Afganistan’da Camiye İntihar Saldırısı: 18 Ölü

Afganistan’ın Herat kentinde cuma namazı sırasında bir camiyi hedef alan intihar saldırısında en az 18 kişi hayatını kaybetti, 23 kişi de yaralandı. Görgü tanıkları, saldırıda ölen ve yaralananların çoğunun siviller olduğunu aktardı. 

Haber Merkezi / Hastane kaynakları da yaralılardan bazılarının durumlarının ağır olması nedeniyle ölü sayısının artabileceğini dile getirdi.

Saldırının sorumluluğunu henüz üstlenen olmadı. Ancak Taliban’ın geçen yıl kontrolü yeniden ele geçirmesinden bu yana şiddet azalmış olsa da, son aylarda düzenlenen kanlı saldırıların çoğunu IŞİD’in Afganistan kolu olan IŞİD-Horasan üstlendi.

IŞİD’in üstlendiği ve ağırlıklı olarak azınlık toplumlarını hedef alan bombalı saldırılarda yüzlerce sivil hayatını kaybetti ya da yaralandı.

Bu arada Taliban Sözcüsü Zabihullah Mücahid, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Ensari’nin ölümünden dolayı derin üzüntü duyduklarını ifade ederek, faillerin yakalanıp cezalandırılacağını aktardı.

Afganistan’da yeniden Taliban dönemi

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) öncülüğündeki NATO güçlerinin Afganistan’dan çekilmesi 31 Ağustos 2021’de tamamlandı.

Afganistan eski Cumhurbaşkanı Eşref Gani hükümetini deviren Taliban, 11 Eylül 2001 sonrası dönemde ABD ve koalisyon güçlerinin işgal ettiği ülkeye yirmi yıl sonra yeniden egemen oldu.

IŞİD’in Afganistan’daki kolu IŞİD-Horasan

IŞİD-Horasan, 2014 yılında Taliban’dan ayrılan ve son IŞİD lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’ye bağlılık sözü veren Afganistanlı militanlar tarafından kuruldu.

IŞİD-Horasan’ın Afganistan’ın kuzeydoğusunda güçlü kökleri var, ancak başta başkent Kabil olmak üzere diğer illerde uyuyan hücreleri bulunmakta. IŞİD-K, farklı Sünni inanç öğretileriyle Taliban’ı düşman olarak kabul eder.

Kuruluşundan sonra IŞİD-Horasan militanlarının bazılarının, IŞİD’le savaşmak ve IŞİD’e yardım etmek ve Batılı hedeflere saldırı planlamak için Afganistan’dan Irak ve Suriye’ye geçtiği bilinmekte.

IŞİD-Horasan’ın silahlı militan sayısı tam olarak bilinmese de, örgüt son yıllarda Afganistan ve Pakistan’da düzenlenen bir çok kanlı saldırının sorumlusu.

IŞİD-Horasan, yabancı birlikleri geri çekme anlaşmaları da dahil olmak üzere, Taliban ile ABD arasındaki her türlü işbirliğini sert şekilde eleştirmişti. IŞİD-Horasan, Irak ve Suriye’deki IŞİD’e çok benziyor.

Paylaşın

Çin’den Birleşmiş Milletler’in Sincan Raporuna Tepki

Çin, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin (BMİHYK) Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki hak ihlallerine işaret eden raporuna dair açıklama yaptı. Dışişleri Bakanı Cao Licien, Pekin’deki günlük basın toplantısında, “raporun ABD ve bazı Batılı güçlerce planlandığını ve üretildiğini” söyledi.

Bianet’te yer alan habere göre, Licien, “BMİHYK’nın Çin karşıtı güçlerin siyasi planlarına göre değerlendirme yaptığını” ileri sürdü. Raporun yasa dışı olduğunu ve hiçbir güvenilirliğinin olmadığını savunan Cao, “Bu, ABD ve bazı Batılı güçlerin Çin’i stratejik olarak çevrelemek üzere Sincan’ı siyasi araç olarak kullanma amacına hizmet eden bir dezenformasyon yığınıdır” dedi.

Cao, raporun yasa dışı olduğunu ve hiçbir güvenilirliğinin olmadığını öne sürerek, “BMİHYK, bir kez daha, ABD ve bazı Batılı güçlerin gelişmekte olan ülkeleri kendi hizasına sokma çabasının suç ortağı olmuştur” diye konuştu.

AB’den kınama

Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin açıkladığı raporun içeriğini değerlendireceğini, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ihlallerini bir kez daha kınadığını bildirdi.

AB Komisyonu sözcülerinden Nabila Massrali, dünkü günlük basın toplantısında, AB’nin, BM Ofisinin söz konusu insan haklarının ihlaliyle ilgili endişelerini yayınlanmasını memnuniyetle karşıladığını söyledi:

“Şu anda raporun içeriğini değerlendiriyoruz ve zamanı geldiğinde tepkimizi yayınlayacağız. Ancak daha önce de söylediğimiz gibi AB, Sincan ve Çin’in diğer bölgelerindeki insan hakları ihlallerini, özellikle Uygurlara ve ulusal, dini ve etnik azınlıklara yönelik zulmü şiddetle kınamaktadır.”

Massrali, AB’nin Sincan sorununu Çinli yetkililerle yıllardır görüştüğünü, bu yılın başlarındaki AB-Çin zirvesi ve en yüksek düzeydeki ikili görüşmeler de dahil olmak üzere belirli forumlarda gündeme getirdiğini vurguladı.

Raporda ne var?

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (BMİHYK), uzun süredir beklenen Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ihlallerine dair raporunu önceki gün yayınladı.

Raporda Sincan bölgesinde “terör ve aşırılıkla mücadele adı altında ciddi insan hakları ihlalleri işlendiği” ve bu ihlallerin “insanlık suçu teşkil edebileceği” değerlendirmesine yer verildi.

Komiserlikten 10 Aralık 2021’de yapılan açıklamada, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Çin’in uygulamalarına ilişkin raporun haftalar içinde açıklanacağı duyurulmuştu. Açıklamanın ardından aylar geçmesine rağmen raporun yayımlanmaması, Uygur Türkleri başta olmak üzere uluslararası hak örgütlerinden tepki görmüştü.

48 sayfalık rapor için Sincan’da yaşayan 23 Uygur, 16 Kazak ve 1 Kırgız Türküyle detaylı mülakat yapıldı. Konuşulan isimlerden 26’sı, 2016’dan bu yana belirli aralıklarla ya keyfi tutuklandığı ya da Çin’in yeniden eğitim kamplarında çalıştırıldığını anlattı.

Raporda, “Hak ihlallerinin dayandırıldığı terörle mücadele kanunları, uluslararası insan hakları norm ve standartları açısından oldukça sorunludur. Bölgedeki yetkililere geniş soruşturma, yasaklama ve baskı imkanı tanıyan bu yasada belli belirsiz, geniş ve ucu açık tanımlamalar bulunmaktadır” dendi.

Bölgedeki yeniden eğitim kamplarında tutulanlara yönelik muamelenin endişe verici olduğu, işkence, kötü muamele ve zorunlu tıbbi tedavi uygulandığına dair raporların güvenilir bulunduğu belirtilen raporda, Komiserliğin eriştiği belgelerin, söz konusu hak ihlallerinin net bilançosunu çıkarmaya yetmeyeceği fakat “yeniden eğitim kamplarındaki ayrımcı ortamın, bu tesislerde insan hakları ihlallerinin geniş eksende yaşandığını doğrulayacak yeterlilikte olduğu” kaydedildi.

Yeniden eğitim kamplarında tutulan Müslüman azınlığa mensup kişilerin temel insan haklarından mahrum edildiği belirtilen rapora göre, “Dini kimlik, ifade, mahremiyet ve hareket özgürlükleri usulsüzce yasaklanmıştır.”

Paylaşın

BM’den Çarpıcı ‘Sincan’ Raporu: Kamplardaki Muamele Endişe Verici

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ihlallerine dair raporunu açıkladı. Geçen yıl açıklanması beklenen raporda çarpıcı bilgilere yer verildi.

48 sayfalık raporda, Sincan’da yaşayan 23 Uygur, 16 Kazak ve 1 Kırgız Türküyle detaylı mülakat yapıldığı, konuşulan isimlerden 26’sının 2016’dan bu yana belirli aralıklarla ya keyfi tutuklandığı ya da Çin’in yeniden eğitim kamplarında çalıştırıldığı bilgisi yer alıyor.

“Terörle mücadele kanunları sorunlu”

Raporda Sincan bölgesinde “terör ve aşırılıkla mücadele adı altında ciddi insan hakları ihlalleri tespit edildiği” ve “bu ihlallerin insanlık suçu teşkil edebileceği” vurgulandı:

“Hak ihlallerinin dayandırıldığı terörle mücadele kanunları, uluslararası insan hakları norm ve standartları açısından oldukça sorunludur. Bölgedeki yetkililere geniş soruşturma, yasaklama ve baskı imkanı tanıyan bu yasada belli belirsiz, geniş ve ucu açık tanımlamalar bulunmaktadır.”

İşkence, kötü muamele ve zorunlu tedavi

Bölgedeki “yeniden eğitim kamplarında” tutulanlara yönelik muamelenin endişe verici olduğu, işkence, kötü muamele ve zorunlu tıbbi tedavi uygulandığına dair raporların güvenilir bulunduğu belirtildi.

BM Komiserliği, eriştiği belgelerin, söz konusu hak ihlallerinin net bilançosunu çıkarmaya yetmeyeceğini fakat yeniden eğitim kamplarındaki ayrımcı ortamın, bu tesislerde insan hakları ihlallerinin geniş eksende yaşandığını doğrulayacak yeterlilikte olduğunu açıkladı.

Yeniden eğitim kamplarında tutulan Müslüman azınlığa mensup kişilerin temel insan haklarından mahrum edildiği kaydedildi: “Dini kimlik, ifade, mahremiyet ve hareket özgürlükleri usulsüzce yasaklanmıştır.”

Çin hükümetine çağrı

Rapora göre, Çin’in Sincan’daki baskıcı ve ayrımcı uygulamalarının etkisi sınırları aştı, tutuklamalar ve eğitim kamplarında zorla çalıştırmalardan ötürü birçok kişi ailesinden ayrıldı veya baskı ortamından ötürü ülkelerini terk etmek zorunda kaldı.

Raporun sonunda Çin hükümetinden şu taleplerini yerine getirmesi istendi:

  • Yeniden eğitim kampları, cezaevleri ve benzeri tutukluluk merkezlerinde keyfi tutulanların derhal serbest bırakılması,
  • Sincan’da aile mensuplarının haber alamadığı kişilerin nerede olduğuna dair bilgi verilmesi,
  • Terörle mücadele, ulusal güvenlik ve azınlık haklarına dair yasaları gözden geçirecek çalışma planı oluşturulması,
  • Yeniden eğitim kamplarındaki hak ihlallerinin ivedilikle araştırılması,
  • Bölgedeki cami, tapınak ve mezarlıkların yıkıldığına dair iddialara somut veriler sunularak açıklık getirilmesi.

Geçen yıl açıklanması bekleniyordu

Komiserlikten 10 Aralık 2021’de yapılan açıklamada, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Çin’in uygulamalarına ilişkin raporun haftalar içinde açıklanacağı duyurulmuştu.

Açıklamanın ardından aylar geçmesine rağmen raporun yayımlanmaması, Uygur Türkleri başta olmak üzere uluslararası hak örgütlerinden tepki gördü.

23-28 Mayıs’ta Çin’e giden ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ni de ziyaret eden Bachelet, ziyaretin ardından Çin’in başkenti Pekin’de düzenlediği basın toplantısında, raporun ne zaman açıklanacağına ilişkin bilgi vermemişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

S. Arabistan’da Sosyal Medya Kullanan Kadına 45 Yıl Hapis Cezası

Suudi Arabistan mahkemesi bu ay içinde ikinci kez bir kadını sosyal medya faaliyetlerinin ülkeye zarar verdiği gerekçesiyle cezalandırdı. 45 yıl hapis cezası olarak verilen mahkumiyet, bu ay içinde ülkede verilen ikinci benzer ceza oldu. 

Suudi Arabistan’ın en büyük kabilelerinden birinden gelen ve eylemciliğe ilişkin bir geçmişi bulunmayan Nura bin Said al Kahtani’nin sosyal medya kullanımı başına dert açtı.

Associated Press ve insan hakları grupları tarafından incelenen dava tutanağına göre Kahtani sosyal medyadaki faaliyetleriyle “toplumun uyumunu bozmak” ve “sosyal dokuyu istikrarsızlaştırmak”la suçlandı.

Kahtani’nin sosyal medya paylaşımlarının ne olduğu ya da duruşmanın nerede yapıldığı bilinmiyor. Washington merkezli Arap Dünyası İçin Şimdi Demokrasi (DAWN) aldı insan hakları örgütü Kahtani’nin 4 Haziran 2021’te gözaltına alındığını bildirdi.

Riyad’da genellikle siyasi ve ulusal güvenlik davalarına bakan özel bir ceza mahkemesi Kahtani’nin önceki mahkumiyeti temyizi sırasında ülkenin geniş kapsamlı terörle mücadele ve siber sularla ilgili yasalarına karşı gelmekten suçlu buldu ve 45 yıl hapse mahkum etti.

Ağustos ayında İngiltere’de üniversite öğrencisi olan Salma el-Şehab tatil için ülkesi Suudi Arabistan’a gittiğinde yine sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle 34 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

İngiliz yayın kuruluşu BBC, Suudi Arabistan’da geçen yıldan bu yana sosyal medya kullanımı dolayısıyla daha birçok kadının tutuklu olduğunun sanıldığını aktardı.

“Yeni bir dalganın başlangıcı”

DAWN bölge direktörü Abdullah Alaoudh bu gelişmeyi “yeni hakimlerce özel mahkemede görülen yeni bir ceza ve mahkumiyet dalgasının başlangıcı” olarak tanımladı.

Yine Washington merkezli başka bir insan hakları grubu olan Özgürlük Girişimi, Kahtani’nin cezasının “aşırı uzun” olduğuna dikkat çekti.

Grubun araştırma direktörü Allison McManus, “Bu cezaları Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın uluslararası toplumda meşruiyet kazandığı bir dönemde yaşanmasını görmezden gelmek çok zor” ifadelerini kullandı.

Sosyal medya cezaları kadınlara ilk defa araba kullanma hakkı gibi yeni özgürlükler tanıyan aşırı muhafazakar İslam ülkesinde Prens Muhammed’in muhalefeti bastırma girişimine yeniden dikkat çekti.

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan konsolosluğunda öldürülmesinin ardından ülkenin “dışlanması” gerektiğini ifade eden Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Joe Biden petrol zengini krallığa temmuz ayında resmi ziyarette bulunarak  Prens Muhammed ile görüşmüştü.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Suudi Arabistan’da 46 Milyon Amfetamin Hapı Ele Geçirildi

Suudi Arabistan’da un nakliyesi sırasında 46 milyon amfetamin hapı ele geçirdi. Yetkililer, bunun, tek bir operasyonda ele geçirilen en yüksek rakam olduğunu belirtiyor.

Narkotik Kontrol Genel Müdürlüğü, güvenlik güçlerinin nakliyeyi Riyad’daki kuru limana ulaştığı ve bir depoya götürüldüğü sırada takip ettiğini söyledi.

Depoya yapılan baskında altı Suriyeli ve iki Pakistanlı gözaltına alındı.

Narkotik Kontrol Genel Müdürlüğü, amfetaminin adını vermedi, fakat Suudi Arabistan ‘Captagon’ logosunu taşıyan haplar için en büyük pazar olarak biliniyor.

Genel olarak amfetamin, kafein ve başka maddelerin bir karışımı olan Captagon’un Körfez ülkelerindeki varlıklı gençler arasında en popüler uyuşturuculardan biri olduğu bildiriliyor.

Foreign Policy dergisinde 2021 yılında yayımlanan bir makalede, araştırmacıların “can sıkıntısı ve sosyal kısıtlamaların” yanı sıra kolay erişilebilirliğin Suudi Arabistan’da Captagon kullanımında rol oynadığını söylediği belirtildi.

Korkuyu azalttığı söylenen uyuşturucu, Suriye’deki iç savaşta sahada da tüketildi.

New Lines Enstitüsü’nün Nisan ayında yayımladığı bir rapora göre, Captagon’un küresel ticaretteki yeri hızla büyüyor ve geçen yıl piyasa değeri tahmini 5,7 milyar dolardı.

Narkotik Kontrol Genel Müdürlüğü’nden bir sözcü, Riyad’da ele geçirilen 46.916.480 amfetamin tabletinin “bu miktarda uyuşturucuyu Suudi Arabistan Krallığı’na sokmak için düzenlenen bir nakliyata yönelik türünün en büyük operasyonu” olduğunu söyledi.

Sözcü, güvenlik güçlerinin uyuşturucuyla mücadelede kararlı olduklarını vurguladı ve suça karışan herkesin caydırıcı cezalara çarptırıldıklarını hatırlattı.

2021’den bu yana şiddet içermeyen uyuşturucuyla ilgili suçların infazları askıya alınmış olmasına rağmen, uyuşturucu kaçakçılığından hüküm giyen kişiler, Suudi Arabistan yasalarına göre ölüm cezasına çarptırılabilir.

Narkotik Kontrol Genel Müdürlüğü ele geçirilen hapların nereden geldiğini söylemedi, ancak Körfez’de el konulan Captagon’un çoğunun Suriye ve Lübnan’dan geldiğine inanılıyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Japonya Başbakanı, Partisinin Kiliseyle Bağını Keseceğini Açıkladı

Japonya Başbakanı Kişida Fumio, partisinin eski Başbakan Şinzo Abe suikastine neden olduğu düşünülen Moon Tarikatı’yla bağlarını keseceğini açıkladı. Kişida, kamuoyunun güvenini zedelediği için özür diledi. 

Dini grupların yasalara uyması gerektiğini belirten Kişida, siyasilerin sosyal sorunları olan gruplara karşı çok daha dikkatli davranması gerektiğini söyledi.

Kişida çarşamba günü düzenlenen basın toplantısında, “Liberal Demokrat Parti’nin başkanı olarak, partimin tarikat ile geniş bağlantılarına ilişkin basında çıkan haberlerle kamuoyunda şüphe ve endişeye mahal verdiğim için açık gönüllülükle özür dilerim.” ifadelerini kullandı.

Başbakan, kabinesiyle tarikat ile geçmişten gelen bağlantıların gözden geçirilmesi ve bağların koparılması konusunda anlaşma sağlandığını bildirdi.

Abe suikastinin tarikat ile bağlantısı

Kişida’nın genel başkanlığını yaptığı Liberal Demokrat Parti ile Moon Tarikatı olarak da bilinen Birleştirme Kilisesi (Unification Church) arasındaki ilişkiler aynı partiden Abe’nin temmuz ayında uğradığı saldırı sonrası gündeme gelmişti.

Şinzo Abe suikastinde şüpheli Tetsuya Yamagani polise, Abe’yi öldürme sebebinin partisinin kilise ile olan bağlantısı olduğunu söylemişti. Yamagani, annesinin kiliseye yaptığı büyük miktarlardaki bağışların hayatını mahvettiğini öne sürmüştü.

Abe suikasti sonrasında yaşananlar ülkede Moon Tarikatı ve iktidar partisi arasındaki ilişkiye dair tartışma başlattı.

1954 yılında Güney Kore’de kurulan Moon Tarikatı birkaç yıl sonra Japonya’ya gelmiş ve muhafazakar milletvekillerinin “Komünizm ile savaşma” hedefine destek vererek onlarla yakın ilişkiler geliştirmişti. Şinzo Abe’nin dedesi Eski Japonya Başbakanı Nobusuke Kişi, tarikatın Tokyo’da siyasi ayağının kurulmasında etkili olan önemli bir figürdü.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

‘Sosyal Medya Fenomeni’ İmama Sınır Dışı Kararı

Fransa’da Danıştay, idari mahkemenin, ülkede “sosyal medya fenomeni” olarak bilinen imam Hassan İquioussen’in sınır dışı edilmesi işlemlerini askıya alan kararını bozdu.

Bu kararın ardından YouTube kanalında 170 bin, Facebook üzerinde ise 43 bin takipçisi bulunan Faslı imamın sınır dışı edilmesi kesinleşti.

Vaizlerini 2000 yılından bu yana sosyal medyada paylaşan ve Müslüman Kardeşlere yakınlığıyla tanınan imamın görüntülerinin yaklaşık 30 milyon kez izlendiği tahmin ediliyor.

İçişleri Bakanı Geral Darmanin, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Danıştay’ın, Iquioussen’in sınır dışı edilmesine “yeşil ışık yaktığını” belirterek, bu durumun “Fransa Cumhuriyeti için büyük bir zafer olduğunu” savundu.

Danıştay gerekçeli kararında ne dedi?

Danıştay’ın gerekçeli kararında, Faslı imamın son yıllarda toplantılarda yaptığı ve kayıtlara da geçen konuşmalarda “anti-Semitik ifadelerinin yanı sıra kadınları aşağıladığı ve kadınların erkeklere boyun eğmesi konusunda tavsiyelerinin açık ve kasıtlı ayrımcılık oluşturduğu” belirtilerek, bu eylemlerin imamın sınır dışı edilmesini haklı çıkardığı kaydedildi.

Gerekçeli kararda, sınır dışı edilme kararının, imamın özel ve aile hayatına yönelik bir ihlal teşkil etmediği bildirildi.

İmam mahkemeye başvurmuştu

İçişleri Bakanı Darmanin, 28 Temmuz’da Twitter’dan yaptığı açıklamada, Iquioussen’in yıllardır Fransa’nın değerlerine karşı, laiklik ve kadın erkek eşitliği ilkelerine aykırı nefret söylemi sergilediğini ileri sürmüş ve Fransız topraklarından gönderileceğini ifade etmişti.

Iquioussen’in avukatı aracılığıyla başvurduğu Paris İdari Mahkemesi, Bakan Darmanin’nin imamın sınır dışı edilmesine yönelik kararını “özel ve aile hayatını orantısız şekilde ihlal ettiği” gerekçesiyle askıya almıştı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) acil süreç başlatılarak, imamın sınır dışı edilmesi için ihtiyati tedbir kararı uygulanması talebini temmuz ayında kabul etmemişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Sadr’dan Destekçilerine Çağrı: Protestolara Son Verin

Irak’ın etkin Şii din adamı Mukteda es-Sadr destekçilerine, protesto gösterilerine son vermeleri ve başkenti Bağdat’ta hükümet binalarının ve yabancı elçiliklerin bulunduğu Yeşil Bölge’den çekilmeleri çağrısı yaptı.

Irak halkından özür dileyen es-Sadr, protestoların devam etmemesi gerektiğini zira barışçıl karakterini yitirdiğini söyledi.

Destekçilerine Meclis çevresinden çekilmeleri için bir saat veren es-Sadr, “Iraklı kanı dökmek artık yasaklanmıştır” dedi. “Oturma eyleminin dahi son bulmasını istiyorum” diyen es-Sadr, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Barışçıl gösterileri dahi istemiyorum…İnsanlar bu dehşet için neyi yanlış yaptı? Evlerinde güvendeydiler ve siz yolsuzluktan kurtulmak için insanların öldürülmesi kabul edilemez.”

Es-Sadr ayrıca Şii milis gücü Haşdi Şabi’nin bazı liderlerinin de güvenlik güçleriyle çatılşmalara karışmış olabileceğini söyledi.

Dün siyasetten tamamen çekildiğini açıklayan es-Sadr’ı destekleyen Şii milisler ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda 30 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.

Es-Sadr’ın destekçileri Başkanlık Sarayı’nı bastı, çatışmalar Meclis çevresinde de sürdü.

Bağdat’ın yanı sıra Basra, Necef, Nasıriye ve Hille şehirlerinde de çatışmalar çıktığı bildiriliyor.

Yeşil Bölge’de bazı yabancılar da sokak çatışmalarının ortasında kaldı. Hollanda Büyükelçiliği çalışanları Almanya’nın diplomatik temsilciliğine taşındı.

Irak’ın geçici başbakanı ve es-Sadr’ın müttefiki Mustafa el-Kadhimi, çatışmaların ülke çapında sokağa çıkma yasağı ilan etti.

Es-Sadr’ın destekçileri Temmuz ayından bu yana bir süredir Meclis’in feshi için oturma eylemi yapıyordu.

Irak polisi, es-Sadr’ın destekçilerine “Iraklılarının kanının dökülmemesi için derhal Yeşil Bölge’den çekilme” çağrısı yapmıştı.

Güvenlik yetkilileri, es-Sadr’a sadık milis gücü Barış Tugayları ile Irak ordusu üyeleri arasında da çatışma çıktığını açıklamıştı.

Sosyal medyada paylaşılan videolarda, bazı savaşçıların roket güdümlü el bombaları dahil ağır silahlar kullandıkları görülüyor.

Dışişleri Bakanlığı’ndan seyahat uyarısı

Dışişleri Bakanlığı, Irak’a yönelik seyahat uyarısında bulundu. Bakanlıktan yapılan açıklamada “Bağdat’ta güvenlik durumunun bozulmaya başlaması göz önünde bulundurularak, vatandaşlarımızın zorunlu hâller dışında anılan şehre seyahat etmekten kaçınmaları tavsiye olunmaktadır” ifadeleri yer aldı.

Dışişleri Bakanlığı, halihazırda Irak’ta bulunan Türk vatandaşları için ise “kitlesel gösterilerin gerçekleştirildiği mahallerden uzak durmaları” tavsiyesinde bulundu.

İran da çatışmalar nedeniyle Irak ile sınırlarını kapattı ve Kuveyt vatandaşlarını ülkeyi derhal terk etmeye çağırdı.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in sözcüsü, olaylardan endişe duyduğunu ve “durumu yatıştırmak için acil adımlar atılması” çağrısında bulundu.

İslam İşbirliği Teşkilatı ve Beyaz Saray’dan da sükunet çağrıları yapıldı.

Daha önce de defalarca siyasetten çekileceğini açıklayan ve kararından dönen es-Sadr, son açıklamasında “Son çekilme” ifadesini kullanmıştı.

Es-Sadr, destekçilerine “Bundan sonra Sadrist harekete ait sloganların ve bayrakların kullanılması yasaklanmıştır. Es-Sadr destekçileri bundan sonra medya ve sosyal medyada da aktif olmayacaktır” uyarısında bulunmuştu.

Ancak son 20 yıldır Irak politikasının en etkili isimlerinden olan es-Sadr’ın bugüne kadar yaklaşık 10 kere istifa etmiş ve ardından siyasete geri dönmüş olması, bazı uzmanlar tarafından “Bir süre sonra geri gelecektir” yorumlarına yol açmıştı.

Irak’ta 2019’dan bu yana gerilim azalmadı

2019’da hayat pahalılığı, temel ihtiyaçlara erişim zorluğu ve yolsuzluklara son verilmemesi gerekçesiyle çok geniş çaplı kitlesel gösteriler başlamış; başbakan istifa etmişti. Ardından kurulan hükümetler, yapılan seçimler de ülkede istikrarı sağlamaya yardımcı olmadı.

Irak’ta son olarak geçen yıl Ekim ayında yapılan ve katılma oranının çok düşük kaldığı seçimde es-Sadr’ın desteklediği “Anavatanı Koruma” bloğu parlamentoda çoğunluğu kazansa da tek başına hükümeti kuracak sandalye sayısına ulaşamadı. Meclisteki bloklar uzlaşamayınca yeni hükümet bir türlü kurulamadı.

Haziran ayında es-Sadr, “geniş katılımlı hükümet” müzakereleri sonuçsuz kaldığında, Meclis’te desteklediği blok için “istifa” çağrısı yaptı. Bu çağrıya uyan milletvekilleri istifa ettiğinde ise parlamento çoğunluğu es-Sadr’ın en büyük rakibi olan İşbirliği Çerçevesi Bloğu’na geçti.

Bu blok, İran destekli milis güçlerinin de bir dönem komutanlığını yapmış olan Hadi el Amiri’nin lideri olduğu Fetih İttifakı, yine İran’a yakınlığıyla bilinen eski başbakanlardan Nuri el-Maliki’nin Kanun Devleti İttifakı’nı da barındıran Şii siyasi partilerin öncülüğünde kurulmuştu.

Es-Sadr da Şii kimliğini öne çıkarmakla birlikte daha milliyetçi ve İran ve ABD başta olmak üzere yabancı ülkelerin etkisine karşı bir politika izliyor.

ABD’nin 2003’te başlayan Irak işgalinde o dönem ABD ordularına karşı savaşan silahlı güçlerin de başında olan es-Sadr’ın babası ve kayınpederi de işgalle birlikte devrilen Saddam Hüseyin devrinde idam edilmişti.

Es-Sadr’ın milletvekilleri istifa ettiğinde parlamentoda çoğunluk durumuna gelen İşbirliği Çerçevesi bloğu milletvekilleri, Temmuz ayında yeni bir başbakan seçmeye çalışınca es-Sadr’ın destekçileri parlamentonun dağılması ve yeniden seçimlere gidilmesi için oturma eylemine başlamıştı.

Es-Sadr, bugün siyasetten “son kez çekileceğini” duyurduğu açıklamasında siyasi rakiplerini “kendisinin reform çağrılarını dinlememekle” suçladı.

Irak Yüksek Federal Mahkemesi bugün Meclis’in feshedilip edilmeyeceğiyle ilgili kararını vermek için toplanacak.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Afganistan’da 6 Milyon Kişi Açlıkla Karşı Karşıya

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, 1 yıldır Taliban yönetimi altında bulunan Afganistan’daki duruma ilişkin BM Güvenlik Konseyine brifing verdi.

Griffiths, Afganistan’da derinleşen yoksulluğa dikkati çekerek, ülkedeki 6 milyon kişinin açlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

“Taliban’la kalkınma yardımları sona erdi”

Afganistan’ın ekonomik kalkınması için bağışçı ülkelere fon sağlamaları çağrısında bulunan Griffiths, Afganların önümüzdeki kışı atlatabilmesi için acilen yaklaşık 770 milyon dolara ihtiyaç olduğunu belirtti.

Griffiths, Afganistan’ın insani, ekonomik, iklim, açlık ve mali krizle karşı karşıya olduğunu vurguladı.

Ülkede çatışma, yoksulluk, şiddetli iklim değişikliği ve gıda güvensizliğinin “uzun süredir üzücü bir gerçek” olduğunu kaydeden Griffiths, ancak mevcut durumu “çok kritik” bir noktaya getiren şeyin, Taliban’ın geçen yıl yönetimi ele geçirmesinden sonra geniş kapsamlı kalkınma yardımlarına ara verilmesi olduğunu dile getirdi.

24 milyon kişinin yardıma ihtiyacı var

Griffiths, Afganistan nüfusunun yarısından fazlasına denk gelen yaklaşık 24 milyon kişinin yardıma ihtiyacı olduğunu ve neredeyse 19 milyon kişinin akut gıda güvensizliği yaşadığını ifade etti.

Söz konusu rakamların yakın zamanda daha da kötüye gitmesinden endişe duyduklarını kaydeden Griffiths, kış aylarındaki hava şartlarının halihazırda yüksek olan yakıt ve gıda fiyatlarını hızla yükselteceğine işaret etti.

Kıyafet, battaniye gibi kışlık ihtiyaçlar

Griffiths, barınakların onarılması, iyileştirilmesi veya kıyafet, battaniye gibi kışlık ihtiyaçlar için 614 milyon dolara acil; hava şartları nedeniyle belirli bölgelere erişim kesilmeden önce de gıda ve diğer ihtiyaçların karşılanması için ilave 154 milyon dolara ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi.

Taliban’ın kendi geleceklerine yatırım yapacak bütçesi olmadığını söyleyen Griffiths, bazı kalkınma desteklerinin başlaması gerektiğini belirtti.

Ülke nüfusunun en az yüzde 70’inin kırsal alanlarda yaşadığına dikkati çeken Griffiths, tarım ve hayvancılık üretimi korunmazsa milyonlarca hayatın ve geçim kaynağının riske gireceğini dile getirdi.

Griffiths, ülkedeki bankacılık ve likidite krizinin de çözülmesi gerektiğini ifade etti.

“20 yılda uyuşturucu ağı güçlendi”

Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vassily Nebenzia da yaptığı konuşmada, ABD ve NATO müttefiklerinin Afganistan’daki 20 yılına atıfta bulunarak bunu “20 yıllık rezil kampanya” olarak niteledi.

Nebenzia, ABD ve NATO müttefiklerinin ülke ekonomisini ayağa kaldırmak için hiçbir şey yapmadıklarını, Afganistan’da bulunmalarının yalnızca ülkenin “bir terörizm batağı” olan durumunu ve uyuşturucu üretim ile dağıtımını güçlendirdiğini söyledi.

Nebenzia, ABD ve müttefiklerinin, Afganları yıkım, sefalet, terörizm, açlık ve diğer zorluklarla karşı karşıya bıraktığını savundu.

ABD, Rusya ve Çin’i suçladı

ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas Greenfield ise Taliban’ın uyguladığı politikaların Afgan halkını korumak yerine onları baskıladığını ve açlık çektirdiğini söyledi.

Thomas Greenfield, “Taliban El-Kaide’nin 31 Temmuz’da öldürülen lideri Eymen ez-Zevahiri’ye güvenli bölge sağlarken dünyanın geri kalanıyla nasıl ilişki kurmayı bekliyor” dedi.

ABD’nin Afganistan’a bağışçı ülkelerin başında olduğunu ve son bir yıldır 720 milyon dolardan fazla insani yardım sağladığını kaydeden Thomas Greenfield, Rusya ve Çin’in bu ülkeye sağladığı yardımların oldukça az olduğuna işaret etti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Vegan Anneye Oğlunun Yetersiz Beslenmeden Ölümü Nedeniyle Hapis Cezası

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Florida eyaletinde, küçük yaştaki oğlunun yetersiz beslenmeden kaynaklı ölümü nedeniyle “cinayetten” hüküm giyen vegan bir kadın, çıkarıldığı mahkemece ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Ailesi gibi katı bir vegan diyeti uygulayan 38 yaşındaki Sheila O’Leary isimli kadın, haziran ayında altı suçtan hüküm giymişti.

Ezra O’Leary’nin ölümüyle ilgili olarak yöneltilen suçlar birinci derecede cinayet, ağırlaştırılmış çocuk istismarı, ağırlaştırılmış adam öldürme, çocuk istismarı ve iki kez çocuk ihmali suçlarıydı.

Florida’daki Lee Bölge Mahkemesi’nde görülen davada annenin cezası daha önce dört kez ertelenmişti.

Eşi Ryan Patrick O’Leary de hapiste tutuluyor ve aynı suçlamalardan yargılanmayı bekliyor.

Müfettişler, ailenin sadece çiğ meyve ve sebze yediğini, ancak çiftin yürümeye başlayan çocuğun anne sütüyle beslendiğini söylediğini belirtti.

Polis raporunda ise 18 aylık erkek çocuğun 8 kilo ağırlığında ve hayatını kaybettiği Eylül 2019’da da 7 aylık bir bebek büyüklüğünde olduğu yer aldı.

Soruşturma heyeti Cape Coral kasabasında yaşatan vegan çiftin 3 ve 5 yaşlarında iki çocuğunun daha olduğunu ve onların da yetersiz beslendiğinin belirlendiğini bildirdi.

Mahkeme kayıtlarına göre Virginia’da daha önce yaşanan benzer bir yetersiz beslenme vakasında bir başka çocuk biyolojik babasına teslim edilmişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın