TÜİK Duyurdu: Perakende Satışlarda Sert Düşüş

Sabit fiyatlarla perakende satış hacmi şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 6,5 azaldı. Aynı ayda gıda, içecek ve tütün satışları yüzde 0,3, gıda dışı satışlar (otomotiv yakıtı hariç) yüzde 8,7, otomotiv yakıtı satışları ise yüzde 8,8 azaldı.

Haber Merkezi / Sabit fiyatlarla perakende satış hacmi şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 21,5 arttı. Aynı ayda gıda, içecek ve tütün satışları yüzde 24,3, gıda dışı satışlar (otomotiv yakıtı hariç) yüzde 24,5, otomotiv yakıtı satışları ise yüzde 7,8 arttı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Perakende Satış Endeksleri Şubat 2023 verilerini açıkladı. Açıklamada, perakende satış endekslerinin hesaplanmasında katma değer vergisi (KDV) beyannamelerinden elde edilen verilerin kullanıldığı belirtildi.

Buna göre, sabit fiyatlarla perakende satış hacmi 2023 yılı Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 21,5 arttı. Aynı ayda gıda, içecek ve tütün satışları yüzde 24,3, gıda dışı satışlar (otomotiv yakıtı hariç) yüzde 24,5, otomotiv yakıtı satışları ise yüzde 7,8 arttı.

Sabit fiyatlarla perakende satış hacmi 2023 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 6,5 azaldı. Aynı ayda gıda, içecek ve tütün satışları yüzde 0,3, gıda dışı satışlar (otomotiv yakıtı hariç) yüzde 8,7, otomotiv yakıtı satışları ise yüzde 8,8 azaldı.

Cari fiyatlarla perakende ciro şubatta yıllık bazda yüzde 93,4 yükseldi. Aynı ayda gıda, içecek ve tütün satışları yüzde 113,1, gıda dışı satışlar (otomotiv yakıtı hariç) yüzde 99,1, otomotiv yakıtı satışları yüzde 47,6 arttı.

Cari fiyatlarla perakende ciro şubatta bir önceki aya göre yüzde 5,5 geriledi. Aynı ayda gıda, içecek ve tütün satışları yüzde 2,1 yükselirken gıda dışı satışlar (otomotiv yakıtı hariç) yüzde 8,3, otomotiv yakıtı satışları yüzde 8,6 azaldı.

Türkiye’de, 6 Şubat’ta yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen illerde mücbir sebep ilan edildiği ve beyannamelerin ertelendiği anımsatılan açıklamada, bu nedenle şubata ilişkin hesaplamalarda eksik gözlemler için e-fatura, e-arşiv fatura verileri gibi alternatif veri kaynakları ve istatistiksel yöntemler kullanılarak tahmin yapıldığı bildirildi. Açıklamada, bu yöntemlerle tahmin edilen büyüklüğün toplam içindeki payının yüzde 3,76 olduğu bilgisi verildi.

Paylaşın

Prof. Dr. Kamil Yılmaz: Büyük Bir Refah Kaybı Yaşanabilir

Prof. Dr. Kamil Yılmaz, “Düşük faiz politikasının uygulanmaya devam edilmesi durumunda, döviz rezervlerindeki düşüş devam edecek ve hali hazırda yarı kapalı durumdaki kambiyo rejiminin tam kapalı bir rejime dönüşümü gerçekleşecektir” dedi ve ekledi:

“Bu ise son 40 yıldır dünya ekonomisiyle tamamen entegre olmuş Türkiye ekonomisi için büyük bir kopuş ve büyük bir refah kaybı anlamına gelmektedir. 14 Mayıs’ta oy kullanacak yurttaşların bu seçimde iktidarın kazanması durumunda Türkiye ekonomisinin dönüşü olmayan bir yola gireceğini bilmesi gerekmektedir.”

Koç Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ekonomi bölümünden Prof. Dr. Kamil Yılmaz, ekonomideki son gelişmelere dair Cumhuriyet gazetesinden Şehriban Kıraç’a konuştu. Röportajda yöneltilen sorular ve Prof. Yılmaz’ın yanıtları şöyle:

‘Başından beri bir model yoktu’

Enflasyonda beklenen düşüş yok. Piyasa faizi yüzde 50’yi aştı. Dış ticaret rekor seviyede açık veriyor. Cari denge bozuldu. KKM faizleri serbest bırakıldı. Ekonomide Türkiye modelinin geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Benim gibi bir çok iktisatçı başından beri ortada bir model olmadığını, tamamen siyasi saiklerle ortaya atılan düşük faiz politikasının TL’nin değer kaybetmesine ve dolayısıyla da yüksek enflasyona yola açacağını söyleyegeldi.

TL’nin değer kaybetmesiyle birlikte hükümet uygulanan politikanın arkasında bir model olduğunu, bu yeni ekonomi modeline göre ihracatı teşvik ederek cari fazlaya ulaşılacağını iddia etti. Ancak aradan geçen zaman içinde bu iddianın da gerçeklikle bir ilişkisinin olmadığı ortaya çıktı. Kur artışından kaynaklanan rekabet gücündeki geçici artış ihracatı üç-beş ay yukarı çekse de, yüksek enflasyondan kaynaklanan maliyet artışlarının baskın çıkacağı ve ihracattaki artışın kısıtlı kalacağı açıktı.

Öte yandan hükümet tarafından dayatılan eksi reel faizler ve yüksek enflasyon beklentileri haneleri tüketim harcamalarını arttırmak zorunda bıraktı. 2022’deki büyümeyi ağırlıklı olarak tüketim harcamaları sırtlandı. Aynı zamanda negatif reel faiz de özel sektörün zorunlu yatırım harcamalarını öne çekmesini sağladı. 2021 sonuna doğru bazı aylarda fazla veren cari denge 2022’nin tamamında açık verdi ve 2023’te cari açık artmaya devam ediyor.

Eksi reel faiz TL’den kaçışı hızlandırınca 2022 başında hükümet kamu bütçesine yüz milyarca liralık yük getiren Kur Korumalı Mevduat (KKM) düzenlemesiyle günü kurtarabileceğini düşündü. Bunun yanında, TCMB, BDDK ve SPK gibi piyasa düzenleyici kurumlar hemen hemen her gün serbest piyasa ekonomisinin kurallarına açıkça aykırı düzenlemelerle özel sektörün döviz talebini yavaşlatmaya ve TCMB döviz rezervini artırmaya çalıştı. Ancak bu düzenlemelere, ve ihracatçılardan ve bankalardan zorla toplanan, dost ülkelerden rica minnet borç alınan on milyarca dolarlık döviz arzına rağmen Merkez Bankası döviz rezervlerinin erimeye devam ettiğini görüyoruz.

‘Büyük bir refah kaybı yaşanabilir’

Bu gidişat nereye varır?

Sonuçta hükümet son bir buçuk yıllık politika uygulamasının sonuçlarından ders çıkarmadı. Hala yüzde 50’lerde dolaşan resmi enflasyon oranı önümüzdeki aylarda biraz düşse bile bu hükümet iş başında kaldığı sürece yüksek kalmaya devam edecek. Mehmet Şimşek’i bakan olması için ikna etmeye çalıştığı sırada bile sayın Cumhurbaşkanı düşük faiz politikasının doğru olduğunu iddia ediyor. Bu durumda hükümetin bu politikalardan vazgeçeceğini düşünmek de mümkün değildir.

Düşük faiz politikasının uygulanmaya devam edilmesi durumunda ise döviz rezervlerindeki düşüş devam edecek ve hali hazırda yarı kapalı durumdaki kambiyo rejiminin tam kapalı bir rejime dönüşümü gerçekleşecektir. Bu ise son 40 yıldır dünya ekonomisiyle tamamen entegre olmuş Türkiye ekonomisi için büyük bir kopuş ve büyük bir refah kaybı anlamına gelmektedir. 14 Mayıs’ta oy kullanacak yurttaşların bu seçimde iktidarın kazanması durumunda Türkiye ekonomisinin dönüşü olmayan bir yola gireceğini bilmesi gerekmektedir.

‘Makroekonomik istikrar tekrar kazanılmalı’

Seçim sonrası nasıl bir ekonomik tablo ile karşı karşıya kalacağız?

Seçim sonrası karşılaşacağımız tablo seçimi kimin kazanacağına bağlı. Seçimi (hem Cumhurbaşkanlığı hem de milletvekili) bugünkü hükümetin kazanması durumunda neler olabileceğini yukarıda ele aldım.

Hem Cumhurbaşkanı hem de milletvekili seçimini muhalefetin kazanması durumunda ise yılın ikinci yarısında makroekonomik istikrarın tekrardan sağlanacağını düşünüyorum.

uhalefetin yani altılı masanın ekonomi kurmaylarının üzerinde anlaştığı ekonomi politika metninde iktidara gelmeleri durumunda ortodoks politikalara dönecekleri açıkça vurgulanmaktadır. Bu durumda Merkez Bankası’nın ve ekonomi yönetiminin başına liyakat sahibi deneyimli uzman kişilerin gelmesini ve hali hazırda mevduat, kredi ve diğer faiz oranlarıyla hiçbir ilintisi kalmayan para politikası faizinin artmasını ve reel faizin kademeli olarak pozitif hale gelmesini bekleyebiliriz.

Aslında, para politikası faizinin oldukça üzerinde seyreden mevduat ve kredi faizleri yeni hükümetin ve merkez bankasının işini kolaylaştırması beklenir. Ancak, her ne kadar politika metnini açık olarak ilan etmiş olsalar da, parti üst düzey görevlilerinin yapmış oldukları açıklamalardan muhalefet ittifakının iki büyük partisi arasında ekonomi yönetiminin (merkez bankası dahil) başına kimlerin geleceği konusunda bir görüş birliği olduğunu söylemek mümkün gözükmemektedir.

Bu da seçimi kazanmaları durumunda kısa bir süre de olsa bir belirsizliğin baş göstermesi anlamına gelebilir. Seçim sonrasında ortaya çıkabilecek bu belirsizliği ortadan kaldırmak için millet ittifakının ekonomi yönetiminin başında kimlerin olacağı konusunda bir an önce görüş birliğine varması ve mümkünse seçimden önce bu konuda net mesajlar vermesi gerekir.

Ek olarak muhalefetin kazanması durumunda uygulamayı düşündükleri para ve maliye politikasını deprem sonrası şartları dikkate alınarak revize edilmesi gerekecektir. Deprem öncesindeki ekonomik koşullara göre tasarlanan para ve maliye politikasına göre enflasyonun iki yıl içinde tek haneye indirilmesi mümkündür. Ancak, deprem sonrasında bölgede yapılacak ve 2023 ve 2024’te yıllık 30 milyar doları geçmesi beklenen kamu yatırım harcamaları nedeniyle tek haneli enflasyon hedefine ulaşmak için iki yıldan daha fazla süreye ihtiyaç duyulacaktır.

