ABD’den “Suriye” Açıklaması: Sorunların Diyalogla Çözülmesini Destekliyoruz

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce, ABD’nin Suriye’nin geleceğine dair tutumunda bir değişiklik olup olmadığı yönündeki soruyu, “Sorunları nasıl çözeceğimiz konusunda demokrasinin ve diplomasinin hayati önem taşıdığını da göz önünde bulundurarak devam ediyoruz” ifadeleriyle yanıtladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce, Washington’da düzenlenen günlük basın brifinginde, Ortadoğu’daki gelişmeleri değerlendirdi. Brifingle ilgili Bakanlığın resmi sitesinde yer alan açıklamada, bir gazetecinin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdî’nin Suriye adem-i merkeziyetçiliği savunduklarına dair açıklaması sorulan Bruce, Süveyda’da yaşanan çatışmaları hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı:

“Diplomasi, şiddeti durdurmanın ve barışçıl, kalıcı bir çözüm inşa etmenin en iyi yoludur. (ABD) Süveyda’da bir çözüme aracılık etmekten ve (Fransa) ile birlikte kuzeydoğunun birleşik bir Suriye’ye yeniden entegrasyonuna aracılık etmekten gurur duymaktadır. Önümüzdeki yol Suriyelilere aittir – tüm tarafları sükuneti korumaya ve farklılıkları kan dökerek değil, diyalog yoluyla çözmeye çağırıyoruz. Suriye istikrarı hak ediyor. Suriyeliler barışı hak ediyor.”

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın tüm Suriyeliler için güvenlik ve sükûnetin sağlanması amacıyla tüm taraflarla temas halinde olduğunu dile getiren Bruce, SDG’nin orduya entegrasyonu konusunda da diyaloğu desteklediklerini söyledi. Tammy Bruce, “Elbette SDG ile Cumhurbaşkanı El-Şara arasındaki tüm verimli toplantıları memnuniyetle karşılıyoruz. SDG’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki mevcut ateşkesi kapsamlı ve kalıcı bir barışa dönüştürme niyetini de destekliyoruz. Elbette ülkeyi barış ve refaha doğru taşımak Suriye’ye ve yeni hükümete bağlı olacaktır” diye konuştu.

Bruce, ABD’nin Suriye’nin geleceğine dair tutumunda bir değişiklik olup olmadığı yönündeki soruyu, “Daha önce istikrarsız yerler hakkında konuştuğumuz gibi, asıl mesele istikrar için çalışmamızdı ve daha önceki tutumumuzun hala geçerli olduğunu düşünüyorum. Sorunları nasıl çözeceğimiz konusunda demokrasinin ve diplomasinin hayati önem taşıdığını da göz önünde bulundurarak devam ediyoruz” ifadeleriyle yanıtladı.

Türkiye’de Kürt sorununa yönelik yaşanan gelişmeler sorulan Bruce, soruyu “Öncelikle, hükümetlerin mevzuat veya atmaya çalıştıkları adımlar konusunda kendi içlerinde attıkları adımlar hakkında yorum yapmayacağız. Ayrıca, müzakerelerimizin nasıl sonuçlanabileceğini veya bundan etkilenen diğer hükümetlerle ilişkilerimizi nasıl etkileyebileceğini de tartışmayacağım” diye yanıtladı.

“Ezidîler, hayatlarını ve vatanlarını yeniden inşa etme fırsatını hak ediyor”

IŞİD’in 3 Ağustos 2014’te Şengal’de gerçekleştirdiği Ezidi soykırımı ve Şengal’e dönüşlere dair soruya Tammy Bruce şu cevabı verdi: “Bu 11 yıl önceydi. Binlerce kişi hayatını kaybetti, 2 bin 700 kişi hala kayıp, bir daha bulunamadı. Hayatta kalanların adalet arayışında destek almaları önemli. Şengal’de güvenlik ve istikrar, Ezidî toplumunun güvenli, gönüllü ve onurlu bir şekilde geri dönmesi için kilit öneme sahip. Ezidîler, hayatlarını ve vatanlarını yeniden inşa etme fırsatını hak ediyor.”

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

Türkiye’den Hamas’a Silah Bırakma Çağrısı

17 ülke, Avrupa Birliği (AB) ve Arap Birliği yedi sayfalık bir deklarasyona imza attı. Deklarasyonda Hamas’a silah bırakma ve Gazze’deki iktidarını sonlandırma çağrısında bulunuldu. Deklarasyonda Türkiye’nin de imzası var.

ABD’nin New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) konferansında 17 ülke, Avrupa Birliği (AB) ve Arap Birliği yedi sayfalık bir deklarasyona imza attı.

