Hazine’nin Dış Borcu Önceki Aya Göre 238 Milyar Lira Arttı

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) verilerini paylaşan CHP Milletvekili Süleyman Bülbül, “Hazine’nin iç ve dış borç stoku mayısta bir önceki aya göre 238,2 milyar lira daha artarak 3 trilyon 364 milyar liraya kadar yükseldi” dedi.

CHP) Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, yaptığı yazılı açıklama ile Merkez Bankası’nın verilerini paylaştı. Bankanın 17 Haziran itibariyle brüt rezervin 101 milyar dolara düştüğünü kaydeden Bülbül, “AKP iktidarının kötü ekonomi politikası sonucu; elde edilen verilerin de ortaya koyduğu üzere hem ülke hem de vatandaş borç batağına batmış durumda. Türkiye’nin uluslararası yatırım açığı nisan ayında 2,3 milyar dolar küçülerek 236,8 milyar dolara geriledi” dedi.

‘Dış borç bir önceki aya göre 238,2 milyar lira daha arttı’

“Merkez Bankası’nın, brüt rezervinde 10-17 Haziran günleri arasında, 1,5 milyar dolarlık azalış oldu. 17 Haziran itibarıyla brüt rezerv 101 milyar dolara düştü. Brüt rezerv geçen yılın sonuna göre ise 10 milyar dolar azaldı. Swap borcu dahil net rezervi ise eksi 53,8 milyar dolar oldu” diyen Bülbül, “Hazine’nin iç ve dış borç stoku mayısta bir önceki aya göre 238,2 milyar lira daha artarak 3 trilyon 364 milyar liraya kadar yükseldi” bilgisini paylaştı.

Kur korumaları mevduat hesabı açanlara verilen faiz tutarına da değinen Bülbül, “Cumhurbaşkanlığı’nın TBMM’ye sunduğu ek bütçe kanunu teklifiyle, bütçe gelirleri 1 trilyon 80 buçuk milyar lira büyütülerek 2 trilyon 883 milyar liraya çıkarılıyor. Dolayısıyla başlangıçta yaklaşık 278 buçuk milyar lira olan bütçe açığı tahmini değişmiyor. 24 Aralık 2021’de 11,67 lira olan dolar kurundan 6 ay vadeli kur korumalı mevduat hesabı açanlar 6 aylık dönemde net olarak yüzde 48,9 oranında faiz elde ettiler” dedi.

Söz konusu faizin halkın cebinden çıktığını belirten Bülbül, “Son 6 haftada vatandaşların borçlarında 91 milyar liralık artış yaşandı” diye belirtti.

İcra dosyalarındaki artış

Evrensel’in aktardığına göre icra dairelerinde bulunan dosyaların artışına da dikkat çeken CHP’li Bülbül, “İcra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısı son bir yılda bir milyon 485 bin adet artarak 24 Haziran itibarıyla 23 milyon 778 bine çıktı. Çiftçi, emekli, esnaf, genç borçlu memleket borçlu. Vatandaşın alım gücü kalmadı, enflasyon yüzde 200’lere dayanmış durumda. Memleket bu durumdayken Saray ve yandaşları hayal dünyasında yaşamaya devam ediyor. Ama vatandaş bunun hesabını sandıkta soracak, tek adam rejimini sandıkta ilk seçimde gönderecek” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Ekonomiye Güven Haziranda Azaldı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Haziran ayı ekonomik güven endeksi verilerini açıkladı. Buna göre endeks, Mayıs ayında 96,7 iken, Haziran ayında yüzde 3,3 oranında azalarak yüzde 93,6 olarak belirlendi.

Haber Merkezi / Bu, Mayıs 2021’den beri en düşük seviye. Bir önceki aya göre Haziran ayında tüketici güven endeksi yüzde 6,2 oranında azalarak 63,4 değerini, reel kesim (imalat sanayi) güven endeksi yüzde 2,2 oranında azalarak 104,6 değerini aldı.

Hizmet sektörü güven endeksi yüzde 1,7 oranında azalarak 119,6 değerini, perakende ticaret sektörü güven endeksi yüzde 2,3 oranında azalarak 118,7 değerini aldı. İnşaat sektörü güven endeksi ise yüzde 1,7 oranındaki artışla yüzde 83 olarak ortaya çıktı.

Tüketici güven endeksi neden önemli?

Aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu,100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini/ beklentisini göstermektedir.

İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın

Dikkat Çeken Enflasyon Tahmini: Yüzde 80’i Aşacak

Fransa merkezli banka Societe Generale, Türkiye ekonomisine ilişkin yeni tahminler yayımladı. Banka, enflasyonunun yüzde 80’in üzerine çıkmasının olası olduğunu ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB), 2023’ün ikinci çeyereğine kadar politika faizini yüzde 14’te tutacağını tahmin ettiğini açıkladı.

Societe Generale, TL’nin değer kaybetmeye devam etmesini ve enflasyon ve yüksek enerji fiyatları nedeniyle TL üzerindeki satış baskısının artmasını beklediğini de açıkladı.

Öte yandan 12 ekonomistle bir anket yapan Reuters, Haziran ayındaki yıllık TÜFE beklentisi ortalamasının yüzde 78 olduğunu paylaştı. Yıl sonu beklentisi ise yüzde 69,5 oldu. Ekonomistlerin yıl sonu tahminleri yüzde 60,3’ten yüzde 120’ye varan bir yelpazede farklılık gösterdi.

Reuters’a göre Haziran’daki yıllık TÜFE, Eylül 1998’deki yüzde 80,4’lük orandan bu yana en yüksek enflasyon olacak. Mayıs ayındaki ankette yıl sonu beklentisi yüzde 60,3 olmuştu. Bu, beklentilerde bir ayda yüzde 9,2’lik bir artış anlamına geliyor.

Merkez Bankası, Nisan ayında bir güncelleme yaparak 2022 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 23,2’ten yüzde 42,8’e çıkarmıştı.

Enflasyonun Mayıs’tan sonra inmeye başlayacağını söyleyen Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, “Halkımız bize güvensin, kalıcı fiyat istikrarını en kısa sürede sağlayacağız” açıklamasını yaptı.

Tüketici fiyatları mayıs ayında yüzde 2,98 ile yüzde 4,8 olan beklentilerin oldukça altında bir artış göstermişti. Yıllık enflasyon böylece yüzde 73,5’e yükselerek 24 yılın zirvesine çıkmıştı. Merkez Bankası’nın politika faizi ise ocak ayından bu yana yüzde 14 seviyesinde bulunuyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayı enflasyon verilerini 4 Temmuz 2022 Pazartesi günü saat 10:00’da açıklayacak. TCMB’nin haziran ayına ilişkin piyasa katılımcıları anketinde de yıl sonu tüketici enflasyonu beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 57,92 iken, yüzde 64,59 olarak güncellenmişti.

Paylaşın

BDDK Kararının Şirketler Ve Ekonomi Üzerinde Olası Etkileri Neler?

BDDK’nın getirdiği son düzenleme, elinde yüksek miktarda döviz tutan firmaların TL kredi kullanmalarına sınırlama getiriyor. Buna göre, bağımsız denetimden geçmesi gereken ve elinde 15 milyon TL’den fazla nakit dövizi bulunan firmalar, şayet bu miktar toplam aktiflerinin ya da bir yıllık satış gelirlerinin yüzde 10’unu aşıyorsa TL cinsi ticari kredi alamayacak.

Söz konusu uygulama, bu sınırlamaya tabi olan şirketleri ellerindeki dövizi satmaya ve bu şekilde piyasadaki döviz arzını artırarak kurdaki yükselişi sınırlamayı umuyor. Peki atılan bu yeni adım şirketler ve ülke ekonomisi üzerinde ne tür etkilere sahip olabilir?

Prof. Dr. Selva Demiralp, BBC Türkçe için değerlendirdi;

“Son uygulama ile bir kez daha altta yatan probleme kalıcı çözüm geliştirilmeyip problemin yarattığı yan etkilerle mücadele çabasına şahit oluyoruz.

TL’nin değer kazanması için enflasyonu kontrol altına almak gerekiyor. Çünkü bir para biriminin başka para birimleri cinsinden değerini o paranın alım gücü belirliyor. Bizde ise “enflasyonla büyüme”nin bilinçli bir politika tercihi olarak ifade edilmesi, enflasyonun düşürülmeyeceğini, enflasyonla mücadele için gerekli para politikasının uygulanmayacağını söylüyor.

Büyümeyi desteklemek için faizler düşük tutuluyor. Düşük faiz enflasyonu tetikliyor. Faizlerin enflasyona paralel bir şekilde artması engellenince bu sefer gerek kişisel gerek kurumsal düzeyde tasarruflar dövize kayıyor.

Düşük faiz ortamında TL cinsi varlıklar cazip olmadığı için dışarıdan döviz girişi olmuyor. Bilakis, artan kırılganlık ve risklerle içerideki döviz arzı da dışarı kaçıyor. Bu nedenle bir süredir döviz likiditesinde ciddi bir açık yaşıyoruz.

