir üstünlük sağladığı her sahada görülmektedir. Bir terörsüz Türkiye, iki yakın bölgemizde terör örgütlerinin ipotek oluşturmasını önlemektir.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’na Jet Hızıyla Soruşturma: Gerekçe “Bilirkişi”

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, hakkında, “Bilirkişiyi hedef gösterdiği” gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. İmamoğlu, “Turpun Büyüğü” başlıklı bir basın toplantısı düzenledi ve “S. B.” isimli bir bilirkişiden söz etti.

İmamoğlu, 31 Mart seçimlerinden birinci olarak çıkan CHP’ye yönelik operasyonların devam ettiğini belirterek şunları kaydetti: “Sizin yetkililerden duyduğunuz ilk cümle ‘yargı bağımsızdır’ cümlesi. Siz onlara inanmayın. Siyaset köküne kadar yargıya karışıyor, bu kadar net. Bunu ben demiyorum, Cumhurbaşkanı diyor. ‘Turpun büyüğü heybede’ diyor.”

S. B. İmamoğlu’nun iddialarını reddetti. CHP’li davalarda hep kendisinin mi bilirkişi olduğunun sorulmasına karşılık “Yalan konuşuyorsunuz genel olarak, çünkü ben sadece CHP davalarına değil, beni kimse bağlamaz, AK Parti’nin 2010’daki (dosyasında) MHP’nin de (dosyasında) bilirkişilik yaptım. Asla seçilmiş kişi değilim” dedi. Büyükcanayakın bilirkişilik yaptığı sırada savcılarla asla istişare etmediğini de kaydetti.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB Saraçhane Başkanlık Binasında gündeme ilişkin konuştu. İmamoğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve belediyelerine yönelik haksız, hukuksuz operasyonlar hız kesmeden devam ediyor. Siz bakmasın bakmayın ki hani her gün bir şey olduğunda biz bir tepki gösterdiğimizde hemen ilk çıkıp yetkililerin ağzından duyduğunuz cümle, yargı bağımsızdır cümlesi. Onlara inanmayın. Türkiye’de bağımsız özerk kurum kaldı mı diye gidin vatandaşlarımıza sorun. Emin olun ki vatandaşlarımızın büyük bir kısmı kalmadı diyecektir.

Başkanı ve yardımcısı Cumhurbaşkanı tarafından atanan kurum hakimlerin savcıların geleceğine karar vermiyor mu? Hakları da orada atanma kararları da oradan çıkıyor. Hal böyle olunca belli amaçlar için atanan atananlar yüzünden kanundan gelen güç ne yazık ki kişiselleştiriliyor, hedef gözetiliyor. Yani siyaset bugün hepimizin yaşadığı gündelik haberler üzerinden ve ortaya çıkan atmosferden görüyoruz ki siyaset köküne kadar yargıya karışıyor, bu kadar net.

Dökülen gerekçeleri, güldüren sebeplerle az önce ifade ettiğim genel başkanlar dahil hukuksuz operasyonlarına devam edecek, vazgeçmeyecekler. Bunu ben demiyorum. Bunu en yetkili ağız söylüyor. Kim söylüyor bunu? Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor. Ne diyor? Turpun büyüğü heybede diyor. Dosyalar gizli denilerek şüphelilerin avukatlarına bilgi verilmiyor. Avukatlarına dahi o dosyalar açılmıyor ama Cumhurbaşkanı ne olacak, ne bitecek her detaya vakıf.

Neredeyse sabahından akşamına bu işin içinde olan insanlarla irtibat kuracak kadar bu işin içinde mi diye insan düşünmeden edemiyor. Ama lafa gelince hemen yargı bağımsız. Buradan yargı bağımsız lafının söylendiği, söyleyen kişiye seslenmek istiyorum Sayın Adalet Bakanı’na. Yargı bağımsız öyle mi Sayın Adalet Bakanı? İşte bugün biz de Cumhurbaşkanından esinlenerek basın toplantımıza tam da bu ismi koyduk. Basın toplantımızın adı Turpun Büyüğü. . Bugün heybeden turp niyetine çok enteresan bir kişilik çıkacak.

Bu kişinin adeta bir infazcıya dönüştürüldüğünü hukuksuzlukların perdesi yapılmaya çalışıldığını, olmayan raporların nasıl iddianameye girdiğini raporların nasıl değişime uğradığını imzasız raporla insanların nasıl suçlandığını, hatta tutuklandığını sizlere ve kamuoyuyla birlikte buradan paylaşacağım. Müsaadenizle başlayalım. Bildiğiniz gibi Beylikdüzü Belediye Başkanlığım sırasında 2015 yılında yapılan bir ihale nedeniyle hakkımda dava açıldı.

Bu dava halen Büyükçekmece Adliyesi’nde devam ediyor. 7 yıl hapis ve siyasi yasakla yargılanıyorum. Mahkemenin duruşma başlarken hedef koyduğu bitirme süresi 409 gündü. 11 Nisan’a ertelenen duruşma 826. gününde karara bağlanacak mı hep birlikte göreceğiz. Aslında yargılandığım ihale dosyası hakkında 2020 yılında Danıştay karar verdi. Burada belediye başkanına yani bana ceza sorumluluğu yüklenemeyeceğini karara bağladı.

Danıştay’ın bu kararının altında 5 yüksek yargıcın imzası bulunuyor. Buna rağmen bana dava açıldı. Danıştay’ın 5 yüksek yargıcının benimle ilgili görüşünü yeterli bulmayan mahkeme konuyu bir bilirkişiye emanet etti. 3 Temmuz 2022 günü bu bilirkişi raporunu sundu. Bu sıra dışı bilirkişi Danıştay’ın 5 yüksek yargıcının kararını doğru bulmamıştı. Ve yeni yazdığı raporla bu bilirkişi bu ihalede sorumluluğum olduğunu iddia etti. Bu ifadeler iddianameye de girdi.

Raporuna dayanan savcı iddianamenin 7. sayfasında ne diyor? “Bu bakımdan soruşturmaya konu ve suç teşkil eden eylemler olduğu tespit edilen ihale ile ilgili iç denetçi tarafından hazırlanan raporun üst yönetici olan şüpheli Ekrem İmamoğlu’na sunulmasına rağmen iç denetçi tarafından hazırlanan raporun üst yönetici olan şüpheli Ekrem İmamoğlu’na sunulmasına rağmen ihalenin iptali ve ilgililer hakkında suç duyurusu vesaire herhangi bir işlem yapmadığı yani ben herhangi bir işlem yapmadım tespit edilen şüphelinin cezai sorumluluğu doğacağı açıktır.

Savcıya göre Beylikdüzü Belediyesi’nin iç denetçisi bu ihale ile ilgili sorunlar tespit etmiş, rapor hazırlamış ve bana sunmuş ama ben gereğini yapmamışım. Bu iddia çok ciddi ve çok önemli. Yalnız ortada bir sorun var. Çok ciddi bir sorun var. Böyle bir rapor yok. Böyle bir rapor yok. Tekrar ediyorum, böyle bir rapor yok. Olmayan bir rapor bana sunulamayacağı için de sorumluluk ihmali yapmam söz konusu değil. Peki olmayan rapor savcı iddianamesine nasıl giriyor? Olmayan rapor. İnanır mısınız bunu önce bir mülkiye müfettişi yazdı.

Bugün tek bir isme odaklanacağımız için başka isim vermeye gerek yok. Bu davanın bilir kişisi de o mülkiye müfettişi de yazıyor bunu. O meşhur mülkiye müfettişi. O da her yerden çıkan. Bu davanın bilir kişisi de tıpkı mülkiye müfettişi gibi iç denetçi raporu olduğunu belirtti. Avukatlarımız böyle bir rapor olmadığını mahkemede ispat etti. Buna rağmen yani olmayan bir rapora rağmen mahkeme iddianameyi kabul etti.

Gördüğünüz gibi bu bilir kişi olmayan şeyleri yazacak atıf yapacak kadar rahat bir profesyonel. Başına bir şey gelmeyeceğinden emin. Belli ki arkasında çok güvendiği kişiler var. Özel seçilmiş birisi. Şimdi sizlere bu kişiyi takdim ediyorum. Heybedeki turpun adı S. B. Olmayan raporların nasıl iddianameye girdiğini, imzasız raporlar insanların nasıl suçlandığını sizlerle paylaşacağım, lafla da değil, belgeleriyle açıklayacağım.

Bugün heybeden turp niyetine çok enteresan bir kişilik çıkacak. Bu kişinin adeta bir infazcıya dönüştürüldüğünü hukuksuzlukların perdesi yapılmaya çalışıldığını, olmayan raporların nasıl iddianameye girdiğini raporların nasıl değişime uğradığını imzasız raporla insanların nasıl suçlandığını, hatta tutuklandığını sizlere ve kamuoyuyla birlikte buradan paylaşacağım.

Olmayan rapor savcı iddianamesine girdi. Olmayan rapor savcılık iddianamesine nasıl girdi? Avukatlarımız raporun olmadığını ispat etti ancak buna rağmen iddianameye girdi. Heybedeki turpun adı S. B. Arkasında çok güvendiği kişiler var. Yeni bilirkişi raporu geldi. Olmayan rapordan bahsedecek kadar gözü kara. Satılmış Bey’e yeni sorumluluklar verildi. Verilen görevler de ne tesadüf ki hep bizimle ilgili. İsfalt dosyasına da Satılmış Bey atandı. Savunma avukatlarımız bilirkişinin yeterliliği olmadığına dair dilekçe verdi. Ancak kabul edilmedi. Satılmış Bey kısa sürede bilirkişi raporu hazırladı.

Bu ismi sakın unutmayın. Danıştay’ıın beş üyesinin imzasını olduğu raporda diyorlar ki, ‘Ekrem İmamoğlu’nun bir sorumluluğu olmadığı gibi kurumu kara geçirmiştir.’ Bu Satılmış Bey’e verilen tüm görevler de hep bizimle alakalı. İETT ile ilgili yapılan soruşturmada da bu bey bilirkişi yapıldı. Savcıdan uzun süre yanıt gelmedi, bu beyefendide ısrarcı olundu. Satılmış Bey İETT aleyhine asılsız bilgilerle dolu bir rapor hazırladı. Satılmış Bey çok pratik, kısa sürede hazırlıyor raporları. Danıştay denetçileri, bu beyefendinin tespitlerinin yanlış olduğunu bildiren bir yazı da yolladı.

İktidardakiler gerçekten edeplerini de utanma duygularını kaybetmişler. Bizim işlerimizde bilirkişi hep Satılmış Bey. İstanbul’da 8806 bilirkişi var ama bizim şansımıza hep Satılmış Bey. Ne tesadüf ama… 2019’un sonbaharında göreve geldikten hemen sonra teftiş kurulumuza yetki verdim. Usulsüzlüklerle ilgiliydi bunlar ama hep döndü yargıdan nedense. Bir ihaleyle ilgili usulsüzlük konusunda mahkeme yine ne tesadüf ki bilirkişi yine Satılmış Bey olarak seçildi. Satılmış Bey 2019’a kadar son derece uslu biriyken, nedense biz geldikten sonra cengaver oldu.

Bu Satılmış bey kim diye baktık. Neden hep satılmış bey tercih ediliyor? Satılmış bey kim anlatalım. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’ndan emekli. Kendisi kooperatif davalarına bakıyor. İstanbul’un çok ünlü bilirkişisi Satılmış beyin Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi’nde sahte bilirkişi yazmak suçlamasıyla yargılandığı bir dava oldu mu? O hakimler iyi biliyor. Davanın kuyruğu çoktan koptu da bunu dinleyin.

Satılmış bey, son olarak Beşiktaş ve Esenyurt operasyonlarında karşımıza çıktı. ‘Alo Satılmış Bey’ hemen imdada yetişiyor. ‘Şak’ diyorlar, ‘Tak’ rapor çıkıyor. Eğer bir dava İmamoğlu’na dokunuyorsa Satılmış Bey hemen karşımıza çıkıyor. Beşiktaş ve Esenyurt operasyonlarıyla İBB şirketinin ilgisi şöyle; gizli bir dosya var. Ama bu dosya aynı zamanda İETT, İGDAŞ’ı kapsıyor. Bu adam dosyalar arası ilinti kuruyor.

Satılmış Bey burada tek değil, iki bilirkişi daha var. 3 Ocak 2025 tarihli bir belge bakın. Ahmet Özer ile ilgili bir bölüm var. ‘Özer’in belediyeyi sevk ve idare etmek görevini ihmal ve ihlal ettiği ve kötüye kullandığı hükmü kapsamında değerlendiği…’ Yani 3 bilirkişinin olduğu rapor bu. Bakan bey iyi dinleyin.

Kuralda şöyle diyor; ‘Bilirkişilerin bir araya gelerek toplantı yapmayı ve bilirkişi raporunu birlikte hazırlamaları gerekmektedir. Kurul halinde yapılan bu görüşmeler sonrası muhalif düşüncesini dile getiren bilirkişi ayrı rapor hazırlayabilir.’ Esas skandal şu, bu raporda diğer iki bilirkişinin imzası yok. Sadece Satılmış Bey’in imzası var. Yani savcılık bu geçerliliği olmayan raporu kabul ediyor. Ayrı hazırlanan ve kabul edilmeyen bilirkişi raporunda ise Ahmet Özer’in adı yok.

Adına sahte diyebileceğimiz bir bilirkişi raporuyla bir gecede 65 yaşındaki profesörü terörist ilan edip hapse attılar. Ellerinde bir şey olmadığı için 100 gündür iddianame yazamıyorlar. Başkanımız hakkında elinizde hiçbir şey olmamasına rağmen onu nasıl hapiste tutarsınız? Sayın Adalet Bakanı duy bunları. Bunları duyup inceleyip ona göre hareket etmeni istiyorum.

HSK’yı hemen bu konuda harekete geçirmelisiniz. Yargı mensuplarının iş ve işlemlerini takip etmek soruşturmak sizin bakanı olduğunuz HSK’nın görevi. Sakın bana bağımsız yargı deyip tweet atmayın. Harekete geçin. Ama bence yapamayacaksınız, gücünüz yetmez. Buradan iddia ediyorum, hadi yanıltın beni. Yapamazsınız, sözünüz İstanbul’da geçmez.

Adliyede tek bir şey konuşuluyor, adliyede çınlayan bir ses kulaklarda çınlıyor; ‘Bakan bize karışamaz.’ Ama siz bu durumda bugüne kadar sadece tweet attınız. Bize mangal gibi adaletli bir yürek lazım. Hukukun üstünlüğünü de bu millet adına namus sayıp dert edinmek lazım. Devletin dini adalettir değil mi? Sözün güzelliğine bakar mısınız? Keşke harekete geçseniz ve ben de sizden özür dilesem. Ama yapamıyorsunuz. Sayın Cumhurbaşkanı, turpun büyüğü senin heybenden çıktı.

Endişeniz var mı sorusu sıkça soruluyor. Bir iş insanıyken sorumluluk üstlenme adına yola çıktım. Bu kutsal yolculukta kararlı bir insanım. 2019 yolculuğu itibariyle başka bir evreye ulaştı bu yolculuk. Özellikle bir kamu yöneticisinin hukuksuzluklarıyla mücadele etme sebebiyel başladığım siyaset yolculuğunda belediye başkanlığı koltuğuna geldim. Rubicon’u geçenler için kaygı ve korku yoktur.

Ekrem İmamoğlu, CHP’nin erkenden Cumhurbaşkanı adayını açıklayıp açıklamaması gerektiği ile ilgili soruya yanıt verdi. İmamoğlu, “Şu an ülkede çok önemli bir yargı konusu var. Ben buna odaklanmayı doğru buluyorum, diğer konular hakkında konuşmayı şu an için doğru bulmuyorum” dedi.

İmamoğlu sözlerine şöyle devam etti: Hakkımda bir soruşturma var. Bu hafta bir çağrı bekliyoruz. Ya da ona göre bir ortam olacak diye düşünüyoruz. Bugün bize haksızlık hukuksuzluk yapanların ihtiyaç duyduğu bağımsız yargı düzeni kuracağız. Bunu sizin çocuklarınız için yapacağız. Yargıyı bağımsızlaştıracak, bu ülkenin yargı mensuplarının hak ettikleri bir mesleği yürüteceği bir ortamı tesis edeceğiz.

Sayın Cumhurbaşkanı ‘Anayasa Mahkemesi kararını tanımıyorum’ diyen kişi. Eğer yargıya dair bir uyarı varsa Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ı uyarmış olabilir. Ben üstüme alınmadım. Daha önce Yüksek Kurul’a başvurusu var avukatlarımızın. Hangi aşamada ne gerekiyorsa birçok müdahale olacaktır ve başvuruyu hukukçularımız devrede olacak ve gerekli başvuruyu yapacaktır.

Heybe iddiası kendisine ait ama ben heybede bulduğum ne varsa milletime açıklıyorum zaten. çıktıkça da açıklarım. Ülkede yargıya duyulan güvenin azaldığı noktada bir meseleyi ifade ettiniz. Sektördeki bir konuyu Gezi’ye götürüp oradan da İmamoğlu’na bağlamak… Olmaz diyemiyorum artık. İlk kez 10-11 siyasi partinin ve Meclis’te grubu olanların da imzasıyla bir mutabakat var. 15 Temmuz’da ortaya çıkan detayın kaldırılmasını talep ettik.

TBMM tarihinde yok böyle bir şey. Buna benzer faaliyet ve çalışmalarımız devam edecek. Adalet mücadelesi veriyoruz ki vermeye de devam edeceğiz. Ben karnımdan konuşmam bunu yargı mensupları konuşuyor. Konuşmayan yok. Ankara’daki duymayacak ve ben de duyduğumu söylemeyeceğim… ‘Kimsenin lafı geçmez’ deniyor. Bu kadar aleni konuşulan cümleleri bile duyup işlem yapması gerek Adalet Bakanı’nın. Ben onun bile hakkını savunuyorum şu an.

Yanındayız, hakkını yedirmeyeceğiz cümlelerini o kadar duyuyorum ki. Ben kendi inancımı ve cesaretimi ortaya koyuyorum. Bu milletin sesi. Bunun içinde sanatçı da vardır, iş insanı da vardır. Elbette daha güçlü çıkmalı. Niye 600-700 terörist dendi de hiç çıkmadı da niye kimse bedel ödemiyor. Bu kadar ahmakça bir iş olamaz ya. Millet vicdanında kararını vermiş. Adaleti sağlamadıktan sonra enflasyon da düzelmez, düzeltemiyorsunuz. Para da bulamasınız, boşuna geziyorsun Maliye Bakanı.

“Belgelerle açıkladığım hukuksuz işlerle ilgili de jet hızıyla soruşturma bekliyorum”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, kendisi hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma açılmasına ilişkin, “Daha konuşmam bitmeden hakkımda soruşturma başlatılıyor. Bu haksız müdahalelere cevap vermek adil yargılamayı etkilemek değil, tam tersine hukukun bağımsızlığını savunmaktır. Belgelerle açıkladığım hukuksuz işlerle ilgili de jet hızıyla soruşturma bekliyorum” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu, bugün düzenlediği basın toplantısında “Heybedeki turpun adı S.B.” ifadeleriyle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma açılmasına tepki gösterdi. İmamoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:

Bize yapılan her hukuksuzluğu, her adaletsizliği Türk milletiyle paylaşacağız. Kimsenin hakkını yemeyeceğiz hakkımızı da yedirmeyeceğiz. Daha konuşmam bitmeden hakkımda soruşturma başlatılıyor. Bu haksız müdahalelere cevap vermek adil yargılamayı etkilemek değil, tam tersine hukukun bağımsızlığını savunmaktır. Belgelerle açıkladığım hukuksuz işlerle ilgili de jet hızıyla soruşturma bekliyorum. Bu hukuksuz iş ve işlemleri haber yapan basın kuruluşları ve paylaşan vatandaşlar hakkında soruşturma açmak da sansürün dik alasıdır. Gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.

İstanbul Başsavcılığı, İmamoğlu hakkında ‘Bilirkişiyi hedef gösterdiği’ gerekçesiyle soruşturma başlattı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturmayla ilgili açıklaması şöyle:

“İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında bugün düzenlediği basın toplantısında  Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen bir kısım soruşturmalar ile kamu davalarında görevli bilirkişilerden biri olan şahsı, soruşturma şüphelileri lehine sonuç doğuracak karar verilmesi amacıyla alenen hedef göstermek suretiyle, ayrıca bu amaçla ismini de açıklayarak yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs ettiği tespit edildiğinden Türk Ceza Kanunu’nun 277 ve 288’nci maddeleri uyarınca resen soruşturma başlatılmıştır.

Ayrıca yazılı ve görsel medyada bu yönde söylemlerde bulunanlar için gerekli tespitin yapılarak soruşturma başlatılması için İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne talimat verilmiştir.”

Ekrem İmamoğlu’na açılan soruşturmaya CHP’liler tepki gösterdi. CHP’liler soruşturmayı, ‘siyasi oyun’ olarak yorumladı. CHP’den İmamoğlu’na açılan soruşturmaya tepkiler şöyle:

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek: Demokrasimizde, yargıda ve hukuk sistemimizde açılan derin yaraları anlatmak; yargı bağımsızlığından kopuşu gözler önüne sermek soruşturma sebebi olamaz. Asıl soruşturulması gereken, bahsi geçen skandalların sorumlularıdır. TBB ve İBB Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu hakkında jet hızında açılmış olan soruşturma, gerçekleri bastırma girişimidir. Fakat Sayın İmamoğlu’nun da ifade ettiği üzere, gerçekler er ya da geç ortaya çıkar.

CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır: Sayın Ekrem İmamoğlu turpun büyüğünü masaya koydu, CHP’den sorumlu güdümlü yargının panik butonuna basması 15 dakikayı bulmadı. Milyonlarca yurttaşımıza mı soruşturma açacaksınız? Yargıya jet hızıyla talimat vereceğinize, sandığı getirin de boyunuzun ölçüsünü alın.

CHP Grup Başkanvekili Murat Emir: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu kürsüden iner inmez ikinci kez, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı jet hızı ile soruşturma başlattı. Bir Başsavcı düşünün, İstanbul’da çeteleri çökertmiş, tüm yargı dosyalarını halletmiş, tek işi Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve Sayın İmamoğlu’na soruşturma açmak kalmış.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı muhtemelen Guiness Rekorlar kitabına girmeye çalışıyor. Yıldırım hızıyla başlattıkları soruşturmalarla ‘dünya hukuksuzluk rekoru’nu kırmaları an meselesi. Adalet tamamen rafa kalktı, sahnede tam bir siyasi oyun var.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu kürsüden iner inmez, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bir soruşturma daha başlattı. Yargı sadece partimiz söz konusu olduğunda jet hızıyla işliyor. Facialarda, ucu iktidara dokunan skandallarda mumla arasan bulamazsın.

CHP Sözcüsü Deniz Yücel: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu’nun, ‘CHP’li belediyeler aleyhine ısmarlama rapor yazsın diye’ dosya dosya gezdirilen bilirkişi ile ilgili açıklamaları yargının içler acısı halini ve AKP iktidarının meşruiyetini kaybettiğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Sayın Ekrem İmamoğlu hakkında daha basın toplantısı bitmeden soruşturma açılması ise iktidarın gözünü ne kadar kararttığını göstermiştir. Bedeli ne olsun haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe boyun eğmeyeceğiz. İktidarını kaybedeceği korkusu ve kaygısıyla her türlü kirli oyundan, tuzaktan ve kumpastan medet uman AKP iktidarına ilk sandıkta son vereceğiz.

Paylaşın

AB’den Suriye’ye Yönelik Yaptırımları Hafifletmede İlk Adım

Avrupa Birliği (AB), Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın devrilmesi ve Heyet Tahrir Şam’ın yönetimi ele geçirmesi sonrası, Suriye’ye yönelik kapsamlı yaptırımları hafifletmede ilk adımı attı.

Brüksel’de bir araya gelen AB dışişleri bakanları, Suriye’ye karşı 14 yıldır uygulanan yaptırımlardan bazılarını gevşetme kararı aldı. Bakanların üzerinde anlaştığı yol haritası gereği ilk etapta enerji, havacılık ve finans alanındaki yaptırımlar gevşetilecek.

BBC Türkçe’den Güven Özalp’in aktardığına göre; AB dışişleri bakanlarının toplantısından çıkan yol haritası siyasi ilke kararı niteliğinde. AB yetkilileri teknik çalışmaların önümüzdeki haftalarda tamamlanmasını öngörüyor. Bu çalışmalar tamamlandıktan sonra yaptırımlar gevşetilecek.

AB Dişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, toplantı sonrasında yaptığı açıklamada, benimsenen yaklaşımın Suriye ekonomisine ivme kazandırabileceğine ve ülkenin yeniden ayağa kalkmasına yardımcı olabileceğine vurgu yaptı.

Kallas, AB’nin yaklaşımını, “Hızlı hareket etmeyi hedeflerken durumun daha da kötüleşmesi halinde rotayı tersine çevirmeye hazır olduğumuzu da biliyorsunuz. Buna paralel olarak insani yardım ve toparlanma çabalarını da artıracağız” sözleriyle özetledi.

Üzerinde anlaşılan yol haritası gereği AB adım adım ve şarta bağlı olarak ilerleyecek. Yeni Suriye yönetimi AB’nin beklentilerini karşılayan olumlu adımlar attığı sürece yaptırımları gevşetme yaklaşımı korunacak ve ilk aşamada gevşetilen yaptırımlara yenileri eklenebilecek.

Suriye, AB beklentilerini görmezden gelir ya da tersine adımlar atarsa Brüksel’in tutumu da olumsuza dönecek. Gevşetilen yaptırımların tekrar tam şekilde devreye sokulması gündeme gelecek.

AB, Suriye yönetiminin insan haklarının korunmasına önem vermesini, kapsayıcı bir yaklaşım benimsemesini, yeni anayasa hazırlamasını ve mümkün olan en kısa sürede seçim düzenlemesini istiyor. Suriye, en fazla yaptırım uygulanan ülkelerden biri.

Yaptırımların gevşetilmesi Suriye’yle diplomatik ilişkileri 2011’de kesen AB’nin bu ülkeye yönelik politikasında önemli bir dönemeç niteliğinde. AB’nin gevşetme hamlesi hem Suriye ekonomisine yapacağı katkı hem de yeni yönetimin uluslararası alandaki meşruiyetinin güçlendirilmesi açısından önemli bulunuyor.

