Bankacılık Sektörünün Net Karı Mayıs’ta Yıllık Yüzde 742 Arttı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) Mayıs ayına ait verilerine göre bankacılık sektörünün kârı yılın ilk beş ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 434,1 artarak 132 milyar 101 milyon liraya çıktı.

Mayıs ayında sektörün net kârı yıllık yüzde 742 artışla 34 milyar liraya yaklaştı. Bu dönemde bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü 11 milyar 304 milyon TL olarak gerçekleşti Sektörün aktif toplamı 2021 yılsonuna göre yaklaşık 2,1 milyar TL arttı.

Mayıs 2022 döneminde en büyük aktif kalem olan krediler 6 milyar TL, menkul değerler 1,9 milyar TL olarak gerçekleşti.

2021 yılsonuna göre sektörün;

  • Toplam Aktifi %22,7
  • Krediler Toplamı %24
  • Menkul Değerler Toplamı %25,5 oranında arttı

Bu dönemde kredilerin takibe dönüşüm oranı yüzde 2,61 oldu. Bankaların kaynakları içinde en büyük fon kaynağı durumunda olan mevduat 2021 yılsonuna göre yüzde 24,1 artışla 6,6 milyar TL’ye yaklaştı.

BDDK dört büyük denetim firmasından yetkilerle bir araya geldi

Öte yandan İngiliz haber ajansı Reuters, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) 15 milyon TL’den fazla nakit döviz tutan firmalara TL kredi kullanımında getirdiği sınırlama ile ilgili bir araya geldiğini yazdı.

Reuters’a konuşan kaynaklar, BDDK’nın kararı alırken bankaları ya da denetim şirketlerini bilgilendirmediğini ancak yanıtlanması gereken birçok sorunun olduğunu söylüyor.

Buna göre yeni düzenlemenin ön gördüğü denetimlerin finansal çeyrek dönemleri yerine aylık olarak yapılması büyük bir iş gücü gerektiriyor. Ancak büyük denetim şirketlerinin bu talebi karşılamaya yetecek kadar teknik bilgiye sahip çalışanı hemen işe alması çok zor.

Buna göre BDDK denetim şirketlerinin cevap bekleyen sorularını yanıtlamak için Ernst & Young, PricewaterhouseCoopers, KPMG ve Deloitte’tan yetkililerle görüştü.

Reuters haberine göre bankalar TL kredi verdikleri müşterilerine BBDK’nın olası bir cezasını karşılayacaklarını taahhüt eden anlaşmalar imzalatıyor.

Paylaşın

Hazine’den BDDK’nın Kararlarına Destek

Hazine ve Maliye Bakanlığı, son dönemde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından alınan kararlara ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, kararların hem Türkiye Ekonomi Modeli çerçevesindeki selektif kredi yaklaşımını hem de finansal istikrarı destekleyecek nitelikte olduğu belirtildi.

Açıklamada “Tüm ekonomi kurumlarımızla birlikte ve eşgüdüm halinde birbirini tamamlayıcı ve finansal istikrarın güçlendirilmesine yönelik tedbirler alınmaya devam edilecektir” ifadeleri yer aldı.

BDDK, Cuma günü TL ticari kredilere ilişkin yeni koşullar açıkladı. Döviz varlıklarının TL karşılığı 15 milyon TL’yi aşmayan şirketlere kredi kullanım durumunda döviz varlıklarını 15 milyon TL üzerine çıkarmama şartı getirilmişti. 15 milyon TL üzeri döviz nakdi varlığı bulunan şirketlerin ise bu varlığı aktifinin ya da satış hasılatının yüzde 10’unu aşması durumunda yeni nakdi TL ticari kredi kullanamayacağı belirtilmişti.

BDDK’dan Pazar akşamı yapılan açıklamada ise “Bağımsız denetime tabi bir şirket olması, şirketin yabancı para (YP) nakdi varlıklarının TL karşılığının 15 milyon liranın üzerinde olması ve şirketin YP nakdi varlıkların TL karşılığının aktif toplamından veya son 1 yıllık net satış hasılatından büyük olanının yüzde 10’unu aşması… Herhangi bir şirketin karar kapsamına girebilmesi söz konusu 3 şartın hepsinin birden sağlanması gerekmektedir” denildi.

Ayrıca gerçek kişiler ile gerçek kişi şirket ortaklarının karar kapsamına girmedikleri belirtildi.

