‘Ahlak Polisi’nin Mahsa Amini’yi Başına Vurarak Öldürdüğü Ortaya Çıktı

İran’da ahlak polisi tarafından gözaltına alınan 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin başına aldığı ağır darbeler sonucunda can verdiği tıbbi raporlarla kanıtlandı. İran emniyeti ve Ahlak Polisi genç kadına fiziki temasta bulunulmadığı ve gözaltına alındıktan sonra “kalp krizi” geçirerek öldüğünü iddia ediyordu. 

Ancak gerçek, bir hacktivist grubun Amini’nin öldüğü hastanenin bilgisayarından elde ettiği tomografi (CT) görüntülerinin tıbbi değerlendirmesiyle ortaya çıktı. İran dışından dijital yayın yapan muhalif Iran International’a ulaştırılan tomografi (CT) taramasında, Amini’nin ölümünün kafatasında oluşan çatlak ve kırıklardan doğan beyin ödemine bağlı olduğu görüldü.

Iran International’ın elde ettiği bilgilere göre, polis gözetiminde bulunduğu sırada ölen Mahsa Amini’nin kafatası CT taramasında kemik kırığı, kanama ve beyin ödemi görülüyor.

Bir hacktivist grup tarafından İran International’e ulaştırılan tıbbi belgeler ve onlarca özel görüntü, kafasının sağ tarafına aldığı şiddetli bir travmanın yol açtığı kafatası kırığını açıkça gösteriyor. Bu bilgi ailesi ve doktorlarının Mahsa’nın başının birden çok kez darp edildiğine ilişkin açıklamalarını doğrularken İran polisinin genç kadının kalp krizi geçirdiği iddiasının doğru olmadığını da ortaya koyuyor.

Göğüs taramalarında da iki yanlı yaygınIran International’ın öğrendiğine göre, dini polis nezaretinde ölen İranlı kadın Mahsa Amini’nin kafatası BT taramasında kemik kırığı, kanama ve beyin ödemi görülüyor.

Bir hacktivist grup tarafından İran Enternasyonali’ne gönderilen tıbbi belgeler ve düzinelerce özel görüntü, kafasının sağ tarafında, kafatasına aldığı şiddetli bir travmanın neden olduğu bir kafatası kırığını canlı bir şekilde gösteriyor ve bu, ailesi ve doktorlarının onun vurulmasıyla ilgili daha önceki açıklamalarını doğruluyor. İran polisinin kalp krizi geçirdiği iddiasının doğru olmadığını defalarca kafasına vurdu.

Göğüs taramalarında da  iki yanlı yaygın alveoler kanama ve aspirasyon pnömonisine bağlı hasar, sekresyon retansiyonu ve üst üste binen enfeksiyonlar görülüyor. Doktorlar sonuçların beyin travmasına bağlı akut solunum sıkıntısı sendromu ile uyumlu olduğunu söylüyor.

22 yaşındaki kadının başörtüsü polisi tarafından gözaltında ölümü, İranlılar arasında infiallere ve farklı şehirlerde birçok rejim karşıtı protestoya yol açtı.

Öldüğü hastaneden bir kaynak Cumartesi günü Iran International’a kafasına aldığı “birden fazla darbe” sonrasında beyin dokusunun ezildiğini ve Amini’nin tepki veremez ve beyin ölümü gerçekleşmiş halde başkent Tahran’daki Kasra Hastanesine götürüldüğünü söyledi.

Kaynak, hastaneye getirildiğinde Mahsa’nın akciğerlerinin kanla dolu olduğunun ve “canlandırılamayacağının” açık olduğunu da sözlerine ekledi.

Bu kaynak, Mahsa’nın “beyin dokusu ciddi şekilde hasar gördüğü için ne kurtarılabilir ne de ameliyat edilebilir durumda olduğunun ve hastanın tek bir yumrukla yaralanmadığı ve kafasına çok sayıda darbe almış olması gerektiğin de açık” olduğunu söyledi.

Devlet yalanları

Ailesinin, Mahsa’nın zamanında müdahale edilmediği için komaya girdiği ve öldüğünü ileri süren beyanlarına rağmen Cumartesi akşamı bir TV kanalına konuşan İran İçişleri Bakanı Ahmed Vahidi, Amini’nin tıbbi tedavisinin eksiksiz ve zamanında yapıldığını iddia etmişti.

Öte yandan İslam Cumhuriyeti yetkilileri de Mahsa Amini’nin çocukluğundan beri epilepsi ve kalp hastalığı olduğunu söylemiş ancak bu iddialar ailesi tarafından reddedilmişti.

İran’ın başkenti Büyük Tahran Emniyet Müdürü Hüseyin Rahimi, Pazartesi günü de Mahsa’nın ölümündeki sorumluluklarını reddetmeyi sürdürdü. Genç kadının geçen hafta başörtüsü “uygunsuz” olduğu için bir parkta yürürken ahlak polisince durdurulduğunu söyledi.in.

Rahimi, Amini’nin polis memurları tarafından dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, “polise karşı korkakça suçlamalar yöneltildiğini” söyledi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Mahsa Amini İçin Yapılan Protestoların Bilançosu: 38 Yaralı, 13 Tutuklama

Hengaw İnsan Hakları Örgütü, İran’da ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümüne ilişkin ülke çapında yapılan protestolara ilişkin paylaştığı raporunda, en az 38 kişi yaralandığını, 13 kişinin de tutuklandığını paylaştı.

Hengaw İnsan Hakları Örgütü raporunda, yapılan protesto gösterilerinde en az 33 yurttaşın özel kuvvetlerin doğrudan hedefi olduğunu kaydetti. Raporda, yaralanan beş kişi ise durumlarının kritik olması sebebiyle Tebriz şehrindeki hastanelere kaldırıldığı bilgisi verildi.

Hengaw’ın ulaştığı hastane raporlarına atıfla verdiği bilgilere göre, 3 yaşındaki Persa Sehat, 18 yaşındaki Nechirvan Maroufi, Kian Derakhsan ve gözünden plastik mermi ile vurulan iki yurttaşın tedavileri devam ediyor.

Buna göre, bir gün önce gerçekleştirilen eylemlerde de Senendec şehrinde üç kişi pompalı tüfekle vurulmuş, biri 14 yaşında bir kız çocuğu olmak üzere iki kişi de coplarla darp edilmişti. Hengaw’ın teyit ettiği bilgiler, Senendec’de sekiz protestocunun tutuklandığını gösteriyor.

Amini, başörtüsü kurallarına uymadığı gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alınmıştı. Amini’nin ahlak polisi tarafından dövüldüğü ve işkenceye maruz kaldığı, bu nedenle komaya girdiği iddia edilmişti.

Polis ise Amini’nin Tahran’daki ahlak polisinin karakolunda 13 Eylül’de aniden kalp rahatsızlığı yaşayarak acilen hastaneye kaldırıldığını öne sürülmüştü.

Cuma günü hayatını kaybeden Amini’nin Sakkız şehrinde hafta sonu gerçekleşen cenazesinde “Diktatöre ölüm” sloganlarının atıldığı protestolar düzenlendi.

Bu slogan, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in başörtüsü kurallarının katı bir şekilde uygulanması açısından yürüttüğü baskıcı politikaları hedefliyor.

İran’da Kürtlerin yoğun yaşadığı Sakkız şehri dışında Senendec’te de eylemler düzenlendi. Başkent Tahran’da da kadınlar kadınlar “Kız kardeşimi öldüreni öldüreceğim” sloganları ile sokaklara çıktı.

Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde ayrıca Mahsa Amini’nin öldürülmesini protesto eden kadınlar saçlarını kesip başörtülerini yakıyor.

İran sokaklarında başörtüsünü çıkarıp yürüyüş düzenleyen ya da başörtüsünü yakan kadınlar görüldüğü gibi sosyal medyada da saçlarını kesen kadınların videoları viral oldu.

Oyuncu Anahita Hemti, Instagram’da saçlarını kestiği videosunu paylaşarak saç kesmenin İran’daki kimi inanışlara göre yas sürecinin bir parçası olduğunu dile getirdi.

Kimi İran efsanelerinde de kadınların saçlarını kesmesi yas sürecinin bir parçası olarak anlatılırken bu inanış Amini’nin ölümünden sonra bir öfke temsiline dönüşmüş durumda.

İranlı oyuncular Ketayoun Riahi ve Shabnam Farshadjo’nun da protesto amacıyla başörtülerini çıkardığı görüldü.

Kürt siyasetçilerden grev çağrısı

Bazı Kürt siyasi partiler ve muhalefet grupları grev çağrısında bulunurken bazı işyerleri Pazartesi günü kepenklerini kapatacağını açıkladı.

