Avrupa Merkez Bankası’ndan Tarihi Politika Faizi Kararı

Avrupa Merkez Bankası (ECB), 19 ülkeyi resesyona sürükleyen rekor enflasyonla mücadele etmek için tarihinde ilk kez politika faizini 75 baz puan artırdı. ECB geçen ay 2011’den bu yana ilk kez faiz artırmıştı.

Haber Merkezi / Avrupa Merkez Bankası (ECB) politika faizini 75 baz puan artırarak yüzde 1,50’ye yükseltti. Bankanın 25 üyeli yönetim konseyi, perşembe günü temel gösterge faiz oranlarını daha önce görülmemiş bir şekilde dörtte üç oranında artırdı.

Rusya’nın Ukrayna işgali sonrası enerji fiyatlarında yaşanan yüksek artışlar hane halkı üzerinde baskı yarattı ve tüketici fiyatlarındaki artış hızını yeni zirvelere taşıdı.

Euro Bölgesi enflasyonu ağustos ayında yüzde 9,1’e ulaşarak rekor kırdı ve bu, ECB’nin yüzde 4,3 enflasyon hedefinin iki katından fazla.

Bu ay dolar karşısında son 20 yılın en düşük seviyesini gören euro, hala bu seviyelere yakın işlem görüyor ve değeri dolarla hemen hemen aynı.

ECB geçen ay 2011’den bu yana ilk kez faiz artırmış ve 2014’ten bu yana ilk kez Euro Bölgesi’nde negatif faiz dönemine son vermişti.

Küresel enflasyonla mücadele kapsamında dünyanın en büyük ekonomilerinin merkez bankaları nadir görülen faiz kararları uyguluyor.

ABD Merkez Bankası (Fed), Temmuz ayı sonunda politika faizini 75 baz puan artışla yüzde 2,25-2,50 seviyesine yükseltmişti.

İngiltere Merkez Bankası da geçen ay politika faizini 50 baz puanlık artışla 1,75’e yükseltmişti ve bu İngiltere’de son 27 yılın en büyük faiz artırımıydı.

Kanada Merkez Bankası da Çarşamba günü politika faizini 75 baz puan artırarak son 14 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 3,25’e çıkarmıştı.

G7, ülkeleri arasında en yüksek enflasyon oranına sahip İngiltere’nin de önümüzdeki hafta benzer bir yol izlemesi bekleniyor.

Paylaşın

Avrupa’nın Daralması Türkiye’deki Şirketleri Vurdu!

Rusya – Ukrayna savaşıyla birlikte, dünya ekonomisinde planlar yeniden yapılmaya başlandı. Türkiye’nin AB’ye en önemli çıkış kapısı olan Kapıkule’de, yakın bir döneme kadar 40 km’ye kadar çıkan TIR kuyruğu eridi. Sadece mevcut kuyruk erimedi, kapıdan çıkış yapan günlük araç sayısı da azaldı.

Avrupa ekonomisinde yaşanan daralmanın yanı sıra Türk TIR sürücülerinin Schengen vizesi almak konusunda yaşadığı zorluklar, sınırdaki yoğunluğun azalmasının iki ana nedeni olarak gösteriliyor.

Dünya Gazetesi’nden Aysel Yücel’in haberine göre Avrupa’ya yapılan ihracat taşımalarında karayolunun payı yüzde 50’yi geçiyor. Değer bazında ise bu oranın yüzde 70’in üzerinde olduğu belirtiliyor. Türkiye’den Avrupa’ya yıllık yaklaşık 500 bin TIR seferi yapılıyor. İki ay önce günlük ortalama 9 bin 300 TIR Kapıkule’den AB’ye çıkış yapıyordu.

Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Kapıkule temsilcisinin verdiği bilgiye göre; özellikle son haftalarda bu sayı 8 bin 500’lere kadar inmiş durumda. Sınır geçişlerinde yoğunluk nedeniyle oluşan kilometrelerce kuyruk, AB’ye çıkışlarda 5 güne varan beklemelere neden oluyordu. Şimdi ise 10 saatte Bulgaristan tarafına geçildiği belirtiliyor. Diğer Batı sınır kapılarında da benzer durum yaşanıyor.

“Lojistiğe de ciddi darbe vurur”

Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD) Başkanı Ayşem Ulusoy, uluslararası karayolu trafiğinde hem ihracat hem de ithalat tarafında bir yavaşlama olduğuna dikkat çekerek, “Ancak asıl büyük endişemiz, Avrupa’daki enerji krizinin daha da derinleşmesi. Kriz sanayiye yayılır ve domino etkisi yaratırsa bu durum lojistiğe de ciddi darbe vurur” dedi. Diğer lojistik firmalarının yöneticileri de piyasada bir daralma olduğunu, mevcut müşterilerinin iş hacimlerinin azaldığını söyledi.

“Durgunluğun ayak sesleri”

Temmuz ve ağustos ayları yaz sezonu olması ve AB’de birçok fabrikanın kapanması nedeniyle genellikle uluslararası taşımacılığın nispeten zayıf olduğu bir dönemdir. Ancak otomotiv, çelik gibi bazı sektörlerde ağustos ihracatı geçen yılın da altında kaldı. Bu durum resesyonun ayak sesleri olarak yorumlandı. Ancak birçok ihracatçı sektör yetkilisi ve lojistik yöneticisi AB’deki daralmanın ve beklenen resesyonun etkilerinin eylül ayında daha net görüleceğini söylüyordu.

