Vatandaşın Borcu 1 Trilyon 427 Milyar TL’ye Yükseldi

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da gerçekler, iktidarın açıklamalarını yalanlıyor. İktidarın ekonomi politikaları sonucu bankaların karları katlanarak artarken, yurttaşların yöneldiği bankalara olan borcu da artmaya devam ediyor.

Yurttaşların 11-18 Kasım haftasındaki borcu 2,4 milyar TL artarken, son 6 aydaki artış ise 315 milyar TL oldu.

Bireylerin bankalara ve finansman şirketlerine olan konut, taşıt, ihtiyaç ve kredi kartından kaynaklanan borcu ise takiptekiler de dahil 18 Kasım itibarıyla bir trilyon 427 milyar TL olarak gerçekleşti.

BirGün’ün aktardığına göre Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Grubu notunda yurttaşların bu borcunun bir trilyon 43 milyar TL’sinin bireysel (konut, otomobil, ihtiyaç) kredilerinin, 384 milyar TL’sinin de kredi kartı borç bakiyelerinden kaynaklandığı belirtildi.

Son hafta tüketici kredilerinde 2,4 milyar TL’lik artış olurken, kredi kartları borçları ise değişmedi.

Takipteki borçlar 30,8 milyar TL

Kişilerin vadesinde ödeyemediği için bankalar tarafından icraya verilen ve henüz varlık yönetim şirketlerin devretmedikleri takipteki borçları ise 30,8 milyar TL’ye yükseldi. Bankaların takipteki bu borçlarını düşük bir bedel karşılığında varlık yönetim şirketlerine devrediyor olmaları bu rakamı olduğundan daha düşük gösteriyor.

Toplam borç verileri

Yurttaşların varlık yönetim şirketlerine olan borçları son bir yılda 5,3 milyar TL artarak eylül sonunda 36 milyar TL’ye yükseldi. TOKİ’ye olan konut kredisi borçları da 28 milyar TL oldu. Bankalara, finansman şirketlerine, varlık yönetim şirketlerine ve TOKİ’ye olan (tahsili gecikmiş borçlar da dahil) toplam borç bir trilyon 492 milyar TL düzeyinde seyrediyor.

Bankalara olan borçta yılbaşından bu yana 400 milyar TL’lik, toplam borçlarda ise 408 milyar TL’lik artış yaşandı.

Paylaşın

1 Milyon 39 Bin 646 Abone Faturasını Zamanında Ödeyemedi

İktidarın uyguladığı ekonomi politikaları sonucu oluşan ekonomik kriz, her geçen gün biraz daha derinleşiyor. 1 Ocak 2022 tarihinde yüzde 127’yi bulan fahiş elektrik zammının ardından faturasını zamanında ödeyemeyen yurttaşların sayısı arttı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın verdiği bilgiye göre Ocak 2022 fatura döneminde 553 bin 917’si konut abonesi olmak üzere toplam 730 bin 701 abone faturasını süresi içinde ödeyemedi. Zammın faturalara yansıtılmasıyla birlikte Şubat 2022 döneminde ise 859 bin 532’si konut abonesi olmak üzere toplam bir milyon 39 bin 646 abone faturasını belirlenen süre içinde ödeyemedi.

Yüzde 55,1’lik artış

Fahiş zammın ardından faturasını ödemekte zorlanan konut abone sayısı yüzde 55,1 oranında arttı. Mart 2022 fatura döneminde ise 987 bin 453’ü konut abonesi olmak üzere toplam bir milyon 245 bin 391 abone faturasını ödeyemedi.

Sözcü’den Başak Kaya’nın haberine göre verileri değerlendiren Akın, “Cumhuriyet tarihinin en büyük elektrik zammının ardından faturasını ödemekte zorlanan konut abone sayısı 2 ay içinde yüzde 78,2 arttı. Tüm abone gruplarında ise toplamda yüzde 70,4 oldu” ifadelerini kullandı.

Sanayide artış yüzde 185,3

Enerji zamları sanayiyi de vurdu. Kontrollü elektrik kesintilerinin de yapıldığı dönemde sanayi abonelerinde faturasını zamanında ödeyemeyen abone sayısı bin 584’ten 4 bin 519’a yükselerek yüzde 185,3 oranında arttı. Bu oran tarımsal sulama abonelerinde ise yüzde 89,9 seviyesinde oldu.

Paylaşın

Açlık Sınırı 8 Bin 657, Yoksulluk Sınırı 25 Bin 422 Liraya Yükseldi

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da açıklanan veriler gerçeğin öyle olmadığını gözler önüne seriyor. Kasım ayında, açlık sınırı 8 bin 657 liraya yükselirken, yoksulluk sınırı ise 25 bin 422 lira olarak belirlendi.

Birleşik Metal-İş Sendikası Araştırma Merkezi (BİSAM), Kasım 2022’ye ait açlık ve yoksulluk sınırı rakamlarını açıkladı. Buna göre açlık sınırı kasım ayında 8 bin 657 liraya yükselirken, yoksulluk sınırı ise 25 bin 422 lira olarak belirlendi.

Ekonomik kriz ve yoksulluk hızla derinleşirken, BİSAM’ın yayımladığı kasım ayına ilişkin “Açlık-Yoksulluk Araştırması” raporu, ücretler ile açlık ve yoksulluk sınırı arasındaki uçurumun daha da büyüdüğünü gözler önüne serdi.

‘Açlık sınırı 8 bin 657 lira’

BİSAM’ın raporuna göre Kasım 2022’de dört kişilik bir ailenin yalnızca dengeli beslenmek için yapması gereken aylık harcama, yani açlık sınırı 8 bin 657 liraya ulaştı. Söz konusu miktar ekim ayına göre 434 lira artış gösterdi.

‘Yoksulluk sınırı 25 bin 422 lira’

Verilere göre, dört kişilik bir ailenin tüm ihtiyaçları insan onuruna yaraşır biçimde ve yoksunluk hissi çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken harcama, yani yoksulluk sınırı ise 25 bin 422 lira olarak belirlendi. Söz konusu veri, bir önceki ayda 24 bin 513 lira olarak açıklanmıştı.

Yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı gereksinimlerin fiyat artışları esas alınarak yapılan araştırmada, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini “yoksunluk hissi duymadan” karşılayabilmesi için yapması gereken harcama tutarı ise kasım ayına göre 475 liralık artış göstererek 16 bin 765 lira olarak belirlendi.

‘Süt ürünleri için gereken harcama 2 bin 400 lira’

Kasım 2022’de temel gıda ürünlerinden olan süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcama bir önceki aya göre 231 lira artarak 2 bin 400 liraya yükseldi. Söz konusu ürünlerde son bir yıllık dönemdeki artış ise bin 514 liraya ulaştı.

Meyve için harcanması gereken tutar kasımda 1 lira azalırken, Kasım 2021’e göre ise 318 lira artarak 620 lira oldu. Sebze harcaması da önceki aya göre 29 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 772 lira artarak bin 112 lira olarak belirlendi.

Kasım ayında bir önceki aya göre 19 lira artarak 883 liraya yükselen ekmek, un ve makarna gibi ürünler için yapılması gereken harcama, son bir yılda 289 lira artış gösterdi. Pirinç ve bulgur harcamaları ekim ayına göre 84 lira artarken son bir yılda ise 357 lira zamlanarak 445 liraya yükseldi. Yağ için yapılması gereken harcama ise 13 lira daha artarak 250 liraya ulaştı.

‘Ulaşım giderleri 4 bin 655 lira’

Ulaştırma harcamaları kasım ayında 4 bin 655 liraya yükselirken, haberleşme harcamaları 687 liraya, eğlence ve kültür harcamaları 593 liraya, eğitim harcamaları 378 liraya, tatil-otel harcamaları bin 504 liraya, çeşitli mal ve hizmetlerle ilgili harcamalar ise bin 34 liraya yükseldi.

Kasım 2022’de dört kişinin giyim ve ayakkabı harcamaları bin 39 lira, kira dahil barınma harcamaları 3 bin 820 lira, ev eşyası harcamaları 2 bin 265 lira, sağlık harcamaları ise 669 lira olarak belirlendi.

Paylaşın

OECD’den Dikkat Çeken Rapor: Küresel Yavaşlama En Çok Avrupa’yı Vuracak

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) “Krizle Yüzleşmek” adıyla yayınladığı Kasım 2022, 3. çeyrek dilim, Ekonomik Görünüm Raporu’nda küresel ekonomik yavaşlamadan en çok Avrupa’nın etkileneceğini, enflasyonla mücadelenin bir numaralı öncelik olması gerektiğinin altını çizdi.

Raporda, Türkiye’nin 2022’deki büyüme hızı 5,4’ten 5,3’e çekilirken, yüzde 3 olarak belirlenen 2023 büyüme oranı korundu. Türkiye ekonomisinin, 2024 yılında yüzde 3,4 büyüyeceği öngörüldü.

OECD raporunda Türkiye’deki enflayonun bu yıl sonunda yüzde 73,2 olması tahmin ediliyor. OECD, 2023’te enflasyon oranı gerilese bile yüksek seyretmeye devam edeceğini de tespit ediyor. Buna göre OECD, enflasyonun 2023’te yüzde 44,6’ya; 2024 yılında da yüzde 42’ye gerileyeceğini öngörüyor.

Türkiye 2022 için yüzde 10,7 olan işsizlik oranı beklentisinin, 2023’te yüzde 10,3; 2024’te ise 10 olacağı tahmini yapıldı. Başka bir deyişle, işssizlik oranı önümüzdeki 3 yıl boyunca yüzde 10’un üzerinde seyretmeye devam ediyor.

OECD Raporunda, tüm dünya merkez bankaları, ekonomide resesyon riskini göze alarak faiz arTtırımına giderken, büyüme politikasını ön plana koyan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na (TCMB), faizleri yükseltmesi tavsiyesinde de bulunuyor.

OECD’ye göre küresel ekonomik büyüme hızı, bu yılki büyüme hızı olan yüzde 3,1’den yüzde 2,2’ye gerileyecek. 2024’teyse küresel ekonomik büyüme hızının yüzde 2,7’ye çıkması bekleniyor.

OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann, teşkilatın son Ekonomik Görünüm raporunu sunduğu basın toplantısında, “Bir resesyon öngörmüyoruz, ancak kesinlikle bir zayıflama dönemi olacağını tahmin ediyoruz” şeklinde konuştu.

OECD, küresel ekonomik yavaşlamanın ülke ekonomilerini eşit olarak etkilemediğini, ancak Rusya’nın Ukrayna’da yürüttüğü savaşın iş faaliyetlerine darbe indirmesi ve enerji maliyetlerini arttırması nedeniyle yavaşlamadan en çok Avrupa’nın etkilendiğini kaydetti.

19 ülkenin bulunduğu Euro Bölgesi’nde ekonominin bu yıl yüzde 3,3 büyüyüp, 2023’ye büyümenin binde 5’e gerileyeceğini tahmin eden OECD, 2024 yılındaysa Euro Bölgesi’ndeki büyümenin yüzde 1,4 olacağı öngörüsünde bulundu. OECD, Eylül ayındaki tahminlerindeyse bu yılki büyümenin yüzde 3,1, 2023’teki büyümeninse binde 3 olacağını açıklamıştı.

OECD, Avrupa ekonomisinin lokomotifi sayılan Almanya’nın önümüzdeki yıl binde 3 oranında küçüleceği tahmininde bulunuyor. Ekonomisi sanayi ağırlıklı olan Almanya, Rus enerjisine bağımlı bir ülke. OECD’nin Eylül ayı tahminindeyse Alman ekonomisindeki daralmanın 2023’te binde 7 oranında olacağı kaydedilmişti.

Rus doğalgaz ve petrolüne Almanya’ya kıyasla daha az bağımlı olan Fransa’nın ise 2023’te binde 6 oranında büyümesi bekleniyor. İtalya’nın önümüzdeki yılki büyüme tahmininin binde 2 olması, bazı çeyreklerde İtalyan ekonomisinde daralma yaşanabileceğine işaret ediyor.

Euro Bölgesi dışındaysa yükselen faiz oranları, hızla artan enflasyon ve zayıf güven nedeniyle İngiliz ekonomisinin önümüzdeki yıl binde 4 oranında daralacağı öngörülüyor. OECD, daha önceyse İngiliz ekonomisinde binde 2 oranında büyüme olacağını tahmin etmişti.