Amini’nin ailesini arayarak başsağlığı dileyen İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, meselenin detaylıca soruşturulması için emir verdiğini aktardı.

Amini’nin babası ise Hammihan gazetesine yaptığı açıklamada rejim yanlısı yayınların iddialarının aksine kızının epilepsi, diyabet ve beyin tümörü gibi rahatsızlıklarının olduğunu reddetti.

Karakolda yaşananlara dikkat çekerek, “Koridorların içinde ne oldu?” sorusunu yöneltti.

Ahlak polisinin görevine son verilmesi için yapılan çağrılara ise muhalif siyasetçiler ve ünlüler katıldı. İran’da başörtüsü yasağına ve ahlak polisinin uygulamalarına karşı uzun zamandır tepkiler var.

Paylaşın

Kraliçe 2. Elizabeth, Resmi Törenle Toprağa Verildi

Kraliçe 2. Elizabeth, İngiltere’nin başkenti Londra’da gerçekleştirilen resmi cenaze töreninin ardından toprağa verildi. Törene kraliyet ailesinin yanı sıra çok sayıda devlet başkanı ve hükümet temsilcisi de katıldı. Törende Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu temsil etti.

14 Eylül’den bu yana Westminster Salonu’nda halkın ziyaretine açık olan cenaze, bu sabah erken saatlerde ziyaretlere kapatıldı. Kraliçe’nin tabutu, Westminster Salonu’ndan top arabası üzerine cenaze töreninin yapılacağı Westminster Kilisesi’ne götürüldü.

Tabuta Kraliçe’nin çocukları eşlik ederken onların ardında ise Prens William, Harry ve 2. Elizabeth’in diğer torunları vardı. Westminster Kilisesi’ndeki tören başladı. Töreni kilisenin rahibi David Hoyle yürüttü.

Kraliçe’nin tabutu, Westminster Salonu’ndan top arabası üzerine cenaze töreninin yapılacağı Westminster Kilisesi’ne götürüldü. Tabuta Kraliçe’nin çocukları eşlik ederken onların ardında ise Prens William, Harry ve 2. Elizabeth’in diğer torunları vardı.

Aynı zamanda 2. Elizabeth’in 1953 yılındaki taç giyme törenine ev sahipliği yapmış olan ve Kraliçe’nin Prens Philip ile evlendiği kilise olan Westminster Kilisesi’ndeki devlet törenine 2 bin kişi katıldı.

İngiltere Başbakanı Liz Truss, törendeki kısa konuşmasında, İncil’den alıntı yaptı. Canterbury Başpiskoposu da konuşmasında, “dünyada çok az liderin, Kraliçe’ye duyulduğunu gördükleri sevgiyle karşılandığını” ifade etti.

Westminster Kilisesi’ndeki cenaze töreni Türkiye saatiyle 14:00’te sona erdi. Ardından ülke genelinde 2 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Ulusal marşın okunmasının ardından buradaki tören Kraliçe’ye bağlı gayda çalan bir müzisyenin yaktığı ağıtla sona erdi.

Törenin ardından Kraliçe 2. Elizabeth’in üzerinde tacının yanı sıra çiçeklerin bulunduğu tabutu, Hyde Park’ın girişindeki Wellington Arch’a, oradan da defnedileceği Windsor’a götürdü.

Buradaki geçit törenin ardından ise Windsor Kalesi’ne getirilecek olan Kraliçe 2. Elizabeth, kaledeki St. George Şapeli’ne nakledilecek ve özel aile töreniyle defin işlemi burada gerçekleşti.

Kraliçe’nin cenazesi için düzenlenen dini tören sırasında Avrupa’nın en uzun süre tahtta kalan hükümdarı Danimarka Kraliçesi II. Margrethe, kıtanın en yeni hükümdarı Kral Charles’ın tam karşısında oturuyordu.

Kraliçe Margrethe ve II. Elizabeth birbirlerine çok düşkündüler. Danimarka Kraliçesi bu yıl tahtta 50’inci yılını kutluyor ancak arkadaşının ölümü nedeniyle geçen hafta sonu kutlama planlarını değiştirdi.

Törendeki diğer yabancı kraliyet üyeleri arasında Bhutan Kralı ve Kraliçesi, Japonya İmparatoru ve İmparatoriçesi, Belçika Kralı Philippe ve Kraliçesi Mathilde, Hollanda Kralı Willem-Alexander ve Kraliçesi Maxima ve İspanya Kralı Felipe ve Kraliçesi Letizia yer alıyordu.

Kraliçe 2. Elizabeth’in cenaze törenin 500 devlet ve hükümet başkanı davet edilmişti. Törene katılmak isteyen liderlerden özel uçak kullanmayarak ticari uçakla Londra’ya gelmeleri istendi. Liderlere ayrıca ülkelerine ait resmi araçları kullanamayacakları ve cenaze töreninin gerçekleşeceği Westminster Kilisesi’ne toplu olarak otobüsle götürülecekleri söylendi.

İngiltere’nin diplomatik ilişki kurmadığı Suriye, Venezuela ve Afganistan, askeri junta yönetimindeki Myanmar, Rusya ve Belarus liderleri 2. Elizabeth’in cenaze törenine davet edilmedi.

Paylaşın

Suriye’deki ‘Yeşilköy ABD Üssü’ne Roket Saldırısı Düzenlendi

Suriye’nin kuzeydoğusundaki Deyrizor kentinde yer alan Yeşilköy ABD askeri üssüne roket saldırısı düzenlendiği açıklandı. Saldırıyla ilgili soruşturma başlatıldığı açıklanırken daha fazla ayrıntı verilmedi.

Yeşilköy üssüne geçen ay da iki saldırı düzenlenmiş ve en az bir ABD’li askerin hafif yaralandığı açıklanmıştı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Suriye’nin kuzeydoğusundaki askeri üssüne roket saldırısı düzenlendiğini açıkladı.

Yapılan açıklamada, Deyrizor’daki Yeşilköy üssüne gerçekleştirilen saldırının Türkiye saatiyle 19.05’te meydana geldiği bildirildi.

ABD ya da bölgedeki Uluslararası Koalisyon güçlerine zarar gelmediği ve herhangi bir ekipmanın vurulmadığı duyuruldu.

Üsse üç roket ateşlendiği, bir başka roketin 5 kilometre uzaklıkta fırlatma noktasında bulunduğu belirtildi.

CENTCOM, saldırıyla ilgili soruşturma başlatıldığını açıklarken daha fazla ayrıntı verilmedi.

İran’ın yarı resmi haber ajansı Tasnim’in aktardığına göre bölgedeki bir muhabir, bunu şimdiye kadarki “en yoğun” saldırı diye niteledi. Roketlerin, üsteki hayati noktaları vurduğu öne sürüldü.

Yeşilköy üssüne geçen ay da iki saldırı düzenlenmiş ve en az bir ABD’li askerin hafif yaralandığı açıklanmıştı.

ABD bunun ardından İran destekli gruplara operasyon düzenlemişti.

Petrol sahası içindeki Yeşilköy’de koalisyon güçlerinin konakladığı konutların yanı sıra silah depoları da var.

ABD ilk kez eski başkanları Barack Obama döneminde IŞİD’e karşı Suriye’de konuşlanmıştı. Ülke, bölgede ana gövdesini Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne destek veriyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

ABD Başkanı Biden’dan Uzak Doğu’da Gerilimi Artıracak Açıklama

Tayvan’la ilgili resmi politikayı bir adım ileri taşıyan ABD Başkanı Biden, verdiği bir röportajda, Çin’in olası bir saldırısına karşı Tayvan’ı ABD ordusunun koruyacağını söyledi.

Biden, “Tek Çin politikamız devam ediyor. Tayvan, bağımsızlık üzerine kendi yorumunu yapıyor. Biz de bu konuda farklı bir yöne ilerlemiyoruz, Tayvan’ı bağımsızlık için cesaretlendirmiyoruz. Bu onların kendi kararı.” dedi.

Amerikan CBS kanalına bir röportaj veren ABD Başkanı Joe Biden, bu sözlerinin ardından “Yani ABD ordusu Tayvan’ı mı savunacak?” diye sorulmasının üzerine “Evet” yanıtını verdi.Pazar günü yayımlanan röportaj, Beyaz Saray’ın Tayvan politikasının değişmediğini ortaya koyuyor.

Washington’ın Tayvan politikası “stratejik belirsizlik” üzerine kuruluydu. Tayvan’ı korumaya tam anlamıyla kararlı olduğunu açıklamasa da Amerikan yönetimleri bu ihtimali hiçbir zaman saf dışı bırakmadı.

Tayvan, Çin’in doğusunda tek taraflı bağımsızlığını ilan eden bir yönetim; Pekin ise adayı kendi toprağı olarak kabul ediyor. Washington ile Pekin arasında Tayvan sebebiyle yaşanan gerilimler son dönemde yeniden tırmandı.

ABd Tayvan’ı ayrı bir ülke olarak kabul etmiyor; Çin’in bir parçası olarak sayıyor ve ayrı bir diplomatik ilişki geliştirmiyor. Örneğin Tayvan’da ayrı bir ABD Büyükelçiliği yok. Ancak Ada yönetimiyle yakın ilişkileri var ve Tayvan’a savunma konusunda destek oluyor.

Biden da verdiği röportajda bunu açıkça ortaya koymuş oldu:

“Tek Çin politikamız devam ediyor. Tayvan, bağımsızlık üzerine kendi yorumunu yapıyor. Biz de bu konuda farklı bir yöne ilerlemiyoruz, Tayvan’ı bağımsızlık için cesaretlendirmiyoruz. Bu onların kendi kararı.”

Biden benzer yorumları Mayıs ayında da yapmış; Çin’in olası bir işgali durumunda Tayvan’ı savunacaklarını söylemişti. Ancak hemen ardından beyaz Saray’dan bir açıklama yapılmış ve “Amerika’nın yıllardır benimsediği ‘Tek Çin’ politikasından vazgeçmediği duyurulmuştu.

Bu röportajın ardından Beyaz Saray yine bir açıklama yayımladı. “Sayın Biden Tayvan politikamızın değişmediğini de bir kez daha net bir şekilde ifade etmiştir” denildi.

Bu, Biden’ın bir yıl içinde Tayvan’la ilgili resmi politikayı bir adım ileri taşıyan üçüncü açıklaması. ABD Başkanı, geçen yıl Ekim ayında ve bu yıl Mayıs ayında askeri operasyona ihtimalini açıkça dile getirmişti.

Bu ayın başında ABD, Tayvan’a 1,1 milyar dolar değerinde silah ve füze savunma sistemi satma kararını açıkalmış; bu karar Çin’le gerilimin tırmanmasına yol açmıştı.

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Ağustos ayında Ada’ya yaptığı ziyaretin ardından -her ne kadar Biden ‘pek iyi bir fikir değildi’ dese de- gerilim daha da tırmanmıştı.

Ziyaretin ardından Çin, Tayvan çevresinde beş gün süren bir askeri blokaj uygulamış; ABD de Çin ordusunun Ada etrafında füze denemeleri yaptığını iddia etmişti. Ancak Pekin yönetimi bu iddiayı doğrulamadı; Tayvan ise füzelerin tehdit yaratmayacak bir şekilde atmosfere fırlatıldığını savunmuştu.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

İran’da Mahsa Amini’nin Ardından Öfke Dinmiyor!

İran’da ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra ölen Mahsa Amini’nin ardından başlayan protestolarda öfke dinmedi. Genç kadının ölümü İran’daki kadın hakları sorununu bir kez daha gündeme getirdi.

Polis ise ısrarla, genç kadının gözaltında dövülmesi sonucu öldüğü yolunda sosyal medyada özellikle dillendirilen suçlamalara karşı çıkıyor. Tahran yönetimi ortaya atılan iddiaları yalanlayarak, kadının kalp krizi geçirdiğini duyurmuştu.

İran’da, ‘örtünme kurallarına uymadığı’ gerekçesiyle ahlak polisi tarafından yakalanan bir kadının gözaltında yaşamını yitirmesinin ardından dün başlayan gösteriler pazar günü de devam etti.

Gazetelerin önemli bir kısmı genç kadının ölümünü manşetten okuyucularına duyururken, başkentteki protesto gösterilerinin pazar günkü en önemli adresi Tahran Üniversitesi oldu.

Sosyal medyaya yansıyan görüntülere göre, protestocular burada “kadın hakları” ve “özgürlük” sloganları attı.

Sosyal medyada üzerinden, gözaltında ölen 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin anısı için açılan “#MahsaAmini” etiketi Twitter’ın Farsça dilinde son iki gündür en fazla paylaşılan mesajlar arasında ilk sırada yer aldı.

Bu etiketi şu ana kadar 1,63 milyon kişi paylaştı.

Emini’nin cenazesi, ülkenin batısındaki Kürdistan eyaletine bağlı Sakkız kentinde dün toprağa verilmişti.

Sosyal medyada yayınlanan görüntülerde, Emini’nin memleketi Sakkız kentindeki cenaze töreni sonrasında toplanan grupların, yetkililer aleyhinde sloganlar attıkları görüldü.

İranlı Kürt insan hakları derneği Hengaw’a atıfta bulunan Reuters, gösteride güvenlik güçleriyle çıkan arbedede en az 33 kişinin yaralandığını aktardı.

Yarı resmi Fars Haber Ajansı, cenaze sonrasında Senendec kentinde de protesto gösterileri düzenlendiğini duyurdu. Gösteriler sırasında yetkililer aleyhine slogan atan kişilere polisin göz yaşartıcı gazla müdahale ettiği bildirildi.

Gözaltına alındıktan sonra komaya giren genç kadının ölümü İran’daki kadın hakları sorununu bir kez daha gündeme getirdi.

Polis ise ısrarla, genç kadının gözaltında dövülmesi sonucu öldüğü yolunda sosyal medyada özellikle dillendirilen suçlamalara karşı çıkıyor.

Tahran yönetimi: Genç kadın kalp krizi geçirdi

Tahran yönetimi ortaya atılan iddiaları yalanlayarak, kadının kalp krizi geçirdiğini duyurmuştu.

İran’da örtünme kurallarına uymadığı öne sürülerek, ahlak polisi tarafından gözaltına alınan kadının daha sonra aniden fenalaştığı ve kaldırıldığı hastanede komaya girdikten sonra yaşamını yitirdiği açıklanmıştı.

Sosyal medyada ‘Amini’nin işkencede öldüğü’ iddialarının ortaya atılmasının ardından İran halkında büyük tepki oluştu. Polis bir açıklama yayınlayarak Amini’ye fiziksel müdahalede bulunulmadığını genç kadının kalp krizi nedeniyle öldüğünü öne sürdü.

Protestoların sürmesi sonrası devlet televizyonunda karakolda Amini’ye ait olduğu öne sürülen görüntüler yayınlandı. Görüntülerde Amini olduğu belirtilen kadının, konuşmak üzere yerinden kalktıktan sonra düştüğü görülüyor.

Ancak karakola ait görüntülerde görülen kadının kimliği bağımsız kaynaklarca doğrulanamadı. Genç kadının akrabaları ise Amini’in herhangi bir kalp rahatsızlığı bulunmadığını söyledi.

Tahran’da Amini’nin yaşamını yitirdiği hastane etrafından toplanan göstericiler de ‘diktatöre ölüm’ diye slogan atarken, yoldan geçen araçlar da korna çalarak protestoculara destek vermişti.

Ülkenin önde gelen sanatçı ve sporcuları da sosyal medya hesaplarından olayı kınarken, İranlı yetkilileri harekete geçmelerini istedi. Bazı sanatçılar, ABD’de polis şiddetinde yaşamını yitirenlere gösterilen resmi tepkinin burada gösterilmediğinden şikayet etti.

Uluslararası Af Örgütü, gözaltında kötü muamele ve işkence iddialarının araştırılması gerektiğini belirtirken, “Sorumlu bütün yetkililer adaletle yüzleşmeli” dedi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

BM’den Taliban’a Çağrı: Kızların Okula Gitmesine İzin Verin

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, sosyal medya hesabından konu ile ilgili yaptığı paylaşımda, “Kızların bir daha asla geri alamayacakları kayıp bilgi ve fırsatlarla dolu bir yıl geçti. Kızlar okula gitmeli, Taliban onları sınıflara dönmesine izin vermeli” dedi.

BM Afganistan Yardım Misyonu Şefi Markus Potzel tarafından yapılan yazılı açıklamada, Taliban yönetime geldikten bu yana son bir yıldır genç kızların okula gidemediği hatırlatıldı ve “son bir yıldır kızların okulu gidememesi ve eğitimden dışlanması, “trajik, utanç verici” olarak değerlendirildi.

Kızların eğitimden dışlanmasının hiçbir inandırıcı gerekçesi olmadığını vurgulayan Potzel, “Bu dünyanın hiçbir yerinde benzeri olmayan uygulama, kızların nesline ve Afganistan’ın geleceğine derinden zarar veriyor.” ifadesini kullandı.

Taliban geçen yıl eylül ayında erkeklerin eğitime katılmalarına izin verirken, orta dereceli okullarda kızların sınıflara dönmesine yasak getirmişti. Bu yasak sonucu özellikle 12 ila 18 yaş grubu kızlar bu ülkede okula gidemiyor.

Bu arada Taliban Sözcüsü Zabihullah Mucahit, ise basına yaptığı açıklamada, ülkede kızların eğitim sorunun şeriat kuralları içinde çözmeyi planladıklarını söyledi.

BM’nin Afganistan Yardım Misyonuna göre, okulların kızlara kapatılması sonucu son bir yıl içinde ülke genelinde bir milyon kız çocuğu eğitimden mahrum kaldı. Yine BM rakamlarına göre 40 milyonluk nüfusun yarısından fazlası kuraklık ve ekonomik kriz yüzünden akut açlık tehlikesi yaşıyor.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Tacikistan – Kırgızistan Sınırındaki Çatışmalarda Can Kaybı 36’ya Yükseldi

Sovyetler Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasından bu yana sınırla ilgili anlaşmazlık yaşaya Tacikistan-Kırgızistan sınırında yaşanan çatışmalarda can kaybı 36’ya yükseldi.

Haber Merkezi / Tacikistan – Kırgızistan arasında zaman zaman yaşanan çatışmalar yeniden alevlenirken bu kez hafta başında başlayan gerilim hızla büyüdü.

İki ülke arasındaki ateşkes anlaşmasına rağmen yaşanan çatışmada, Kırgızistan Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, 18 Eylül’de yerel saatle 10.00 itibarıyla sağlık kurumlarına 12 kişinin cesedinin getirilmesiyle ölü sayısının 36’ya çıktığı duyuruldu.

Tacikistan’dan makamları sınırdaki çatışmada yaralı ve ölü sayısına ilişkin henüz resmi açıklama yapmadı. Tacikistan’ın yerel basınında çıkan haberlerde, sınırdaki çatışmada 39 kişinin öldüğü belirtildi.

Kızılhaç’ın bölgedeki temsilciliğinin açıklamasına göre, sınır bölgelerinde yaşayan yaklaşık 20 bin kişi de şiddet olaylarından kaçmak içn evlerini terk etti.

Çatışmalar, ‘iki halk için de büyük çaplı bir savaş başlar mı?’ kaygısının yeniden doğmasına yol açtı.

Son olarak 2021’de yaşanan çatışmalarda 50 kişi hayatını kaybetmişti.

İki ülke arasındaki yaklaşık 1.000 kilometrelik sınırın yaklaşık üçte biri üzerinde uzlaşma sağlanamadığı için hâlâ tartışmalı.

İki ülkeyle de çok yakın ilişkilere sahip olan Rusya, Cuma günü iki tarafa sükunet çağrısı yaptı ve arabuluculuk teklif etti. Bunun üzerinden Cuma günü yerel saatle 16.00’da ateşkes ilan edildi; ancak bir süre sonra Kırgızistan sınırındaki köylerin top ateşinin hedefi olduğunu duyurdu.

Kırgızistan, komşusu Tacikistan’ın zırhlı personel taşıyıcılarla bölgeye asker konuşlandırdığını ve tankları bölgeye gönderdiğini savunuyor. Tacikistan da Kırgızistan’ı “yedi köyde ağır silahlarla saldırı düzenlemekle” suçluyor.

Paylaşın

Tacikistan – Kırgızistan Sınırında Çatışma: 27 Ölü

Sovyetler Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasından bu yana sınırla ilgili anlaşmazlık yaşaya Tacikistan-Kırgızistan sınırında yaşanan çatışmalarda 27 kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi evlerini terk etti.

Tacikistan – Kırgızistan arasında zaman zaman yaşanan çatışmalar yeniden alevlenirken bu kez hafta başında başlayan gerilim hızla büyüdü.

İki ülke arasındaki ateşkes anlaşmasına rağmen yaşanan çatışmada, Kırgızistan Sağlık Bakanlığı’na göre sınırın Kırgızistan tarafında 24 kişi hayatını kaybetti.

Tacikistan’dan da üç kişinin hayatını kaybettiği açıklaması yapıldı.

Kızılhaç’ın bölgedeki temsilciliğinin açıklamasına göre, sınır bölgelerinde yaşayan yaklaşık 20 bin kişi de şiddet olaylarından kaçmak içn evlerini terk etti.

Çatışmalar, ‘iki halk için de büyük çaplı bir savaş başlar mı?’ kaygısının yeniden doğmasına yol açtı.

Son olarak 2021’de yaşanan çatışmalarda 50 kişi hayatını kaybetmişti.

Bu hafta başında yaşanan gerilim Çarşamba günü küçük çaplı bir çatışmaya dönüşmüş, iki farklı olayda iki kişi hayatını kaybetmişti.

Kırgızistan sınır güvenlik güçleri, Tacikistan askerlerini sınırın henüz üzerinde uzlaşıya varılmayan tartışmalı bölgesinde konuşlanmakla suçladı. Tacikistan ise Kırgızistan tarafından ateş açıldığını iddia etti.

İki ülke arasındaki yaklaşık 1.000 kilometrelik sınırın yaklaşık üçte biri üzerinde uzlaşma sağlanamadığı için hâlâ tartışmalı.

İki ülkeyle de çok yakın ilişkilere sahip olan Rusya, Cuma günü iki tarafa sükunet çağrısı yaptı ve arabuluculuk teklif etti. Bunun üzerinden Cuma günü yerel saatle 16.00’da ateşkes ilan edildi; ancak bir süre sonra Kırgızistan sınırındaki köylerin top ateşinin hedefi olduğunu duyurdu.

Kırgızistan, komşusu Tacikistan’ın zırhlı personel taşıyıcılarla bölgeye asker konuşlandırdığını ve tankları bölgeye gönderdiğini savunuyor. Tacikistan da Kırgızistan’ı “yedi köyde ağır silahlarla saldırı düzenlemekle” suçluyor.

Kırgızistan’ın güneybatısındaki Batken bölgesinde yaşayan yaklaşık 140 bin kişi , 16 Eylül’de yerel basında çıkan haberlere göre, geçici olarak evlerini terk etti.

Paylaşın

Alman Katolik Kilisesi, Eşcinsellerin Kilisede Çalışmasını Onayladı

Alman Katolik Kilisesi’nin kiliselerinde son yıllarda gerçekleşen cinsel saldırılar hakkında hazırlanan raporlar üzerine 2019’da oluşturduğu Ortak Yol Kurulu (Synodaler Weg) dördüncü toplantısını geçtiğimiz günlerde Frankturt’ta yaptı.

İki yıl görev yapmak üzere oluşturulan, başpiskoposlar, rahipler ve diğer kilise temsilcilerinden oluşan 230 üyeli kurulun gündeminde kadınların kilisede rolü, eşcinselliğin yeniden değerlendirilmesi ile Katolik Kilisesi’nin cinsel etiği ele alındı.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Ortak Yol Kurulu’nda, kadınların kilisede görev almaları ile eşcinselliğin ‘yeniden değerlendirilmesi’ önergeleri büyük çoğunlukla kabul edildi. Sadece evlilik içinde cinselliğe “izin veren” cinsel etikle ilgili önerge ise reddedildi.

“Kadınlara daha çok görev verilmeli”

Kabul edilen iki önergenin Vatikan’da da onaylanması gerekiyor. Alman Başpiskoposlar Birliği Başkanı Georg Baetzing, önergeler için Roma’ya gittiğini ve kilisenin geleceğinin söz konusu olduğunu söyledi.

Alman Katolikleri Merkez Konseyi Başkanı İrme Stetter ise Ortak Yol Kurulu’nda alınan kararları başarı olarak niteledi. Stetter, kiliseler için bir danışma kurulu oluşturulması, kadınlara kiliselerde daha çok görev verilmesi ve eşcinsellerin kilisede çalışması kararlarını büyük adımlar olarak niteledi.

Kilise’ye üyelik düşüyor

Alman Başpiskoposlar Birliği’nin verilerine göre geçen yıl 360 bin kişi üyelikten ayrıldı. Bir önceki yıl 220 bin kişi üyelikten ayrılmıştı. 2012’de 118 bin kişi Katolik Kilisesi’ni terk etmişken, ayrılan üye sayısı her yıl artarak devam etti.

1990’da insanların yüzde 72’si kiliseye üye iken, şu anda bu oran yüzde 50’nin altına kadar düşmüş bulunuyor. Katolik Kilisesi’nin hesaplamasına göre 2060’da üye sayı yüzde 30’a kadar düşecek.

Şu anda 21 milyon kişi Katolik Kilisesi’ne üye. Sadece Katolik Kilisesi değil, Protestan Kilisesi de üye kaybediyor. 2020’de 220 bin dolayında üye kaybeden Protestan Kilisesi, geçen yıl 280 bin dolayında üye kaybetti. Almanya’da 20 milyon dolayında kişi Protestan Kilisesi’ne üye.

Paylaşın