Dünya Genelinde Her On Çocuktan Biri Obez

2000 yılından bu yana 5-19 yaş aralığındaki çocuklarda düşük kilolu olma oranı yüzde 13’ten yüzde 9,2’ye gerilerken, obezite oranı yüzde 3’ten yüzde 9,4’e yükseldi.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) 190’dan fazla ülkeden toplanan verilere dayandırdığı raporunu açıkladı. Okul çağındaki her 10 çocuktan 1’i obeziteden etkilendiği ortaya konuldu.

Çocuklarda obezite oranı, Sahra Altı Afrika ve Güney Asya hariç dünyanın tüm bölgelerinde düşük kilolu olma oranını geçti. Obeziteden etkilenen 188 milyon çocuk, yaşamı tehdit eden hastalıklara yakalanma riskiyle karşı karşıya bulunuyor.

2000 yılından bu yana 5-19 yaş aralığındaki çocuklarda düşük kilolu olma oranı yüzde 13’ten yüzde 9,2’ye gerilerken, obezite oranı yüzde 3’ten yüzde 9,4’e yükseldi.

Raporda; şeker, rafine nişasta, tuz, sağlıksız yağlar ve katkı maddeleri oranı yüksek aşırı işlenmiş gıdaların ve fast food yiyeceklerin, çocukların beslenme alışkanlıklarını kişisel tercihlerden ziyade sağlıksız gıda çevreleri aracılığıyla şekillendirdiği uyarısında bulunuyor. Bu ürünler hem mağazalarda hem okullarda yaygınken, dijital pazarlama da gıda ve içecek sektörünün genç kitlelere güçlü bir şekilde ulaşmasına imkân sağlıyor.

UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell, obezitenin çocukların sağlığı ve gelişimini etkileyebilen bir endişe kaynağı olduğunu vurgulayarak, aşırı işlenmiş gıdaların giderek daha fazla meyve, sebze ve proteinin yerini aldığına dikkati çekti.

Raporda ayrıca, hükümetlere ve sivil toplum kuruluşlarına, çocukların besleyici gıdalara erişiminin sağlanması için önlem alınması çağrısı yapıldı.

Paylaşın

İsrail, Katar’da Hamas’ın Üst Düzey Liderlerini Hedef Aldı

İsrail, Katar’ın başkenti Doha’da Hamas’ın üst düzey liderlerini hedef aldığını açıkladı. Hedefler arasında Hamas Siyasi Büro Başkan Vekili Halil el-Hayya da vardı.

Haber Merkezi / Halid Meşal de dahil olmak üzere Doha’da birçok Hamas lideri bulunuyor.

İsrail, geçen temmuz ayında Tahran’da Hamas’ın siyasi lideri İsmail Haniye’yi suikastle öldürmüştü. Geçen ekim ayında ise Hamas’ın bir başka önemli ismi Yahya Sinwar, Gazze’de İsrail güçleriyle girdiği çatışmada öldürülmüştü.

İsrail, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Yıllardır Hamas lider kadrosunun bu üyeleri terör örgütünün operasyonlarına liderlik etti ve 7 Ekim’deki acımasız katliamdan doğrudan sorumlular. Ayrıca İsrail devletine karşı savaşı yönetiyorlardı” ifadelerine yer verdi.

Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mejid el Ensari, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, “Katar Devleti, Katar’ın başkenti Doha’da Hamas’ın siyasi bürosunun bazı üyelerinin kaldığı meskun mahali hedef alan korkakça İsrail saldırısını güçlü bir şekilde kınıyor” dedi.

Katar, ABD’nin NATO dışındaki önemli müttefiklerinden biri. İsrailli bir yetkili, ABD yetkililerini operasyondan haberdar ettiklerini ve Beyaz Saray’ın yeşil ışık yaktığını açıkladı.

Olayda can kaybı ya da yaralı olup olmadığına ilişkin resmi bir açıklama yapılmazken, İsrailli bir yetkili, saldırıların Hamas yöneticilerini hedef aldığını dile getirdi.

Paylaşın

BM: Afrika, IŞİD’in Merkez Üssü Haline Geldi

Özellikle Batı Afrika’daki Burkina Faso, Mali ve Nijer gibi ülkelerde etkinlik kazanan IŞİD’in, bu bölgede 8 bin ila 12 bin arasında silahlı militanı olduğu tahmin ediliyor.

20 Ağustos 2025 tarihinde toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, BM Terörle Mücadele Ofisi’nin hazırladığı IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) raporunu masaya yatırdı.

Raporda, örgütün küresel tehdit olarak varlığını sürdürdüğünü ve taktiklerini modern dünyaya adapte ettiği belirtildi.

Raporda IŞİD’in propaganda, finansman ve yeni üye kazanma süreçlerinde yapay zeka ve sosyal medya platformlarını aktif olarak kullandığı aktarıldı.

Terörle Mücadele Komitesi İcra Direktörlüğü’nden Natalia Gherman, “IŞİD’in yapay zekayı kendi etki alanını genişletmek için kullanması, bu tehdide karşı daha yenilikçi yöntemler geliştirme zorunluluğunu doğuruyor” dedi.

Raporda ayrıca, örgütün gelecekte daha karmaşık siber saldırılar düzenlemek amacıyla siber güvenlik uzmanları devşirmeye çalıştığı da belirtildi.

BM raporuna göre, IŞİD’in coğrafi ağırlık merkezi Ortadoğu’dan Afrika’ya kaymış durumda. Özellikle Batı Afrika’daki Burkina Faso, Mali ve Nijer gibi ülkelerde etkinlik kazanan örgütün, bu bölgede 8 bin ila 12 bin arasında silahlı militanı olduğu tahmin ediliyor.

BM Genel Sekreter Temsilcisi Vladimir Voronkov ise “Afrika, IŞİD’in terör propagandası ürettiği ve yabancı savaşçıları kendine çektiği bir merkez haline geldi” ifadelerini kullandı.

Ayrıca Nijerya ve Libya’da yakalanan militanların, kıta genelinde IŞİD’e bağlı karmaşık lojistik ve finansal ağların varlığını itiraf ettiği vurgulandı.

Örgütün zayıflatıldığı düşünülse de, Irak ve Suriye’de hâlâ yaklaşık 3 bin silahlı militanının bulunduğu ve bölgedeki güvenlik boşluklarından faydalanarak gizli operasyonlar düzenlediği belirtildi.

Rapor, Suriye’nin kuzeydoğusunda bulunan ve çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan yaklaşık 35 bin kişinin yaşadığı kampların durumuna da dikkat çekti.

BM, bu kampların zorlu yaşam koşulları nedeniyle “radikalleşmenin beşiği” haline gelme riski taşıdığı uyarısında bulundu.

Raporda, IŞİD’in Horasan kolunun (IŞİD-H) yaklaşık 2 bin militanıyla Afganistan ve Orta Asya ülkeleri için en ciddi tehditlerden biri olmaya devam ettiği kaydedildi.

BM, sadece liderleri hedef almanın IŞİD’i bitirmek için “yeterli olmadığını” belirterek, örgütün ideolojisinin yayılmasına neden olan temel sorunların çözülmesi ve “gençlerin radikalleşmesini önleyecek” kapsamlı stratejilerin geliştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

(Kaynak: Sol Haber)

Paylaşın

Suriye’de HTŞ, SDG, Türkiye Ve ABD Arasında Dörtlü Mutabakat

Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Kuzey ve Doğu Suriye’de Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) yanı sıra Türkiye ve ABD’nin de yer aldığı bir mutabakat sağlandığını açıkladı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın geçen hafta Şeybani ile düzenlediği ortak basın toplantısında SDG ile ilgili ifadeleri tansiyonu yükseltmişti.

Suriye’de 8 Aralık 2024’te yönetimi ele geçiren cihatçı örgüt Heyet Tahrir el Şam’ın (HTŞ) lideri Ebu Muhammed el Colani (Ahmed eş Şara), Kuzey ve Doğu Suriye’de SDG’nin yanı sıra Türkiye ve ABD’nin de yer aldığı  bir mutabakat sağlandığını açıkladı. Colani, İdlib’de yaptığı açıklamalarda, “İyimserim, bu dosya birkaç ay içinde çözülecek” dedi.

HTŞ yönetiminin resmi haber ajansı SANA’da yer alan habere göre; Colani, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile on yıldır ilk kez bir mutabakata vardıklarını belirtti. Colani, “Sadece SDG ile değil, Türkiye ve ABD’nin de yer aldığı dört taraflı bir anlaşma zemini oluştu. Bu dört taraf bir konuda uzlaşırsa, o gerçekleşir” dedi.

SDG ile yapılan anlaşmanın, sivil ve askeri kurumların entegrasyonunu içerdiğini aktaran Colani, 10 Mart’ta SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile imzalanan protokolü hatırlattı. SDG’nin “söylemleriyle uygulamalarının çeliştiğini” iddia eden Colani, barışçıl çözüme yönelik uluslararası baskının arttığını belirtti ve “İyimserim, bu dosya birkaç ay içinde çözülecek” dedi.

Konuşmasının devamında Suriye topraklarının bütünlüğünü koruyacaklarını vurgulayan Colani, “Suriye, bir karış toprak bile kaybetmeyecek” diye konuştu.

Süveyda’da yaşanan çatışmalara ve sivillerin infazına dair de konuşan Colani, “Bu çatışma, Bedeviler ile Dürziler arasında yüz elli yıldır süren derin bir sorundur” iddiasını öne sürdü. “Devletin amacı bu anlaşmazlığı bastırmak değil, yönetmektir” ifadelerini kullandı.

Süveyda’daki hak ihlallerini kabul eden Colani, “İhlaller sadece Bedevilerden Dürzilere yönelik değildi. Dürzilerin de Bedevilere karşı birçok ihlali oldu ve tüm bunlar belgelendi. Suriye’deki bazı güvenlik ve ordu mensupları da bazı ihlallerde bulundu. Sorunlarımızı tamamen şeffaf bir şekilde çözmeye çalıştık” diye konuştu.

Süveyda’daki çatışmaların İsrail tarafından kullanıldığını söyleyen Colani, “çözüm” adımlarını ise “Ateşkesin sağlanması, yerinden edilenlerin dönüşü, toplumsal barış, ihlal faillerinden hesap sorulması, SDG ile Türkiye ve ABD dahil dörtlü mutabakat” şeklinde sıraladı.

AFP,  geçen hafta Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Yürütme Konseyi Eş Başkanı İlham Ahmed ile HTŞ yönetiminin Dışişleri Bakanı Hasan Esad Şeybani’nin, ademimerkeziyetçi bir sistem için uygun bir yöntem üzerine görüştüğünü aktarmıştı.

Ajansa konuşan Kürt kaynağa göre, toplantı HTŞ yönetiminin talebi üzerine, geçtiğimiz pazartesi akşamı düzenlenmişti. Habere göre her iki taraf da görüşmelerin uluslararası gözetim altında, komiteler aracılığıyla devam etmesi gerektiğini vurgulamış ve askeri seçeneğe başvurulmayacağı konusunda mutabakata varmıştı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın geçen hafta Şeybani ile düzenlediği ortak basın toplantısında SDG ile ilgili ifadeleri tansiyonu yükseltmişti.

Fidan, “Örgütün ne 10 Mart’tan sonra ne Türkiye’de yürüyen süreçten sonra Suriye’de güven telkin edici, silahlı hareketteki tehdidi ortadan kaldırdığını ifade eden bir gelişmeyi görmüyoruz. Tam tersine gerek Şam’daki gerek Ankara’daki süreçleri örgütün ömrünü uzatmak ve ortaya çıkacak muhtemel bir krizde faydayı maksimize etmek için bir bekleyiş içerisinde olduğunu görüyoruz. Kusura bakmayın kimse enayi değil, biz enayi değiliz” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

NATO’dan Ukrayna’nın İşgal Altındaki Toprakları İçin “Baltık Modeli” Önerisi

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Donald Trump – Vladimir Putin görüşmesi öncesi, Ukrayna’nın işgal altındaki toprakları için “Baltık modeli”nin uygulanması önerisinde bulundu.

NATO Genel Sekreteri Rutte ayrıca görüşmelerde Ukrayna’nın da masada olması gerektiğini söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, 15 Ağustos Cuma günü, ABD’nin Rusya’ya komşu eyaleti Alaska’da bir araya gelmeleri bekleniyor.

Putin’in 2015’ten bu yana ilk kez ABD toprağına ayak basacağı görüşmeden beklentilere dair Amerikan ABC News kanalına mülakat veren NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, bu toplantının savaşı bitirmek konusunda Putin’in ciddi olup olmadığını test etme imkânı verdiğini söyledi.

Rutte, olası bir anlaşmanın Ukrayna’nın askeri kapasitesine yönelik sınırlamalar veya NATO’nun Letonya, Estonya ve Finlandiya gibi ülkelerdeki varlığına dair kısıtlama içermemesi gerektiğini vurguladı.

“Şu anda Rusya’nın Ukrayna topraklarının bir kısmını kontrol ettiğini kabul etmemiz gerekiyor” diyen Rutte, işgalin fiili olarak kabul edilebileceğini ancak resmen tanınmaması gerektiğini şu sözlerle ifade etti:

“Mesele gelecekteki bir anlaşmada Rusya’nın fiilen Ukrayna topraklarının bir kısmını kontrol ettiğinin kabul edilmesi olduğunda, bunun siyasi ve hukuki bir tanıma değil, fiili bir tanıma olması gerekir.”

Rutte, bu noktada Sovyetlerin Baltık ülkelerini işgalini hatırlatarak “Hepimiz hatırlıyoruz ki; Litvanya, Estonya ve Letonya’nın 1940 ile 1991 yılları arasında Washington’da büyükelçilikleri vardı; (ABD) Sovyetler Birliği’nin o toprakları kontrol ettiğini kabul ediyordu ancak bunu hukuken asla onaylamamıştı” dedi.

Rutte ayrıca Alaska’daki görüşmelerde Ukrayna’nın da masada olması gerektiğini belirtti. Kiev ve Avrupa başkentlerinde Trump’ın, Ukrayna olmadan Rusya ile bir anlaşmaya varmasından endişe ediliyor.

Trump geçen hafta yaptığı açıklamada, bir anlaşmanın “her iki tarafın (Rusya ve Ukrayna) da yararına olacak şekilde bazı toprak takaslarını içereceğini” söylemişti. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise ülkesinin bulunmadığı bir masada alınacak kararın “ölü doğmuş” ve “uygulanamaz” olacağını belirtiyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Almanya, İsrail’e Silah İhracatını Durdurdu

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, “İsrail’e yönelik gerçekleştirilen ve Gazze’de kullanılabilecek tüm silah ve askeri ekipman ihracatlarının askıya alındığını” duyurdu.

Karar, ‘Berlin’in İsrail’e yönelik politikasında şimdiye dek alınan en net sınırlama adımı’ olarak değerlendiriliyor.

İsrail’in Gazze Şeridi’nin “kontrolünün ele geçirilmesi” olarak nitelendirdiği işgal planına Almanya kısmi silah ambargosuyla tepki gösterdi.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun güvenlik kabinesi tarafından kabul edilen Gazze’yi ele geçirme planı ile ilgili olarak bugün yazılı bir açıklama yaptı.

Merz açıklamasında, İsrail’in Hamas’ın terörüne karşı kendini savunma hakkına sahip olduğuna vurgu yaparken, rehinelerin serbest bırakılması ve ateşkes için sonuç verecek müzakereleri, Almanya için en büyük öncelik olarak nitelendirdi,

“Hamas’ın silahsızlandırılması şarttır. Ayrıca Hamas gelecekte Gazze’de hiçbir rol oynamamalıdır” ifadelerini kullanan Merz, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde daha sert askeri eylemlere girişmesini öngören güvenlik kabinesi kararının, sıraladığı hedeflere ulaşılmasını güçleştirebileceğini belirtti.

“Federal Hükümet açısından bu hedeflerin nasıl gerçekleştirileceği giderek daha az anlaşılır hale gelmekte” diyen Merz, Almanya’nın İsrail politikasında önemli bir dönüm noktası olabilecek şu kararı açıkladı:

“Bu koşullar altında Federal Hükümet, Gazze Şeridi’nde kullanılabilecek askeri teçhizat ve silah ihracatını süresiz olarak onaylamama kararı almıştır.”

Yazılı açıklamasında Merz, Gazze Şeridi’ndeki sivil halkın yaşamakta olduğu acılardan derin endişe duyulduğunu, İsrail’in planlanan saldırı ile halkın ihtiyaçlarının karşılanması konusunda şimdiye kadar olduğundan daha fazla sorumluluk üstlenmek durumunda olduğunu kaydetti.

Friedrich Merz ayrıca, Alman hükümeti olarak İsrail Hükümeti’nden Batı Şeria’nın ilhakına dönük bir adım atmamasını talep ettiklerinin de altını çizdi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Netanyahu’dan “Gazze” Açıklaması: Arap Güçlere Devredeceğiz

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, “Kendimizi ve Gazzelileri Hamas’ın korkunç teröründen kurtaracağız. Sonrasında orayı sivil bir yönetime devredeceğiz. Bu, Hamas veya İsrail’in yok edilmesini isteyen birileri olmayacak” dedi.

İsrail, savaşın 23’üncü ayında işgali Gazze Şeridi’nin tümüne yaymaya hazırlanıyor. İşgali genişletme planlarının oylanacağı güvenlik kabinesi toplantısından hemen önce Amerikan Fox News kanalına mülakat veren İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, ordu ile yaşandığı belirtilen anlaşmazlıklara rağmen niyetlerinin bölgede kontrolü tamamen ele geçirmek olduğunu söyledi.

Times of Israel haber sitesi, işgali genişletme operasyonunun yaklaşık beş ay süreceğini, bunun 1 milyondan fazla Filistinlinin bir kez daha yerlerinden olmasına yol açacağını yazdı.

İsrail ordusu halihazırda Gazze Şeridi’nin yüzde 75’ini kontrol ediyor. 2,5 milyonluk Gazze nüfusunun büyük bölümü, ordunun henüz karadan operasyon düzenlemediği az sayıdaki yerleşime sıkışmış durumda.

Hafta içinde İsrail Genelkurmay Başkanı’nın, yoğun nüfuslu bölgelere operasyon düzenlemenin askerleri “tuzağa göndermek” anlamına geleceği ve hayatta olduğu değerlendirilen yaklaşık 20 rehineyi riske atacağı gerekçesiyle itiraz ettiği aktarılmıştı.

Netanyahu Fox yayınında, gazetecinin sorusu üzerine, Gazze’yi ilhak etmeyi ise düşünmediklerini söyledi, “(Gazze’yi) Yönetmek istemiyoruz. Orada bir yönetici kurum olarak bulunmak istemiyoruz” dedi.

“Sivil yönetime devredeceğiz”

“İsrail, Gazze’nin tümünde kontrolü ele alacak mı?” sorusuna “Niyetimiz bu. Güvenliğimizi sağlamak, Hamas’ı oradan çıkarmak ve halkını özgürleştirmek için bunu istiyoruz” yanıtını veren İsrail Başbakanı, “Kendimizi ve Gazzelileri Hamas’ın korkunç teröründen kurtaracağız. Ssonrasında orayı sivil bir yönetime devredeceğiz. Bu, Hamas veya İsrail’in yok edilmesini isteyen birileri olmayacak” ifadelerini kullandı.

Netanyahu, “savaştan sonra Gazze’yi Araplara devredeceklerini ve bölgenin uygun şekilde yönetileceğini” söyledi, ancak bu konuda daha fazla ayrıntı vermedi. İsrail Başbakanı, eğer Hamas silah bırakırsa savaşın hızla biteceğini de kaydetti.

(Kaynaak: DW Türkçe)

Paylaşın

ABD’den “Suriye” Açıklaması: Sorunların Diyalogla Çözülmesini Destekliyoruz

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce, ABD’nin Suriye’nin geleceğine dair tutumunda bir değişiklik olup olmadığı yönündeki soruyu, “Sorunları nasıl çözeceğimiz konusunda demokrasinin ve diplomasinin hayati önem taşıdığını da göz önünde bulundurarak devam ediyoruz” ifadeleriyle yanıtladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce, Washington’da düzenlenen günlük basın brifinginde, Ortadoğu’daki gelişmeleri değerlendirdi. Brifingle ilgili Bakanlığın resmi sitesinde yer alan açıklamada, bir gazetecinin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdî’nin Suriye adem-i merkeziyetçiliği savunduklarına dair açıklaması sorulan Bruce, Süveyda’da yaşanan çatışmaları hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı:

“Diplomasi, şiddeti durdurmanın ve barışçıl, kalıcı bir çözüm inşa etmenin en iyi yoludur. (ABD) Süveyda’da bir çözüme aracılık etmekten ve (Fransa) ile birlikte kuzeydoğunun birleşik bir Suriye’ye yeniden entegrasyonuna aracılık etmekten gurur duymaktadır. Önümüzdeki yol Suriyelilere aittir – tüm tarafları sükuneti korumaya ve farklılıkları kan dökerek değil, diyalog yoluyla çözmeye çağırıyoruz. Suriye istikrarı hak ediyor. Suriyeliler barışı hak ediyor.”

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın tüm Suriyeliler için güvenlik ve sükûnetin sağlanması amacıyla tüm taraflarla temas halinde olduğunu dile getiren Bruce, SDG’nin orduya entegrasyonu konusunda da diyaloğu desteklediklerini söyledi. Tammy Bruce, “Elbette SDG ile Cumhurbaşkanı El-Şara arasındaki tüm verimli toplantıları memnuniyetle karşılıyoruz. SDG’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki mevcut ateşkesi kapsamlı ve kalıcı bir barışa dönüştürme niyetini de destekliyoruz. Elbette ülkeyi barış ve refaha doğru taşımak Suriye’ye ve yeni hükümete bağlı olacaktır” diye konuştu.

Bruce, ABD’nin Suriye’nin geleceğine dair tutumunda bir değişiklik olup olmadığı yönündeki soruyu, “Daha önce istikrarsız yerler hakkında konuştuğumuz gibi, asıl mesele istikrar için çalışmamızdı ve daha önceki tutumumuzun hala geçerli olduğunu düşünüyorum. Sorunları nasıl çözeceğimiz konusunda demokrasinin ve diplomasinin hayati önem taşıdığını da göz önünde bulundurarak devam ediyoruz” ifadeleriyle yanıtladı.

Türkiye’de Kürt sorununa yönelik yaşanan gelişmeler sorulan Bruce, soruyu “Öncelikle, hükümetlerin mevzuat veya atmaya çalıştıkları adımlar konusunda kendi içlerinde attıkları adımlar hakkında yorum yapmayacağız. Ayrıca, müzakerelerimizin nasıl sonuçlanabileceğini veya bundan etkilenen diğer hükümetlerle ilişkilerimizi nasıl etkileyebileceğini de tartışmayacağım” diye yanıtladı.

“Ezidîler, hayatlarını ve vatanlarını yeniden inşa etme fırsatını hak ediyor”

IŞİD’in 3 Ağustos 2014’te Şengal’de gerçekleştirdiği Ezidi soykırımı ve Şengal’e dönüşlere dair soruya Tammy Bruce şu cevabı verdi: “Bu 11 yıl önceydi. Binlerce kişi hayatını kaybetti, 2 bin 700 kişi hala kayıp, bir daha bulunamadı. Hayatta kalanların adalet arayışında destek almaları önemli. Şengal’de güvenlik ve istikrar, Ezidî toplumunun güvenli, gönüllü ve onurlu bir şekilde geri dönmesi için kilit öneme sahip. Ezidîler, hayatlarını ve vatanlarını yeniden inşa etme fırsatını hak ediyor.”

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

Türkiye’den Hamas’a Silah Bırakma Çağrısı

17 ülke, Avrupa Birliği (AB) ve Arap Birliği yedi sayfalık bir deklarasyona imza attı. Deklarasyonda Hamas’a silah bırakma ve Gazze’deki iktidarını sonlandırma çağrısında bulunuldu. Deklarasyonda Türkiye’nin de imzası var.

ABD’nin New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) konferansında 17 ülke, Avrupa Birliği (AB) ve Arap Birliği yedi sayfalık bir deklarasyona imza attı.

Deklarasyonda Hamas’a silah bırakma ve Gazze’deki iktidarını sonlandırma çağrısında bulunulurken İsrail ve Filistinliler arasındaki soruna yönelik iki devletli çözüm önerisine destek verildi.

“Gazze’deki savaşın sonlandırılması için Hamas silahlarını Filistin Yönetimi’ne teslim etmeli” denilen deklarasyonda, “egemen ve bağımsız bir Filistin Devleti hedefi doğrultusundaki” bu adımın “uluslararası angajman ve destek” ile atılması gerektiği belirtildi.

Hamas’ın İsrail’e yönelik 7 Ekim 2023 baskınının da kınandığı deklarasyonda Katar, Suudi Arabistan ve Mısır gibi Arap ülkelerinin imzası bulunuyor.

Deklarasyon, New York’taki BM konferansının ikinci gününde yayımlandı. Konferansın ilk gününde BM’deki Filistin heyeti de İsrail ve Hamas’a Gazze’yi terk etme ve bu bölgenin Filistin Yönetimi tarafından yönetilmesine izin verme çağrısında bulunmuştu.

Konferansta Türkiye’yi Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuh Yılmaz temsil ediyor.

New York’taki üç günlük konferansa Suudi Arabistan’la birlikte eş başkanlık eden Fransa açıklanan deklarasyonu “tarihi ve emsalsiz” olarak tanımladı.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, “İlk kez Arap ülkeleri ve Ortadoğu’daki ülkeler Hamas’ı ve 7 Ekim’i kınıyor, Hamas’a silah bırakma ve Filistin’in yönetiminden çekilme çağrısı yapıyor ve gelecekte İsrail’le ilişkileri normalleştirme niyetlerini açıkça ifade ediyorlar” dedi.

Deklarasyonda, çatışmaların sona ermesinin ardından Gazze’ye yabancı güç konuşlandırılabilmesi için de çağrı yapıldı.

Deklarasyona şu ülkeler imza attı: Türkiye, Fransa, Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Ürdün, Endonezya, Birleşik Krallık, Kanada, İrlanda, İspanya, İtalya, Japonya, Brezilya, Meksika, Norveç ve Senegal.

Konferansta İsrail ve ABD yok

New York’taki konferansa İsrail ve müttefiki ABD katılmadı.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu iki devletli çözümü hem milliyetçi gerekçelerle hem de güvenlik kaygılarını öne sürerek reddediyor.

ABD de “verimsiz ve zamansız” olarak tanımladığı bu konferansa katılmayacağını duyurmuştu.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce önceki gün yaptığı açıklamada, konferansı “hakaret” olarak nitelemiş, “Amerika Birleşik Devletleri bu hakarete katılmayacak ancak çatışmaları sona erdirmek ve kalıcı bir barış getirmek için gerçek dünyadaki çabalara öncülük etmeyi sürdürecek” demişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Gazze’de Her Üç Kişiden Biri Günlerdir Yemek Yemedi

Birleşmiş Milletler (BM), Gazze Şeridi’nde her üç kişiden birinin günlerdir yemek yemediğini belirterek, insani yardımların hızla ulaştırılması ve kalıcı ateşkesin sağlanması çağrısı yaptı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda en az 59 bin 821 Filistinli hayatını kaybetti, 144 bin 851 kişi de yaralandı.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Tom Fletcher, Gazze’de her 3 kişiden birinin günlerdir yemek yemediğini belirterek, insani yardımların hızla ulaştırılması ve kalıcı ateşkesin sağlanması çağrısı yaptı.

Fletcher, İsrail’in saldırıları ve ablukası altındaki Gazze Şeridi’ndeki duruma ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Gazze’de dünyanın gözleri önünde insani kriz yaşandığının altını çizen Fletcher, gıda yardımına ulaşmaya çalışan halkın vurulduğunu ve çocukların açıktan “eriyip gittiğini” ifade etti.

Fletcher, Gazze’de her 3 kişiden birinin günlerdir yemek yemediğini bildirerek “Yardımlar engellenmemeli, geciktirilmemeli veya saldırı altında dağıtılmamalıdır.” ifadelerini kullandı.

Yardım konvoylarının sınırdan hızlı geçiş izni alması ve gıda yardımı için toplanan insanlara yönelik saldırıların sona ermesi gerektiğini belirten Fletcher, kalıcı ateşkesin sağlanmasının zorunluluğunu hatırlattı.

Fletcher, İsrail’in Gazze’ye insani yardım girişi için bazı adımlar atma kararına ilişkin, kıtlığı ve felaket boyutlarına ulaşan sağlık krizini önlemek için çok büyük miktarda yardıma ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

İsrail ordusu, uyguladığı ablukayla insanlık felaketine yol açtığı ve açlıktan ölümlere neden olduğu Gazze Şeridi’nde, uluslararası baskı nedeniyle insani yardım girişi için bazı adımlar atacağını öne sürmüştü.

İsrail’in saldırıları ve insani yardım girişini kısıtlayan sıkı kuşatması altındaki Gazze Şeridi, açlığın yayıldığı, su, ilaç, tıbbi gereçler ve hijyen malzemesinin bulunamadığı insani felaketi yaşıyor.

Başta çocuklar olmak üzere, Gazze Şeridi’nde açlık nedeniyle ölümler artıyor.

Yerel ve uluslararası çevreler İsrail’in “açlığı ve susuzluğu silah olarak” kullandığını belirtiyor.

Sivil altyapıyı da tahrip ederek Gazze’nin yüzde 88’ini yıkan İsrail ordusu, sürgün emirleriyle yerinden ettiği Filistinlileri sık sık barındıkları bölgelerde hedef alıyor.

Nüfusu yaklaşık 2,3 milyon olan Gazze’de İsrail saldırıları ve sürgün emirleriyle yerinden edilenlerin sayısının 2 milyona ulaştığı, çok sayıda kişinin defalarca yerinden edildiği belirtiliyor.

Temel malzemelerden yoksun bir şekilde yerinden edilen Filistinliler, derme çatma çadırlarda veya aşırı kalabalıklar içinde hijyen malzemelerinin eksikliğinde lavaboların bile yetersiz olduğu, bulaşıcı hastalıkların yayıldığı okullarda hayatta kalmaya çalışıyor.

İsrail ordusu ise günlük düzenlediği saldırılarla yerinden edilenlerin çadırları ve barındığı sivil noktaları bombalıyor.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda en az 59 bin 821 Filistinli hayatını kaybetti, 144 bin 851 kişi de yaralandı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın