Biden’dan Hamas’a İsrail’in Planını Kabul Et Çağrısı

Gazze Şeridi’ndeki savaşa kalıcı bir son vermek için ateşkese odaklandıklarını kaydeden ABD Başkanı Joe Biden, Hamas’a İsrail’in yeni teklifini kabul etmesi çağrısında bulundu.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 60 artarak 36 bin 284’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 280 artarak 82 bin 57’ye yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

ABD Başkanı Joe Biden Cuma günü Hamas militanlarına, İsrail’in Gazze’de ateşkes karşılığında rehinelerin serbest bırakılması konusundaki yeni teklifini kabul etmeleri çağrısında bulundu ve bunun, kanlı çatışmayı sona erdirmeye başlamanın en iyi yolu olduğunu söyledi.

Biden, “Ateşkesle birlikte yardımlar ihtiyacı olan herkese güvenli ve etkin bir şekilde dağıtılabilir” dedi. Biden’a göre önerinin ilk aşaması tam ateşkes içerecek ve altı hafta sürecek. İlk aşamada ayrıca İsrail kuvvetleri, Gazze’de nüfusun yoğun olduğu bölgelerden çekilecek. Altı hafta içinde İsrail ve Hamas, çatışmalara kalıcı olarak son verecek olan ikinci aşamaya geçmek için müzakerelerde bulunacak.

Bu süre zarfında aralarında yaşlılar ve kadınların da bulunduğu rehineler yüzlerce Filistinli mahkumla takas edilecek. Biden, Filistinli sivillerin kuzey Gazze dahil Gazze’ye geri döneceğini ve her gün 600 TIR’ın Gazze’ye insani yardım getireceğini söyledi.

İsrail’in önerisinin Katar ve Hamas’a iletildiğini söyleyen Biden, müzakerelerin altı haftayı aşması durumunda ateşkesin, görüşmeler devam ettiği sürece yürürlükte olacağını belirtti.

Joe Biden, İsrail önerisinin ikinci aşamasının, sağ olan tüm rehinelerin serbest bırakılması ve İsrail kuvvetlerinin geri çekilmesini kapsayacağını, üçüncü aşamadaysa Gazze için kapsamlı bir yeniden yapılanma ve inşa sürecinin başlayacağını söyledi. Biden, Hamas’ın yeni bir 7 Ekim baskını düzenleme becerisine sahip olmadığını da belirtti.

İsrail’de “süresiz” savaş için baskı yapanlara fikirlerini değiştirmeleri çağrısında bulunan Biden, “İsrail’de bu planı kabul etmeyecek olanlar olduğunu biliyorum. Ve savaşın süresiz olarak devam etmesi çağrısında bulunacaklar. Hatta bazıları hükümet koalisyonunda yer alıyor. Bunu açıkça belirttiler. Gazze’yi işgal etmek istiyorlar. Yıllarca savaşmaya devam etmek istiyorlar ve rehineler onlar için bir öncelik değil. Ben de İsrail’deki liderleri her türlü baskıya rağmen bu anlaşmanın arkasında durmaya çağırdım” dedi.

“İsrail’e yaşamı boyunca bağlılık duymuş biri olarak, savaş zamanında İsrail’e giden tek Amerikan başkanı olarak, İran tarafından saldırıya uğradığında İsrail’i doğrudan savunmak üzere ABD kuvvetlerini gönderen biri olarak, sizden bir adım geri atmanızı ve bu fırsat kaçırılırsa ne olacağını düşünmenizi istiyorum” diyen Biden, “Bu fırsatı kaçıramayız” şeklinde konuştu.

İsrail için küresel arenadan daha fazla tecrit edilme riski bulunduğunu söyleyen Biden, böylesine kapsamlı bir yaklaşımın daha güvenli bir İsrail sağlayacağını, Suudi Arabistan dahil İsrail’in bölgeyle daha fazla bütünleşmesine yardımcı olacağını belirtti.

Filistin halkının kendi kaderini tayin edeceği daha iyi bir geleceği olacağını söyleyen Biden, Amerika’nın, İsrail’in kendini savunması için her türlü gereksinime sahip olacağından emin olacağını kaydetti.

Mısır ve Katar’ın, Hamas’ın İsrail’e karşı askeri operasyonlara yeniden başlamamasını garanti etmek için çalıştığını söyleyen Biden, Filistinliler’in cehennemi yaşadığını, çok fazla sayıda sivilin hayatını kaybettiğini, Hamas’ın da bu anlaşmaya yeşil ışık yakması gerektiğini belirtti, “Bu savaş bitmeli” dedi.

Bazı İsrail medya kuruluşları Biden’ın konuşmasını “etkileyici” olarak nitelendirdi ve doğrudan İsrail halkına hitap etme girişimi olarak yorumladı. Televizyon yayıncısı Kanal 12, Biden’ın konuşmasını canlı yayınlamak için akşam haber programını yarıda kesti. Sunucu Danny Kushmaro, İsrail sansürünün daha önce teklifin ayrıntılarının yayınlanmasını yasakladığını söyledi.

Bu yılın başlarında gündeme getirilen bir rehine anlaşması önerisinde Gazze’deki hasta, yaşlı ve yaralı rehinelerin serbest bırakılması karşılığında bölgeye daha fazla insani yardım ulaştırılabilmesi için altı haftalık ateşkesin uzatılması öngörülüyordu.