Deklarasyonda Hamas’a silah bırakma ve Gazze’deki iktidarını sonlandırma çağrısında bulunulurken İsrail ve Filistinliler arasındaki soruna yönelik iki devletli çözüm önerisine destek verildi.

“Gazze’deki savaşın sonlandırılması için Hamas silahlarını Filistin Yönetimi’ne teslim etmeli” denilen deklarasyonda, “egemen ve bağımsız bir Filistin Devleti hedefi doğrultusundaki” bu adımın “uluslararası angajman ve destek” ile atılması gerektiği belirtildi.

Hamas’ın İsrail’e yönelik 7 Ekim 2023 baskınının da kınandığı deklarasyonda Katar, Suudi Arabistan ve Mısır gibi Arap ülkelerinin imzası bulunuyor.

Deklarasyon, New York’taki BM konferansının ikinci gününde yayımlandı. Konferansın ilk gününde BM’deki Filistin heyeti de İsrail ve Hamas’a Gazze’yi terk etme ve bu bölgenin Filistin Yönetimi tarafından yönetilmesine izin verme çağrısında bulunmuştu.

Konferansta Türkiye’yi Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuh Yılmaz temsil ediyor.

New York’taki üç günlük konferansa Suudi Arabistan’la birlikte eş başkanlık eden Fransa açıklanan deklarasyonu “tarihi ve emsalsiz” olarak tanımladı.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, “İlk kez Arap ülkeleri ve Ortadoğu’daki ülkeler Hamas’ı ve 7 Ekim’i kınıyor, Hamas’a silah bırakma ve Filistin’in yönetiminden çekilme çağrısı yapıyor ve gelecekte İsrail’le ilişkileri normalleştirme niyetlerini açıkça ifade ediyorlar” dedi.

Deklarasyonda, çatışmaların sona ermesinin ardından Gazze’ye yabancı güç konuşlandırılabilmesi için de çağrı yapıldı.

Deklarasyona şu ülkeler imza attı: Türkiye, Fransa, Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Ürdün, Endonezya, Birleşik Krallık, Kanada, İrlanda, İspanya, İtalya, Japonya, Brezilya, Meksika, Norveç ve Senegal.

Konferansta İsrail ve ABD yok

New York’taki konferansa İsrail ve müttefiki ABD katılmadı.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu iki devletli çözümü hem milliyetçi gerekçelerle hem de güvenlik kaygılarını öne sürerek reddediyor.

ABD de “verimsiz ve zamansız” olarak tanımladığı bu konferansa katılmayacağını duyurmuştu.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce önceki gün yaptığı açıklamada, konferansı “hakaret” olarak nitelemiş, “Amerika Birleşik Devletleri bu hakarete katılmayacak ancak çatışmaları sona erdirmek ve kalıcı bir barış getirmek için gerçek dünyadaki çabalara öncülük etmeyi sürdürecek” demişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Gazze’de Her Üç Kişiden Biri Günlerdir Yemek Yemedi

Birleşmiş Milletler (BM), Gazze Şeridi’nde her üç kişiden birinin günlerdir yemek yemediğini belirterek, insani yardımların hızla ulaştırılması ve kalıcı ateşkesin sağlanması çağrısı yaptı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda en az 59 bin 821 Filistinli hayatını kaybetti, 144 bin 851 kişi de yaralandı.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Tom Fletcher, Gazze’de her 3 kişiden birinin günlerdir yemek yemediğini belirterek, insani yardımların hızla ulaştırılması ve kalıcı ateşkesin sağlanması çağrısı yaptı.

Fletcher, İsrail’in saldırıları ve ablukası altındaki Gazze Şeridi’ndeki duruma ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Gazze’de dünyanın gözleri önünde insani kriz yaşandığının altını çizen Fletcher, gıda yardımına ulaşmaya çalışan halkın vurulduğunu ve çocukların açıktan “eriyip gittiğini” ifade etti.

Fletcher, Gazze’de her 3 kişiden birinin günlerdir yemek yemediğini bildirerek “Yardımlar engellenmemeli, geciktirilmemeli veya saldırı altında dağıtılmamalıdır.” ifadelerini kullandı.

Yardım konvoylarının sınırdan hızlı geçiş izni alması ve gıda yardımı için toplanan insanlara yönelik saldırıların sona ermesi gerektiğini belirten Fletcher, kalıcı ateşkesin sağlanmasının zorunluluğunu hatırlattı.

Fletcher, İsrail’in Gazze’ye insani yardım girişi için bazı adımlar atma kararına ilişkin, kıtlığı ve felaket boyutlarına ulaşan sağlık krizini önlemek için çok büyük miktarda yardıma ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

İsrail ordusu, uyguladığı ablukayla insanlık felaketine yol açtığı ve açlıktan ölümlere neden olduğu Gazze Şeridi’nde, uluslararası baskı nedeniyle insani yardım girişi için bazı adımlar atacağını öne sürmüştü.

İsrail’in saldırıları ve insani yardım girişini kısıtlayan sıkı kuşatması altındaki Gazze Şeridi, açlığın yayıldığı, su, ilaç, tıbbi gereçler ve hijyen malzemesinin bulunamadığı insani felaketi yaşıyor.

Başta çocuklar olmak üzere, Gazze Şeridi’nde açlık nedeniyle ölümler artıyor.

Yerel ve uluslararası çevreler İsrail’in “açlığı ve susuzluğu silah olarak” kullandığını belirtiyor.

Sivil altyapıyı da tahrip ederek Gazze’nin yüzde 88’ini yıkan İsrail ordusu, sürgün emirleriyle yerinden ettiği Filistinlileri sık sık barındıkları bölgelerde hedef alıyor.

Nüfusu yaklaşık 2,3 milyon olan Gazze’de İsrail saldırıları ve sürgün emirleriyle yerinden edilenlerin sayısının 2 milyona ulaştığı, çok sayıda kişinin defalarca yerinden edildiği belirtiliyor.

Temel malzemelerden yoksun bir şekilde yerinden edilen Filistinliler, derme çatma çadırlarda veya aşırı kalabalıklar içinde hijyen malzemelerinin eksikliğinde lavaboların bile yetersiz olduğu, bulaşıcı hastalıkların yayıldığı okullarda hayatta kalmaya çalışıyor.

İsrail ordusu ise günlük düzenlediği saldırılarla yerinden edilenlerin çadırları ve barındığı sivil noktaları bombalıyor.

İsrail’in Gazze Şeridi’ne 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda en az 59 bin 821 Filistinli hayatını kaybetti, 144 bin 851 kişi de yaralandı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Dünyada Genelinde Her 11 Kişiden 1’i Aç

Dünya Açlık Yardımı’nın (Welthungerhilfe) verilerine göre; Dünya genelinde 733 milyon insan kronik açlıkla mücadele ediyor. Welthungerhilfe, Gazze’deki durumu ise “felaket” olarak nitelendirdi.

Berlin’de açıklanan güncel bir rapora göre, açlığın olmadığı bir dünya oldukça uzak bir hedef haline haldi. Alman yardım örgütü Dünya Açlık Yardımı’nın (Welthungerhilfe) verilerine göre dünya çapında 733 milyon insan kronik açlıkla mücadele ediyor.

Örgütün 2024 yılına ait raporunu kamuoyu ile paylaşan Dünya Açlık Yardımı Direktörü Marlehn Thieme, bu verinin dünyada her 11 insandan birinin aç olduğuna işaret ettiğini ifade etti. Thieme, iklim krizi, silahlı çatışmalar ve artan global eşitsizlik nedeniyle 2019’dan bu yana açlık çekenlerin sayısında 152 milyonluk bir artış yaşandığına dikkat çekti.

Tüm bu olumsuzluklar yaşanırken ABD ve Almanya gibi büyük bağışçıların da insani yardım ve kalkınma iş birliklerine yönelik bütçelerinde kaydadeğer kesintilere gitmelerini eleştiren Thieme, bu kesintilerin insanların hayatına mal olduğuna dikkat çekerek “Kağıt üzerinde bir tasarruf kalemi olarak görünen meblağ, milyonlarca insan için açlık, göç ve hatta ölüm anlamına geliyor” diye konuştu.

Çatışmaların sona erdirilmesi için politik girişmler ve diplomatik çözümlerin elzem olduğunu belirten Thieme, “yalnızca silahlara yatırım yaparak güvenliğin sağlanamadığını” belirtti.

Dünya Açlık Yardımı örgütü, kendi verilerine göre geçen yıl 37 ülke ve bölgede 649 projeye destek verdi. Örgütün yıllık raporuna göre toplamda yaklaşık 347 milyon euro proje teşvikine aktarıldı, bu meblağın neredeyse üçte ikisi Afrika ülkelerine yönlendirildi.

Dünya Açlık Yardımı, ABD’de Donald Trump yönetiminin 60 yılı aşkın süredir faal olan ABD Kalkınma Ajansı USAID’i kapatması ve Almanya’da da kalkınma yardımlarında yapılan kesintiler nedeniyle uluslararası kalkınma iş birliğinin çökme tehlikesine karşı uyarıda bulundu.

Örgütün Genel Sekreteri Mathias Mogge, ülkelerin yalnızca kendilerine odaklanma eğiliminin oldukça dar görüşlü bir bakış açısı olduğunu belirterek “eşit temelde kurulan uluslararası ortaklıkların barışa da katkı sağladığını” savundu.

Dünya Açlık Yardımı’nın halihazırda 41 kurumsal bağışçısı bulunduğunu; en büyük bağışçıların ise Federal Hükümet ve Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı olduğunu vurgulayan Mogge, bu nedenle Almanya’nın kalkınma iş birliğine yönelik, uzun vadeli projelerde yaptığı yaklaşık yüzde 18’lik kesintinin ve insani yardımlardaki kesintinin endişeyle izlendiğini ifade etti.

“Gazze’de temiz suya dahi erişim yok”

Mogge, bu kesintilerin yanı sıra dünyada insani yardımlara ihtiyaç duyanlara ulaşımın giderek zorlaştığını da vurgulayarak örneğin Gazze Şeridi, Afganistan ve Sudan gibi yerlerde yardım çalışanlarının giderek artan tehditlerle karşı karşıya kaldığına dikkat çekti. Örgüt Genel Sekreteri, özellikle Gazze’deki durumu bir “felaket” olarak nitelendirdi.

Dünya Açlık Yardımı’nın bölgede en son geçen Şubat ayında gıda yardımı dağıtabildiğini ifade eden Mogge, deniz suyunu arıtan tesislerde yakıt tükenmekte olduğu için temiz suya erişimin de neredeyse imkansız hale geldiğini aktardı. Mogge, “İnsani yardımlar, siyasi koşullardan bağımsız olarak, her an ve ivedilikle Gazze’deki çok sayıda ihtiyaç sahibine ulaştırılabilmeli” diye konuştu.

Dünya Açlık Yardımı’nın 2024’te 383 milyon 500 bin euro olan gelirinin yaklaşık 292 milyon eurosunun kurumsal bağışçılardan geldiği belirtildi. Diğer bağışçılar arasında başta Birleşmiş Milletler kuruluşları ve Avrupa Komisyonu’nun yer aldığı kaydedilirken örgüt, bireysel bağışçılardan ise 86 milyon 500 bin euro topladı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Suriye’de Bedevi Gruplar Süveyda’dan Çekildi

Suriye İçişleri Bakanlığı, Sünni Bedevi grupların Süveyda’dan çıkarıldığını duyurdu. Hafta boyunca bölgede yaşanan şiddet olaylarında en az bin kişinin hayatını kaybettiği rapor edildi.

Suriye’de hafta boyunca şiddetli çatışmaların yaşandığı Süveyda’da sükunetin sağlandığı bildirildi. Sünni Bedevi grupların kentten çıkarıldığı açıklanırken bölgeye çok sayıda kamyonla insani yardım malzemesi taşındığı aktarıldı.

Suriye’de yeni yönetimin geleceğini riske atan şiddet olaylarının ardından bu sabah Suriye İçişleri Bakanlığı, Bedevi grupların Süveyda’dan çıkarıldığını duyurdu. “Süveyda temkinli bir sükunet içinde” açıklamasında bulunan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Şam’a bağlı birliklerin Bedevilerin kente yeniden girişini önlemek için yollara barikat kurduğunu aktardı. Bölgedeki AFP muhabiri de çatışmaların durduğunu ve kente yardım konvoylarının ulaştığını belirtti.

Suriye Kızılay’ı 150 bin nüfuslu kente gıda, ilaç, yakıt ve su yüklü 32 kamyon gönderdiğini aktarırken Suriye Sağlık Bakanlığı da tıbbi malzeme taşıyan bir başka konvoyun kente ulaştırıldığını duyurdu.

Cumartesi günü Bedevilere kentten ayrılmaları çağrısında bulunan Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, güvenliği temin etme konusunda kimsenin “devletin yerini alamayacağını” vurgulamış ve “kahramanca duruşları için” teşekkür ettiği silahlı gruplardan “devletin emirlerine uymalarını ve şehirden ayrılmalarını” istemişti.

Şara’nın bu açıklaması, ABD arabuluculuğunda Suriye ile İsrail arasında bir ateşkes sağlanmasından kısa süre sonra geldi.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas (Tom) Barrack, İsrail ile Suriye arasında ateşkes yapıldığını duyurarak “Dürzilere, Bedevilere ve Sünnilere silahlarını bırakmaları ve diğer azınlıklarla birlikte barış ve refah içinde bir Suriye inşa etmeleri” çağrısında bulunmuştu. İki ülke arasındaki ateşkesin şartlarına dair herhangi bir açıklama yapılmadı.

Bu arada ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Şam yönetiminden cihatçıların kente girmesinin engellenmesini ve Suriye ordusu içinde Dürzilere karşı işlenen suçlara karışanların tespit edilerek cezalandırılmasını talep etti. Rubio, X hesabından paylaştığı mesajında, ABD’nin İsrail, Ürdün ve Suriye ile sürekli iletişim halinde olduğunu belirterek Şam’dan “kendi saflarındaki de dahil olmak üzere” vahşetten sorumlu olan herkesten hesap sorulmasını ve adalete teslim edilmesini istedi:

Ağırlıklı olarak Ürdün, Lübnan, Suriye ve İsrail’de yaşayan ve toplam nüfusları bir milyon civarında olan Dürziler, inanç temelli bir Arap azınlık toplumu. Dürziler, Suriye’nin güneyi ile bu bölgeye komşu olan, İsrail işgalindeki Golan Tepeleri civarında bulunan köy ve kasabalarda önemli bir varlık gösteriyor. Ayrıca başkent Şam’ın Eşrefiye ve Ceramana bölgelerinde de önemli sayıda Dürzi nüfus ikamet ediyor.

Suriye ile İsrail dışında Ürdün ve Lübnan’da da çeşitli büyüklüklerde Dürzi toplulukları varlığını sürdürüyor.

Ne olmuştu?

13 Temmuz Pazar günü silahlı Bedevi gruplar ile kent nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Dürziler arasında patlak veren çatışmalara, görgü tanıkları ve Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin aktardığına göre Şam’a bağlı güvenlik güçleri Bedevilere destek vererek katılmıştı.

Onlarca Dürzi’nin infaz edilmesi ya da çok sayıda kişinin, kutsal saydığı bıyıklarının zorla tıraş edilerek aşağılanmaya maruz bırakılmasının ardından önemli bir Dürzi nüfusa ev sahipliği yapan İsrail, Dürzi topluluğunu koruma gerekçesiyle Suriye’ye saldırılar düzenledi ve başkent Şam’da Genelkurmay Karargâhı dahil olmak üzere çok sayıda kamu binasını hedef aldı.

Hafta boyunca yaşanan şiddet olaylarında en az bin kişinin hayatını kaybettiği rapor edildi. Sahadaki kaynaklarından bilgi alan Gözlemevi, ölenlerden 342’sinin hükümet güçlerinden, 21’inin ise Bedevi aşiretlerinden olduğunu; Dürzi topluluğuna mensup 194 kişinin ise Suriye Savunma ve İçişleri bakanlıklarına mensup personellerce yargısız infaz edildiğini aktardı.

İsrail’in Süveyda ve Şam’a yönelik hava saldırılarında ise 15 asker ve kolluk personeli öldü.

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre son bir haftada, yaşanan çatışmalar nedeniyle en az 128 bin kişi evini terk ederek başka yerlere göç etti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

ABD’nin İki Partili “Demokrasi” Aldatmacası

Dünyanın en zenginlerinden biri olan Elon Musk, hem Demokratlara hem de Cumhuriyetçilere meydan okuyacak yeni bir siyasi parti olan “Amerika Partisi”ni kuracağını duyurdu.

Kurtuluş Aladağ / Demokratlar, 2024 seçimlerinde Cumhuriyetçilere destek olmak için yüz milyonlarca dolar harcayan Musk’ın gelecekte bu parayı Cumhuriyetçilere karşı harcaması ihtimalinden memnun olurken, ABD Başkanı Donald Trump, Musk’ın parti kurma çabasını gülünç olarak nitelendirdi.

Ancak ABD’de üçüncü partilerin başarısız olmasının nedeni, kuralların ve yasa koyucuların onlara karşı olmasıdır.

ABD’nin iki partili sistemi, Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti’nin egemen olduğu bir yapıdır. Bu sistem, eleştirmenler tarafından yapısal özellikleri ve sonuçları nedeniyle sıkça eleştirilir. Eleştiriler genellikle sistemin, iki büyük partinin hegemonyasını pekiştiren ve alternatif sesleri (üçüncü partiler) marjinalleştiren bir düzen olarak görülmesine odaklanır.

İki partili sistemin temel özellikleri ve eleştiriler

Seçim sistemi: ABD’de kullanılan “kazanan hepsini alır” (first-past-the-post) seçim sistemi, bir bölgede en çok oyu alan adayın tüm temsiliyeti kazanmasını sağlar. Bu, küçük partilerin sandalye kazanmasını zorlaştırır ve iki büyük partinin dominantlığını güçlendirir.

Seçiciler kurulu: Başkanlık seçimlerinde halk doğrudan başkanı seçmez; seçiciler kurulu delegelerine oy verir. 538 delegeden en az 270’ini kazanan aday başkan olur. Bu sistem, küçük partilerin ulusal çapta etkili olmasını zorlaştırır ve iki büyük partiye odaklanmayı teşvik eder.

Siyasal kültür ve finansman: İki büyük parti, güçlü finansal kaynaklara, köklü organizasyonlara ve medya erişimine sahiptirler. Üçüncü partiler, bu kaynaklara erişimde zorlanırlar ve genellikle “oy israfı” olarak görülürler, bu da seçmenleri iki büyük partiden birine yönlendirir.

Üçüncü partilerin dışlanması: Sistem, üçüncü partilerin sandalye kazanmasını neredeyse imkansız hale getirir. Ancak üçüncü partiler, oy bölen etkisi oluşturabilirler. Örneğin, 2000 seçimlerinde Ralph Nader’ın Yeşil Parti adaylığı, Demokrat Al Gore’un oylarını böldüğü için George W. Bush’un kazanmasına yol açtığı düşünülür.

Kurumsal engeller: Seçimlere katılmak için gerekli imza ve finansal gereklilikler, üçüncü partiler için büyük bir engeldirler. Ayrıca, iki büyük parti, seçim kurallarını kendi lehlerine şekillendirebilen yasal ve politik avantajlara sahiptirler.

Seçmen manipülasyonu: Eleştirmenlerin bir bölümü, iki partinin seçmenleri “ya o ya bu” ikilemine sıkıştırdığını ve bunun da demokratik çeşitliliği sınırlandırdığını savunur.

Medya ve kamuoyu: Medya, genellikle iki büyük partiye odaklanır ve üçüncü partilere sınırlı yer verir. Bu, seçmenlerin algısını şekillendirerek iki partili sistemi pekiştirir.

İki partili sistemin avantajı, siyasi istikrar sağlar ve koalisyon ihtiyacını ortadan kaldırır. Partiler, geniş kitlelere hitap etmek için genellikle merkeze yakın, ılımlı politikalar benimserler. Sistemin dezavantajı ise farklı siyasi eğilimlerin temsil edilmesini zorlaştırır. Sistem, yenilikçi veya radikal fikirleri engeller ve seçmenlerin seçeneklerini kısıtlar.

İki partili sistemi savunanlar, sistemin ABD’nin federal yapısına ve tarihsel koşullarına uygun olduğunu belirtirler. Örneğin, ABD’nin geniş coğrafyası ve eyalet temelli seçim sistemi, iki büyük partinin organize olmasını kolaylaştırırken, küçük partilerin ulusal çapta etkili olmasını zorlaştırır.

Sonuç olarak; İki partili sistem, siyasi çeşitliliği bastırması, seçmenleri sınırlı seçeneklere zorlaması ve küçük partilere karşı yapısal engeller oluşturması nedeniyle eleştirilir. Bu sistem, demokratik katılımı ve temsiliyeti kısıtlayarak, seçmenlerin gerçek tercihlerini ifade etme özgürlüğünü azaltır.
Paylaşın

İsrail, Suriye Savunma Bakanlığı’nı Hedef Aldı

İsrail, Suriye Savunma Bakanlığı’nın girişine insansız hava aracı (İHA) ile saldırı düzenlediğini açıkladı. İsrail, Dürzilere zarar verilmesi durumunda “askeri caydırıcılığı” devreye sokacağını açıklamıştı.

Haber Merkezi / İsrail ordusu (IDF) tarafından yapılan açıklamada, “İsrail Savunma Kuvvetleri, kısa süre önce Şam’da Suriye askeri karargâhının girişine bir drone saldırısı gerçekleştirdi. Güney Suriye’de Dürzî sivillere karşı gelişmeleri izlemeye devam ediyoruz. Siyasi otoritenin direktifleri doğrultusunda bölgeye yönelik saldırılar sürecek ve farklı senaryolara karşı hazırlıklıyız” denildi.

Öte yandan Suriye’nin güneyindeki Süveyda ilinde Dürziler ve Bedevi Arap aşiretler arasında iki gündür devam eden çatışmalarda ateşkes sağlandı. Şam hükümetine bağlı güçlerin asayişi sağlamak üzere gece saatlerinden itibaren bölgeye konuşlandırılmasının ardından Suriye Savunma Bakanlığı tarafların ateşkesi kabul ettiğini duyurdu. Bakanlıktan yapılan açıklamada “Şehrin ileri gelenleri arasında varılan uzlaşının ardından Süveyda’daki tüm gruplar ateşkes ilan etti” denildi.

Dürzi azınlığın dinî liderleri bir açıklama yaparak hükümet birliklerinin bölgeye girmesine onay vermiş ve silahlı gruplara ateşkes çağrısı yapmıştı.

Suriye İçişleri Bakanlığı, iki gündür devam eden çatışmalarda 30 kişinin öldüğünü açıklarken Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi yerel kaynak ağına dayanarak ölü sayısının 99’a yükseldiğini, 200’den fazla kişinin yaralandığını bildirdi. Çatışmalarda ikisi çocuk, ikisi kadın toplam 60 Dürzi’nin, 18 Bedevi milis, 14 asker ve askerî üniformalı kimliği bilinmeyen yedi savaşçının öldüğü kaydedildi.

Paylaşın

Trump’ın Vergi Tarifeleri ABD’li Şirketlere Nasıl Zarar Veriyor?

ABD Başkanı Donald Trump’ın 2025 yılının başlarında uygulamaya koyduğu ek gümrük vergileri, ABD’li şirketleri olumsuz yönde etkiliyor: Artan maliyetler, düşen satışlar, borsa kayıpları…

Haber Merkezi / Uzmanlar, ek gümrük vergilerinin, küresel ticaret savaşını körükleyebileceğini ve uzun vadede ABD ekonomisine zarar verebileceğini söylüyor.

Artan üretim maliyetleri: Ek gümrük vergileri, ithal edilen hammaddeler ve ara malların maliyetini daha da artırıyor. Özellikle Asya, Avrupa ve diğer bölgelerden ithalat yapan şirketler (örneğin, Apple, Nike, Target), vergi artışlarıyla birlikte ek maliyetlerle karşı karşıya.

Tüketici fiyatlarında artış: Şirketler, gümrük vergilerinin getirdiği ek maliyetleri genellikle tüketicilere yansıtıyor. Bu da, enflasyon artışıyla birlikte tüketicilerin satın alma gücünü belirli bir oranda düşürebilir.

Misilleme vergileri: Trump’ın ek gümrük vergilerine karşılık, Çin, Avrupa Birliği (AB), Kanada gibi ülkeler ABD ürünlerine misilleme vergileri uygulamaya başladı. Bu, ABD’li ihracatçıların (örneğin, Harley-Davidson) dış pazarlarda rekabet gücünü azaltıyor.

Piyasa değerlerinde düşüş: Ek gümrük vergileri, borsalarda ciddi dalgalanmalara neden oldu. Örneğin; S&P 500 endeksi, 2020’den bu yana en büyük düşüşü yaşayarak yüzde 4,8 geriledi. Apple, Nvidia, Nike gibi büyük şirketlerin hisseleri yüzde 5-14 arasında değer kaybetti.

Tedarik zinciri aksamaları: Şirketler, özellikle otomotiv ve teknoloji sektörlerinde, küresel tedarik zincirlerine bağımlı durumda. Örneğin, Meksika ve Kanada’dan gelen otomobil parçalarına uygulanan ek gümrük vergileri, üretim süreçlerinde aksamalara neden olabilir.

İstihdam kayıpları: Moody’s Analytics, ek gümrük vergilerinin ABD ekonomisinin büyümesini yüzde 0,6 azaltabileceğini ve 250 bin iş kaybına yol açabileceğini öngörüyor. Örneğin, bir otomotiv şirketi, vergilere yanıt olarak ABD’deki beş fabrikasında 900 çalışanı geçici olarak işten çıkardığını duyurdu.

E-ticaret ve teknoloji şirketleri üzerindeki etki: Çinli e-ticaret devleri (Shein, Temu) için düşük değerli kargolara uygulanan muafiyetin kaldırılması, Amazon gibi şirketlerin rekabet gücünü etkileyebilir.

Ayrıca, teknoloji sektöründe yarı iletken üreticileri (Nvidia, TSMC) muafiyetlerden faydalansa da, e-ticaret ve tüketici elektroniği şirketleri ek maliyetlerle karşı karşıya.

Paylaşın

Suriye’de Yedi Ayda 8 Bin 67 Kişi Öldürüldü

08

SOHR açıklamasında, “Bu veriler, ülkedeki güvenlik açığını ve toplumun en kırılgan kesimlerine yönelik tehditlerin ciddiyetini açıkça ortaya koyuyor” dedi.

Suriye’de Beşar Esad’ın ülkeden kaçışı ile siyasi, askerî ve güvenlik bürokrasisinin çöküşünün üzerinden yedi ay geçti.

Birleşik Krallık merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne (SOHR) göre bu süreç, Suriye’nin birçok vilayetinde büyük bir boşluk yarattı. Ülkeyi kontrol altına alan yeni askerî güçler, özellikle güvenlik ve ekonomik alanlarda ciddi zorluklarla karşı karşıya kaldı. Eski yönetimin çöküşüyle birlikte neredeyse tüm bölgeleri saran kaos ortamı, fırsatçılar tarafından kamu mallarına el koymak amacıyla kullanıldı.

Aynı dönemde, özellikle azınlıkların yaşadığı bölgeler başta olmak üzere, ülkenin birçok yerinde saldırılar meydana geldi. Kimlik temelli infazlar ve katliamlar artış gösterdi. Eski yönetime bağlı olmakla suçlanan kişilere yönelik bu saldırılar, Suriye toplumu içinde derin bir yarılmaya neden oldu ve demokrasi, özgürlük ve eşitlik talebiyle şekillenmesi hedeflenen “yeni Suriye”nin inşasını daha da güçleştiren bir toplumsal kırılma yarattı.

SOHR, 8 Aralık 2024 ile 7 Temmuz 2025 tarihleri arasında Suriye genelinde devam eden şiddet, yerel ve dış aktörlerin ihlalleri ile süregiden güvenlik kaosu sonucunda 8 bin 67 kişinin hayatını kaybettiğini belgeledi. Bu sayının 6 bin 150’sinin sivillerden oluştuğunu belirten SOHR, “Ölenler arasında 330 çocuk ve 451 kadın bulunuyor. Bu veriler, ülkedeki güvenlik açığını ve toplumun en kırılgan kesimlerine yönelik tehditlerin ciddiyetini açıkça ortaya koyuyor” dedi.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, şiddetin devam etmesi ve faillerin cezasız kalması karşısında, sivillerin korunması ve tüm suçların faillerinin adalet önüne çıkarılması için acil adımlar atılması çağrısını bir kez daha yineledi. Gözlemevi ayrıca, ayrım gözetmeksizin tüm Suriyelilerin haklarının güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

İran: İsrail İle 12 Gün Süren Savaşta 935 Kayıp Verdik

İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine ve askeri yapılanmasına yönelik başlattığı saldırının ardından başlayan savaşta, İran, 38’i çocuk, 132’si kadın olmak üzere 935 kayıp verdiklerini açıkladı.

Bu, 1980’lerdeki İran-Irak Savaşı’ndan bu yana İran’a yönelik en ağır kayıpların yaşandığı askeri saldırı olarak kayıtlara geçti.

İran Yargı Erki, İsrail ile 12 gün süren savaşta İran topraklarında hayatını kaybedenlerin sayısının 935’e yükseldiğini açıkladı. İran devlet medyasına konuşan Yargı Erki Sözcüsü Asgar Cihangir, son adli tıp verilerine göre ölenler arasında 38 çocuk ve 132 kadının da bulunduğunu bildirdi.

Yeni açıklanan rakam, daha önce İran Sağlık Bakanlığı tarafından duyurulan 610 kişilik ölü sayısına kıyasla ciddi bir artışa işaret ediyor. Ateşkes geçen hafta Salı günü yürürlüğe girmişti.

Cihangir ayrıca, İsrail’in Tahran’daki Evin Hapishanesi’ne düzenlediği saldırıda ölenlerin sayısının da önceki açıklamalara göre yükseltilerek 79 olarak güncellendiğini duyurdu. Daha önce 71 kişinin bu saldırıda öldürüldüğü belirtilmişti.

İsrail, 13 Haziran’da başlattığı hava saldırılarında İran’ın nükleer tesislerini ve üst düzey askeri hedeflerini vurmuş, saldırılarda çok sayıda sivilin de hayatını kaybettiği belirtilmişti. Bu saldırılar, 1980’lerdeki İran-Irak Savaşı’ndan bu yana İran’a yönelik en ağır kayıpların yaşandığı askeri harekât olarak kayıtlara geçti.

İran buna yanıt olarak İsrail’in askeri altyapılarına, üslerine ve kentlerine füze saldırıları düzenledi. Gerilimin büyümesi üzerine ABD 22 Haziran’da devreye girerek İran’ın nükleer altyapısını hedef alan hava saldırıları gerçekleştirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, başkentte düzenlediği basın toplantısında, İsrail’in “gerekçesiz ve sebepsiz” saldırılarla çok sayıda savaş suçu işlediğini savundu.

Bekai, “Siyonist rejimin bu eylemi hiçbir neden ya da gerekçeye dayanmıyor. Bu nedenle biz askeri ve sivil kayıplar arasında bir ayrım yapılmasını doğru bulmuyoruz” dedi.

İran’ın, İsrail’e ilişkin savaş suçu iddialarını içeren delilleri uluslararası kuruluşlara sunacağını vurgulayan Bekai, “Her bir şehit ya da yıkılan her bina bir savaş suçunun örneğidir” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın