Borçların Faiz Yükü 7,3 Trilyon Liraya Yükseldi

İktidarın uyguladığı ekonomi politikaları ile ilgili yazılı açıklama yapan CHP Milletvekili Aşkın Genç, “Eylül ayında Türkiye’nin borç stoku, sadece bir ayda 310 milyar lira artarak 8 trilyon 649 milyar liraya ulaştı” dedi ve ekledi:

“Bu borçların faiz yükü ise 7 trilyon 395 milyar liraya çıkmış durumda. Hükümet, her yıl daha yüksek faizlerle borçlanıyor. Bugün her 100 liralık verginin 17 lirası faize gidiyor. AKP’nin ekonomi yönetimindeki çöküşü, halkın omuzlarına yüklenen bu devasa borç yükü ile gözler önüne seriliyor.”

Aşkın Genç, açıklamasının devamında, Türkiye’nin yüzde 50 faiz oranı ile dünyada en yüksek faizle borçlanan ülkelerden biri haline geldiğini belirterek. “Toplanan vergiler, halkın refahını artırmak yerine, popülist harcamalar ve müteahhitlerin cebine gitmektedir. Türkiye, yüzde 50’ye varan faiz oranlarıyla dünyada en yüksek faizle borçlanan ülkelerden biri haline gelmiştir. Bu tablo, ekonomimizin nasıl iflas noktasına getirildiğini, halkın çıkarlarının nasıl göz ardı edildiğini açıkça ortaya koyuyor. AKP, halkın emeğiyle kazanılan vergileri, yandaşlarına kaynak aktarma aracı olarak kullanıyor” ifadelerini kullandı.

Yaşanan ekonomik kriz her geçen gün daha da derinleşirken Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kayseri Milletvekili Aşkın Genç, iktidarın uyguladığı ekonomi politikaları ile ilgili yazılı açıklama yaptı. Genç’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Eylül ayında Türkiye’nin borç stoku, sadece bir ayda 310 milyar lira artarak 8 trilyon 649 milyar liraya ulaştı. Bu borçların faiz yükü ise 7 trilyon 395 milyar liraya çıkmış durumda. Hükümet, her yıl daha yüksek faizlerle borçlanıyor. Bugün her 100 liralık verginin 17 lirası faize gidiyor. AKP’nin ekonomi yönetimindeki çöküşü, halkın omuzlarına yüklenen bu devasa borç yükü ile gözler önüne seriliyor.

İmalat sanayinde kapasite kullanım oranı ekim ayında yüzde 75,2’ye geriledi. Bu oran, ekonomimizin ne denli kırılgan bir durumda olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Yılın son çeyreğinde ekonomik daralmanın daha da derinleşmesi beklenirken, hükümetin üretimi ve yatırımları teşvik etmek yerine kısa vadeli çözümlerle durumu idare etmeye çalışması kabul edilemez. Bu politika, yalnızca ekonomiyi değil, ülkemizin geleceğini de riske atmaktadır.

AKP’nin yıllardır uyguladığı yanlış ekonomik politikalar, halkı yüksek enflasyon, daralan kredi hacmi ve sürekli artan fiyatlarla baş başa bırakmıştır. Vatandaşlar, geçim sıkıntısı içinde borç batağına sürüklenmiş durumda. Ekim ayı itibariyle bankalardaki batık krediler 761 milyon artarak 266 milyara yükseldi. Bankaların batık kredi oranlarındaki artış, ekonomideki çöküşün en somut göstergelerinden biri. Bu durum, hükümetin ekonomi yönetimindeki başarısızlığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

Toplanan vergiler, halkın refahını artırmak yerine, popülist harcamalar ve müteahhitlerin cebine gitmektedir. Türkiye, yüzde 50’ye varan faiz oranlarıyla dünyada en yüksek faizle borçlanan ülkelerden biri haline gelmiştir. Bu tablo, ekonomimizin nasıl iflas noktasına getirildiğini, halkın çıkarlarının nasıl göz ardı edildiğini açıkça ortaya koyuyor. AKP, halkın emeğiyle kazanılan vergileri, yandaşlarına kaynak aktarma aracı olarak kullanıyor.

Artık apaçık ortada, AKP hükümeti ekonomi yönetiminde sınıfta kalmıştır. Türkiye’nin kalkınması ve halkın refahı için sürdürülebilir ve uzun vadeli ekonomik politikalara acilen ihtiyaç vardır. Kaynakları doğru ve verimli kullanan, halkın ihtiyaçlarına öncelik veren, spekülasyona ve popülizme dayanmayan bir yönetim anlayışı şarttır.

Türkiye, ancak bu şekilde ekonomik refahı yeniden sağlayabilir ve halkın çıkarlarını koruyabilir. CHP olarak, halkın çıkarlarını koruyan, şeffaf ve sürdürülebilir ekonomik politikalarla Türkiye’yi hak ettiği refah seviyesine taşımaya kararlıyız. Ülkemizin ekonomik bağımsızlığını geri kazanmak ve her vatandaşın hak ettiği adil bir yaşam standardını sağlamak için mücadelemize devam edeceğiz.”

Paylaşın

2025 Yılında 12 Trilyon Liraya Yakın Vergi Toplanacak

CHP Milletvekili Özgür Karabat, “AKP, 2025 bütçesi hazırladı. Yakında bütçe teklifi Meclis’e gelecek ve ayrıntılarını konuşacağız. 12 trilyon liraya yakın vergi toplanacak” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Vatandaştan toplanan vergilerle oluşturulan bütçeyi kamu idareleri harcayacak. Ama nasıl?”

Karabat, açıklamasının devamında, Her kamu kurumunu AKP’nin istihdam ofisine çeviren AKP, devletin kurumsal yapısını darmadağın etti. Kamu bankalarından büyükelçiliklere, valiliklerden okullara kadar AKP’lilere koltuk ve makam arabası sunuluyor. Böyle olunca da kamu kurumları kontrolsüz harcama yapıyorlar” ifadelerini kullandı.

CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Yardımıcısı Özgür Karabat, sosyal medya hesabından 2025 bütçesine ilişkin açıklamalar yaptı. Karabat’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“AKP, 2025 bütçesi hazırladı. Yakında bütçe teklifi Meclis’e gelecek ve ayrıntılarını konuşacağız. 12 trilyon liraya yakın vergi toplanacak. Vatandaştan toplanan vergilerle oluşturulan bütçeyi kamu idareleri harcayacak. Ama nasıl?

Her kamu kurumunu AKP’nin istihdam ofisine çeviren AKP, devletin kurumsal yapısını darmadağın etti. Kamu bankalarından büyükelçiliklere, valiliklerden okullara kadar AKP’lilere koltuk ve makam arabası sunuluyor. Böyle olunca da kamu kurumları kontrolsüz harcama yapıyorlar.

Sayıştay 445 kamu idaresi inceliyor ve bunların faaliyet raporu yayınlaması gerekiyor. 2023 Sayıştay raporlarına baktığımızda, bunların 6 tanesinin rapor yayınlamaya bile tenezzül etmediğini görüyoruz.

258 kamu idaresi faaliyet raporunda temel mali tablolara ve bu tablolara ilişkin açıklamalara yer vermedi. 278 idare bütçe hedef ve gerçekleşmeleri arasında meydana gelen sapmaların nedenleri hakkında açıklama yapmadı.

Rapor sunan idarelerin onlarcasının eksik rapor hazırladığı görüldü. Özel ödenek, dış proje kredisi, bağış ve yardım gibi kaynaklar faaliyet raporlarında yok. Hatta 16 idarenin yalan bilgi verdiği ortaya çıktı. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.

Sayıştay, yetkileri kırpılmasına rağmen bu tespitleri yaptı. Bağımsız bir denetim kurumunun kamu idarelerini denetlediğini düşünün, sonuçta kim bilir neler çıkar… Saray’ın tek derdi kontrolsüz para harcamak. Vatandaş ne sıkıntı çekiyormuş umurlarında değil.

Bütçe, yani vatandaştan toplanan paralar kamu kurumları tarafından keyfi bir şekilde harcanıyor. AKP bunların denetlenmesini istemiyor. Geldiğimiz noktada eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamunun sorumluluklarında çöküş yaşanıyor.

AKP, kamudaki savurganlığı bu sefer de savunma sanayi ile örtmeye çalışıyor. Hamaset söylemleri ile başarısızlıklarkonuşulmasın isteniyor. 2025, AKP’nin son bütçesi olmak zorundadır. Çünkü, Türkiye artık bu iki yüzlü ve vurguncu kafayla bir yere varamaz.”

Paylaşın

Merkez Bankası’ndan “Gıda Enflasyonu” Vurgusu

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), ekim ayı için “İşlenmemiş gıda fiyatlarının taze meyve ve sebze kaynaklı olarak artış eğilimini sürdüreceği değerlendirilmektedir” öngörüsünde bulundu.

Haber Merkezi / Enflasyondaki iyileşme hızına dair belirsizliğin son dönemdeki veri akışı ile artığını belirten Merkez Bankası (TCMB), politika faizinin sabit tutulmasına karar vermekle birlikte, enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu yineledi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 17 Ekim tarihli Para Politikası Kurulu (PPK) toplantı özetini yayımladı. Raporda, enflasyondaki gelişmeler ve beklentilere ilişkin şu ifadeler yer aldı:

“Eylül ayında tüketici fiyatları yüzde 2,97 oranında yükselirken, yıllık enflasyon 2,59 puan azalarak yüzde 49,38 seviyesine gerilemiştir. B ve C endekslerinin yıllık enflasyonu sırasıyla 2,64 ve 2,46 puan azalarak yüzde 48,23 ve yüzde 49,10 olmuştur. Eylül ayında yıllık enflasyona katkı tüm ana gruplarda gerilemiştir. Mevsimsel etkilerden arındırılarak incelendiğinde aylık tüketici enflasyonu yüzde 2,8 ile bir önceki aya kıyasla yatay seyretmiştir.

Eylül ayında hizmet grubunda aylık fiyat artışı güçlü seyrini korumuştur. Hizmet grubu içinde fiyat artışlarıyla öne çıkan kalemler, kira ile birlikte okula dönüş etkisinin hissedildiği ulaştırma, konaklama ve eğitim hizmetleri olmuştur. Temel mal grubu fiyat artışı döviz kuru gelişmelerinin de yansımasıyla bir miktar yükselmiştir. Bu gelişmede, beyaz eşya ve otomobil kalemleri ile sezon geçişine bağlı olarak fiyat artışı güçlenen giyim ve ayakkabı alt grubu etkili olmuştur.

Diğer yandan, temel mal enflasyonu diğer gruplara kıyasla ılımlı seyretmeye devam etmiştir. Bir önceki ay düşüş sergileyen gıda fiyatları bu dönemde görece yüksek bir artış kaydetmiştir. İşlenmemiş gıda grubunda enflasyon, sebze fiyatları öncülüğünde yükselmiştir. İşlenmiş gıda grubu ise görece olumlu bir görünüm sergilemiştir. Enerji fiyatları da bu dönemde ılımlı bir seyir izlemiştir.

Eylül ayında enflasyonun ana eğilimi bir miktar yükselmiştir. Mevsimsellikten arındırılmış verilerle, aylık artışlar bir önceki aya kıyasla B göstergesinde yatay seyrederken, C göstergesinde sınırlı bir miktar artış göstermiştir. B ve C endekslerinde mevsimsellikten arındırılmış üç aylık ortalama artışlar, sırasıyla, yüzde 2,7 ve yüzde 2,8 seviyelerinde gerçekleşerek bir miktar yükseliş sergilemiştir.

Bu dönemde, fiyat artışları, B endeksini oluşturan gruplardan işlenmiş gıdada yavaşlarken, hizmetlerde yatay seyretmiş, temel mallarda ise yükseliş kaydetmiştir. Medyan, SATRIM ve diğer ana eğilim göstergeleri de bir miktar yükselmiştir. Eylül ayında ana eğilime ilişkin göstergeler bir bütün olarak incelendiğinde, üç aylık ortalama artışın bir önceki aydaki yüzde 2,4 seviyesinden yüzde 2,5 oranına sınırlı bir artış gösterdiği izlenmiştir.

Hizmetler sektöründe geçmiş enflasyona endeksleme davranışının halen güçlü olduğu izlenmektedir. Hizmet sektöründe hâkim olan fiyatlama davranışı önemli bir atalete ve şokların enflasyon üzerindeki etkilerinin uzun bir süreye yayılmasına neden olmaktadır. Eylül ayı itibarıyla son üç aylık dönemde, mevsim etkilerinden arındırılmış ortalama fiyat artışı temel mallarda yüzde 1,5 iken, bu oran hizmet sektöründe yüzde 4,1 ile daha yüksek gerçekleşmiştir.

Eylül ayında, hizmet aylık enflasyonu üzerinde okula dönüş etkisi ile birlikte kira kalemi öne çıkan ana unsurlar olmuştur. Ulaştırma hizmetleri fiyat artışında okul servis ücretlerinin etkisi hissedilirken, eğitim hizmetleri fiyatları bu yıl ağustos ayında başlayan üniversite ücretlerindeki artışların, eylül ayına sarkan etkisi ile yükselmiştir. Lokanta-otel aylık enflasyonunun bir önceki aya kıyasla bir miktar yükselmesinde ise konaklama grubu tarafında üniversitelerin açılmasına istinaden yurt ücretlerindeki artışlar belirleyici olmuştur.

Mevsimsel etkilerden arındırılmış aylık kira enflasyonu bir önceki aya kıyasla yavaşlasa da yüksek bir seyir izlemiştir. Diğer taraftan, yemek hizmetleri fiyatlarının ağustostan sonra eylül ayında da ılımlı bir şekilde yükseldiği dikkat çekmiştir. Bu dönemde haberleşme aylık enflasyonu ise düşük bir seviyede görece yatay seyretmiştir.

Perakende Ödeme Sistemi (PÖS) mikro verileri üzerinden takip edilen öncü göstergeler, sözleşme yenileme oranının ekim ayında düşmesinin de etkisiyle aylık kira enflasyonunun gerileyeceğine işaret etmektedir. Gerek PÖS mikro verilerinden elde edilen yeni ve yenilenen sözleşmelerde oluşan gerekse de konut değerleme raporları üzerinden takip edilen kira artış oranlarının TÜFE’deki mevcut yıllık kira enflasyonunun altında değerler aldığı ve gerilediği izlenmektedir.

Yılın son çeyreğinde sözleşme yenileme oranının üçüncü çeyreğe kıyasla azalacak olması ve sözleşmelerde referans olarak kullanılan artış oranlarının düşüşü, önümüzdeki dönemde aylık kira enflasyonunun yavaşlayacağına işaret etmektedir.

Yurt içi üretici fiyatları eylül ayında yüzde 1,37 oranında artmış, yıllık enflasyon yüksek bazın da etkisiyle 2,66 puan düşerek yüzde 33,09’a gerilemiştir. Bu dönemde ana sanayi grupları genelinde fiyat artışları ılımlı gerçekleşmiştir. Sermaye malı grubundaki fiyat artışı yüzde 1,89 olurken, ara malı ve enerji manşet oranı sınırlayan gruplar olarak öne çıkmıştır. Son üç aylık dönemde yurt içi üretici fiyatları kaynaklı baskılar önemli ölçüde zayıflamış, bu durum tüketici enflasyonunun mal tarafını olumlu yönde etkilemiştir.

Uluslararası emtia fiyatlarında nisan ayı sonlarında başlayan gerileme eylül ayında da devam etmiştir. Alt kırılım bazında, enerji grubu ham petrol fiyatındaki düşüşe bağlı olarak bu gerilemeyi sürüklerken, diğer gruplar artış sergilemiştir. FAO gıda fiyatları endeksi uzun bir sürenin ardından eylül ayında, alt gruplar geneline yansır biçimde aylık bazda artmıştır.

Ekim ayının ilk yarısında enerji grubu fiyatlarının yükselişe geçtiği gözlenmektedir. Eylül ayında ortalama 74,3 ABD doları seviyesinde olan Brent ham petrol fiyatları artan jeopolitik risklerin de etkisiyle ekim ayının ilk yarısında 77,4 ABD doları civarına ulaşmıştır. Aynı dönemde gerek tarım fiyatları gerekse endüstriyel metaller kaynaklı olarak enerji dışı emtia fiyatları da artış göstermiştir.

Küresel Arz Zinciri Baskı Endeksi eylül ayında tarihsel ortalamasında seyretmiştir. Küresel ve Çin’e yönelik konteyner fiyat endekslerinde temmuz sonrasında gözlenen düşüş eğilimi eylül ayında da devam ederken, kuru yük taşımacılık fiyat endeksleri dalgalı bir seyir izlese de yılın ikinci yarısında ortalamada yatay bir görünüm arz etmiştir. Ağustos ayında ılımlı bir yükseliş kaydeden döviz kuru sepetinin, eylül ayında sınırlı bir artış sergilemesi neticesinde kur kaynaklı baskılar zayıflamıştır. Eylül ayında mevsimsel etkilerden arındırılmış PMI verileri, imalat sanayinde girdi maliyetlerinde yavaşlamaya işaret etmiştir.

Ekim ayı Piyasa Katılımcıları Anketi sonuçlarına göre 2024 ve 2025 yıl sonu için enflasyon beklentileri yükselirken orta vadeli enflasyon beklentileri gerilemiştir. On iki ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi yüzde 27,4 ile görece yatay seyrederken, yirmi dört ay sonrasına ilişkin beklenti 0,3 puan düşüşle yüzde 18,1 seviyesinde olmuştur. Öte yandan, cari ve gelecek yıl sonuna ilişkin enflasyon beklentileri sırasıyla 1,0 ve 0,3 puan yukarı yönlü güncelleme ile yüzde 44,1 ve 25,6 seviyesinde gerçekleşmiştir.

Beş yıl sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi ise yüzde 11,3 seviyesinde ölçülerek belirgin bir değişiklik sergilememiştir. Reel sektör beklentilerine bakıldığında ağustos ayında yüzde 53,8 olan firmaların on iki ay sonrasına ilişkin yıllık enflasyon beklentisi, eylül ayında 2,7 puan azalarak yüzde 51,1 seviyesine gerilemiştir. Benzer şekilde, hane halkının on iki ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentileri de aynı dönemde 1,5 puan azalarak yüzde 71,6 seviyesinde gözlenmiştir. Kurul, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon süreci açısından risk unsuru olmaya devam ettiğini kaydetmiştir.

Öncü göstergeler ekim ayı enflasyonu üzerinde gıda fiyatlarının etkisinin öne çıkacağına işaret etmektedir. Bu dönemde işlenmemiş gıda fiyatlarının taze meyve ve sebze kaynaklı olarak artış eğilimini sürdüreceği değerlendirilmektedir.

Para politikasının görece etki alanı dışında kalan taze meyve ve sebze grubunda sezon geçişinin de etkisi ile fiyat artışları gözlenmektedir. Bu dönemde, mevsimsel etkilerden arındırılmış verilerle temel mal grubu fiyat artışı ılımlı bir seyir izlemektedir. Bu grupta, giyim fiyatları mevsimsel etkilerle yükselmekte, dayanıklı tüketim malları fiyatları zayıf bir artış kaydetse de kompozisyon olarak farklılaşan bir görünüm sergilemektedir.

Temel mal enflasyonu düşük seyretmeye devam ederken, hizmet enflasyonundaki iyileşmenin son çeyrekte gerçekleşmesi beklenmektedir. Enflasyondaki iyileşmenin hızına dair belirsizlik ise son dönemdeki veri akışı ile artmıştır.”

Paylaşın

Merkez Bankası’ndan Dikkat Çeken “Döviz” Hamlesi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) mart – temmuz döneminde aylık ortalama 22.5 milyar dolar döviz alırken, bu miktar eylülde 10.6 milyar dolara, ekimde ise 5.3 milyar dolara geriledi.

Ekonomistler, enflasyonun hedeflenen seviyelere düşmesi ve döviz kurunun yıl sonunda belirlenen aralıkta kalabilmesi için TCMB’nin döviz alım stratejisine devam etmesinin kritik bir rol oynayacağını belirtiyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) toplam rezervleri geçtiğimiz hafta 2 milyar dolar artış göstererek 159.3 milyar dolara yükseldi. Swap hariç net rezervler ise 3.3 milyar dolarlık bir artışla 40.5 milyar dolara ulaştı.

QNB ekonomistleri tarafından yayımlanan bir raporda, bu artışın temel sebepleri, TCMB’nin döviz alım hızını yavaşlatması ve döviz satışları yerine döviz alımını kademeli olarak azaltması olarak açıklandı. Ekonomistlere göre bu strateji, rezervlerde olumlu bir görünüm sağlamaya devam ediyor.

QNB ekonomistleri Erkin Işık, Deniz Çiçek ve Kaan Özçelikkale tarafından hazırlanan raporda, TCMB’nin analitik bilançosuna göre, dış varlıkların 18 Ekim haftasında 2 milyar dolar arttığı belirtildi. Bu artışla birlikte toplam döviz rezervleri de benzer bir değişimle 159.3 milyar dolara çıktı.

Ancak, aynı hafta içerisinde bankaların TCMB’de zorunlu karşılık ve teminat depo çerçevesinde tuttukları döviz miktarı 0.4 milyar dolar azaldı ve bu durum brüt rezervleri olumsuz etkiledi.

Ekonomistler, Mart ayının sonundan bu yana TCMB’nin döviz alımlarının toplamda 96.7 milyar dolara ulaştığını, sene başından bu yana ise 64.1 milyar dolar seviyesine çıktığını ifade etti. Bu süreçte, kamu kurumlarının döviz mevduatlarında da 0.2 milyar dolarlık bir artış yaşandı.

Tüm bu gelişmeler net rezervlerde 0.7 milyar dolarlık bir artış sağlarken, ihracat döviz alımları, reeskont kredi ödemeleri ve yurtdışı bankalarla yapılan işlemler gibi diğer işlemlerle toplamda 1.6 milyar dolarlık bir döviz girişi sağlandı.

QNB ekonomistleri, TCMB’nin kur istikrarını sağlamak için piyasaya doğrudan döviz satışı yapmak yerine, döviz alım hızını yavaşlattığını belirtti. Mart-temmuz döneminde aylık ortalama 22.5 milyar dolar döviz alımı yapan TCMB, eylül ayında bu rakamı 10.6 milyar dolara, ekim ayında ise geçen cuma itibariyle 5.3 milyar dolara düşürdü.

Ekonomim’den Şebnem Turhan’ın haberine göre; bu stratejiyle birlikte, TCMB’nin yıl sonunda dolar kurunu 34-34.5 TL seviyelerinde tutabilmesi durumunda, enflasyon oranının tahmin aralığının üst sınırı olan yüzde 42’nin altında kalabileceği öngörülüyor.

Ancak, ekonomistler bu hedefin önümüzdeki dönemlerde ABD seçimlerinin olası piyasa dalgalanmaları nedeniyle zorlu bir sınavdan geçebileceğini belirtti. Gerekli durumlarda TCMB’nin döviz piyasasına satış yönünde müdahale yapabileceği de not edildi.

Türkiye ekonomisinde döviz rezervlerinin artırılması, uzun vadeli istikrarın sağlanmasında önemli bir faktör olarak görülüyor. Son dönemde enflasyonda beklenen hızlı iyileşme gerçekleşmezken, TCMB’nin döviz alım ve satış stratejileri, döviz rezervlerinde olumlu bir görünüm sağlamaya devam etti.

Ekonomistler, enflasyonun hedeflenen seviyelere düşmesi ve döviz kurunun yıl sonunda belirlenen aralıkta kalabilmesi için TCMB’nin döviz alım stratejisine devam etmesinin kritik bir rol oynayacağını belirtiyor.

Paylaşın

Ekonomik Kriz Derinleşiyor: Vatandaş Borçlanarak Yaşıyor

Yaşanan derin ekonomik kriz, başta dar gelirliler olmak üzere toplumun büyük bir bölümünü etkilerken, CHP’li Ömer Fethi Gürer, vatandaşların artan borç yüküyle karşı karşıya olduğunu belirterek uyarılarda bulundu.

İcra takibine alınan bireysel kredi ve kredi kartı borçlarının son haftada 222 milyon lira artarak toplamda 92,3 milyar liraya ulaştığını söyleyen Ömer Fethi Gürer, bu yılbaşından itibaren icra takibine alınan borç miktarının yüzde 103,6 artarak 47 milyar lirayı bulduğunu vurguladı.

Ömer Fethi Gürer, ayrıca, batık kredi kartı borçlarındaki artışın yüzde 193,2, bireysel kredi borçlarındaki artışın ise yüzde 57,7 seviyesine ulaştığını kaydetti.

Karar’da yer alan habere göre; Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, vatandaşların bankalara olan borçlarındaki hızlı artışa dikkat çekerek, borçlanmanın boyutlarını gözler önüne serdi. Gürer, bireysel kredi ve kredi kartı borçlarının ciddi oranda yükseldiğini ve birçok kişinin borç yükü altında hayatını sürdürmek zorunda kaldığını belirtti.

Ömer Fethi Gürer, 4-11 Ekim haftasında bireysel kredi ve kredi kartı borçlarının 21,9 milyar lira artarak toplamda 3 trilyon 597 milyar liraya ulaştığını açıkladı.

Gürer, bu dönemde bireysel kredilerin 15,4 milyar lira artışla 1 trilyon 917 milyar liraya, kredi kartı borçlarının ise 6,5 milyar lira artarak 1 trilyon 680 milyar liraya yükseldiğini ifade etti. Ömer Fethi Gürer, 2023 yılının başından itibaren tüketici borçlarının yüzde 31,9 oranında artarak 869 milyar liraya ulaştığını söyledi.

Gürer, icra takibine alınan bireysel kredi ve kredi kartı borçlarının son haftada 222 milyon lira artarak toplamda 92,3 milyar liraya ulaştığını belirtti. Bu yılbaşından itibaren icra takibine alınan borç miktarının yüzde 103,6 artarak 47 milyar lirayı bulduğunu vurguladı. Ömer Fethi Gürer ayrıca, batık kredi kartı borçlarındaki artışın yüzde 193,2, bireysel kredi borçlarındaki artışın ise yüzde 57,7 seviyesine ulaştığını kaydetti.

Gürer, tarım sektörünün borçlarının hızla arttığına da dikkat çekti. Tarım sektörünün bankalara olan borcunun 746 milyar 548 milyon TL’ye yükseldiğini belirten Gürer, bu alanda takibe alınan borçların 2 milyar 944 milyon TL’ye ulaştığını ifade etti. Ömer Fethi Gürer, “Yüksek faiz oranları ve enflasyon, gelirleri yeterince artmayan vatandaşların borçlarını geri ödemelerini zorlaştırıyor. Yeni bir borç krizi kapıda.” dedi.

Gürer, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin verilerine göre 2024 yılının ilk dokuz ayında yeni kurulan şirket sayısının geçen yıla göre yüzde 14,7 oranında azaldığını, kapanan şirket sayısının ise yüzde 3 düştüğünü aktardı. Ömer Fethi Gürer, yeni işe başlayan esnaf ve sanatkâr sayısının da geçen yıla göre yüzde 14,9 azaldığını vurguladı.

Paylaşın

İstanbul’da Yoksulluk Oranı Yüzde 18,3’e Çıktı

Yaşanan derin ekonomik kriz, başta dar gelirliler olmak üzere toplumun büyük bir bölümünü yoksulluğa itiyor. İstanbul’da yoksulluk oranı 2023 yılında yüzde 18,3 seviyesine yükseldi.

Haber Merkezi / İstanbulluların yüzde 62,5’inin evlerini istedikleri sıcaklığa getiremedikleri, yüzde 61,7’sinin giyim ihtiyacını rahatça karşılayamadığı, yüzde 34’ünün ise taze sebze/meyveye günlük olarak erişemediği ortaya çıktı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) bağlı İstanbul Planlama Ajansı (İPA), Yoksulluk İstatistikleri Raporu’nu yayımlandı. Rapora göre 2022 yılında yüzde 18.1 olan yoksulluk oranında artış yaşanarak, 2023 yılında yüzde 18.3 olduğu belirtilirken, Eylül 2024 için açıklanan yoksulluk sınırının ise 64 bin TL’yi geçtiği ifade edildi.

Raporda, İstanbulluların yüzde 62,5’inin evlerini istedikleri sıcaklığa getiremedikleri, yüzde 61,7’sinin bir kıyafet ihtiyacı olduğunda yenisini alamadığı, yüzde 34’ünün taze sebze/meyveye günlük olarak erişemediği, yüzde 58’1’inin ise iki günde bir et, tavuk ya da balıktan oluşan yemek yiyemediği açıklandı.

İBB’nin yoksullukla mücadele kapsamında ürettiği hizmetlerin artarak çeşitlendiğinin belirtildiği raporda Halk Süt, Gıda Kolisi, Okul Beslenme gibi hizmetlerle yüz binlerce kişiye destek sağlandığı, Askıda Aile Sosyal Destek Paketi gibi dayanışma kampanyalarıyla ihtiyaç sahiplerine destek olunmaya devam edildiği ifade edildi.

Paylaşın

Bütçe Açığı Yüzde 109,5 Arttı

Ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde bulunan CHP Milletvekili Aşkın Genç, “Türkiye’nin ekonomik çöküşe sürüklenmesi, son açıklanan bütçe verileriyle birlikte daha net bir şekilde ortaya çıkmıştır. 2024 yılının Ocak-Eylül döneminde bütçe açığı adeta bir uçuruma dönüşerek 1 trilyon 74 milyar TL’yi aştı” dedi ve ekledi:

“Bu durum, geçen yıla göre yüzde 109,5’lik korkunç bir artışı temsil ediyor. İktidarın ekonomi politikaları bütçe disiplininden tamamen uzaklaşmış, ülkemizi devasa bir borç sarmalına sokmuştur. Orta Vadeli Program’da, yıl sonu itibarıyla bütçe açığının 2 trilyon 149 milyar TL olacağı öngörülüyor. Bu, Türkiye tarihinde ilk kez bütçe açığının 2 trilyon TL’nin üzerine çıkacağı anlamına geliyor. Eğer bu tahmin gerçekleşirse, ülkenin mali yapısı geri dönülmez bir krize girecektir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kayseri Milletvekili Aşkın Genç, iktidarın uyguladığı ekonomi politikaları ile ilgili açıklama yaptı. BirGün’ün aktardığına göre; Aşkın Genç, yılın ilk 9 ayında bütçe açığının uçuruma dönüşerek 1 trilyon 74 milyar TL’yi aştığını belirtti. Genç, yazılı açıklamasında şunları ifade etti:

“Türkiye’nin ekonomik çöküşe sürüklenmesi, son açıklanan bütçe verileriyle birlikte daha net bir şekilde ortaya çıkmıştır. 2024 yılının Ocak-Eylül döneminde bütçe açığı adeta bir uçuruma dönüşerek 1 trilyon 74 milyar TL’yi aştı. Bu durum, geçen yıla göre yüzde 109,5’lik korkunç bir artışı temsil ediyor. İktidarın ekonomi politikaları bütçe disiplininden tamamen uzaklaşmış, ülkemizi devasa bir borç sarmalına sokmuştur. Orta Vadeli Program’da, yıl sonu itibarıyla bütçe açığının 2 trilyon 149 milyar TL olacağı öngörülüyor. Bu, Türkiye tarihinde ilk kez bütçe açığının 2 trilyon TL’nin üzerine çıkacağı anlamına geliyor. Eğer bu tahmin gerçekleşirse, ülkenin mali yapısı geri dönülmez bir krize girecektir.

Faiz ödemeleri ise kamu maliyesindeki çöküşün bir diğer boyutunu oluşturuyor. 2024 yılı itibarıyla bütçeden yapılan faiz ödemeleri 912 milyar TL’yi bulmuşken, bu rakamın yıl sonunda 1 trilyon 298 milyar TL olacağı öngörülüyor. Daha da vahimi, 2025 yılında faiz ödemelerinin 1 trilyon 950 milyar TL’ye ulaşması bekleniyor. Bu, her 100 liralık vergi gelirinin 17,5 lirasının faize gitmesi demek. Vergilerle boğuşan halk, ne yazık ki faize dayalı bu düzenin altında eziliyor. Faiz ödemelerine ayrılan bu devasa kaynak, halka sosyal hizmetler olarak dönmesi gereken paraların, bir avuç elit ve yabancı finans çevresine akıtıldığını gösteriyor. Bu tablo, Türkiye’nin sadece bugünkü kaynaklarını değil, yarınlarını da ipotek altına alıyor.

Yap-işlet-devret projeleri de Türkiye’nin mali yapısına büyük bir yük bindiriyor. 2025 yılı bütçesinden 202,3 milyar TL bu projelere ayrılmış durumda. Devlet, yıllardır geçmeyen araçlar ve kullanılmayan hizmetler için milyarlarca lira ödeme yapıyor. 2017’den 2024 yılı sonuna kadar, yap-işlet-devret projeleri için toplam 187,5 milyar lira ödendi. Bu tutarlar, Türkiye’nin kalkınmasına değil, yanlış ve şeffaf olmayan projelerle belli grupların cebine gidiyor. Kamu-özel iş birliği adı altında yapılan bu projeler, halkın vergilerinin nasıl israf edildiğinin en net göstergelerinden biri. Özel sektörün kazançlarını garanti altına alan bu projeler, devletin kasasından çıkan milyarlarla finanse ediliyor.

Türkiye’nin dış borç yükü de her geçen gün artıyor. 2024 yılı ağustos ayı itibarıyla Türkiye’nin gelecek 12 ayda ödemesi gereken dış borç miktarı 231,2 milyar dolar olarak açıklandı. Bu borçların büyük bir kısmı özel sektörün döviz cinsinden borçlanmalarıyla ilişkili. Özel sektörün döviz açığı ise 121,4 milyar dolara ulaştı. Döviz kurlarındaki artışlar ve TL’nin değer kaybetmesi, borçlanmanın maliyetini her geçen gün artırıyor. Dış borcun yüzde 45’inin bir yıl içinde yeniden borçlanılarak çevrilmesi gerekecek, bu da ülkenin sürekli olarak yeni borçlarla boğuşacağı anlamına geliyor.

Bireysel borçlardaki artış ise halkın giderek daha fazla borç batağına sürüklendiğini gösteriyor. Vatandaşların bireysel kredi ve kredi kartı borçları 3,7 trilyon TL’ye ulaştı. İcralık dosya sayısı ise her geçen gün artıyor. Bankalar tarafından icra takibine alınan bireysel kredi ve kredi kartı borçlarında 2024 yılı itibarıyla yüzde 103,6 oranında artış yaşandı. Yüksek faiz oranları ve enflasyonla boğuşan vatandaş, borçlarını ödemekte zorlanıyor. Bu tablo, ekonomik krizin sadece makro düzeyde değil, mikro düzeyde de derinleştiğini gösteriyor. Halk giderek borçlanıyor, borçları ödeyemedikçe daha da ağır bir yükün altına giriyor. Bu, ciddi bir toplumsal krizin habercisidir.

Türkiye ekonomisinin, yönetenlerin iddia ettiği gibi sağlam temeller üzerinde olmadığı, aksine her geçen gün daha da derinleşen bir krize sürüklendiği açıktır. Bütçe açığı, faiz ödemeleri, borç yükü ve kontrolsüz kamu harcamaları ülkenin geleceğini ipotek altına alıyor. İktidarın başarısız ekonomi yönetimi, halkın sırtına ağır bir yük bindiriyor ve bu yük giderek katlanıyor. Ekonominin düzelmesi için acil olarak yeni ve etkin politikalar gereklidir, aksi takdirde bu çöküşün bedelini hep birlikte daha ağır ödeyeceğiz.”

Paylaşın

Halk Neden Döviz Ve Altına Yöneliyor? Mehmet Şimşek Açıkladı

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, halkın neden döviz ve altına yöneldiğine ilişkin, “AK Parti hükûmetlerinin 10 – 15 yılı hariç 50 yıldır bu ülkede enflasyon çift haneli” dedi ve ekledi:

“Çift haneli enflasyon olunca vatandaş kendisini enflasyondan korumak için ya faize gidecek ya altına ya da dövize gidecek. Bunun kök sebebi enflasyondur. Biz vatandaşı suçlayamayız. Vatandaşın tercihlerine saygı duymak zorundayız.”

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, kayıt dışı ile mücadele başta olmak üzere vergi ile ilgili konularda partisinin milletvekillerinin sorularını cevapladı. Türkiye Gazetesi‘nde yer alan habere göre Şimşek, kayıt dışılığın neden olduğu haksız rekabeti ve vergi kaybını gidermek için tek yolun çapraz denetim olduğunu söyledi.

Kimsenin vergi vermek istemediğini söyleyen Şimşek, şu ifadeleri kullandı: “Biz kayıt dışılığı önlemek konusunda samimiysek ispat yükümlülüğünü devletten alıp vatandaşa, mükellefe yüklememiz gerekiyor. Avrupa’da hangi giderler vergiden düşürülüyorsa biz bunu yapmaya razıyız. Ama bu şartla. Mesele bir kültür ve zihniyet meselesi. En düşük KDV ekmekte. Siz hiç fırıncının size fiş verdiğini gördünüz mü? Yüzde 1’e tenezzül ediliyor. En çok vergi kaçağının olduğu, hiç verginin gelmediği yerler fırıncılar.

Günün başında da ortasında da sonunda fiş kesmiyorlar. Sabahtan akşama kadar ekmek satıyorlar ama vergisini vermiyorlar. Bir vatandaşımız büyükşehirlerden birinde 32 tane daire almış, bizde vergi kaydı yok. Hayatında hiç beyanname vermemiş. Yıl içinde 65 milyon liraya lüks araç alan binlerce vatandaşımız var. Çağırıyoruz, ‘izah et’ diyoruz ama izahları yok. ‘Bu parayı kazandığınızı kanıtla’ diyoruz kanıtlayamıyor. Çapraz denetim yapmadığımız müddetçe istediğimiz modeli uygulayamayız. Kredi kartı kullanımı olsun vergide indirim olsun bu konularda üzerimize düşen stratejiyi yapacağız.”

“Halk neden döviz ve altına yöneliyor?”

Şimşek, halkın neden dövize yöneldiği sorusuna ise “Çünkü AK Parti hükûmetlerinin 10-15 yılı hariç 50 yıldır bu ülkede enflasyon çift haneli. Çift haneli enflasyon olunca vatandaş kendisini enflasyondan korumak için ya faize gidecek ya altına ya da dövize gidecek. Bunun kök sebebi enflasyondur. Biz vatandaşı suçlayamayız. Vatandaşın tercihlerine saygı duymak zorundayız” cevabını verdi.

Türkiye’nin dış borcunun yönetilebilir seviyede olduğunu savunan Şimşek, “Geçen yıl mayıs ayında 5 yıl vadeli tahvilimizin dolar cinsinden faizi yüzde 11’e çıkmıştı. Şimdi yüzde 6’ya düştü. Bunu daha da düşürmemiz gerekiyor. O nedenle bu programı sabırla, kararlılıkla sürdüreceğiz. CDS’yi 150‘lere çekmemiz gerekli” değerlendirmesini yaptı.

Cari açık problemini çözmenin yolunun ise her alanda katma değeri yükseltmek olduğunu söyleyen Şimşek, “Enerjide dışa bağımlılığı azaltmamız lazım. 22 yılda enerjiye 910 milyar dolar para harcanmış. Güneşimizi, rüzgârımızı her şeyi enerjiye dönüştüreceğiz ve petrol, doğalgaz ithalatını azaltacağız. Bunun yanı sıra tarım ve sanayide hatta hizmet sektöründe katma değerimizi yükselteceğiz. Örneğin golf için ülkeye gelen, sırt çantasıyla gelenden belki 10-15 kat daha fazla harcıyor. Bütün alanlarda katma değeri yukarı çıkaracağız. Daha fazla gelir elde edeceğiz. Cari açığı kalıcı şekilde çözmek için bir program uygulamaya koyduk ve bu programda samimiyiz” dedi.

Mehmet Şimşek, arkadaşının bir berber anısını da anlattı. Şimşek, “Arkadaşım İstanbul’da lüks semtte berbere gidiyor, 2.500 lira fiyat çıkıyor. Kartla ödeme almıyorlar. Arkadaşım ‘üzerimde nakit yok’ deyince esnaf ‘bankamatik yakında’ diye cevap veriyor. Fahiş fiyat uygulanıp oyuna geldiğini düşünen arkadaşıma kuaför bu kez bir IBAN’a göndermesini söylüyor. Banka müdürü ‘Şirkete ya da size aitse olur gönderirim’ diyor.

Fakat kuaför, IBAN’ın kardeşine ait olduğunu söylüyor. Arkadaşım bu kez ‘IBAN sahibi terörist de olabilir, kaçak da. Karttan alın, yoksa çıkıyorum’ diyor ama esnaf üzerine 500 lira komisyon koyarak POS’tan çekiyor. Biz o dükkâna denetime gittik. Bir hafta kimse gelmedi. Çünkü müşterilerini arayıp ‘gelmeyin’ demiş. Bu, zihniyet meselesi. Hepsi nakit ya yüzde 20-25 komisyon istiyor. Maliyede 5 bin 500 denetim elemanım var. Ülkede kaç doktor, dişçi, kuaför, avukat var?” diye konuştu.

 

Paylaşın

Türkiye Ekonomisi İçin “En Zorlu Dönem Henüz Başlamadı” Yorumu

Türkiye’nin ekonomik istikrar sürecinde asıl zor dönemin henüz başlamadığını belirten Chatham House Kıdemli Araştırmacısı David Lubin, faizlerin artırılması ve parasal politikada güven sağlanmasının ardından, mali politikalarda sıkılaşmanın beklendiğini söyledi.

“Asıl hedef, ihtiyaç daha doğrusu enflasyonu düşürmek, beklentiyi düşürmek. Bu mali politikayla yapılacak bir şey. Daha bunu görmedik, işin zor kısmı başlamadı” diyen David Lubin, enflasyonun düşürülmesi için mali adımların atılması gerektiğini, aksi halde başarılı bir sonucun elde edilemeyeceğini ifade etti.

Chatham House Kıdemli Araştırmacısı David Lubin, CNBC-e canlı yayınında Berfu Güven’in sorularını yanıtladı. Lubin’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Türkiye’de ekonomik istikrar programında yeni bir aşamaya geçiyoruz. Şu ana kadar kolay işlerin çoğu tamamlandı. Faizlerin yüzde 50’ye kadar çıkmasına izin verildi. Parasal politikaya güven artık ortaya kondu. Mali politikaya olan güveni hala bekliyoruz. 2025’te mali politikanın kısıtlanması konusunda beklentimiz var. Asıl hedef, ihtiyaç daha doğrusu enflasyonu düşürmek, beklentiyi düşürmek. Bu mali politikayla yapılacak bir şey. Daha bunu görmedik, işin zor kısmı başlamadı.

OVP’de bir çelişki var. Bütçe açığını yüzde 2’ye düşürmeyi vadediyor ancak GSYH’nin yükselişi yüzde 4’e çıkacak diyor. Bu ikisine bakınca daha zor şekilde birlikte olabileceklerini düşünüyorum. Doğal beklentimiz büyümenin yavaşlayacağı yönünde.

Hükümet yavaşlamak için ortam hazırlasa daha güvenilir olurdu. Hem piyasa hem de ekonomi bir mali sıkılaşma görmesi gerekiyor. Enflasyonu düşürmenin iki yolu var, birincisi derin bütçe kısıtlamalarına gitmek bu geliri artışını düşürecektir. Bu acı reçete. Kolay yol ise döviz kuruna güvenmektir.

Türkiye’nin de yaptığı bir açıdan bu. Liranın değer kaybetmesi bir çıpa sağladı ihracat ve ithalat fiyatlarında. Yüzde 28 civarında mal enflasyonu ancak hizmet enflasyonu çok daha yüksek. Faiz oranları sadece mallar üzerinde etkili oluyor. Hizmet enflasyonu ve enflasyon beklentilerini düşürmek için anlamlı bir ekonomik yavaşlama gerekli maalesef.

Sorun şu, Türkiye ABD değil. ABD yapabiliyor çünkü on yıllar boyunca enflasyon istikrarına sahip. Enflasyonu düşürmek Türkiye gibi bir ülkede daha zor. Türkiye çok rekabetçi bir ülke, coğrafi avantajı var. Eğer ki yetkililer parasal ve mali politika gereken kadar kısıtlayıcı tutulursa enflasyon kanseri beklentileri yavaşlayacaktır. Türkiye Fed’in faiz indirimlerinden faydalanacak.

Biz henüz mali politikada kısıtlama görmediğimiz için tüm yük Merkez Bankası’nın üzerinde. Enflasyona karşı savaş Merkez Bankası tarafından gerçekleştiriliyor. Merkez Bankası ve Hazine arasında paylaşılsa çok daha doğru olur. Mali yetkililer ve parasal yetkililer sorumluluk almalı ve enflasyon beklentilerini yenmeli. OVP’ye bakınca en azından bir taahhüt var Hazine tarafından. Bunu görmemiz gerekiyor. O yüzden yeni bir aşamaya giriyoruz. Yatırımcıların mali politikalardaki gerçekliği görmesi gerekiyor.

Bütçe açığı düşmeli. Türkiye’nin büyük bir kamusal borç derdi yok. İstenmeyen sonuçlardan kaçmanın bir yöntemi yok. Gelir artırımlarında kısıtlamaya gidilmesi gerekiyor. Mali politikalarla olmazsa artan enflasyona neden olacak. Yabancı yatırımcı için en anahtar gösterge düşük ve istikrarlı enflasyon. Türkiye’ye yardım edebilecek ve doğrudan yabancı yatırımı çekebilecek şey şu.

Türk ekonomik politikasının en görünür olduğu dönemden geçiyoruz. Bölgede, Körfez’de çok miktarda para var ve ev bulmak istiyor. Türk hükümetinin bu parayı çekmek için iradesi var. Ancak finansal istikrarın bir delilini göremiyorlar. Enflasyonu düşürmek için gerekli olan patika ekonomik acıya yol açacak. Doğrudan yabancı yatırımı çekerse bu acıyı minimize edebilir.

Türkiye’de çok güçlü bir şirket piyasası var. Türk altyapısı çok güçlü. Türkiye’nin kolay şekilde büyük yatırım çekebileceğine inanıyorum. Makroekonomik istikrarın kanıtını ortaya koyarlarsa çok hızlı şekilde yatırım çekebilir. Sermaye sahipleri enflasyonun güvenilir şekilde düşmesini bekliyor.

Merkez Bankası’nın rezerv topladığını gördük, olumlu görünüm var. Risk primi iyi durumda. Piyasa aslında Türkiye’ye ödülünü verdi şu ana kadar. Bu bizim daha çok çaba görmemiz gerekmediği anlamına gelmez.

Türkiye hikayesi hala cazip. Türkiye her zaman çekiciliğe sahip oldu. Çünkü çok iyi coğrafyası var, harika bir özel sektörü var. Geçmiş yıllarda eksik olan şey şuydu, makroekonomik bir çekiciliği olması gerekiyor. Güçlü, enlasyonla savaşa karşı güven verici bir görünüm sağlaması gerekiyor. Mali politika gevşek olduğu sürece parasal politika kısıtlayıcı olmalı. Bu yüzden faiz indirimi için gelecek yıl diyorum.

Avrupa’daki büyüme güçlü olsaydı, ABD’de yavaşlama olmasaydı Türkiye için her şey çok kolay olurdu. Dış faktörler çok da dostane değil. Türkiye yavaşlama güçlendiği zaman mali politikadaki kısıtlama olumlu resim ortaya koymuyor. Ortada kolay bir çözüm yok. Türkiye’nin yapması gereken şey devalüasyon, ihracat çıksın.. Gerçeklik bu değil. Lira yüzde 20 değer kaybetse bile enflasyon sorunu ortada olacak. Bu bir çözüm değil.

Her gelişmekte olan ülkede finansal istikrarın en önemli göstergesi döviz rezervidir. Döviz toplamak soğuk havada kalın giyinmek gibi. Küresel volatiliteye karşı güvende olsun.”

Paylaşın

Her Hane, Savunma Sanayi Destek Fonu’na 3 Bin 724 Lira Verecek

TBMM’ye verilen önergeyle yapılması planlanan düzenlemeye göre, limiti 100 bin lira ve üzerinde olan kredi kartlarının sahiplerinden her bir kart başına yıllık 750 lira Savunma Sanayini Destekleme Fonu kesintisi yapılacak.

Fon için yıllık kesilecek toplam para ise 63 milyar lirayı bulacak. Bu para, çekirdek aileden meydana gelen hane halkı sayısı olan 16 milyon 779 bine bölündüğünde, ev başına yıllık 3 bin 750 lira para alınacağı ortaya çıkıyor.

Kredi kartı limiti 100 bin liranın üzerinde olan kişilerden Savunma Sanayi Destek Fonu’na 750 TL aktarılacak olmasının yankıları devam ederken, dikkati çeken bir detay ortaya çıktı. Yeni düzenlemede elde edilecek gelirin toplam büyüklüğü hesaplandı. Bu kapsamda toplam tutarın yıllık 63 milyar lira civarında olması beklenirken, çekirdek bir ailenin en az 3.724 TL ödeyeceği belirlendi.

Fon adı altında yeni birçok vergi hayatımıza girmek üzere. Meclis’e gelen önerge ile limiti 100 bin lira ve üzerinde olan kredi kartlarının hamilleri her bir kart başına yıllık 750 lira katılma payı ödeyecek. Noterlerde ise taşınmaz satışlarının noterler tarafından yapılması halinde belirlenen tutarda, ilk defa tescili yapılacak olan araçların tescil işlemlerinde 3 bin lira, tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirlerinde 1500 lira, noterlik ücreti alınan diğer işlemlerde işlem başına 75 lira katılma payı alınacak.

Ayrıca drone ve kol saatlerinden yüzde 20 ÖTV alınacak. 100 cc altı motosikletler de MTV kapsamına girecek. Taslakta dikkati çeken bir başka madde de pay ödenmeden işlem yapılması durumunda işlemi yapan memurlar ve noterlerin payı ödemekle yükümlü olanlar ile tüm işlemlerden sorumlu olması…

Habertürk’te yer alan habere göre; düzenlemenin önemli noktası damga vergisi. Maliye bu yıl 143 milyar lira damga vergisi almayı planlıyor. Bu vergi hemen her resmi işlemden alınıyor ama en fazla alınan alanlar var. İşte fon için alınacak pay bu en fazla damga vergisi alınan işlemlerden seçilmiş.

488 sayılı Damga Vergisi Kanununa göre, vergi beyannamelerinden, gümrük idarelerine verilen beyannamelerden, sosyal güvenlik kurumlarına verilen sigorta prim bildirgeleri ve aylık prim ve hizmet belgesi ile muhtasar beyannamenin birleştirilerek verilmesiyle oluşturulan beyannamelerden alınan damga vergisi tutarı kadar, yıllık gelir vergisi beyannamelerinden ise damga vergisi tutarının yarısı kadar fon payı alınacak. Yıllık alınan 143 milyar lira göz önüne alındığında en az 50 milyar liralık bir kaynak fona aktarılacak.

28 milyon kişinin cebinde bulunan kredi kartları ise ikinci en önemli konu! Düzenlemede yıllık 750 lira alınacağı söylenen limiti 100 bin Türk lirası ve üzerinde olan kredi kartı sahibi sayısı yaklaşık 5 milyon kişi. Bu durum sadece kart limiti olduğu için vatandaşların 23 milyar 750 milyon lira fon payı ödeyeceğini gösteriyor.

Diğer önemli husus, tapuda araç ve gayrimenkul satışından alınacak paylar. Türkiye’de yıllık 3,1 milyon sıfır ve ikinci el araç ve yaklaşık 1,4 milyon gayrimenkul satılıyor. Bunlar için istenen ek paydan yola çıkarak araç satışından 6,5 ve gayrimenkul satışından 2,6 milyar lira toplanacağı sonucuna ulaşabiliriz.

Hane başı 3 bin 274 TL pay: Diğer önemli husus, tapuda araç ve gayrimenkul satışından alınacak paylar. Türkiye’de yıllık 3,1 milyon sıfır ve ikinci el araç ve yaklaşık 1,4 milyon gayrimenkul satılıyor. Bunlar için istenen ek paydan yola çıkarak araç satışından 6,5 ve gayrimenkul satışından 2,6 milyar lira toplanacağı sonucuna ulaşabiliriz.

Paylaşın