Ekim Ayında Hazine’nin Borç Stoku 3,8 Trilyon Liraya Yükseldi

Hazine’nin iç ve dış borcu 20 yıllık AK Parti iktidarı döneminde tam 15,5 kat arttı. 2002’de 243 milyar lira olan borç anaparası bugün 3,8 trilyon liraya, faiz yükü ise 3,4 trilyon liraya yükseldi.

Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın haberine göre; bu durum CHP TBMM Grubu’nun haftalık ekonomi raporuna şu başlıklarla yansıdı:

– Hazine’nin borç stoku, ilk 10 ayda 1,1 trilyon lira artarak ekim 2022’de 3,8 trilyon liraya çıktı. Bunun vadesine kadar ödenecek faiz yükü ise ilk 10 ayda 2 trilyon lira artışla 3,4 trilyon lira oldu. Bunun için ödenecek faiz yükü 2,6 trilyon lira. 107,8 milyar dolarlık dış borcun TL karşılığı ise 2 trilyon lira. Bunun için ödenecek faiz 802 milyar TL.

– Toplam stokun yüzde 65,5’i döviz ve altın cinsi borç. 10 ayda borç stokunda sadece döviz nedeniyle 700 milyar liralık artış oldu.

– Bu verilere göre Hazine’nin iç ve dış borcu AKP iktidarında tam 15,5 kat arttı. 2002’de 243 milyar lira olan borç anaparası bugün 3,8 trilyon TL. Faiz yükü ise 3,4 trilyon TL’ye çıktı.

– Ayrıca 2022-2024 dönemini kapsayan OVP’ye göre, bu dönem için 851 milyar lira faiz ödenecekti. Ancak Eylül 2021’de başlayan faiz indirimi sonrası yaşanan sorunlarla birlikte bu rakam 1,6 trilyon liraya yükseldi.

Yeni körfez mesaisi

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Suudi Arabistan ve Katar’dan sonra Birleşik Arap Emirlikleri Ekonomi Bakanı Abdulla bin Touq Al Marri ile de bir araya geldi.

Görüşmeyi sosyal medyadan duyuran Nebati, “Ülkelerimiz arasındaki ekonomik iş birliği başta olmak üzere bölgesel ve küresel ekonomik gelişmeleri değerlendirdik” dedi.

Paylaşın

TÜSİAD Başkanı Turan’dan Ekonomi Üzerinden İktidara Sert Eleştiriler

İktidarın uyguladığı ucuz iş gücü strateji hakkında değerlendirmede bulunan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Turan, “Düşük TL ve ucuz iş gücü ile Türkiye’nin rekabet gücünün sürdürülebilir olabileceğini düşünmüyorum” dedi ve ekledi:

“Bu, 50 yıl önce Uzak Doğu’nun stratejisiydi. Rekabetçi kur ucuz, iş gücüyle ihracatı büyütmek. Bunları yaptığınızda 5-6 ay nefes alıyorsunuz ama sürdürülebilir hale getiremiyorsunuz.”

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, para ve maliye politikalarının iş dünyasına etkisini ve reel sektörün finansmana erişim sorununu değerlendirdi.

‘Bugün en önemli şey nitelikli insan kaynağı’

Bloomberg HT’ye konuk olan Turan, Türkiye’deki istihdam piyasasına ilişkin yaptığı yorumda, katma değerli üretim yapılabilmesi için ara eleman sorununun çözülmesi ve bu konuda bir ulusal stratejinin oluşturulması gerektiğini önerdi.

Nitelikli insan kaynağı olan şirketlerin ileride daha rekabetçi olacağını belirten Turan, “Bugün en önemli şey nitelikli insan kaynağı. Nitelikli insan kaynağını kaybetmeyip, onları Türkiye’ye çekmemiz gerek” dedi.

‘İşveren çalışanını enflasyona karşı korumak zorunda’

Turan 2023 yılı asgari ücret tutarına da değindiği konuşmasında, “Enflasyonun üzerinde, refah payı olan bir asgari ücret artışı olabilir. İşveren çalışanını enflasyona karşı korumak zorunda” ifadelerini kullandı.

Ucuz iş gücü stratejinin uygulanması hakkında değerlendirmede bulunan Turan, “Düşük TL ve ucuz iş gücü ile Türkiye’nin rekabet gücünün sürdürülebilir olabileceğini düşünmüyorum. Bu, 50 yıl önce Uzak Doğu’nun stratejisiydi. Rekabetçi kur ucuz, iş gücüyle ihracatı büyütmek. Bunları yaptığınızda 5-6 ay nefes alıyorsunuz ama sürdürülebilir hale getiremiyorsunuz” dedi.

‘Eylül’den itibaren ihracattaki yavaşlamayı net şekilde görüyoruz’

Turan, ihracatın euro/dolar paritesinden olumsuz etkilendiğini belirttiği konuşmasında, Eylül’den itibaren ihracattaki yavaşlamayı net bir şekilde gördüklerini dile getirdi. Turan, işletme sermayesi ve şirketlerin krediye erişimi hakkında yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:

“2022’de şirketlerin işletme sermayesi ihtiyacı arttı. Geçen yıl 100 bin dolar işletme sermayesi olan bir şirketin 200, hatta 400 bin dolara ihtiyacı var. Reel sektörün finansmana erişimi rahat olmalı. Son dönemde finansmana erişim ihracatçı firmalar dışında çok kolay değil. Ticari kredilere erişimin rahat olduğunu keşke söyleyebilseydik. Yatırım kredilerine ulaşmak, uzun vadeli kredi almak kolay değil. Şirketler için kredi limitlerinin artması gerek.”

Paylaşın

Ekonomik Güven Endeksi Yüzde 96,9’ya Geriledi

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2022 yılı Kasım ayı ekonomik güven endeksi verisini açıkladı. Ekonomik güven endeksi ekim ayında 97,1 iken, kasım ayında yüzde 0,2 oranında azalarak 96,9 değerini aldı.

Bir önceki aya göre kasım ayında reel kesim (imalat sanayi) güven endeksi yüzde 0,7 oranında azalarak 101,3 değerini, hizmet sektörü güven endeksi yüzde 1,0 oranında azalarak 118,1 değerini aldı.

Tüketici güven endeksi yüzde 0,6 oranında artarak 76,6 değerini, perakende ticaret sektörü güven endeksi yüzde 2,1 oranında artarak 121,9 değerini aldı.

İnşaat sektörü güven endeksi yüzde 1,2 oranında artarak 91,6 değerini aldı. Böylece inşaat sektörü 100’den küçük değer alarak kötümserliği gösterdi.

Endeksin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği gösteriyor. Yüzde 93,4 değerinde veri ise piyasanın hâlâ pozitif bir bakış açısına sahip olmadığını ortaya koyuyor.

Ekonomik güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Ekonomik güven endeksi, tüketici ve üreticilerin genel ekonomik duruma ilişkin değerlendirme, beklenti ve eğilimlerini özetleyen bir bileşik endekstir. Endeks, mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi, reel kesim, hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörleri güven endekslerinin alt endekslerinin ağırlıklandırılarak birleştirilmesinden oluşmaktadır.

Ekonomik güven endeksi hesaplamasında, her bir sektörün ağırlığı o sektörün normalleştirilmiş alt endekslerine eşit dağıtılarak uygulanmakta, güven endekslerine doğrudan uygulanmamaktadır. Bu kapsamda tüketici, reel kesim, hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörlerine ait toplam 20 alt endeks hesaplamada kullanılmaktadır.

Ekonomik güven endeksinin hesaplamasında kullanılan alt endeksler her ayın ilk iki haftasında derlenen veriler kullanılarak hesaplanmaktadır. Ekonomik güven endeksinin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği göstermektedir.

Paylaşın

Türkiye’de Her 100 Çocuktan 22’si Yoksulluk İçinde Büyüyor

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da, her geçen gün ortaya çıkan yeni gerçekler iktidarın açıklamalarını yalanlıyor. Türkiye çocuklarda yoksulluğun en yüksek olduğu ülkelerden birisi. Türkiye’de 100 çocuktan 22’si yoksulluk içinde büyüyor. 

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ortalaması ise yüzde 12,4. Türkiye OECD üyeleri arasında çocuklarda yoksulluğun en yüksek olduğu ikinci ülke.

Toplam nüfusa bakıldığında ise Türkiye’de yoksulluk oranı yüzde 15. ABD ve Japonya’da yoksulluğun Türkiye’den yüksek olması dikkat çekiyor.

Yoksulluk oranı, yoksulluk sınırı altında yaşayan kişileri ifade ediyor.

Peki, yoksulluğun en yüksek olduğu ülkeler hangisi? Çocuklarda yoksulluk oranı OECD ülkelerinde kaç?

Yoksulluk oranı nedir?

Yoksulluk oranı bir ülkedeki yoksulluk sınırı altında yaşayan insanları ifade ediyor. Yoksulluk sınırı her ülkede farklı tanımlandığından aynı orana sahip iki ülkede bu insanların alım gücü ve hayat standardı farklı olabilir. OECD’nin çocuklarda yoksulluk oranı 0-17 yaş grubunu kapsıyor.

2021 veya en yakın tarihteki verilere göre, OECD ülkeleri içinde çocuklarda yoksulluğun en yüksek olduğu ülke yüzde 27,4 ile Kosta Rika.

İkinci sıradaki Türkiye’de bu oran yüzde 22,4. Ardından yüzde 22 ile İsrail geliyor. OECD ortalaması yüzde 12,4. Türkiye’nin verisi 2019 yılına ait.

Çocuklarda yoksulluk oranının en düşük olduğu ülke ise yüzde 2,4 ile Finlandiya.

Diğer bazı ülkelerde 0-17 yaş grubunda yoksulluk oranı şöyle: Yunanistan yüzde 14,4; Japonya yüzde 14; ABD yüzde 13,7; İngiltere yüzde 11,9; Almanya yüzde 11,7; Fransa yüzde 11,7; Kanada yüzde 7,3 ve Danimarka yüzde 4,8.

Japonya ve ABD’de yoksulluk Türkiye’den yüksek

Ülke nüfusunun hepsini yansıtan toplamda ise Türkiye’de yoksulluk oranı yüzde 15. OECD ortalaması ise yüzde 11,4. Toplam nüfusta yoksulluğun en yüksek olduğu ülke yine Kosta Rika (yüzde 20,3). 37 ülke içinde Türkiye 10. sırada yer alıyor.

Japonya (yüzde 15,7) ve ABD (yüzde 15,1) gibi gelişmiş ülkelerde yoksulluğun Türkiye’den yüksek olması dikkat çekiyor.

Ancak OECD ülkeleri kıyaslarken dikkatli olmaya çağırıyor. Çünkü yoksulluk sınırının hayat standardı farklı ülkelerde farklı olabilir.

Toplamda yoksulluğun en düşük olduğu OECD ülkesi ise yüzde 4,9 ile İzlanda.

Diğer bazı ülkelerde bu oran şöyle: Yunanistan yüzde 11,5; İngiltere yüzde 11,2; Almanya yüzde 10,9; Fransa yüzde 8,4; ve Hollanda yüzde 8,3.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Vatandaşın Borcu 1 Trilyon 427 Milyar TL’ye Yükseldi

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da gerçekler, iktidarın açıklamalarını yalanlıyor. İktidarın ekonomi politikaları sonucu bankaların karları katlanarak artarken, yurttaşların yöneldiği bankalara olan borcu da artmaya devam ediyor.

Yurttaşların 11-18 Kasım haftasındaki borcu 2,4 milyar TL artarken, son 6 aydaki artış ise 315 milyar TL oldu.

Bireylerin bankalara ve finansman şirketlerine olan konut, taşıt, ihtiyaç ve kredi kartından kaynaklanan borcu ise takiptekiler de dahil 18 Kasım itibarıyla bir trilyon 427 milyar TL olarak gerçekleşti.

BirGün’ün aktardığına göre Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Grubu notunda yurttaşların bu borcunun bir trilyon 43 milyar TL’sinin bireysel (konut, otomobil, ihtiyaç) kredilerinin, 384 milyar TL’sinin de kredi kartı borç bakiyelerinden kaynaklandığı belirtildi.

Son hafta tüketici kredilerinde 2,4 milyar TL’lik artış olurken, kredi kartları borçları ise değişmedi.

Takipteki borçlar 30,8 milyar TL

Kişilerin vadesinde ödeyemediği için bankalar tarafından icraya verilen ve henüz varlık yönetim şirketlerin devretmedikleri takipteki borçları ise 30,8 milyar TL’ye yükseldi. Bankaların takipteki bu borçlarını düşük bir bedel karşılığında varlık yönetim şirketlerine devrediyor olmaları bu rakamı olduğundan daha düşük gösteriyor.

Toplam borç verileri

Yurttaşların varlık yönetim şirketlerine olan borçları son bir yılda 5,3 milyar TL artarak eylül sonunda 36 milyar TL’ye yükseldi. TOKİ’ye olan konut kredisi borçları da 28 milyar TL oldu. Bankalara, finansman şirketlerine, varlık yönetim şirketlerine ve TOKİ’ye olan (tahsili gecikmiş borçlar da dahil) toplam borç bir trilyon 492 milyar TL düzeyinde seyrediyor.

Bankalara olan borçta yılbaşından bu yana 400 milyar TL’lik, toplam borçlarda ise 408 milyar TL’lik artış yaşandı.

Paylaşın

1 Milyon 39 Bin 646 Abone Faturasını Zamanında Ödeyemedi

İktidarın uyguladığı ekonomi politikaları sonucu oluşan ekonomik kriz, her geçen gün biraz daha derinleşiyor. 1 Ocak 2022 tarihinde yüzde 127’yi bulan fahiş elektrik zammının ardından faturasını zamanında ödeyemeyen yurttaşların sayısı arttı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın verdiği bilgiye göre Ocak 2022 fatura döneminde 553 bin 917’si konut abonesi olmak üzere toplam 730 bin 701 abone faturasını süresi içinde ödeyemedi. Zammın faturalara yansıtılmasıyla birlikte Şubat 2022 döneminde ise 859 bin 532’si konut abonesi olmak üzere toplam bir milyon 39 bin 646 abone faturasını belirlenen süre içinde ödeyemedi.

Yüzde 55,1’lik artış

Fahiş zammın ardından faturasını ödemekte zorlanan konut abone sayısı yüzde 55,1 oranında arttı. Mart 2022 fatura döneminde ise 987 bin 453’ü konut abonesi olmak üzere toplam bir milyon 245 bin 391 abone faturasını ödeyemedi.

Sözcü’den Başak Kaya’nın haberine göre verileri değerlendiren Akın, “Cumhuriyet tarihinin en büyük elektrik zammının ardından faturasını ödemekte zorlanan konut abone sayısı 2 ay içinde yüzde 78,2 arttı. Tüm abone gruplarında ise toplamda yüzde 70,4 oldu” ifadelerini kullandı.

Sanayide artış yüzde 185,3

Enerji zamları sanayiyi de vurdu. Kontrollü elektrik kesintilerinin de yapıldığı dönemde sanayi abonelerinde faturasını zamanında ödeyemeyen abone sayısı bin 584’ten 4 bin 519’a yükselerek yüzde 185,3 oranında arttı. Bu oran tarımsal sulama abonelerinde ise yüzde 89,9 seviyesinde oldu.

Paylaşın

Açlık Sınırı 8 Bin 657, Yoksulluk Sınırı 25 Bin 422 Liraya Yükseldi

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da açıklanan veriler gerçeğin öyle olmadığını gözler önüne seriyor. Kasım ayında, açlık sınırı 8 bin 657 liraya yükselirken, yoksulluk sınırı ise 25 bin 422 lira olarak belirlendi.

Birleşik Metal-İş Sendikası Araştırma Merkezi (BİSAM), Kasım 2022’ye ait açlık ve yoksulluk sınırı rakamlarını açıkladı. Buna göre açlık sınırı kasım ayında 8 bin 657 liraya yükselirken, yoksulluk sınırı ise 25 bin 422 lira olarak belirlendi.

Ekonomik kriz ve yoksulluk hızla derinleşirken, BİSAM’ın yayımladığı kasım ayına ilişkin “Açlık-Yoksulluk Araştırması” raporu, ücretler ile açlık ve yoksulluk sınırı arasındaki uçurumun daha da büyüdüğünü gözler önüne serdi.

‘Açlık sınırı 8 bin 657 lira’

BİSAM’ın raporuna göre Kasım 2022’de dört kişilik bir ailenin yalnızca dengeli beslenmek için yapması gereken aylık harcama, yani açlık sınırı 8 bin 657 liraya ulaştı. Söz konusu miktar ekim ayına göre 434 lira artış gösterdi.

‘Yoksulluk sınırı 25 bin 422 lira’

Verilere göre, dört kişilik bir ailenin tüm ihtiyaçları insan onuruna yaraşır biçimde ve yoksunluk hissi çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken harcama, yani yoksulluk sınırı ise 25 bin 422 lira olarak belirlendi. Söz konusu veri, bir önceki ayda 24 bin 513 lira olarak açıklanmıştı.

Yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı gereksinimlerin fiyat artışları esas alınarak yapılan araştırmada, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini “yoksunluk hissi duymadan” karşılayabilmesi için yapması gereken harcama tutarı ise kasım ayına göre 475 liralık artış göstererek 16 bin 765 lira olarak belirlendi.

‘Süt ürünleri için gereken harcama 2 bin 400 lira’

Kasım 2022’de temel gıda ürünlerinden olan süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcama bir önceki aya göre 231 lira artarak 2 bin 400 liraya yükseldi. Söz konusu ürünlerde son bir yıllık dönemdeki artış ise bin 514 liraya ulaştı.

Meyve için harcanması gereken tutar kasımda 1 lira azalırken, Kasım 2021’e göre ise 318 lira artarak 620 lira oldu. Sebze harcaması da önceki aya göre 29 lira, geçen yılın aynı ayına göre ise 772 lira artarak bin 112 lira olarak belirlendi.

Kasım ayında bir önceki aya göre 19 lira artarak 883 liraya yükselen ekmek, un ve makarna gibi ürünler için yapılması gereken harcama, son bir yılda 289 lira artış gösterdi. Pirinç ve bulgur harcamaları ekim ayına göre 84 lira artarken son bir yılda ise 357 lira zamlanarak 445 liraya yükseldi. Yağ için yapılması gereken harcama ise 13 lira daha artarak 250 liraya ulaştı.