Kamu yatırımlarında zorunlu olarak yaşanacak artış maliye politikasının sıkılaştırılmasına izin vermeyecektir. Enflasyonla mücadele için faizlerin çok hızlı bir şekilde yükseltilmesi ise kamunun yatırım harcamalarının finansmanın maliyetini ve vadesini olumsuz etkileyebilecektir. Bu yüzden muhalefetin tek haneli enflasyon hedefine ulaşma süresini 6 ay ila bir yıl arasında bir uzatması gerekecektir.

Cumhurbaşkanı seçimini muhalefetin milletvekili seçimini de iktidarın kazanması durumunda ise gerekli ekonomik politikaların uygulanması mümkün olmayacak, belirsizlik kaçınılmaz olarak artacaktır. Bu ise Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinin 2024’te tekrarlanması anlamına gelebilir. Bu alternatifin Türkiye ekonomisi için olumlu olabileceğini söylemek mümkün gözükmüyor.

‘Liyakatli kadroların gelmesi şart’

Şu anda Türkiye ekonomisinin en temel problemleri neler, acil atılması gereken adımları sıralayabilir misiniz?

Şu an en büyük sorun hükümetin uygulamakta olduğu yanlış makroekonomik politikalardır. Bir an önce bu politikaların terkedilmesi gerekmektedir. Aslında bu, 2001 krizi sonrasında başarıyla uyguladığımız ama son on yılda büyük geri adımlar attığımız ve merkez bankası bağımsızlığı, bankacılık sektörünün etkin bir şekilde denetim ve düzenlenmesi ve kamu maliyesinin kontrol altına alınmasından oluşan, makroekonomik kurumsal reformların 20 yıl sonra tekrardan hayata geçirilmesi demektir. Türkiye ekonomi ancak bu adımlar sonrasında tekrardan makroekonomik anlamda normal bir ekonomi olması için bu adımlar gereklidir.

Ekonomi yönetiminde ve özellikle de Merkez Bankası’nda liyakatli kadroların göreve getirilmesi gerekmektedir. Merkez Bankası’nın atacağı para politikası adımları sayesinde parasal aktarım mekanizmasına tekrar işlev kazandırılacak, mevduat, kredi ve diğer faiz oranlarının birincil belirleyicisinin para politikası faizi olması sağlanacaktır. Böylece enflasyon beklentileri kontrol altına alınabilecek ve enflasyon da önümüzdeki iki yıl içinde tek haneye düşürülecektir. Bununla birlikte yukarıda bahsettiğim TCMB, BDDK ve SPK tarafından uygulanan serbest piyasa ekonomisinin kurallarıyla çelişen düzenlemelerin de bir an önce yürürlükten kaldırılması gerekmektedir.

‘Yılın ikinci yarısında Türk lirası kayıplarını telafi eder’

Yılsonu, büyüme, işsizlik, kur, enflasyon, faiz ile ilgili öngörü yapabiliyor musunuz, bu alanlarda ne tür riskler var?

Ekonomi politikalarından kaynaklanan belirsizliğin seçim sonrasında bitmesi durumunda yıl sonu için öngörülerde bulunmak mümkün. Şu anda ise ancak koşullu öngörüde bulunulabilir. İktidarın seçimi kazanması durumunda neler olabileceğini yukarıda belirttim. Muhalefetin her iki seçimi kazanması durumunda seçimden ekonomi yönetiminin karar alma aşamasına kadar geçecek birkaç haftalık belirsizlik döneminde dolar kurunda yüzde 20’yi aşacak bir artış görülebilir. Ancak, ekonomi politikası önlemlerinin uygulanmasıyla birlikte belirsizliğin azalması, yabancı sermayenin kademeli olarak giriş yapması ve dolayısıyla TL’nin yılın ikinci yarısında kayıplarının bir kısmını geri alması mümkün gözüküyor.

‘Depremin maliyeti 105 milyar dolar’

Deprem büyük bir yıkıma ve can kaybına yol açtı. Sizin de hesaplamanıza göre 105 milyar dolarlık bir maliyet yarattı. Bundan sonra yaşanılabilir kentler için nasıl bir kurgu ve dönüşüm gerekiyor? Maliyet nasıl karşılanabilir?

Deprem kesinlikle bugüne kadar ülkemizin gördüğü en büyük yıkım ve can kaybına yol açmıştır. Sizin de söylediğiniz gibi yapmış olduğum ve BETAM tarafından yayınlanan detaylı analizde depremin stok ve akım üzerinden ulusal ekonomik maliyetinin 105 milyar doları bulacağını tahmin ediyorum. Bu maliyetin yüzde 80’nin aşan kısmı bölgenin alt ve üst yapısında yeniden inşaat faaliyetlerini kapsıyor ve ağırlıklı olarak kamu tarafından karşılanması gerekiyor. Bölgede yürütülecek yeniden inşa süreci bütün boyutlarıyla çok iyi planlanmalıdır.

Yeniden inşa sürecinin temel ilkesi sağlam zemin üzerinde, çağdaş sosyal yaşamın bütün boyutlarını kapsayan doğayla uyumlu kentler kurmak olmalıdır. Bu ilkelerin uygulamada tavizsiz hayata geçirilmesi halinden bölgenin bundan beş yıl sonra bütün Türkiye için ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda örnek bir çekim merkezi haline gelmesi mümkün olacaktır.

Depremin büyük yıkıcı etkisine rağmen yeniden inşa için yapılacak ek yatırım harcamalarının 2023 ve 2024 büyüme hızlarını sırasıyla 1 ve 2 yüzde puan kadar yukarı çekmesi mümkün gözükmektedir. Ancak bunun olabilmesi için yapılacak ek kamu harcamalarının ekonomiyi herhangi bir darboğaza sürüklemeden finanse edilebilmesi gerekir. Bu ise ancak yurtdışından büyük çaplı sermaye girişiyle mümkündür.

Eylül 2021’den bu yana uygulanan ve ekonomiyi daha kırılgan hale getiren para ve maliye politikası GSYH’nin yüzde 6’sını da aşabilecek yıllık borçlanma gereksiniminin finanse edilmesini kesinlikle zorlaştıracaktır. Ortodoks ekonomi politikalarına döneceğini ilan eden muhalefetin iktidara gelmesi durumunda ise yurtdışından çekilecek sermaye sayesinde kamunun ilave borçlanmasının daha düşük maliyet ve daha uzun vadede sağlanması, böylece yeniden inşa sürecinin herhangi bir ekonomik kriz ya da darboğaz yaşanmadan tamamlanması mümkün gözükmektedir.

‘ABD’deki kriz Türkiye’yi de etkiler’

ABD ve Avrupa’daki banka krizleri ve diğer ekonomik gelişmelerin Türkiye’ye yansıması nasıl olur?

ABD’de politika faizi ve uzun vadeli tahvil getirileriyle birlikte bankaların elindeki uzun vadeli tahvil fiyatlarının düşmesi bankaların bilançolarını olumsuz etkiledi. Portföylerinde yüksek miktarda uzun vadeli tahvil tutan özellikle küçük ve orta büyüklükteki bankaların olumsuz etkilenmesi ve hatta geçtiğimiz haftalarda olduğu gibi bazılarının batması mümkün. Küçük ve orta büyüklükteki bankaların karşı karşıya kaldığı zorlukların bittiğini söylemek için çok erken. Önümüzdeki haftalar ve aylarda da bu bankalardan bazıların sıkıntıya düştüğünü görmemiz mümkün. Ek olarak, pandemi sonrası dönemde uzaktan çalışmanın yaygınlaşmasıyla ABD’de ticari emlak sektöründe bir talep daralması yaşanıyor. Son günlere basında bu daralma sonucunda ticari emlak sektörünün borçlarını çevirmekte sıkıntılar yaşayabileceğine dair haberler artıyor.

Her iki gelişme de ABD mali sektöründe bir kriz yaratma potansiyeline sahip. O yüzden Fed’in faiz artışlarını önümüzdeki aylarda yavaşlatması ya da tamamen durdurması gerekebilir. Nitekim geçtiğimiz ay Fed sadece 25 baz puanlık bir artış yapmakla yetindi. Faiz artışlarının yavaşlaması küresel sermaye akışı üzerinde olumlu etkide bulunabilir. Ancak muhalefetin iktidara gelmesi ve açıkladığı ekonomi politikalarını uygulaması durumunda bizim bu sermaye akışından yararlanmamız mümkün olabilir.

ABD’deki bankacılık sektöründeki sorunların daha da büyümesi durumunda bir mali kriz ortaya çıkarsa bundan uygulayacağımız politikalar ne olursa olsun olumsuz etkilenmemiz kaçınılmaz olacaktır. Sadece bu krize doğru politikalarla yakalanmış olursak krizin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisi daha da kontrol edilebilir olacaktır.

Röportajın tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

IMF, Türkiye’nin 2023 Büyüme Tahminin Yüzde 3’ten Yüzde 2,7’ye Düşürdü

IMF, Türkiye’nin 2023 büyümesini yüzde 2,7, 2024 büyümesini yüzde 3,6 olarak tahmin edildiğini açıkladı. IMF, 2023 ve 2024’te Türkiye’nin yüzde 3 büyüyeceğini öngörmüştü.

IMF, 2023 yılı Türkiye ortalama enflasyon tahminini yüzde 50,6 olarak belirlerken 2024’te ortalama enflasyonu yüzde 35,2 olarak öngördü. IMF, Ekim raporunda 2023 için ortalama enflasyonu yüzde 51,2, 2024’ü ise yüzde 24,2 olarak tahmin etmişti.

Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nun Nisan 2023 sayısını “Zorlu Bir Toparlanma” başlığıyla yayımladı.

BlobergHT’nin aktardığı raporda Türkiye’nin 2023 büyümesi yüzde 2,7, 2024 büyümesi yüzde 3,6 olarak tahmin edildi. IMF Ekim ayı Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda 2023 ve 2024’te Türkiye’nin yüzde 3 büyüyeceğini öngörmüştü.

IMF 2023 yılı Türkiye ortalama TÜFE tahminini yüzde 50,6 olarak belirlerken 2024’te ortalama TÜFE’yi yüzde 35,2 olarak öngördü. IMF Ekim raporunda 2023 için ortalama TÜFE’yi yüzde 51,2, 2024’ü ise yüzde 24,2 olarak tahmin etmişti.

Cari denge/GSYH tahmini 2023 için eksi yüzde 4, 2024 için eksi yüzde 3,2 olarak öngörüldü. 2023 işsizlik tahmini yüzde 11, 2024 işsizlik tahmini yüzde 10,5 oldu.

Küresel büyümede ‘finansal risk’ vurgusu

Küresel büyüme tahminini yüzde 2,9’dan yüzde 2,8’e düşüren kurum, sıkı para politikası ve Ukrayna’daki savaşın neden olduğu finansal sektör geriliminin yüksek belirsizlik ve riskler oluşturduğuna dikkat çekti.

2024 büyüme tahmini yüzde 3,1’den yüzde 3’e geriledi. Açıklamada geçen ay Silicon Valley Bank Credit Suisse’in iflasıyla piyasalarda yaşanan finansal çalkantılar nedeniyle küresel büyüme görünümüne yönelik risklerin aşağı yönlü olduğu belirtilerek “Durum şimdilik kontrol altında ancak finansal koşullar önemli ölçüde kötüleşirse daha sert ve hızlı bir dönüş olacağına dair endişeliyiz” dendi.

IMF geçen haftaki açıklamasında jeopolitik gerilim, ABD – Çin arasındaki rekabetin artması, istihdam gücündeki artışın yavaşlaması gibi ekonomik kırılmalarla önümüzdeki 5 yılda büyümenin sınırlı olacağı uyarısı yapmıştı.

Kurum ABD 2023 büyüme tahminini yüzde 1,4’ten yüzde 1,6’ya yükseltirken gelişen piyasalar için tahminini yüzde 4’ten yüzde 3,9’a düşürdü. Çin’in bu yıla ilişkin ekonomik büyüme beklentisi yüzde 5,2 ve 2024 yılı büyüme tahmini yüzde 4,5 olarak korundu.

Faizler Kovid salgını öncesindeki düşük düzeylere inmesi bekleniyor

Öte yandan Uluslararası Para Fonu (IMF), düşük üretkenlik ve nüfusun yaşlanması nedenleriyle dünyanın önde gelen gelişmiş ekonomilerinde, faizlerin Covid salgını öncesi düzeylere düşeceği tahmininde bulundu.

Enflasyonun dünya çapında artış göstermesinin altında yatan faktörlerden biri de Rusya’nın Ukrayna’yı 24 Şubat 2022’de işgale başlamasıyla birlikte elektrik, yakıt ve gaz fiyatlarındaki tırmanmaydı.

Fakat IMF tarafından internete konulan bir blogda, reel faizlere son zamanlarda getirilen artışların geçici olacağı tahmininde bulunuyor.

Washington merkezli uluslararası finans kuruluşu IMF, “Enflasyon kontrol altına alındığında, gelişmiş ekonomilerin merkez bankaları büyük ihtimalle para politikalarını gevşetecek ve faizleri pandemi öncesi düzeylere doğru çekecekler” diyor.

IMF, enflasyonun muhtemel düşüşünde gelişmiş ekonomilerin nüfuslarındaki yaşlanmanın da etkisi olacağını düşünüyor.

Nüfusun yaşlanması ile enflasyon arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğunu Polar Capital adlı finans kuruluşundan George Godber, BBC’ye şöyle açıkladı:

“Harcamalarınızın gelirinize oranının en yüksek olduğu yaşlar 20, 30 ve 40’lı yaşlarınız oluyor. Genellikle bir ev kurabiliyor, çocuk sahibi olabiliyor, araba ve eşya alabiliyorsunuz. Ama yaşlandıkça giderek daha az tüketiyorsunuz.”

Nüfustaki yaşlanmaya bir örnek İngiltere. İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey yakınlarda ülke nüfusunda 20-59 yaş grubunun oranının son 10 yıl içinde yüzde 65’in altına düştüğünü ve önümüzdeki yıllarda daha da düşmesinin beklendiğini söylemişti.

IMF’nin enflasyonun düşeceği tahmininin temelindeki diğer varsayım da düşük üretkenlik, yani bir ekonomide üretilen mal ve hizmet miktarı.

Yine İngiltere’den örnek vermek gerekirse, Merkez Bankası Başkanı Bailey, 2008 yılındaki finans krizi öncesinde ülkede imalat sanayiinde üretkenliğin arttığını ama krizden sonra büyük düşüş gösterdiğini söyledi.

İngiltere Merkez Bankası, Mart ayında da faiz hadlerinde küçük bir artış yaptı ama enflasyonun yılın kalan bölümünde hızlı bir şekilde düşmesini beklediğini de açıkladı.

Eflasyondaki düşüş beklentisinde İngiltere özelinde hükümetin hanelere verdiği enerji faturası desteği ve yaz aylarında düşmesi beklenen enerji fiyatlarının rolü var.

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: Sanayi Üretimi Yüzde 8,2 Azaldı

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da açıklanan her veri yaşanan derin ekonomik krizi gözler önüne seriyor. Son olarak sanayi üretiminin şubat ayında aylık bazda yüzde 6, yıllık bazda yüzde 8,2 azaldığı açıklandı.

Haber Merkezi / Açıklanan verilerde, sanayinin alt sektörleri madencilik ve taş ocakçılığı sektörünün şubat ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 18,2, imalat sanayinin yüzde 8,2 ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörünün ise yüzde 4,5 gerilediği görüldü.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Sanayi Üretim Endeksi Şubat 2023 verilerini açıkladı. Buna göre, Şubat ayında takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi yıllık bazda yüzde 8,2 azalış gösterdi.

Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, Şubat’ta madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi geçen yılın aynı ayına göre yüzde 18,2, imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 8,2 ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 4,5 geriledi.

Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi, Şubat’ta bir önceki aya göre yüzde 6 azaldı.

Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, Şubat’ta madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki aya göre yüzde 11,2 ve imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 6,6 azalırken, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 1,4 arttı.

Arındırılmamış sanayi üretim endeksi de Şubat’ta yıllık bazda yüzde 8,23 azalış gösterdi.

Sanayi üretim endeksinin hesaplanmasında aylık sanayi üretim anketi ve katma değer vergisi (KDV) beyannamelerinden elde edilen veriler kullanılıyor. Deprem felaketinden etkilenen illerde mücbir sebep ilan edilmiş ve beyannameler ertelenmiş, bu illerden derlenen anketlerden yüzde 67 oranında cevap alınabildi.

Bu nedenle, Şubat ayına ilişkin hesaplamalarda eksik gözlemler için e-fatura, e-arşiv fatura verileri gibi alternatif veri kaynakları ve istatistiksel yöntemler kullanılarak tahmin yapıldı. Bu yöntemlerle tahmin edilen büyüklüğün toplam içindeki payı yüzde 1,94 olarak belirlendi.

Paylaşın

Bitcoin 30 Bin Doların Üzerinde; Solana Yüzde 10 Değer Kazandı

Bitcoin (BTC) yüzde 6,47 artışla 30 bin 106 dolara yükselirken, Ethereum (ETH) ise 900 dolar seviyesinin üzerinde işlem görüyor. Solana yaklaşık yüzde 10 yükselirken, BNB , XRP, Litecoin ve Cardano da yatırımcısına kazandıran kripto para birimleri arasında yerini aldı.

Haber Merkezi / Kripto para piyasaları haftanın ikinci işlem gününde de yükselişine devam etti… Dünyanın en büyük kripto para birimi Bitcoin (BTC) yüzde 6,47 artışla 30 bin 106 dolara yükseldi.

Dünyanın en büyük ikinci kripto para birimi, Ethereum (ETH) ise Bin 900 dolar seviyesinin üzerinde işlem görüyor.

Diğer en iyi kripto para birimlerinden Solana yaklaşık yüzde 10 yükselirken, BNB , XRP, Litecoin ve Cardano da yatırımcısına kazandıran kripto para birimleri arasında yerini aldı.

Bitcoin (BTC) hacmi son 24 saatte yüzde 87,02 artarak yaklaşık 23,35 milyar dolar olarak gerçekleşirken, Bitcoin’in piyasa değeri ise 581 milyar dolar civarında.

Tüm stablecoinlerin hacmi 42.25 milyar dolar ve bu, toplam kripto pazarının 24 saatlik hacminin yüzde 89.37’sine tekabül etmekte.

Küresel kripto para piyasasının değeri ise, son 24 saatte yüzde 4,17 artarak 1,23 trilyon dolar civarında işlem görüyor.

Küresel piyasalarda son durum

Küresel piyasalar, ABD’de yarın açıklanacak enflasyon verileri öncesi yön arayışını sürdürüyor.

Ülkede güçlü kalmaya devam eden iş gücü piyasalarının ardından yarın açıklanacak enflasyon verilerinin ABD Merkez Bankası’nın (Fed) gelecek dönem politika adımlarına ilişkin beklentiler üzerinde etkili olması bekleniyor.

Geçen hafta cuma günü açıklanan tarım dışı istihdamın 236 binle beklentilere paralel gelmesiyle Fed’in mayısta da faiz artışlarını sürdüreceğine yönelik fiyatlamalar güçlenmeye devam ediyor. Banka’nın 25 baz puanlık faiz artırım ihtimali yüzde 72 seviyesinde bulunuyor.

Fed’in mayıs sonrasında izleyeceği politikalara ilişkin belirsizlikler güçlü kalmayı sürdürürken, cuma günü JP Morgan, Wells Fargo ve Citibank gibi bankalarla hızlanacak bilanço sezonunun söz konusu beklentilere ilişkin soru işaretlerini azaltabileceği tahmin ediliyor.

Analistler, Fed’in enflasyonla mücadele kapsamında ekonomik aktiviteyi yavaşlatmak istediğini, buna karşın piyasalarda Banka’nın adımlarının ülke ekonomisinde ani bir durmaya neden olup olmayacağı endişesinin varlığını sürdürdüğünü kaydetti.

Öte yandan, Dünya Bankası Grubu Başkanı David Malpass, küresel ekonomik büyüme tahmininin bu yıl için yüzde 1,7’den yüzde 2’ye revize edildiğini bildirdi.

Paylaşın

Bitcoin 28 Bin 300 Doların Üzerinde; Dogecoin ve Ethereum Yüzde 2’ye Kadar Yükseldi

Bitcoin (BTC) 28 bin 300 doların üzerinde, Ethereum (ETH) ise Bin 850 dolar seviyesinde işlem görüyor. BNB, Dogecoin , Solana ve Shiba Inu yüzde 2’ye kadar değer kazandı.

Haber Merkezi / Kripto para piyasaları haftanın ilk işlem gününe yükselişle başladı… Dünyanın en büyük kripto para birimi Bitcoin (BTC), yüzde 1,37 artışla 28 bin 300 dolara yükseldi.

Dünyanın en büyük ikinci kripto para birimi Ethereum ise (ETH) Bin 850 dolar seviyesinin üzerinde işlem görüyor.

Diğer en iyi kripto para birimlerinden BNB, Dogecoin , Solana ve Shiba Inu yüzde 2’ye kadar değer kazandı.

Bitcoin (BTC), hacmi, son 24 saatte yüzde 30,14 artışla yaklaşık 12,43 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Küresel kripto para birimi piyasa değeri, son 24 saatte yüzde 0,85 artışla yaklaşık 1,18 trilyon dolar civarında işlem görüyor.

Bazı kripto para birimlerinde son durum ise şöyle:

Bitcoin 28.300 değer kazancı yüzde 1,37

Ethereum 1.860 değer kazancı yüzde 1,25

Tether 0,9998 değer kazancı yüzde 0,01

BNB 312,96 değer kazancı yüzde 0,83

XRP 0.5049 değer kazancı yüzde 0.10

Cardano 0.3876 değer kazancı yüzde 0.28

Polygon 1.10 dolar, değer kaybı yüzde 0.38

Dogecoin 0.08302 değer kazancı yüzde 1.48

Polkadot 6.18 değer kazancı yüzde 0.61

Shiba Inu 0.00001094 değer kazancı yüzde 0.83

Paylaşın

Merkez Bankası Açıkladı: Cari Açık 10 Yılın En Yüksek Seviyesinde

Şubat ayında cari açık, beklentileri aşarak 8,783 milyar dolara çıktı. 12 aylık cari açık ise 55,4 milyar dolar oldu. Böylelikle 12 aylık cari açık 2012 yılı Ağustos ayından bu yana en yüksek seviyeye çıktı.

Haber Merkezi / Ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı şubatta 10 milyar 401 milyon dolar oldu.

Reuters haber ajansının ekonomistlerle yaptığı ankette tahminler cari açığın 8,5 milyar dolar olarak açıklanması yönündeydi. Ankete katılan 10 ekonomist 2023 açığının 45 milyar dolar olacağını öngördü.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Türkiye’nin Ödemeler Dengesi İstatistikleri Şubat ayı sonuçlarını açıkladı. Merkez Bankası’ndan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

Cari İşlemler Hesabı

Şubat ayında cari işlemler hesabı 8.783 milyon ABD doları açık kaydetmiştir. Altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı ise 834 milyon ABD doları fazla vermiştir.

Ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı 10.401 milyon ABD doları olarak gerçekleşmiştir.

Hizmetler dengesi kaynaklı girişler 2.334 milyon ABD doları seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu kalem altında seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler 1.652 milyon ABD doları olmuştur.

Birincil gelir dengesi kalemi 815 milyon ABD doları net çıkış, ikincil gelir dengesi kalemi de 99 milyon ABD doları net giriş kaydetmiştir.

Finans Hesabı

Doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net girişler 505 milyon ABD doları olarak kaydedilmiştir.

Portföy yatırımları 240 milyon ABD doları tutarında net giriş kaydetmiştir. Alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi piyasasında 185 milyon ABD doları net satış ve devlet iç borçlanma senetleri piyasasında 14 milyon ABD doları net alış yaptığı görülmektedir.

Yurt dışındaki tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak, bankalar 1.158 milyon ABD doları net kullanım yapmıştır.

Diğer yatırımlar altında, yurt içi bankaların yurt dışı muhabirlerindeki efektif ve mevduat varlıkları 80 milyon ABD doları net azalış kaydetmiştir.

Yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatları, yabancı para cinsinden 109 milyon ABD doları net azalış ve Türk lirası cinsinden 381 milyon ABD doları net artış olmak üzere toplam 272 milyon ABD doları net artış kaydetmiştir.

Yurt dışından sağlanan kredilerle ilgili olarak, Genel Hükümet 222 milyon ABD doları net geri ödeme, bankalar ve diğer sektörler ise sırasıyla 1.124 milyon ABD doları ve 338 milyon ABD doları net kullanım gerçekleştirmiştir.

Resmi rezervlerde bu ay 4.677 milyon ABD doları net azalış olmuştur.”

Paylaşın

TÜİK Duyurdu: İşsizlik Yüzde 10’a Çıktı

Şubat ayında 5 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı, bir önceki aya göre 65 bin kişi artarak 3 milyon 514 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,2 puan artarak yüzde 10 seviyesinde gerçekleşti.

Haber Merkezi / İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 8,7 iken kadınlarda yüzde 12,6 olarak tahmin edildi.

İstihdam edilenlerin sayısı Şubat ayında bir önceki aya göre 361 bin kişi azalarak 31 milyon 460 bin kişi, istihdam oranı ise 0,6 puan azalarak yüzde 48,2 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 65 iken kadınlarda yüzde 31,8 olarak gerçekleşti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), İşgücü İstatistikleri Şubat 2023 verilerini açıkladı.

Buna göre, Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre; 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2023 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre 65 bin kişi artarak 3 milyon 514 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,2 puan artarak yüzde 10 seviyesinde gerçekleşti.

İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 8,7 iken kadınlarda yüzde 12,6 olarak tahmin edildi.

TÜİK, hesaplamalara deprem felaketi nedeniyle Adıyaman, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya ve Osmaniye illerinin dahil edilemediğini açıkladı. Bu illerdeki örnek hane sayısının örneklem içerisindeki payı yüzde 7,8. TÜİK, “Şubat ayı bülteninde yer alan sonuçlar anket uygulaması gerçekleştirilebilen iller üzerinden Türkiye bazında tahmin verecek şekilde ağırlıklandırma yapılarak hesaplanmıştır.” açıklamasında bulundu.

Buna göre istihdam edilenlerin sayısı Şubat ayında bir önceki aya göre 361 bin kişi azalarak 31 milyon 460 bin kişi, istihdam oranı ise 0,6 puan azalarak yüzde 48,2 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 65 iken kadınlarda yüzde 31,8 olarak gerçekleşti.

İstihdam edilenlerden işbaşında olanların, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi 2023 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre 0,1 saat azalarak 44,7 saat olarak gerçekleşti

Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı 2023 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre 1,5 puanlık artış ile yüzde 23,4 oldu.

Hanehalkı İşgücü Araştırması Şubat ayı anket uygulaması, ülkemizde yaşanan deprem felaketi nedeniyle Adıyaman, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya ve Osmaniye illerinde yapılamamıştır. Bu illerdeki örnek hane sayısının örneklem içerisindeki payı yüzde 7,8’dir.

Şubat ayı bülteninde yer alan sonuçlar anket uygulaması gerçekleştirilebilen iller üzerinden Türkiye bazında tahmin verecek şekilde ağırlıklandırma yapılarak hesaplanmıştır. Yapılan geçici yöntemsel değişiklik ile ilgili açıklamalar metaveri bölümünde sunulmuştur.

Belirtilen illerde uygulama gerçekleştirilemediği için, depremin etkisi göstergelere yansıtılamamış olup ilerleyen dönemde alan uygulamasına başlanabilmesi ile birlikte geçmiş dönemlere ait deprem etkisinin ölçülmesi ile ilgili çalışmaların yapılması planlanmaktadır.

Paylaşın

Vatandaşın İhtiyaç Kredisi Borcu 815.8 Milyar Liraya Yükseldi

Vatandaşın ihtiyaç kredisi borcu toplamda ise 815.8 milyar liraya ulaştı. Toplam tüketici kredileri borcu 1.3 trilyon liraya dayanırken buna bireysel kredi kartı borçları eklendiğinde ise vatandaşın toplam borcu 1.8 trilyon lirayı aştı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) ihtiyaç kredisi için belirlediği faiz sınırı tüketicinin borçlanmasında hızı kesmedi.

Düşen alım gücü karşısında borçlanarak geçinmeye çalışan tüketicinin 31 Mart haftasında ihtiyaç kredi borcu bir haftada 9.7 milyar lira artarak 815 milyar lirayı aştı.

Sözcü gazetesinden Deniz Bilici Göçmen’in haberine göre TCMB’nin 10 Mart tarihinde ihtiyaç kredisinde yüzde 18.56 olarak belirlediği örtülü faiz sınırı bankalarda oluşan ortalama faizin bir haftada 3.8 puan artışla yüzde 30.35’e yükselmesine yol açmış, bu faiz oranı ihtiyaç kredisi kullanımını ise durma noktasına getirmişti.

Ancak takip eden haftalarda faizler yükselmeye devam ederek 31 Mart haftasında yüzde 32.26’ya ulaşsa da ihtiyaç kredisi kullanımında artış sürdü.

Alım gücü düşen vatandaş yüksek faize rağmen kredi kullanımına devam etti. TCMB’nin örtülü faiz sınırının devreye girdiği hafta 2 milyar lira ihtiyaç kredisi kullanılırken takip eden 24 Mart haftasında 10.9 milyar lira ihtiyaç kredisi kullanıldı.

31 Mart haftasında 9.7 milyar liralık ihtiyaç kredisi kullanımı gerçekleşti. Vatandaşın ihtiyaç kredisi borcu toplamda ise 815.8 milyar liraya ulaştı.

Toplam tüketici kredileri borcu 1.3 trilyon liraya dayanırken buna bireysel kredi kartı borçları eklendiğinde ise vatandaşın toplam borcu 1.8 trilyon lirayı aştı.

Paylaşın

FOA Duyurdu: Dünya Genelinde Gıda Fiyatlarındaki Düşüş Devam Ediyor

Merkezi İtalya’nın başkenti Roma’da olan Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), dünya genelinde gıda fiyatlarındaki düşüşün devam ettiğini bildirdi. FOA, gelişmekte olan ülkelerde gıda güvenliği sorunun devam ettiğini açıkladı.

FAO, gıda fiyatlarındaki düşüşün başlıca sebeplerinin ürün bolluğu, ithal talebindeki azalma ve Ukrayna tahılının Karadeniz üzerinden dünya piyasalarına taşınmasını sağlayan Tahıl Koridoru Anlaşması’nın uzatılması olduğunu belirtiyor.

FAO, dünya genelinde şeker ve et fiyatlarında yaşanan artışın; tahıl, bitkisel yağlar ve süt ürünleri fiyatlarındaki düşüşle dengelendiğini duyurdu.

FAO küresel fiyat endeksi Mart ayında, üst üste 12’nci kez gerileyerek, Ukrayna Savaşı’nın başlamasıyla geçen yıl bir anda oluşan rekor seviyeye kıyasla yüzde 20,5 oranında azaldı.

Küresel bazda en çok tüketilen gıda ürünlerini kapsayan FAO endeksinin Mart ayında 126,9 olduğu duyuruldu. Daha önce söz konusu değerin Şubat ayında 129,7 olduğu bildirilmiş ve bunun 2021 yılının Temmuz ayından bu yana en düşük değer olduğu vurgulanmıştı.

FAO, gıda fiyatlarındaki düşüşün başlıca sebeplerinin ürün bolluğu, ithal talebindeki azalma ve Ukrayna tahılının Karadeniz üzerinden dünya piyasalarına taşınmasını sağlayan Tahıl Koridoru Anlaşması’nın uzatılması olduğunu belirtiyor. FAO, dünya genelinde şeker ve et fiyatlarında yaşanan artışın; tahıl, bitkisel yağlar ve süt ürünleri fiyatlarındaki düşüşle dengelendiğini duyurdu.

“Fiyatlar küresel çapta düşmesine rağmen hala yüksek bir seviyede bulunuyor ve özellikle yerel pazarlarda artmaya devam ediyor. Bu da gıda güvenliği açısından başa çıkılması gereken bir durum” diyen FAO’nun başekonomisti Maximo Torero, “Bu, özellikle para birimleri dolara ya da euroya karşı değer kaybeden ve borç yükü artan, gelişmekte olan ülkeler için geçerli” ifadelerini kullandı.

FAO endeksine göre buğdayın fiyatı Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 7,1, mısırın yüzde 4,6, pirincin ise yüzde 3,2 azaldı. Bitkisel yağların fiyatı da ortalama olarak yüzde 3 düşerek, geçen yılın Mart ayına kıyasla yüzde 47,7 azalmış oldu.

Fiyatı artan ürünlerin başında ise yüzde 1,5’lik yükselişle şeker geliyor. Şekerin, 2016 senesinin Ekim ayından bu yana en pahalı seviyede olduğu belirtilirken, buna neden olarak Hindistan, Tayland ve Çin’deki şeker üretiminin azalması gösterildi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın