Tarım Sektörü İcra Kıskacında

Tarım sektörünün bankacılık sistemine olan kredi borçları eylül ayında 16,5 milyar lira daha artarak 261,4 milyar liraya kadar yükseldi. CHP’li Gürer, üreticilerin ve yetiştiricilerin ise icra takibi kıskacı ile baş başa kaldığını söyledi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarım sektörünün, bu yılın ilk 9 ayında bankalara 93,7 milyar lira daha borçlandığını ve sektörün bankalara olan toplam borcunun 261,4 milyar liraya ulaştığını açıkladı.

CHP’li Gürer, AK Parti iktidarının yanlış tarım politikaları nedeniyle tarımın sorunlu noktaya geldiğini, üreticilerin ve yetiştiricilerin ise icra takibi kıskacı ile baş başa kaldığını belirtti.

Tarım sektörüne ait verilerle ilgili değerlendirmelerde bulunan Gürer, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) verilerine göre tarım sektörünün bankacılık sistemine olan kredi borçlarının eylülde 16,5 milyar lira daha artarak 261,4 milyar liraya kadar çıktığına dikkat çekti.

Gürer, sektörün bu yılın ilk 9 ayında 93,7 milyar lira daha bankalara borçlandığına da işaret etti.

Tarım sektörünün bankalara olan borcunun 204,2 milyar liralık kısmını kamu bankalarından, 57 milyar liralık kısmını da özel bankalardan aldıkları borçların oluşturduğunu aktaran Gürer, sektörün zamanında ödeyemediği için bankalar tarafından takibe alınan borçlarının ise 3 milyar lira olarak gerçekleştiğini kaydetti.

819 bin kişi icra takibine alındı

CHP’li Gürer, TBB Risk Merkezi’nin verilerine göre bu yılın ocak-eylül döneminde toplam 819 bin 547 yurttaşın bankalara olan bireysel kredi borcunu, 706 bin 457 vatandaş da kredi kartı borcunu zamanında ödeyemediği için bankalar tarafından icra takibine alındığına da dikkat çekti.

Ömer Fethi Gürer, küçük ve orta boy işletmelerin (KOBİ) bankacılık sektörüne olan kredi borçlarının eylülde 103,6 milyar lira artarak 1 trilyon 771 milyar liraya kadar yükseldiğini belirtti.

KOBİ’lerin borçlarında geçen yılın sonuna göre ise 640 trilyon liralık artış yaşandığı görülüyor. KOBİ’lerin bankalara olan ve zamanında ödeyemedikleri krediler ise eylülde 244 milyon, ocak-eylül döneminde de 3,2 milyar lira artarak 60 milyar liraya çıktı. BDDK’nın verilerine göre toplam 353 bin KOBİ bu nedenle bankaların takibinde bulunuyor.

Paylaşın

2002’den Sonra Simit 25, Çay 50 Kez Zamlandı

İYİ Parti Genel Başkan Başdanışmanı Aytun Çıray, “Üç çocuklu bir ailenin günde üç öğün birer simit yemesi, birer çay içmesi bile 150 lira. 5 kişilik ailenin sürekli çay ve simit ile beslenmesi durumunda aylık gideri 4 bin 500 TL tutuyor.” dedi ve ekledi:

“Asgari ücretlinin elinde sadece bin TL kalıyor. 2002 yılında bir simit 20 kuruş, bir bardak çay ise 10 kuruştu. 2002 yılında yarım kilo kaşar peyniri 3.15 TL’ye satılırken şimdi 100 TL. 20 yıl içinde simit 25, çay 50, kaşar ise 30 kat zamlandı.”

Geçen hafta İstanbul’daki Taksim Meydanı’nda vatandaşlara simit dağıtan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Benim de gençlik yıllarımdan beri kaşar-simit her zaman hazır yemeğimdir. Hep bunu yaptım” demişti.

Sözcü’den Deniz Ayhan‘a konuşan İYİ Parti Genel Başkan Başdanışmanı Aytun Çıray, AKP’nin iktidara geldiği 2002’de bir simitin 20 kuruş, bir bardak çayınsa 10 kuruştan satıldığını kaydetti.

Çıray şöyle devam etti: “Asgari ücret şu anda 5 bin 500 TL. Erdoğan’ın çay simit hesabına bakıldığında 3 çocuğu olan 5 kişilik ailenin bir öğünlük simit çay hesabı 50 TL yapıyor. Üç çocuklu bir ailenin günde üç öğün birer simit yemesi, birer çay içmesi bile 150 lira. 5 kişilik ailenin sürekli çay ve simit ile beslenmesi durumunda aylık gideri 4 bin 500 TL tutuyor.

Asgari ücretlinin elinde sadece bin TL kalıyor. 2002 yılında bir simit 20 kuruş, bir bardak çay ise 10 kuruştu. 2002 yılında yarım kilo kaşar peyniri 3.15 TL’ye satılırken şimdi 100 TL. 20 yıl içinde simit 25, çay 50, kaşar ise 30 kat zamlandı.

‘Günlük masrafı 20 kuruş’

2002’de bir simit 20 kuruştu, şu an 5 TL. Bir çay, bir simit 10 TL.. Sarayının günlük masrafı 10 milyon TL. Sözde millete hâlâ sizden biriyim demek istiyor ama samimi değil, olamaz da. Üstelik simit, çay, peynir üçlüsünü dağıttı. 20 yılın sonunda peyniri çaldılar, çay simit kaldı. Bu milletin artık AKP iktidarını sırtında taşıyacak gücü de, sabrı da kalmadı. İnsanlarımız çay simide muhtaç. Sarayda 4 milyon lira mutfak harcaması yapan Erdoğan ve iktidarı artık Türk Milletiyle bağını tamamen koparmıştır.

Erdoğan da 1993 yılında çay-simit hesabını şöyle yapmıştı: “Değerli kardeşlerim bakın, Çay 1.000 + simit 1.500 TL, eşittir, toplam 2 bin 500 TL. 5 kişilik bir aile günde 3 öğün çay-simit yerse: 2.500 x 5 = 12.500 TL. Onu da 3 öğünle ile çarpın etti mi 37.500 TL. Bir ayda ne eder, 1.125.000 TL. Asgari ücret ne kadar 910 bin lira. Bu zalim yönetim, bu aziz millete bir bardak çayla bir simidi bile layık görmüyor. Bunların peşinden nasıl gideceksiniz?”

Paylaşın

Alışveriş Merkezleri Borç Batağında: Borçlarının Faizini Bile Ödeyemiyor

ALMAN ECE Marketplaces’in iştiraki olan, ticari gayrimenkul geliştirme ve yönetim şirketi ECE Türkiye CFO’su Nuri Şapkacı, 450’ye yakın AVM’nin, 280 tanesinin 20 bin metrekare üzerinde olduğunun altını çizerek, “Bunların yaklaşık 80’i bankaların elinde ve bankalar tarafından yaşatılmaya çalışılıyor.” dedi ve ekledi:

“Şu an ciddi anlamda zor süreç geçiren, bankaların eline geçen AVM’ler var. AVM’ler için zorluklar 2018’de kiraların dövizden TL’ye dönmesiyle başladı. Bazı AVM’ler faizini ödeyemiyor, bu anaparasını hiç ödeyemeyecek demek. 1-2 milyon dolardan bahsetmiyoruz burada. Bize bankalar üzerinden ‘bizi alın’ ya da ‘bize destek verin’ diyen AVM’ler mevcut.”

Kira sözleşmelerinde dövizden TL’ye dönülmesine ilişkin düzenleme sonrasında gelirlerinde kayıp yaşayan ve yükselen kurla birlikte banka borçlarında çıkmaza giren bazı AVM’ler kredi borçlarının faizini bile ödeyemeyecek noktaya geldi. Türkiye’deki AVM’lerin toplam banka borcu 12 milyar doları bulurken bunun yüzde 88’inin döviz olduğu belirtiliyor.

Sözcü’den Saime Başçı’nın aktardığına göre, Türkiye’de yatırımları olan ALMAN ECE Marketplaces’in iştiraki olan, ticari gayrimenkul geliştirme ve yönetim şirketi ECE Türkiye CFO’su Nuri Şapkacı, faaliyette olan 450’ye yakın AVM’nin, 280 tanesinin 20 bin metrekare üzerinde olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

“Bunların yaklaşık 80’i bankaların elinde ve bankalar tarafından yaşatılmaya çalışılıyor. Şu an ciddi anlamda zor süreç geçiren, bankaların eline geçen AVM’ler var. AVM’ler için zorluklar 2018’de kiraların dövizden TL’ye dönmesiyle başladı. Bazı AVM’ler faizini ödeyemiyor, bu anaparasını hiç ödeyemeyecek demek. 1-2 milyon dolardan bahsetmiyoruz burada.

Bize bankalar üzerinden ‘bizi alın’ ya da ‘bize destek verin’ diyen AVM’ler mevcut” değerlendirmesini yaptı.  Kiraların son 3-4 yılda yüzde 150, kredi maliyetlerinin ise yüzde 350 arttığına işaret eden Şapkacı, “Son yapılandırma önerisi hayata geçerse, yatırımcıları rahatlatabilir. Borçlarını ödeyemeyen yerli yatırımcılar bankalarla öyle anlaşmalar yapmışlar ki 20-30 yılda yaptıkları AVM yatırımlarını, grup şirketlerini, şahsi kefaletlerini vermişler. Bankalarla masaya oturduklarında banka ne derse kabul etmek zorundalar.”

‘Ticari gayrimenkul kanunu bir an önce çıkarılmalı’

Kira artışlarına ilişkin, bu noktada ticari gayrimenkul kanunun bir an önce çıkarılması gerektiğini aktaran Nuri Şapkacı, siyasi otoritelerin kendilerine hak verdiğini ancak bir gelişme kaydedilmediğini belirtti. Şapkacı, Ece Türkiye olarak 2019’a göre ziyaretçi sayılarının yüzde 7, satış cirolarının ise yüzde 223 arttığını dile getirdi.

Paylaşın

Kredi Veya Kart Borcunu Ödeyemeyenlerin Sayısı Yüzde 42,4 arttı

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da, ekonomik krizi gözler önüne seren her gün yeni bir veri yayınlanıyor. Bu yılın ilk 9 ayında bireysel kredi borcunu ödememiş kişi sayısı yüzde 18,1 artışla 819 bin 546 oldu.

Haber Merkezi / Bireysel kredi kartı borcunu ödememiş kişi sayısı ise, yüzde 127,9 artışla 706 bin 457, bireysel kredi veya kart borcunu ödememiş kişi sayısı da yüzde 42,4 artışla bir milyon 218 bin 397’ye yükseldi.

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi, Eylül 2022 “Negatif Nitelikli Bireysel Kredi ve Kredi Kartı” raporunu yayınladı.

Buna göre, Eylül 2021’e kıyasla bireysel kredi borcunu ödememiş (takipte olan, batık durumda) kişi sayısı yüzde 14.3 azalışla 98 bin 427 olurken bireysel kredi kartı borcunu ödememiş kişi sayısı yüzde 126.9 artışla 106 bin 574’e yükseldi. Kredi veya kart borcunu ödememiş kişi sayısı da yüzde 21.4 artışla 181 bin 640 oldu.

İlk dokuz ayda ise bireysel kredi borcunu ödememiş kişi sayısı yüzde 18.1 artışla 819 bin 546, bireysel kredi kartı borcunu ödememiş kişi sayısı yüzde 127.9 artışla 706 bin 457, bireysel kredi veya kart borcunu ödememiş kişi sayısı da yüzde 42.4 artışla 1 milyon 218 bin 397’ye yükseldi.

Önceki yıllar da dikkate alındığında ise bireysel kredi veya kredi kartı borcu devam eden kişi sayısı 4 milyon 165 bin 902’ye yükseldi. Ayrıca yine TBB Risk Merkezi verilerine göre Eylül 2022 itibarıyla bireysel kredi kartlarını da içeren bireysel kredilerde tasfiye olunacak alacaklar bir önceki yıla göre yüzde 43 artış ile 32 milyar TL’ye yükseldi.

Raporun tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Türkiye Varlık Fonu’nun Borcu 2 Trilyon 302 Milyar TL’ye Yükseldi

Türkiye Varlık Fonu’nun 2021 yılına ait denetim raporu TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Denetim raporunda, fonun 2019’da 950 milyar TL ve 2020’de 1 trilyon 586 milyar TL olan borcunun yüzde 45 artışla 2 trilyon 302 milyar TL’ye yükseldiği ifade edildi.

Raporda, TVF bünyesindeki kuruluşlara ait denetimlerin, “gizlilik” nedeniyle yeterli düzeyde gerçekleştirilemediği de kaydedildi ve “olumlu görüş” yerine “sınırlı olumlu görüş” bildirildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başında bulunduğu ve kamunun en önemli kuruluşlarını bünyesine alan Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) ait denetim raporu, gecikmeli olarak TBMM Başkanlığı’na sunuldu.

Birgün’den Hüseyin Şimşek‘in aktardığına göre, raporda, Halk Bankası, BOTAŞ, PTT, Ziraat Bankası, ÇAYKUR, Türk Şeker gibi kamunun gelir getirici çok sayıda kurumunun bağlı olduğu TVF’nin, her geçen yıl daha çok borçlandığı vurgulandı.

2021 yılına ait denetim raporunda, fonun 2019’da 950 milyar TL ve 2020’de 1 trilyon 586 milyar TL olan borcunun yüzde 45 artışla 2 trilyon 302 milyar TL’ye yükseldiği ifade edildi. Raporda, TVF bünyesindeki kuruluşlara ait denetimlerin, “gizlilik” nedeniyle yeterli düzeyde gerçekleştirilemediği de kaydedildi ve “olumlu görüş” yerine “sınırlı olumlu görüş” bildirildi.

Finans sektörü borcun temel kaynağı

TVF 2021 denetim raporuna göre, borçlanmanın en çok arttığı kalem, “finans sektörü faaliyetlerinden kaynaklanan borçlar” oldu. 2020’de 1 trilyon 367 milyar TL olan bu borç kalemi, ertesi yıl 1 trilyon 955 milyar TL’ye yükseldi. Çok sayıda alım, satım faaliyeti bulunan fonun “ticari borç”ları ise 29 milyar TL’den 80 milyar TL’ye yükseldi.

TCMB’de sermaye 111 milyar TL azaldı

TVF’ye bağlı kuruluşların ve alt işletmelerinin Merkez Bankası (TCMB) hesaplarında bulunan sermayelerindeki erime de raporda vurgulanan hususlar arasında yer aldı. Buna göre, Merkez Bankası’nda 2020’de 38 milyar TL tutarında eriyen fon sermayesi, 2021’de 111 milyar TL birden eksildi. Fonun 2020’de 63 milyar TL olan faiz gideri ise bir yıl sonra 125 milyar TL’ye yükseldi.

İşletme faaliyetlerinden kaynaklanan nakit giriş ve çıkışı kaleminde de dikkati çekici değişimler ortaya çıktı. Rapora göre, 2020’de işletme faaliyetleri sayesinde 10 milyar TL gelir elde eden fon, 2021’de aynı işlemler nedeniyle 161 milyon TL zarar etti.

Kredi zarar karşılığı 7 milyar TL’ye dayandı

Önemli kamu bankalarını bünyesinde bulunduran fonun, bir yıllık “beklenen kredi zarar karşılığı” da arttı. 2020 yılı için 6 milyar 89 milyon TL olarak belirlenen kredi zarar karşılığı, 2021’de 6 milyar 856 milyon TL’ye yükseldi.

Fona bağlı finans kuruluşlarının, “faiz, prim, komisyon ve diğer giderleri” kalemindeki tutarlar da raporda yer aldı. 2021’de bu giderlerin tümü 184 milyar TL olarak hesaplandı. Öne çıkan harcamalar arasından, mevduata ödenen faiz 83 milyar TL, para piyasası işlemlerine ödenen faiz 35 milyar TL, ticari zarar 18 milyar TL, kredilere ödenen faiz 1 milyar 891 milyon TL, verilen ücret ve komisyonlar 3 milyar 977 milyon TL oldu.

Milyarların akıbeti öğrenilemedi

Bağımsız denetim sonucunda TVF’ye “olumlu görüş” yerine “sınırlı olumlu görüş” verildi. Raporda bu durumun gerekçeleri şöyle sıralandı:

Bağlı ortaklığı Turkish Energy Company (TEC)’e ait finansal tablolar gizlilik unsuru taşıması sebebiyle bağımsız denetimden geçmemiştir. 2 milyar 448 milyon TL tutarında net zarara ilişkin herhangi bir denetim kanıtı elde edilememiştir.

BOTAŞ’ın 4 milyar 439 milyon TL tutarındaki ‘ilişkili olmayan taraflardan uzun vadeli diğer alacakları’ üzerinde, gizlilik unsuru taşıması sebebiyle, tarafımızca yeterli ve uygun denetim kanıtı elde edilememiştir.

PTT’nin 31 Aralık 2021 tarihi itibarıyla devam etmekte olan hukuki davalarının önemli bir bölümüne ilişkin ilgili dava karşılığının tamlığına yönelik yeterli ve uygun denetim kanıtı elde edilememiştir. Ayrıca PTT’nin konsolide finansal tablolarda yer alan 154 milyon TL, 3 milyar 886 milyon TL ve 1 milyar 365 milyon TL tutarlarındaki sırasıyla ticari alacaklar, ticari borçlar ve hasılat tutarlarına ilişkin yeterli ve uygun denetim kanıtları elde edilememiştir.

Türk Şeker ve Türk Tarım’ın mali tabloları bağımsız denetimden geçmemiştir.

ABD New York Güney Bölge Mahkemesi nezdinde İran yaptırımlarının ihlal edilmesi ile ilgili Halk Bankası’na açılan ceza ve hukuk davalarına ilişkin herhangi bir ceza, tazminat, yaptırım veya önlem uygulanmadığını belirtmiş ve finansal durum tablosunda buna ilişkin herhangi bir karşılık ayırmamıştır. Davalar sonucunda Halk Bankası’nın finansal durumunu olumsuz yönde etkileyebilecek bir karar alınması konusu belirsizliğini korumaktadır.

Paylaşın

IMF’den Türkiye’ye Enflasyonla Mücadele İçin ‘Faiz Artışı’ Tavsiyesi

Türkiye’ye enflasyonla mücadele için ‘faiz artışı’ tavsiyesinde bulunan IMF, politika faizindeki artışla birlikte Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) bağımsızlığını güçlendirecek adımların da atılmasını şiddetle tavsiye ettiklerini bildirdi.

Uluslararası Para Fonu (IMF), bu hamlelerin enflasyonu daha güçlü bir biçimde aşağı çekmeye ve rezervlerin zaman içerisinde yeniden oluşturulmasına destek vereceğini belirtti.

Uluslararası Para Fonu (IMF) heyeti 2022 yılı 4. madde değerlendirmesini tamamladı. Kuruluşun değerlendirmesinde enflasyonla mücadele için ‘faiz artışı’ tavsiyesi öne çıktı. Değerlendirmede Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) bağımsızlığına da vurgu yapıldı.

IMF heyeti 2022 yılı 4. madde değerlendirmesini tamamlarken, kuruluşun değerlendirmesinde para politikasına ilişkin tavsiyeler öne çıktı.

Bloomberg HT‘nin haberine göre; kuruluş değerlendirmesinde politika faizindeki artışla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) bağımsızlığını güçlendirecek adımların birlikte atılmasını şiddetle tavsiye ettiklerini bildirdi. IMF değerlendirmesinde bu hamlelerin enflasyonu daha güçlü bir biçimde aşağı çekmeye ve rezervlerin zaman içerisinde yeniden oluşturulmasına destek vereceğini belirtti.

Değerlendirmede yüksek enflasyon ve yükselen mali riskler dikkate alındığında sıkı maliye politikasının da yardımcı olacağı ifade edildi. IMF, bu politikaların tutunması durumunda kur korumalı mevduat da dahil olmak üzere makro ihtiyati ve düzenleyici tedbirlerin aşama aşama uygulamadan kaldırılması gerektiğini, böylelikle devletin finansal piyasalar ve kredi dağılımında daha sınırlı bir rol oynayabileceğini belirtti.

IMF’den yapılan açıklamada IMF heyetinin Ankara ve İstanbul’da 16-22 Ekim tarihleri arasında kamu ve özel sektörden farklı kesimlerle temaslarda bulunduğu açıklandı. Önümüzdeki haftalarda değerlendirme raporunun hazırlanacağı ve Ocak 2023’te İcra Direktörleri Kurulu tarafından raporun değerlendirilmesinin planlandığı belirtildi.

IMF, üye ülkelerde yılda bir kez konsültasyon çalışması yapıyor. Bu çalışma sırasında IMF yetkilileri ekonomik verileri toplarken ilgili ülkenin yetkilileriyle de görüşüyor.

IMF heyeti Türkiye’de konsültasyon amacıyla bulunduğu sırada farklı kesimlerle de bir araya gelerek ülke ekonomisi hakkında bir değerlendirme hazırlıyor. Bu değerlendirmenin gerekçe ve biçimleri IMF’nin ana sözleşmesinin 4. maddesinde yer aldığı için bu rapora 4. Madde Değerlendirme Raporu adı veriliyor. Bu rapor İcra Direktörleri Kurulu’nda görüşülüp onaylandıktan sonra ilgili ülkeye veriliyor.

Paylaşın

Dar Gelirlinin Enflasyonu Yüzde 126-146 Arasında

Yaşanan derin ekonomik kriz her gün yeni bir rapora yansıyor. Son olarak, DİSK-AR’ın yayınladığı rapora göre, ekim sonu itibariyle gıda enflasyonu yıllık ortalama yüzde 99,1 olarak gerçekleşti. Enflasyon, alım gücü düşük kesimlerde ise yüzde 126-146 arasında hissedildi.

Rapora göre, üçüncü yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 107,6 olurken, düşük gelirli ikinci yüzde 20’lik grubun gıda enflasyonu yüzde 127,6, en yoksul yüzde 20’lik gelir grubun gıda enflasyonu ise yüzde 146,2 olarak gerçekleşti.

Dördüncü yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 98,1 olurken, en yüksek gelir grubunun gıda enflasyonu ise yüzde 72,9 oldu. Böylece en yoksul gelir grubu yüzde 146,2 oranında gıda enflasyonu hissederken, en yüksek gelir grubu ise yüzde 72,9 oranında gıda enflasyonu hissetmiş oldu.

DİSK-AR ortaya çıkan bu durum için enflasyonun gelir gruplarına göre önemli ölçüde farklı hissedildiğini ortaya koyduğunu savundu.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) dün Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayımladığı enflasyon verilerinin ardından bir rapor paylaştı.

Raporda “TÜİK tarafından yayımlanan resmi enflasyon oranları farklı gelir gruplarını yansıtmıyor” diyen DİSK-AR kendi raporunda emeklilerin, dar gelirlilerin, düşük gelirlilerin hissettiği enflasyona yer verdi.

TÜİK’in ham verileri üzerinde hesaplamalar yaparak hazırlanan rapora göre gıda enflasyonu ortalama yüzde 99,1 olarak gerçekleşirken emeklilerde gıda enflasyonu yüzde 126,2 oldu.

Üçüncü yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 107,6 olurken, düşük gelirli ikinci yüzde 20’lik grubun gıda enflasyonu yüzde 127,6, en yoksul yüzde 20’lik gelir grubun gıda enflasyonu ise yüzde 146,2 olarak gerçekleşti.

Dördüncü yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 98,1 olurken, en yüksek gelir grubunun gıda enflasyonu ise yüzde 72,9 oldu. Böylece en yoksul gelir grubu yüzde 146,2 oranında gıda enflasyonu hissederken, en yüksek gelir grubu ise yüzde 72,9 oranında gıda enflasyonu hissetmiş oldu.

DİSK-AR ortaya çıkan bu durum için enflasyonun gelir gruplarına göre önemli ölçüde farklı hissedildiğini ortaya koyduğunu savundu.

AKP döneminde 10’a katlandı

Ekim 2022’de yüzde 85,5 olan resmi enflasyonun AKP dönemi için yeni bir rekor anlamına geldiğini belirten DİSK-AR “Aralık 2002’de yüzde 29,7’lik bir enflasyon devralan AKP 20 yılda enflasyonu 56 puan artırmış oldu” dedi.

Ayrıca AKP iktidarı döneminden bazı veriler de paylaştı. Yine rapora göre AKP hükümeti döneminde, 2003 ve 2022 Ekim arası dönemde tüketici fiyatları ve gıda fiyatları 10 ila 14 kat arttı.

Ayrıca son yıllarda gıda enflasyonu ile genel enflasyon arasındaki fark açılmaya başladı. 2012 Ekim’de 212 olan TÜFE 2022 Ekim’de 1.084 olurken, 2012 Ekim’de 217 olan gıda fiyatları endeksi 2022 Ekim’de 1.444 oldu. 2022 Ekim’de iki endeks arasındaki fark 360 puana yükseldi.

TÜİK verileri

TÜİK’e göre TÜFE’deki değişim Ekim’de bir önceki aya göre yüzde 3,54, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 57,80, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 85,51 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 65,26 olarak gerçekleşti.

TÜİK’e göre artışın en yüksek olduğu üç ana harcama gurubu ise sırasıyla, yüzde 117,15 ile ulaştırma, yüzde 99,05 ile gıda ve alkolsüz içeçekler ve yüzde 93,63 ile ev eşyası oldu. Böylece ulaştırmada üç haneli enflasyon gerçekleşti.

TÜİK’e göre Yurt İçi-Üretici Fiyatları Endeksi (Yİ-ÜFE) (2003=100) ise 2022 Eylül ayında bir önceki aya göre yüzde 6,19 ve bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 157,69 olarak gerçekleşti.

TÜFE ile Yİ-ÜFE arasındaki makas açılmaya devam ediyor. Yİ-ÜFE ve TÜFE değişim arasındaki fark 72,18 puana ulaştı.

Paylaşın

2023 Yılı İçin Vergi, Harç Ve Cezalara Rekor Zam!

İktidar ekonomiye dair pembe tablolar çizmeye çalışsa da, uygulamalar gerçeğin öyle olmadığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Vergi Usul Kanunu kaynaklı artırma veya azaltma yetkisini kullanmazsa 2023 yılında vergi ve harçlar yüzde 122.93 oranında artış gösterecek.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın belirlediği 2023 yılı vergi, harç ve cezalarda yeniden değerleme oranları açıklandı.

Ekim ayında Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (YİÜFE) 12 aylık ortalamalara göre yüzde 122.93 oranında artış gösterdi. Buna göre Cumhurbaşkanı Vergi Usul Kanunu kaynaklı artırma veya azaltma yetkisini kullanmazsa 2023 yılında vergi ve harçlar yüzde 122.93 oranında artacak.

Dünya gazetesinden Hüseyin Gökçe’nin haberine göre; Vergi Usul Kanunu uyarınca Cumhurbaşkanının, vergi ve harçlarda yeniden değerleme oranını yüzde 50 azaltma ve yüzde 50 artırma yetkisi bulunuyor. Motorlu Taşıtlar Vergisi’nde ise Cumhurbaşkanının artırma yetkisi yüzde 50 olmakla birlikte, indirme yetkisi yüzde 80 düzeyinde. Cezalarda ise ilan edilen yeniden değerleme oranları değiştirilemiyor.

2023 yılında harç, vergi ve cezalarda uygulanacak 2022 yılına ilişkin yeniden değerleme oranı Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından Kasım ayının son haftasında Vergi Usul Kanunu Genel tebliği ile ilan edilecek.

492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarifelerde yer alan maktu harçların yeni tutarlarını gösteren Harçlar Kanunu Genel Tebliği ise Aralık ayının ikinci yarısında yayımlanacak.

Paylaşın

İktidar, ‘Düşük Faiz Politikası’ İle Neyi Amaçlıyor?

İktidar, büyümeyi sürdürmek hedefiyle yüksek enflasyona rağmen Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nı (TCMB) faizleri düşürmeye zorluyor. Ancak büyümenin öncü göstergelerinden imalat sanayi satın alma yöneticileri endeksi (PMI), Ekim’de 46.4’e gerileyerek pandemiden bu yana en düşük seviyeye geldi. İmalat sanayi sekiz aydır üst üste daralıyor.

Ekonomistlere göre, Ukrayna savaşanın neden olduğu şok, “pandemi sonrası ihracat patlaması yaşanacak” beklentisini boşa çıkardı. Türkiye’nin en önemli pazarlarında talep daralınca fabrikalar durmaya başladı.

“Belki o kadar sert olmasa da pandemiyle benzer bir durum oldu” diyen TOBB Türkiye Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sanayii Meclis Başkanı Şeref Fayat, verilerin yavaşlamanın süreceğine işaret ettiğini kaydetti.

Galatasaray Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doçent Doktor Ata Özkaya’ya göre de hükümet, pandemi döneminde biriken küresel talebe yanıt vermek maksadıyla ihracatı arttırıcı önlemler aldı. Ancak talebin hiç kesilmeyeceğini düşünmek hatalıydı:

“Küresel ölçekte iki yıl kapalı kalmış hane halkından talep geldi. Bu bizi sanayi üretiminde yaklaşık sekiz ay boyunca yüzde 10 civarında artış hızına ulaştırdı. Şimdi geldiğimiz noktada ise sanayi üretiminin azaldığını ve düşüşün devam edeceğini görüyoruz.”

Enflasyon önlemi

Türkiye içinde de bir yılda yüzde 19’dan 83 buçuğa tırmanan enflasyon, yerli tüketicinin alışveriş iştahını azalttı.

“Enflasyonun çok yüksek bir seviyede olması, faiz indirimlerine rağmen kredi mekanizmasının çalıştırılmaması ihtiyacını beraberinde getiriyor” diyen Ekonomist Arda Tunca’ya göre iktidar, yüksek enflasyonun önüne bu şekilde geçmeye çalışıyor.

Enflasyonla mücadele için kredi hacimlerinin daraltılmasının doğru olduğunu kaydeden uzmanlara göre asıl sorun, birbiriyle çelişen iki politikanın aynı anda uygulanmasında.

Faiz politikasında çok ısrar eden hükümetin buradan dönemediğini söyleyen Tunca, “Merkez Bankası üzerinden uygulanan politikalarla buraya gelindi, şimdi bunu düzeltiyorum demek çok büyük siyasi risk” dedi.

Bankalar ve ekonomi yönetimi arasında çatlak

İktidara yakın A Para televizyonu tarafından Ekim ayının son günü düzenlenen Finansın Geleceği Zirvesi’ne İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran’ın ekonomi politikalarına yönelik eleştirileri damga vurdu.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin de bulunduğu salona hitabında Aran, “Kredinin ucuzlamasına rağmen krediye erişim güçleşiyorsa bunun kimseye bir faydası yok” dedi. Aran, bir taraftan büyümeyi desteklemek adına faizler indirilirken, diğer yanda bankaların kredi verme kapasitesinin azaltılmasına tepki gösterdi.

Bankalar ve ekonomi yönetimi arasındaki ayrılığa dair DW Türkçe’den Muhammed Kafadar’a değerlendirmede bulunan uzmanlar, para politikasındaki çelişkilere dikkat çekti.

Kredi sorunu neden yaşanıyor?

Ekonomistlere göre, siyasi bedel ödeyeceği endişesiyle faiz politikasından geri adım atamayan hükümet, enflasyonu dizginlemek için kredi musluklarını kısmayı tercih etti. Ancak bu sefer de işletmeler zora girdi.

Yaşanan sorunun kaçınılmaz olduğunu savunan ekonomist Güldem Atabay, “Yapay bir şekilde politika faizini düşürdükten sonra piyasa faizlerini de bu seviyeye çekmek için alınan makro ihtiyati önlemler eninde sonunda kredi dar boğazı yaratacaktı. O aşamaya geldik” diye konuştu.

Normalde faizler düştüğünde krediye erişimin kolaylaşmasının bekleneceğini kaydeden TOBB Türkiye Hazır Giyim ve Konfeksiyon Sanayii Meclis Başkanı Şeref Fayat ise, “Bizde tam tersi oldu. Politika faizi düştüğü halde sanayicinin paraya daha zor ulaştığını, düşen faize rağmen daha az kredi vermeleri yönünde bankalara talimatlar verildiğini görüyoruz” dedi.

Finansmana erişimin oldukça güçleştiğini anlatan İstanbul Tüccarlar Kulübü Başkanı İlker Önel de şirketlerin dayanacak gücü kalmadığı görüşünde.

Bakan Nebati’den yanıt

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) verilerine göre 2022’nin ilk dokuz ayında, önceki yılın aynı dönemine kıyasla kapanan şirket sayısı yüzde 62,7 arttı. Önel, enflasyon yüzünden halkın satın alma gücünün düştüğü bir ortamda kredi hacimlerinin daraltılmasının kapanan şirket sayısındaki artışı tetiklediğini dile getirdi. Önel ayrıca, şirketlerin artık uzun vadeli ve sabit faizli krediye erişemediklerini de kaydederek, bunun iş yapma kapasitelerini olumsuz etkilediğini belirtti.

Çarşamba günü başlayan Müsiad Expo 2022 fuarı açılışında iş dünyasından gelen eleştirilere yanıt veren Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, “Kredilerdeki söylemlerinizi haklı ve doğru kabul ediyoruz” dedi. Bakan Nebati, krediye erişim ve vadelerin kısa tutulması gibi sorunların “gelip geçici” olduğunu savundu.

Seçim hesabı mı yapılıyor?

Halihazırda döviz mevduatı belirlenen limitleri aşan bankalar, reel faizin çok altındaki oranlardan tahvil almaya zorlanıyor. Bankalara yönelik bu tedbirle Hazine’ye aktarılan kaynağın, yaklaşan seçimlerde kullanılacağı iddia ediliyor.

“Bankaların tahvil alması demek Hazine’ye uygun imkanlı borç vermeleri demek. Politika faizinin düşürülmesindeki maksat da Hazine’nin ucuza borçlanmasını sağlamak” diyen Dr. Özkaya, bu iki önlemle kamunun borçlanma kapasitesinin arttırıldığı ve bunun seçim öncesi harcamalar yoluyla büyümenin desteklenmesi için kullanılacağı görüşünde.

BDDK ve Merkez Bankası düzenlemeleri gereği bankalar, yabancı para mevduatlarının yüzde 5’ine kadar tahvil tutmak zorunda. Yeni yıldan itibaren TL mevduat oranı yüzde 50’nin altında kalırsa ilave 2 puan daha tahvil alımı yapmak zorundalar. Ayrıca ihracat ve yatırım amaçlı olmayan ticari kredi kullandırmaları durumunda, sağlanan finansmanın yüzde 30’u oranında tahvil tutma şartı bulunuyor.

Reel faizin çok altında getiri sağlayan bu kağıtların satışıyla elde edilen gelirin hükümet için ucuz finansman kaynağı olduğunu kaydeden Atabay ise “İktidar kamu harcamalarıyla seçim yatırımı yapacak. Bu da ucuz finansman olarak kullanılıyor” ifadesini kullandı.

Benzer görüşü dile getiren Tunca da, “Bir taraftan çok açık şekilde seçim finanse ediliyor, diğer taraftan bankalar suçlanarak toplumun gözünde kredi vermeyen, piyasaya nakit sağlamayan yapılar gibi gösteriliyor” dedi.

Paylaşın

TÜİK Duyurdu: Enflasyon Yüzde 85,51

TÜİK, enflasyonun ekim ayında yüzde 3,54 artığını, yıllık enflasyonun ise yüzde 85,51 yükseldiğini duyurdu. ENAG ise, enflasyonun ekim ayında yüzde 7.18 artığını, yıllık enflasyonun ise yüzde 185.34 yükseldiğini duyurmuştu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ekim ayına ilişkin Tüketici Fiyat Endeksi verilerini açıkladı.

Buna göre, enflasyon, ekim ayında bir önceki aya göre yüzde 3,54, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 57,80, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 85,51 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 65,26 olarak gerçekleşti.

Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 33,48 ile haberleşme oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 117,15 ile ulaştırma oldu.

Ana harcama grupları itibarıyla ekim ayında bir önceki aya göre en az artış gösteren ana grup yüzde 0,36 ile eğitim oldu. Buna karşılık, ekim ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 8,34 ile giyim ve ayakkabı oldu.

Ekim ayında endekste kapsanan 144 temel başlıktan 13 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 4 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 127 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.

İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’deki değişim, ekim ayında bir önceki aya göre yüzde 3,24, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 50,57, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 77,01 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 56,71 olarak gerçekleşti.

ENAG: Enflasyon yüzde 185.34

Akademisyenlerin ve ekonomistlerin bağımsız biçimde oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), ekim ayına ilişkin enflasyon verilerini TÜİK’ten önce açıkladı.

ENAG verilerine göre, ekim ayında Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE) aylık bazda yüzde 7.18 arttı. Yıllık bazda ise yüzde 185.34’e yükseldi.

ENAG, enflasyonun yılbaşından bu yana yüzde 115.82 arttığını açıkladı. ENAG verilerine göre, TÜİK alt grupları gösterge olarak alındığında en fazla aylık azalış yüzde 1.92 ile konut, en fazla artış ise yüzde 21.50 ile giyim ve ayakkabı kaleminde gerçekleşti.

Paylaşın