Uluslararası lojistik şirketi Rif Line’ın Türkiye Genel Müdürü Mehmet Serkan Erdem, korkulanın olduğunu ve eylül ayının ilk haftasının durgunluğun sinyallerini verdiğini dile getirdi. Serkan Erdem, konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı:

“Temmuz ve ağustos ihracatta, dolayısıyla taşımacılıkta zaman sessiz sakin geçer. Son 15 günden bu yana bütün piyasa endişeyle eylül ayını bekliyordu. Yurt dışı ortaklarım, müşterilerimiz eylül ayında tatil sakinliğinin biteceğini umuyorduk. Maalesef üzülerek söylüyorum ki, beklenen eylül dönüşü olmadı. Yurt dışındaki alıcı firmalarla da görüşüyorum. Hepsi aynı endişeyi taşıyor. Gördüğümüz kadarıyla bu durgunluğun ayak sesleri.”

“TIR şoförlerine yönelik de vize sorunu başladı”

AB’nin azalan siparişleri nedeniyle Türkiye’nin ihracat taşımalarında azalma yaşanırken, diğer yandan mevcut yükü göndermek de vize engelleri nedeniyle çileye dönüşmüş durumda. Şoförleri vize alamadığı için 50 TIR’ı yüküyle birlikte depoda bekleten firma var!

Türkiye vatandaşları Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte hem turistik hem de iş seyahati amaçlı Schengen vizesi almakta büyük zorluk yaşıyordu. Benzer şekilde Türk TIR şoförlerine yönelik de vize sorunu başladı. Şoförlere en erken 40 gün sonraya randevu veriliyor. Randevu alınsa da sonuç için eskisine göre çok daha fazla bekleniyor. Diğer yandan başvuru sürecini tamamlayan birçok sürücünün de ret aldığı belirtiliyor.

“AB bize daha fazla engel çıkarıyor”

UND Başkan Yardımcısı Fatih Şener, son dönemde Türk TIR şoförlerine Schengen vizesi konusunda çıkarılan zorlukların, hem Türkiye’nin hem de AB’nin ticaretine büyük sekte vurduğunu söyledi. Fatih Şener, ticaretin siyasete alet edilmemesi gerektiğine işaret ederek, şunları söyledi:

“Türkiye’den AB’ye taşınan ihraç yüklerinin büyük çoğunluğu Türkiye’de üretim yapan Avrupalı şirketlere ait. Dolayısıyla AB, vize engeli ile kendi ayağına sıkıyor. Pilotlar ve gemi adamlarının vize derdi yok. Biz Türk nakliyeciler olarak TIR şoförlerini de vizeden muaf tutmaya çalışırken AB bize daha fazla engel çıkarıyor.”

Paylaşın

Ağustos Ayında En Çok Borsa Ve DİBS Kazandırdı

Ağustos ayında en yüksek aylık reel getiri yüzde 16,31 ile BIST 100 endeksinde gerçekleşirken, ikinci en yüksek getiri yüzde 6,63 ile Devlet İç Borçlanma Senetlerinde (DİBS) oldu. Külçe altın yatırımcısına yüzde 2,35 kazandırırken, dolar yüzde 0,66, avro ise yüzde 0,12 reel getiri sağladı.

Haber Merkezi / Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde dolar yüzde 17,97 ile yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olurken, külçe altın yüzde 13,53, BIST 100 endeksi yüzde 16,87, avro yüzde 24,91, DİBS yüzde 48,48 ve mevduat faizi (brüt) yüzde 52,31 yatırımcısına kaybettirdi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Finansal Yatırım Araçlarının Reel Getiri Oranları Ağustos 2022 verilerini açıkladı.

Buna göre, ağustosta en yüksek reel getiri, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 16,31 ile BIST 100 endeksinde oldu. Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) ile indirgendiğinde de BIST 100 endeksi yüzde 15,23 ile yatırımcısına kazanç sağladı.

Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde, yatırım araçlarından Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) yüzde 6,63, külçe altın yüzde 2,35, dolar yüzde 0,66 yatırımcısına reel getiri sağladı. Avro yüzde 0,12 ve mevduat faizi (brüt) yüzde 1,17 yatırımcısına kaybettirdi. TÜFE ile indirgendiğinde DİBS yüzde 7,63, külçe altın yüzde 3,31, dolar yüzde 1,61 ve avro yüzde 0,82 yatırımcısına reel getiri sağlarken, mevduat faizi (brüt) yüzde 0,25 yatırımcısını kayba uğrattı.

DİBS, üç aylık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 5,07, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 10,84 yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı oldu. Mevduat faizi (brüt) Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 9,57, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 4,6 ile yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı olarak kayıtlara geçti.

Altı aylık değerlendirmeye göre BIST 100 endeksi, TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 15,02 yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olurken, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 0,68 yatırımcısına kaybettirdi. Aynı dönemde mevduat faizi (brüt), Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde yüzde 26,27, TÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 14,62 yatırımcısına en çok kaybettiren yatırım aracı oldu.

Finansal yatırım araçları yıllık olarak değerlendirildiğinde dolar TÜFE ile indirgendiğinde yüzde 17,97 ile yatırımcısına en yüksek reel getiri sağlayan yatırım aracı olurken, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde ise yüzde 12,78 yatırımcısını kayba uğrattı.

Yıllık değerlendirmede, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde, yatırım araçlarından külçe altın yüzde 13,53, BIST 100 endeksi yüzde 16,87, avro yüzde 24,91, DİBS yüzde 48,48 ve mevduat faizi (brüt) yüzde 52,31 yatırımcısına kaybettirdi.

TÜFE ile indirgendiğinde ise külçe altın yüzde 16,96, BIST 100 endeksi yüzde 12,45 ve avro yüzde 1,56 yatırımcısına kazanç sağladı. DİBS yüzde 30,31 ve mevduat faizi (brüt) yüzde 35,49 yatırımcısının kayba uğramasına neden oldu.

Paylaşın

İcradan 10 Milyon Dosya Düşecek: Çoğu Telefon Faturası

İcraya düşen 2 bin liraya kadar olan borçların tasfiye edileceği açıklanırken, bu borçların çoğunluğunu öğrencilerin 300-500 lira civarındaki telefon borçları ile sabit ve dar gelirli diğer kişilerin elektrik ve su borçlarının oluşturduğu öğrenildi.

Vatandaşın, icra takibine düşen 2 bin liraya kadarki elektrik, doğalgaz, su ve telefon borçlarının tasfiyesiyle ilgili düzenlemenin detayları netleşiyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Adalet Bakanlıklarının üzerinde çalıştığı düzenleme, icra takibine yol açan 2 bin lira ve altındaki borçları kapsayacak.

Örneğin, herhangi bir vatandaşın 2.001 liralık elektrik borcu varsa, bu borç tasfiye edilmeyecek, 2.000 liralık silmeyle geriye 1 liralık borç kalması söz konusu olmayacak. Ayrıca, söz konusu düzenleme, 15 Ağustos’tan önceki icra dosyalarını kapsayacak. Borçların tasfiyesiyle ilgili karar, sadece bir kez uygulanacak. Farklı dönemler için yeniden gündeme gelmeyecek.

Başvuru gerekmeyecek

Türkiye Gazetesi‘nin haberine göre, varlık yönetim şirketleri tarafından takip edilen borçlar ile alacaklısı diğer şirketler olan borçlara yönelik düzenlemeden faydalanmak isteyen vatandaşın, borçların silinmesi için herhangi bir kuruma başvurması gerekmeyecek. Kişilerin borçlu olduğu şirketler, icraya verdikleri alacaklarını muhasebe kayıtlarında gider kaleminde gösterecek ve bunları vergiden düşecek.

Devreye alınacak karar ile icra takibine uğrayan yaklaşık 5,5 milyon vatandaş icra takibinden kurtulacak. Bu kişilere ait 10 milyon icra dosyası tasfiye edilmiş olacak. Ayrıca, toplamı 30 milyar lirayı bulan borç temizlenmiş olacak.

Öte yandan, tasfiye edilecek borçların çoğunluğunu öğrencilerin 300-500 lira civarındaki telefon borçları ile sabit ve dar gelirli diğer kişilerin elektrik ve su borçlarının oluşturduğu öğrenildi.

Paylaşın

Memura Emekliye ‘Seçim Zammı’ Göründü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın temmuzdaki maaş zamlarının ardından “Bu bir ara artıştır, asıl tespiti inşallah yılbaşında gerçekleştireceğiz” diyerek işaret ettiği seçim zamları netleşmeye başladı.

AK Parti iktidarı, Orta Vadeli Program’da (OVP) 2023 TÜFE tahminini yüzde 24.9’da tutmasına rağmen 2023 yılı memur maaş ödeneğini yüzde 53.6 oranında artırma kararı aldı.

Sözcü’den Erdoğan Süzer’in haberine göre Ödeneklerdeki bu büyük artış, memur ve memur emeklilerine, toplu sözleşme zammı ve enflasyon farkının yanı sıra, yılbaşında bir de seçim zammı yapılacağı anlamına geliyor.

İlave seçim zammıyla birlikte yılbaşı zammının yaklaşık yüzde 8+5’lerden yukarı çıkarak yüzde 35’i aşacağı tahmin ediliyor. Memur-Sen’le imzalanan toplu sözleşme gereği memur ve memur emeklilerinin maaş ve aylıklarına 2023’ün Ocak ayında yüzde 8, temmuz ayında da yüzde 6 zam yapılacak.

Yılbaşı zammı yüzde 14

En son temmuzdan bu yana geçen 2 ayda TÜFE yüzde 3.86 arttı. Yılın sonuna kadar olan 4 aylık dönemde enflasyonun aynı şekilde seyretmesi halinde TÜFE ikinci 6 ayın sonunda yaklaşık yüzde 12-13 civarında kalacak. 2022 Temmuz zammı yüzde 7 olduğu için 2023 Ocak’ta yüzde 5 ile 6 civarında da enflasyon farkı ödenecek.

Böylece, memur ve emeklinin yılbaşında alacağı toplam zam yaklaşık yüzde 13-14 olacak. Ancak iktidarın, yüzde 53.6 artırdığı maaş ödeneğinin büyük kısmını yılbaşında kullanarak seçim öncesi zam oranını en az yüzde 30-35’lere çıkarabileceği tahmin ediliyor.

Paylaşın

Goldman Sachs’dan Dikkat Çeken Rapor: Piyasa Krizi Küçümsüyor

ABD merkezli çokuluslu yatırım bankası Goldman Sachs, yayınladığı son raporunda, piyasanın içinde bulunulan krizi küçümsediği belirtilerek, “Biz bu krizin 1970’lerdeki petrol krizinden daha derin olacağını öngörüyoruz” ifadelerine yer verdi.

Goldman Sachs analistlerine göre, Avrupalı hane halklarının enerji faturaları tepe yapacakları 2023 ilk çeyreğe kadar 2 trilyon euro artacaklar.

Avrupalı hane halklarının enerji faturaları tepe yaptıklarında Avrupa’nın toplam gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) yüzde 15’i civarına ulaşacaklar.

Piyasanın içinde bulunulan krizi küçümsediğini de savunan analistler, “Biz bu krizin 1970’lerdeki petrol krizinden daha derin olacağını öngörüyoruz” ifadelerini kullandılar.

Goldman Sachs raporunda enerji üretimine fiyat sınırı getirilmesi halinde AB’nin enerji faturalarında 650 milyar euro civarında tasarruf olabileceğini de belirtti.

Fitch’ten Euro Bölgesi’ne ‘resesyon’ uyarısı 

Öte yandan Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Kuzey Akım’ üzerinden gaz sevkiyatının durması Euro Bölgesi’nde resesyon olasılığını artırdığı uyarısında bulundu.

Kredi derecelendirme kuruluşundan yapılan açıklamada, Kuzey Akım boru hattının tamamen kapatılmasının 2023’te Eurp Bölgesi Gayrisafi Yurt İçi Hasılası’nda (GSYH) kuruluşun haziran ayında yaptığı tahminlere kıyasla 1.5-2 puanlık düşüşe neden olacağı öngörüldü.

Fitch, haziran ayında yaptığı tahminlerde, Euro Bölgesi ekonomisinin bu yıl yüzde 2.6 ve 2023’te yüzde 2.1 büyümesinin beklendiğini açıklamıştı.

Açıklamada, Kuzey Akım boru hattı üzerinden gaz arzının tamamen durmasının Euro Bölgesi’nde resesyon olasılığını daha da artırdığı kaydedildi.

Rus gazının durmasının etkilerinin Avrupa Birliği (AB) ülkeleri arasında farklılık göstereceği belirtilen açıklamada, Almanya gibi Kuzey Akım boru hattına yüksek bağımlı ve gaz kaynaklarını çeşitlendirmek için düşük seçeneklere sahip olan ülkelerin sınırlı manevra alanına sahip olduğu aktarıldı.

Açıklamada, yüksek doğalgaz fiyatlarının Avrupalı şirketlerin marjları ve nakit akışları üzerindeki baskıyı artırdığına işaret edilerek, bölgedeki gübre ve metal şirketlerinin uluslararası emsallerine kıyasla üretim ve rekabet gücünün azalması riskleriyle karşı karşıya olduğu ifade edildi.

Rus enerji şirketi Gazprom, 2 Eylül’de, Kuzey Akım boru hattından doğalgaz sevkiyatının belirsiz bir süreliğine durdurulduğunu açıklamıştı.

Paylaşın

Avrupa’da Resesyon Kapıda; Türkiye Nasıl Etkilenecek?

Avrupa’da enerji krizi büyürken resesyon endişeleri artıyor. Rusya’nın cuma günü onarım yapma gereğini öne sürerek Kuzey Akım 1 boru hattı üzerinden Avrupa’ya gaz sevkiyatını durdurduğunu açıklaması krizi daha da tırmandırdı.

Ukrayna’yı işgal ettiğinden beri Bulgaristan, Danimarka, Finlandiya, Hollanda ve Polonya’ya gaz arzını tamamen kesen ve diğer boru hatlarından gaz akışını azaltan Rusya’nın son adımı, Avrupa’nın enerji kaynaklarının güvenilirliği konusundaki tedirginliği daha da artırdı.

Kuzey Akım 1 boru hattının kapatılması, Rus doğal gaz sevkiyatını daha da azaltacak ve bu kış arz ve talebi dengelemeyi daha da zorlaştıracak. Bölge, gaz kıtlığı ve ciddi bir ekonomik durgunluğa bir adım daha yakın.

Avrupa’da üretim yavaşlayacak

Enerji kriziyle ilgili gelişmeleri DW Türkçe’ye değerlendiren Tera Yatırım Başekonomisti Enver Erkan, “Bunun tabii Avrupa’da hem tüketici bakımından enerji faturalarında hane halklarını etkileyen hem de üretimde kullanılan enerji girdisinin maliyeti ve yokluğu bakımından sanayi kesimini, reel kesimi etkileyen sonuçları olacak. Yani bir üretim yavaşlaması söz konusu olacak” diyor.

Rus gazı geçen yıl Avrupa Birliği’nin (AB) yakıt ihtiyacının yaklaşık yüzde 40’ını karşılamıştı.

Avrupa’da üretimin yoğun şekilde boru hatlarıyla gelen doğal gaza bağımlı olduğuna işaret eden Erkan, bu nedenle enerji girdisi eksikliğinin üretimin her aşamasını etkileyeceğini vurguluyor.

Kriz enflasyonu tetikliyor

Enerji krizi Avrupa’da enflasyonu da tetikliyor. Avrupa İstatistik Ofisi’ne (Eurostat) göre Euro Bölgesi’nde, Temmuz’da yıllık enflasyon enerji fiyatlarındaki yükselişin etkisiyle yüzde 8,9’a çıkarak rekor seviyeyi gördü. AB’de de Haziran ayında yüzde 9,6 olan yıllık enflasyon, Temmuz’da yüzde 9,8 oldu.

Kısa vadede Avrupa açısından resesyon tehlikesinin hiç olmadığı kadar var olduğunu vurgulayan Erkan, “Enflasyon zaten hiç iyi bir konumda değil ve son yılların en yüksek seviyelerinden de yukarıya doğru gidebilecek görünüyor. Bu ortamda, Avrupa Merkez Bankası’nın enflasyonla başa çıkabilmek için faiz artırımına gitmesi de ek yavaşlama unsuru olarak gündemde” diyor.

Peki bu durum Türkiye’yi nasıl etkileyecek?

Türkiye’nin ihracatında ilk sırada

Avrupa Birliği, Türkiye’nin toplam ihracatında ilk sırada yer alıyor. Bölge, 2021’de 93 milyar dolar ile Türkiye ihracatından yüzde 41,3 oranında pay aldı.

Ticaret Bakanlığı’na göre Ağustos ayında Avrupa Birliği ülkelerine yapılan ihracat bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 51 artışla 7 milyar 772 milyon dolar oldu. Bu rakam toplam ihracatın yüzde 41,1’ini oluşturdu.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan Sagam Strateji Danışmanlık Kurucusu Murat Sağman, Avrupa’daki talep yavaşlamasının Türkiye için kötü haber olduğunu vurguluyor. Sağman’a göre tekstil ve otomotiv başta olmak üzere Türkiye’nin ihracat yaptığı önemli sektörler resesyondan olumsuz etkilenecek.

Enver Erkan ise “Resesyondan en çok etkilenmesi beklenen Avrupa, Türkiye’nin ihracatında da aslan payına sahip olan bölge. Dolayısıyla biz duruma şu an Euro Bölgesi’ndeki yok olmakta olan talepten başlamak durumundayız” diyor ve ekliyor:

“Talep olmadığı zaman zaten sizin ihracatçınızın da hareket alanı kısıtlandığından dolayı kur seviyelerinden, faiz seviyelerinden tamamen bağımsız olarak talep yokluğundan bir ihracat potansiyeli kısıtlaması yaşanır.”

Euronun değer kaybı da olumsuz

İhracatını euro, bu ihracat için gerekli olan ithalatı ise dolar üzerinden yapan Türkiye, talep daralmasının yanı sıra euro/dolar paritesindeki düşüşten de etkilenecek.

Avrupa’ya yapılan ihracatın Türkiye’nin toplam ihracatının neredeyse yarısını oluşturduğunu dile getiren Murat Sağman, buradan elde edilen gelirin euro bazlı olduğunu belirtiyor. Ancak bu ihracatı yapmak için gerekli olan üretimin yüzde 70 oranında hammadde ithalatıyla karşılandığını belirten Sağman, bu ithalatın da dolar üzerinden olduğunu ifade ediyor. Sağman, bu nedenle Türkiye ihracatının hem hacim olarak hem de kârlılık bakımından Avrupa’daki resesyondan etkileneceğini, hatta bu etkilerin görülmeye başladığını vurguluyor.

Erkan: İhracat daha düşük performans gösterecek

Değerini kaybeden TL’ye ve düşük tutulan faizlere rağmen Türkiye’nin yüksek maliyetler nedeniyle fiyat indiremez duruma geldiğini ve rekabet avantajını da yitirdiğini vurgulayan Enver Erkan da ihracatın zaten yavaşladığına dikkat çekiyor.

Avrupa’nın yeni bir ekonomik faza girdiği düşünülürse euro/dolar paritesindeki değer kaybının süreceğini bunun da Türkiye ihracatının aleyhine olacağını vurgulayan Erkan, “İhracat daha düşük performans gösterecek, zaten düşük performans gösteriyordu. Yüzde 10-15’ler bandında ihracat artıyordu ama yavaş artıyordu, ithalat yüzde 40’larda artıyor” diyor. Erkan, “Bu durum tabii Türkiye açısından dış ticaret açığı, cari açık, bunların daha fazla genişlemesi demek ve daha fazla tabii ki döviz finansman ihtiyacı demek” diye konuşuyor.

Euro/dolar paritesi Ağustos ayı içerisinde 1’in altına kadar geriledi. Türkiye İhracatçılar Meclisi’ne göre paritede yaşanan düşüşün ihracata etkisi bu ay negatif yönlü 1,4 milyar dolar oldu. Bu etki, yılın sekiz ayında ise 8 milyar doları aştı.

Düşen talep büyümeyi etkileyecek

Avrupa’daki gelişmelerin ihracat üzerinden Türkiye’de büyümeyi de olumsuz etkilemesi bekleniyor.

Türkiye yılın ikinci çeyreğinde yüzde 7,6 büyürken, ihracat büyümeye 3,87 puan katkı sağlamıştı.

Türkiye İhracatçılar Meclisi’ne göre ise yılın sekiz ayında Avrupa Birliği ülkelerine 12,6 milyar dolarlık otomotiv, 9,3 milyar dolarlık kimyevi maddeler ve mamulleri, 8,8 milyar dolarlık hazır giyim ve konfeksiyon, 5,5 milyar dolarlık demir ve demir dışı metaller, 5,4 milyar dolarlık çelik, 4,3 milyar dolar elektrik ve elektronik, 2,9 milyar dolarlık tekstil ve hammaddeleri, 2,2 milyar dolarlık makine ve aksamları ihracatı yapıldı.

Yılın sekiz ayında en fazla ihracat 12,6 milyar dolarla Almanya’ya gerçekleşti.

Sagam Strateji Danışmanlık Kurucusu Murat Sağman, Avrupa’daki resesyondan dolayı üçüncü çeyrekte büyümenin yüzde 3-4’e gerileyeceğini öngörürken dördünce çeyrekte ise daha fazla risk olduğunu belirtiyor.

Türkiye’nin yılın ilk çeyreğinde yüzde 7,5, ikinci çeyrekte ise yüzde 7,6 büyüdüğünü hatırlatan Sağman, son çeyrekte sıfır büyüme olsa dahi Türkiye’nin yıl sonunda 4-5’lik büyümeyi yakalayabileceğine işaret ediyor.

“Amerika-Çin gerilimi fırsat yaratabilir”

Avrupa Türk İşadamları ve Sanayicileri Derneği (ATİAD) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Müfit Tarhan ise Almanya ile Türkiye’nin sıkı ticari iş birlikleri olduğuna dikkat çekiyor.

İki ülke arasında özellikle gıda, tekstil, otomotiv, yapı kimyasalları konularında çok yakın iş birlikleri olduğunu ifade eden Tarhan, “Hatta bunların içerisinde sadece Almanya’ya yönelik üretim yapan Türk şirketleri mevcut. Bunlar tabii bu resesyondan kaçınılmaz bir şekilde etkilenecekler” diye devam ediyor.

Ancak Tarhan’a göre Türkiye’nin bir şansı daha var. Tarhan, “Amerika ile Çin arasındaki siyasi-ekonomik gerilim Türkiye’ye yeni bir şans yaratabilir. Yakınlığı, lojistik konumu itibariyle. Buradan belki o krizi bizim bir fırsata çevirme şansımız olabilir diye düşünüyorum” yorumunda bulunuyor.

Paylaşın

Yüksek Enflasyonlu Büyüme Sürdürülebilir Mi? Ekonomistler Yanıtladı

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 1 Aralık 2021’de Meclis Grup Toplantısı’nda “Yatırım, üretim, istihdam ve ihracat odaklı büyüme stratejisiyle yolumuza devam edeceğiz” ifadelerini kullanmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir gün önce ise katıldığı bir televizyon programında Türkiye’nin “yeni ekonomi modeline” geçtiğini ilan etmişti.

Yeni model ile düşük maliyete dayalı üretim ve ihracat odaklı büyüme esas alınıyordu. “Nas” vurgusuyla indirilen faiz oranları ve uygulanan yeni program ile ekonomideki denge alt üst oldu.

Enflasyon son 24 yılın zirvesinde

Enflasyon günden güne yükselirken, hayat pahalılığından şikayet edenlerin sayısı arttı. Aralıksız yükselişini sürdüren enflasyon son 24 yılın zirvesini gördü.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre enflasyon yıllık bazda yüzde 80,21’e ulaştı. Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre yüzde 181. İki kurum arasındaki fark 100’ü geçti.

Dış ticaret açığında rekor

Ticaret Bakanlığı verilerine göre ağustosta ihracat rekoru kırılsa da dış ticaret açığı çok yükseldi. Dış ticaret açığında rekor kırıldı. Ağustosta yüzde 162 artan dış ticaret açığı 11 milyar doları aştı.

Bu yılın ağustos ayında geçen senenin aynı ayına göre; ihracat yüzde 13,2 oranında artışla 21 milyar 341 milyon dolar olurken, ithalat ise yüzde 40,8 artışla 32 milyar 618 milyon dolar buldu.

Öte yandan Türkiye ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde bir önceki yıla göre yüzde 7,6 büyüme kaydetti.

“Ekonomi büyüyorsa yanlış ve hataların görmezden gelineceğine inanılır”

“Kendime Yazılar” başlıklı internet sitesinde makaleler kaleme alan ekonomist Mahfi Eğilmez, “Yüksek enflasyonlu büyüme sürdürülebilir mi?” sorusuyla konuyu tartışmaya açtı.

Büyümenin enflasyonla mücadeleye tercih edilmesi yaklaşımının Türk siyasetinin uzun yıllardır ekonomide uyguladığı temel yaklaşımlardan biri olduğuna dikkati çeken Eğilmez, şu ifadelere yer verdi:

Ekonomi büyüyorsa iktidar partisinin başka alanlarda yaptığı yanlışlar ve hataların görmezden gelineceğine inanılır. Ki bu, geçmiş seçimlerdeki sonuçlarla büyük ölçüde doğrulanmıştır. Ne var ki enflasyonun bu kadar yükseldiği ve yükselmeye devam ettiği, hayat pahalılığının öne çıktığı bir ortamda, büyümenin bir kez daha yanlışları ve hataları sileceği yaklaşımı geçerli olmayabilir.

Bir yandan ekonomi büyürken diğer yandan da enflasyon aylardır aralıksız yükselişini sürdürüyor.

Peki yüksek enflasyonlu büyüme sürdürülebilir mi?

Ekonomistler, konuyu Independent Türkçe’den Abdulhakim Günaydın’a değerlendirdi.

“Yüksek risk primiyle büyüme sürdürülemez”

Eski Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Fatih Özatay, Türkiye’nin şu anki risk priminin çok yüksek olduğunu hatırlattı.

Yüksek risk priminin büyümenin sürdürülebilir olmadığını gösterdiğine işaret ettiğini belirten Özatay, “Potansiyeliniz civarında yüzde 5 gibi bir büyüme olabilir ama bunun çok üzerine çıkıyorsa bu enflasyonun yükselmesi gibi sorunları beraberinde getirir” dedi.

Mevcut durumun sürdürülebilir olmadığını ifade eden Özatay, konunun biraz da koşullara bağlı olduğunu vurguladı.

“Bu şekilde bir süre böyle devam eder” diyen Özata, “Ne kadar devam edeceğini kestiremeyiz ama bunun sürdürülmesi cari işlemler açığı, yüksek enflasyon, bütçe açığı gibi başka dengesizlikleri beraberinde getiriyor. Bir anlamda bunun ne kadar devam edeceği veya sürdürüleceği biraz da iç ve dış gibi koşullara bağlı” diye konuştu.

“Orta ve uzun vadede büyüme sürdürülemez”

Piri Reis Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu da hem tarihsel hem de teorik örneklere bakıldığında kısa dönemde olabileceğini ancak uzun vadede enflasyonlu büyümenin yalnız şekilde sürdürülemeyeceğini söyledi.

Yüksek enflasyonun yatırım iştahını azalttığını ve verimliliği düşürdüğünü dile getiren Aslanoğlu, “Bir anlamda ekonomik faaliyeti azaltıyor ve eninde sonunda yüksek faize yol açıyor. Bu yüzden büyümenin sürdürülmesi pek mümkün olmuyor. Dediğim gibi kısa vadede olabilir ama orta ve uzun vadede olmaz diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

“Muhtemelen seçime kadar böyle devam edecek”

Ekonomist Doç. Dr. Atılım Murat da desteklerle mevcut durumun bir süre sürdürülebileceği görüşünde.

Hazirandaki ek bütçeyle beraber Orta Vadeli Program’da da bütçe açığı beklentisinin tekrar artırıldığına dikkati çeken Doç. Dr. Murat, “Görünen o ki kamu maliyesi üzerinden yani bütçe açığı yoluyla ekonomiye destek verilecek. Enflasyon yüksek kalmaya devam edecek ama görünürde rakamsal olarak büyüme oranlarının yüksek olduğunu göreceğiz” şeklinde konuştu.

Doç. Atılım Murat, şunları kaydetti: “Yüksek bütçe açığı üzerinden gelecek büyümeyle beraber enflasyon da yüksek kalmaya devam edecek. Muhtemelen seçime kadar bu böyle devam edecek. Yüksek bütçe açığı, hissedilen değil rakamsal olarak büyümenin güçlü kalması ve yüksek enflasyon ortamı seçime kadar devam edecektir. Seçimden sonra ne olur ne biter, bir politika değişikliği olur mu bilinmez ama seçime kadar süreç bu şekilde devam edecektir.”

Paylaşın

Vatandaşlar Yüksek Faize Çalışıyor!

Ekonomik tabloda yaşanan olumsuz gelişmelerle birlikte tüketici kredileri ile kredi kartları kullanımı arttı. CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen iktidarın “ekonomik yıkım” programı uyguladığını, bunun da bankacılık sektörüne yaradığını söyledi.

Bankaların, bu yıl temmuz ayındaki kârının geçen yılın aynı ayına göre yüzde 505 oranında artarak 38,7 milyar liraya, 2022 yılının ilk yedi aylık dönemindeki net kârının ise yüzde 417,2 oranında artarak 207,9 milyar liraya kadar tırmandığını belirten CHP’li Başevirgen, “Buna karşılık vatandaşların son 3,5 ayda bankalara olan borçları 187 milyar lira arttı. Bankaların kârı rekor kırarken vatandaşın borcu çığ gibi büyüyor ” dedi.

‘Vatandaşlar yüksek faize çalışıyor’

Toplumun tüketici kredisi ve kredi kartı borçları yüzünden bankacılık sektörüne ödediği faizin ise bu yıl ocak-temmuz döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 49,4 oranında artarak 95,3 milyar liraya kadar çıktığını söyleyen Başevirgen, “İktidarın faiz indirme masallarına rağmen vatandaşın faiz yükü geçen yıllara göre önemli ölçüde büyüdü. Geçen yıl bu dönemde bankacılık sektörüne ödenen faiz 63,8 milyar liraydı. Vatandaşlar yüksek faize çalışıyor” diye konuştu.

470 bini aştı

Toplumun yüksek enflasyon ve gelir azlığı nedeniyle zorunlu harcamaları için bankaların kapısını çaldığını söyleyen Başevirgen, “Vatandaşlar, gelirlerinin yetmediği zorunlu harcama ve borç ödemelerini yapabilmek için hızla borçlanıyorlar. Son 3,5 ayda vatandaşların bankalara olan borçlarında 187 milyar liralık artış yaşandı” dedi.

Bireylerin bankalara ve finansman şirketlerine olan konut, taşıt, ihtiyaç ve kredi kartı borcu takiptekiler de dahil 26 Ağustos itibariyle 1 trilyon 299 milyar liraya yükseldiğini söyleyen Başevirgen, “Vatandaşların bu borcunun 976 milyar lirası bireysel kredilerinden, 323 milyar lirası da kredi kartı borç bakiyelerinden kaynaklanıyor. Son hafta tüketici kredilerinde 5,5 milyar liralık, kredi kartı borçlarında ise 11,1 milyar liralık artış yaşandı” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cebinde parası kalmayan vatandaş kredi kartına yükleniyor. Fahiş fiyat artışlarının yarattığı ekonomik sorunlar alım gücü büyük ölçüde azalan tüketicinin yaşamını daha da zora soktu. 5-10 TL tutarındaki alışverişlerde bile kredi kartı kullanılıyor. Kredi kartı borcunu ödeyemeyen kişi sayısı 470 bini, kredi borcu bulunan vatandaş sayısı 36 milyonu aştı. Bankalar rekor kârda, tüketici ise kart ve kredi batağında.”

Paylaşın

OPEC+, Petrol Fiyatların Düşmemesi İçin Üretimi Azaltma Kararı Aldı

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü ve Rusya (OPEC+) dünya ekonomisindeki yavaşlama endişesi karşısında fiyatların düşmemesi için petrol üretimini azaltma kararı aldı. Petrol üreticileri söz konusu kararla ekim ayında üretimi günlük 100 bin varil düşürecek. Bu miktar ekim ayı için küresel talebin yüzde 1’ine denk geliyor.

Üyeler ayrıca istikrarsızlığın sürmesi halinde OPEC lideri Suudi Arabistan’ın bir sonraki toplantının yapılacağı 5 Ekim tarihinden önce gerektiğinde olağanüstü toplantı çağrısı yapması üzerinde anlaştı.

Karar esas olarak OPEC’in petrol fiyatlarında önümüzdeki aylarda yaşanabilecek büyük dalgalanmaları gözlemlerken statükoyu korumasına imkan veriyor.

Dünyanın en büyük petrol üreticisi Suudi Arabistan geçen ay yaptığı açıklamada, yaşanabilecek yüksek fiyat dalgalanmalarına karşı üretimi kesme olasılığına işaret etmişti.

Brent ham petrolün varil başına fiyatı Batı’daki ekonomik yavaşlama ve resesyon korkularıyla 120 dolardan 95 dolara gerilemişti. OPEC+’nın kararı pazartesi günü fiyatları yüzde 4 civarında yükselterek Brent ham petrol fiyatını 96,40 dolara çıkardı.

İran mesajı

Rusya Başbakan Yardımcısı Alexander Novak OPEC+’nın üretim azaltmasının zayıf küresel ekonomik büyüme beklentilerinin bir yansıması olduğunu kaydetti.

Ancak, 2015 nükleer anlaşmasının yeniden canlanması halinde İran ham petrolünün yeniden piyasalara dönerek arzı arttırma olasılığı da petrol fiyatlarını aşağı çekiyor. Petrol aracı şirketi PVM uzmanı Tamas Varga petrol üretimini azaltma kararında siyasi bir açı bulunduğu ve Suudi Arabistan’ın Amerika Birleşik Devletleri’ne İran nükleer anlaşmasının canlandırılması konusunda mesaj vermeye çalıştığını düşünüyor.

İran nükleer anlaşmasının yeniden canlandırılması ve karşılığında yaptırımların hafifletilmesi halinde İran’ın arza günde 1 milyon varil eklemesi bekleniyor, bu da küresel tüketimin yüzde 1’ine denk geliyor.

Beyaz Saray’dan pazartesi günü yapılan açıklamada ABD Başkanı Joe Biden’ın enerji arzını ve düşük fiyatları desteklemek için gerekli bütün tedbirleri almayı taahhüt ettiği ifade edildi.

Uzmanlar ne diyor?

Enerji, danışmanlık ve analiz şirketi Energy Aspects uzmanı Matthew Holland Reuters haber ajansına yaptığı değerlendirmede OPEC+’nın “makro ölçekteki ekonomik zayıflığın yarattığı ve uzun süredir devam eden fiyat istikrarsızlığına, düşük ticaret hacmine, Çin’de Covid-19’a karşı yinelenen kapatmalara, olası İran-ABD nükleer anlaşmasına dair belirsizliklere ve Rus petrol fiyatlarına tavan uygulaması getirilmesine karşı” temkinli hareket ettiğini belirtti.

Yatırım bankası ve finansal hizmetler şirketi UBS’ten Giovanni Staunovo “Üretim kesintisi petrol fiyatlarının varil başına 90 doların üzerinde kalması amacına işaret ediyor” dedi.

Siyasi risk danışma danışmanlığı veren Eurasia Group’tan Raad AlKadiri ise “Bu bir niyet göstergesi… Üretim kesintisi kararı ‘bizi hafife almayın’ mesajını esaslı bir şey yapmadan güçlendiriyor” yorumunu yaptı.

Finansal hizmetler şirketi Oanda’dan Craig Erlam ise dünyanın hayat pahalılığı krizi ile karşı karşıya olduğu bugünlerde üretim artışının yeni dostluklar yaratmayacağı görüşünde.

Fiziksel piyasadan gelen işaretler arzın sıkı olduğunu ve Batı, Rus ihracatını yeni yaptırımlarla tehdit ederken, birçok OPEC ülkesinin hedeflenenden daha az ürettiğini gösteriyor

Ukrayna’daki savaş nedeniyle Rusya’dan enerji arzına tavan fiyat uygulaması getirilmesi fikrini destekleyen ülkelere petrol sevkiyatını durduracağını belirtmişti. Rusya, Avrupa’ya yönelik doğal gaz akışını da azaltmayı sürdürüyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın