Türkiye’nin Dış Finansman Açığı Derinleşiyor

Merkez Bankası’nın (TCMB) Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) verileri, ekonominin dış finansmana bağımlılığının sürdüğünü ve yurt dışına karşı net yükümlülük pozisyonunun yüksek seviyelerde kalmaya devam ettiğini ortaya koydu.

Verilere göre Türkiye’nin net uluslararası yatırım pozisyonu Mart ayı itibarıyla eksi 360,8 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Rakamlar, Türkiye’nin sahip olduğu yurt dışı varlıkların, yabancıların Türkiye üzerindeki finansal haklarının oldukça gerisinde kaldığını gösterirken, ekonomistler bu tablonun dış kaynak ihtiyacının ve küresel finansal koşullara duyarlılığın devam ettiğine işaret ettiğini belirtiyor.

TCMB verilerine göre Türkiye’nin yurt dışı varlıkları yılın ilk çeyreğinde yüzde 4,4 azalarak 395 milyar dolara gerilerken, yükümlülükleri aynı dönemde yüzde 1,4 artışla 755,8 milyar dolara yükseldi.

Böylece Türkiye’nin net yatırım pozisyonundaki açık daha da büyüyerek 360,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Ekonomi uzmanları, uluslararası yatırım pozisyonunun bir ülkenin dış dünyaya karşı bilançosu niteliğinde olduğunu belirterek, varlıkların azalırken yükümlülüklerin artmasının dış finansal kırılganlık açısından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme olduğunu ifade ediyor.

Mart sonu itibarıyla Türkiye’nin yurt dışındaki toplam varlıkları 395 milyar dolar seviyesinde bulunurken, yabancı yatırımcıların Türkiye üzerindeki finansal alacakları ve yatırımları 755,8 milyar dolara ulaştı.

Başka bir ifadeyle Türkiye’nin dış dünyaya karşı yükümlülükleri, sahip olduğu dış varlıkların yaklaşık iki katına yaklaşmış durumda.

Uzmanlara göre bu tablo, küresel sermaye hareketlerindeki değişimlerin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisini artırıyor. Özellikle uluslararası piyasalarda risk iştahının azalması veya finansman maliyetlerinin yükselmesi halinde dış kaynak girişlerinde yaşanabilecek yavaşlama ekonomiyi daha hassas hale getirebiliyor.

Verilerde olumlu görünen başlıklardan biri doğrudan yatırımlar oldu.

Türkiye’nin yurt dışındaki doğrudan yatırımları yüzde 3,8 artışla 78 milyar dolara yükselirken, yabancıların Türkiye’deki doğrudan yatırım stoku da yüzde 5,2 artarak 212,7 milyar dolara çıktı.

Ancak ekonomistler, doğrudan yatırımların artmasının olumlu bir gelişme olduğunu kabul etmekle birlikte, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu uzun vadeli ve üretken yatırımlar açısından mevcut seviyelerin yeterli olmadığını belirtiyor.

Son yıllarda küresel doğrudan yatırım hareketlerinden Türkiye’nin aldığı payın geçmiş dönemlere kıyasla daha sınırlı kaldığına dikkat çeken uzmanlar, yatırım ortamına ilişkin güven unsurlarının önemini vurguluyor.

Portföy yatırımları tarafında ise daha karmaşık bir görünüm ortaya çıktı.

Türkiye’nin yurt dışındaki portföy yatırımları yüzde 51,9 gibi dikkat çekici bir artışla 10,2 milyar dolara yükselirken, yabancıların Türkiye’deki portföy yatırımları kaynaklı yükümlülükleri 142,3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Portföy yatırımları genellikle kısa vadeli sermaye hareketleri olarak değerlendirildiği için ekonomistler bu kalemin dış finansal istikrar açısından daha kırılgan bir yapı oluşturduğunu belirtiyor.

Küresel piyasalardaki faiz değişimleri veya jeopolitik gelişmeler nedeniyle bu tür fonların hızlı giriş ve çıkış yapabilmesi, finansal piyasalar üzerinde ani dalgalanmalara yol açabiliyor.

Veriler, yabancı yatırımcıların elindeki devlet iç borçlanma senetlerinde (DİBS) belirgin bir gerilemeye de işaret etti.

Genel yönetimin DİBS yükümlülükleri bir önceki çeyreğe göre yüzde 20,1 azalarak 14,6 milyar dolara düştü.

Bu gerileme, yabancı yatırımcıların kamu borçlanma araçlarına ilgisindeki zayıflamanın sürdüğüne yönelik değerlendirmeleri yeniden gündeme taşıdı.

Ekonomi çevreleri, yabancı yatırımcıların tahvil piyasasına dönüşünün kalıcı hale gelebilmesi için fiyat istikrarı, öngörülebilir ekonomi politikaları ve güçlü rezerv yapısının önem taşıdığı görüşünde.

Mart ayı verilerinde dikkat çeken bir başka gelişme ise bankaların yabancı para varlıklarındaki yükseliş oldu.

Bankaların yabancı para efektif ve mevduat varlıkları yüzde 19,9 artarak 52,7 milyar dolara çıktı.

Uzmanlar, bu artışın bankacılık sektörünün döviz likiditesini güçlendirmesi açısından olumlu görülebileceğini ancak ekonomideki yüksek dolarizasyon eğiliminin de tamamen ortadan kalkmadığını gösterdiğini ifade ediyor.

Uluslararası yatırım pozisyonunun en büyük kalemlerinden biri olan “diğer yatırımlar” kategorisindeki yükümlülükler 400,8 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

Bu kalem ağırlıklı olarak krediler, mevduatlar ve çeşitli finansal yükümlülüklerden oluşuyor.

Ekonomistler, Türkiye’nin dış finansman ihtiyacının önemli bölümünün bu kalem üzerinden karşılandığını ve küresel kredi koşullarındaki değişimlerin ekonomi üzerinde doğrudan etkili olabildiğini belirtiyor.

Tablo Ne Anlatıyor?

Mart 2026 verileri, Türkiye’nin uluslararası yatırım pozisyonunda yapısal kırılganlıkların devam ettiğini ortaya koyuyor. Net yatırım pozisyonundaki 360,8 milyar dolarlık açık, ülkenin dış dünyaya karşı ciddi bir yükümlülük pozisyonunda bulunduğunu gösteriyor.

Yurt dışı varlıkların azalması, yükümlülüklerin artması ve yabancı sermayeye olan bağımlılığın sürmesi, küresel ekonomik gelişmelerin Türkiye üzerindeki etkisini artıran temel unsurlar arasında yer alıyor.

Uzmanlara göre bu açığın kalıcı biçimde azaltılabilmesi için yalnızca kısa vadeli sermaye girişlerine değil, yüksek katma değerli üretimi destekleyen doğrudan yatırımlara, güçlü ihracat performansına ve sürdürülebilir büyüme politikalarına ihtiyaç bulunuyor. Aksi halde dış finansman koşullarında yaşanabilecek her dalgalanma, Türkiye ekonomisinin en hassas noktalarından biri olmaya devam edecek.

Paylaşın

Türkiye’nin Brüt Dış Borcu 518,5 Milyar Dolar

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) açıkladığı 2026 yılı birinci çeyrek dış borç istatistikleri, Türkiye ekonomisinin dış finansmana bağımlılığının sürdüğünü bir kez daha ortaya koydu.

Verilere göre Türkiye’nin toplam brüt dış borç stoku yılın ilk çeyreğinde yüzde 0,4’lük sınırlı bir gerilemeyle 518,5 milyar dolar seviyesine inse de borç yükünün büyüklüğü ve özel sektör kaynaklı riskler ekonomi çevrelerinde tartışma yaratmaya devam ediyor.

Resmî verilere göre kısa vadeli dış borç stoku yüzde 0,5 azalarak 166,6 milyar dolara, uzun vadeli dış borç stoku ise yüzde 0,3 gerileyerek 351,9 milyar dolara düştü. Ancak uzmanlar, söz konusu gerilemenin borç stokunda anlamlı bir iyileşmeye işaret etmekten uzak olduğunu ve Türkiye’nin hâlâ yüksek düzeyde dış finansman ihtiyacı bulunan ekonomiler arasında yer aldığını vurguluyor.

Toplam dış borç stokunun 518,5 milyar dolar seviyesinde bulunması, Türkiye ekonomisinin üretimden yatırıma, enerjiden sanayiye kadar birçok alanda dış kaynak kullanımına bağımlı yapısını gözler önüne seriyor.

Ekonomi uzmanlarına göre dış borç stokunda görülen yüzde 0,4’lük düşüş, kur hareketleri veya dönemsel finansman işlemlerinden kaynaklanan teknik bir değişim niteliğinde. Bu nedenle rakamlardaki sınırlı gerilemenin yapısal bir iyileşme olarak değerlendirilmesi için erken olduğu ifade ediliyor.

Özellikle küresel faizlerin yüksek seyrettiği ve uluslararası finansman koşullarının sıkılaştığı bir dönemde, yarım trilyon doları aşan dış borç stoku Türkiye ekonomisi açısından önemli bir kırılganlık unsuru olmaya devam ediyor.

Verilerin dikkat çeken yönlerinden biri, borç yükünün sektörler arasındaki dağılımı oldu.

Bir önceki çeyreğe göre kamu sektörünün dış borcu yüzde 3,3 gerileyerek 192,2 milyar dolara düşerken, özel sektörün dış borcu yüzde 1,8 artışla 302,1 milyar dolara yükseldi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın dış yükümlülükleri ise yüzde 2,9 azalarak 24,3 milyar dolar seviyesine indi.

Bu tablo, dış finansman yükünün giderek daha fazla özel sektör bilançolarında yoğunlaştığını gösteriyor. Uzmanlar, özellikle döviz geliri sınırlı şirketlerin kur şoklarına karşı hassasiyetinin devam ettiğini belirtiyor.

Geçmiş yıllarda yaşanan kur dalgalanmalarının şirket bilançoları üzerinde yarattığı baskıyı hatırlatan ekonomistler, küresel piyasalarda yaşanabilecek yeni finansal dalgalanmaların borç çevirme maliyetlerini artırabileceği uyarısında bulunuyor.

Dış borcun para birimi dağılımı da dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Toplam dış borcun yüzde 48,7’si ABD doları cinsinden bulunuyor. Euro cinsinden borçların payı yüzde 29,5 olurken, Türk lirası cinsinden yükümlülükler yüzde 11,7 seviyesinde kaldı. Diğer para birimlerinin payı ise yüzde 10,2 olarak hesaplandı.

Uzmanlara göre dış borcun yaklaşık yarısının dolar cinsinden olması, kur riskinin hâlen ekonomi üzerindeki en önemli baskı unsurlarından biri olduğunu gösteriyor.

Türk lirasında yaşanabilecek olası değer kayıplarının, borç stokunun yerel para cinsinden karşılığını artırarak hem kamu hem de özel sektör üzerinde ek maliyet oluşturabileceği değerlendiriliyor.

Borç stokunun araç bazındaki dağılımı incelendiğinde ise en büyük payın kredilere ait olduğu görülüyor. Toplam dış borcun yüzde 46,1’i kredi kaynaklı yükümlülüklerden oluşuyor.

Kredileri yüzde 19,1 ile borç senetleri takip ederken, ticari krediler ve diğer yükümlülüklerin payı yüzde 17,5 olarak gerçekleşti.

Ekonomi çevreleri, kredi ağırlıklı yapının Türkiye’nin uluslararası finansman piyasalarına bağımlılığını artırdığını ve küresel faiz oranlarındaki değişimlerden doğrudan etkilenmesine neden olduğunu belirtiyor.

Özellikle son yıllarda yükselen küresel faiz ortamında yeni borçlanmaların daha maliyetli hale gelmesi, dış finansman ihtiyacının yönetimini daha kritik bir konu haline getiriyor.

TCMB verilerine göre kredi ve borç senetlerinin geri ödeme takviminde anapara ödemelerinin önemli bölümü 24 ay ve üzeri vadelerde yoğunlaşıyor. Bu durum ilk bakışta olumlu görünse de kısa vadeli yükümlülüklerin büyüklüğü dikkat çekmeye devam ediyor.

166,6 milyar dolarlık kısa vadeli dış borç stoku, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde de yüksek miktarda döviz finansmanına ihtiyaç duyacağını ortaya koyuyor.

Merkez Bankası verileri, özellikle 0-12 aylık dönemdeki geri ödeme baskısının büyük ölçüde özel sektör kredilerinden kaynaklandığını gösteriyor. Bu durum, şirketlerin dış finansmana erişim koşullarındaki değişimlere karşı hassasiyetini artırıyor.

Borç Azaldı Ama Kırılganlık Sürüyor

Birinci çeyrek verileri teknik olarak dış borç stokunda sınırlı bir gerilemeye işaret etse de, ekonomistler rakamların yapısal anlamda güçlü bir iyileşmeye işaret etmediği görüşünde birleşiyor.

Yarım trilyon doları aşan toplam borç stoku, yüksek dolarizasyon oranı, özel sektörün artan dış yükümlülükleri ve önemli seviyedeki kısa vadeli borçlar, Türkiye ekonomisinin dış finansman bağımlılığının sürdüğünü gösteriyor.

Uzmanlara göre kalıcı bir iyileşme için yalnızca borç miktarındaki sınırlı düşüşler yeterli değil; ihracat gelirlerini artıran, teknoloji yoğun üretimi teşvik eden ve dış kaynak ihtiyacını azaltan yapısal dönüşümlerin hayata geçirilmesi gerekiyor. Aksi halde dış borç stokundaki küçük gerilemeler, ekonominin temel kırılganlıklarını ortadan kaldırmaya yetmeyecek.

Paylaşın

Kısa Vadeli Dış Borçta Rekor Serisi Devam Ediyor

Merkez Bankası (TCMB), 2026 yılı Mart ayına ilişkin Kısa Vadeli Dış Borç (KVDB) İstatistikleri’ni yayımladı. Verilere göre Türkiye’nin kısa vadeli dış borç stoku, yılın ilk çeyreğinde sınırlı bir gerileme göstererek 166,6 milyar ABD dolarına indi.

TCMB verilerine göre, Türkiye’nin kısa vadeli dış borç stoku Mart 2026 itibarıyla bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,5 azalarak 166,6 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Orijinal vadesine bakılmaksızın, vadesine bir yıl veya daha az süre kalan borçları kapsayan kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç stoku ise 237 milyar dolar olarak hesaplandı.

Bankacılık sektörünün kısa vadeli dış borç stoku, ilk çeyrekte yüzde 1,6 düşüşle 71,3 milyar dolara geriledi. Yurt içi bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli krediler yüzde 3,5 azalarak 8,3 milyar dolar oldu.

Yurt dışı yerleşik bankaların Türkiye’deki mevduatları da düşüş gösterdi. Bu kalemdeki stok yüzde 8,3 gerileyerek 17,4 milyar dolara indi.

Buna karşılık, banka dışı yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’deki mevduatlarında artış yaşandı. Döviz tevdiat hesapları yüzde 2,5 artışla 21,8 milyar dolara, Türk lirası cinsinden mevduatlar ise yüzde 0,9 yükselerek 23,9 milyar dolara çıktı.

Reel Sektörün Borç Yükümlülükleri Arttı

Diğer sektörlerin kısa vadeli dış borç stoku ise ilk çeyrekte yüzde 1,7 artarak 69,5 milyar dolar seviyesine yükseldi.

Bu dönemde dış ticaret işlemlerinden kaynaklanan ticari kredi yükümlülükleri yüzde 1,8 artışla 63,6 milyar dolar olurken, nakit kredi kaynaklı yükümlülükler 5,8 milyar dolar seviyesinde değişmeden kaldı.

Mart sonu itibarıyla kısa vadeli dış borç stokunun döviz dağılımı incelendiğinde, borcun yüzde 35,8’inin ABD doları, yüzde 27,8’inin euro, yüzde 24’ünün Türk lirası ve yüzde 12,4’ünün diğer döviz cinslerinden oluştuğu görüldü.

Vadesine bir yıl veya daha az süre kalan yükümlülükleri gösteren kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç stokunda da dikkat çekici gelişmeler yaşandı.

Yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’de faaliyet gösteren bankalardaki mevduat stoku 63 milyar dolara gerilerken, bankalar ve diğer sektörlerin kredi ile tahvil yükümlülükleri 73,2 milyar dolara yükseldi.

Uzmanlar, kısa vadeli dış borç stokundaki sınırlı gerilemeye rağmen kalan vadeye göre hesaplanan 237 milyar dolarlık yükümlülüğün Türkiye ekonomisinin dış finansman ihtiyacını göstermesi açısından önem taşıdığına dikkat çekiyor. Özellikle bankacılık sektöründeki dış yükümlülüklerdeki düşüşün finansman yapısındaki değişimi yansıttığı, reel sektör kaynaklı ticari kredi borçlarının ise artış eğilimini sürdürdüğü değerlendiriliyor.

Paylaşın

Merkez Bankası Politika Faizini Sabit Tuttu

Merkez Bankası (TCMB), nisan ayı toplantısında piyasa beklentileriyle uyumlu bir karara imza attı. Kurul, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 37’de sabit bırakma kararı aldı.

Karar metninde faiz koridoruna ilişkin detaylar da paylaşıldı: Merkez Bankası gecelik borç verme faiz oranını yüzde 40, borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5 seviyesinde korudu.

Kurul tarafından yapılan açıklamada, mart ayında enflasyonun ana eğiliminde bir gerileme gözlendiği ancak öncü verilerin nisan ayında sınırlı bir yükselişe işaret ettiği belirtildi. Özellikle jeopolitik gerilimlerin tetiklediği enerji fiyatlarındaki oynaklık, Merkez Bankası’nın radarındaki en kritik başlıklar arasında yer alıyor.

Açıklamada, “Enerji fiyatlarındaki yüksek seyir ve oynaklığın, maliyet kanalı ve iktisadi faaliyet üzerindeki etkileri yakından takip edilmektedir,” denilerek küresel risklerin iç piyasaya yansımalarına dikkat çekildi.

“Gerekirse Sıkılaşma Devam Edecek”

Ekonomideki yavaşlama sinyallerine rağmen dezenflasyon sürecine vurgu yapan TCMB, fiyat istikrarı sağlanana kadar sıkı para politikası duruşunun sürdürüleceğini belirtti. Banka, enflasyon görünümünde “belirgin ve kalıcı bir bozulma” yaşanması halinde para politikası duruşunun daha da sıkılaştırılabileceğinin sinyalini vererek piyasalara şu mesajı verdi:

“Para politikası kararları enflasyon odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınmaktadır. Yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşumuzu koruyoruz.”

Banka, sadece faiz oranlarıyla değil, yardımcı araçlarla da piyasayı dengelemeye kararlı. Kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında bir seyir izlenmesi durumunda, makroihtiyati adımların devreye alınacağı ifade edildi. Ayrıca, piyasadaki likidite koşullarının yakından izlendiği ve likidite yönetimi araçlarının etkin şekilde kullanılmaya devam edeceği vurgulandı.

TCMB, tüm bu hamlelerin temel amacının enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştırmak olduğunun altını çizdi. Kurul; kararların öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede alınmaya devam edileceğini belirterek ekonomi yönetimindeki kararlılık mesajını tazeledi.

Paylaşın

Türkiye’nin Yurt Dışı Yükümlülükleri 786,8 Milyar Dolar

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan Şubat 2026 verilerine göre, Türkiye’nin net uluslararası yatırım pozisyonu -347,6 milyar dolar olarak kaydedildi.

Şubat ayı itibarıyla Türkiye’nin yurt dışı varlıkları bir önceki aya göre yüzde 1,7 azalarak 439,1 milyar dolara gerilerken, yükümlülükleri yüzde 0,5 düşüşle 786,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Böylece varlıklardaki daha hızlı gerileme, net pozisyon açığının büyümesinde belirleyici oldu.

Varlık kalemleri incelendiğinde en dikkat çekici düşüş rezervlerde yaşandı. Rezerv varlıklar 7,9 milyar dolar azalarak 210,3 milyar dolara geriledi. Buna karşılık doğrudan yatırımlar kalemi yüzde 1,2 artışla 76,8 milyar dolara yükselirken, diğer yatırımlar kalemi sınırlı bir düşüşle 145,6 milyar dolar oldu. Bankaların yabancı para cinsinden efektif ve mevduat varlıkları ise yüzde 2 azalarak 42,5 milyar dolara indi.

Yükümlülük tarafında ise farklı bir görünüm öne çıktı. Doğrudan yatırımlar, BIST 100 endeksindeki gerilemenin etkisiyle yüzde 2,2 azalarak 226,2 milyar dolara düştü. Buna karşın portföy yatırımları yüzde 0,8 artışla 153,4 milyar dolara yükselirken, diğer yatırımlar kalemi yüzde 0,1’lik sınırlı düşüşle 407,2 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Genel hükümetin devlet iç borçlanma senetleri yükümlülükleri ise yüzde 1,2 azalarak 22,1 milyar dolara geriledi.

Veriler, Türkiye’nin uluslararası yatırım pozisyonunda açığın büyümeye devam ettiğini ve özellikle rezervlerdeki gerilemenin bu görünüm üzerinde etkili olduğunu ortaya koydu. Ekonomistler, küresel finansal koşullar ve sermaye hareketlerinin önümüzdeki dönemde bu dengede belirleyici olmaya devam edeceğine dikkat çekiyor.

Paylaşın

Şubat’ta Cari Açık 7,5 Milyar Dolar

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Şubat 2026 Ödemeler Dengesi verilerini açıkladı. Buna göre cari işlemler hesabı şubatta 7 milyar 501 milyon dolar açık verdi.

Altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı 1 milyar 462 milyon dolar açık kaydederken, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı 7 milyar 478 milyon dolar oldu.

Yıllıklandırılmış verilere göre cari açık 35,4 milyar dolar seviyesine ulaştı. Aynı dönemde dış ticaret açığı 73,2 milyar dolar olurken, hizmetler dengesi 62,6 milyar dolar fazla vererek cari açığı sınırlamaya devam etti.

Hizmetler dengesinde öne çıkan kalemler arasında taşımacılık ve seyahat gelirleri yer aldı. Şubatta hizmetler kaleminden 2 milyar 14 milyon dolar net giriş sağlanırken, seyahat gelirleri 1,8 milyar dolar, taşımacılık gelirleri ise 1,2 milyar dolar olarak kaydedildi.

Finans hesabı tarafında cari açığın finansmanında kredi ve portföy yatırımları öne çıktı. Şubat ayında net doğrudan yatırımlar 2,6 milyar dolar, net portföy yatırımları 2,4 milyar dolar, krediler 38 milyar dolar ve ticari krediler 1,3 milyar dolar katkı sağladı.

Buna karşın net efektif ve mevduatlar 11,5 milyar dolar negatif etki yarattı.

TCMB verilerine göre, şubat ayında resmi rezerv varlıkları 10 milyar 630 milyon dolar azaldı. Bu gerileme, finans hesabındaki net çıkış kalemleriyle birlikte değerlendirildi.

Şubat ayında doğrudan yatırımlar kaleminde 138 milyon dolarlık net çıkış gerçekleşti. Yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’ye yatırımları 780 milyon dolar olurken, yurt içi yerleşiklerin yurt dışı yatırımları 918 milyon dolar seviyesinde kaydedildi.

Gayrimenkul yatırımlarında ise karşılıklı hareketlilik sürdü. Yurt içi yerleşikler yurt dışında 225 milyon dolar, yurt dışı yerleşikler ise Türkiye’de 230 milyon dolar değerinde alım yaptı.

Portföy yatırımları şubatta 780 milyon dolar net giriş kaydetti. Yurt dışı yatırımcılar hisse senedi piyasasında 932 milyon dolar, devlet iç borçlanma senetlerinde ise 366 milyon dolar net alış gerçekleştirdi.

Paylaşın

Merkez Bankası’ndan Tarihi Zarar

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 2025 yılına ilişkin bilançosu Resmi Gazete’de yayımlandı. Açıklanan verilere göre Banka, 2025 hesap dönemini 1 trilyon 65 milyar TL zarar ile kapattı.

TCMB’nin 31 Aralık 2025’te sona eren 94. hesap dönemine ilişkin bilançosunda, toplam aktif büyüklüğün yaklaşık 12,4 trilyon TL seviyesine ulaştığı görüldü. Aynı dönemde Banka’nın altın varlıkları 4,8 trilyon TL’ye yaklaşırken, ihtiyat akçesi ise yaklaşık 334 milyon TL olarak kaydedildi.

Açıklanan bilanço verilerine göre TCMB’nin 2025 yılı zararı 1 trilyon 64 milyar 875 milyon TL düzeyinde gerçekleşti. Böylece Banka’nın zararı, son yılların en yüksek seviyelerinden birine ulaştı.

TCMB’nin açıkladığı zarar, küresel merkez bankalarının performansıyla da benzerlik gösterdi. ABD Merkez Bankası (Fed) 2025 yılında üst üste üçüncü kez zarar açıklarken, Avrupa Merkez Bankası da yılı negatif bilanço ile kapattı. Bu tablo, sıkı para politikaları ve yüksek faiz ortamının merkez bankaları üzerinde maliyet baskısı oluşturduğuna işaret ediyor.

Ekonomistler, son dönemde merkez bankalarının zarar açıklamasında artan faiz giderleri, likidite yönetimi kapsamında yapılan ödemeler ve para politikasına yönelik operasyonların etkili olduğuna dikkat çekiyor. Özellikle yüksek faiz ortamı, merkez bankalarının bilançosunda giderleri artıran temel unsurlar arasında yer alıyor.

Genel görünüm, TCMB’nin 2025 yılında açıkladığı yüksek zararın yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığını, küresel ölçekte merkez bankalarının benzer bir finansal baskıyla karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

Paylaşın

Jeopolitik Gerilim Merkez Bankası’nı Sarstı: Net Rezervler Kritik Eşiğin Altında

TCMB verileri Türkiye’nin rezerv yapısında dikkat çekici bir kırılmaya işaret ediyor; altın rezervlerindeki sert düşüş ve net rezervlerin kritik seviyenin altına gerilemesi, ekonomik kırılganlık tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

Orta Doğu’da tırmanan jeopolitik gerilim, küresel piyasalarda oynaklığı artırırken Türkiye ekonomisine ilişkin risk algısını da yukarı taşıdı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) yayımladığı haftalık para ve banka istatistikleri, bu sürecin ülkenin rezerv yapısı üzerindeki etkilerini çarpıcı biçimde ortaya koydu.

Verilere göre, TCMB’nin toplam brüt rezervleri bir haftada 12,16 milyar dolar azaldı. Bu gerilemenin en dikkat çekici kısmını ise altın rezervlerindeki sert düşüş oluşturdu. Bir önceki hafta 134,14 milyar dolar seviyesinde bulunan altın rezervleri, 116,16 milyar dolara gerileyerek toplam rezerv kaybının ana belirleyicisi oldu.

Öte yandan, altın tarafındaki bu erimenin aksine döviz rezervlerinde artış kaydedildi. Döviz rezervleri aynı dönemde 55,48 milyar dolardan 61,29 milyar dolara yükseldi. Bu durum, rezerv kompozisyonunda belirgin bir değişime işaret etti.

Merkez Bankası’nın piyasa likiditesini yönetme ve dış yükümlülükleri karşılama kapasitesinin önemli göstergelerinden biri olan net uluslararası rezervlerde ise daha olumsuz bir tablo öne çıktı. Geçtiğimiz hafta 69 milyar dolar seviyesinde bulunan net rezervler, 11,5 milyar dolarlık düşüşle 57,41 milyar dolara geriledi.

Böylece net rezervler, piyasalarda psikolojik sınır olarak kabul edilen 58 milyar dolar seviyesinin altına inmiş oldu.

Üç haftada dikkat çeken erime

28 Şubat’ta yaşanan gelişmeler öncesinde 210,26 milyar dolar seviyesinde bulunan toplam brüt rezervler, son üç haftada yaklaşık yüzde 15,6 oranında değer kaybetti. Bu hızlı gerileme, jeopolitik risklerin Türkiye’nin “finansal cephanesi” üzerindeki baskısını artırdığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdi.

Uzmanlar, rezervlerdeki bu değişimin yalnızca miktarsal değil, aynı zamanda kompozisyon açısından da dikkatle izlenmesi gerektiğine işaret ediyor. Altın ve döviz dengesindeki kaymanın, önümüzdeki dönemde para politikası ve piyasa beklentileri üzerinde belirleyici olabileceği ifade ediliyor.

Paylaşın

Borçla Geçim Dönemi: Kredi Kartı Harcamaları Patladı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından yayımlanan haftalık veriler, yılın ilk aylarında hanehalkı borçluluğunun hızla arttığını ortaya koydu.

Ocak ve Şubat aylarını kapsayan iki aylık dönemde tüketici kredileri ile bireysel kredi kartı borçlarının toplamı, enflasyonun üzerinde bir artış göstererek 5 trilyon 941 milyar liraya ulaştı. Veriler, özellikle kredi kartlarının hanehalkı finansmanında giderek daha kritik bir rol üstlendiğini gösteriyor.

BDDK verilerine göre yılın ilk iki ayında vatandaşların borçlanma tercihlerinde belirgin bir değişim yaşandı. Nakit krediler yerine kredi kartı kullanımının öne çıktığı görülüyor.

Bireysel kredi kartı borçları iki aylık dönemde yüzde 7,97 artarak 2,2 trilyon lirayı aştı. Bu artış oranı aynı dönemde açıklanan yüzde 7,95’lik enflasyonun üzerinde gerçekleşerek reel bazda da bir büyümeye işaret etti.

Artışın en belirgin olduğu alan ise taksitli kredi kartı borçları oldu. Taksitli kart borçları yüzde 10,57 ile en hızlı büyüyen kalem olarak öne çıktı. Bu tablo, yüksek tutarlı harcamalarını erteleyemeyen birçok vatandaşın ödemelerini taksitlendirerek bütçesini dengelemeye çalıştığını gösteriyor. Uzmanlara göre kredi kartları giderek “imdat freni” niteliği kazanıyor.

Kredi kartlarındaki hızlı artışa karşın, ihtiyaç, konut ve taşıt kredilerini kapsayan tüketici kredileri cephesinde farklı bir tablo ortaya çıktı. Nominal olarak sınırlı artış görülse de, enflasyondan arındırıldığında tüketici kredileri reel bazda geriledi.

Özellikle taşıt kredilerinde sert bir düşüş dikkat çekti. Taşıt kredisi hacmi hem nominal hem de reel olarak gerileyerek 47,6 milyar liraya kadar indi. Bu durum, yüksek faiz oranlarının ve artan araç fiyatlarının tüketiciyi bu kredi türünden uzaklaştırdığını gösteriyor.

Şirketlere kullandırılan ticari kredilerde de benzer bir tablo görülüyor. Ticari kredi hacmi nominal olarak yüzde 5,34 artış gösterse de, enflasyon etkisi hesaba katıldığında reel olarak yüzde 2,42 daraldı.

Ekonomistler, bu gelişmenin iki ihtimale işaret ettiğini belirtiyor: Reel sektör ya finansmana erişimde zorlanıyor ya da belirsizlikler nedeniyle yeni yatırım kararlarını ertelemeyi tercih ediyor.

Gözler 12 Mart’ta Merkez Bankası’nda

Piyasalarda şimdi gözler 12 Mart’ta yapılacak olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına çevrildi.

Merkez Bankası, Ocak ayında politika faizini yüzde 37 seviyesine indirmişti. Ancak Şubat ayı enflasyon verileri ve uluslararası gelişmeler faiz beklentilerini değiştirdi. Özellikle ABD ile İran arasında patlak veren gerilim ve artan jeopolitik riskler, piyasalarda belirsizliği artırdı.

Enerji fiyatlarında yaşanan yükseliş ve küresel risklerin artması, faiz indirimi beklentilerini zayıflatırken, politika faizinin sabit tutulacağı yönündeki beklentileri güçlendirdi. Uzmanlara göre bankaların kredi faizlerinde indirim yerine yukarı yönlü bir düzeltme ihtimali de giderek daha fazla konuşuluyor.

Ekonomistler, kredi kartı borçlarındaki hızlı artış ile kredi piyasasındaki daralmanın birlikte okunması gerektiğini belirterek, bu tablonun hanehalkının geçim baskısının arttığına ve ekonomide temkinli bir döneme girildiğine işaret ettiğini vurguluyor.

Paylaşın

Merkez Bankası Bir Haftada 12 Milyar Dolar Harcadı

Bloomberg’e göre Merkez Bankası (TCMB), Türk Lirası’ndaki sert hareketleri sınırlamak için bir hafta içinde döviz rezervlerinden yaklaşık 12 milyar dolar satarak piyasaya müdahale etti.

Orta Doğu’daki savaş, küresel enerji ve döviz piyasalarını sarsarken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) Türk Lirası’nı korumak için perde arkasında yürüttüğü devasa finansal operasyonun detayları ortaya çıktı.

Bloomberg’in, konunun hassasiyeti nedeniyle isimlerini açıklamak istemeyen döviz piyasası işlemcilerine (trader) dayandırdığı özel haberine göre, Türkiye savaşın başladığı geçen cumartesi gününden bu yana kurdaki dalgalanmayı önlemek için döviz rezervlerinden yaklaşık 12 milyar dolarlık satış gerçekleştirdi.

Haberde aktarılan detaylara göre operasyon şu şekilde gelişti: Merkez Bankası pazartesi günü piyasalar açılmadan önce likidite koşullarını sıkılaştırdı. İşlemler başladığında ise kreditörler (bankalar) piyasadaki dalgalanmayı (volatiliteyi) caydırmak amacıyla yoğun bir şekilde dolar satışı gerçekleştirdi.

Hafta boyunca kademeli olarak azalan dolar satışlarının, perşembe günü itibarıyla tamamen durduğu gözlemlendi. Harcanan 12 milyar dolarlık tutar, TCMB’nin net döviz rezervlerinin yaklaşık yüzde 15’ine denk geliyor. Merkez Bankası’nın bankalarla olan swap limitleri hariç tutulduğunda net döviz rezervleri geçen cuma itibarıyla 78.4 milyar dolar seviyesindeydi. (Altın rezervleriyle birlikte kasada toplam 200 milyar dolar bulunuyor).

Bu yüklü müdahalenin bir sonucu olarak Türk Lirası, savaş ortamında gelişmekte olan piyasa (EM) para birimlerinin çoğu çakılırken sakin kalmayı başardı. Dolar karşısında sadece yüzde 0,1’lik bir düşüş yaşayan Lira, bu hafta gelişmekte olan piyasalar arasında en iyi performans gösteren para birimlerinden biri oldu.

Bloomberg’e göre Türk politika yapıcılar, işletmelere ve yatırımcılara öngörülebilirlik sağlamak amacıyla liranın “kademeli” bir şekilde değer kaybetmesini yönetiyor. Bloomberg’in haberinde görüşlerine yer verilen uluslararası yatırım bankalarının üst düzey analistleri, mevcut stratejinin ne kadar süreceği konusunda savaşın takvimine işaret ediyor:

JPMorgan Chase & Co.: Gelişmekte Olan Piyasalar Ülke Stratejisi Başkanı Nick Eisinger, “Şu an için bunun sürdürülebilir bir politika olduğunu düşünüyoruz. Bunu yapmaya devam edebilmek için makul miktarda cephaneleri var. Ancak İran’da olup bitenlerin ne kadar süreceğinin bu kadar önemli olmasının nedeni de açıkça bu.” Eisinger’e göre, eğer riskli ortam bir iki hafta daha sürerse ortalık yatışabilir; aksi takdirde küresel risk varlıkları için beklentiler “çok daha zor” hale gelecek.

Goldman Sachs: Kamakshya Trivedi liderliğindeki analistler, yayımladıkları notta TL’deki hareketlerin şimdilik kontrol altına alındığını belirterek, “Merkez Bankası şimdilik devam edebilecek kadar büyük rezervlere sahip, ancak şokların devam etmesi halinde bu duruş daha az sürdürülebilir hale gelebilir” değerlendirmesinde bulundu.

DoubleLine Group LP: Portföy Yöneticisi Bill Campbell ise Türkiye’nin jeopolitik şoklara karşı kırılganlığına dikkat çekerek Türk tahvillerinde “düşük ağırlık (underweight)” pozisyonunda olduklarını açıkladı ve şu uyarıyı yaptı: “Piyasa hissiyatı (duyarlılık) tersine dönerse, bu durum yatırımcılar için çok dar bir çıkış kapısı (küçük bir acil çıkış) anlamına gelebilir.”

Bloomberg makalesi, NATO üyesi olan Türkiye’nin İran’a olan coğrafi yakınlığına ve savaşın başından bu yana ham petrol fiyatlarındaki yüzde 16’lık sıçramaya (enerji ithalatı bağımlılığı) dikkat çekiyor.

Ayrıca haberde, bu hafta yapılan 12 milyar dolarlık müdahalenin, geçen Nisan ayında (2025) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun hapse atılmasının ardından piyasaları sakinleştirmek için harcanan 50 milyar dolarlık rekor rezerv satışından ve faiz artırımlarından daha küçük çaplı olduğu hatırlatıldı. (Merkez Bankası, söz konusu döviz politikası hakkında Bloomberg’e yorum yapmaktan kaçındı).

Paylaşın