Finans sektörü AB’nin yaptırımlarla hedef aldığı sektörlerin başını çekiyor. Bu alandaki yaptırımların ana amacı Esad rejiminin savaş makinesinin desteklenmesinin önüne geçilmesiydi. AB sektöre ilişkin yaptırımları çok geniş bir yelpazeye yaydı.

Yeni yönetim ise AB’yle finansal bağları düzeltmek istiyor. AB de finansal sektörün yeniden inşaya destek olmak, altyapının ve kamu hizmetlerinin doğru şekilde işlemesini sağlamak için kritik önemde olduğu görüşünü paylaşıyor.

Suriye’nin petrol ve doğalgaz endüstrisi başta olmak üzere enerji sektörü AB yaptırımlarında önemli yer tutuyor. AB, Suriye ham petrol ve rafine petrol ürünlerinin satın alınmasını, ithalini ve taşınmasını yasaklamıştı.

Katı yaptırım politikasının da etkisiyle bir dönem günlük petrol üretimi 400 bin varil seviyesinde olan Suriye’deki mevcut üretimin yüz bin varilin altında olduğu belirtiliyor. Elektrik üretimi de yaptırımlardan yoğun şekilde etkilendi. Enerji ve elektrik altyapısı Suryelilerin günlük yaşamlarının iyileştirilmesi açısından önemli bulunuyor.

AB, ulaştırma sektörü için de sert yaptırım uyguluyor. Suriye Arap Havayolları gibi Suriyeli şirketlerin işlettiği uçuşların gerçekleştirildiği uçakların AB havalimanlarına inmesine izin verilmiyor. AB ülkelerinden Suriyeli şirketlere jet yakıtı ihraç edilemiyor.

Suriye’ye giden kargo araçları da Avrupalı yetkililer tarafından yasaklı ürün taşıyıp taşımadıklarının tespit edilmesi için kontrol ediliyor. Ulaştırma ülkenin dış bağlantılarının sağlanması açısından önemli görülüyor. AB özellikle Suriye’deki havalimanlarının tam operasyonel hale gelmesine öncelik veriyor.

AB, Suriye’ye silah ambargosunu sürdürüyor. Şu aşamada bu alana ilişkin yaptırımlara dokunulması gündemde değil. Kallas da bunu net şekilde dile getirdi. Yaptırımlarla Esad ile çevresi ve yakın çalıştığı kişi ve kuruluşlar da hedef alınıyor.

Suriye’de kişi ve kurumlara yönelik yaptırım listesi son olarak Baas rejiminin çökmesinden iki hafta önce güncellenmişti. AB’nin 25 Kasım 2024’te güncellediği listede yaptırım uygulanan birey sayısı 318, kurum sayısı ise 86’ydı. AB, bu listeye ilişkin yaptırımları sürdürecek.

AB, Suriye’ye yoğun şekilde yaptırım uygulasa da bunlar, ülkenin herhangi bir noktasına insani yardım ulaştırılmasını engellemeyecek şekilde tasarlandı. AB ve üye ülkeleri, 2011’den bu yana Suriye halkı için 35 milyar euro’nun üzerinde bir kaynağı harekete geçirdi.

AB, 2017’den bu yana her yıl düzenlediği, Suriye ve bölgenin geleceğini destekleme konulu Brüksel Konferansı’yla Suriye’yi uluslararası siyasi gündemde üst sıralarda tutmayı, ihtiyaç sahiplerine yardım etmeyi ve sivil toplumla diyalog kurmayı amaçladı.

HTŞ, AB’nin terör listesinden çıkacak mı?

AB, Suriye’de yönetimde olan Hayat Tahrir el Şam’ı (HTŞ) şu aşamada terör örgütü olarak görmeye devam ediyor. AB, HTŞ’yi listeye alma konusunda Birleşmiş Milletler’i izledi.

BM’nin bu örgütü terör örgütü ilan ettiği karar AB mevzuatına entegre edildi. Gelinen aşamada HTŞ’yi bu statüden çıkarmak için BM’nin adım atmasnı bekleme eğilimi ağır basıyor.

AB ve üye ülkelerinden bazıları HTŞ yönetimiyle doğrudan temas kurdu. Bazı üye ülkelerin temasları bakanlar düzeyinde oldu.

Paylaşın

Almanya’da Milletvekili Gökay Akbulut’a Irkçı Saldırı

Almanya Sol Parti Federal Meclis Miletvekili Gökay Akbulut, Baden Württemberg eyaletinde Stuttgart kentine doğru seyahat ederken ırkçı saldırıya maruz kaldığını açıkladı.

Gökay Akbulut, “Siyasi sağın taleplerini benimsemek yerine, ırkçılığa ve aşırı sağcılığa karşı net bir duruş sergilemeliyiz. Ülkemizdeki durum son derece tehlikelidir ve tavırlı bir politika gerektirmektedir” ifadelerini kullandı.

Almanya’da Sol Parti’nin Federal Meclis miletvekilerinden Gökay Akbulut, hafta sonu tren yolculuğu sırasında futbol taraftarlarının saldırısına uğradığını söyledi. Akbulut, Baden Württemberg eyaletinde Stuttgart kentine doğru seyahat ederken karşı karşıya kaldığı saldırıyı Instagram hesabından paylaştı.

Akbulut’un açıklamasına göre trende bulunan VfB Stuttgart futbol kulübünün taraftarları kendisine cinsel tacizde bulunarak ırkçı hakaretler etti. Grubun aşırı sağcı AfD partisi lehine sloganlar attığını yazan Akbulut, olayları cep telefonu kamerası ile kayda aldı. Taraftarlardan birinin de kafasına bira şişesi fırlattığını yazdı.

Saldırı karşısında şoka girdiğini ve trenden hemen inerek polisi aradığını anlatan Akbulut, yaralarının hastanede tedavi edildiğini söyledi.

Instagram hesabındaki açıklamasında Almanya’daki göç tartışmalarına değinen Akbulut, “Göçün her şeyin sorumlusu olarak gösterildiği hararetli bir toplumsal ruh hali, göç geçmişi olan insanlara yönelik bu tür saldırıları mümkün kılıyor” dedi.

Hristiyan Birlik partilerine (CDU/CSU) üsluplarını yumuşatmaları çağrısında bulunan Akbulut, “Siyasi sağın taleplerini benimsemek yerine, ırkçılığa ve aşırı sağcılığa karşı net bir duruş sergilemeliyiz. Ülkemizdeki durum son derece tehlikelidir ve tavırlı bir politika gerektirmektedir” ifadelerini kullandı.

Almanya’da Aschaffenburg kentinde Afgan kökenli bir göçmenin biri çocuk iki kişiye yönelik bıçaklı saldırısı, 23 Şubat erken genel seçimlerine geri sayımın başladığı Almanya’da düzensiz göç tartışmalarını alevlendirdi.

Geleneksel olarak merkez sağdaki Hristiyan Birlik partileri, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin söylemlerini kullanmakla eleştiriliyor. Birlik partilerinin başbakan adayı Friedrich Merz, Almanya’ya göçün sınırlandırılması için sert önlemler alınmasını istiyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

2024’te ABD’nin Silah İhracatı Rekor Kırarak 318 Milyar Dolar Oldu

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı, 2024 yılında silah ihracatının bir önceki yıla göre, yüzde 29 artışla 318 milyar 700 milyon dolara ulaşarak rekor kırdığını duyurdu.

ABD Başkanı Donald Trump, seçim kampanyası sırasında müttefik ülkelere savunma harcamalarını önemli ölçüde artırmaları çağrısında bulunmuştu. Donald Trump, NATO’ya üye ülkelerinin GSYİH’lerinin yüzde 5’ini savunmaya ayırmalarını savunmuştu.

ABD Dışişleri Bakanlığı verilerine göre, ABD’nin yabancı ülkelere askeri teçhizat satışı yüzde 29 oranında arttı ve 318,7 milyar dolara ulaştı. Özellikle batılı ülkelerin Ukrayna’ya silah yardımı yapmak amacıyla stoklarını arttırdıkları ve bu sebeple de satışların etkilendiği ifade ediliyor.

Biden yönetiminin son yılındaki silah satışlarındaki artışlar, Lockheed Martin, General Dynamics ve Northrop Grumman gibi şirketlerin performanslarında güçlü artış beklentilerini de yükseltti. Reuters haber ajansına değerlendirmede bulunan analistler de dünya genelindeki çatışma ortamı nedeniyle bu savunma sanayi şirketlerinin hisselerinde artışlar beklendiğini ifade ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık seçimi kampanyası boyunda NATO üyesi ülkelerin savunma bütçelerini toplam bütçelerinin yüzde 5’ine denk gelecek seviyeye yükseltmelerini isteyeceğini söyledi. Ancak şu an ABD dahil hiçbir ülke toplam bütçesinin yüzde 5’ini savunmaya ayırmıyor. Ayrıca mevcut durumda çok sayıda NATO ülkesi mevcut yüzde 2’lik yatırım oranını da karşılayabilmiş değil.

Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Ukrayna’ya yapılan silah yardımları çok sayıda ülkenin ve ABD’nin de mevcut stoklarının azalmasına neden oldu. Bu da ülkelerin yeni ihaleler ve alımlar yapması anlamına yani fazladan savunma harcamaları anlamına geliyor.

Bu noktada ABD Dışişleri Bakanlığı da silah satış ve transferlerini “bölgesel ve küresel güvenlik üzerinde uzun vadeli potansiyel etkileri olan önemli ABD dış politika araçları” olarak tanımladı.

ABD’nin yapacağı satışlar arasında Türkiye’ye 23 milyar dolarlık F-16 savaş uçakları modernizasyon kitleri satışı, İsrail’e 18,8 milyar dolarlık F-15 savaş uçakları ve Romanya’ya 2,5 milyar dolarlık M1A2 Abrams tankları satış anlaşmaları son dönemde öne çıkan anlaşmalar olarak dikkat çekiyor.

Bu siparişlerin birçoğu ABD savunma şirketleri için artan yeni kazançlar anlamına geliyor. Öte yandan önümüzdeki dönemde yüz binlerce topçu mermisi, Patriot füze sistemleri ve zırhlı araç siparişlerinin de savunma sanayini daha da ön plana çıkarması bekleniyor.

Diğer hükümetler ABD silahlarını iki ana kanaldan tedarik ediyor: savunma şirketleriyle müzakere edilen doğrudan ticari satışlar veya ABD hükümeti aracılığıyla, genellikle elçiliklerdeki Savunma Bakanlığı yetkilileri aracılığıyla koordine edilen yabancı askeri satışlar. Her iki yöntem de ABD yönetiminin onayı gerekiyor.

Doğrudan ticari satışlar 2023 yılında 157,5 milyar dolar iken 2024 mali yılında 200,8 milyar dolara ulaşmıştı. Bu arada, hükümet tarafından kolaylaştırılan yabancı askeri satışlar bir önceki yıl 80,9 milyar dolar iken 2024’te 117,9 milyar dolara yükseldi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Moody’s, Türkiye’nin Kredi Notunda Değişiklik Yapmadı

19 Temmuz 2024’te Türkiye’nin kredi notunu iki kademe artırarak “B3″ten “B1″e yükselen Uluslararası derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’nin kredi notunda değişiklik yapmadı.

Türkiye’nin kredi notu 12 yıl aradan sonra mart ayında Fitch tarafından artırılmıştı. Bunu mayısta Standard and Poor’s’un (S&P) yaptığı artırım izlemiş ve kredi notu ‘B’den ‘B+’ye çıkmıştı.

Uluslararası derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’nin kredi notunda güncelleme yapmadı. Beklenti, kredi notunun yükseleceği yönündeydi.

Moody’s ekonomideki istikrarın korunması halinde kredi notunun artabileceğini de bildirdi. Ayrıca ekonominin iç talebe dayalı kredi büyümesinden uzaklaştırılması gibi politikaların etkili bir şekilde uygulanmaya devam etmesinin de önemli olduğu vurgulandı.

Kuruluş, en son 19 Temmuz 2024’te Türkiye’nin kredi notunu iki kademe artırarak “B3″ten “B1″e yükseltmiş, kredi notu görünümünü “pozitif” olarak korumuştu.

Türkiye’de 2023 Mayıs ayında yapılan seçimlerin ardından ekonomide geleneksel ortodoks politikalara geçilmesi sonrası dünyanın bakışı değişmeye başlamıştı.

Türkiye’nin kredi notu 12 yıl aradan sonra mart ayında Fitch tarafından artırılmıştı. Fitch Ratings martta Türkiye’nin kredi notunu ‘B’den ‘B+’ya yükseltirken, not görünümünü de ‘pozitif’e çevirmişti. Bunu mayısta Standard and Poor’s’un (S&P) yaptığı artırım izlemiş ve kredi notu ‘B’den ‘B+’ye çıkmıştı.

Kredi derecelendirme kuruluşu not artışına ilişkin açıklamasında gelecek iki yıl içinde portföy girişlerinin artacağını, cari açığın daralacağını, enflasyonun düşeceğini öngörmüştü. Temmuzda da Moody’s, Türkiye’nin kredi notunda 11 yıl sonra artışa gitti ve ‘B3’ten ‘B1’e yükseltti.

İki kademe birden artış Türkiye için bir ilk olmuştu. Eylülde yine Fitch Ratings, Türkiye’nin kredi notunu ‘BB-‘ye yükseltti, görünümünü ise pozitiften durağana çekti. Beklenti, görünümün pozitif olarak korunmasıydı.

Son olarak Kasım’da S&P, Türkiye’nin kredi notunu bu yıl içinde ikinci kez arttırıp ‘B+’dan ‘BB-‘ye yükseltirken, kredi notu görünümünü ‘durağan’ olarak belirledi. Ülkenin ‘B’ olan kısa vadeli kredi notunun da teyit edildiği belirtildi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Rusya’dan Nükleer Çatışma Riski Uyarısı

Rusya Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Sergey Şoygu, uluslararası alanda büyük güçler arasındaki jeopolitik rekabetin tırmanmasının nükleer çatışma riskini artırdığı uyarısında bulundu.

Haber Merkezi / Sergey Şoygu, TASS’a yaptığı açıklamada, “Küresel çapta artan çatışmalar ve yoğunlaşan jeopolitik rekabet ortamında, nükleer güçler de dahil olmak üzere büyük güçler arasında şiddetli çatışma riskleri artıyor” dedi.

Şoygu, “Kiev’e yapılan büyük mali harcamalara ve kapsamlı desteğe rağmen Batı, Ukrayna’daki özel askeri operasyonun gidişatını değiştiremedi. Birincil bahsin yine Rusya’yı istikrarsızlaştırmaya kaydırılması öngörülebilir. Bu konuda proaktif önlemler alıyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu tür önlemlerin Rusya’nın güvenlik konseptinde de yer aldığını açıklayan Şoygu, “Dost olmayan ülkelerin Rusya ve Belarus’un içişlerine müdahale girişimlerinin” devam ettiğini vurguladı.

Şoygu, yabancı istihbarat örgütlerinin sabotajlarla iç durumu etkilemeye yönelik sürekli girişimlerde bulunduğunu söyledi ve ekledi: Batı bu amaçla bilgi kaynaklarını, sivil toplum örgütlerini ve kurumları kullanıyor.

“NATO, nükleer silahların kullanımı için eşiği sürekli olarak düşürüyor ve askeri planlamasında nükleer bileşeleri artırıyor” diyen Sergey Şoygu, “Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiklerinin eylemleri, kitle imha silahları için silah kontrol mekanizmalarının ve yayılmayı önleme çerçevelerinin bozulmasına yol açtı” ifadelerini kullandı.

Şoygu, “Güncellenen ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi ve 2022’de güncellenen NATO’nun stratejik konsepti, önemli güvenlik tehdidi olarak algılanan Rusya ve müttefiklerine karşı ‘küresel çatışma’ ihtiyacını açıkça belirtiyor” dedi.

Paylaşın