‘Ulaşım giderleri 4 bin 655 lira’

Ulaştırma harcamaları kasım ayında 4 bin 655 liraya yükselirken, haberleşme harcamaları 687 liraya, eğlence ve kültür harcamaları 593 liraya, eğitim harcamaları 378 liraya, tatil-otel harcamaları bin 504 liraya, çeşitli mal ve hizmetlerle ilgili harcamalar ise bin 34 liraya yükseldi.

Kasım 2022’de dört kişinin giyim ve ayakkabı harcamaları bin 39 lira, kira dahil barınma harcamaları 3 bin 820 lira, ev eşyası harcamaları 2 bin 265 lira, sağlık harcamaları ise 669 lira olarak belirlendi.

Paylaşın

OECD’den Dikkat Çeken Rapor: Küresel Yavaşlama En Çok Avrupa’yı Vuracak

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) “Krizle Yüzleşmek” adıyla yayınladığı Kasım 2022, 3. çeyrek dilim, Ekonomik Görünüm Raporu’nda küresel ekonomik yavaşlamadan en çok Avrupa’nın etkileneceğini, enflasyonla mücadelenin bir numaralı öncelik olması gerektiğinin altını çizdi.

Raporda, Türkiye’nin 2022’deki büyüme hızı 5,4’ten 5,3’e çekilirken, yüzde 3 olarak belirlenen 2023 büyüme oranı korundu. Türkiye ekonomisinin, 2024 yılında yüzde 3,4 büyüyeceği öngörüldü.

OECD raporunda Türkiye’deki enflayonun bu yıl sonunda yüzde 73,2 olması tahmin ediliyor. OECD, 2023’te enflasyon oranı gerilese bile yüksek seyretmeye devam edeceğini de tespit ediyor. Buna göre OECD, enflasyonun 2023’te yüzde 44,6’ya; 2024 yılında da yüzde 42’ye gerileyeceğini öngörüyor.

Türkiye 2022 için yüzde 10,7 olan işsizlik oranı beklentisinin, 2023’te yüzde 10,3; 2024’te ise 10 olacağı tahmini yapıldı. Başka bir deyişle, işssizlik oranı önümüzdeki 3 yıl boyunca yüzde 10’un üzerinde seyretmeye devam ediyor.

OECD Raporunda, tüm dünya merkez bankaları, ekonomide resesyon riskini göze alarak faiz arTtırımına giderken, büyüme politikasını ön plana koyan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na (TCMB), faizleri yükseltmesi tavsiyesinde de bulunuyor.

OECD’ye göre küresel ekonomik büyüme hızı, bu yılki büyüme hızı olan yüzde 3,1’den yüzde 2,2’ye gerileyecek. 2024’teyse küresel ekonomik büyüme hızının yüzde 2,7’ye çıkması bekleniyor.

OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann, teşkilatın son Ekonomik Görünüm raporunu sunduğu basın toplantısında, “Bir resesyon öngörmüyoruz, ancak kesinlikle bir zayıflama dönemi olacağını tahmin ediyoruz” şeklinde konuştu.

OECD, küresel ekonomik yavaşlamanın ülke ekonomilerini eşit olarak etkilemediğini, ancak Rusya’nın Ukrayna’da yürüttüğü savaşın iş faaliyetlerine darbe indirmesi ve enerji maliyetlerini arttırması nedeniyle yavaşlamadan en çok Avrupa’nın etkilendiğini kaydetti.

19 ülkenin bulunduğu Euro Bölgesi’nde ekonominin bu yıl yüzde 3,3 büyüyüp, 2023’ye büyümenin binde 5’e gerileyeceğini tahmin eden OECD, 2024 yılındaysa Euro Bölgesi’ndeki büyümenin yüzde 1,4 olacağı öngörüsünde bulundu. OECD, Eylül ayındaki tahminlerindeyse bu yılki büyümenin yüzde 3,1, 2023’teki büyümeninse binde 3 olacağını açıklamıştı.

OECD, Avrupa ekonomisinin lokomotifi sayılan Almanya’nın önümüzdeki yıl binde 3 oranında küçüleceği tahmininde bulunuyor. Ekonomisi sanayi ağırlıklı olan Almanya, Rus enerjisine bağımlı bir ülke. OECD’nin Eylül ayı tahminindeyse Alman ekonomisindeki daralmanın 2023’te binde 7 oranında olacağı kaydedilmişti.

Rus doğalgaz ve petrolüne Almanya’ya kıyasla daha az bağımlı olan Fransa’nın ise 2023’te binde 6 oranında büyümesi bekleniyor. İtalya’nın önümüzdeki yılki büyüme tahmininin binde 2 olması, bazı çeyreklerde İtalyan ekonomisinde daralma yaşanabileceğine işaret ediyor.

Euro Bölgesi dışındaysa yükselen faiz oranları, hızla artan enflasyon ve zayıf güven nedeniyle İngiliz ekonomisinin önümüzdeki yıl binde 4 oranında daralacağı öngörülüyor. OECD, daha önceyse İngiliz ekonomisinde binde 2 oranında büyüme olacağını tahmin etmişti.

Amerikan ekonomisinin durumununsa nispeten daha iyi olacağı öngörüsü var. Büyümenin bu yılki oran olan yüzde 1,8’den 2023’te binde 5’e ineceği tahmin edilirken Amerikan ekonomisinin 2024’te yüzde 1 oranında büyüyeceği düşünülüyor. OECD, daha önceki tahmininde, dünyanın en büyük ekonomisi olan Amerikan ekonomisinin bu yıl sadece yüzde 1,5 oranında büyüyeceğini, 2023 tahmininin de aynı kalacağını bildirmişti.

OECD üyesi olmayan Çin ise 2023’te büyüme görecek ender ekonomilerden biri olarak değerlendiriliyor. Çin ekonomisindeki büyümenin bu yılki oran olan yüzde 3,3’ten 2023 yılında yüzde 4,6’ya çıkması, 2024’te de yüzde 4,1 olarak gerçekleşmesi bekleniyor.

Daha sıkı para politikalarının devreye girmesi ve enerji fiyatlarındaki baskıların azalmasıyla birlikte OECD ülkeleri genelinde enflasyonun bu yıl yüzde 9’dan 2024’te yüzde 5,1’e gerilemesi de bir başka beklenti.

OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann, “Para politikaları konusunda en gelişmiş ülkelerde ve çok sayıda gelişmekte olan ekonomide enflasyon beklentilerini sabitlemek için daha fazla sıkılaşma gerekiyor” dedi.

(Kaynak: Reuters)

Paylaşın

TÜSİAD Başkanı Turan’dan Yargı Bağımsızlığı Ve İfade Özgürlüğü Vurgusu

TÜSİAD Başkanı Turan, 14. Rekabet Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “Küreselde yaşanan sorunlar ve içerdeki hüküm süren makroekonomik istikrarsızlık ister istemez dikkatleri bugünü kurtarmaya getiriyor” dedi ve ekledi: Küresel likiditenin azalması ve maliyetinin yükselmesi, ABD ve Çin’deki yavaşlama ve Avrupa’yı tehdit eden ekonomik daralma ülkemiz açısından da ekonomik ufku belirginsizleştiriyor.

Haber Merkezi / Turan, konuşmasının devamında, “Bu koşullar altında ihracat ve büyüme perspektiflerin zorlaşması, dış açığının finansmanının sıkıntıya düşmesi ihtimali de yükseliyor. Nitekim büyüme göstergeleri yavaşlıyor, ihracat hız kesiyor, cari açık yükseliyor. Ekimde ihracatın artışı yüzde 2, eğer altın ihracatını çıkarırsak eksi 3” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında yargı bağımsızlığına ve ifade özgürlüğüne vurgu yapan Turan, “Ekonomideki öngörü ufkunun uzaması ve ülkenin geleceğine güven duyulması sadece ekonomik politikalar ile elde edilemez. İş, bireysel ve toplumsal yaşamın tüm alanlarında güvenilir ve kapsayıcı kurumları ve kuralları hayata geçirmeden, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü, kuvvetler ayrılığı, denetleyici ve düzenleyici kurumların özerkliği gibi alanlarda ilerleme sağlamadan, ekonomimizi yeşil ve dijital dönüşüme hazırlayarak adımları rahatlıkla atabileceğiniz bir zemin olmayacaktır” dedi.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Orhan Turan, 14. Rekabet Kongresi’nde konuştu. Turan’ın konuşması şöyle:

“Bundan üç sene önce Çin’de ortaya çıkan, Covid-19 adını verdiğimiz virüs en önemli gündemimizdi. Bilim, teknoloji, inovasyon ve uluslararası işbirliği ile son yüzyılın en büyük salgınını hep birlikte aşmak için insanüstü bir çaba sarf ettik. Geçtiğimiz yaz hem ülkemizde hem de dünyanın dört bir tarafında meydana gelen yangın, sel gibi aşırı iklim olayları bize tek tehdidin virüs olmadığını bir kez daha hatırlattı. Salgının ve iklim olaylarının yarattığı sosyal ve ekonomik etkileri atlatmak için uğraşırken senenin başında Rusya-Ukrayna savaşı ile gündemimiz bir kez daha sarsıldı.

Bütün bu gelişmeleri üst üste koyduğumuzda, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra ortaya çıkan küresel düzende büyük kırılmalar olduğu tespitini yapabiliyoruz. Hüküm sürmüş olan küresel entegrasyon, istikrar ve bolluk dönemi, ülkemizin de avantajına olmuş, bu dönemde küresel rekabet gücümüzü pekiştirmiş, dünya ekonomisinden aldığımız payı artırmış, vatandaşlarımızın refah düzeyini yükseltmiş, toplumsal adaletsizlikleri bir nebze olsun geriletebilmiştik. Bugün, bizim gibi ülkeler için olumlu koşullar yaratmış olan bu küresel ortamın geride kaldığı, çatışma, istikrarsızlık, belirsizlik ihtimalinin güçlendiği bir dönemdeyiz. Dünyanın karşı karşıya olduğu zorlukların yanı sıra iklim değişikliği, dijitalleşme, göçler ve toplumsal eşitsizlikler bütün ülkeleri politikalarını gözden geçirmeye zorluyor. Bu küresel zorlukların üzerine ülke ekonomimizin yapısal sorunları da ekleniyor.

Küresel gelişmelerin bu kadar hızlı ve sert olduğu günümüzde ülke olarak yeni bir ekonomik kalkınma öyküsü yaratmak için tüm risklere hazırlıklı olurken ortaya çıkabilecek fırsatları da kollamalıyız.

Bu Kongrenin de teması olan “dijital ve yeşil” dönüşüm bu türbülanslı zamanda geleceğin fırsatlarını yakalamanın anahtarları olarak ortaya çıkıyor. Ben de bugün sizlere ülkemizin sürdürülebilir kalkınmasında sektörlerimizin yeşil ve dijital dönüşümünün öneminden bahsetmek istiyorum.

Yüksek enflasyon, enerji, gıda ve tedarik zinciri güvenliği günümüzün en önemli gündem başlıkları arasında yer alıyor. İlk bakışta, bu sorunlar Covid pandemisi ve Rusya-Ukrayna savaşı ile ilişkilendiriliyor olsa da, daha derinde yatan nedenlere baktığımızda küresel ekonominin geçirmekte olduğu yapısal değişimi görüyoruz. Sanayi devrimi sonrasının düşük maliyetli üretim yaklaşımı yerini ekonomilerin çevresel etkilerini temel alan yeşil dönüşüme ve dijital dönüşüme bırakıyor. Küresel ekonomideki bu dönüşümde iklim değişikliği ile mücadeleyi ve ekonomik yapıyı dijital teknolojiler doğrultusunda dönüştürmeyi kalkınma ve ekonomi politikalarının merkezine almak bir zorunluluk haline geliyor. Ülkemizin de bu dönüşümü zamanında ve tüm boyutlarıyla yakalaması için hızla harekete geçmesi gerekiyor.

Avrupa Birliği bir ayağını yeşil dönüşüm, diğer ayağını ise dijital dönüşümün oluşturduğu bu karmaşık sürece “ikiz dönüşüm” adını veriyor. Bu iki boyutu ve ülkemizin ikiz dönüşüme ayak uydurması ihtiyacını biraz açmak istiyorum.

Dijital teknolojiler ekonomide tektonik değişimlere yol açıyor. Üretim yöntemleri, tüketim kalıpları, çalışma biçimleri, endüstriyel ilişkiler hızla değişiyor dönüşüyor. Endüstriyel nesnelerin interneti, robotik, otonom araçlar, yapay zeka, veri analitiği ve bulut teknolojileri gibi yeni teknolojiler büyük bir hızla yaygınlaşıyor. Bu teknolojileri başarıyla uygulayan firmalar verimliliği büyük ölçüde artırıp pazar paylarını büyütürken bu dönüşüme ayak uyduramayan firmalar rekabet güçlerini korumakta zorlanıyorlar. Bu da dijital dönüşümü KOBİ’ler açısından çok kritik bir noktaya taşıyor.

Ülkemizde istihdamın %70’ten fazlasını oluşturan KOBİ’lerin bu dönüşüme sağlıklı bir şekilde ayak uydurabilmesi, dijital dünyanın getireceği riskleri fırsata çevirmeleri için bir imkan sağlayacak. Bu fırsatın açılabilmesi için finansmana erişim ve fiziki ve yasal altyapının iyileştirilmesi kadar kültürel ve organizasyonel dönüşümün sağlanması da gerekli. Sanayi ekosisteminin gelişmesine yönelik birçok hızlandırıcı programın hayata geçirildiğini görmekten mutluluk duyuyoruz. Bu kapsamda, KOBİ’lerin geliştirdiği dijital çözümlerin takip edilmesi, şirketlerin teknoloji ihtiyaçlarının anlaşılması ve farklı ölçekteki şirketleri bir araya getirecek işbirliği alanlarının geliştirilmesi de oldukça önemli. TÜSİAD olarak biz de 2018 yılından bu yana TÜSİAD SD2 Programı ile şirketlerin birlikte çalışmalarını ve birlikte üretmelerini destekliyoruz. TÜSİAD SD2 KOBİ’lerimizin geliştirdiği geniş bir dijital çözüm yelpazesinin doğru adreslere ulaştırılmasına olanak sağlıyor.

Günümüzde otomotivden enerjiye, sanayiden askeri donanıma kadar pek çok sektörün bel kemiğini yazılım ürünleri oluşturuyor. Bugün dünyanın en büyük 10 şirketinden 7’si teknoloji firması.1 Son 10 yılda internet, mobil telefonlar ve artan kurumsal BT yatırımlarının etkisiyle birçok dijital sektör doğdu. Bu sektörlerin toplam büyüklüğü, yazılım sektörünün dört katına yaklaştı. Büyüme hızı ise yazılım sektörünün üç katı seviyesinde.2

Dijital teknolojilerin sektörlerde yol açtığı dönüşümlerden en önde gidenlerden birini şüphesiz e-ticaret oluşturuyor. Bu alanda ülkemizde de önemli bir hızlanma görülüyor. 2021 yılının ilk yarısında e-ticaret hacmi geçen yılın aynı dönemine göre reel olarak %49 arttı.

Bulut hizmetleri, nesnelerin interneti, yapay zeka gibi internet tabanlı ekonomik faaliyetlerin trafik hacmi artmaya devam ettikçe; hızlı, kesintisiz ve güvenli bir dijital altyapı ihtiyacı kritik önem kazanıyor. Ülkemizin dijital dönüşüme uyum sağlaması için altyapının geliştirilmesi, bunun için de özel sektör ile işbirliği içerisinde ekosistemin geliştirilmesi için hedeflerin belirlenmesi ve bütüncül politikaların hayata geçirilmesi önümüzdeki en kritik konulardan birisi.

Ekolojik kriz ve iklim değişikliği ile mücadele zorunluluğu bir süredir ekonomilerde yeşil dönüşümü zorluyor. Yeşil dönüşüm sürecinin net sıfır emisyon hedefleri çerçevesinde yatırım, istihdam, rekabet gücü, ekonomik istikrar ve refah üzerinde önemli etkileri var. Yeniden yapılanma hedefleri ülkeler ve bölgeler arasındaki rekabeti keskinleştiriyor. Avrupa Birliği yeni büyüme stratejisi olarak tanımladığı Yeşil Mutabakat ile birlikte pek çok alanda önemli dönüşümleri hedefliyor. Sınırda karbon düzenleme mekanizması, döngüsel ekonomi, sürdürülebilir tarım, enerji verimliliği, tedarik zincirlerinde ESG prensiplerinin yaygınlaştırılması bu dönüşüm alanlarından sadece birkaç tanesi. En büyük ticari partnerimiz olan Avrupa Birliği bu düzenlemeleri hayata geçirdikçe, bizim ekonomimizin de bu süreçten etkilenmesi kaçınılmaz olacak.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında Avrupa’da enerji kaynaklarının sürdürülebilirliği endişelerine eklenen jeostratejik riskler, yeşil dönüşüm ihtiyacına yeni bir boyut ekledi. Avrupa’nın 2050’ye dek her yıl 5 milyon ton alüminyum, 5 milyon ton bakır, 800.000 ton lityum ve 300.000 ton çinkoya ihtiyaç duyacağı öngörülüyor4. Jeopolitik çalkantılar ve salgın dönemlerinde yaşanan tedarik sıkıntıları Avrupa’da stratejik hammaddelere olan dışa bağımlılığın azaltılması ve tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ihtiyacını hızlandırdı.

Dünyamızın içinde olduğu ekolojik sorunlar ve iklim değişimi, yeşil dönüşümü zorunlu kılarken, dijital teknolojiler de yeşil dönüşümü daha mümkün kılıyor.

Araştırmalar bilişim teknolojileri sayesinde 2030’a kadar küresel ölçekte %20 emisyon azaltımı sağlanabileceğini ortaya koyuyor. Yine bilişim teknolojileri ile tarımsal üretimde %30 verim artışı ve gıda israfında %20 azaltım; enerji sektöründe yılda 25 milyar varil petrol tasarrufu ve imalat dahil sekiz sektörde 300 trilyon litreden fazla su tasarrufu sağlamak mümkün.

Bu tabloya baktığımızda TÜSİAD olarak gelecekte ülkemizin rekabet gücünün korunmasının yeşil ve dijital teknolojiler konusunda kat edeceğimiz mesafe ile çok yakından ilişkili olduğunu düşünüyoruz. Bu çerçevede,

  • Sanayimize yeşil ve dijital üretim tekniklerinin entegrasyonu,
  • Enerji verimliliğinin tüm değer zincirinde artırılması,
  • Daha az atığın ve daha fazla değerin yaratıldığı döngüsel yaklaşımıyla ürün ömrünün uzaması

gibi alanlara yönelik Ar-Ge çalışmalarının finansal mekanizmalar aracılığıyla desteklenmesini öncelikli görüyoruz. Yeşil yatırımlar için sürdürülebilir finansman araçlarının çeşitlendirilmesini, kamu-özel sektör ve uluslararası finans kuruluşları arasındaki sinerjinin geliştirilmesini kıymetli görüyoruz.

Küresel ekonominin geçirmekte olduğu yapısal değişim ile birlikte düşük maliyetli üretim yaklaşımının yerini ekonomilerin çevresel etkilerini temel alan yeşil dönüşüme ve dijital dönüşüme bırakması, bunun için de gereken fiziki sermaye ve beşeri sermaye yatırımlarının yapılması gerekiyor. Bir başka deyişle, ekonomi politikalarımızın bu dönüşümü kucaklayabilecek biçimde yeniden formüle edilmesi ihtiyacı ile karşı karşıyayız.

Değişim gerektiren alanların başında işgücü politikaları ve bununla ilişkili olarak eğitim sistemi geliyor. İkiz dönüşüm nitelikli insan kaynağını eskiye oranla daha da önemi kılıyor. İş gücümüzün yetkinliklerini yeni istihdam dinamiklerine göre dönüştürmek en büyük önceliklerimiz arasında yer almalı.

İş yaşamında uzaktan çalışmanın kolaylaştığı, fiziksel sınırların bulanıklaştığı, aynı anda birden fazla çalışmanın mümkün olduğu günümüzün dünyasında aranılan becerilere sahip olanlara duyulan yüksek talep ülkeler arasında nitelikli insan kaynağını çekmek konusunda giderek güçlenen bir rekabete yol açıyor. Bu rekabette iş dünyası olarak bize düşen en önemli görevlerden biri sektör ve ölçek fark etmeksizin genç beyinlerin ülkemiz için katma değer üretmesini sağlamak.

Biz de bu hedef doğrultusunda TÜSİAD İşim Gücüm Geleceğim ücretsiz online eğitim platformumuz ile öğrencilerin ve genç profesyonellerin yeni nesil teknolojiler odağında becerilerin artırılmasına katkı sağlamaya çalışıyoruz.

Ekonomimizin yeşil ve dijital dönüşümünün gerçekleştirilmesi için bu alanlara yapılması gereken yatırımları da geciktirmemeliyiz. Oysa yatırım göstergeleri ekonomideki yapısal dönüşüm ihtiyacını desteklemiyor. Biliyorsunuz, yatırımların iki koşulu vardır: öngörülebilirlik, yani makroekonomik istikrar ve elverişli finansman imkanlarına erişim.

Öngörülebilirliğin de temel belirleyicisi enflasyon oranıdır. Yüzde 85 ile ülkemizin dünyada en yüksek enflasyon oranına sahip altıncı ülke olması ve TL’nin değerinde bir türlü önü alınamayan belirsizlik, ne bugün lehimize olmayan küresel koşullarla mücadele etmemizi, ne de gelecekte yeşil ve dijital dönüşümün sunacağı yeni fırsatlardan yararlanmamızı sağlıyor.

Üstelik yüksek enflasyon sadece son jeopolitik gelişmelerden kaynaklanmıyor. Tam tersine enflasyon dinamikleri son 4-5 yıldır belirgin düzeyde bozuluyor. Enflasyon dinamiklerindeki bozulma geleceğin fırsatlarından yararlanmayı zorlaştırmanın ötesinde artan küresel sıkıntılar karşısında bugün yaşadığımız zorluklarla baş etme imkanlarını da daraltıyor. Yüksek enflasyon şirketler kesimi ve hanehalkları için sürekli olarak belirsizlik, öngörülemezlik, bozulan kaynak tahsisi ve ilave maliyet yaratıyor. Enflasyonla mücadelede topyekun bir seferberlik ilan ederek, para politikasının yanı sıra, mali politikalar ve sektörlere dönük yapısal politikalarla ekonomimiz üzerindeki enflasyon kamburunu atmamız gerekiyor.

Yeşil ve dijital dönüşümünü sağlayacak yatırımların gerçekleşmesi için gereken ikinci koşul ise elverişli finansman imkanlarına erişim.

Düşük faiz oranları, yatırımlar için gereken finansmanın elverişli koşullarda olmasını sağlayan en önemli etken. Ama öte taraftan, yatırımların yapılabilmesi için finansmanın sadece elverişli koşullarda olması değil finansmana erişim de gerekiyor. Yoğun regülasyonlar nedeniyle finansal kesimin kredi vermesi daha da zorlaşıyor. Bankacılarla birlikte, farklı illerimizden birçok iş insanı, üretici, ihracatçı son zamanlarda giderek yoğunlaşan bir şekilde finansmana erişimde yaşanılan sıkıntıları dile getiriyor. Nitekim 2020’den bu yana kredilerde reel gerileme dikkat çekiyor. Politika faiz oranlarının düşürülmesine rağmen, diğer faiz oranlarıyla aradaki ilişki kopmuşsa, krediye erişimde sorunlar varsa, düşük faiz oranları ile yatırımlar finanse edilemiyorsa, üstelik enflasyon ve kurlardaki sorunlar devam ediyorsa düşük faiz politikası ile hangi ekonomik amaçlara nasıl ulaşılacağının bir kez daha ele alınmasına ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.

Dönüşümün bir diğer ayağını ise kurumsal yapılardaki değişim oluşturuyor. Yeşil ve dijital dönüşümünü sağlayacak yatırımların gerçekleştirilmesi, ekonomide öngörü ufkunun uzaması ve ülkenin geleceğine güven duyulması, sadece ekonomi politikaları ile elde edilemez. İş, bireysel ve toplumsal yaşamın tüm alanlarında güvenilir ve kapsayıcı kurumları ve kuralları hayata geçirmeden, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü, kuvvetler ayrılığı, denetleyici ve düzenleyici kurumların özerkliği gibi alanlarda ilerleme sağlamadan, ekonomimizi yeşil ve dijital dönüşüme hazırlayacak adımları rahatlıkla atabileceğimiz bir zemin olmayacak.

Ekonomimizi geleceğe hazırlamak bir yana, küreseldeki sorunlar ve içeride hüküm süren makroekonomik istikrarsızlık, ister istemez dikkatleri bugünü kurtarmaya getiriyor. Küresel likiditenin hem azalması hem maliyetinin yükselmesi, ABD ve Çin’de görülen yavaşlama ve Avrupa’yı tehdit eden ekonomik daralma ülkemizin açısından da ekonomik ufkun belirsizleşmesine yol açıyor. Bu koşullar altında ihracat ve büyüme perspektiflerinin zorlaşması, dış açığın finansmanının sıkıntıya düşmesi ihtimali yükseliyor. Nitekim büyüme göstergeleri yavaşlıyor, ihracat hız kesiyor, cari açık yükseliyor.

Tüm bunlara rağmen, ekonomimizin geçmişten gelen yapısal sorunlarını çözebilir, bugün karşı karşıya olduğumuz konjonktürden kaynaklanan ilave zorlukların üstesinden gelebiliriz. Önümüzdeki dönemde hepimizin daha müreffeh yaşayacağı, adil, çevreci ve saygın bir Türkiye yaratmak için “Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa” raporumuzda vurgulamış olduğumuz “insan, bilim ve kurumların” önemine bir kez daha dikkat çekerek konuşmamı sonlandırmak istiyorum. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını inşa ederken insanımızın yetkinliklerini geliştirmek, bilimsel ve teknolojik gelişmeye ayak uydurmak ve ekonomiden demokrasiye tüm alanlarda güvenilir ve kapsayıcı kurum ve kuralları hayata geçirmek öncelikli olmalı.

Günümüzde rekabet gücünün, ekonomik büyümenin, verimliliğin ve sürdürülebilirliğin temelini oluşturan dijital ve yeşil dönüşüm sürecinde atılacak her adım tüm sektörlerin ve paydaşların ortak enerjisine ve sinerjisine ihtiyaç duyuyor. Sırt sırta verdiğimiz zaman tüm zorlukların üstesinden gelebilir; ülkemiz için öngörülebilir bir gelecek yaratabiliriz. Bu yolda her zaman yanımızda olduğunu bildiğim, bizim de TÜSİAD olarak daima yanında olduğumuz SEDEFED ailesine bir kez daha sizlerin önünde teşekkürlerimi sunuyorum. Verimli bir etkinlik olmasını diliyor, sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.”

Paylaşın

İŞKUR’a Göre, İşsiz Sayısı 3 Milyon 178 Bin Kişi

Ekim ayında İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı eylül ayına göre yüzde 3,2 azalış göstererek 3 milyon 178 bin 25 kişi olurken, yıllık bazda yüzde 1,8’lik artış gösterdi. Geçen yıl ekim ayıda 3 milyon 122 bin 944 olan kayıtlı işsiz sayısı bu yıl ekim ayında 3 milyon 178’e çıktı. Yıllık bazda kayıtlı işsiz sayısı 55 bin kişi arttı.

Kayıtlı işsizlerin yüzde 49,6’sı erkek, yüzde 50,4’ü kadın olurken yüzde 28,6’sı da 15-24 yaş grubunda gençlerden oluştu.

Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) ekim ayı, aylık istatistik bültenini yayımladı. İŞKUR verilerine göre kayıtlı işsiz sayısı Ekim ayında aylık bazda 104 bin kişi azalırken, yıllık bazda 55 bin kişi arttı. Ekim’de işe yerleşen 79 bin işinin yüzde 62’si erkek olurken kadınların oranı yüzde 37’de kaldı.

Buna göre, Ekim ayında İŞKUR aracılığıyla 79 bin kişi işe yerleşti. İşe yerleşenlerin 49 bin 360’ı erkek olurken, 29 bin 715’i kadın oldu. Ekim’de işe yerleşen kadın sayısı yüzde 37’de kaldı.

2022 yılı Ocak-Ekim döneminde ise kurumun işe yerleşmesine aracılık ettiği kişi sayısı 1 milyon 101 bin 857 kişi olarak gerçekleşti.

Kayıtlı işsiz sayısı 3 milyon 178 bin kişi

Ekim ayında İŞKUR’a kayıtlı işsiz sayısı Eylül ayına göre yüzde 3,2 azalış göstererek 3 milyon 178 bin 25 kişi olurken, yıllık bazda yüzde 1,8’lik artış gösterdi. Geçen yıl Ekim ayıda 3 milyon 122 bin 944 olan kayıtlı işsiz sayısı bu yıl Ekim ayında 3 milyon 178’e çıktı. Yıllık bazda kayıtlı işsiz sayısı 55 bin kişi arttı.

Kayıtlı işsizlerin yüzde 49,6’sı erkek, yüzde 50,4’ü kadın olurken yüzde 28,6’sı da 15-24 yaş grubunda gençlerden oluştu.

En fazla işe yerleşme sanayide

Ocak-Ekim 2022 döneminde sektörler itibarıyla en fazla işe yerleştirme sanayi sektöründe

“İmalat” alanında; mesleklere göre ise en fazla işe yerleştirme sırasıyla “Satış danışmanı/uzmanı, turizm otelcilik elemanı ve konfeksiyon işçisi” mesleklerinde gerçekleşti.

Ekim ayında İŞKUR’un işverenlerden aldığı açık iş sayısı 175 bin 143 oldu. 2022 yılı Ocak-Ekim döneminde alınan açık iş sayısı ise 1 milyon 960 bin oldu. Açık işlerin 98,8’i özel sektörden alındı.

Paylaşın