Açıklamada, daha önce bankalara, kredilerin amacına uygun olmayan işlemlerin gerçekleştirilmesinde kullanılmasının engellenmesi için azami özenin gösterilmesi yönünde talimatlar verildiği anımsatıldı. Bazı şirketlerin, döviz borcu ya da döviz yükümlülüğü olmamasına hatta döviz pozisyon fazlası bulunmasına rağmen, TL kredi kullanarak döviz alımı gerçekleştirdikleri ve döviz pozisyonu tuttukları aktarıldı. ,

Paylaşın

Reuters: Birçok Banka Kredi Kullanımını Durdurdu

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) tarafından cuma günü yayımlanan kurul kararına göre 15 milyon lira karşılığı, yani yaklaşık 900,000 dolar yabancı para nakit varlığı bulunan şirketler, aktifleri veya yıllık satış gelirlerinin yüzde 10’undan fazla yabancı para nakit varlığı tutuyorlarsa TL cinsi nakdi ticari kredi kullanamayacak.

Kararın ardından Reuters’ın görüş aldığı üç bankacılık kaynağı, bankaların kredi kullandırmaya devam etmek için sürecin netleşmesini ve detayları takip ettiğini belirterek, bazı bankaların bu yüzden yeni kredi kullandırmayı şu anda durduğunu söyledi.

Bir bankacılık kaynağı, “Kararda bağımsız denetime tabi olma koşulu ön koşul. Eğer bağımsız denetime tabi değilse şirket etkilenmez bu karardan. Böyle olan çok sayıda şirket de var tabi. Ancak bağımsız denetime tabi olma şartı da sıkılaştırılırsa o zaman kapsam değişir” dedi.

Enflasyon ve kur raydan çıktı

Merkez Bankası’nın geçen yıl enflasyonda başlayan yükselişe rağmen politika faizini düşürmesi ve yüzde 70’i aşan enflasyona rağmen politika faizini yıl başından bu yana yüzde 14 seviyesinde koruması yatırımcıların TL’den uzaklaşmasına neden oldu.

TL geçen yıl yüzde 44, bu yıl ise yüzde 20’nin üzerinde değer yitirirken, ekonomi yönetimi geçen yıldan bu yana TL’nin daha fazla değer kaybetmemesi için bir dizi önlem açıkladı.

Ekonomi yönetimi olarak liralaşma stratejisi olarak özetlenen bu önlemler bir yandan döviz talebini sınırlamayı, enflasyon karşısında negatif getirisi olan TL’ye olan talebi artırmayı, diğer yandan da TCMB’nin döviz rezervini artırmayı amaçlıyor.

Ekonomistlerden tepki

Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başekonomisti Gizem Öztok Altınsaç, kişisel Twitter hesabından paylaştığı mesajda, dün akşam BDDK kararına ilişkin “Doğru iktisadi politikalar uygulamak yerine, ardı sıra regülasyonlarla ekonomiyi idame ettirmeye çalışıyoruz. Bu son uygulamalarının hiçbir tanesi orta vadede ne sürdürülebilir ne de ekonomiye katkı sağlar. Gün sonunda ticaret durursa kime ne faydası olacak?” dedi.

Gelecek Partisi Ekonomi Politikaları Başkanı Kerim Rota da karara ilişkin paylaştığı mesajda, “Şirketlerin hesaplarında tasarruf amaçlı 1 milyon dolar bile tutmasına tahammül edemez hale düşmüşler. Artık bir sonraki adımı beklemekten dolayı bozulacak beklentiler, kısa vadeli kazanımlardan çok daha zehirleyici olacak. Yeni ekonomi modeli dedikleri 1970’lere dönüşmüş” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

BDDK’dan Sınır Getirilen Ticari Krediler İçin 3 Şart

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) geçen cuma duyurduğu TL ticari kredilere ilişkin son düzenlemeyle ilgili yeni bir açıklama yayınladı. Kurum, TL kredi kullanılması için döviz varlığına getirdiği sınırda, ‘bağımsız denetime tabi bir şirket statüsünde olmaması’ durumunda söz konusu şirketin karar kapsamına giremeyeceğini açıkladı. 

BDDK cuma günü TL ticari kredilerde yeni koşullar açıklamış, buna göre döviz varlıklarının TL karşılığı 15 milyon TL’yi aşmayan şirketlere kredi kullanım durumunda döviz varlıklarını 15 milyon TL üzerine çıkarmama şartı ve bu rakam üzeri döviz nakdi varlığı bulunan şirketler için ise bu varlığı aktifinin ya da satış hasılatının yüzde 10’unu aşması durumunda yeni nakdi TL ticari kredi kullanamaması şart getirmişti.

‘TL kredi kullanıp alan şirketler’

Daha önce bankalara, kredilerin amacına uygun olmayan işlemlerin gerçekleştirilmesinde kullanılmasının engellenmesi için ‘azami özenin ‘gösterilmesi yönünde talimatlar verildiği anımsatılan BDDK’nin açıklamasında şu ifadeler yer aldı: “Ancak bazı şirketlerin, Döviz borcu ya da döviz yükümlülüğü olmamasına hatta döviz pozisyon fazlası bulunmasına rağmen, TL kredi kullanarak döviz alımı gerçekleştirdikleri ve döviz pozisyonu tuttukları görülmüştür. Yani üretime, istihdama, yatırıma gitmesi gereken uygun koşullu TL ticari kredi kaynakları, gerçek bir ihtiyaç olmadığı halde bazı şirketlerce döviz alımı amacıyla kullanılmaya devam etmektedir.

Bu itibarla, finansal istikrarın güçlendirilmesi ve kaynakların daha verimli ve üretken alanlarda kullanılarak kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını ve kredilerin amacına matuf bir şekilde kullanılmasını sağlamak amacıyla gerekli görülen bir makro ihtiyati tedbir olarak 24.06.2022 tarihli ve 10250 sayılı Kurul Kararı alınmıştır.

Bu çerçevede, Kararın uygulanmasına ilişkin yaşanabilecek tereddütlerin giderilmesi bakımından aşağıdaki açıklamaların yapılmasında fayda görülmüştür:

Karar Kapsamına Dahil Olma Şartları ve Kapsama Dahil Olunmayan Haller:

1. 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve ilgili düzenlemeler uyarınca bağımsız denetime tabi bir şirket (Şirket) olması,

2. Şirketin YP nakdi varlıklarının (altın dahil, efektif döviz ile bankalardaki YP mevduatın) TL karşılığının 15 milyon TL’nin üzerinde olması,

3. Şirketin YP nakdi varlıkların TL karşılığının; aktif toplamından veya son bir yıllık net satış hasılatından büyük olanının yüzde 10’unu aşması.

Herhangi bir şirketin bu Karar kapsamına girebilmesi yukarıdaki her üç şartın birden sağlanması gerekmektedir.

1. şartın sağlanmaması halinde, yani bir şirketin ilgili mevzuat uyarınca bağımsız denetime tabi bir Şirket statüsünde olmaması durumunda söz konusu şirket bu karar kapsamına girmeyecektir.

1. ve 2. şart sağlanmasına rağmen, Şirketin YP nakdi varlıklarının TL karşılığının, şirketin aktif toplamının ya da son 1 yıllık satış hasılatının (büyük olan baz alınacaktır) yüzde 10’unu aşmaması halinde de kredi kullandırılmasına ilişkin herhangi bir kısıtlama olmayacaktır.”

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Net Rezervleri Son 20 Yılın En Düşük Seviyesinde

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) net rezervi 17 Haziran haftası itibarıyla 7 milyar 381 milyon dolara geriledi. Reuters bunun son 20 yılın en düşük seviyesi olduğunu yazdı.

Haber Merkezi / Önceki hafta net rezervler 8,15 milyar dolar seviyesindeydi. Aynı dönemde brüt rezerv 101 milyar dolara geriledi. Bir önceki hafta brüt rezervler 102,5 milyar dolar olarak kaydedilmişti. Swap hariç net rezerv de geçen hafta eksi 53,8 milyar dolar oldu.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın

Merkez Bankası, Altıncı Kez Faiz Oranını Sabit Tuttu

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), politika faizini yüzde 14’te sabit tuttu. Böylece TCMB, üst üste altıncı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında da faizi değiştirmemiş oldu.

Haber Merkezi / TCMB daha önce Eylül 2021’de faiz indirimlerine başlamış, politika faizi 4 ayda 500 puan düşürülerek yüzde 19’dan yüzde 14’e çekilmişti. 2022 yılında ise yüzde 14’lük politika faizi değişmedi.

TCMB karar metninde şu ifadelere yer verildi:

“Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 14 düzeyinde sabit tutulmasına karar vermiştir.

Etkisi artarak sürmekte olan jeopolitik riskler yılın ilk yarısında olumsuz yönde gerçekleşmiş, dünyada iktisadi faaliyetin zayıflamasına sebep olmuştur. Önümüzdeki döneme ilişkin küresel büyüme tahminleri aşağı yönlü güncellenmeye devam etmektedir. Küresel gıda güvenliğindeki ticaret yasakları ile artan belirsizlikler, emtia fiyatlarındaki yüksek seyir, temel gıda ve enerji başta olmak üzere bazı sektörlerdeki arz kısıtlarının sürmesi ve taşımacılık maliyetlerindeki yüksek seviye uluslararası ölçekte üretici ve tüketici fiyatlarının artmasına yol açmaktadır.

Yüksek küresel enflasyonun, enflasyon beklentileri ve uluslararası finansal piyasalar üzerindeki etkileri yakından izlenmektedir. Bununla birlikte, gelişmiş ülke merkez bankaları artan enerji fiyatları ve arz-talep uyumsuzluğuna bağlı olarak enflasyonda görülen yükselişin beklenenden uzun sürebileceğini vurgulamaktadırlar. Bu çerçevede, ülkeler arasında farklılaşan iktisadi görünüme bağlı olarak gelişmiş ülke merkez bankalarının para politikası adım ve iletişimlerinde ayrışma artmaktadır. Finansal piyasalarda artan belirsizliklere yönelik merkez bankaları tarafından geliştirilen yeni destekleyici uygulama ve araçlarla çözüm üretme gayretlerinin arttığı gözlenmektedir.

Kapasite kullanım seviyeleri ve diğer öncü göstergeler yılın başındaki güçlü büyümenin dış talebin de olumlu etkisiyle ikinci çeyrekte sürdüğüne işaret etmektedir. Büyümenin kompozisyonunda sürdürülebilir bileşenlerin payı artarken, cari işlemler dengesinde turizm kaynaklı iyileşmelerin yanında enerji fiyatlarından kaynaklanan riskler devam etmektedir. Cari işlemler dengesinin sürdürülebilir seviyelerde kalıcı hale gelmesi, fiyat istikrarı için önem arz etmektedir. Kredilerin büyüme hızı ve erişilen finansman kaynaklarının amacına uygun şekilde iktisadi faaliyet ile buluşması yakından takip edilmektedir. Kurul, güçlendirdiği makroihtiyati politika setini kararlılıkla uygulayarak gerekmesi durumunda ilave tedbirleri uygulamaya alacaktır.

Enflasyonda gözlenen yükselişte; jeopolitik gelişmelerin yol açtığı enerji maliyeti artışları, ekonomik temellerden uzak fiyatlama oluşumlarının geçici etkileri, küresel enerji, gıda ve tarımsal emtia fiyatlarındaki artışların oluşturduğu güçlü negatif arz şokları etkili olmaya devam etmektedir. Kurul, sürdürülebilir fiyat istikrarı ve finansal istikrarın güçlendirilmesi için atılan ve kararlılıkla uygulanan adımlar ile birlikte, küresel barış ortamının yeniden tesis edilmesi ve enflasyonda baz etkilerinin de ortadan kalkmasıyla dezenflasyonist sürecin başlayacağını öngörmektedir. Bu çerçevede Kurul, politika faizinin sabit tutulmasına karar vermiştir. Fiyat istikrarının sürdürülebilir bir şekilde kurumsallaşması amacıyla TCMB’nin tüm politika araçlarında kalıcı ve güçlendirilmiş liralaşmayı teşvik eden geniş kapsamlı bir politika çerçevesi gözden geçirme süreci devam etmektedir. Değerlendirme süreçleri tamamlanan teminat ve likidite politika adımları para politikası aktarım mekanizmasının etkinliğinin güçlendirilmesi için kullanılmaya devam edilecektir.

TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana ve orta vadeli yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar elindeki tüm araçları liralaşma stratejisi çerçevesinde kararlılıkla kullanmaya devam edecektir. Fiyatlar genel düzeyinde sağlanacak istikrar, ülke risk primlerindeki düşüş, ters para ikamesinin ve döviz rezervlerindeki artış eğiliminin sürmesi ve finansman maliyetlerinin kalıcı olarak gerilemesi yoluyla makroekonomik istikrarı ve finansal istikrarı olumlu etkileyecektir. Böylelikle, yatırım, üretim ve istihdam artışının sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde devamı için uygun zemin oluşacaktır.

Kurul, kararlarını şeffaf, öngörülebilir ve veri odaklı bir çerçevede almaya devam edecektir. Para Politikası Kurulu Toplantı Özeti beş iş günü içinde yayımlanacaktır.”

Paylaşın

‘Kredi Garanti Fonu’ Limiti 100 Milyar Liraya Çıkıyor

Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından kredi garanti kurumlarına aktarılabilecek kaynak sınırı 60 milyar liradan 100 milyar liraya çıkarılıyor. AK Parti, Meclis tatile girmeden önce yeni bir torba teklifi Meclis gündemine getirmeye hazırlanıyor.

Ağırlıklı olarak ekonomiye ilişkin düzenlemelerin yer alması ve 35-40 madde arasında olması beklenen torba kanun teklifinin gelecek hafta Meclis Başkanlığı’na sunulması planlanıyor. Kanun teklifiyle Kredi Garanti Fonu limitinin 60 milyar liradan 100 milyar liraya çıkarılmasına ilişkin düzenlemeye gidilecek.

Dünya Gazetesi’nin haberine göre, AK Parti kaynaklarından edinilen bilgiye göre, düşük kalan usulsüzlük cezaları yeniden belirlenecek, bazı idari para cezaları da yeniden gözden geçirilerek güncellenecek. Sigorta şirketlerinin teminat vermelerine ilişkin düzenlemelerde torba teklifte yer alacak.

Ağırlıklı olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın ihtiyaç duyduğu düzenlemelerle son halini alması beklenen torba teklifte, Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı’nın (MASAK) yetişmiş eleman ihtiyacı karşılanacak. MASAK’ın kamu kurumlarından 100 kişi civarında yetişmiş eleman almasını sağlayacak yasal altyapı oluşturulacak.

Milli Piyango İdaresinin giderlerini karşılamak için ihtiyaç duyduğu kaynağın karşılanmasına dönük düzenlemede torba teklifte yer alacak. Türkiye Varlık Fonuna aktarılan kaynağın yüzde 8’i Milli Piyango İdaresi’ne aktarılacak.
3600 ek gösterge torba teklifle gelecek.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından detayları açıklanan 3600 ek gösterge düzenlemesi de torba teklifte yer alacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm memurların ek göstergelerinde 600 puanlık artış yapılacağını, birinci derecedeki tüm memur ve emeklilerinin 3600 ek gösterge kapsamına alındığını açıklamıştı.

Genel müdür yardımcılarının ek göstergeleri 3 bin 600’den 4 bin 400’e, şube müdürü seviyesindeki yöneticilerin ek göstergesi 2 bin 200’den 3 bine çıkacak. Ocak 2023 tarihinden geçerli olacak artıştan halen emekli olan kamu görevlileri de yararlanacak.

Öğrenci affı da torba teklife girecek

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti Grup toplantısında Meclise sunacaklarını açıkladığı öğrenci affının da ayrı bir teklif olarak değil torba yasa teklifi ile getirilmesi planlanıyor. Lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerini kapsayacak af düzenlemesi ile çeşitli nedenlerle üniversiteden ayrılanlara belli şartlarla, yeniden eğitimlerine geri dönme imkan sağlanacak. Daha önceki af düzenlemelerinde olduğu gibi terör suçundan ceza alanlar aftan yararlanamayacak.

Paylaşın

Merkez Bankaları Neden Faiz Oranlarını Yükseltiyor?

Merkez bankaları, dünyanın dört bir yanında senkronize bir şekilde aylık rekorlar kırarak yükselen enflasyonu dizginlemek ve kontrol altına almak için temel faiz oranlarını yükseltiyor. 

Her şeyin fiyatı yükseliyor: Elektrik, mazot, sebze, internet, oteller, uçuşlar ve şimdi de faiz oranları.

Ukrayna’daki savaş, Çin’de zaman zaman uygulanan sokağa çıkma kısıtlamaları, süregelen elektrik sıkıntısı ve kesintiye uğrayan üretim zincirleri, mal ve hizmetleri sert bir şekilde vurarak arz ve talep arasındaki hassas dengeyi bozdu ve fiyatları rekor seviyelere taşıdı.

Hatta bankalar, faiz oranlarını yükseltmek için adeta birbiriyle yarışıyor.

Avrupa Merkez Bankası (ECB), para politikasını değiştiren kurumlardan biri oldu ve AB’nin kamu borç krizinin en kötü yıllarına kadar uzanan uzun bir negatif faiz dönemini kapattı.

ECB’nin Birleşik Krallık, İsveç, Norveç, Kanada, Güney Kore ve Avustralya’daki muadilleri de son aylarda göz korkutucu enflasyon rakamlarına tepki göstererek benzer adımlar attı.

Keza ABD Merkez Bankası (FED) da tek bir duyuru ile faiz oranlarını 0,75 puan artırarak 1994’ten bu yana en büyük artışını gerçekleştirdi.

Peki bu hamlenin ardındaki mantık tam olarak ne?

Merkez bankaları benzersiz nitelikte kamu kurumlarıdır. Bir ülkenin veya ECB örneğinde olduğu gibi bir grup ülkenin para birimini yönetmekle görevli bağımsız, ticari olmayan kuruluşlardır.

Banknot ve madeni para basma, yabancı rezervleri kontrol etme, acil durum kreditörleri olarak hareket etme ve mali sistemin sağlıklı olmasını garanti etme konusunda münhasır yetkilere sahiptirler.

Merkez Bankası, bankalara ihtiyaçları olduğunda borç verir veya bankalar nakit fazlalarını Merkez Bankasına yatırabilir.

Merkez Bankası bu işlemler için bir faiz oranı belirler. Bu oranı değiştirerek para politikasını oluşturur. Banka tarafından belirlenen bu faize politika faizi denir.

Bir merkez bankasının asıl görevi fiyat istikrarını sağlamaktır. Bu, fiyatlar yükseldiğinde enflasyonu, fiyatlar düştüğünde ise deflasyonu kontrol etmeleri gerektiği anlamına gelir.

Deflasyon ekonomiyi baskılar ve işsizliği körükler, bu nedenle her merkez bankası, kademeli, istikrarlı büyümeyi teşvik etmek için ılımlı, pozitif bir enflasyon hedefi (genellikle yüzde 2 civarında) belirler.

Ancak enflasyon hızla yükselmeye başladığında merkez bankasının başı büyük belaya girer.

Aşırı enflasyon, önceki refah yıllarında elde edilen karları hızla yok edebilir, özel tasarrufların değerini aşındırabilir ve özel şirketlerin karlarını tüketebilir.

Faturalar herkes için daha pahalı hale gelir: tüketiciler, işletmeler ve hükümetler ay sonunu getirmek için mücadele etmek zorunda kalır.

ECB Başkanı Christine Lagarde, bu durumu anlatmak için “Yüksek enflasyon hepimiz için büyük bir zorluktur” değerlendirmesinde bulunuyor.

İşte para politikasının devreye girdiği an budur.

Yüksek faizler borçlanmayı daha pahalı hale getirirken, bu tüketici talebi ve şirketlerin işlerini genişletmelerini baskı altına alarak ekonomik büyüme ve istihdamı yavaşlatır.

Bu kombinasyon, çalışanlar için daha zayıf ücret artışı ve şirketler için daha az fiyatlandırma gücüne dönüşerek sonunda enflasyonu aşağı çekebilir.

Merkez bankası ticari bankalara, ticari bankalar da bireylere ve işletmelere borç verir

Bir hesap açtırmak ya da kredi çekmek istediğimizde gittiğimiz ticari bankalar, en acil finansal ihtiyaçlarını karşılamak için doğrudan merkez bankasından borç para alır.

Ticari bankalar, bu parayı geri ödeyeceklerini garanti eden ve teminat olarak bilinen değerli bir varlık sunmak zorundadır. Hükümetler tarafından çıkarılan borç olan kamu tahvilleri, en sık kullanılan teminat biçimleri olarak bilinir.

Başka bir deyişle, bir merkez bankası ticari bankalara borç verirken, ticari bankalar hane halklarına ve işletmelere borç verir.

Merkez Bankası politika faizini artırdığında; bankalar kendi müşterilerine uyguladığı faizlerini artırır. Enflasyon ilemücadele algısı güçlenir. Döviz kurları düşer, ulusal para birimi değerlenir. Ayrıca kredi çekmenin maliyeti yükseldiği için de borçlanma ertelenir.

Ticari bir banka merkez bankasından aldığı ödünç parayı geri verdiğinde bir faiz oranı ödemek zorundadır. Merkez bankası kendi faiz oranlarını belirleme gücüne sahiptir, bu da paranın değerini etkili bir şekilde belirler.

Bunlar, merkez bankalarının şu anda enflasyonu kontrol altına almak için yükselttikleri gösterge faiz oranlarıdır.

Merkez bankası ticari bankalara daha yüksek faiz uygularsa, ticari bankalar da borçlanma ihtiyacı olan hanehalkı ve işletmelere sundukları faiz oranlarını artırır.

Sonuç olarak, kişisel borçlar, araba kredileri, kredi kartları ve ipotekler daha pahalı hale gelir ve vatandaşlar bunu talep etmekte daha isteksiz olur. Yani yatırım yapmak için düzenli olarak kredi talep eden şirketler, adım atmadan önce iki kez düşünmek sorunda kalır.

Daha sıkı finansal koşullar kaçınılmaz olarak çoğu veya tüm ekonomik sektörlerde tüketici harcamalarında düşüşe yol açar. Mal ve hizmetlere olan talep azaldığında, bunların fiyatları da düşme eğilimi gösterir.

Merkez bankalarının halihazırda yapmak istedikleri de tam olarak budur: enflasyonu düşürmek için harcamaları kısmak.

Ancak para politikasının etkilerinin ortaya çıkması iki yıla kadar sürebilir ve bu nedenle en acil sorunlara anında bir çözüm sunması pek mümkün değildir.

Bugün enerjinin enflasyonun arkasındaki ana itici güç olması ve ekonomiyle ilgisi olmayan bir faktör tarafından güçlü bir şekilde yönlendirilmesi işleri daha da karmaşık hale getiriyor: Rusya’nın Ukrayna’yı işgali gibi.

Benzin ve elektrik, maliyeti her ne olursa olsun herkesin kullandığı emtialar olduğundan, talebin hızlı bir şekilde düşerek fiyatları soğutması beklenemez.

Bu da Fed gibi merkez bankalarının ekonomiye zarar verecek olsa dahi neden bu kadar radikal adımlar attığını açıklıyor.

Agresif para politikası ip üstünde yürümek gibidir. Parayı daha pahalı hale getirmek büyümeyi yavaşlatabilir, maaşları zayıflatabilir ve işsizliği artırabilir.

Ekonomide bir gerilemenin mümkün olduğunu kabul eden ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, “Resesyon yaratmaya çalışmıyoruz” diyor ve ekliyor “Bu konuda açık olalım.”

Powell’ın resesyona neden olmaya çalışmadıklarını belirtmesine karşın agresif faiz artışı ve tüketici harcamalarının zayıflamaya başladığına dair işaretler piyasalarda resesyon endişelerini körükledi.

Zira enerji ve gıda fiyatlarındaki artışlar dikkate alındığında enflasyonun yükseliş eğilimini koruması Fed’i, faiz oranları aracılığıyla hızla talebi zayıflatmaya zorladı.

Öte yandan finansal koşullardaki sıkılaşmanın arz ile talebin dengelenmesine yardımcı olması gerektiğini savunan Powell, temmuz ayı toplantısında da 50 veya 75 baz puanlık faiz artışının olası göründüğünü de kaydetti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’nin Kredi Risk Primi 836’ya Yükseldi

Finansal bilgi ve analiz şirketi Standard and Poor’s (S&P) Global, Türkiye’nin Kredi Risk Priminin (CDS) 836’ya yükseldiğini paylaştı. Türkiye’nin Kredi Risk Primi Cuma günü 831’di.

Haber Merkezi / Türkçe’de kredi risk primi veya kredi temerrüt takası olarak kullanılan CDS (Credit Default Swap) aslında bir çeşit sigortalama işlemi olarak tanımlanabilir.

Herhangi bir ülke hazinesine ya da şirketine borç verirken o borcun geri ödenmemesi ihtimaline karşı aldığınız sigorta poliçesine CDS deniyor ve genellikle over-the-counter (OTC) yani herhangi bir borsa düzenlemesine tabi olmayan tezgah üstü piyasalarda işlem görüyor.

CDS primi nasıl hesaplanıyor?

Ülkelerin dış borçlanmalarına karşı CDS’leri genelde büyük uluslararası yatırım bankaları sağlıyor ve o ülkelerin borcunu çevirememesi halinde ödemeyi bu banka üstlenmiş oluyor. Bu bankalar da söz konusu ülkenin geri ödeme yeteneğini, makroekonomik koşullarını inceleyerek bir risk oranı belirliyor.

Bu oran belirlenirken uluslararası derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlar önemli bir rol oynasa da bunun dışında da bir çok faktör göz önünde bulunduruluyor.

Ekonomisi sağlam ve geri ödeme sorunu yaşamayacağı düşünülen ülkelerin risk primi düşük olurken geri ödemekte sorun yaşayacağı düşünülen ülkelerin risk primi yüksek bir orandan belirleniyor.

Türkiye’nin CDS oranı neden yükseliyor?

Ekonomist Mahfi Eğilmez’e göre ülke CDS priminin yükselmesine iç ve dış nedenler olmak üzere iki etken grubu yol açıyor. Koronavirüs salgını ya da Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve yükselen enerji fiyatları bu dış nedenlere örnek olarak verilebilir.

İç nedenler ise enflasyonun yükselmesi, dış borçların artması, kurların yükselmesi, sosyal çalkantılar ve afetler olarak sıralanabilir.

Dış nedenler konusunda yapılabilecek şeylerin sınırlı olmasına rağmen iç nedenleri yönetmenin mümkün olduğunu vurgulayan Eğilmez bu sayede dış nedenlerin de etkisinin azaltılabileceğini belirtiyor.

Türkiye’nin CDS primlerinin 2008 yılındaki küresel mali kriz sırasında yükseldikten sonra gerilediği görülüyor. Ülkenin makroekonomik dengelerinin bozulmaya başladığı 2018 yılından itibaren ise dalgalı bir seyirle de olsa yükseliş trendini sürdürdüğü görülüyor.

Diğer ülkelerin CDS primi ne kadar?

CDS primi ekonomisi sağlam ekonomiler için düşerken ödeme güçlüğü çekebileceğine inanılan ülkelerde yükseliyor. Bu nedenle CDS primi 300 baz puanın üzerindeki ülkeler aşırı kırılgan ekonomiye sahip olarak değerlendiriliyor.

Örneğin 13 Haziran 2022 itibariyle Hollanda’nın CDS primi 10,70; İngiltere’nin 11,04; Amerika Birleşik Devletleri’nin 16,10 olurken 2010 yılında iflasın eşiğine gelen  komşu ülke Yunanistan’ın risk primi 179,70  oldu.

Ekonomileri daha kırılgan olarak kabul edilen yükselen ekonomilerden Çin’in CDS primi 76,40, Meksika’nın 114,50 ve Brezilya’nın 254 seviyesinde.

Ukrayna’yı işgali sonrası batılı ülkelerden daha önce görülmedik yaptırımlara maruz kalan Rusya’nın CDS primi ise 13775 baz puanın üzerine çıkmış durumda.

Paylaşın

Bitcoin, Önemli Bir Dönüm Noktasına Doğru İlerliyor

Bitcoin fiyatı, 20 bin dolar seviyesine kadar düştü. Bu, kripto paranın devam eden çöküşünde önemli bir dönüm noktasına işaret ediyor. Ayrıca Bitcoin’in 2020’den beri en düşük değerinde olduğu anlamına geliyor.

Bitcoin şu anda birçok analistin hassasiyetin sarmal olarak artmaya devam edebileceği endişesini dile getirdiği noktada.

Bitcoin’deki son düşüş, son 24 saatte değerinin yüzde 9’unu silerek kripto para birimini 19 bin doların altına çekti. Son 7 gün içinde Bitcoin, fiyatının üçte birini kaybetmiş oldu. Kripto para 2021 sonlarında mevcut fiyatının üç katından fazlasında işlem görüyordu.

Öte yandan Bitcoin düşüşten mustarip tek kripto para birimi değil; gün içinde tüm piyasa yüzde 7’den fazla düşüş yaşadı. En büyük ikinci kripto para birimi Ethereum ise daha da düştü: Son bir günde yüzde 9 düşen Ethereum, geçen hafta yüzde 40 değer kaybetti.

Düşüş kısmen iki büyük kripto para birimi projesinin başarısızlığından kaynaklandı: Terra Luna ve Celsius. Her ikisinin de dijital finansın istikrarını artırmanın önemli yolları olması amaçlanıyordu ancak teknolojiye olan güveni zayıflattılar.

Ancak kripto piyasaları, enflasyon ve ekonomik büyüme endişeleriyle geleneksel finansal piyasaları sarsan aynı belirsizlik nedeniyle de düşüyor.

Bitcoin fiyatı en son 20 bin doları geçtiğinde, pandeminin bir sonucu olarak ortaya çıkan, kripto para birimlerine ve günlük işlemlere yönelik yoğun ilginin etkisiyle Kasım 2020’de yükselişe geçmişti.

Şimdi Bitcoin geri dönüş yolunda ve kripto parayla ilgili duyarlılık önemli ölçüde değişti. En son düşüş, haftalar boyunca düşen fiyatların, dijital paranın istikrarına ilişkin yeni endişelerin, teknoloji endüstrisine dair kötü duyguların ve diğer meselelerin ardından geldi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın