Türkiye’nin Dış Borcu 684 Milyar Lira Arttı

Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ekonomik etkilerine dair konuşan CHP’li Faik Öztrak, “Türk lirasının değerindeki çakılış Türkiye’nin dış borcunun karşılığını 684 milyar lira artırdı” dedi ve ekledi:

“Bu parayla 1 Osmangazi Köprüsü dâhil İzmir Otoyolu, üstüne ilave olarak 1 Yavuz Sultan Selim Köprüsü, o da yetmez, üstüne ilave olarak 1 Atatürk Köprüsü ve üstüne 3 tane de Avrasya Tüneli yapılırdı. Kalan parayla da her bir emeklinin ikramiyesine 787 lira ilave yapılırdı.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, Meclis Genel Kurulu’nda İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ekonomik etkilerine dair konuştu.

Artı Gerçek’in aktardığına göre; Faik Öztrak, hukuksuz gözaltının TL’nin değerini düşürdüğünü belirterek “Hukuksuz gözaltının ardından Türk lirasının değerindeki çakılış Türkiye’nin dış borcunun karşılığını 684 milyar lira artırdı. Bu parayla, bu yıl her bir emekliye 41 bin lira emekli ikramiyesi vermek mümkün. Sarayın sebep olduğu, kurdaki tsunami hükümetin ‘yüksek faiz, kontrollü kur’ politikasıyla döviz açığı artan şirketlere tam 185 milyar lira kur farkı zararı yazdırdı. Bunun faturası milletimize işsizlik ve pahalılık olarak çıkacak.”

Merkez Bankası ve kamu bankalarının kuru tutmak için milyarlarca dolar rezervi sattığını söyleyen Öztrak, “Bununla da yetinmediler, ileriye dönük kur sözleşmelerinin önünü açtılar. Borsa, Maraş depreminden daha fazla değer kaybetti, şirketlerin değeri tam 831 milyar lira düştü. Bu parayla 1 Osmangazi Köprüsü dâhil İzmir Otoyolu, üstüne ilave olarak 1 Yavuz Sultan Selim Köprüsü, o da yetmez, üstüne ilave olarak 1 Atatürk Köprüsü ve üstüne 3 tane de Avrasya Tüneli yapılırdı. Kalan parayla da her bir emeklinin ikramiyesine 787 lira ilave yapılırdı” diye ifade etti.

Paylaşın

Mahfi Eğilmez’den Dikkat Çeken “Faiz” Yazısı: Tek Başına Ekonomiyi Kurtaramaz

Faiz politikasının tek başına ekonomik sorunları çözmeye yetmeyeceğini belirten ekonomist Mahfi Eğilmez, yapısal reformların gerekliliğine dikkat çekti. Eğilmez, Türkiye’nin 2001 krizini IMF desteğiyle uyguladığı para ve maliye politikalarının yanı sıra yapısal reformlarla atlattığını vurguladı.

Mahfi Eğilmez, ancak zamanla bu reform sürecinin sekteye uğradığını belirterek, “Önce Avrupa Birliğiyle ilişkiler programlandığı şekilde ilerlemez oldu, ardından yapısal reformlar yapılacak yerde yapılmış olanlar da tersine çevrilmeye başlandı. 2018 yılında girilen başkanlık sistemiyle birlikte kamu yönetimi iyiden iyiye zayıfladı, ekonomi politikasında, özellikle faiz politikasında yanlış adımlar atılmaya başlandı ve bu yanlışlar 2021 yılında enflasyon yükselirken faizi düşürme hamlesiyle doruk noktasına çıktı” dedi.

Ekonomist Mahfi Eğilmez, “Faiz Tek Başına Ekonomiyi Kurtaramaz” başlıklı yazısında, ekonomi yönetiminin uyguladığı “faiz” politikalarına ilişkin eleştirilerini sıraladı. Eğilmez, yazısında şu ifadeleri kullandı:

“Faiz politikası, karşılıklar politikası, makro ihtiyati önlemler, önemli yapısal sorunları olmayan ekonomilerde ortaya çıkan sorunları çözmeye yarar. Mesela küresel kriz ortaya çıktığında ABD ve Avrupalı gelişmiş ekonomiler sorunlarını asıl olarak para politikası aracılığıyla çözmeye giriştiler. O zamana kadar ekonomi politikasının en büyük günahı kabul edilen para basarak finansman sağlama meselesi tabu olmaktan çıkarılıp bir politika uygulaması olarak devreye sokuldu. Parasal genişleme olarak adlandırılan bu uygulama kökeni 1900’lerin başına kadar uzanan modern para teorisinin de yaşama geçirilmesini sağladı.

Bir yandan para basıp piyasaya sürerek bir yandan faizleri sıfıra kadar düşürerek gelişmiş ülkeler, ekonomide karşılaştıkları çöküşten çıkmayı ve toparlanmayı başardılar. Bunu başarırken de önemli oranda enflasyon yaratmadılar. Çünkü paraları rezerv paraydı, o nedenle bastıkları paralar kendi ülkelerinde kalmadı ve yatırım fonları aracılığıyla bankalardan ödünç alınıp dışarıda daha yüksek getiri veren ülkelere gitti. Bu uygulamalar sırasında maliye politikası pek fazla devreye girmedi.

ABD ve Euro Bölgesi ülkeleri ekonomi ve hukuk, demokrasi, eğitim gibi diğer alanlarda alt yapıları önemli ölçüde yeterli ülkeler oldukları için para politikasını uygularken ayrıca büyük ölçüde yapısal reformlara girişmeye ihtiyaç duymadılar, ufak tefek düzeltmeler onlar için yeterli oldu.

Bizim yaşadığımız en önemli krizlerden birisi gelişmiş dünyanın karşılaştığı küresel krizden yedi yıl kadar önce 2001’de çıktı. Bu kriz sırasında IMF desteğiyle faiz politikası, zorunlu karşılıklar gibi düzenlemelerle para politikası, vergilerin yeniden düzenlenmesi ve bütçe açıklarının giderilmesi yoluyla kamu mali disiplininin sağlanması gibi maliye politikası önlemlerine yer verirken bankacılık reformu gibi yapısal reformların da yapılması sağlandı. Bunlara ek olarak ekonomi ve diğer alanlarda ileri düzenlemelere geçişi sağlayacak olan Avrupa Birliğiyle tam üyelik müzakereleri başlatıldı. Bütün bu olumlu düzenleme ve adımların sonucu olarak Türkiye kısa sayılabilecek bir sürede krizden çıktı, cari denge dışında bütün göstergeleri kriz öncesi durumla kıyaslanamayacak kadar olumlu bir görünüm aldı.

İlk kez orta gelir tuzağından çıkış umudu doğdu. Ne var ki bu olumlu görünüm çok sürmedi. Önce Avrupa Birliğiyle ilişkiler programlandığı şekilde ilerlemez oldu, ardından yapısal reformlar yapılacak yerde yapılmış olanlar da tersine çevrilmeye başlandı. 2018 yılında girilen başkanlık sistemiyle birlikte kamu yönetimi iyiden iyiye zayıfladı, ekonomi politikasında, özellikle faiz politikasında yanlış adımlar atılmaya başlandı ve bu yanlışlar 2021 yılında enflasyon yükselirken faizi düşürme hamlesiyle doruk noktasına çıktı. Faiz negatif hale gelince dövize yöneliş oldu, bu kez bu yönelişi önlemek için KKM uygulamasıyla kur garantisi getirildi.

2023 yılı ortasında bu yanlışlardan dönüş için yeni bir program uygulamaya kondu. Bu program faiz ve zorunlu karşılıklar düzenlemesi gibi para politikası araçlarının kullanılmasına dayanıyor. Kamu kesiminin, özellikle yüksek yöneticilerin yarattığı büyük israfla ilgili hiçbir düzenleme içermiyor. Maliye politikasıyla harcamaları kısmak yolunda düzenleme yapılamayınca bu kez enflasyonu yükselttiği bilinen dolaylı vergileri artırmaya ağırlık verilmek zorunda kalındı.

2021 yılından itibaren iki yıl boyunca enflasyona göre çok düşük faizle kredi kullanmaya başlamış olan iş âlemi, faizlerdeki yükselişe ayak uyduramadı. Ülke riskinin yüksekliği (CDS primi halen 257 bp düzeyinde bulunuyor) ve düşürülmeye çalışılması bir yana tam tersine risk artırıcı açıklamalar yapılması doğrudan yabancı sermaye girişinin önünü kesti. Doğrudan yabancı sermaye girişi çok düşük düzeyde kalınca yabancı sıcak para çeşidi olan carry trade yoluyla ve Türk yatırımcıların dolar hesaplarını bozdurup Türk Lirası hesaplara geçmesini sağlayan bir sistemle finansman çevrilmeye çalışılıyor.

Böyle bir ortam ülke ekonomisinin çekici gücü olan sanayi kesimi üretiminin ciddi darbe almasına yol açıyor. Sanayi üretimi 2024 sonunda kısa bir çıkış göstermiş olsa da bunun bir “ölü kedi sıçraması” olduğu görülebiliyor.

Özetle bugün geldiğimiz durumdan bugün uyguladığımız gibi yalnızca para politikasıyla çıkmak mümkün görünmüyor. Enflasyonda tümüyle baz etkisine dayalı geçici düşüşlere bakarak sorun çözülüyor gibi düşünmek çok yanlış olur. Artık bir dakika bile kaybetmeden hukukun üstünlüğü ve güçler ayrımına dayalı demokrasinin kurulmasından başlayarak vergi reformu, kamu harcama reformu, teşvik sisteminin doğru kullanılması gibi yapısal reformlara başlamamız gerekiyor.”

Paylaşın

Emeklinin Bayram İkramiyesi Belli Oldu: Dört Bin Lira

Yaklaşık 16. 5 milyon emekliyi ilgilendiren Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı ikramiyeleri 4 bin lira oldu. Bayramı ikramiyeleri, 2024 yılında 3 bin liraya yükseltilmişti.

AK Parti, Gençlik ve Spor Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde değişiklik yapan 18 maddelik yasa teklifi Meclis Başkanlığına sundu. Yaklaşık 16. 5 milyon emekliyi ilgilendiren bayram ikramiyelerindeki artışta yasa teklifinde yer aldı.

Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, “Emeklilerimize verilen Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı ikramiye tutarını yapılan değerlendirmeler sonucunda 3 bin liradan 4 bin liraya çıkartıyoruz” dedi.

ANKA’nın AK Partili kaynaklardan edindiği bilgiye göre, hem Ramazan hem de Kurban bayramlarında emeklilere yapılacak 4 biner lira ikramiyenin bütçeye maliyetinin 127 milyar TL olarak hesaplandı.

Yetkililer, teklifin yasalaşmasının ardından 27 Mart Perşembe ve 28 Mart Cuma günleri emeklilerin hesaplarına yatırılacak şekilde planlama yapıldığını bildirdi.

Ramazan Bayramı arifesi 29 Mart Cumartesi gününe denk geliyor. Ramazan Bayramı 30 Mart Pazar-1 Nisan Salı 2025 tarihlerinde kutlanacak.

Emeklilere her yıl Ramazan ve Kurban Bayramları öncesinde ödenen bayram ikramiyeleri, 2024 yılında yüzde 50 artırılarak 3 bin TL’ye yükseltilmişti.

Paylaşın

Gıda Enflasyonu, Türkiye’de Yüzde 41.7 Uganda’da Yüzde 0.6

Gıda enflasyonu, resmi rakamlara Türkiye’de yüzde 41,7, İran’da yüzde 26, Lübnan’da 20.8, Bangladeş’te yüzde 10,7, Kamerun’da yüzde 7,3, Burkina-Faso’da yüzde 8,9, Uganda’da ise yüzde 0,6.

Haber Merkezi / İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökce, sosyal medya hesabı üzerinden, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyesi 57 ülkenin gıda enflasyonu verilerini paylaştı. Buğra Gökce, paylaşımında şu bilgilere yer verdi:

“İslam İşbirliği Teşkilatı’na (İİT) üye 57 ülke arasında gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülke Türkiye.

İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi 57 ülkenin 8’inde çatışma koşulları veya yerel sorunlar nedeniyle gıda enflasyonu güncel verileri bulunamazken, kalan 49 ülkede ortalama gıda enflasyonu 6,7. Türkiye hariç ortalama gıda enflasyonu ise sadece 6.

Türkiye’de gıda enflasyonu resmi rakamlara göre yüzde 41,7 oldu. Halkımızın geniş kesimi bu enflasyondan çok daha yüksek rakamlara maruz kalıyor. Buna rağmen Türkiye’yi yüzde 27,3 ile İran, yüzde 26 ile Nijerya, yüzde 21,8 ile Filistin ve yüzde 20.8 ile Lübnan takip ediyor.

Bangladeş’te gıda enflasyonu yüzde 10,7 olarak gerçekleşirken, Togo’da 9,1, Kamerun’da 7,3, Burkina-Faso’da ise yüzde 8,9 olarak gerçekleşti.

Uganda’da yıllık gıda enflasyonu yüzde 0,6. Afganistan’da -3, Pakistan’da ise -3.1 ile gıda fiyatları bir önceki yıla göre ucuzladı.

Dünya genelinde de gıda fiyatları azalma eğiliminde. FAO Gıda Fiyatları Endeksi Aralık ayına göre 2,1 puan düşerek 124,9 seviyesine indi. Bu seviye yaklaşık olarak Ağustos 2008 fiyat seviyesi ile aynı.

Türkiye’de gıda fiyatları hem dünya genelinden hem de İslam İşbirliği Teşkilatı üye ülkelerden marjinal şekilde ayrıştı. Bunun temel nedeni uygulanan ekonomi politikası nedeniyle Türk lirasının değerini kaybetmesi, genel yoksullaşma ve yüksek enflasyon oldu.

Ne yazık ki Ramazan ayında yüksek gıda enflasyonu nedeniyle vatandaşlarımız rahatça ne sahura kalkabiliyor, ne de iftarını yapabiliyor. Ekonomideki kötü yönetim vatandaşın sofrasını ağır şekilde vuruyor.”

Paylaşın

Sosyal Yardım Alan Hane Sayısı 4,5 Milyonu Aştı

2024 yılında toplam 4 milyon 574 bin 684 hane sosyal yardımlardan faydalandı. Sosyal yardımların yüzde 96’sı nakdi destekten oluşurken, yardımların yüzde 89’u düzenli yapılan ödemelerden oluştu.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın raporu, Türkiye’de yoksulluk oranlarının endişe verici seviyelere ulaştığını ortaya koydu. 2024 yılı itibarıyla aşırı yoksulluk sınırının altında yaşayan hane sayısı 3,6 milyona yükselirken, sosyal yardım harcamalarında da rekor artış yaşandı.

Bakanlığın verilerine göre, 2024 yılında sosyal yardım harcamaları 491,7 milyar TL’ye ulaştı. Bu rakam, 2023 yılına göre yüzde 61’lik bir artışı ifade ediyor. Sosyal yardımların yüzde 96’sının nakdi destek olarak sağlandığı belirtilirken, yardımların yüzde 89’u düzenli yapılan ödemelerden oluştu.

Rapora göre, 2024 yılında toplam 4 milyon 574 bin 684 hane sosyal yardımlardan faydalandı. Öne çıkan bazı destek kalemleri ise şöyle:

Elektrik tüketim desteği: 4 milyon 87 bin 785 hane
Şartlı Eğitim Yardımı: 1 milyon 744 bin 442 kişi – toplam 1,3 milyar TL
Gıda yardımları: 4 milyon 262 bin 105 kişi
Barınma yardımları: 21 bin 380 hane
Doğalgaz tüketim desteği: 702 bin 253 hane
Genel Sağlık Sigortası (GSS) prim borçlusu kişi sayısı: 9 milyon 444 bin 458

Çocuklar risk altında

Bakanlık raporunda, 2024 yılında 272 bin 348 çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı belirtilirken, bu çocuklardan 252 bin 348’ine Sosyal ve Ekonomik Destek Programı kapsamında yardım sağlandığı aktarıldı.

Paylaşın

Türkiye, OECD Ülkeleri Arasında Enflasyonda Zirvede

Şubat ayını 39,05 enflasyonla kapatan Türkiye, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne (OECD) üye ülkeler arasında en yüksek enflasyon oranına sahip ülke olmaya devam etti.

Haber Merkezi / OECD’yi, dünya ekonomisinin yönetimine alt yapı oluşturan, küresel bağlamda önem kazanmakta olan konuları analitik düzeyde inceleyen temel ve öncü kuruluşlardan biri olarak nitelemek mümkündür. OECD esas itibariyle, ekonomik konularda uzmanlaşmış hükümetlerarası bir istişare kuruluşu görünümündedir

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), Türkiye’nin enflasyon verilerine ilişkin yeni bir değerlendirme yayımladı. Açıklamada, Türkiye’nin yüksek enflasyon oranıyla OECD ülkeleri arasında ilk sırada yer aldığı belirtilirken, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı resmi enflasyon rakamlarına yönelik tartışmaların sürdüğü vurgulandı.

TÜİK tarafından açıklanan verilere göre, 2025 Şubat ayı itibarıyla yıllık enflasyon yüzde 39,05, aylık enflasyon ise yüzde 2,27 olarak gerçekleşti. Sektörel bazda en yüksek fiyat artışı yüzde 94,90 ile eğitim alanında görülürken, onu yüzde 70,81’lik oranla konut harcamaları ve yüzde 45,90 ile lokanta ve oteller takip etti. Gıda ve alkolsüz içecekler grubundaki yıllık fiyat artışı ise yüzde 35,11 seviyesinde gerçekleşti.

DİSK-AR tarafından yapılan açıklamada, Türkiye’de uzun süredir devam eden yüksek enflasyonun özellikle düşük ve sabit gelirli kesimler üzerindeki yıkıcı etkisine dikkat çekildi. Açıklamada, “Büyük ölçüde baz etkisi nedeniyle enflasyonun artış hızı yavaşlamış olsa da fiyatlar artmaya devam ediyor. Enflasyonun artış hızındaki düşüş, fiyatların düştüğü anlamına gelmiyor. Aksine, farklı toplumsal kesimler enflasyonu farklı şekillerde hissediyor. Yüksek enflasyon, dar gelirli vatandaşların alım gücünü çok daha fazla düşürüyor ve gelir dağılımındaki adaletsizliği derinleştiriyor” ifadelerine yer verildi.

DİSK-AR, TÜİK’in Haziran 2022 itibarıyla madde fiyat listesini açıklamayı bırakmasıyla enflasyon verilerinin daha da tartışmalı hale geldiğini vurguladı. Kurumun değerlendirmesinde şu ifadeler kullanıldı: “TÜİK’in açıkladığı enflasyon verileri, halkın hissettiği gerçek enflasyonu tam olarak yansıtmıyor. Ancak resmi verilere göre bile Türkiye’de enflasyon seviyesi oldukça yüksek. Ülkemiz, enflasyon oranları açısından dünyada en kötü birkaç ülke arasında yer alırken, OECD ülkeleri içinde en yüksek enflasyona sahip ülke konumunu uzun süredir koruyor.”

Enflasyon: TÜİK yüzde 39, ENAG yüzde 79

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Şubat ayı enflasyon verilerini açıkladı. Buna göre Şubat’ta tüketici fiyat endeksi (TÜFE) önceki aya göre yüzde 2,27 artarken, yıllık bazda artış yüzde 39,05 oldu. TÜFE’de böylece 20 ay sonra ilk kez yüzde 40 seviyesinin altı görüldü. Piyasa beklentisi aylık enflasyonun yüzde 3 seviyesinde gerçekleşeceği yönündeydi.

Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış yüzde 20,84 ile giyim ve ayakkabıda kaydedildi. Buna karşılık en yüksek artış ise yüzde 94,90 ile eğitim grubunda hesaplandı. Aylık bazda bakıldığında ise giyim ve ayakkabıda yüzde 5,06 aşağı yönlü fiyat hareketi görüldü. Eğitim aylık bazda da yüzde 9,92 yükselişle yukarı yönlü hareketin en fazla olduğu grup oldu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) yıl sonunda enflasyonun yüzde 24’e gerileyeceğini öngörüyor. Hükümetin Orta Vadeli Programında ise yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 17,5 olarak belirlenmişti.

Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) verisine göre ise TÜFE’de aylık değişim yüzde 3,37 yukarı yönlü oldu. Yıllık enflasyon yüzde 79,51 olarak hesaplandı. ENAG’a göre aylık bazda en yüksek fiyat artışı yüzde 6,77 ile haberleşme kategorisinde görüldü, onu yüzde 5,38 ile gıda ve alkolsüz içecekler izledi. Sağlık grubunda ise önceki aya göre fiyat değişimi kaydedilmedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabı üzerinden, TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerini değerlendirdi. Mehmet Şimşek, şu ifadeleri kullandı: “Dokuz aydır gerileyen yıllık enflasyon şubatta yüzde 39,1 gerçekleşti. Temel mallarda yıllık enflasyon geçen yılın aynı ayına göre 32 puan düşüşle yüzde 21,7, hizmet enflasyonu ise 35 puan düşüşle yüzde 59,8 oldu.

Dezenflasyon sürecini destekleyen maliye ve gelirler politikaları ile beklentilerdeki iyileşme sayesinde enflasyondaki istikrarlı düşüşün devam etmesini bekliyoruz. Vatandaşlarımızın alım gücünü ve gelir dağılımını kalıcı olarak iyileştirecek olan fiyat istikrarına ulaşmak için politikalarımızı kararlılıkla uygulayacağız.”

Paylaşın

Şubat Ayında, Vatandaşın Borç Yükü Katlanarak Arttı

Şubat ayında tüketici kredileri 2 trilyon 92 milyar liraya ulaştı. Tüketici kredilerinde en büyük pay 1 trilyon 492 milyar lira ile ihtiyaç kredilerinde olurken, konut kredisi ise 531 milyar lira ile ikinci sırada yer aldı.

Bankaların tahsil edemediği ve takipteki alacaklara düşen tüketici kredileri 69 milyar TL’yi aşarken, bireysel kredi kartlarında bu miktar 68 milyar 902 milyon TL oldu.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) verilerine göre, tüketici kredileri bireysel kredi kartlarında vatandaşın borç yükü şubat ayında da katlanarak arttı. Tüketici kredilerinde 2024 şubat ayından 2025 yılının şubat ayına kadar olan dönemde 530 milyar 828 milyon TL artış oldu. Yıl başından bu yana iki ayda yasal takibe düşen kredi miktarı da 328 milyar 754 milyon TL’ye ulaştı.

BDDK’nın 21 Şubat 2025 haftalık verilerine göre, tüketici kredileri 2 trilyon 92 milyara TL’ye ulaşırken bireysel kredi kartlarında borç 1 trilyon 875 milyar TL olarak gerçekleşti. Tüketici kredileri geçtiğimiz yıl 23 Şubat haftasında toplam 1 trilyon 562 milyar TL iken 2025 yılının 21 Şubat haftalı aynı dönemine kadar vatandaşın kredi yükünde bir yılda 530 milyar 828 milyon TL artış yaşandı.

En büyük borç ihtiyaç kredilerinde

Vatandaşların borçlanması her geçen gün artarken tüketici kredilerinde yılın ilk ayından bu yana toplamda 73 milyar TL artış oldu. Tüketici kredilerinde en büyük pay 1 trilyon 492 milyar TL ile ihtiyaç kredilerinde olurken, konut kredisi ise 531 milyar TL ile ikinci sırada yer aldı.

BDDK’nın 21 Şubat tarihli verisine göre, takipteki alacaklara düşen kredi miktarında da artış yaşandı. Batık kredi miktarı 328 milyar 754 milyon TL’ye ulaştı. Bankaların tahsil edemediği ve takipteki alacaklara düşen tüketici kredileri 69 milyar TL’yi aşarken, bireysel kredi kartlarında bu miktar 68 milyar 902 milyon TL oldu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Şimşek’ten Enflasyon Açıklaması: Düşüşün Devam Etmesini Bekliyoruz

Mehmet Şimşek, TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerine ilişkin, “Dezenflasyon sürecini destekleyen maliye ve gelirler politikaları ile beklentilerdeki iyileşme sayesinde enflasyondaki istikrarlı düşüşün devam etmesini bekliyoruz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Vatandaşlarımızın alım gücünü ve gelir dağılımını kalıcı olarak iyileştirecek olan fiyat istikrarına ulaşmak için politikalarımızı kararlılıkla uygulayacağız.”

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabı üzerinden, TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerini değerlendirdi. Mehmet Şimşek, şu ifadeleri kullandı:

“Dokuz aydır gerileyen yıllık enflasyon şubatta yüzde 39,1 gerçekleşti. Temel mallarda yıllık enflasyon geçen yılın aynı ayına göre 32 puan düşüşle yüzde 21,7, hizmet enflasyonu ise 35 puan düşüşle yüzde 59,8 oldu.

Dezenflasyon sürecini destekleyen maliye ve gelirler politikaları ile beklentilerdeki iyileşme sayesinde enflasyondaki istikrarlı düşüşün devam etmesini bekliyoruz. Vatandaşlarımızın alım gücünü ve gelir dağılımını kalıcı olarak iyileştirecek olan fiyat istikrarına ulaşmak için politikalarımızı kararlılıkla uygulayacağız.”

Enflasyon: TÜİK yüzde 39, ENAG yüzde 79

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Şubat ayı enflasyon verilerini açıkladı. Buna göre Şubat’ta tüketici fiyat endeksi (TÜFE) önceki aya göre yüzde 2,27 artarken, yıllık bazda artış yüzde 39,05 oldu. TÜFE’de böylece 20 ay sonra ilk kez yüzde 40 seviyesinin altı görüldü.

Piyasa beklentisi aylık enflasyonun yüzde 3 seviyesinde gerçekleşeceği yönündeydi.

Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış yüzde 20,84 ile giyim ve ayakkabıda kaydedildi. Buna karşılık en yüksek artış ise yüzde 94,90 ile eğitim grubunda hesaplandı.

Aylık bazda bakıldığında ise giyim ve ayakkabıda yüzde 5,06 aşağı yönlü fiyat hareketi görüldü. Eğitim aylık bazda da yüzde 9,92 yükselişle yukarı yönlü hareketin en fazla olduğu grup oldu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) yıl sonunda enflasyonun yüzde 24’e gerileyeceğini öngörüyor. Hükümetin Orta Vadeli Programında ise yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 17,5 olarak belirlenmişti.

Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) verisine göre ise TÜFE’de aylık değişim yüzde 3,37 yukarı yönlü oldu. Yıllık enflasyon yüzde 79,51 olarak hesaplandı.

ENAG’a göre aylık bazda en yüksek fiyat artışı yüzde 6,77 ile haberleşme kategorisinde görüldü, onu yüzde 5,38 ile gıda ve alkolsüz içecekler izledi. Sağlık grubunda ise önceki aya göre fiyat değişimi kaydedilmedi.

Paylaşın

Türkiye, Enflasyonun En Yüksek Olduğu Beşinci Ülke

Dünya genelinde enflasyonun en yüksek olduğu 5’inci ülke Türkiye. TÜİK’in açıkladığı yüzde 42,1’lik enflasyon rakamı kabul edilirse ,Türkiye’yi 36,5 ile Burundi, 34,8 ile Nijerya ve 34,5 ile İran takip ediyor.

Haber Merkezi / TÜİK’e göre 2003’ten bu yana ortalama fiyatlar 24 kat, gıda fiyatlarıysa 35 kat arttı!

İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökce, “Bu Ramazan mutfakta yangın var: İslam ülkelerinde gıda fiyatları en fazla Türkiye’de arttı!” başlıklı sosyal medya paylaşımı ile Türkiye’deki yüksek enflasyon ve gıda fiyatlarındaki artışa dikkat çekti.

Buğra Gökce, paylaşımında şu bilgilere yer verdi: “Dünyada enflasyonun en yüksek olduğu 5’inci ülke Türkiye. TÜİK’in açıkladığı yüzde 42,1’lik enflasyon rakamı kabul edilirse Türkiye’yi 36,5 ile Burundi, 34,8 ile Nijerya ve 34,5 ile İran takip ediyor. Savaş halindeki Rusya’da enflasyon yüzde 9,2 iken Ukrayna’da sadece yüzde 12.

Türkiye’deki gıda enflasyonu ise ağır saldırı altındaki Filistin’den bile daha yüksek. İsrail’in başlattığı saldırılar nedeniyle Filistin’de gıda enflasyonu 2024 yılı Kasım ayında yıllık bazda yüzde 121’e çıkarken, 2025 yılı Ocak ayında yıllık gıda enflasyon yüzde 21,86’ya düştü. Aynı dönemde Türkiye’de gıda enflasyonu yıllık bazda yüzde 41,76 olarak gerçekleşti.

İran’da yıllık gıda enflasyonu yüzde 27,3 olurken, Mısır’da yüzde 20,8, Suudi Arabistan’da ise sadece yüzde 0,8 olarak gerçekleşti. Yani bu Ramazan gıda fiyatları açısından en çok yoksullaşanlar bizim halkımız oldu.

TÜİK’e göre 2003’ten bu yana ortalama fiyatlar 24 kat, gıda fiyatlarıysa 35 kat arttı!

Gıda fiyatlarındaki artış dar gelirlileri ve çalışanları daha fazla etkiliyor. En düşük yüzde 20’lik gelir grubu toplam gelirin yüzde 6,3’ünü alırken, bu grubun harcamaları içinde gıdanın payı yüzde 36,6. En yüksek yüzde 20’lik gelir grubu toplam gelirin yüzde 48,1’ini elde ederken harcamaları içindeki gıdanın payı sadece yüzde 14,5’.

Yani emekliler, çalışanlar, dar gelirliler gıda harcaması yaptıktan sonra başka harcama kalemlerine daha az oranda para ayırabiliyor, varsıl olanlarınsa bütçesinde gıda harcamaları önemli bir yer tutmuyor.

Yüksek enflasyon ve gıda fiyatlarındaki artış nedeniyle bu Ramazan’da vatandaşın mutfağında yangın var. İftar sofraları geçen yıllara göre küçülüyor, halkımız Ramazan ayını bile endişe içerisinde yaşıyor.”

Paylaşın

Ramazan Sofraları Küçülecek; Geçen Yıla Göre Yüzde 45 Daha Pahalı

İPA Başkanı Buğra Gökce, ücret artışlarının gıda enflasyonuna yetişemediğini ve bu nedenle birçok ailenin bu yılki Ramazan sofralarının küçüleceğini ifade etti.

Buğra Gökce, “Türkiye’de gıda fiyatları savaş halindeki Rusya ve Ukrayna’dan bile daha fazla artmış durumda. Ücretlerdeki artış bu yükselişe yetişemediği için halkımız ne yazık ki bu Ramazan’ı da ekonomik zorluklarla karşılayacak” dedi.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA) tarafından yayımlanan Ramazan Ayı Temel Mutfak Harcamaları Raporu, temel gıda maddelerindeki artışın boyutunu gözler önüne serdi. 2024 Ramazan ayında temel mutfak harcamaları 7 bin 249 TL olarak hesaplanırken, 2025 Ramazanı için bu tutar 10 bin 565 TL’ye yükseldi. Böylece yıllık artış yüzde 45,75 olarak kaydedildi.

Rapora göre, mutfakta en büyük fiyat artışı yüzde 121,79 ile kahvede yaşandı. Kahvenin ardından ayçiçek yağı yüzde 62,28, kırmızı et (et-kıyma) yüzde 55,10, mercimek yüzde 51,61 ve tavuk eti yüzde 43,13 oranında zamlandı. En düşük fiyat artışı ise yüzde 9,75 ile salçada görüldü.

Kahve: Yüzde 121,79
Ayçiçek Yağı: Yüzde 62,28
Kırmızı Et (Et-Kıyma): Yüzde 55,10
Mercimek: Yüzde 51,61
Tavuk Eti: Yüzde 43,13
Un: Yüzde 40,60
Beyaz Peynir: Yüzde 39,90
Şehriye: Yüzde 39,31
Makarna: Yüzde 35,88
Pirinç: Yüzde 33,36
Toz Şeker: Yüzde 28,60
Zeytin: Yüzde 22,35
Salça: Yüzde 9,75

İPA Başkanı Buğra Gökce, 2024 yılı Ramazan sofralarının geçen yıla kıyasla Yüzde 45 oranında daha pahalıya mal olduğunu açıkladı. Gökce, Türkiye’deki gıda enflasyonunun Avrupa’daki 10 ülkenin toplam enflasyonuna eşit olduğunu belirterek, yüksek fiyat artışlarının vatandaşın Ramazan ayında da mutfağını daralttığını vurguladı.

Gökce, asgari ücretin aynı dönemde yalnızca yüzde 30 arttığını belirterek, ücret artışlarının gıda enflasyonuna yetişemediğini ve bu nedenle birçok ailenin Ramazan sofralarının küçüleceğini ifade etti.

Buğra Gökce, “Türkiye’de gıda fiyatları savaş halindeki Rusya ve Ukrayna’dan bile daha fazla artmış durumda. Ücretlerdeki artış bu yükselişe yetişemediği için halkımız ne yazık ki bu Ramazan’ı da ekonomik zorluklarla karşılayacak” diye konuştu.

Paylaşın