Domates Gribi: En Az 82 Çocukta Tespit Edildi

Lancet tıp dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, 26 Temmuz 2022 itibariyle Hindistan’da 82’den fazla çocukta “domates gribi” tespit edildi. Bilim insanları, hastalığa sebep olan virüsün kaynağını araştırıyor.

Hindistan’ın Kerala eyaletinin Kollam şehrinde 6 Mayıs 2022 tarihinde bir çocukta “domates gribi” virüsüne rastlandı.

Lancet haftalık hakemli genel tıp dergisinde Vivek P. Chavda, Kaushika Patel ve Vasso Apostolopoulos imzasıyla yayınlanan araştırmaya göre, 26 Temmuz 2022 tarihi itibariyle toplam dört bölgede beş yaşından küçük 82’den fazla çocukta domates gribi virüsüne rastlandı.

Söz konusu araştırmada, nadir görülen viral bir enfeksiyon olarak tanımlanan ve mevcut durumda hayati tehlike yaratmayan virüsün bazı semptomlarının Kovid 19’a benzediği kaydedildi. Buna göre, her iki virüs de ilk aşamada hastalarda yüksek ateş, yorgunluk ve vücut ağrıları yapıyor.

“Kovid 19 ile bağlantılı değil”

Kovid 19 ile enfekte olan bazı hastalarda ciltte kızarıklık da meydana geldiğini kaydeden araştırmacılar, domates gribine yol açan virüsün Kovid 19’a sebep olan SARS-CoV-2 ile bağlantısı olmadığını belirtti.

Buna göre, domates gribi, viral bir enfeksiyon olmaktan ziyade chikungunya veya dang hummasının sonradan yol açtığı bir etki olabilir. Araştırmacılar, domates gribinin viral bir rahatsızlık olan ve çoğunlukla 1-5 yaş arası çocuklar ile bağışıklık sistemleri zayıf yetişkinler arasında görülen el, ayak ve ağız hastalığının yeni bir varyantı olabileceği ihtimali üzerinde de duruyor.

Yeni bir patojen mi?

Araştırmaya göre, hastalığın ilk semptomları arasında yüksek ateş, ciltte döküntü ve eklemlerde ağrı bulunuyor. Domates gribi de adını hastalık sırasında vücutta çıkan kırmızı döküntülerden alıyor.

Söz konusu kızarıklıklar maymun çiçeği hastalığının ilk döneminde genç kişilerde görülen semptomlara benziyor. Domates gribinin semptomları arasında ayrıca benzer viral enfeksiyonlarda olduğu gibi mide bulantısı, kusma, ishal, dehidrasyon ve eklemlerde şişme de bulunuyor.

Bilim insanları domates gribi olarak adlandırılan rahatsızlığın sivrisinek kaynaklı bir enfeksiyonun etkisi olup olmadığını araştırıyorlar. Bunun tamamen yeni bir patojen olma ihtimali de göz ardı edilmiyor.

Paylaşın

Olimpiyat Madalyalı Sporcu, Yıllarca Antrenörünün Cinsel Tacizine Uğradığını Açıkladı

İki Olimpiyat madalyası bulunan Alman dalgıç Jan Hempel, bir belgesel programı için yaptığı açıklamada, 11 yaşından beri antrenörü Werner Langer tarafından cinsel istismara uğradığını söyledi. 

Haber Merkezi / Jan Hempel, Alman yayın kuruluşu ARD  tarafından yayınlanan “Alman Yüzmede Cinsel İstismar” başlıklı belgesel programı için çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Hempel, belgesel için yaptığı açıklamada, 2001 yılında hayatını kaybeden antrenörü Werner Langer tarafından 11 yaşından itibaren 14 yıl boyunca cinsel istismara uğradığını söyledi.

Belgeselin yayınlanmasının ardından DPA Haber Ajansı’na konuşan Hempel, bu durumu neden daha önce açıklamadığına ilişkin ise, Alman Yüzme Federasyonu’nun kendisine, açıklaması durumunda kariyerinin tehlikeye gireceği uyarısında bulunduğunu belirtti ve ekledi: Hedefleri olan bir seviyedeydim ve onlara ulaşmak istedim.

21 Ağustos 1971 doğumlu Jan Hempel 1988, 1992, 1996 ve 2000 Olimpiyatları’nda yarıştı. 1996’da Atlanta’da bireysel 10 metre platformunda gümüş madalya, Sidney 2000’de erkekler 10 metre senkronize platformunda Heiko Meyer ile birlikte bronz madalya kazandı.

Werner Langer, 1997 yılında başka bir sporcunun şikayeti üzerine işten çıkarıldı. Langer, hakkında alınan kararın cinsel taciz suçlamasıyla değil, geçmişte DDR Devlet Güvenlik Bakanlığı için çalıştığı şüphesiyle ilgili olduğu öne sürüldü. Kararın ardından Avusturya Yüzme Federasyonu için çalışan Langer, 2001 yılında intihar etti.

Paylaşın

Afganistan’da Yeni İç Savaş Tehlikesi

Geçen hafta Afganistan’ın başkenti Kabil’de yaklaşık 40 kadın, Eğitim Bakanlığı’nın önünde gösteri yaptı. Talepleri “ekmek, iş ve özgürlük”tü. Taliban’ın bu eyleme tepkisi sert oldu. Silahlı muhâfızlar, kalabalığın üzerine rastgele ateş açtı, kaçan kadınları tüfek dipçikleriyle dövdü.

Muhafızların şiddetinden olay yerinde haber yapan gazeteciler de nasibini fazlasıyla aldı. Afganistan’da bir yıl önce Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinin ardından ülkedeki kadınların durumu dramatik bir şekilde kötüleşti.

“Batı’nın oyuncağı kadınlar”

Gazeteci ve etnolog Shikiba Babori bu duruma şaşırmıyor.

Babori, DW’ye verdiği mülakatta “Afganistan’daki pek çok erkek, muhatabını ikna etmek için argüman kullanmak yerine hedeflerine ulaşmada silahlı güç kullanmaktan başka bir şey öğrenmemiş” diyor ve ekliyor: Seslerini yükselten kadınlar korkutuluyor, tehdit ediliyor veya öldürülüyor.

Babori, kısa süre önce çıkan “Afgan Kadınları: Siyasetin Oyuncağı” adlı kitabında da dikkat çektiği gibi,Batı’nın da Afgan kadınları oyuncak ve piyon olarak kullandığını savunuyor. Bunun en bariz örneğinin 2001 yılında Afganistan’ın işgalinden önce yaşandığını belirten Babori, “Dönemin ABD hükümeti, yürüttüğü savaş kampanyasında Afgan kadınlarını özgürleştirmek istediğini iddia etmiş, Amerikalı feministler de bunu alkışlamıştı” diyor.

Batı’nın 2021’de Kâbil’den alelacele çekilmesinin ardından bu “kurtuluşun” boş bir vaat olduğunun ortaya çıktığını ve Afganistan’daki kadınların yine kendi başlarının çaresine bakmak zorunda bırakıldığını vurgulayan Babori, daha önce işgali alkışlayan ABD’deki feministlerin, Afgan hemcinslerinin dramı konusunda sessiz kaldığını ifade ediyor.

Afganistan’ın çalkantılı tarihi

Sessiz kalmayan az sayıdaki Batılı politikacıdan biri ise Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock. Geçtiğimiz günlerde Taliban yönetimi altında kadınların ve kız çocuklarının durumunun dayanılmaz olduğunu dile getiren Baerbock, kız çocukları ve kadınların eğitime erişim haklarının engellendiğini ve erkek akrabaları olmadan özgürce hareket edemedikleri için “hapishanede gibi bir hayat” sürdüklerini vurguladı.

Shikiba Babori, Alman Dışişleri Bakanı’nın “acı gerçek” olarak adlandırdığı bu durumun, son 20 yılda pek çok Afgan kadını için “gayet normal” olduğunu söylüyor: Afganistan’ın 34 vilayetinin yarısından fazlasında kadınların güvencesiz olma durumu zaten hiç değişmemişti.

Almanya’ya 1970’li yıllarda göç etmiş olan Kâbil doğumlu Babori, kitabında 1920’lerden bu yana Afganistan’ın tarihsel gelişimine dair aydınlatıcı bir genel bakış sunuyor ve şehirler ile kırsal bölgeler arasındaki farklılıklara dikkat çekiyor: Büyük şehirlerin dışında yaşayan Afgan kadınlarının makus talihine bakarsanız, son 20 yılda sunulan birkaç fırsattan gerçekten yararlanabilen kadın sayısının ne kadar az olduğunu görürsünüz.

Yeni iç savaş tehlikesi

Afgan kökenli DW editörü Waslat Hasrat-Nazimi ise “Afganistan’ın Dişi Aslanları” adlı kitabında, bu fırsatlardan yararlanabilen kadınların bile kendilerini Batı tarafından ortada bırakılmış hissettiğini belirtiyor. Genç yazara göre kadınlar, kendilerine verilen özgürlük sözünün tutulmamasından dolayı hayal kırıklığına uğradı.

Diğer yandan bazıları da savaşın şimdilik sona ermiş olmasından dolayı rahatlamış durumda. Ancak Hasrat-Nazimi bu sükunetin muhtemelen uzun sürmeyeceğini söylüyor: İşlerin daha da kötüye gideceğini, farklı Taliban grupları arasındaki silahlı çatışmaların artacağını ve IŞİD’in yeniden güç kazanacağını tahmin ediyorum.

Bu öngörtyü destekleyen Shikiba Babori, Afganistan’daki en büyük korkunun, Batı’nın ülkeye olan ilgisini kaybedip başka yönlere odaklanması olduğunu kaydediyor. Tıpkı 1989’da Sovyetler Birliği’nin çekilmesinden sonra olduğu gibi. Bilindiği gibi Sovyet işgalini, Afganistan’da vahim bir iç savaş izlemişti.

Feminist dış politika

Babori’ye göre Annalena Baerbock’un feminist dış politika yaklaşımı bir umut ışığı. Babori, NATO ülkelerinin Afgan halkına karşı, özellikle de ülkedeki felaket boyutundaki insanî kriz noktasında sorumlu olduğunu hatırlatıyor:

“Kadınlar kapıdan dışarı çıkamıyor, kızların okula gitmesine izin verilmiyor. İnsanlar para kazanmak için organlarını satıyor. Ebeveynler çocuklarını satıyor. Evde bir boğaz eksilsin diye çocuklarından vazgeçiyorlar. Batı bu konuları sadece belirli olayların yıldönümlerinde gündeme getirmemeli.”

Afganistan’da aileler çocuklarını neden satıyor?

Hem Babori hem de Hasrat-Nazimi, toplumda hak ettikleri değeri görmek için mücadele eden güçlü Afgan kadınlarına umut bağlıyor. Kitabında, Batı dış politikasının hatalarını açıkça betimleyen ama aynı zamanda cesaret veren Hasrat-Nazimi, mücadeleden vazgeçmeyen aktivistleri ve Afganistan tarihindeki kadın ve insan hakları için ilham veren öncüleri yakından tanıtıyor.

Genç yazar, tüm olumsuzluklara rağmen neden umutlu olduğunu şöyle anlatıyor: Afganistan’da kadınlarla konuştuğumda hemen hepsi ağız birliği yapıyor: Şimdi durum farklı olmak zorunda; şimdi bunu kendimiz başarmak zorundayız.

Paylaşın

Rusya, Zaporijya Nükleer Santrali’nin Denetlenmesine İzin Verdi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Birleşmiş Milletler (BM) yetkililerine Zaporijya nükleer santralini ziyaret etme ve denetleme izni verileceğini açıkladı. Kremlin açıklamayı, Putin ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasındaki telefon görüşmesinin ardından yaptı.

Bu haber, tesisin yakınında çatışmaların devam ettiği ve Rus bombardımanı sonucu dört sivilin yaralandığı iddialarının ardından geldi.

Öte yandan, ABD Cuma günü Ukrayna’ya daha fazla silah ve mühimmat gönderme sözü verdi.

Fransız ve Rus liderler arasındaki telefon görüşmesinin ardından yapılan açıklamada Kremlin, Putin’in BM denetçilerine Zaporijya nükleer santraline erişmek için “gerekli yardımı” sağlamayı kabul ettiğini kaydetti.

Tesis, Mart ayının başından beri Rus işgali altında bulunuyor, ancak tesisi Ukraynalı teknisyenler Rus yönetimi altında işletiyor.

Kremlin’in açıklamasında, “her iki liderin de” sahadaki durumun değerlendirilmesi için Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) uzmanlarının tesise gönderilmesinin önemini vurguladığı belirtildi.

BM’ye bağlı IAEA direktörü, Putin’in açıklamasını memnuniyetle karşıladı ve santrali bizzat ziyaret etmeyi istediğini söyledi.

Rafael Grossi, “Bu son derece değişken ve kırılgan durumda, dünyanın en büyük nükleer santrallerinden birinin güvenliğini daha fazla tehlikeye atabilecek yeni bir adım atılmaması hayati önem taşımaktadır” dedi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, günlük konuşmasında teftiş olasılığını memnuniyetle karşıladı, ancak detayların üzerinde hâlâ çalışıldığını söyledi.

Zelenskiy, “Rusya’nın radyasyonla şantajı devam ederse çeşitli Avrupa ülkelerinin tarihine bu yaz, tüm zamanların en trajik yazlarından biri olarak geçebilir” dedi.

Kiev, Rusya’nın tesisi bir askeri üsse dönüştürdüğünü ve tesise askeri teçhizat, silah ve tesisi Dinyeper Nehri kıyısındaki kasabalara saldırmak için kalkan olarak kullanan yaklaşık 500 asker yerleştirdiğini savunuyor.

Son haftalarda, Kiev ve Moskova saldırılardan birbirlerini sorumlu tutarken, tesisin etrafındaki alan ağır topçu ateşi altında kaldı.

Ukraynalı yetkililer, Rusya’nın santrali çevreleyen alana yönelik bombardımanının Cuma günü de devam ettiğini iddia etti ve Moskova güçlerini tesisle arasından nehir geçen Marhanets kentinde dört sivili yaralamakla suçladı.

Bölge valisi Valentin Rezniçenko Telegram’daki açıklamasında, bölgede beş evin de hasar gördüğünü iddia etti.

Rusya: Ukrayna tesiste küçük bir kazaya yol açmak istiyor

Denetçilere erişim izni verme konusunda bir miktar isteklilik göstermelerine rağmen, Rus yetkililer siteyi askerden arındırma yönündeki uluslararası talepleri açıkça reddetti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın basın bürosu müdür yardımcısı Ivan Neçayev Cuma günü yaptığı açıklamada, böyle bir adımın tesisi “daha da savunmasız” bırakacağını savundu.

Bu arada Rusya, Ukrayna’nın Zaporijya nükleer santraline yönelik “provokasyonlarını” detaylandıran bir mektubu BM Güvenlik Konseyi’ne sundu.

Moskova Ukraynalıların, Rusya’yı “nükleer terörizm” ile suçlayabilmek için, radyasyon sızıntısını da içeren “küçük bir kaza” olacağına inandıkları bir duruma yol açmak istediklerini iddia etti.

Mektup, Rus birliklerinin bölgede silah depoladığı iddiasını yalanladı, Ukraynalıların tesisi bombaladığı iddiasını yineledi.

ABD’den Ukrayna’ya ek yardım

Öte yandan Washington, Ukrayna için yeni bir 775 milyon dolarlık savunma ekipmanı paketi açıkladı.

Finansman, Himars roketatar sistemi, topçu mühimmatı, insansız hava araçları ve tanksavar füzeleri için harcanacak.

Reuters’ın haberine göre üst düzey bir ABD savunma yetkilisi, pakette ilk kez mayına dayanıklı araçların da bulunacağını aktardı.

Ukrayna Rus işgaline karşı savaşında büyük ölçüde Batılı müttefiklerinden silah tedarikine ihtiyaç duyuyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Taliban’dan Diğer Ülkelerle İlişkilere ‘Şeriat’ Şartı

Afganistan’da yönetimi ele geçirmesinin üzerinden bir yıl geçen ve özellikle ekonomik kriz nedeniyle küresel çapta tanınma arayışında olan Taliban’dan dünyayla ilişkilerine ‘şeriat şartı’ geldi.

Taliban’ın dini lideri Hibatullah Ahundzade, uluslararası ilişkilerini “şeriata uygun şekilde” yürüteceklerini söyledi. Ahundzade, yaklaşık 3 bin aşiret lideri, yetkili ve din görevlisinin güneydeki Kandahar kentindeki buluşmasında dünya ile ilişkilerde şeriat vurgusu yaptı.

Taliban’ın kurduğu geçici hükümetin Enformasyon Bakanlığı’nın basına dağıttığı konuşmada Ahundzade, “Bu toplantı, mücahitlerin kanı sayesinde, Allah’ın izniyle ulaştığımız özgürlük üzerine kafa yormak için yapılıyor. Uluslararası toplumla İslami Şeriat’a göre ilişki kuracağız… Eğer Şeriat uygun görmezse, herhangi bir başka ülkeyle ilişki kurmayacağız” dedi.

Afganistan’da yönetimi geçen yıl ABD ile NATO’nun çekilmesiyle eş zamanlı olarak 15 Ağustos’ta ele geçiren Taliban’ın kurduğu geçici hükümet, henüz herhangi bir başka ülke tarafından tanınmış değil. Ülkedeki ekonomik kriz bu süreçte, hem uluslararası yaptırımlar hem de kalkınma yardımlarının kesilmesi nedeniyle daha da derinleşmiş durumda.

Yönetiminin ilk günlerinde uluslararası tanınma ve yaptırımların hafifletilmesi karşılığında hak ve özgürlükler açısından daha ılımlı bir çizgi benimseyeceğini savunan Taliban ise bu sözünde durmuş görünmüyor. Afganistan’da son bir yılda özellikle kadın haklarında ciddi gerileme yaşandı; lise çağındaki kız çocukların okula gitmesine izin verilmezken, üniversitelerde de harem-selamlık uygulaması geri getirildi.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Almanya Başbakanı, Vergi Kaçakçılığı Skandalında İfade Verecek

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, milyarlarca euroluk vergi kaçakçılığı skandalında Hamburg Belediye Başkanı rolüyle ilgili bugün milletvekillerinin önünde ifade verecek. Alman Şansölye, Hamburg Eyalet Meclisinde skandalın aydınlatılması için kurulan araştırma komisyonunda soruları cevaplayacak. 

Scholz’un ülkede “tarihin en büyük vergi sahtekarlığı” olarak nitelendirilen Cum-ex skandalına ilişkin çelişkili açıklamalar yaptığı ileri sürülüyor.

Davanın, yükselen enerji enflasyonu karşısında artan kamuoyu hoşnutsuzluğunun yaşandığı dönemde Scholz ve ‘kırılgan koalisyonu’ zor duruma düşürebileceği belirtiliyor.

Muhalif muhafazakarların komisyondaki temsilcisi Richard Seelmaecker, skandalla ilgili “Siyasi etki olmadan gerçekleşmiş olamaz” dedi.

Scholz geçtiğimiz günlerde “Bu, iki buçuk yıldır bir sorun. Sayısız dosya incelendi, sayısız insan dinlendi. Sonuç her zaman aynı: Hiçbir siyasi etki olmadı” şeklinde açıklamada bulunmuştu.

İddialar neler?

Cum-ex soruşturmasında, ülkede başta bankacılar olmak üzere varlıklı yatırımcılar ve avukatların sistematik olarak devletten, hiç ödemedikleri vergilerin geri ödemesi için karmaşık hisse senedi anlaşmalarına imza attıkları ortaya çıkarılmıştı.

Alman basınında çıkan haberlerde 2011-2018 yıllarında Hamburg Eyaleti Başbakanı olarak görev yapan Scholz’un, Warburg Bankası ortaklarından Christian Olearis ile birçok kez görüştüğü ve tavsiyelerde bulunduğu aktarılıyor.

Haberlerde, Scholz’un Olearius ile yaptığı görüşmeden sonra Hamburg maliyesinin Warburg Bankasının 47 milyon euroluk vergi iadesini ödemesini geciktirerek zaman aşımına uğramasına izin verdiği belirtiliyor. Ancak Warburg Bankasının bir yıl sonra Federal Maliye Bakanlığının baskısı üzerine 43 milyon euroyu ödediği ifade ediliyor.

Alman vergi uzmanlarının hesaplamalarına göre, Cum-ex ile devlet hazinesi, 2005-2011 döneminde milyarlarca euro zarara uğratıldı.

Bakanlıkta arama yapıldı

Köln Savcılığı, geçen yıllarda “Cum-ex” olarak adlandırılan işlemler yoluyla vergi kaçakçılığı şüphesiyle Hamburg, Frankfurt ve Münih’teki çeşitli finans kurumlarının binalarında ve Scholz’un Maliye Bakanı olduğu dönemde Bakanlıkta aramalar yaptırmıştı.

Bu soruşturma kapsamında, eski SPD Federal Meclis Milletvekili ve Scholz’a yakın isimlerden Johannes Kahrs’ın bankadaki özel kasasında 200 bin euronun üzerinde paraya rastlandığı ortaya çıkmış ve Scholz’un Hamburg Eyalet Başbakanlığı döneminde kullandığı elektronik posta adresine gelen iletiler incelenmişti.

Paylaşın

Çin, Kuraklıkla Başa Çıkmak İçin ‘Bulut Tohumlamaya’ Başladı

Çin, iki aydan fazla süredir tarım ve hayvancılığı tehdit eden, bazı bölgelerde elektrik üretiminde kesintilere sebep olan şiddetli kuraklık ve rekor kıran sıcak hava dalgasıyla baş etmeye çalışıyor.

Ülkenin orta ve güneybatı bölgelerinde yağışları artırmak amacıyla bulut tohumlama yapılıyor.

Çin Ulusal İklim Merkezi’ne göre, 64 gün süren bu dönem ülkede 1961’den bu yana yaşanan en uzun sıcak hava dalgası olarak kaydedildi.

Asya’nın en uzunu olan Yangtze Nehri’nin su seviyesi rekor derecede azaldı.

Ülkenin bazı bölgelerine normalin yarısından daha az yağış düştü.

Yetkililer, hidroelektrik rezervlerinin yarı yarıya azaldığını söylüyor.

Bu durum enerji şirketlerini de baskı altında bıraktı.

Yerel basın, kuraklıktan etkilenen Yangtze Nehri çevresindeki illerde, yağmursuzlukla mücadele etmek için bulut tohumlama operasyonlarına yöneldiğini bildiriyor. Yani bulutlardan düşen yağış miktarını artırmak için havaya çeşitli kimyasal maddeler yayacak roketler fırlatılıyor.

Elektrik sıkıntısı

Siçuan eyaleti ve komşu illerdeki sıcaklıklar 40 santigrat dereceyi aştı.

Reuters’ın yerel gazete Sichuan Daily’den aktardığına göre, eyaletteki devlet dairelerinden klimalarını 26 derecenin altında tutmaları ve çalışanlardan mümkünse asansör yerine merdiven kullanmaları istendi.

Milyonlarca bölge sakini de elektrik kesintilerine maruz kalıyor.

Yerel basında çıkan haberlere göre, eyalette bulunan yaklaşık 5,4 milyon kişinin yaşadığı Dazhou şehrinde elektrik kesintileri üç saat kadar sürebiliyor.

Ayrıca eyaletteki fabrikalar, güç kaynaklarını evlere yönlendirmek için alınan acil durum önlemlerinin bir parçası olarak, üretimi kesmek veya işi durdurmak zorunda kalıyor.

Siçuan havzası ve orta Çin’in büyük bölümlerinde yüksek sıcaklıkların 26 Ağustos’a kadar devam edeceği öngörülüyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

‘Yamyam’ Güneş Fırtınası Dünya’ya Doğru İlerliyor

Güneş’teki bir dizi patlama, bir “yamyam” Güneş fırtınasının Dünya’ya yönelmesine sebebiyet verebilir. Fırtına nedeniyle gökyüzünde ışıklar görülebilir ve navigasyon ve iletişim sistemleri için bazı zorluklar ortaya çıkabilir.

Son günlerde, Güneş, yüzeyinde parçacıkların fışkırdığı iki koronal kütle atımı (CME) meydana geldi.

Uzay hava durumu uzmanları, koronal kütle atımlarının şu anda Dünya’ya yöneldiği, uyduların ve diğer önemli sistemlerin bozulmasına neden olabileceğine dair uyardı.

Dahası, bunlar bize doğru birlikte ilerlerken, birbirlerine yamyamlık edebilir ve böylece daha da güçlü bir patlama haline gelebilir. Bu tür bir yamyamlık, bir CME’nin Güneş’ten atılması ve ardından, daha sonra onu yiyip bitirecek daha enerjik ve daha hızlı bir patlamanın gerçekleşmesiyle meydana gelir.

İkilinin perşembe ya da cuma günü Dünya’ya ulaşması bekleniyor.

Bu iki CME’nin G3 sınıfı bir jeomanyetik fırtınaya neden olma ihtimali var. Bu, “şiddetli” bir fırtına olarak tanımlanan bir kategori. Bu tür olaylar, G1’den G5’e kadar uzanan bir ölçekte kategorize ediliyor. İlerleyen numaralar, yaygın güç sistemi sorunları ve iletişim kesintilerini içeriyor.

Ancak bu haftaki Güneş fırtınalarının en kötü ihtimalle yalnızca G3’e ulaşması bekleniyor. Bu, bazı güç sistemleri için küçük sorunlara, uydular üzerinde olumsuz etkilere ve navigasyon sistemlerinde problemlere neden olabilir.

Bu, auroraların, diğer deyişle kuzey ışıklarının normalden çok daha güneyde görülmesi anlamına da gelebilir. Birleşik Krallık Meteoroloji Kurumu Met Office’e göre bu olay, ışıkların Kuzey İngiltere veya New York’ta gökyüzünde görülebileceği anlamına geliyor.

Güneş özellikle aktif bir dönemden geçerken, gözlemciler gelecek birkaç günün “yüksek” düzeyde güneş aktivitesi getirebileceğini söylüyor. Bu da Güneş’ten daha fazla patlamanın gelmesine neden olabilir.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Batı’nın Ukrayna’yı İşgal Eden Rusya’ya Karşı Eylemleri Zayıflıyor Mu?

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden 4 ay sonra, Afrika, Orta Doğu, Güney Amerika ve Asya ülkelerinden onlarca Birleşmiş Milletler büyükelçisi haziran ayında Rusya’nın Bağımsızlık Günü’nü kutlamak için Rusya’nın New York’taki BM ofisinde verilen resepsiyona katıldı. 

Bu ülkelerin büyükelçileri, Batılı diplomatların Rusya’yı uluslararası alanda yalnız bırakmak için gösterdiği çaba karşısında zorluklar yaşıyor.

Bazı ülkeler, BM’nin 6 aydır dünyanın ana gündem maddesi olan Ukrayna’daki savaşı bitirmek için yetersiz kaldığını düşünürken Batılı diplomatlar Rusya’yı daha fazla hedef alabilecek eylemlerin sınırlı olduğunu kabul ediyor.

“Rusya’ya karşı durmak akıllıca mı?”

Reuters için değerlendirme yapan Uluslararası Kriz Grubu BM Direktörü Richard Gowan, “Savaş uzadıkça Rusya’yı cezalandırmanın anlamlı yollarını bulmak daha da zorlaştı” şeklinde konuşuyor.

Diplomatlar, BM içerisinde çekimser oyların artmasıyla Rusya’ya karşı yetersiz destek bulmaktan korkan Batılı ülkeler bazı önlemleri oylamaya dahi sunmuyor.

Alman Konrad Adenauer Vakfı’nın Cenevre Ofisi Direktörü Olaf Wientzek, “Ülkeler ‘Rusya’ya karşı duranlar arasında olmak gerçekten akıllıca mı?’ diye soruyor” değerlendirmesini yapıyor.

Rusya’nın BM Cenevre ofisi, “Batılı ülkelerin hepsi küresel bir güç olan Rusya’yı izole etmenin imkansız olduğunu çok iyi biliyor” diyor.

Rusya, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinden biri olarak kendisine karşı yaptırımları veto etme gücüne sahip.

BM Genel Kurulu nisan ayında Rusya’nın İnsan Hakları Konseyi’nden çıkarılmasına yönelik oylama yaptı. Rusya bu oylama öncesinde “evet” oyu kullananların ya da çekimser kalanların bu davranışının “düşmanca” görüleceğini söyleyerek Rusya ile ilişkileri açısından sonuçları olacağı uyarısında bulundu. Yine de oylama sonucunda 93 “evet” oyuyla İnsan Hakları Konseyinden çıkarıldı.

Amerika Birleşik Devletleri’nin BM Büyükelçisi Linda Thomas-Greenfield, Rusya’nın gıda krizinden Batı’nın yaptırımlarını sorumlu tuttuğu “yanlış anlatıların” karşılık bulduğunu ancak bunun Rusya’ya karşı desteği artırmadığını belirtiyor.

Kırmızı çizgi nükleer silahların kullanılması olabilir

Rus işgalinin başladığı 24 Şubat haftasında BM Genel Kurul üyelerinin dörtte üçü Rusya’yı kınama ve birliklerini çekmesini talep etme yönünde oy kullandı. İşgalin 3. haftasındaysa Rusya ezici bir çoğunlukla “korkunç” bir insani durum yaratmakla suçlandı.

Asyalı bir diplomat mart ayında yapılan eylemlerin en üst nokta olduğunu ve bundan sonra Batı kanadına desteğin azalacağına inanıyor ve ekliyor: “Kırmızı çizgi aşılmadığı sürece daha fazla eylem için istek olmayacaktır”.

Bazı diplomatlara göre bu kırmızı çizgiler kimyasal ya da nükleer bir saldırı, sivil ölümlerinin büyük boyutlara ulaşması veya Ukrayna’nın ilhakı olabilir.

Afrikalı bir diplomat, “Bizi en çok şaşırtan Batı’nın Ukrayna’ya silah sağlayarak ve çatışmayı bitirmek için  gerçek barışçıl görüşmeler yapmayarak böyle bir çatışmayı süresiz olarak devam ettirmeyi teşvik ettiği fikri” şeklinde konuşuyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Cezayir’de Orman Yangınları: 26 Kişi Hayatını Kaybetti

Cezayir’de Ağustos ayının başından bu yana 106 noktada çıkan orman yangınlarında 2 bin 500 hektardan fazla ormanlık ve makilik alan yandı. Et-Tarif ile Setif kentlerindeki orman yangınlarında 26 kişi yaşamını yitirdi.

Kuzey Afrika ülkesi Cezayir’de Ağustos ayının başından bu yana devam eden orman yangınlarında can kaybı artıyor.

Ülkenin et-Tarif ile Setif kentlerindeki yangınlarda 26 kişi yaşamını yitirdi. Cezayir İçişleri Bakanı Kemal Belcud’un resmi devlet televizyonunda yaptığı açıklamaya göre, Cezayir-Tunus sınırındaki et-Tarif kentinde 24 kişi, kuzeydeki Setif kentinde ise iki kişi yaşamını yitirdi.

Cezayir’deki hava sıcaklıklarının son haftalarda 47 derecenin üzerinde seyrettiğini kaydeden Belcud, Ağustos ayının başından bu yana birçok şehirde 106 farklı noktada orman yangınları çıktığını söyledi.

Yangın söndürme çalışmaları hakkında da bilgi veren Belcud, yangınlara binlerce personelin havadan ve karadan müdahale ettiğini söyledi.

The Guardian’ın aktardığına göre, bu ay şimdiye kadar 2 bin 500 hektarın üzerinde ormanlık ve makilik alan yandı.

Jandarma, yangınlar sebebiyle pek çok yolu araç ve yaya trafiğine kapatırken konuyla ilgili açıklama yapan sivil koruma kurumu, 14 idari bölgede toplam 39 yangının devam ettiğini, 16 yangının tespit edildiği et-Tarif’in ise yangınlardan en kötü etkilenen bölge olduğunu kaydetti.

Yangınlarda onlarca kişi de yaralanırken Cezayir medyası 350 kişinin yangınların etkili olduğu Suk Ahras’tan tahliye edildiğini yazdı.

Cezayir’de orman yangınları ve iklim krizi

Cezayir’in kuzey kentlerinde bir haftayı aşkın süredir devam eden orman yangınlarıyla mücadele, 45 dereceyi geçen sıcak hava dalgası ve güneyden gelen sıcak rüzgarların da etkisiyle giderek zorlaşıyor.

Dün (16 Ağustos) açıklanan can kayıpları ile birlikte bu yaz orman yangınları sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısı 30’a yükseldi.

Afrika’nın yüzölçümü en büyük ülkesi olmasına rağmen yalnızca 4,1 milyon hektar ormanlık alanı bulunan Cezayir’in özellikle kuzey kesiminde her yıl orman yangınları yaşanıyor. Fakat iklim krizinin etkisi bölgede yaşanan orman yangınları sorununu daha da kötüleştiriyor.

2021 yılında Cezayir’in kuzeyinde çıkan orman yangınlarında da en az 90 kişi hayatını kaybetmiş, 100 bin hektarın üzerinde ormanlık alan yanmıştı.

Paylaşın