CHP’de “Mansur Yavaş” Düğümü

CHP’de Cumhurbaşkanı adayının tüm üyelerin katılacağı ön seçimle belirleneceği ifade ediliyor. Ancak Mansur Yavaş’ı tanıyan birçok siyasetçi sadece CHP üyelerinin oy kullanacağı bir seçime Yavaş’ın katılmama ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyor.

Öte yandan ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın aday olamaması durumunda partiden ayrılıp aday olması seçeneği de dışlanmıyor.

CHP’li kurmaylar ise bu konudaki görüşmelerin devam ettiğine dikkat çekerek, “Mansur Bey bizim değerimiz. Ön seçimle ilgili kararı ne olur henüz bilmiyoruz ama ön seçim kararı alınıp takvim netleşene kadar görüşmeler sürecektir. Yavaş aday olsa da olmasa da ülkenin geleceğinde mutlaka bir pozisyonda yer bulacaktır” diyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında, Cumhurbaşkanı adayının tüm üyelerin katılacağı ön seçimle belirleneceğini, ön seçimin de en geç nisan ayında yapılacağını söyledi. Özel çağrıyı yaptı ancak henüz alınmış bir karar yok.

CHP Tüzüğü’ne göre Parti Meclisi’nin toplanıp bu kararı alması gerekiyor. Parti Meclisi’nin de önümüzdeki haftalarda toplanacağı ifade ediliyor. Bu süreçte ön seçim ile ilgili de bir yönerge hazırlanacak.

Özel’in açıklamasını, adı Cumhurbaşkanı adayları arasında geçen İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu çok olumlu buldu. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ise yakın çevresine dayandırılan haberlere bakılırsa hem “erken” dedi, hem de sadece CHP üyeleriyle yapılacak bir ön seçimin doğru olmadığını ifade etti.

Bu nedenle ön seçim takvimi çıktığında Yavaş’ın alacağı tutum merak konusu. Yavaş’ı tanıyan birçok siyasetçi sadece CHP üyelerinin oy kullanacağı bir seçime Yavaş’ın katılmama ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyor. Ancak Yavaş’ın bu durumda partiden ayrılıp aday olması seçeneği de dışlanmıyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; CHP’li kurmaylar ise bu konudaki görüşmelerin devam ettiğine dikkat çekerek, “Mansur Bey bizim değerimiz. Ön seçimle ilgili kararı ne olur henüz bilmiyoruz ama ön seçim kararı alınıp takvim netleşene kadar görüşmeler sürecektir. Yavaş aday olsa da olmasa da ülkenin geleceğinde mutlaka bir pozisyonda yer bulacaktır” diyor.

Paylaşın

AK Parti’de “Erken Seçim” İçin 2027 Konuşuluyor

AK Parti’de erken seçim için, “Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimi her halükarda 2027 yılında yapılır. Yapılacak seçim de her halükarda ikinci tura kalır” deniliyor.

CHP’li Esenyurt Belediye Başkanının tutuklanıp yerine kayyım atanması, Beşiktaş Belediye Başkanının tutuklanması, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında arka arkaya açılan soruşturmalar…

Son aylarda yaşanan tüm bu gelişmeler karşısında erken seçim çağrısını büyütme kararı alan CHP, bu yıl içinde bir seçim istiyor. Hakkında açılan soruşturmada ifade verdikten sonra bir konuşma yapan İmamoğlu, “Bizi engelleyemezler, sandık gelecek, bu iktidar gidecek” dedi.

Sık sık erken seçim çağrısı yapan CHP Genel Başkanı Özgür Özel de en son, “2025 yılında sandık gelecek. Sandığın gelmesi için var gücümüzle çalışacağız” değerlendirmesi yaptı. Muhalefet bu yıl erken seçim istiyor ama iktidar daha sonrasını işaret ediyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; AK Parti’de erken seçim için, “Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimi her halükarda 2027 yılında yapılır. Yapılacak seçim de her halükarda ikinci tura kalır” deniliyor.

Öte yandan Ekrem İmamoğlu hakkında YSK üyelerine hakaret iddiasıyla açılan “Ahmak Davası”nda siyasi yasak isteniyor. İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanı iken yapılan bazı ihaleler de İBB Başkanı olduktan sonra dava konusu oldu.

Geçtiğimiz haftalarda hakkında arka arkaya iki yeni soruşturma açılan İmamoğlu bu süreci “Yargısal taciz” olarak adlandırıyor. İmamoğlu’na yönelik bu davaların olası cumhurbaşkanı adaylığını önlemek amacı taşıdığını düşünen birçok muhalefet mensubu var.

Kimi yorumcular ise iktidarın bu müdahalelerinin İmamoğlu’nu daha da büyüttüğünü söylüyor. Bu tartışmalar AK Parti kulislerinin de önemli gündem başlıklarından biri. “Yanlış yapanın hukuka elbette hesabını vereceğini” söyleyenler kadar, bu tablonun İmamoğlu’na hak etmediği bir fayda sağladığını düşünenler de var.

AK Partili bir yönetici, İmamoğlu hakkında ihale dosyaları nedeniyle açılan soruşturma dışında diğerlerini çok doğru bulmadığını belirterek, şu ifadeleri kullanıyor: “Bunlar İmamoğlu’nu büyütmüyor ama İmamoğlu gerçeğini görmemizi engelliyor. Aslında İmamoğlu İstanbul’da dişe dokunur hiçbir iş yapmıyor.

Sonra bu davalar, soruşturmalar üzerinden mağdur olarak milletin önüne çıkıyor. Sürekli önüm kesiliyor havası veriyor. Göreve geldiği günden bu yana fazlasına talip. İstanbullu bundan rahatsız. Belediye başkanlığını yapsın millet asıl gerçekliğini, hakikatini görsün.”

Paylaşın

DEM Parti, “Süreç” İçin Meclis’i İşaret Etti

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Kürt’ü görmeyen, reddeden bir anlayıştan, Kürtleri gören sayan bir sürece ihtiyaç var. İmralı ile yapılan görüşmelerin Meclis’e taşınması çok önemlidir” dedi ve ekledi:

“Heyetimiz bunun için bütün siyasi partilerle görüştü. Bu görüşmelerin detaylarını da İmralı’ya taşıdı. Sayın Öcalan, bu görüşmelere büyük kıymet verdi. Tüm bu görüşmelerde ortaya çıkan tartışmaların Meclis’e taşınması gerekiyor. Hiç kimsenin canı istediğinde adım atacağı canı istediğinde bırakacağı bir şey istemiyoruz. Bunun olmaması için bu görüşmelerin Meclis’e taşınması lazım.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), PKK Lideri Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerden çıkan mesajların tartışılacağı ‘Toplumsal Barış ve Özgürlük Buluşmaları’na başladı. DEM Parti Ağrı İl Örgütü binasında yapılan buluşmaya çok sayıda kişi katıldı.

Buluşmada konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere değindi. Koçyiğit, Kürtlerin statüsüne karşı saldırıların sürdüğüne işaret ederek, AKP’nin en büyük korkusunun Kuzey ve Doğu Suriye’nin statüsü olduğunu kaydetti. Koçyiğit, “Kürtlerin statülerinin resmiyet kazanmasını engellemek için her gün Türkiye’den birisi Suriye’ye gidiyor. Kürtlerin adının dahi olmaması için her şeyi yapıyorlar” dedi.

“Bir taraftan Suriye’de Kürt halkını statüsüz bırakmaya çalışıyorlar, diğer taraftan içeride görüşmeler başlatılıyor” diyen Koçyiğit, şöyle devam etti: “Demokratik çözüm için biz de bunu (görüşmeler) istiyoruz. Söylenenlerin sözde kalmaması için çokça direndik ama günün sonunda bunun çok da ilerlemediğini gördük. Sayın Öcalan, yeğeni Ömer Öcalan üzerinden verdiği mesajda tecridin devam ettiğini söyledi.

Sayın Öcalan, bu meseleyi çözecek teorik güce sahip olduğu mesajını vermiştir. Gerçek anlamda Kürt sorunun demokratik çözümüne kapı aralaması gerekenler bütün tartışmayı silah bırakmaya kilitlemiş durumdalar. Bütün kamuoyunu buraya kilitlemişler. PKK, Kürt sorununu nedeni değil, sonucudur. Kürt sorununun ortadan kalkmasını istiyorsanız önce bu sorunun nedenlerini ortadan kaldırmalısınız. Türkiye’nin en köklü sorununu bir konuya bağlayamazsınız. Nedenleri kaldırmadan sonuçlar üzerinden manipülasyon yaparsanız onurlu bir barış ve kalıcı bir sonucu alamazsınız” diye konuştu.

“Görüşmelerin Meclis’e taşınması lazım”

DEM Parti Heyeti’nin sorunun Meclis’te çözülmesi için siyasi partilerle yaptığı görüşmeleri hatırlatan Koçyiğit, “Kürt’ü görmeyen, reddeden bir anlayıştan, Kürtleri gören sayan bir sürece ihtiyaç var. İmralı ile yapılan görüşmelerin Meclis’e taşınması çok önemlidir. Heyetimiz bunun için bütün siyasi partilerle görüştü. Bu görüşmelerin detaylarını da İmralı’ya taşıdı. Sayın Öcalan, bu görüşmelere büyük kıymet verdi. Tüm bu görüşmelerde ortaya çıkan tartışmaların Meclis’e taşınması gerekiyor. Hiç kimsenin canı istediğinde adım atacağı canı istediğinde bırakacağı bir şey istemiyoruz. Bunun olmaması için bu görüşmelerin Meclis’e taşınması lazım” diye konuştu.

Antep’te ‘Toplumsal Barış ve Özgürlük Buluşmaları’ kapsamında DEM Parti halk buluşması gerçekleştirdi. İl örgütünde yapılan halk buluşmasına DEM Parti Emek Komisyonu Eş Sözcüsü Mehmet Bozgeyik ile çok sayıda kişi katıldı. Salona ‘Örgütlü toplum ile özgür yaşama’ pankartı asıldı. Mehmet Bozgeyik, barışın toplumsallaşması için buluşmaların önemli olduğunu kaydetti. Buluşma, sürece dair yapılan değerlendirme, öneri ve eleştirilerle son buldu.

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

Erdoğan: Hırsızlık Ve Yolsuzluğu Örtemeye Kalkan Zihniyetle Karşı Karşıyayız

Partisinin Antalya İl Kongresi’nde konuşan Erdoğan, “Küresel ve bölgesel dengelerin yeni baştan kurulduğu şu kritik dönemde Türkiye’nin geçmişte olduğu gibi kaçıracak tek bir fırsatı heba edecek tek bir potansiyeli yoktur” dedi ve ekledi:

“Bir de kifayetsiz muhterislerin edep ve ahlak sınırları tanımayan hezeyanlarıyla uğraşmak mecburiyetinde kalıyoruz. Hırsızlık, yolsuzluk tacizi örtemeye kalkan pişmiş zihniyetle karşı karşıyayız. Türkiye’ye tamamen yabancılaşmış bir kafa yapısıyla muhatabız.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Antalya Spor Salonu’nda düzenlenen 8. Olağan İl Kongresi’nde konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Güzel Antalya’da bizi tekrar bir araya getiren Rabbime hamd ediyorum. Sizlerin şahsında Antalya’nın dört bir köşesinde yaşayan kardeşlerime buradan selamlarımı gönderiyorum. Türkiye Yüzyılı’nda Antalya sadece ülkemizin değil Akdeniz havzası şehirlerin içinde de inşallah yıldız gibi parlamaya devam edecektir. Antalya’da son mahalli seçimlerde arzu ettiğimiz neticeleri alamadığımızın farkındayız.

Siyaset uzun soluklu bir mücadelenin adıdır. Bir felsefeci hiç yenilmemiş insan hiç savaşmamış olandır diyor. Bir şairimiz de yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır, mısralarıyla mücadelenin kesintisizliğini ifade ediyor. Geçen seçim dünde kaldı artık bize düşen bugün için yeni sözler söylemek gelecekteki zaferler için şimdiden hazırlanmaktır.

Sizlerden bu kongremizle birlikte 2028 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilleri seçimleriyle 2029 mahalli idareler seçimleri için vakit kaybetmeksizin çalışmaya başlamanızı istiyorum. Zaman su gibi akıp gidiyor. Önümüzde 3 yıllık zaman dilimi var. Her zaman söylüyorum boşa geçirecek vaktimiz yok. Muhalefet gibi sanal tartışmalara, kayıkçı kavgalara ayıracak tek bir anımız bile yok. Onların sadece kendi çıkar, ceplerini, siyasi kariyerlerini düşünen gündemlerine takılıp, kalamayız. Laf ve polemik yerine iş ve hizmet üretmemiz gerekiyor. Nitekim biz de bunu yapıyoruz.

İşte bu sabah TÜİK tarafından 2024 yılına ait turizm rakamları açıklandı. Buna göre 2024’de hedeflerimizin de ötesine geçtik. Turist sayısı 62,3 milyon kişi. Turizm gelirlerimiz ise 61,1 milyar dolar oldu. Bölgemizde ve dünyada yaşanan tüm zorluklara rağmen kriz ve belirsizliklere rağmen bu rakamlara ulaştık. İnşallah çok daha iyi yerlerde olacağız.

Bolu Kartalkaya’daki facia gibi trajedilerin bir daha yaşanmaması adına gereli tüm adımların atılmasını sağlayacağız. Bolu’daki yangınla ilgili mevzuatla ilgili problem varsa Gazi Meclisimizde çözüme kavuşturacağız. Milyonlarca insanımızın rızık kapısı olan Antalya gibi şehirlerimizin en büyük gelir kaynağı olan Türk ekonomisinin bacasız sanayisi olan turizm sektörünün başarısı için ortak akılla sorunlarımıza çözüm arayacağız. Gözünü tamamen para hırsı bürümüş, kendi kazancından başka hiçbir şeyi düşünmeyen, tamahkarların, aç gözlü fırsatçıların vatandaşları ve misafirlerimizi tehlikeye atmasına asla müsaade edemeyiz.

Bolu’daki facianın son olmasını temin etmek hepimizin görevidir, hepimizin boynunun borcudur. Bir kez daha yangın faciasında vefat eden 78 kardeşimize yüce Allah’tan rahmet, tedavileri süren kardeşlerimize Allah’tan şifa diliyorum. Bir yanda Bolu’daki otel yangını gibi felaketlerin acılarıyla yüreklerimiz yanarken yürütülen çalışmaları tüm safhaları yakından takip ediyoruz. Bu olayda sorumluluğu olan kimsenin gözünün yaşına bakmayacak, kimin eksiği, hatası, ihmali veya kusuru varsa hepsinden tek tek hesap sorulmasını temin edeceğiz.

Güvenliğimiz bakımından hayati öneme sahip güneyimizdeki gelişmeleri izliyor ve kendi hamlelerimizi planlıyoruz. Kurmak istediğimiz güvenlik hattını tamamlayana ve tüm terör örgütlerin başını ezene kadar durmayacağız. Hayat pahalılığın üstesinden gelmek için kararlı ekonomi programı izliyoruz. Enflasyon düştükçe bilhassa sabit gelirlilerimizin refah gelirini arttırmak için daha iyi iklim ve imkâna sahip olacağız.

Küresel ve bölgesel dengelerin yeni baştan kurulduğu şu kritik dönemde Türkiye’nin geçmişte olduğu gibi kaçıracak tek bir fırsatı heba edecek tek bir potansiyeli yoktur. Bir de kifayetsiz muhterislerin edep ve ahlak sınırları tanımayan hezeyanlarıyla uğraşmak mecburiyetinde kalıyoruz. Hırsızlık, yolsuzluk tacizi örtemeye kalkan pişmiş zihniyetle karşı karşıyayız. Türkiye’ye tamamen yabancılaşmış bir kafa yapısıyla muhatabız.

“Ağzından çıkanı kulağı duymuyor”

Ülkemizde ve bölgemizde yaşanan hiçbir hadiseye Türkiye merkezli bakmak istemiyorlar. CHP Genel Başkanı kırdığı potların, yaptığı gafların çetelesini tutmaya gençlerimizin bile sabrı kalmadı. Ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Uzatılan her mikrofona bir şeyler söylüyor, üst perdeden kendince ahkam kesiyor. Ertesi gün ‘ben öyle demek istemedim’ diyerek sözlerini tekzip ediyor, kendi kendini yalanlıyor. Şimdi de çıkmış Amerikan filosuna secde etmekten bahsediyor. Sayın Özel’e şunu hatırlatıyorum, müflis tüccar misali eski defterleri karıştırmayı bırak. Emperyalizme kimin kulluk ettiğini görmek istiyorsan 14-28 Mayıs seçimleri öncesinde kapı kapı dolaşan eski genel başkanına bak.

Ekonominin başına sömürge valisi gibi yabancıları getirmekten bahseden siz ve sizin partinizdi. Siz IMF kapılarında el açarken 23,5 milyar dolarlık borcu kapatarak ülkemize ekonomik bağımsızlığını kazandıran biz olduk. Biz yarım asır boyunca emperyalizme ve uşaklarına karşı yürüttüğümüz mücadelenin 1 günlük sadakasını versek mevcut CHP yönetiminin 7 sülalesine yeter.

Sayın Özel’i muhatap alsak bize yazık muhatap almasak bu sefer millete yazık. Sayın Özel oturduğu koltuğun hakkını halen veremedi. Bay Kemal’in gösterdiği sarı kart sayın Özel’in ayarını bozdu, dengesini sarstı, oyundan giderek düşmeye başladı. Böyle giderse yakında ikinci sarı kartı da görecek. Yüzüne gülüp, yanında durup, sırtından hançerleyenleri burada saymıyorum. Nereden bakarsak acınacak durum içinde.

CHP’nin içindeki kavga, ayak oyunu, rekabet zaten bu partiyi içten içe çökertiyor. Artık iyice ayyuka çıkan bu koltuk kavgasını CHP’nin kendi meselesidir diyerek zaten nazar-ı dikkate almıyoruz. Bu çamur ülkenin ve milletin bekasını ilgilendiren bu konulara sıçramaya başladığında susma hakkımız kalmıyor. Yine atalarımızın ‘hadsize had bildirmenin 40 yetime yetime kaftan giydirmekten daha evla olduğu’ sözünü de unutmuyoruz. Biz bu tür tartışmaların tarafı olmaktan hicap duyuyoruz. Milletimize karşı sorumluluklarımızın gereği olarak bu söz düellosuna girmek mecburiyetine kalmasak inanın hepsini yok sayacak bu vakti ve enerjiyi daha hayırlı işlere teksif edeceğiz.

Vatanın selameti ve inkışafı için hayal kuran, kalbi heyecanla çarpan, kötülüklerin yok olması için karınca misali bir damla su taşımayı vazife addeden, tuğla üstüne tuğla koymak amacıyla kolları sıvayan, dosta güven, düşmana korku veren velhasıl ülkesi ve milleti için gece gündüz çalışan herkese buradan şükranlarımı sunuyorum.

Yoldaşımız milletimiz olduğu müddetçe Allah’ın izniyle istikametimizi ne içerideki bedbah ve gafiller ne de dışarıdaki düşmanlar bozabilir. Bugünlere hep milletimizle birlikte geldik. Tüm saldırıları milletimizle sırt sırta vererek püskürttük. Tüm engelleri milletimizin güçlü desteği ile aştık. Doğruluktan, dürüstlükten, samimiyetten ayrılmadık.

Bu süreçte bizi ülkeye ve millete hizmetten alıkoymaya çalıştılar. Milletin teveccühünden uzaklaştırmak için her yolu denediler. Demokrasi dışı yöntemlerle sindirmek, korkutmak istediler. Hukuk dışı uygulamalarla meşru siyaset sahasının dışına çekmeye heves ettiler. Bizim çalışma azim ve şevkimizi örselemek için darbeden, sokak olaylarına her türlü yöntemi devreye aldılar.

27 Nisan bildirisini nasıl unutabiliriz? 7 Şubat MİT krizini nasıl unutabiliriz? Gezi olayları üzerinden sahnelenen kirli oyunu nasıl unutabiliriz. Çukur terörüyle Kürt kardeşlerimize yaşatılan acıları nasıl unutabiliriz. 253 vatan evladını şehit verdiğimiz 15 Temmuz ihanetini nasıl unutabiliriz? DEAŞ’ından bölücü terör örgütüne kadar üzerimize salınan cinayet şebekelerini nasıl unutabiliriz?

Suriye’de 13 yıl boyunca yanan ateşi ülkemize taşıma senaryolarını nasıl unutabiliriz? Kimisi bilinen çoğu da bilinmeyen nice saldırı, ihanet, tuzak, bel altı vuruşu hangimiz nasıl unutabiliriz? Bunların hiçbirini unutmadık ve unutmayacağız. Yaşananlardan ibret alacak, ders çıkaracak istikbalimizi buna göre şekillendireceğiz. Muhalefet ne yaparsa yapsın ayrıştırıcı siyasete tevessül etmeyeceğiz. Muhalefetin kışkırtmalarına tevessül etmeyecek birleştirici, yapıcı siyasetten ayrılmayacağız. Sırtımızı Hak’ka ve halka yaslayacağız.

AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak günü kurtarmaya değil yarınlarımızı inşa etmeye odaklanıyoruz. Yüzyılların rüyalarının peşinden koşuyoruz. Cumhur İttifakı olarak hedeflerimize kilitlenmiş vaziyetteyiz. Menzile varıncaya kadar durmadan, dinlenmeden ilerleyeceğiz. Allah ömür verirse daha nice yıllar bu ülkeye aşkla, şevkle hizmet etmeye devam edeceğiz.

Antalya’ya 850 milyar lira kamu yatırımı yaptık. Antalyamıza üçü vakıf biri devlet olmak üzere 4 yeni üniversite kurduk. 33 bin seyirci kapasiteli stadyum dahil toplam 128 adet spor tesisi kazandırdık. 4 bin 991 yataklı 27 hastane ve ek binalar dahil 68 sağlık tesisi inşa ettik. 300 yataklı Aksu Devlet Hastanemizi yıl sonunda, 150 yataklı Konyaaltı Devlet Hastanemizi önümüzdeki yılın başında vatandaşlarımızın hizmetine sunmuş olacağız.

TOKİ vasıtasıyla 6 bin 184 konut projesini hayata geçirdik. Antalya’da 6 millet bahçesi projemiz bulunuyor. Bunların 5’inin yapımını tamamladık. Karayollarında 195 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol mesafesini 742 kilometreye ulaştırdık. Turizm ve ticaretin iki başkenti Antalya ile Mersin’i birleştirecek Akdeniz Sahil Yolu projesini hayata geçirdik. 9,5 saat süren seyahat süresini 5 saat 50 dakikaya, güzergah üzerinde yer alan Antalya-Alanya ve Çeşmeli-Kızkalesi yolunun bitirilmesiyle 4 saat 30 dakikaya düşüreceğiz.

Toplam 122 kilometre uzunluğunda projelendirdiğimiz Antalya-Alanya otoyolumuz ticaret ve tarım sektörüne hizmet edecek. Yoğun zamanlarda 4,5 saat süren seyahat süresi yaklaşık 1 saate inecek. Antalyalı kardeşlerimizin şehir içi ulaşım çilesini çözecek 4 kritik kavşağı ve farklı seviyeli kavşakların temelini yakında atıyoruz. Akdeniz Sahil Yolu’nun Antalya-Manavgat arasında yer alan yeni nesil hemzemin akıllı kavşağa dönüştüreceğiz. Antalya’nın batısı ile doğusunu bağlayacak, ana arterlerde oluşan trafik yükünü hafifleteceğiz.

Elmalı-Finike, Antalya-Taşağıl-Konya yolu gibi 27 ayrı karayolu projesine devam ediyoruz. Eskişehir-Kütahya-Afyonkarahisar-Burdur-Antalya hızlı tren hattının hızlı tren proje çalışmalarını bitirdik. Kayseri-Nevşehir-Aksaray-Konya-Antalya hızlı tren hattını gündemimize aldık. Gazipaşa yat limanımızın inşa çalışmalarını bitirdik, çok yakında hizmete açmayı planlıyoruz.

Gazipaşa-Alanya Havalimanı ve mevcut Antalya Havalimanı ile şehrimizi iki havalimanı ile dünyanın dört bir yanına ulaşır hale getirdik. Devletimizin kasasından tek kuruş çıkmadan 927 milyon Avro yatırım bedeli ile Antalya Havalimanı’nda genişletme çalışmasını yapıyoruz. Havalimanımızı büyütme projemizin yüzde 90’ı bitti. İnşallah yakında tüm çalışmalarımızı tamamlıyoruz.”

Paylaşın

DDK Yasası TBMM’den Geçti: Erdoğan, Herkesi Görevden Alabilecek

Erdoğan, TBMM’den geçen “DDK Yasası” gereği, istemediği herkesi görevden alabilecek. CHP’li Gökhan Günaydın, Cumhurbaşkanı’na “denetimsiz ve keyfi bir müdahale alanı yaratıldığı” konusunda TBMM’yi ve kamuoyunu uyarmıştı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulunda perşembe gecesi görüşülen “191 Sıra Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin, Devlet Denetleme Kurulu üye veya denetçisine “her kademe ve rütbedeki görevliler hakkında görevden uzaklaştırma tedbirinin uygulanmasını yetkili makamlara önerme, memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında bu tedbiri uygulama” yetkisini tanıyan 3. Maddesi iktidar blokunun oylarıyla kabul edildi.

Bu kararla 2443 sayılı Devlet Denetleme Kurulu Kurulması Hakkında Kanun’un mülga 6 maddesi, başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiş oldu.

“Görevden uzaklaştırma:

MADDE 6- İlgili Kurul üyesi veya denetçi;

a) Denetlemeler sırasında denetimi güçleştiren veya engelleyen davranışlarda bulunan,

b) Görevde kalması halinde kamu zararını artıracağı anlaşılan,

c) Suç delillerini karartacağı anlaşılan,

ç) Kamu hizmetinin gerekleri yönünden görevi başında kalmasında sakınca görülen,

her kademe ve rütbedeki görevliler hakkında görevden uzaklaştırma tedbirinin uygulanmasını yetkili makamlara önerebilir, memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında bu tedbiri uygulayabilir […]”

Gün içinde CHP Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın, AKP’nin Devlet Denetleme Kurulu Kanunu’nda daha önce iki kez yapmaya çalıştığı benzer değişikliklerin Anayasa Mahkemesinden döndüğünü anımsatmış ve yasa değişikliğiyle, Cumhurbaşkanı tarafından atanan kurul üyelerine kamu görevlilerini doğrudan doğruya görevden uzaklaştırma yetkisi vererek Cumhurbaşkanı’na “denetimsiz ve keyfi bir müdahale alanı yaratıldığı” konusunda TBMM’yi ve kamuoyunu uyarmıştı.

Yürürlükteki düzenlemeye göre, Devlet Denetleme Kurulunun (DDK) başkanı ve üyeleri Cumhurbaşkanınca atanıyor. Kurul, Cumhurbaşkanının talimatı doğrultusunda tüm kamu kurum ve kuruluşlarında inceleme, araştırma ve denetleme yapabiliyor. Ancak bu denetimler sonucunda hazırlanan raporlar, gereği yapılmak üzere Başbakanlıka veya ilgili kurumlara iletiliyordu.

Perşembe gecesi oylanarak kabul edilen değişiklikle ise DDK bile değil, DDK’nin “ilgili üyesi ve denetçisi”ne, “her kademe ve rütbedeki görevliler hakkında görevden uzaklaştırma kararı verme” yetkisi tanınıyor. Bu yetkiyle sonsuz genişlikte bir takdir hakkının bir yargısal süreç olmaksızın bir kurul üyesince DDK’nin denetim alanındaki tüm kurumlardaki görevliler üzerinde kullanılmasının önü açılıyor.

Devlet Denetleme Kurulunun denetim alanı Anayasa’nın 108. Maddesi’nde tanımlanıyor. Buna göre, “Devlet Denetleme Kurulu, Cumhurbaşkanının isteği üzerine, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında ve sermayesinin yarısından fazlasına bu kurum ve kuruluşların katıldığı her türlü kuruluşta, kamu kurumu niteliğinde olan meslek kuruluşlarında, her düzeydeki işçi ve işveren meslek kuruluşlarında, kamuya yararlı derneklerle vakıflarda, her türlü inceleme, araştırma ve denetlemeleri yap[maya yetkili].”

Anayasada ifade edilen tüm kamu kurum ve kuruluşlarının başında bakanlıklar, valilikler ve kaymakamlıklar, belediyeler ve özel idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri (KİT’ler), düzenleyici ve denetleyici kurumlar (BDDK, SPK, RTÜK vb.), kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları kapsamında barolar, tabip odaları, ticaret ve sanayi odaları, esnaf ve sanatkâr odaları, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan şirketler kapsamında kamu bankaları (Ziraat Bankası, Halkbank vb.), kamu iştirakleri, kamu kaynağı kullanan vakıflar, dernekler ve sendikalar kapsamında kamuya ait vakıflar (örneğin, Türkiye Diyanet Vakfı), kamu fonlarından yararlanan özel vakıflar ve dernekler, kamu destekli sendikalar, devlet üniversiteleri ve vakıf üniversiteleri var.

Düzenleme sadece atanmış kamu görevlilerini değil, idari açıdan İçişleri Bakanlığına bağlı seçilmiş yerel yöneticileri de kapsıyor.

Gökhan Günaydın’a göre, ” Ucu açık, keyfi[liğe] varan bir takdir yetkisiyle artık hiç kimsenin görev teminatı olmayacak. Yalnızca atanmışlar için değil, bu keyfi[lik] seçilmişleri de kapsıyor. Artık bir soruşturma, kovuşturma, yargı kararı vs süreçlere de gerek yok. Cumhurbaşkanı DDK Başkanı’nı çağırıyor, ‘şu belediye başkanı hakkında denetim yap’ diyor, Başkan bir kurul üyesini görevlendiriyor, o da gidip ‘görev başında kalması sakıncalıdır’ diyerek seçilmiş belediye başkanını görevden uzaklaştırabiliyor. Her şey jet hızıyla, her şey kanuna uygun ve elbette tümüyle hukuka aykırı.”

Gökhan Günaydın’ın dile getirdiği kaygılar, Türk Tabipleri Birliği, Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu gibi kuruluşlar için de geçerli.

Erdoğan’ın üçüncü denemesi

AKP DDK’de Erdoğan’ın istediği bu tiran yetkilerini TBMM’den geçirmeyi ilk kez denemiyor.

Gökhan Günaydın’ın verdiği bilgiye göre, “İlkinde 5 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (CBK) ile aynı yetkiyi DDK’ya almayı denediler. CHP Grubu’nun başvurusu üzerine AYM düzenlemeyi iptal etti (AYM, E.2018/121, K.2021/84, 11/11/2021: R.G.Tarih-Sayısı : 17/3/2022-31781).

“İkincisinde bir torba kanun içerisinde Meclis Genel Kurulu’na indirdiler, muhalafetin ortak ve etkin direnciyle düzenlemeyi torba kanun içinden çıkarmak zorunda kaldılar. Şimdi üçüncü kez deniyorlar.”

Günaydın, değişikliği TBMM Genel Kurulundan geçmesi halinde en ivedi şekilde AYM’ye iptal ve yürürlüğünün durdurulması başvurusu yapacaklarını” bildirmişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Türkiye, Yeme İçmede Dünyanın “En Pahalı” Ülkesi

The Economist’in Ocak 2025 itibarıyla yayımladığı Big Mac Endeksi verileri, Türkiye’deki fiyatların diğer ülkelere kıyasla ne denli yüksek olduğunu daha net ortaya koydu.

Prof. Dr. Hakan Kara, Türkiye’deki en ucuz Big Mac fiyatının (205 TL) bu kadar yüksek olması, ülkenin ekonomik zorluklarının önemli bir göstergesi olduğunu söyledi.

Türkiye’deki ekonomik dalgalanmalar, dünya genelinde yakından takip edilen “Big Mac Endeksi”nde çarpıcı bir gerçeği gözler önüne seriyor. The Economist’in yayımladığı verilere göre, Türkiye’de bir Big Mac hamburgerin fiyatı, dünya ortalamasının çok üzerine çıkarak yeni bir rekor kırdı.

Ünlü ekonomist Prof. Dr. Hakan Kara’nın da dikkat çektiği bu durum, Türkiye’nin artık “ucuz” bir ülke olmaktan çıktığının, hatta bazı kalemlerde dünyanın en pahalı ülkelerinden biri haline geldiğinin somut bir göstergesi olarak öne çıkıyor.

Hakan Kara’nın paylaştığı ve The Economist verilerine dayanan grafik, 2002 yılından günümüze kadar Türkiye’deki Big Mac fiyatlarının seyrini gözler önüne seriyor. 2018’e kadar Dünya ortalaması ile benzer şekilde seyreden Big Mac fiyatları, bu tarihten itibaren artışa geçti ve 2023 sonuna gelindiğinde dünya ortalamasının oldukça üzerine çıktı.

Özellikle 2024 ve 2025’e girerken yaşanan artış, Türkiye’deki enflasyonist baskının ve kur artışlarının ne denli etkili olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Grafik aynı zamanda bir ülkenin satın alma gücü paritesini göstermesi açısından önemlidir.

The Economist’in Ocak 2025 itibarıyla yayımladığı Big Mac Endeksi verileri, Türkiye’deki fiyatların artık diğer ülkelere kıyasla ne denli yüksek olduğunu daha net gösteriyor.

Ülkenin ekonomik sorunlarının bir yansıması olan bu durum, sadece bir hamburgerin fiyatından ibaret değil. Özellikle dolar kurunun yükselmesi ve enflasyonun yüksek seyretmesi, alım gücünün ciddi oranda düşmesine sebep oluyor.

Prof. Dr. Hakan Kara’nın işaret ettiği gibi, Türkiye’deki en ucuz Big Mac fiyatının (205 TL) bu kadar yüksek olması, ülkenin ekonomik zorluklarının önemli bir göstergesi. Üstelik bu fiyatlar, sadece en ucuz noktalar için geçerli.

Büyük şehirlerde ve turistik bölgelerde bu fiyatların çok daha yüksek olabileceği de unutulmamalı. Üstelik bu rakamlara bir de yan ürünler eklendiğinde durum çok daha vahim bir hale geliyor.

(Kaynak: Karar)

Paylaşın

Hamas, El-Kassam Tugayları Lideri Muhammed Daif’in Ölümünü Doğruladı

Hamas, İsrail’in 7 Ekim saldırısının arkasındaki beyinlerden biri olmakla suçladığı ve geçen yıl öldürüldüğünü duyurduğu El-Kassam Tugayları lideri Muhammed Daif’in ölümünü doğruladı.

2002 yılında Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın başına geçen Muhammed Daif, yaklaşık otuz yıldır İsrail’in en çok aranan adamları arasındaydı. Muhammed Daif, 2015’ten bu yana ABD’nin “uluslararası teröristler” listesinde de yer alıyordu.

Mayıs ayında Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı, Sinwar’la birlikte onun da savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle tutuklanmasını istemişti.

Filistin’in Gazze Şeridi’ni yöneten İslami Direniş Hareketi’nin (Hamas) askeri kanadı İzzeddin El Kassam Tugayları’nın lideri Muhammed Daif’in hayatını kaybettiğini açıklandı. Daif’in yanı sıra askeri komutan yardımcısı Mervan İsa da yaşamını yitirdi.

İzzeddin El Kassam Tugayları Sözcüsü Ebu Ubeyde, komutanları Gazi Ebu Tamah, Raid Sabit, Rafi Selame, Ahmed el-Gandur ve Eymen Nevfel’in yaşamını yitirdiğini belirtti. Ebu Ubeyde, Daif’in ne zaman ve nasıl öldüğüne dair detay vermedi.

İsrail ordusu, 1 Ağustos 2024’te yaptığı açıklamada Daif’in öldürüldüğünü öne sürmüştü. Açıklamada, “Savaş uçakları, 13 Temmuz 2024 tarihinde Han Yunus kentini vurmuştur ve istihbarat değerlendirmesinin ardından Muhammed Daif’in saldırıda bertaraf edildiği teyit edilebiliyor” denilmişti.

Muhammed Daif’in sağ kolu olan Mervan İsa’nın ise Mart 2024’te hayatını kaybettiği öne sürülmüştü.

İsrail, 2014 yılında Gazze’ye hava saldırısı düzenlemiş, saldırıda Daif’in eşi ve yedi aylık oğlu hayatını kaybetmişti.

Mayıs ayında Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı, Sinwar’la birlikte onun da savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle tutuklanması için bir emir talep etti.

Mayıs ayında Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı, Sinwar’la birlikte onun da savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle tutuklanmasını istemişti.

2002 yılında Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın başına geçen Muhammed Daif, yaklaşık otuz yıldır İsrail’in en çok aranan adamları arasındaydı. Muhammed Daif, 2015’ten bu yana ABD’nin “uluslararası teröristler” listesinde de yer alıyordu.

Asıl adı Muhammed Diyab el-Mısri olan Daif, 1965 yılında Han Yunus mülteci kampında dünyaya gelmişti.

Paylaşın

Erdoğan: Kimse Yargıya Ayar Veremez

Erdoğan, Ekrem İmamoğlu’na açılan davaya gönderme yaparak, “Biz hukuku kanunun üstünde gören bir milletiz. Hukuk başka kanun başka. Hukuk, hakkı haklı olana teslim etmektir. Bunu yapacağız” dedi ve ekledi:

“Türk yargısı sadece ve sadece Türk milleti adına karar verir. Türk milleti adına karar verenlere ise kimse ayar veremez. Yargıyı baskı altına almak sorumsuzluktur. Hakim ve savcılarımızın baskı altına alınması, bilhassa ailesi ve çocukları üzerinden hedefe konulması sorumsuzluğun daniskasıdır.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Adli Yargı Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları ile İdari Yargı Hâkimleri Kura Töreni’nde konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Aziz milletim, yasama ve yargı organlarımızın saygıdeğer temsilcileri, kıymetli misafirler sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Sizlerin vasıtasıyla adalet teşkilatımıza sevgilerimi gönderiyorum. Bugünkü kura merasimi ile yeni görev yerleri belirlenecek 1075 hakim ve savcı adayımızı tebrik ediyorum. Böylece hakim ve savcılardan oluşan adalet teşkilatının sayısı 25 bin 695’e çıkmış oluyor.

Bizim hem milli hem de manevi bünyemizde ölçü ve adalet kalp gibi hayati bir rol üstleniyor. Herhangi bir konuda hakemlik yaptığınız zaman adil olun buyruğu esasen meseleyi net bir şekilde anlatıyor. En derin krizlerle boğuştuğumuz günlerde bile adalet pusulasından şaşmadık.

Hak ve adalet kavramları bizim için vazgeçilmezdir. Siz yargı mensuplarımızdan da işte bu hassasiyetle çalışmanızı bekliyoruz. Adalet kapısına varıp da hakkını alamayan kalbi kırık ayrılan her bir vatandaşımızın vebali hem bu dünyada hem de ahirette Allah muhafaza hepimizin üzerindedir. Huzuruna gelen vatandaşa tepeden bakan yargı eski Türkiye’nin yargısıdır.

İdeolojik kamplara ayrılmış yargı eski Türkiye’nin yargısıdır. Biz de defalarca yüzleştik. Bir daha o günlere Allah’ın izniyle geri dönüş olmayacaktır. Bugün yargı sürecine müdahale etmek isteyen malum çevreler işte bu eski Türkiye hayalindedir.

“Kimse kendini hukukun üstünde göremez”

En temel hukuk kaidelerini ihlal etmeyi kendilerine hak görüyorlar. Hukukun üstünlüğü ilkesinin kendilerini bağlamadığını düşünüyorlar. Anayasa ve yasaları çiğneyebileceklerini sanıyorlar. Ama yargının kapsama alanı dışında olmadıkları gerçeği ile günden güne daha fazla yüzleşiyorlar ve bunu kabul etmek zorunda kalıyorlar. Kimse kendini hukukun üstünde erişim alanında göremez.

Biz hukuku kanunun üstünde gören bir milletiz. Hukuk başka kanun başka. Hukuk, hakkı haklı olana teslim etmektir. Bunu yapacağız. Türk yargısı sadece ve sadece Türk milleti adına karar verir. Türk milleti adına karar verenlere ise kimse ayar veremez. Yargıyı baskı altına almak sorumsuzluktur. Hakim ve savcılarımızın baskı altına alınması, bilhassa ailesi ve çocukları üzerinden hedefe konulması sorumsuzluğun daniskasıdır.”

Paylaşın

Hüseyin Çelik: AK Parti Devletin Partisi Haline Geldi

AK Parti’nin kurucularından Hüseyin Çelik, “AK Parti, halkın partisi olarak kuruldu. Ancak zamanla devletin partisi haline geldi. Devlet, partiye dönüştü. Bu ise siyasi bir felakettir” dedi.

Hüseyin Çelik, katıldığı Youtube yayınında, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türkiye’de oluşturulan yargı sisteminin, bağımsız bir yargıdan çok “İstiklal Mahkemeleri” gibi çalıştığını söyledi.

Çelik, “Bu aslında bir yargı değil, bir tür devrim mahkemesi gibi işliyor. İstiklal Mahkemeleri’nde nasıl savunma hakkı yoksa, 15 Temmuz sonrası yargı da maalesef bir giyotin gibi çalışıyor.” dedi. Yargının siyasallaştığını ve hukukun üstünlüğü ilkesinin rafa kaldırıldığını vurgulayan eski bakan, “Bir hukuk devleti içinde bireylerin suçluluğu kanıtlanmadan cezalandırılması kabul edilemez. Oysa, Türkiye’de insanlar listelerle işlerinden atıldı, yargılanmadan suçlu ilan edildi” ifadelerini kullandı.

Hüseyin Çelik, “Biz yargının bağımsızlığından söz ediyoruz. Sadece kağıt üzerinde yazıp kendimizi kandırıyoruz. Ne yazık ki biz de kendi militan yargımızı oluşturduk. Yani geçmişte kendisi mazlum olan, Ama bugün gücü eline aldıktan sonra eğer birileri zalim kesilmişse bu korkunç bir şeydir” değerlendirmesinde bulundu.

Eski Bakan Çelik, Türkiye’de adaletin temel ilkelerinden biri olan “suçun şahsiliği” ilkesinin ihlal edildiğini belirtti. “Bir kişinin işlediği iddia edilen bir suçtan dolayı onun çocuklarının, ailesinin de cezalandırıldığı bir sistem inşa edildi. Devlet adaletli olmalıdır, ama ne yazık ki, KHK ile işten atılan kişilerin çocukları bile iş bulamıyor. Özel sektörde dahi bu insanlara kapılar kapanıyor” diyerek mağduriyetlerin yaygın bir şekilde sürdüğünü ifade etti.

Çelik, AK Parti’nin kuruluş felsefesinden uzaklaştığını da dile getirdi. “AK Parti, halkın partisi olarak kuruldu. Ancak zamanla devletin partisi haline geldi. Devlet, partiye dönüştü. Bu ise siyasi bir felakettir” diyerek iktidarın halktan koptuğunu vurguladı.

Yeni sürece de değinen siyasetçi, “Bugün Türkiye’de milyonlarca Kürt, Alevi ve farklı topluluklar mağdur durumda. Eğer ülkede milyonlarca insan mutsuzsa, ekonomik sıkıntılar had safhadaysa, adalet yoksa, o ülkede barıştan bahsedilemez” dedi.

Abdullah Öcalan’a yönelik ‘umut hakkı’ çerçevesindeki tartışmalara ilişkin Çelik, “Abdullah Öcalan eğer çıkacaksa Türkiye’de cezaevlerinde siyasi olarak bir tek Allah’ın kulunun kalmaması lazım. Şimdi siz 80 yaşında ve tekerlekli sandalyeye bağlı olan en az 10 tane kronik hastalığı olan Melek İpek’i cezaevinde bırakacaksınız. Ama Abdullah Öcalan’ı serbest bırakacaksınız veya ümit hakkı diye onu getireceksiniz. Bu yenilir, yutulur bir şey değil. Bu kabul edilemez” dedi.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Erken Seçim” Mesajı: Bu Gidişattan Kurtulmanın Tek Yolu

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden, “Kötü gidişata dur demek için partimiz yola çıktı, bu gidişattan kurtulmanın tek yolu erken seçimdir” mesajı verdi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabından başlattığı yayınla gündeme yönelik açıklamalarda bulundu.

İmamoğlu, geçen günlerde CHP’li belediyelere açılan soruşturma dosyalarında yer alan bilirkişinin ismini açıklamıştı.

İktidarı sert sözlerle eleştiren İBB Başkanı hakkında dakikalar içinde soruşturma açılmıştı. İmamoğlu’nun “hukuksuzlukların perdesi yapılmaya çalışıldığını” söylediği bilirkişi ile görüşen ve o kaydı yayımlayan Halk TV gazetecileri gözaltına alınmıştı.

Halk TV Sorumlu Müdürü Serhan Asker, sunucu Seda Selek, gazeteci Barış Pehlivan program koordinatörü Kürşad Oğuz adli kontrolle serbest bırakılırken, Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş tutuklandı.

Bilirkişi ifşasıyla “kötülük kilit taşını yerinden söktüklerini” söyleyen İBB Başkanı, gazetecilere yapılanlara tepki gösterdi.

Öte yandan bilirkişi krizinin ardından CHP’nin cumhurbaşkanı adaylığı tartışmaları bir kez daha alevlenmişti. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, adayın ön seçimler CHP’nin üyeleriyle seçileceğini duyurmuştu.

Adaylık için ismi geçen İBB Başkanı İmamoğlu, yayımladığı videoda bu konu hakkında da, “Kötü gidişata dur demek için partimiz yola çıkmıştır. Bu gidişattan kurtulmanın tek yolu erken seçimdir. Genel başkanımız bir cumhurbaşkanı adayı belirleme sürecini başlatmıştır” ifadelerini kullandı.

“Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!”

“Kimsenin endişesi olmasın. Millet büyüktür. Bu aziz milletin çocukları için her alanda mücadeleye devam edeceğim. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!” diyen İmamoğlu konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Hafta başında bir basın toplantısıyla milletimize Satılmış B. isimli bir bilirkişiyi tanıttım. Bu şahsın, hukuksuzlukların perdesi yapılmaya çalışıldığını, olmayan raporların nasıl iddianameye girdiğini, raporların nasıl değişime uğradığını, imzasız raporla bu kişi üzerinden insanların nasıl suçlandığını belgeleriyle açıkladım. Bu tarihi ifşa, bize tezgah kuranları büyük paniğe uğrattı. Çünkü kötülük duvarının kilit taşını böylece yerinden söktük ve o duvar oyun kuranların üzerine devrildi.

Bu sözde bilirkişiye ulaşan ve konuşmasını yayınlayan gazetecilere jet hızıyla gözaltılar yapıldı. Belli ki panikleri büyüktü. Nihayetinde Halk Tv’den 4 gazeteci gözaltıların ardından adli kontrolle serbest kalırken, ne yazık ki gazeteci Suat Toktaş tutuklandı. Çok üzücü. Suat beye ve Halk Tv’ye selamlarımı iletiyorum. Geçmiş olsun diyorum. Gazeteciler büyük sıkıntı çekerken, marifetlerini belgelediğimiz bilirkişi ise,ne yazık ki adeta büyük koruma altında.

‘Sen ne yaptın?’ Diye soran bile yok. Belli ki tek başına yapmamış.

Bu olay bir gazeteci için tutuklama gerektiren suçsa hatırlatmak isterim. 31 Mart 2019 seçimlerinin hemen öncesinde, devletimizin kırmızı bültenle aradığı bölücü bir terörist hem de devletin ve milletin kanalı olan TRT’ye çıkarılmıştı. Kendisine benim aleyhime, rakibimin lehine demeç verdirildi. TRT’de bu şahsı konuşturanların başına bir şey geldi mi? Gelmedi.

Garabetin dik alası işte budur.

Ne yazık ki, Türkiye’de hukukun üstünlüğü değil,üstünlerin hukuku egemen olmuştur, daha doğrusu bir avuç insanın…

Oysa Anayasa’nın 10. Maddesinde ne yazıyor: Kanun önünde herkes eşittir.

Kıymetli Dostlar;

Bu bir avuç insan; siyasetçiler, sivil toplum liderleri, medya mensupları, iş insanları ve akademisyenler dahil herkesi susturmaya çalışıyor.

Çünkü artık ekonomiyi yönetemiyor; ülkeyi yönetemiyorlar…

Biliyorum; bu yüzden her biriniz uzun zamandır çok ağır hayat pahalılığı, işsizlik ve geçim sıkıntısı yaşıyorsunuz.

Biliyorum; ülkenin dört bir yanında yaşanan felaketler, milletimize yaşatılan büyük acılar, hastanelere kadar nüfuz etmiş yaygın bir çeteleşme ve buna karşılık ülkeyi yöneten bir avuç insanın sorumsuz tavırları canınızı çok sıkıyor.

Biliyorum; tadınız tuzunuz kalmadı.

Karşınızda sizin halinizden anlamayan, sesinize kulak vermeyen ve gün geçtikçe daha fazla otoriterleşen bir iktidar var.

‘Gerçek insan, başkasının yüzünde patlayan tokadı kendi suratında duyabilendir’ derler.

Ama onlar, sizin canınızın nasıl yandığını hissetmiyorlar.

Bir avuç insanın mutluluğu onlar için yeterli.

Oysa ben başkasının yüzünde patlayan tokadı yüreğimde hissediyorum, içim acıyor.

Kimin başına gelirse gelsin, her türlü adaletsizliğe isyan ediyorum.

Belki ekonomik verilerde rakamlar değişiyor ama DERİN geçim sıkıntısı hiç değişmiyor.

Enflasyon zirvedeyken de geçim sıkıntısı var, düştüğü söylenirken de.

İktidar, ne yazık ki ekonomik sorunlara çare olamıyor.

“ŞAHLANAN SADECE BİR AVUÇ İNSAN OLDU”
Milletten yetki isterken vaatleriyle kapınızı çalanlar, iş sorumluluk almaya geldiğinde ortadan kayboluyor.

Yılardır ‘ekonomimiz şahlandı, şahlanacak’ vaatleriyle sizleri aldattılar.

On yıllar geçti ama, şahlanan sadece bir avuç insan oldu.

Türkiye gibi şahlanması gayet kolay, dinamik bir ülkeyi yönetemez hale getirdiler.

Baksanıza, iş sorumluluk almaya gelince bakanları bile birbirlerini suçluyor.

Bu fotoğraf çöküşün fotoğrafıdır.

Türkiye bu akla, bu ahlaka, bu zihniyete daha fazla emanet edilemez.

Bu kötü gidişata dur demek için partimiz yola çıktı.

Bu dibe vuruştan kurtulmanın tek yolu seçimdir. Erken seçim!

Bu yüzden Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, partimiz için son derece demokratik bir Cumhurbaşkanı adayı belirleme süreci başlattı.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin tam 1 milyon 600 bin üyesi ön seçimlerde partimizin adayını belirleyecek.

Ülkemiz tarihinde ilk defa yapılacak olan bu demokratik uygulama, yakın geleceğimiz adına tam bir devrimdir.

O yüzden partimizin bu kararını en güçlü bir şekilde destekliyorum.

Tam bir “cesur demokrasi” uygulaması olacak olan önseçimler, sadece partimizi, seçmenlerimizi değil, inanıyorum ki ülkemizin demokratik muhalefetini de birleştirecektir.

Kimsenin kaybetmeyeceği, sonuç ne olursa olsun, hepimizin ilk günkü şevk ve heyecanla tamamlayacağı bir süreç olacak bu.

Ama sevgili vatandaşlarım,

Bu yol, güllük gülistanlık bir yol değildir. Engebe ve tuzaklarla dolu bir yoldur. Hepimiz bu süreçte güçlerimizİ birleştirmeliyiz.

Ama çok iyi biliyorum ki, bu yolun sonu aydınlık ve huzur dolu, iktidar yoludur.

Biz bu yola çıktık.

Artık bizim için bu yoldan dönüş yok.

Yolumuzu azimle, cesaretle yürümeye devam edeceğiz.

Her koşulda ve her zaman memleketimiz ve milletimiz için “Tam Yol İleri” diyeceğiz.

Kıymetli Yurttaşlarım;

Bir kısmınızın duymuş olduğu gibi yarın sabah Çağlayan Adliyesi’nde olacağım.

Tam bir abi, baba duygusuyla bizlere bugünleri reva görenlere “Sizin bu milletin evlatlarına yaşattığınız adaletsizlikleri biz sizin evlatlarınıza yaşatmayacağız! Çünkü bizim iktidarımızda yargı bağımsız olacak” dediğim için hakkımda açılan soruşturmada ifade vereceğim.

Ayrıca bize karşı kurduğu tüm tuzakları, hazırladığı sahte raporları ifşa ettiğimiz bilirkişiyi milletimize anlattığım için de ifadem alınacak. Düşünebiliyor musunuz; yargının bağımsız olmasını, herkesin adalete güvenebilmesini istediğim için ifadem alınacak.

Ama yarın sadece benden ifade alınmayacak…

Benim gibi düşünen on milyonlarca vatandaşımızdan ifade alınacak.

Oysa demokrasilerde millet hesap vermez, hesap sorar.

Muhalefetsiz bir ülke yaratma hevesiyle, hukuk görüntüsü altında bir siyasi operasyon sürdürüyorlar.

Ama kimsenin endişesi olmasın.

Millet büyüktür…

Sandık gelir, herkes boyunun ölçüsünü alır.

Bu yoldan da dönmeyeceğim.

Cesaretimiz var, heyecanımız yüksek!

Bu aziz milletin evlatları için her alanda mücadeleye devam edeceğim.

Daha önce dediğim gibi…

Kurtuluş yok tek başına…

Ya hep beraber ya hiçbirimiz!”

Paylaşın