Önerilen anlaşma, İsrail’in müzakerelerin bir parçası olarak savaşa kalıcı bir son vermeyi kabul etmemesi ve Gazze’nin güneyindeki Refah kentine yönelik saldırılarını arttırması üzerine bu ayın başlarında gündemden düşmüştü.

Hamas Perşembe günü yaptığı açıklamada, saldırılar devam ederken müzakerelerde yer almayacağını, ancak İsrail’in savaşı durdurması halinde rehine ve esir değişimi dahil “tam bir anlaşmaya” hazır olduğunu söylemişti.

Gazze savaşında İsrail ile İslamcı hareket arasında ateşkes sağlanması için Mısır, Katar ve diğerlerinin arabuluculuğunda yürütülen görüşmeler defalarca duraksamış ve her iki taraf da ilerleme kaydedilmemesinden birbirini sorumlu tutmuştu.

Adının açıklanmaması kaydıyla konuşan ABD’li bir yetkili, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın Cuma günü Gazze’de Hamas tarafından rehin tutulan vatandaşları bulunan 17 ülkenin diplomatlarıyla biraraya geleceğini söyledi.

Üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi Cuma günü yaptığı açıklamada, İsrail’in hayatta kalan rehinelerin iadesini de içeren bir anlaşmanın parçası olmayan herhangi bir çatışmayı durdurmayı kabul etmeyeceğini kaydetti.

Pazar günü Refah’ta 45 Filistinli’nin ölümüne yol açan İsrail hava saldırısının Biden’ın açıklamasını gölgede bırakır nitelikte olduğu dile getiriliyor. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Sözcüsü John Kirby Salı günü yaptığı açıklamada İsrail’in Refah’taki son kara operasyonlarının ABD’nin daha fazla askeri yardımı geri çekmesine neden olmayacağını söyledi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Trump, Suçlu Bulunan İlk Eski ABD Başkanı Oldu

Eski ABD Başkanı ve 2024 başkanlık seçimlerinin Cumhuriyetçi adayı Donald Trump, yargılandığı sus payı davasında jüri üyeleri tarafından hakkındaki 34 suçlamanın tamamından suçlu bulundu.

Haber Merkezi / Hakkındaki suçlamaları reddeden 77 yaşındaki Donald Trump, ABD’nin yaklaşık 250 yıllık tarihinde suçlu bulunan ilk eski başkan oldu. Trump’ın kararı temyize götürmesi bekleniyor.

Kararın açıklanmasının ardından gazetecilere konuşan Donald Trump, “Bu bir rezalet. Bu, yolsuz ve çelişkili bir yargıç tarafından görülen hileli bir duruşmaydı” dedi ve ekledi: Gerçek kararı 5 Kasım’da halk verecek. Ben çok masum bir adamım.

Mevcut Başkan ve Kasım seçimlerinde Demokratların başkan adayı Joe Biden’ın kampanya ekibi ise “Bugün New York’ta hiç kimsenin hukukun üstünde olmadığını gördük” açıklamasını yaptı.

ABD Anayasası’na göre başkan adayı olan kişinin en az 35 yaşında olması, “doğuştan” ABD vatandaşı olması ve en az 14 yıldır ABD’de yaşaması gibi kurallar bulunuyor. Hüküm giymiş adayları engelleyen herhangi bir kural yok. Bir kişi hapiste olsa bile başkanlığa aday olabiliyor.

Davaya bakan Hakim Juan Merchan, jürinin kararı bildirmesinden sonra Trump’a verilecek ceza için 11 Temmuz 2024 tarihini belirledi. ABD’de bir suçtan dolayı suçlu bulunan ilk başkan olarak tarihe geçen Trump’ın herhangi bir mahkumiyet alıp almayacağı, 11 Temmuz’da yapılacak duruşmada belli olacak.

Donald Trump en fazla 4 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir. Bu suçtan hüküm giyen kişiler genellikle daha kısa cezalar, para cezaları ya da şartlı tahliye alıyorlar.

Trump’ın hapse girmesi, 5 Kasım seçimleri için kampanya yapmasını ya da kazanması halinde göreve gelmesini engellemeyecek. Trump cezanın açıklanmasından önce hapse girmeyecek. Anketler, 77 yaşındaki Trump ile 81 yaşındaki Başkan Biden’ı başa baş gösteriyor.

Aynı ankette bağımsızların yüzde 60’ı da Trump’ın bir suçtan hüküm giymesi halinde ona oy vermeyeceklerini belirtti.

Buna karşılık Trump’a gönülden bağlı olan Cumhuriyetçi tabanın önemli bir bölümü de söz konusu yargılamanın “hileli” olduğuna ve Demokratlar tarafından organize edildiğine inanıyor. Anketler, söz konusu Cumhuriyetçi seçmenlerin, Trump’a desteklerini belli ölçüde artıracağını gösteriyor.

Kongre’deki Cumhuriyetçiler ise Trump hakkında verilen “suçlu” kararını kınadı. Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, “Bugün Amerikan tarihinde utanç verici bir gün” açıklamasını yaptı.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham de, kararın temyizde tersine çevrileceğini düşündüğünü belirtti. Kararın beklenen bir netice olduğunu ifade eden Graham, mevcut koşullarda Trump’ın adil yargılanmasının mümkün olmadığını savundu.

Senatör Graham, kararın siyasi güdümlü ve adil olmayan bir karar olarak görüleceğini ve “siyasi Sol üzerinde büyük bir biçimde ters tepeceğini” kaydetti.

Diğer bir Cumhuriyetçi senatör Ted Cruz da, bugünün Amerika için “karanlık bir gün” olduğunu belirterek, “Bu davanın tamamı düzmeceydi, siyasi zulümden başka bir şey değil. Donald Trump’ı yargılamalarının tek nedeni, Demokratlar’ın, Trump’ın tekrar seçileceğinden korku duymaları. Bu utanç verici kararın hukuki zemini yok ve temyizde sürekli geri çevrilmeli” dedi.

Demokrat Senatör Sheldon Whitehouse ise, “34 suçtan mahkum olan ve hukukun üstünlüğüne sıfır saygı gösteren bir kişi dünyanın en büyük ulusuna liderlik etmeye ehil değildir” açıklamasını yaptı.

Trump’ın “sus payı” davası

Donald ABD Başkanı Trump, 18 Mart 2023’te Manhattan Bölge Savcılığınca yetişkin filmlerinde oyunculuk yapan Stormy Daniels’e 2016 başkanlık seçimleri sırasında yasa dışı “sus payı” ödenmesiyle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında büyük jüri tarafından suçlanmıştı.

Trump, “sus payı” ve bununla ilgili kayıtlarda sahtekarlık yapmaktan 4 Nisan 2023’te New York’ta hakim karşısına çıkmıştı. Kendisine yöneltilen 34 ayrı suçlamayı reddeden Trump, hakkındaki iddiaları “siyasi cadı avı” olarak nitelemiş ve suçlamaları “seçimlere müdahale” olarak gördüğünü belirtmişti.

Paylaşın

Slovenya, Filistin’i Resmen Tanıyacağını Duyurdu

Avrupa’da Filistin’in uluslararası diplomasi sahnesindeki konumunu güçlendirecek kritik adımlar atılmaya devam ediyor. Slovenya, Filistin devletinin resmen tanınacağını duyurdu.

Haber Merkezi / Konuya ilişkin açıklama yapan Slovenya Başbakanı Robert Golob, hükümetin, Filistin’in bağımsızlığı ve egemenliğinin tanınmasına ilişkin kararı kabul ettiğini ve kararnamenin onay için Ulusal Meclis’e gönderildiğini belirtti.

İspanya, İrlanda ve Norveç Filistin’i 28 Mayıs itibariyle resmen tanımıştı. AB içinden yeni devletlerin benzer yönde adım atması bekleniyor. İngiltere ve Avustralya’nın yanı sıra Malta’nın da benzer bir adım atabileceği belirtiliyor.

Öte yandan Almanya ve Fransa ise Filistin’in tanınması fikrine mesafeli yaklaşıyor. Fransa Filistin devletini tanımak için doğru zaman olmadığını ifade ederken Almanya da iki devletli çözümün yalnızca diyalog yoluyla sağlanabileceği konusunda ısrar ediyor.

Aralarında Rusya, Çin ve Hindistan’ın da bulunduğu, Birleşmiş Milletler’e üye 193 ülkeden 144’ü Filistin’in bağımsızlığını tanıyor. 2014 yılında İsveç, Filistin’i bir devlet olarak tanıyan ilk AB üyesi olmuştu. Bulgaristan, Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Romanya Filistin’i tanıyan diğer birlik üyeleri.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 53 artarak 36 bin 224’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 237 artarak 81 bin 777’ye yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Paylaşın

Çin’den “Gazze Şeridi” İçin Barış Konferansı Çağrısı

Çin – Arap Devletleri İşbirliği Forumu’nun açılışında konuşan Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, “İsrail – Hamas savaşına odaklanan” uluslararası bir barış konferansı çağrısında bulundu.

Haber Merkezi / Şi Jinping, konuşmasının devamında Pekin’in Arap ülkeleriyle birlikte çalışarak sorunu, “adalet ve hakkaniyete uygun şekilde çözmek ve uzun vadeli barış ve istikrarı sağlamak” istediğini kaydetti. Şi Jinping, savaşın sonsuza kadar devam edemeyeceğini ve iki devletli çözümün desteklenmesi gerektiğini söyledi.

Çin’in Gazze’deki insani krizin hafifletilmesini ve savaş sonrası yeniden inşayı desteklemeye devam edeceğini dile getiren Şi Jinping, Gazze’ye 69 milyon dolar acil insani yardım sözü verdi. Şi Jinping, Çin’in ayrıca Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na Gazze bölgesine acil yardımını desteklemek için 3 milyon dolar bağışta bulunacağını söyledi.

Kendisi de bir petrol üreticisi olan Çin, Ortadoğu’dan uzun süredir ham petrol ithal ediyor ve son yıllarda bölgedeki nüfuzunu ekonomi alanındaki iş birliği ile artırmaya çalışıyor. Çin’in gümrük verilerine göre Çin’in Körfez ülkeleriyle ikili ticareti 2023 yılında 286,9 milyar dolar tutarında gerçekleşti ve Suudi Arabistan ile ticaret bunun yaklaşık yüzde 40’ını oluşturdu.

Çin Devlet Başkanı Şi, ülkesinin dünyadaki nüfuzunu arttırma hedefinin temel ayaklarından biri olan Kuşak ve Yol Girişimi’nde Ortadoğu’ya anahtar bir rol biçiyor. İsrail-Filistin ihtilafında kendisini rakibi ABD’ye kıyasla daha tarafsız bir aktör olarak konumlandırmaya çalışan Pekin yönetimi, bir yandan iki devletli çözümü savunuyor, diğer yandan İsrail ile iyi ilişkilerini de sürdürmeye çalışıyor.

Çin, son yıllarda arabuluculuk girişimleriyle de dikkatleri üzerine çekiyor. Geçen sene Suudi Arabistan ile “ezeli düşmanı” İran’ı bir araya getirmeyi başaran Pekin geçen ay da Filistinli iki rakip grubu,  Hamas ve El Fetih’i “uzlamayı teşvik amacıyla” ağırladı.

Öte yandan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) “Ortadoğu ve Filistin” oturumunda, İsrail’in Refah’a düzenlediği askeri operasyonlar ele alındı. BM Güvenlik Konseyi’ne üye 15 ülkenin temsilcisi, İsrail’in sivilleri hedef almasının asla kabul edilemez olduğunu belirterek saldırıya tepki gösterdi.

Konseye üye ülkelerin temsilcileri, İsrail’in Refah’a düzenlediği saldırıları derhal durdurması ve Gazze’ye yeterince insani yardımın ulaşması için somut adımların acilen atılması gerektiğini belirtti. Cezayir, İsrail’in Refah’taki saldırılarına son vermesi için tüm konsey üyesi ülkeler tarafından kabul görecek yeni bir karar tasarısını konseye sunacaklarını kaydetti.

Ayrıca İsrail ordusu, Gazze ile Mısır sınırı boyunca uzanan ve Philadelphi Koridoru olarak bilinen stratejik bölgenin kontrolünü ele geçirdiğini açıkladı. Ordu sözcüsü, bölgede Hamas’ın Gazze’ye silah kaçırmak için kullandığı yaklaşık 20 tünelin bulunduğunu söyledi.

Mısır televizyonuna konuşan bazı kaynaklar bu iddiayı yalanladı ve İsrail’in Refah’a düzenlediği askeri operasyonu meşru kılmaya çalıştığını söyledi. Açıklama Mısır ile gerilimin arttığı bir dönemde geldi.

İsrail Ulusal Güvenlik Danışmanı Tzachi Hanegbi İsrail’in Gazze’de Hamas’a karşı yürüttüğü savaşı yıl sonuna kadar sürdürebileceğini belirtti. Kan radyosuna bir mülakat veren Hanegbi “Başarımızı pekiştirmek ve Hamas’ın gücünü ve askeri kabiliyetlerini yok etmek olarak tanımladığımız hedefe ulaşmak için yedi ay daha savaşmamız gerekebilir” dedi.

Hanegbi “Ordu hedeflerine ulaşıyor ancak kabineye planını sunduğu ilk günlerden beri savaşın uzun süreceğini ifade etti” diye konuştu. “2024’ü bir savaş yılı olarak tanımladılar” diyen Hanegbi’nin sözleri Gazze’nin geleceği ve İsrail’in burada nasıl bir rol oynayacağı konusunda soru işareti yarattı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’dan Filistin bölgeleri için savaş sonrası vizyonu geliştirmesini istiyor.

Hamas 7 Ekim tarihinde Gazze Şeridi dışına çıkarak yaklaşık 1200 kişiyi öldürerek 250’den fazla insanı rehin aldı. Yaklaşık 130 rehinenin halen Gazze’de bulunduğu sanılıyor. İsrail’in bu saldırıya karşılık Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda 7 ayda 36 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti.

Paylaşın

Putin’den Batı’ya Ukrayna Uyarısı: Ateşle Oynuyorsunuz

Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te gazetecilere açıklamalarda bulunan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Batı’nın Ukrayna’ya silah sağlayarak ateşle oynadığını ve bunun küresel bir çatışmayı tetikleyebileceğini söyledi.

Vladimir Putin, “Sürekli tırmanan gerginlik ciddi sonuçlara yol açabilir. Bu ciddi sonuçlar Avrupa’da ortaya çıkarsa, stratejik silahlar alanındaki eşitliğimiz göz önünde bulundurulduğunda, ABD nasıl davranacak? Küresel bir çatışma mı isteniyor?” dedi.

Vladimir Putin, Ukrayna’nın Rusya’ya uzun menzilli silahlarla saldırması halinde Batı’nın uydu, istihbarat ve askeri yardımına ihtiyaç duyacağını, dolayısıyla Batı’nın doğrudan müdahil olacağını söyledi. Rus lider ayrıca, Fransız birliklerinin Ukrayna’ya gönderilmesinin küresel çatışmaya doğru atılmış bir adım olacağını kaydetti.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, NATO ülkelerinin Ukrayna’ya sağladıkları silahlarla Rusya’daki askeri hedefleri vurmalarına izin vermeleri gerektiğini söylemiş, silah kısıtlamalarının gözden geçirilmesi gerektiğini dile getirmişti. Bu görüş bazı NATO üyeleri tarafından desteklenirken, ABD tarafından desteklenmiyor.

Ukrayna savaşı, on binlerce Ukraynalı sivilin ölümüne, milyonlarcasının yurt dışına kaçmasına, mahallelerin ve şehirlerin harabeye dönmesine neden oldu.

Ukrayna’nın şu anda yüzde 18’ini kontrol eden Rusya’nın ilerleyişi ve Harkov bölgesinde yeni bir cephe açması, Batı’da Kiev’e yüz milyarlarca dolar yardım, silah ve istihbarat verdikten sonra başka neler yapabileceği konusunda bir tartışmayı tetikledi.

Ukrayna, savaşta başarı elde etmek için Rus hatlarının gerisini vurabilmesi gerektiğini söylüyor. Ancak Rus yetkililer, Ukrayna’nın Rus şehirlerine, petrol rafinerilerine ve hatta son günlerde nükleer erken uyarı sisteminin unsurlarına yönelik tekrarlanan saldırılarının ardından Moskova’nın sabrının tükenmekte olduğunu dile getiriyor.

Rus devlet televizyonu tarafından Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’nin meşruiyetinin sorulması üzerine Putin, Ukrayna’da şu anda tek meşru otoritenin parlamento olduğunu ve parlamento başkanına yetki verilmesi gerektiğini söylemişti.

Zelenski’nin görev süresi dolmasına rağmen ülkede devam eden savaşın ardından uygulanan sıkıyönetim nedeniyle seçime gidilmedi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

2023 Yılında En Az Bin 153 Kişi İdam Edildi

2023 yılında 16 ülkede kafa kesme, ateşli silahla vurma ya da zehir kullanma gibi farklı şekillerde en az bin 153 idam cezasının infaz edildiği bildirildi. Bu, 2015 yılından bu yana görülen en yüksek rakam.

Çin, Kuzey Kore ve Vietnam’da gerçekleşen, ama kaydedilmeyen idamlar buna dahil değil. 2022 yılında idam cezası uygulayan Belarus, Japonya, Myanmar ve Güney Sudan’da 2023 yılında infaz gerçekleşmedi.

Uluslararası Af Örgütü, dünyadaki idam cezalarına ilişkin yıllık raporunu açıkladı. Örgütün 2023 yılı verilerine göre dünya genelinde idam cezasını uygulayan ülkelerin sayısı azalsa da infaz edilen idam cezalarının sayısında artış kaydedildi.

Raporda 2023 yılında 16 ülkede kafa kesme, ateşli silahla vurma ya da zehir kullanma gibi farklı şekillerde en az bin 153 idam cezasının infaz edildiği belirtildi. Af Örgütü’ne göre bu, 2015 yılından bu yana görülen en yüksek rakam.

Uluslararası Af Örgütü, 2022 yılında dünyada 883 idam cezasının infaz edildiğini tespit etmişti. 2023 yılında ise idam cezalarında ortalama yüzde 30 artış kaydedildi.

Raporda kayıtlara geçen infazların yaklaşık üçte birinin, yani 853’ünün İran’da gerçekleştiği aktarıldı. Bu, İran için bir önceki yıla göre yüzde 48 artış anlamına geliyor.

İran’da verilen idam cezalarının önemli bir kısmının siyasi ve uyuşturucu suçlarıyla ilgili olduğu belirtildi. İran’daki etnik azınlık Belucilerin de idamlardan en çok etkilenen grup olduğu ifade edildi. Raporda İran nüfusunun yüzde 5’ini oluşturmalarına rağmen idam edilenlerin yüzde 20’sinin Beluci olduğu aktarıldı.

Raporda ilk sırada bulunan İran’ın ardından ikinci sırada 172 idamın gerçekleştiği Suudi Arabistan, üçüncü sırada 38 idam cezasının infaz edildiği Somali ve dördüncü sırada 24 infazın tespit edildiği ABD yer aldı. ABD ve Somali de bir önceki yıla göre daha fazla idam cezası uyguladı.

Uluslararası Af Örgütü’ne göre Sahra Altı Afrika ülkelerinde 2022 yılında 298 idam cezası verilmişti. Raporda 2023’te ise bu rakamın 494’e çıkarak yüzde 66 oranında dikkat çekici bir artış gösterdiği vurgulandı.

Suudi Arabistan’da da idam edilenlerin altısının kadın olduğu not edildi. Rapora göre Suudi Arabistan geçen yıl ölüm cezasına çarptırılan kişileri kafa keserek infaz eden tek ülke oldu. Ülkede insan kaçırma ve tecavüz gibi eylemlere idam cezası verilirken hükümeti eleştiren kişiler de sert cezalarla karşı karşıya kaldı.

Suudi Arabistan’da Temmuz 2023’te emekli öğretmen Muhammed el Hamdi, hükümeti eleştiren sosyal medya paylaşımları nedeniyle idam cezasına çarptırılmıştı.

Uzmanlar Çin’de de yüksek sayıda idam cezasının verildiğini ve infaz edildiğini tahmin ediyor. Ancak Çin’deki idamlar resmi olarak açıklanmadığı için Af Örgütü’nün raporundaki rakamlara dahil edilmedi.

Rapora Çin’in yanı sıra Kuzey Kore ve Vietnam’da gerçekleşen, ama kaydedilmeyen idamlar da dahil değil. Uluslararası Af Örgütü; Çin, Kuzey Kore ve Vietnam’da binlerce gizli infazın gerçekleştirildiğini tahmin ediyor.

Çin medyasında uyuşturucu kaçakçılığı ve rüşvet gibi suçların ölümle cezalandırılabileceği halka düzenli olarak hatırlatılıyor. Kuzey Kore, Korece konuşmayan kişilerin ölüm cezasına çarptırılmasının önünü açan yeni bir yasa çıkarttı.

144 ülke idamı kaldırdı

DW Türkçe’nin haberine göre; Uluslararası Af Örgütü’nün Almanya’daki Genel Sekreteri Julia Duchrow da raporla ilgili değerlendirmesinde giderek daha fazla ülkenin idam cezası uygulamaktan uzaklaştığını söyledi.

2022’de idam cezası uygulayan Belarus, Japonya, Myanmar ve Güney Sudan’da 2023’te infaz gerçekleşmedi. Dünyada bugüne kadar 144 ülke ölüm cezasını yasayla veya uygulamada kaldırdı.

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard da yaptığı açıklamada idam cezası uygulayan ülkelerin giderek yalnızlaştığını belirterek “Bu iğrenç cezaya karşı kampanyamız işe yarıyor. İdam cezasına son verene kadar devam edeceğiz” dedi.

Paylaşın

Papa ‘İlahiyat Fakültelerinde İbnelik Havası Var’ Sözleri Nedeniyle Özür Diledi

Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Francis, katıldığı bir toplantıda kullandığı, ‘İlahiyat fakültelerinde ibnelik havası var’ sözleri nedeniyle özür diledi.

Vatikan sözcüsü Matteo Bruni, Francis’in 20 Mayıs’ta İtalyan piskoposlara kapalı kapılar ardında yaptığı açıklamalarla ilgili olarak medyada çıkan söylentileri kabul eden bir açıklama yaptı.

İtalyan medyası, Papa Francis’in psikoposlarla yaptığı görüşme sırasında İtalyanca konuşurken şaka yollu “ibnelik” (frociaggine) terimini kullandığını aktarmıştı.

İtalyan medyasının bildirdiğine göre Papa, 20 Mayıs’ta İtalyan piskoposlarla yaptığı toplantıda kilisenin ‘eşcinsel erkeklere kapalı’ pozisyonunu teyit ederken ilahiyat fakültelerinde “zaten bir ibnelik havası var” ifadesini kullandı.

Papa Francis bu terimi, Vatikan’ın eşcinsel erkeklerin ruhban okullarına girmesine ve papaz olarak atanmasına izin verme yasağını teyit ederken kullanmıştı.

Sözcü Bruni, Papa’nın basında çıkan haberleri duyduğunu ve uzun zamandır Katolik Kilisesi’nde “herkese yer olduğu” konusundaki politikasını hatırlattı.

Bruni, “Papa hiçbir zaman homofobik terimlerle kendisini ifade etmeyi ya da rencide etmeyi amaçlamamıştır ve bu terimin kullanılmasından rahatsız olanlara özürlerini iletmektedir” dedi.

Papa Francis, geçtiğimiz günlerde İtalyan papaz adaylarının eğitimine ilişkin psikoposların katıldığı toplantıda bir konuşma yaptı.

Vatikan, “eşcinselliği uygulayan, eşcinsel eğilimler gösteren veya sözde eşcinsel kültürünü destekleyen” erkekleri ilahiyat fakültelerine kabul edemeyeceğini veya papaz olarak atayamayacağı eğilimini benimsemişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Avrupa Birliği: Suriyelilerin Geri Dönüşü İçin Şartlar Oluşmadı

Avrupa Birliği Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Suriye’de insani durumun önceki yıllardan daha kötü olduğunu belirterek, “16,7 milyon Suriyeli yardıma ihtiyaç duyuyor, bu, 13 yıl önce savaş başladığından beri en yüksek sayı” dedi.

Mültecilerin “gönüllü” geri dönüş adı altında geri itilmelerine de tepki gösteren Josep Borrell, “Şu anda mültecilerin Suriye’ye güvenli, gönüllü, bilinçli ve onurlu geri dönüşlerinin mümkün olmadığını düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

Avrupa Birliği (AB) Suriyeli mültecilerin desteklenmesi hedefiyle bağışçılar konferansı organize etti.

2011’de iç savaşın patlak vermesinden bu yana sekizincisi yapılan toplantıda, aralarında ABD’nin de olduğu ülkeler 5 milyar euro hibe ve 2,5 milyar euro kredi olmak üzere toplam 7,5 milyar euroluk destek taahhüdünde bulundu.

Savaş mağduru Suriyeli siviller için toplanan para Birleşmiş Milletler’in (BM) 4 milyar dolarlık talebinin üzerinde gerçekleşti. Ancak önceki yıllarda verilen desteğin altında kaldı. Sivil toplum örgütleri, Ukrayna ve Gazze gibi dünyanın başka yerlerindeki çatışmaların Suriye’ye olan desteğin azalmasına yol açtığını söylüyor.

Suriye’de de en az 6 bin kişinin ölümüne yol açan geçen yılki Kahramanmaraş depremleri sonrası düzenlenen konferansta bağışçılar 10,3 milyar dolar taahhüt etmişti.

Sağlanan fonlar, savaş yorgunu Suriye’deki sivilleri desteklemenin yanı sıra Türkiye, Lübnan ve Ürdün’deki 5,7 milyon Suriyeli göçmene yönelik yılın kalanı boyunca ve 2025’te yürütülecek çalışmalarda kullanılacak.

Konferansta AB, Türkiye’deki Suriyelilere yönelik projelerde kullanılmak üzere 1 milya euro kaynak ayırdı.

Toplantıda Suriyelilerin ülkelerine geri dönüşü de tartışıldı. Kıbrıs ve Macaristan dahil AB üyesi sekiz ülke mültecilerin geri dönüşü için Suriye’deki durumun yeniden değerlendirilmesini talep etti. Ancak toplantıyı yöneten AB Yüksek Temsilcisi Josep Borrell bunu konuşmak için erken olduğu görüşünde.

Suriye’de insani durumun önceki yıllardan daha kötü olduğunu söyleyen Borrell, “16,7 milyon Suriyeli yardıma ihtiyaç duyuyor, bu, 13 yıl önce savaş başladığından beri en yüksek sayı” dedi. Borrell, mültecilerin “gönüllü” geri dönüş adı altında geri itilmelerine de tepki gösterdi: Şu anda mültecilerin Suriye’ye güvenli, gönüllü, bilinçli ve onurlu geri dönüşlerinin mümkün olmadığını düşünüyoruz.

İnsan hakları örgütleri de mültecilerin dönüşünden bahsetmeden önce Suriye’de ekonomik durum ve güvenlik koşullarının iyileştirilmesi gibi aşılması gereken zorluklar olduğunda ısrarcı.

2011’de patlak veren Suriye iç savaşında şu ana kadar yaklaşık 500 bin kişi öldü, 23 milyonluk savaş öncesi nüfusun yarısı evinden oldu. Ülkede çatışmalar büyük ölçüde donmuş durumda ancak nüfusun önemli kısmı açlık ve yoksulluğa sürüklendi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Ölü Sayısı 36 Bine Dayandı

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 81 artarak 35 bin 984’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 223 artarak 80 bin 643’e yükseldi.

Haber Merkezi / Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin Mısır sınırındaki Refah kentinden İsrail topraklarına en az sekiz füze fırlatıldığını bildirdi. Orduya bağlı hava savunma biriminden yapılan açıklamada da, söz konusu füzelerden bazılarının havada imha edildiği bildirildi.

Gazze Şeridi’nde görev yapan bir AFP muhabiri de, İsrail ordusunun açıklamasını doğrulayarak, çok sayıda füzenin Refah’tan İsrail yönüne doğru havalandığını gördüğünü aktardı. Tel Aviv kentindeki AFP muhabirleri ise şehirde, insanlara güvenli bir yere gitmeleri için çalınan siren seslerinin duyulduğunu ve kent merkezinden en az üç ayrı patlama sesi geldiğini bildirdi. İsrail’de aylardan bu yana füze saldırısına karşı uyarı niteliğinde sirenler çalınmamıştı.

Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, Tel Aviv’e “büyük bir füze yağmuru” gerçekleştirdiklerini ve bunun, “Sivillere karşı yapılan siyonist katliama” bir reaksiyon olduğunu açıklayarak, söz konusu saldırının sorumluluğunu üstlendi.

Bu saldırının öncesinde, İsrail’in ay başında Filistin tarafını ele geçirdiği Mısır sınırındaki Refah geçişini baypas edecek yeni bir anlaşma kapsamında İsrail’in güneyinden bir grup yardım kamyonu Gazze’ye girdi. Ancak bölgede devam eden çatışmalar nedeniyle, insani yardım gruplarının yardımlara erişip erişemeyeceği net değil.

Mısır, Refah sınır kapısının Gazze tarafının kontrolü Filistinliler’e geri verilmeden, kapının Mısır tarafını yeniden açmayı reddediyor. Kahire, ABD Başkanı Joe Biden ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el Sissi arasındaki telefon görüşmesinin ardından yardım kamyonları trafiğini İsrail’in Kerem Şalom geçisine geçici olarak yönlendirmeyi kabul etti.

Bununla birlikte, Kerem Şalom geçişi, İsrail’in yakındaki Refah kentine operasyonlarıyla bağlantılı çatışmalar nedeniyle büyük oranda erişim sağlanamaz bir durumdaydı. İsrail, lüzlerce kamyona geçiş izni verdiğini belirtiyor ancak BM kurumları yardımları diğer tarafta almanın çok tehlikeli olduğuna dikkat çekiyor.

Paylaşın

Uluslararası Adalet Divanı’ndan İsrail’e ‘Refah’ Çağrısı: Derhal Durun

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında 230. gün geride kalırken, Birleşmiş Milletler’in (BM) yargı organı Uluslararası Adalet Divanı (UAD), İsrail’in Refah’a düzenlediği operasyonlarını durdurmasını emretti.

Haber Merkezi / Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD), 15 üyesinin katıldığı oylamada karar, 13 üyenin kabul, 2 üyenin ret oylarıyla kabul edildi. UAD, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından seçilen 15 yargıçtan oluşuyor.

Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 15 bin 103’ü çocuk, 9 bin 849’u kadın olmak üzere 35 bin 800 Filistinli öldürüldü, 80 bin 200 kişi yaralandı. Ayrıca enkaz altında hala binlerce ölü olduğu tahmin ediliyor.

UAD’nin kararını okuyan mahkeme başkanı Nawaf Selam, Gazze’deki durumun, mahkemenin İsrail’e durumu iyileştirmek için adımlar atması yönünde verdiği son karardan bu yana kötüleştiğini söyledi.

Mahkeme Başkanı Yargıç Nawaf Selam, “İsrail devleti, askeri saldırısını ve Refah vilayetinde Filistinliler’e fiziksel olarak tamamen ya da kısmen yıkım getirmesi olası yaşam koşullarına neden olabilecek diğer tüm eylemlerini derhal durdurmalı” dedi.

Mahkeme ayrıca İsrail’in Mısır ile Gazze arasındaki Refah sınır kapısını açarak insani yardımların girişine izin vermesini ve kuşatma altındaki bölgeye müfettişlerin erişimini sağlayarak bir ay içinde kaydedilen ilerleme hakkında rapor vermesini istedi.

Mahkeme, davayı açan Güney Afrika’nın geçen haftaki oturumlarda talep ettiği gibi, Gazze geneli için tam ateşkes çağrısında bulunmadı. UAD, Hamas’tan da 7 Ekim tarihindeki saldırısında rehin aldığı kişileri serbest bırakmasını istedi.

Adalet Divanı’nın kararı üzerine İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun bakanlarıyla görüşeceği duyuruldu. İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, sosyal medya hesabı üzerinden karara tepki gösterdi. Smotrich “tarih bugün Hamas’ın, DEAŞ’ın Nazileriyle yan yana duranları yargılayacak” ifadelerini kullandı.

İsrailli muhalefet lideri Yair Lapid, Uluslararası Adalet Divanı’nın cuma günkü kararını, çatışmaların sona erdirilmesi talebi ile Gazze’de tutulan İsrailli rehinelerin iadesi talebi arasında bir bağlantı kuramadığı için kınadı. Lapid, mahkemenin iki konu arasında bağlantı kuramamasının “ahlaki bir çöküş ve ahlaki bir felaket” olduğunu söyledi.

Filistin Özerk Yönetimi ise kararı memnuniyetle karşıladı. Filistin Özerk Yönetimi Başkanlık Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyne “Başkanlık Uluslararası Adalet Divanının Gazze’deki topyekun savaşı durdurma talebi üzerindeki uluslararası konsensüsü temsil eden kararını memnuniyetle karşılamaktadır” dedi.

Bir Hamas yetkilisi, kararı memnuniyetle karşıladığını ancak yeterli olmadığını belirterek İsrail’in Gazze’nin tamamına yönelik saldırılarına son vermesi çağrısında bulundu. Hamas ayrıca BM Güvenlik Konseyi’ni UAD kararını uygulamaya çağırdı.

UAD nedir?

Merkezi Hollanda’nın Lahey kentinde olan Uluslararası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletler’in (BM) başlıca yargı organı. Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından seçilen 15 yargıçtan oluşuyor.

Mahkeme, BM üyesi ülkeler arasındaki sorunlarda yasal olarak bağlayıcı kararlar alabiliyor. Ancak mahkemenin bu kararların uygulanmasını sağlamaya yönelik mekanizmaları sınırlı.

Acil önlemler

Davada Güney Afrika’yı temsil eden avukatlar geçen hafta Uluslararası Adalet Divanı’ndan acil önlemler almasını isteyerek, Filistin halkının hayatta kalması için İsrail’in Refah’a yönelik saldırılarının durdurulması gerektiğini kaydetmişti.

Davadan bir sonucun çıkması yıllar alabilir; ancak Güney Afrika hukuki süreç devam ederken Filistinli sivilleri korumak amacıyla acil birtakım kararlar alınmasını talep etmişti. İsrail aleyhine bir karar, Başbakan Benyamin Netanyahu hükümeti üzerinde daha fazla diplomatik baskı yaratabilir.

Merkezi Lahey’de bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin başsavcısı ise Pazartesi günü Netanyahu ve İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın yanı sıra Hamas liderleri hakkında tutuklama emri çıkarılması için başvuruda bulunduğunu açıklamıştı.

Savcı Kerim Han, Netanyahu ve Gallant’ı yıkım ve açlığı silah olarak kullanma ve kasıtlı olarak sivillere saldırma gibi suçlarla itham etmişti. İsrail bu suçlamaları şiddetle reddediyor ve müttefiklerine mahkemenin bu hamlesini reddetme çağrısında bulunuyor.

İsrail Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taraf değil. Bu nedenle yakalama kararı çıksa bile Netanyahu ve Gallant yargılanma riskiyle karşı karşıya kalmıyor ancak böyle bir karar İsrailli liderlerin yurtdışına seyahatini zorlaştırabilir.

Güney Afrika’nın Uluslarası Adalet Divanı’ndaki daha geniş kapsamlı davası İsrail’i Filistin halkına karşı “devlet öncülüğünde bir soykırım” ile suçluyor. Adalet Divanı bu suçlamanın esası hakkında karar vermedi; ancak İsrail’in davanın düşürülmesi talebini reddetti.

Mahkeme daha önceki kararlarında, İsrail’in Filistinliler’e yönelik soykırım eylemlerini engellemesini ve Gazze’ye yardım akışına izin vermesini emretmiş, ancak İsrail’in askeri operasyonlarını durdurma emri vermekten kaçınmıştı.

Paylaşın