Faizleri yükseltip kurumsal alt yapıyı güçlendiren, üretkenliği destekleyecek politikalar geliştirilmeyince sermaye girişini artırmak mümkün olmuyor. Bu durumda geriye içeride döviz talebini dizginleyecek önlemler kalıyor.

KKM bu düzenlemelerin en önemlilerinden biriydi. Ancak “yara bandı” niteliğindeki bu düzenlemeler kendi içinde yan etkilerle geliyor.

Altta yatan sorun devam ettiği için vergi istisnası gibi ek teşvikler olmayınca bu ürünler bir noktada ömrünü dolduruyor. O noktada yeni enstrümanlar ve düzenlemeler devreye sokuluyor.

Haftasonu devreye giren BBDK düzenlemelerini bu çerçevede değerlendirdiğimizde KKM’nin devamı için geliştirilmiş yeni bir teşvik olarak da görebiliriz. Bu bağlamda dövizde geçici bir rahatlama yaratsa da kalıcı bir etki beklemek zor.

Yeni düzenlemenin etkisi ne olur?

Olası senaryoları tartışmadan önce şunu hatırlayalım ki şirketlerin ellerinde döviz tutmaları kurda artış beklentisinin bir sonucu.

Kura yönelik yukarı yönlü riskler ise giderek artıyor. Bir taraftan içeride TL’nin değerini koruyacak para politikası adımlarının atılmayacağının her fırsatta altı çizilirken diğer yandan büyük merkez bankaları agresif faiz artırımlarını başlattılar.

İçerideki döviz ihtiyacına karşılık enflasyondaki artış devam ediyor ve bu kırılganlıklar risk primini artırıyor. Artan risk primi ise borçlanma maliyetlerimizi yükselterek kur üzerindeki yukarı yönlü riskleri artırıyor.

Kurda artış bekleyen bir şirket ise doğal olarak gelirini döviz olarak tutup ileride yapacağı döviz cinsi harcamalar için şimdiden kaynak ayırıyor.

Bunu önlemenin yolu kurda istikrar, kurda istikrarın yolu fiyat istikrarı, fiyat istikrarının yolu ise “enflasyonla büyüme” tercihinin terk edilmesidir.

Bu yapılmadığı sürece alınacak her yeni önlem belki geçici bir rahatlama yaratacak ama uzun vadede hem etkinliğini yitirecek hem de düzeltilmesi gereken daha fazla yan etki yaratacaktır.

BBDK düzenlemesi şirketleri hangi kanallardan etkiler?

  • Şirketler TL kredisi edinebilmek için ellerindeki dövizi satarlar: Tekrar hatırlayalım ki şirketlerin ellerinde döviz tutmaları, ileride döviz ihtiyaçları olduğunda finansman maliyetlerini en ucuza getirebilmek için yaptıkları bir “optimizasyon”un sonucu.

Eğer bugün ellerindeki dövizi satıp yarın daha pahalı bir fiyata almak durumunda kalırlarsa bu durum kısa vadede döviz piyasasını sakinleştirse de uzun vadede artan maliyet olarak geri dönecek, şirket bilançolarını olumsuz etkileyecek ve enflasyonist baskıları artıracaktır.

İlave olarak bu tür bir düzenleme dışarıdan döviz girişi sağlamayacağından sadece mevcut dövizin kısa vadede el değiştirmesine vesile olup uzun soluklu bir rahatlama getirmeyecektir.

  • Şirketler ellerindeki döviz varlıkları eritmeden TL kredisi de alabilmek için yan yollara başvurabilirler: Eurobond satın almak, döviz varlıkları şirket hesabında değil şahıs hesabında tutmak, yurtdışındaki hesaplarına taşımak, bankalarla swap yapıp bugün ellerindeki dövizleri ellerinden çıkmış gösterip ileri bir tarihte geri almak gibi. Bu durumda dövizde arzu edilen rahatlama sağlanamadığı gibi şirketler üretime odaklamaları gereken enerjilerini finansal canbazlıklara harcadıklarından üretim olumsuz etkilenir.
  • Şirketler döviz tutmak yerine o dövizle almayı düşündükleri ara malını önceden alıp depolama yoluna giderler ve depolama maliyetlerine katlanmak durumunda kalırlar. Artan bu maliyet daha fazla enflasyon olarak geri döner.
  • Şirketler banka kredisi yerine tahvil çıkararak borçlanmaya çalışır: Finansal piyasalarının derinliği çok yüksek olmayan ve bankacılık sisteminin finansal sistemin belkemiğini oluşturduğu bizim gibi ülkelerde banka dışı finansman imkanları hem daha kısıtlı hem daha maliyetidir. Şirketler küçüldükçe daha çok asimetrik bilgi sorununa maruz kaldıkları için tahvil çıkararak borçlanabilme maliyetleri daha da artar. Bu da bir kez daha maliyet enflasyonunu tetikler.
  • Kredilerde yavaşlama: Yeni düzenleme hem arz hem de talep tarafından kredileri yavaşlatabilir. Arz tarafında bankalar hangi şirketlerin bu düzenlemeye tabi olduğunu anlamaya çalışırken frene basabilirler.

Çalışma sermayesi konusunda daha rahat olan şirketler ise TL kredi almak yerine döviz tutmayı tercih ettikleri ölçüde kredi talebinde azalma olacaktır. “Enflasyonla büyüme” tercihini ortaya koymuş olan hükümetin böyle bir yan etkiden hoşlanmayacağı kesin. Çünkü kredilerdeki yavaşlama büyümenin de yavaşlaması anlamına gelir. Enflasyonun kontrolü açısından bu tür bir sonuç faydalı olur. Ancak eğer kredilerde bir yavaşlama görülürse bu sefer büyüme sekteye uğrayacağı için söz konusu düzenlemenin geri çekilmesi muhtelemeldir.

Görünen o ki tüm bu kanallar orta ve uzun vadede ya daha yüksek enflasyon ya da daha düşük büyüme olarak geri dönüyor ki bunlardan hiçbiri arzu edilecek sonuçlar değil.

Ancak ekonominin dinamik yapısında etki sadece bu şirketlerle kalmayacak dalga etkisi ekonominin geneline yayılacaktır. Bu noktada o etkiyi kestirebilmek zor.

Döviz piyasasına yapılan ek düzenlemeler giderek sıkışan bir likidite ihtiyacının altını çizdiği için dolarizasyonu beslemesi olası.

Keza yeni gelen her düzenleme düşük faiz politikasından geri adım atılmayacağı ve altta yatan problemin derinleşerek devam edeceği inancını kemikleştiriyor.

BDDK kararının ardından varlık fiyatlarında gözlenen oynaklık da bu belirsizliği yansıtıyor.”

Paylaşın

TESK Açıkladı: 5 Ayda 47 Bin 128 Esnaf Kepenk Kapattı

TESK verilerine göre, 2022 yılının ilk 5 ayında 47 bin, son 17.5 yılda ise 2 milyon 145 bin esnaf kepenk kapattı. Ayrıca icra dairelerinde icra ve iflas dosyası sayısı 24 milyona dayandı.

Batık kredi miktarı 161 milyar TL’ye dayanırken UYAP verilerine göre, icra dairelerindeki icra ve iflas dosya sayısı ise bugün itibarıyla 23 milyon 779 bine çıktı. Bu yılın ilk beş ayında kapanan esnaf sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 18 artışla 47 bin 128’e fırladı.

Cumhuriyet’in haberine göre, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) verilerine göre son 17.5 yılda iflas eden esnaf sayısı ise 2 milyon 144 bin 766’ya yükseldi.

Türkiye’de 2.5 milyon esnaf var. Bunlardan her birinde üç kişi çalışıyor. Esnaf direkt 7 milyon 500 bin kişiye istihdam sağlıyor. Ancak her gün gelen zamlar, enerji fiyatlarındaki fahiş artışlar nedeniyle iş yapamaz konuma gelen binlerce esnaf işi bırakmak zorunda kalıyor. Esnafın ekonomik krizle birlikte ayakta kalma süresi de kısaldı. İki yılı doldurmadan kapanan esnaf sayısı artıyor. Aynı dükkân 10 kere devrediliyor. Her gün devren kiralık ve satılık lokanta, bakkal sayısı artıyor. Küçük ve orta ölçekli işletmelerde (KOBİ) ise borç miktarı artıyor. Gemiyi yüzdürmek için borca sarılan binlerce işletme borcunu döndüremediği için batıyor. Batık KOBİ kredisi miktarı Nisan 2022 itibarıyla 62 milyar 407 milyon TL’ye çıktı. Takipteki KOBİ sayısı ise 300 bine dayandı.

BDDK verilerine göre, bankacılık sektöründe Nisan 2022 itibarıyla batık kredi miktarı 160 milyar 782 milyon TL’yi aşıyor. Geçen yıl aynı dönemde bu miktar 148 milyar 203 milyon TL civarındaydı.

2021 Nisan döneminde toplam KOBİ kredileri 881 milyar 923 milyon TL iken bu rakam bu yılın nisan döneminde 1 trilyon 344 milyar 971 milyon TL’ye yükseldi. Toplam KOBİ niteliğindeki müşteri sayısı da aynı dönemde 4 milyon 993 bin 275 kişiden 5 milyon 607 bin 467 yükseldi. Bu müşterilerin 4 milyon 83 bin 604 tanesi mikro işletme niteliğindeki müşterilerden oluşuyor.

Uzmanlara göre bu yıl, yoksulluk ve iflas yılı olarak tarihe geçecek. Resmi enflasyon bile yakın zamanda üç haneye çıkacak. Yine uzmanlara göre yaşadığımız yüksek enflasyon döneminde firmaların finansal olarak ne durumda olduğu henüz tam bilinmiyor. Hatta çoğu firmanın finansal durumunu kendisinin de tam kestiremediğini söylemek yanlış olmayacak. Firmalar ürün fiyatlamalarını bile belirsiz ortamda bilinçli yapamıyor. Bu faktörlerle bir süre sonra pek çok firmanın yaşadığımız ekonomik ortamda farkında bile olmadan zor duruma düşmesi kaçınılmaz olacak.

Paylaşın

Hazine’den BDDK’nın Kararlarına Destek

Hazine ve Maliye Bakanlığı, son dönemde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından alınan kararlara ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, kararların hem Türkiye Ekonomi Modeli çerçevesindeki selektif kredi yaklaşımını hem de finansal istikrarı destekleyecek nitelikte olduğu belirtildi.

Açıklamada “Tüm ekonomi kurumlarımızla birlikte ve eşgüdüm halinde birbirini tamamlayıcı ve finansal istikrarın güçlendirilmesine yönelik tedbirler alınmaya devam edilecektir” ifadeleri yer aldı.

BDDK, Cuma günü TL ticari kredilere ilişkin yeni koşullar açıkladı. Döviz varlıklarının TL karşılığı 15 milyon TL’yi aşmayan şirketlere kredi kullanım durumunda döviz varlıklarını 15 milyon TL üzerine çıkarmama şartı getirilmişti. 15 milyon TL üzeri döviz nakdi varlığı bulunan şirketlerin ise bu varlığı aktifinin ya da satış hasılatının yüzde 10’unu aşması durumunda yeni nakdi TL ticari kredi kullanamayacağı belirtilmişti.

BDDK’dan Pazar akşamı yapılan açıklamada ise “Bağımsız denetime tabi bir şirket olması, şirketin yabancı para (YP) nakdi varlıklarının TL karşılığının 15 milyon liranın üzerinde olması ve şirketin YP nakdi varlıkların TL karşılığının aktif toplamından veya son 1 yıllık net satış hasılatından büyük olanının yüzde 10’unu aşması… Herhangi bir şirketin karar kapsamına girebilmesi söz konusu 3 şartın hepsinin birden sağlanması gerekmektedir” denildi.

Ayrıca gerçek kişiler ile gerçek kişi şirket ortaklarının karar kapsamına girmedikleri belirtildi.

Açıklamada, daha önce bankalara, kredilerin amacına uygun olmayan işlemlerin gerçekleştirilmesinde kullanılmasının engellenmesi için azami özenin gösterilmesi yönünde talimatlar verildiği anımsatıldı. Bazı şirketlerin, döviz borcu ya da döviz yükümlülüğü olmamasına hatta döviz pozisyon fazlası bulunmasına rağmen, TL kredi kullanarak döviz alımı gerçekleştirdikleri ve döviz pozisyonu tuttukları aktarıldı. ,

Paylaşın

Reuters: Birçok Banka Kredi Kullanımını Durdurdu

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) tarafından cuma günü yayımlanan kurul kararına göre 15 milyon lira karşılığı, yani yaklaşık 900,000 dolar yabancı para nakit varlığı bulunan şirketler, aktifleri veya yıllık satış gelirlerinin yüzde 10’undan fazla yabancı para nakit varlığı tutuyorlarsa TL cinsi nakdi ticari kredi kullanamayacak.

Kararın ardından Reuters’ın görüş aldığı üç bankacılık kaynağı, bankaların kredi kullandırmaya devam etmek için sürecin netleşmesini ve detayları takip ettiğini belirterek, bazı bankaların bu yüzden yeni kredi kullandırmayı şu anda durduğunu söyledi.

Bir bankacılık kaynağı, “Kararda bağımsız denetime tabi olma koşulu ön koşul. Eğer bağımsız denetime tabi değilse şirket etkilenmez bu karardan. Böyle olan çok sayıda şirket de var tabi. Ancak bağımsız denetime tabi olma şartı da sıkılaştırılırsa o zaman kapsam değişir” dedi.

Enflasyon ve kur raydan çıktı

Merkez Bankası’nın geçen yıl enflasyonda başlayan yükselişe rağmen politika faizini düşürmesi ve yüzde 70’i aşan enflasyona rağmen politika faizini yıl başından bu yana yüzde 14 seviyesinde koruması yatırımcıların TL’den uzaklaşmasına neden oldu.

TL geçen yıl yüzde 44, bu yıl ise yüzde 20’nin üzerinde değer yitirirken, ekonomi yönetimi geçen yıldan bu yana TL’nin daha fazla değer kaybetmemesi için bir dizi önlem açıkladı.

Ekonomi yönetimi olarak liralaşma stratejisi olarak özetlenen bu önlemler bir yandan döviz talebini sınırlamayı, enflasyon karşısında negatif getirisi olan TL’ye olan talebi artırmayı, diğer yandan da TCMB’nin döviz rezervini artırmayı amaçlıyor.

Ekonomistlerden tepki

Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başekonomisti Gizem Öztok Altınsaç, kişisel Twitter hesabından paylaştığı mesajda, dün akşam BDDK kararına ilişkin “Doğru iktisadi politikalar uygulamak yerine, ardı sıra regülasyonlarla ekonomiyi idame ettirmeye çalışıyoruz. Bu son uygulamalarının hiçbir tanesi orta vadede ne sürdürülebilir ne de ekonomiye katkı sağlar. Gün sonunda ticaret durursa kime ne faydası olacak?” dedi.

Gelecek Partisi Ekonomi Politikaları Başkanı Kerim Rota da karara ilişkin paylaştığı mesajda, “Şirketlerin hesaplarında tasarruf amaçlı 1 milyon dolar bile tutmasına tahammül edemez hale düşmüşler. Artık bir sonraki adımı beklemekten dolayı bozulacak beklentiler, kısa vadeli kazanımlardan çok daha zehirleyici olacak. Yeni ekonomi modeli dedikleri 1970’lere dönüşmüş” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Trafiğe Kaydı Yapılan Taşıt Sayısı Yüzde 5.3 Azaldı

Mayıs ayında 112 bin 709 adet taşıtın trafiğe kaydı yapılırken, trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre yüzde 5.3 azaldı. Ocak-Mayıs döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı yüzde 6,1 azaldı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Motorlu Kara Taşıtları Mayıs 2022 verilerini açıkladı. Buna göre, mayıs ayında trafiğe kaydı yapılan taşıtların yüzde 41.4’ünü otomobil, yüzde 40.0’ını motosiklet, yüzde 10.2’sini kamyonet, yüzde 5.8’ini traktör, yüzde 1.9’unu kamyon, yüzde 0.3’ünü minibüs, yüzde 0.3’ünü otobüs ve yüzde 0.1’ini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.

Mayıs ayında trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı bir önceki aya göre, traktörde yüzde 8.3, özel amaçlı taşıtta yüzde 7.3, motosiklette yüzde 3.2 ve minibüste yüzde 2.2 artarken otobüste yüzde 48.7, kamyonda yüzde 22.8, kamyonette yüzde 14.6 ve otomobilde yüzde 10.2 azaldı.

Yüzde 54 otomobil

Mayıs ayında geçen yılın aynı ayına göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı motosiklette yüzde 109.9, minibüste yüzde 49.6, traktörde yüzde 39.6, otomobilde yüzde 21.6, kamyonette yüzde 20.9, özel amaçlı taşıtlarda yüzde 8.4 artarken kamyonda yüzde 2.1 ve otobüste yüzde 0.3 azaldı.

Mayıs ayı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı taşıtların yüzde 54,2’sini otomobil, yüzde 16,3’ünü kamyonet, yüzde 15,0’ını motosiklet, yüzde 8,0’ını traktör, yüzde 3,5’ini kamyon, yüzde 1,9’unu minibüs, yüzde 0,8’ini otobüs ve yüzde 0,3’ünü özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.

Trafikteki toplam taşıt sayısında artış

Mayıs ayında devri yapılan taşıtların yüzde 69,4’ünü otomobil, yüzde 15,7’sini kamyonet, yüzde 7,9’unu motosiklet, yüzde 2,9’unu traktör, yüzde 2,0’ını kamyon, yüzde 1,5’ini minibüs, yüzde 0,4’ünü otobüs ve yüzde 0,2’sini özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.

Ocak-Mayıs döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre trafiğe kaydı yapılan taşıt sayısı yüzde 6,1 azalarak 472 bin 53 adet olurken, trafikten kaydı silinen taşıt sayısı yüzde 6,3 azalarak 16 bin 60 adet oldu. Böylece Ocak-Mayıs döneminde trafikteki toplam taşıt sayısında 455 bin 993 adet artış gerçekleşti.

Araçların yüzde 70’i benzinli

Ocak-Mayıs döneminde trafiğe kaydı yapılan 224 bin 673 adet otomobilin yüzde 70,0’ı benzin, yüzde 16,8’i dizel, yüzde 10,7’si elektrikli veya hibrit olup yüzde 2,5’i LPG yakıtlı. Mayıs ayı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı 13 milyon 928 bin 842 adet otomobilin ise yüzde 37,3’ü dizel, yüzde 35,5’i LPG, yüzde 26,1’i benzin yakıtlı olup, yüzde 0,8’i elektrikli veya hibrit. Yakıt türü bilinmeyen otomobillerin oranı ise yüzde 0,3.

Paylaşın

İş Dünyası: Kredi Yasağı İhracat Yatırımlarını Baltalar

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) cuma günü aldığı kararla, 15 milyon TL’den fazla nakit döviz varlığı bulunan firmalara, bunun toplam aktiflerin veya bir yıllık satış gelirlerinin yüzde 10’unu aşması durumunda ticari TL kredi vermeyi yasaklaması, iş dünyasında eleştirilere neden oldu.

Kontrollü döviz piyasasına geçiş olarak adlandırılan kararla kredi kullanımının kısıtlanacak olması, özellikle yatırım planlayan ihracatçıları etkileyecek. Liralaşma gerekçesiyle alınan kararın, işletme sermayesi ihtiyacını artıracağı ve yatırımları sekteye uğratacağı belirtiliyor.

Dünya gazetesinden Merve Yiğitcan’ın haberine göre, ihracatta düşüş ile fiyatlarda yukarı yönlü baskı oluşturması, kararın muhtemel sonuçları arasında sıralanıyor.

“Temmuzda KKM dönüşü döviz talebi engellenmek isteniyor”

Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, BDDK’nin aldığı kararın, Merkez Bankası’nın liralaşma stratejisini desteklemeye yönelik önemli adımlardan birisi olarak okunabileceğini söyledi. “Liralaşma çerçevesinde atılan bu adımlar serbest döviz piyasasından gittikçe kontrollü bir döviz piyasasına geçişi de getiriyor” diyen Aslanoğlu, temmuz ayından itibaren şirketlerin kur korumalı mevduat (KKM) dönüşünün döviz talebi yaratma riski bulunduğunu, bu adımın da olası bir talebi kesmeye, hatta daha fazlasını, şirketleri, belirlenen kriterlere göre döviz satmaya iterek döviz arzını artırmaya yönelik bir çaba olarak görülebileceğini anlattı.

“İki konuda açıklık şart”

Uygulamanın bu haliyle çok muğlak olduğu eleştirisini yapan TOBB Plastik, Kauçuk ve Kompozit Sanayii Meclis Başkanı Yavuz Eroğlu ise şu değerlendirmede bulundu: “Özellikle iki konuda açıklık şart. Birincisi bu uygulama yeni kredi limit başvurularını mı etkileyecek, yoksa firmanın daha önce başvurup edindiği limitin kullandırımı için mi geçerli? Bunun netleştirilmesi lazım. Firmanın belli limiti olduğu halde bu krediyi kullandırmıyorum denirse çok daha büyük etkileri olacak. İkincisi muğlak taraf ise bu hangi kredileri etkileyecek? Sadece ticari krediler mi, yoksa yatırım kredileri de kapsama giriyor mu? Siz yatırım yapıyorsunuz, teşvik belgesi aldınız, makine siparişi verdiniz, ön ödemelerini yaptınız. Ancak yatırımın devamıyla ilgili hesabınızda döviz varsa kredi vermiyoruz mu denecek? Öte yandan yatırım kredileri de kendi içinde ayrılıyor. Bankaların kullandırdığı krediler ile devlet destekli yatırım kredileri var. Ama neyi kapsadığı belli değil. Özellikle bu iki noktada açıklık kazandırılması gerekiyor. Eğer pazartesi günü (Bugün) buna açıklık getirilmezse piyasa kitlenir.”

“Şirketlerin kredi ihtiyacı ciddi boyutta arttı”

Türkiye Makine Federasyonu (MAKFED) Başkanı Adnan Dalgakıran da kararı eleştirerek, “Sanayini çarkları kredilerle dönüyor. Şirketlerin kredi ihtiyaçları ciddi boyutta arttı. Burada bankalar TL limit veriyorlar. Hem döviz arttı, hem enfl asyon var, hem de şirketlerin özellikle ihracatta büyümesi var. Dolayısıyla şirketlerin 2 yıl öncesine göre 3 kat daha fazla limite ihtiyaçları var. Haliyle burada firmalar süreci endişeyle izliyorlar. Ümit ediyoruz ki kredi musluklarında hiçbir sıkıntı olmaz. Yatırım ve ticari kredilerinin etkilenmeyeceğini umut ediyoruz” dedi.

Paylaşın

BDDK’dan Sınır Getirilen Ticari Krediler İçin 3 Şart

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) geçen cuma duyurduğu TL ticari kredilere ilişkin son düzenlemeyle ilgili yeni bir açıklama yayınladı. Kurum, TL kredi kullanılması için döviz varlığına getirdiği sınırda, ‘bağımsız denetime tabi bir şirket statüsünde olmaması’ durumunda söz konusu şirketin karar kapsamına giremeyeceğini açıkladı. 

BDDK cuma günü TL ticari kredilerde yeni koşullar açıklamış, buna göre döviz varlıklarının TL karşılığı 15 milyon TL’yi aşmayan şirketlere kredi kullanım durumunda döviz varlıklarını 15 milyon TL üzerine çıkarmama şartı ve bu rakam üzeri döviz nakdi varlığı bulunan şirketler için ise bu varlığı aktifinin ya da satış hasılatının yüzde 10’unu aşması durumunda yeni nakdi TL ticari kredi kullanamaması şart getirmişti.

‘TL kredi kullanıp alan şirketler’

Daha önce bankalara, kredilerin amacına uygun olmayan işlemlerin gerçekleştirilmesinde kullanılmasının engellenmesi için ‘azami özenin ‘gösterilmesi yönünde talimatlar verildiği anımsatılan BDDK’nin açıklamasında şu ifadeler yer aldı: “Ancak bazı şirketlerin, Döviz borcu ya da döviz yükümlülüğü olmamasına hatta döviz pozisyon fazlası bulunmasına rağmen, TL kredi kullanarak döviz alımı gerçekleştirdikleri ve döviz pozisyonu tuttukları görülmüştür. Yani üretime, istihdama, yatırıma gitmesi gereken uygun koşullu TL ticari kredi kaynakları, gerçek bir ihtiyaç olmadığı halde bazı şirketlerce döviz alımı amacıyla kullanılmaya devam etmektedir.

Bu itibarla, finansal istikrarın güçlendirilmesi ve kaynakların daha verimli ve üretken alanlarda kullanılarak kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını ve kredilerin amacına matuf bir şekilde kullanılmasını sağlamak amacıyla gerekli görülen bir makro ihtiyati tedbir olarak 24.06.2022 tarihli ve 10250 sayılı Kurul Kararı alınmıştır.

Bu çerçevede, Kararın uygulanmasına ilişkin yaşanabilecek tereddütlerin giderilmesi bakımından aşağıdaki açıklamaların yapılmasında fayda görülmüştür:

Karar Kapsamına Dahil Olma Şartları ve Kapsama Dahil Olunmayan Haller:

1. 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve ilgili düzenlemeler uyarınca bağımsız denetime tabi bir şirket (Şirket) olması,

2. Şirketin YP nakdi varlıklarının (altın dahil, efektif döviz ile bankalardaki YP mevduatın) TL karşılığının 15 milyon TL’nin üzerinde olması,

3. Şirketin YP nakdi varlıkların TL karşılığının; aktif toplamından veya son bir yıllık net satış hasılatından büyük olanının yüzde 10’unu aşması.

Herhangi bir şirketin bu Karar kapsamına girebilmesi yukarıdaki her üç şartın birden sağlanması gerekmektedir.

1. şartın sağlanmaması halinde, yani bir şirketin ilgili mevzuat uyarınca bağımsız denetime tabi bir Şirket statüsünde olmaması durumunda söz konusu şirket bu karar kapsamına girmeyecektir.

1. ve 2. şart sağlanmasına rağmen, Şirketin YP nakdi varlıklarının TL karşılığının, şirketin aktif toplamının ya da son 1 yıllık satış hasılatının (büyük olan baz alınacaktır) yüzde 10’unu aşmaması halinde de kredi kullandırılmasına ilişkin herhangi bir kısıtlama olmayacaktır.”

Paylaşın