Amerikan ekonomisinin durumununsa nispeten daha iyi olacağı öngörüsü var. Büyümenin bu yılki oran olan yüzde 1,8’den 2023’te binde 5’e ineceği tahmin edilirken Amerikan ekonomisinin 2024’te yüzde 1 oranında büyüyeceği düşünülüyor. OECD, daha önceki tahmininde, dünyanın en büyük ekonomisi olan Amerikan ekonomisinin bu yıl sadece yüzde 1,5 oranında büyüyeceğini, 2023 tahmininin de aynı kalacağını bildirmişti.

OECD üyesi olmayan Çin ise 2023’te büyüme görecek ender ekonomilerden biri olarak değerlendiriliyor. Çin ekonomisindeki büyümenin bu yılki oran olan yüzde 3,3’ten 2023 yılında yüzde 4,6’ya çıkması, 2024’te de yüzde 4,1 olarak gerçekleşmesi bekleniyor.

Daha sıkı para politikalarının devreye girmesi ve enerji fiyatlarındaki baskıların azalmasıyla birlikte OECD ülkeleri genelinde enflasyonun bu yıl yüzde 9’dan 2024’te yüzde 5,1’e gerilemesi de bir başka beklenti.

OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann, “Para politikaları konusunda en gelişmiş ülkelerde ve çok sayıda gelişmekte olan ekonomide enflasyon beklentilerini sabitlemek için daha fazla sıkılaşma gerekiyor” dedi.

(Kaynak: Reuters)

Paylaşın

TÜSİAD Başkanı Turan’dan Yargı Bağımsızlığı Ve İfade Özgürlüğü Vurgusu

TÜSİAD Başkanı Turan, 14. Rekabet Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “Küreselde yaşanan sorunlar ve içerdeki hüküm süren makroekonomik istikrarsızlık ister istemez dikkatleri bugünü kurtarmaya getiriyor” dedi ve ekledi: Küresel likiditenin azalması ve maliyetinin yükselmesi, ABD ve Çin’deki yavaşlama ve Avrupa’yı tehdit eden ekonomik daralma ülkemiz açısından da ekonomik ufku belirginsizleştiriyor.

Haber Merkezi / Turan, konuşmasının devamında, “Bu koşullar altında ihracat ve büyüme perspektiflerin zorlaşması, dış açığının finansmanının sıkıntıya düşmesi ihtimali de yükseliyor. Nitekim büyüme göstergeleri yavaşlıyor, ihracat hız kesiyor, cari açık yükseliyor. Ekimde ihracatın artışı yüzde 2, eğer altın ihracatını çıkarırsak eksi 3” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında yargı bağımsızlığına ve ifade özgürlüğüne vurgu yapan Turan, “Ekonomideki öngörü ufkunun uzaması ve ülkenin geleceğine güven duyulması sadece ekonomik politikalar ile elde edilemez. İş, bireysel ve toplumsal yaşamın tüm alanlarında güvenilir ve kapsayıcı kurumları ve kuralları hayata geçirmeden, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü, kuvvetler ayrılığı, denetleyici ve düzenleyici kurumların özerkliği gibi alanlarda ilerleme sağlamadan, ekonomimizi yeşil ve dijital dönüşüme hazırlayarak adımları rahatlıkla atabileceğiniz bir zemin olmayacaktır” dedi.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Orhan Turan, 14. Rekabet Kongresi’nde konuştu. Turan’ın konuşması şöyle:

“Bundan üç sene önce Çin’de ortaya çıkan, Covid-19 adını verdiğimiz virüs en önemli gündemimizdi. Bilim, teknoloji, inovasyon ve uluslararası işbirliği ile son yüzyılın en büyük salgınını hep birlikte aşmak için insanüstü bir çaba sarf ettik. Geçtiğimiz yaz hem ülkemizde hem de dünyanın dört bir tarafında meydana gelen yangın, sel gibi aşırı iklim olayları bize tek tehdidin virüs olmadığını bir kez daha hatırlattı. Salgının ve iklim olaylarının yarattığı sosyal ve ekonomik etkileri atlatmak için uğraşırken senenin başında Rusya-Ukrayna savaşı ile gündemimiz bir kez daha sarsıldı.

Bütün bu gelişmeleri üst üste koyduğumuzda, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra ortaya çıkan küresel düzende büyük kırılmalar olduğu tespitini yapabiliyoruz. Hüküm sürmüş olan küresel entegrasyon, istikrar ve bolluk dönemi, ülkemizin de avantajına olmuş, bu dönemde küresel rekabet gücümüzü pekiştirmiş, dünya ekonomisinden aldığımız payı artırmış, vatandaşlarımızın refah düzeyini yükseltmiş, toplumsal adaletsizlikleri bir nebze olsun geriletebilmiştik. Bugün, bizim gibi ülkeler için olumlu koşullar yaratmış olan bu küresel ortamın geride kaldığı, çatışma, istikrarsızlık, belirsizlik ihtimalinin güçlendiği bir dönemdeyiz. Dünyanın karşı karşıya olduğu zorlukların yanı sıra iklim değişikliği, dijitalleşme, göçler ve toplumsal eşitsizlikler bütün ülkeleri politikalarını gözden geçirmeye zorluyor. Bu küresel zorlukların üzerine ülke ekonomimizin yapısal sorunları da ekleniyor.

Küresel gelişmelerin bu kadar hızlı ve sert olduğu günümüzde ülke olarak yeni bir ekonomik kalkınma öyküsü yaratmak için tüm risklere hazırlıklı olurken ortaya çıkabilecek fırsatları da kollamalıyız.

Bu Kongrenin de teması olan “dijital ve yeşil” dönüşüm bu türbülanslı zamanda geleceğin fırsatlarını yakalamanın anahtarları olarak ortaya çıkıyor. Ben de bugün sizlere ülkemizin sürdürülebilir kalkınmasında sektörlerimizin yeşil ve dijital dönüşümünün öneminden bahsetmek istiyorum.

Yüksek enflasyon, enerji, gıda ve tedarik zinciri güvenliği günümüzün en önemli gündem başlıkları arasında yer alıyor. İlk bakışta, bu sorunlar Covid pandemisi ve Rusya-Ukrayna savaşı ile ilişkilendiriliyor olsa da, daha derinde yatan nedenlere baktığımızda küresel ekonominin geçirmekte olduğu yapısal değişimi görüyoruz. Sanayi devrimi sonrasının düşük maliyetli üretim yaklaşımı yerini ekonomilerin çevresel etkilerini temel alan yeşil dönüşüme ve dijital dönüşüme bırakıyor. Küresel ekonomideki bu dönüşümde iklim değişikliği ile mücadeleyi ve ekonomik yapıyı dijital teknolojiler doğrultusunda dönüştürmeyi kalkınma ve ekonomi politikalarının merkezine almak bir zorunluluk haline geliyor. Ülkemizin de bu dönüşümü zamanında ve tüm boyutlarıyla yakalaması için hızla harekete geçmesi gerekiyor.

Avrupa Birliği bir ayağını yeşil dönüşüm, diğer ayağını ise dijital dönüşümün oluşturduğu bu karmaşık sürece “ikiz dönüşüm” adını veriyor. Bu iki boyutu ve ülkemizin ikiz dönüşüme ayak uydurması ihtiyacını biraz açmak istiyorum.

Dijital teknolojiler ekonomide tektonik değişimlere yol açıyor. Üretim yöntemleri, tüketim kalıpları, çalışma biçimleri, endüstriyel ilişkiler hızla değişiyor dönüşüyor. Endüstriyel nesnelerin interneti, robotik, otonom araçlar, yapay zeka, veri analitiği ve bulut teknolojileri gibi yeni teknolojiler büyük bir hızla yaygınlaşıyor. Bu teknolojileri başarıyla uygulayan firmalar verimliliği büyük ölçüde artırıp pazar paylarını büyütürken bu dönüşüme ayak uyduramayan firmalar rekabet güçlerini korumakta zorlanıyorlar. Bu da dijital dönüşümü KOBİ’ler açısından çok kritik bir noktaya taşıyor.

Ülkemizde istihdamın %70’ten fazlasını oluşturan KOBİ’lerin bu dönüşüme sağlıklı bir şekilde ayak uydurabilmesi, dijital dünyanın getireceği riskleri fırsata çevirmeleri için bir imkan sağlayacak. Bu fırsatın açılabilmesi için finansmana erişim ve fiziki ve yasal altyapının iyileştirilmesi kadar kültürel ve organizasyonel dönüşümün sağlanması da gerekli. Sanayi ekosisteminin gelişmesine yönelik birçok hızlandırıcı programın hayata geçirildiğini görmekten mutluluk duyuyoruz. Bu kapsamda, KOBİ’lerin geliştirdiği dijital çözümlerin takip edilmesi, şirketlerin teknoloji ihtiyaçlarının anlaşılması ve farklı ölçekteki şirketleri bir araya getirecek işbirliği alanlarının geliştirilmesi de oldukça önemli. TÜSİAD olarak biz de 2018 yılından bu yana TÜSİAD SD2 Programı ile şirketlerin birlikte çalışmalarını ve birlikte üretmelerini destekliyoruz. TÜSİAD SD2 KOBİ’lerimizin geliştirdiği geniş bir dijital çözüm yelpazesinin doğru adreslere ulaştırılmasına olanak sağlıyor.

Günümüzde otomotivden enerjiye, sanayiden askeri donanıma kadar pek çok sektörün bel kemiğini yazılım ürünleri oluşturuyor. Bugün dünyanın en büyük 10 şirketinden 7’si teknoloji firması.1 Son 10 yılda internet, mobil telefonlar ve artan kurumsal BT yatırımlarının etkisiyle birçok dijital sektör doğdu. Bu sektörlerin toplam büyüklüğü, yazılım sektörünün dört katına yaklaştı. Büyüme hızı ise yazılım sektörünün üç katı seviyesinde.2

Dijital teknolojilerin sektörlerde yol açtığı dönüşümlerden en önde gidenlerden birini şüphesiz e-ticaret oluşturuyor. Bu alanda ülkemizde de önemli bir hızlanma görülüyor. 2021 yılının ilk yarısında e-ticaret hacmi geçen yılın aynı dönemine göre reel olarak %49 arttı.

Bulut hizmetleri, nesnelerin interneti, yapay zeka gibi internet tabanlı ekonomik faaliyetlerin trafik hacmi artmaya devam ettikçe; hızlı, kesintisiz ve güvenli bir dijital altyapı ihtiyacı kritik önem kazanıyor. Ülkemizin dijital dönüşüme uyum sağlaması için altyapının geliştirilmesi, bunun için de özel sektör ile işbirliği içerisinde ekosistemin geliştirilmesi için hedeflerin belirlenmesi ve bütüncül politikaların hayata geçirilmesi önümüzdeki en kritik konulardan birisi.

Ekolojik kriz ve iklim değişikliği ile mücadele zorunluluğu bir süredir ekonomilerde yeşil dönüşümü zorluyor. Yeşil dönüşüm sürecinin net sıfır emisyon hedefleri çerçevesinde yatırım, istihdam, rekabet gücü, ekonomik istikrar ve refah üzerinde önemli etkileri var. Yeniden yapılanma hedefleri ülkeler ve bölgeler arasındaki rekabeti keskinleştiriyor. Avrupa Birliği yeni büyüme stratejisi olarak tanımladığı Yeşil Mutabakat ile birlikte pek çok alanda önemli dönüşümleri hedefliyor. Sınırda karbon düzenleme mekanizması, döngüsel ekonomi, sürdürülebilir tarım, enerji verimliliği, tedarik zincirlerinde ESG prensiplerinin yaygınlaştırılması bu dönüşüm alanlarından sadece birkaç tanesi. En büyük ticari partnerimiz olan Avrupa Birliği bu düzenlemeleri hayata geçirdikçe, bizim ekonomimizin de bu süreçten etkilenmesi kaçınılmaz olacak.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında Avrupa’da enerji kaynaklarının sürdürülebilirliği endişelerine eklenen jeostratejik riskler, yeşil dönüşüm ihtiyacına yeni bir boyut ekledi. Avrupa’nın 2050’ye dek her yıl 5 milyon ton alüminyum, 5 milyon ton bakır, 800.000 ton lityum ve 300.000 ton çinkoya ihtiyaç duyacağı öngörülüyor4. Jeopolitik çalkantılar ve salgın dönemlerinde yaşanan tedarik sıkıntıları Avrupa’da stratejik hammaddelere olan dışa bağımlılığın azaltılması ve tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ihtiyacını hızlandırdı.

Dünyamızın içinde olduğu ekolojik sorunlar ve iklim değişimi, yeşil dönüşümü zorunlu kılarken, dijital teknolojiler de yeşil dönüşümü daha mümkün kılıyor.

Araştırmalar bilişim teknolojileri sayesinde 2030’a kadar küresel ölçekte %20 emisyon azaltımı sağlanabileceğini ortaya koyuyor. Yine bilişim teknolojileri ile tarımsal üretimde %30 verim artışı ve gıda israfında %20 azaltım; enerji sektöründe yılda 25 milyar varil petrol tasarrufu ve imalat dahil sekiz sektörde 300 trilyon litreden fazla su tasarrufu sağlamak mümkün.

Bu tabloya baktığımızda TÜSİAD olarak gelecekte ülkemizin rekabet gücünün korunmasının yeşil ve dijital teknolojiler konusunda kat edeceğimiz mesafe ile çok yakından ilişkili olduğunu düşünüyoruz. Bu çerçevede,

  • Sanayimize yeşil ve dijital üretim tekniklerinin entegrasyonu,
  • Enerji verimliliğinin tüm değer zincirinde artırılması,
  • Daha az atığın ve daha fazla değerin yaratıldığı döngüsel yaklaşımıyla ürün ömrünün uzaması

gibi alanlara yönelik Ar-Ge çalışmalarının finansal mekanizmalar aracılığıyla desteklenmesini öncelikli görüyoruz. Yeşil yatırımlar için sürdürülebilir finansman araçlarının çeşitlendirilmesini, kamu-özel sektör ve uluslararası finans kuruluşları arasındaki sinerjinin geliştirilmesini kıymetli görüyoruz.

Küresel ekonominin geçirmekte olduğu yapısal değişim ile birlikte düşük maliyetli üretim yaklaşımının yerini ekonomilerin çevresel etkilerini temel alan yeşil dönüşüme ve dijital dönüşüme bırakması, bunun için de gereken fiziki sermaye ve beşeri sermaye yatırımlarının yapılması gerekiyor. Bir başka deyişle, ekonomi politikalarımızın bu dönüşümü kucaklayabilecek biçimde yeniden formüle edilmesi ihtiyacı ile karşı karşıyayız.

Değişim gerektiren alanların başında işgücü politikaları ve bununla ilişkili olarak eğitim sistemi geliyor. İkiz dönüşüm nitelikli insan kaynağını eskiye oranla daha da önemi kılıyor. İş gücümüzün yetkinliklerini yeni istihdam dinamiklerine göre dönüştürmek en büyük önceliklerimiz arasında yer almalı.

İş yaşamında uzaktan çalışmanın kolaylaştığı, fiziksel sınırların bulanıklaştığı, aynı anda birden fazla çalışmanın mümkün olduğu günümüzün dünyasında aranılan becerilere sahip olanlara duyulan yüksek talep ülkeler arasında nitelikli insan kaynağını çekmek konusunda giderek güçlenen bir rekabete yol açıyor. Bu rekabette iş dünyası olarak bize düşen en önemli görevlerden biri sektör ve ölçek fark etmeksizin genç beyinlerin ülkemiz için katma değer üretmesini sağlamak.

Biz de bu hedef doğrultusunda TÜSİAD İşim Gücüm Geleceğim ücretsiz online eğitim platformumuz ile öğrencilerin ve genç profesyonellerin yeni nesil teknolojiler odağında becerilerin artırılmasına katkı sağlamaya çalışıyoruz.

Ekonomimizin yeşil ve dijital dönüşümünün gerçekleştirilmesi için bu alanlara yapılması gereken yatırımları da geciktirmemeliyiz. Oysa yatırım göstergeleri ekonomideki yapısal dönüşüm ihtiyacını desteklemiyor. Biliyorsunuz, yatırımların iki koşulu vardır: öngörülebilirlik, yani makroekonomik istikrar ve elverişli finansman imkanlarına erişim.

Öngörülebilirliğin de temel belirleyicisi enflasyon oranıdır. Yüzde 85 ile ülkemizin dünyada en yüksek enflasyon oranına sahip altıncı ülke olması ve TL’nin değerinde bir türlü önü alınamayan belirsizlik, ne bugün lehimize olmayan küresel koşullarla mücadele etmemizi, ne de gelecekte yeşil ve dijital dönüşümün sunacağı yeni fırsatlardan yararlanmamızı sağlıyor.

Üstelik yüksek enflasyon sadece son jeopolitik gelişmelerden kaynaklanmıyor. Tam tersine enflasyon dinamikleri son 4-5 yıldır belirgin düzeyde bozuluyor. Enflasyon dinamiklerindeki bozulma geleceğin fırsatlarından yararlanmayı zorlaştırmanın ötesinde artan küresel sıkıntılar karşısında bugün yaşadığımız zorluklarla baş etme imkanlarını da daraltıyor. Yüksek enflasyon şirketler kesimi ve hanehalkları için sürekli olarak belirsizlik, öngörülemezlik, bozulan kaynak tahsisi ve ilave maliyet yaratıyor. Enflasyonla mücadelede topyekun bir seferberlik ilan ederek, para politikasının yanı sıra, mali politikalar ve sektörlere dönük yapısal politikalarla ekonomimiz üzerindeki enflasyon kamburunu atmamız gerekiyor.

Yeşil ve dijital dönüşümünü sağlayacak yatırımların gerçekleşmesi için gereken ikinci koşul ise elverişli finansman imkanlarına erişim.

Düşük faiz oranları, yatırımlar için gereken finansmanın elverişli koşullarda olmasını sağlayan en önemli etken. Ama öte taraftan, yatırımların yapılabilmesi için finansmanın sadece elverişli koşullarda olması değil finansmana erişim de gerekiyor. Yoğun regülasyonlar nedeniyle finansal kesimin kredi vermesi daha da zorlaşıyor. Bankacılarla birlikte, farklı illerimizden birçok iş insanı, üretici, ihracatçı son zamanlarda giderek yoğunlaşan bir şekilde finansmana erişimde yaşanılan sıkıntıları dile getiriyor. Nitekim 2020’den bu yana kredilerde reel gerileme dikkat çekiyor. Politika faiz oranlarının düşürülmesine rağmen, diğer faiz oranlarıyla aradaki ilişki kopmuşsa, krediye erişimde sorunlar varsa, düşük faiz oranları ile yatırımlar finanse edilemiyorsa, üstelik enflasyon ve kurlardaki sorunlar devam ediyorsa düşük faiz politikası ile hangi ekonomik amaçlara nasıl ulaşılacağının bir kez daha ele alınmasına ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.

Dönüşümün bir diğer ayağını ise kurumsal yapılardaki değişim oluşturuyor. Yeşil ve dijital dönüşümünü sağlayacak yatırımların gerçekleştirilmesi, ekonomide öngörü ufkunun uzaması ve ülkenin geleceğine güven duyulması, sadece ekonomi politikaları ile elde edilemez. İş, bireysel ve toplumsal yaşamın tüm alanlarında güvenilir ve kapsayıcı kurumları ve kuralları hayata geçirmeden, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü, kuvvetler ayrılığı, denetleyici ve düzenleyici kurumların özerkliği gibi alanlarda ilerleme sağlamadan, ekonomimizi yeşil ve dijital dönüşüme hazırlayacak adımları rahatlıkla atabileceğimiz bir zemin olmayacak.

Ekonomimizi geleceğe hazırlamak bir yana, küreseldeki sorunlar ve içeride hüküm süren makroekonomik istikrarsızlık, ister istemez dikkatleri bugünü kurtarmaya getiriyor. Küresel likiditenin hem azalması hem maliyetinin yükselmesi, ABD ve Çin’de görülen yavaşlama ve Avrupa’yı tehdit eden ekonomik daralma ülkemizin açısından da ekonomik ufkun belirsizleşmesine yol açıyor. Bu koşullar altında ihracat ve büyüme perspektiflerinin zorlaşması, dış açığın finansmanının sıkıntıya düşmesi ihtimali yükseliyor. Nitekim büyüme göstergeleri yavaşlıyor, ihracat hız kesiyor, cari açık yükseliyor.

Tüm bunlara rağmen, ekonomimizin geçmişten gelen yapısal sorunlarını çözebilir, bugün karşı karşıya olduğumuz konjonktürden kaynaklanan ilave zorlukların üstesinden gelebiliriz. Önümüzdeki dönemde hepimizin daha müreffeh yaşayacağı, adil, çevreci ve saygın bir Türkiye yaratmak için “Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa” raporumuzda vurgulamış olduğumuz “insan, bilim ve kurumların” önemine bir kez daha dikkat çekerek konuşmamı sonlandırmak istiyorum. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını inşa ederken insanımızın yetkinliklerini geliştirmek, bilimsel ve teknolojik gelişmeye ayak uydurmak ve ekonomiden demokrasiye tüm alanlarda güvenilir ve kapsayıcı kurum ve kuralları hayata geçirmek öncelikli olmalı.

Günümüzde rekabet gücünün, ekonomik büyümenin, verimliliğin ve sürdürülebilirliğin temelini oluşturan dijital ve yeşil dönüşüm sürecinde atılacak her adım tüm sektörlerin ve paydaşların ortak enerjisine ve sinerjisine ihtiyaç duyuyor. Sırt sırta verdiğimiz zaman tüm zorlukların üstesinden gelebilir; ülkemiz için öngörülebilir bir gelecek yaratabiliriz. Bu yolda her zaman yanımızda olduğunu bildiğim, bizim de TÜSİAD olarak daima yanında olduğumuz SEDEFED ailesine bir kez daha sizlerin önünde teşekkürlerimi sunuyorum. Verimli bir etkinlik olmasını diliyor, sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.”

Paylaşın

İŞKUR’a Göre, İşsiz Sayısı 3 Milyon 178 Bin Kişi

Ekim ayında İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı eylül ayına göre yüzde 3,2 azalış göstererek 3 milyon 178 bin 25 kişi olurken, yıllık bazda yüzde 1,8’lik artış gösterdi. Geçen yıl ekim ayıda 3 milyon 122 bin 944 olan kayıtlı işsiz sayısı bu yıl ekim ayında 3 milyon 178’e çıktı. Yıllık bazda kayıtlı işsiz sayısı 55 bin kişi arttı.

Kayıtlı işsizlerin yüzde 49,6’sı erkek, yüzde 50,4’ü kadın olurken yüzde 28,6’sı da 15-24 yaş grubunda gençlerden oluştu.

Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) ekim ayı, aylık istatistik bültenini yayımladı. İŞKUR verilerine göre kayıtlı işsiz sayısı Ekim ayında aylık bazda 104 bin kişi azalırken, yıllık bazda 55 bin kişi arttı. Ekim’de işe yerleşen 79 bin işinin yüzde 62’si erkek olurken kadınların oranı yüzde 37’de kaldı.

Buna göre, Ekim ayında İŞKUR aracılığıyla 79 bin kişi işe yerleşti. İşe yerleşenlerin 49 bin 360’ı erkek olurken, 29 bin 715’i kadın oldu. Ekim’de işe yerleşen kadın sayısı yüzde 37’de kaldı.

2022 yılı Ocak-Ekim döneminde ise kurumun işe yerleşmesine aracılık ettiği kişi sayısı 1 milyon 101 bin 857 kişi olarak gerçekleşti.

Kayıtlı işsiz sayısı 3 milyon 178 bin kişi

Ekim ayında İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı Eylül ayına göre yüzde 3,2 azalış göstererek 3 milyon 178 bin 25 kişi olurken, yıllık bazda yüzde 1,8’lik artış gösterdi. Geçen yıl Ekim ayıda 3 milyon 122 bin 944 olan kayıtlı işsiz sayısı bu yıl Ekim ayında 3 milyon 178’e çıktı. Yıllık bazda kayıtlı işsiz sayısı 55 bin kişi arttı.

Kayıtlı işsizlerin yüzde 49,6’sı erkek, yüzde 50,4’ü kadın olurken yüzde 28,6’sı da 15-24 yaş grubunda gençlerden oluştu.

En fazla işe yerleşme sanayide

Ocak-Ekim 2022 döneminde sektörler itibarıyla en fazla işe yerleştirme sanayi sektöründe

“İmalat” alanında; mesleklere göre ise en fazla işe yerleştirme sırasıyla “Satış danışmanı/uzmanı, turizm otelcilik elemanı ve konfeksiyon işçisi” mesleklerinde gerçekleşti.

Ekim ayında İŞKUR’un işverenlerden aldığı açık iş sayısı 175 bin 143 oldu. 2022 yılı Ocak-Ekim döneminde alınan açık iş sayısı ise 1 milyon 960 bin oldu. Açık işlerin 98,8’i özel sektörden alındı.

Paylaşın

Tarım Sektörü İcra Kıskacında

Tarım sektörünün bankacılık sistemine olan kredi borçları eylül ayında 16,5 milyar lira daha artarak 261,4 milyar liraya kadar yükseldi. CHP’li Gürer, üreticilerin ve yetiştiricilerin ise icra takibi kıskacı ile baş başa kaldığını söyledi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarım sektörünün, bu yılın ilk 9 ayında bankalara 93,7 milyar lira daha borçlandığını ve sektörün bankalara olan toplam borcunun 261,4 milyar liraya ulaştığını açıkladı.

CHP’li Gürer, AK Parti iktidarının yanlış tarım politikaları nedeniyle tarımın sorunlu noktaya geldiğini, üreticilerin ve yetiştiricilerin ise icra takibi kıskacı ile baş başa kaldığını belirtti.

Tarım sektörüne ait verilerle ilgili değerlendirmelerde bulunan Gürer, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) verilerine göre tarım sektörünün bankacılık sistemine olan kredi borçlarının eylülde 16,5 milyar lira daha artarak 261,4 milyar liraya kadar çıktığına dikkat çekti.

Gürer, sektörün bu yılın ilk 9 ayında 93,7 milyar lira daha bankalara borçlandığına da işaret etti.

Tarım sektörünün bankalara olan borcunun 204,2 milyar liralık kısmını kamu bankalarından, 57 milyar liralık kısmını da özel bankalardan aldıkları borçların oluşturduğunu aktaran Gürer, sektörün zamanında ödeyemediği için bankalar tarafından takibe alınan borçlarının ise 3 milyar lira olarak gerçekleştiğini kaydetti.

819 bin kişi icra takibine alındı

CHP’li Gürer, TBB Risk Merkezi’nin verilerine göre bu yılın ocak-eylül döneminde toplam 819 bin 547 yurttaşın bankalara olan bireysel kredi borcunu, 706 bin 457 vatandaş da kredi kartı borcunu zamanında ödeyemediği için bankalar tarafından icra takibine alındığına da dikkat çekti.

Ömer Fethi Gürer, küçük ve orta boy işletmelerin (KOBİ) bankacılık sektörüne olan kredi borçlarının eylülde 103,6 milyar lira artarak 1 trilyon 771 milyar liraya kadar yükseldiğini belirtti.

KOBİ’lerin borçlarında geçen yılın sonuna göre ise 640 trilyon liralık artış yaşandığı görülüyor. KOBİ’lerin bankalara olan ve zamanında ödeyemedikleri krediler ise eylülde 244 milyon, ocak-eylül döneminde de 3,2 milyar lira artarak 60 milyar liraya çıktı. BDDK’nın verilerine göre toplam 353 bin KOBİ bu nedenle bankaların takibinde bulunuyor.

Paylaşın

2002’den Sonra Simit 25, Çay 50 Kez Zamlandı

İYİ Parti Genel Başkan Başdanışmanı Aytun Çıray, “Üç çocuklu bir ailenin günde üç öğün birer simit yemesi, birer çay içmesi bile 150 lira. 5 kişilik ailenin sürekli çay ve simit ile beslenmesi durumunda aylık gideri 4 bin 500 TL tutuyor.” dedi ve ekledi:

“Asgari ücretlinin elinde sadece bin TL kalıyor. 2002 yılında bir simit 20 kuruş, bir bardak çay ise 10 kuruştu. 2002 yılında yarım kilo kaşar peyniri 3.15 TL’ye satılırken şimdi 100 TL. 20 yıl içinde simit 25, çay 50, kaşar ise 30 kat zamlandı.”

Geçen hafta İstanbul’daki Taksim Meydanı’nda vatandaşlara simit dağıtan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Benim de gençlik yıllarımdan beri kaşar-simit her zaman hazır yemeğimdir. Hep bunu yaptım” demişti.

Sözcü’den Deniz Ayhan‘a konuşan İYİ Parti Genel Başkan Başdanışmanı Aytun Çıray, AKP’nin iktidara geldiği 2002’de bir simitin 20 kuruş, bir bardak çayınsa 10 kuruştan satıldığını kaydetti.

Çıray şöyle devam etti: “Asgari ücret şu anda 5 bin 500 TL. Erdoğan’ın çay simit hesabına bakıldığında 3 çocuğu olan 5 kişilik ailenin bir öğünlük simit çay hesabı 50 TL yapıyor. Üç çocuklu bir ailenin günde üç öğün birer simit yemesi, birer çay içmesi bile 150 lira. 5 kişilik ailenin sürekli çay ve simit ile beslenmesi durumunda aylık gideri 4 bin 500 TL tutuyor.

Asgari ücretlinin elinde sadece bin TL kalıyor. 2002 yılında bir simit 20 kuruş, bir bardak çay ise 10 kuruştu. 2002 yılında yarım kilo kaşar peyniri 3.15 TL’ye satılırken şimdi 100 TL. 20 yıl içinde simit 25, çay 50, kaşar ise 30 kat zamlandı.

‘Günlük masrafı 20 kuruş’

2002’de bir simit 20 kuruştu, şu an 5 TL. Bir çay, bir simit 10 TL.. Sarayının günlük masrafı 10 milyon TL. Sözde millete hâlâ sizden biriyim demek istiyor ama samimi değil, olamaz da. Üstelik simit, çay, peynir üçlüsünü dağıttı. 20 yılın sonunda peyniri çaldılar, çay simit kaldı. Bu milletin artık AKP iktidarını sırtında taşıyacak gücü de, sabrı da kalmadı. İnsanlarımız çay simide muhtaç. Sarayda 4 milyon lira mutfak harcaması yapan Erdoğan ve iktidarı artık Türk Milletiyle bağını tamamen koparmıştır.

Erdoğan da 1993 yılında çay-simit hesabını şöyle yapmıştı: “Değerli kardeşlerim bakın, Çay 1.000 + simit 1.500 TL, eşittir, toplam 2 bin 500 TL. 5 kişilik bir aile günde 3 öğün çay-simit yerse: 2.500 x 5 = 12.500 TL. Onu da 3 öğünle ile çarpın etti mi 37.500 TL. Bir ayda ne eder, 1.125.000 TL. Asgari ücret ne kadar 910 bin lira. Bu zalim yönetim, bu aziz millete bir bardak çayla bir simidi bile layık görmüyor. Bunların peşinden nasıl gideceksiniz?”

Paylaşın

Alışveriş Merkezleri Borç Batağında: Borçlarının Faizini Bile Ödeyemiyor

ALMAN ECE Marketplaces’in iştiraki olan, ticari gayrimenkul geliştirme ve yönetim şirketi ECE Türkiye CFO’su Nuri Şapkacı, 450’ye yakın AVM’nin, 280 tanesinin 20 bin metrekare üzerinde olduğunun altını çizerek, “Bunların yaklaşık 80’i bankaların elinde ve bankalar tarafından yaşatılmaya çalışılıyor.” dedi ve ekledi:

“Şu an ciddi anlamda zor süreç geçiren, bankaların eline geçen AVM’ler var. AVM’ler için zorluklar 2018’de kiraların dövizden TL’ye dönmesiyle başladı. Bazı AVM’ler faizini ödeyemiyor, bu anaparasını hiç ödeyemeyecek demek. 1-2 milyon dolardan bahsetmiyoruz burada. Bize bankalar üzerinden ‘bizi alın’ ya da ‘bize destek verin’ diyen AVM’ler mevcut.”

Kira sözleşmelerinde dövizden TL’ye dönülmesine ilişkin düzenleme sonrasında gelirlerinde kayıp yaşayan ve yükselen kurla birlikte banka borçlarında çıkmaza giren bazı AVM’ler kredi borçlarının faizini bile ödeyemeyecek noktaya geldi. Türkiye’deki AVM’lerin toplam banka borcu 12 milyar doları bulurken bunun yüzde 88’inin döviz olduğu belirtiliyor.

Sözcü’den Saime Başçı’nın aktardığına göre, Türkiye’de yatırımları olan ALMAN ECE Marketplaces’in iştiraki olan, ticari gayrimenkul geliştirme ve yönetim şirketi ECE Türkiye CFO’su Nuri Şapkacı, faaliyette olan 450’ye yakın AVM’nin, 280 tanesinin 20 bin metrekare üzerinde olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

“Bunların yaklaşık 80’i bankaların elinde ve bankalar tarafından yaşatılmaya çalışılıyor. Şu an ciddi anlamda zor süreç geçiren, bankaların eline geçen AVM’ler var. AVM’ler için zorluklar 2018’de kiraların dövizden TL’ye dönmesiyle başladı. Bazı AVM’ler faizini ödeyemiyor, bu anaparasını hiç ödeyemeyecek demek. 1-2 milyon dolardan bahsetmiyoruz burada.

Bize bankalar üzerinden ‘bizi alın’ ya da ‘bize destek verin’ diyen AVM’ler mevcut” değerlendirmesini yaptı.  Kiraların son 3-4 yılda yüzde 150, kredi maliyetlerinin ise yüzde 350 arttığına işaret eden Şapkacı, “Son yapılandırma önerisi hayata geçerse, yatırımcıları rahatlatabilir. Borçlarını ödeyemeyen yerli yatırımcılar bankalarla öyle anlaşmalar yapmışlar ki 20-30 yılda yaptıkları AVM yatırımlarını, grup şirketlerini, şahsi kefaletlerini vermişler. Bankalarla masaya oturduklarında banka ne derse kabul etmek zorundalar.”

‘Ticari gayrimenkul kanunu bir an önce çıkarılmalı’

Kira artışlarına ilişkin, bu noktada ticari gayrimenkul kanunun bir an önce çıkarılması gerektiğini aktaran Nuri Şapkacı, siyasi otoritelerin kendilerine hak verdiğini ancak bir gelişme kaydedilmediğini belirtti. Şapkacı, Ece Türkiye olarak 2019’a göre ziyaretçi sayılarının yüzde 7, satış cirolarının ise yüzde 223 arttığını dile getirdi.

Paylaşın

Kredi Veya Kart Borcunu Ödeyemeyenlerin Sayısı Yüzde 42,4 arttı

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da, ekonomik krizi gözler önüne seren her gün yeni bir veri yayınlanıyor. Bu yılın ilk 9 ayında bireysel kredi borcunu ödememiş kişi sayısı yüzde 18,1 artışla 819 bin 546 oldu.

Haber Merkezi / Bireysel kredi kartı borcunu ödememiş kişi sayısı ise, yüzde 127,9 artışla 706 bin 457, bireysel kredi veya kart borcunu ödememiş kişi sayısı da yüzde 42,4 artışla bir milyon 218 bin 397’ye yükseldi.

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi, Eylül 2022 “Negatif Nitelikli Bireysel Kredi ve Kredi Kartı” raporunu yayınladı.

Buna göre, Eylül 2021’e kıyasla bireysel kredi borcunu ödememiş (takipte olan, batık durumda) kişi sayısı yüzde 14.3 azalışla 98 bin 427 olurken bireysel kredi kartı borcunu ödememiş kişi sayısı yüzde 126.9 artışla 106 bin 574’e yükseldi. Kredi veya kart borcunu ödememiş kişi sayısı da yüzde 21.4 artışla 181 bin 640 oldu.

İlk dokuz ayda ise bireysel kredi borcunu ödememiş kişi sayısı yüzde 18.1 artışla 819 bin 546, bireysel kredi kartı borcunu ödememiş kişi sayısı yüzde 127.9 artışla 706 bin 457, bireysel kredi veya kart borcunu ödememiş kişi sayısı da yüzde 42.4 artışla 1 milyon 218 bin 397’ye yükseldi.

Önceki yıllar da dikkate alındığında ise bireysel kredi veya kredi kartı borcu devam eden kişi sayısı 4 milyon 165 bin 902’ye yükseldi. Ayrıca yine TBB Risk Merkezi verilerine göre Eylül 2022 itibarıyla bireysel kredi kartlarını da içeren bireysel kredilerde tasfiye olunacak alacaklar bir önceki yıla göre yüzde 43 artış ile 32 milyar TL’ye yükseldi.

Raporun tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın