ABD Başkanı Biden’dan Uzak Doğu’da Gerilimi Artıracak Açıklama

Tayvan’la ilgili resmi politikayı bir adım ileri taşıyan ABD Başkanı Biden, verdiği bir röportajda, Çin’in olası bir saldırısına karşı Tayvan’ı ABD ordusunun koruyacağını söyledi.

Biden, “Tek Çin politikamız devam ediyor. Tayvan, bağımsızlık üzerine kendi yorumunu yapıyor. Biz de bu konuda farklı bir yöne ilerlemiyoruz, Tayvan’ı bağımsızlık için cesaretlendirmiyoruz. Bu onların kendi kararı.” dedi.

Amerikan CBS kanalına bir röportaj veren ABD Başkanı Joe Biden, bu sözlerinin ardından “Yani ABD ordusu Tayvan’ı mı savunacak?” diye sorulmasının üzerine “Evet” yanıtını verdi.Pazar günü yayımlanan röportaj, Beyaz Saray’ın Tayvan politikasının değişmediğini ortaya koyuyor.

Washington’ın Tayvan politikası “stratejik belirsizlik” üzerine kuruluydu. Tayvan’ı korumaya tam anlamıyla kararlı olduğunu açıklamasa da Amerikan yönetimleri bu ihtimali hiçbir zaman saf dışı bırakmadı.

Tayvan, Çin’in doğusunda tek taraflı bağımsızlığını ilan eden bir yönetim; Pekin ise adayı kendi toprağı olarak kabul ediyor. Washington ile Pekin arasında Tayvan sebebiyle yaşanan gerilimler son dönemde yeniden tırmandı.

ABd Tayvan’ı ayrı bir ülke olarak kabul etmiyor; Çin’in bir parçası olarak sayıyor ve ayrı bir diplomatik ilişki geliştirmiyor. Örneğin Tayvan’da ayrı bir ABD Büyükelçiliği yok. Ancak Ada yönetimiyle yakın ilişkileri var ve Tayvan’a savunma konusunda destek oluyor.

Biden da verdiği röportajda bunu açıkça ortaya koymuş oldu:

“Tek Çin politikamız devam ediyor. Tayvan, bağımsızlık üzerine kendi yorumunu yapıyor. Biz de bu konuda farklı bir yöne ilerlemiyoruz, Tayvan’ı bağımsızlık için cesaretlendirmiyoruz. Bu onların kendi kararı.”

Biden benzer yorumları Mayıs ayında da yapmış; Çin’in olası bir işgali durumunda Tayvan’ı savunacaklarını söylemişti. Ancak hemen ardından beyaz Saray’dan bir açıklama yapılmış ve “Amerika’nın yıllardır benimsediği ‘Tek Çin’ politikasından vazgeçmediği duyurulmuştu.

Bu röportajın ardından Beyaz Saray yine bir açıklama yayımladı. “Sayın Biden Tayvan politikamızın değişmediğini de bir kez daha net bir şekilde ifade etmiştir” denildi.

Bu, Biden’ın bir yıl içinde Tayvan’la ilgili resmi politikayı bir adım ileri taşıyan üçüncü açıklaması. ABD Başkanı, geçen yıl Ekim ayında ve bu yıl Mayıs ayında askeri operasyona ihtimalini açıkça dile getirmişti.

Bu ayın başında ABD, Tayvan’a 1,1 milyar dolar değerinde silah ve füze savunma sistemi satma kararını açıkalmış; bu karar Çin’le gerilimin tırmanmasına yol açmıştı.

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Ağustos ayında Ada’ya yaptığı ziyaretin ardından -her ne kadar Biden ‘pek iyi bir fikir değildi’ dese de- gerilim daha da tırmanmıştı.

Ziyaretin ardından Çin, Tayvan çevresinde beş gün süren bir askeri blokaj uygulamış; ABD de Çin ordusunun Ada etrafında füze denemeleri yaptığını iddia etmişti. Ancak Pekin yönetimi bu iddiayı doğrulamadı; Tayvan ise füzelerin tehdit yaratmayacak bir şekilde atmosfere fırlatıldığını savunmuştu.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

İran’da Mahsa Amini’nin Ardından Öfke Dinmiyor!

İran’da ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra ölen Mahsa Amini’nin ardından başlayan protestolarda öfke dinmedi. Genç kadının ölümü İran’daki kadın hakları sorununu bir kez daha gündeme getirdi.

Polis ise ısrarla, genç kadının gözaltında dövülmesi sonucu öldüğü yolunda sosyal medyada özellikle dillendirilen suçlamalara karşı çıkıyor. Tahran yönetimi ortaya atılan iddiaları yalanlayarak, kadının kalp krizi geçirdiğini duyurmuştu.

İran’da, ‘örtünme kurallarına uymadığı’ gerekçesiyle ahlak polisi tarafından yakalanan bir kadının gözaltında yaşamını yitirmesinin ardından dün başlayan gösteriler pazar günü de devam etti.

Gazetelerin önemli bir kısmı genç kadının ölümünü manşetten okuyucularına duyururken, başkentteki protesto gösterilerinin pazar günkü en önemli adresi Tahran Üniversitesi oldu.

Sosyal medyaya yansıyan görüntülere göre, protestocular burada “kadın hakları” ve “özgürlük” sloganları attı.

Sosyal medyada üzerinden, gözaltında ölen 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin anısı için açılan “#MahsaAmini” etiketi Twitter’ın Farsça dilinde son iki gündür en fazla paylaşılan mesajlar arasında ilk sırada yer aldı.

Bu etiketi şu ana kadar 1,63 milyon kişi paylaştı.

Emini’nin cenazesi, ülkenin batısındaki Kürdistan eyaletine bağlı Sakkız kentinde dün toprağa verilmişti.

Sosyal medyada yayınlanan görüntülerde, Emini’nin memleketi Sakkız kentindeki cenaze töreni sonrasında toplanan grupların, yetkililer aleyhinde sloganlar attıkları görüldü.

İranlı Kürt insan hakları derneği Hengaw’a atıfta bulunan Reuters, gösteride güvenlik güçleriyle çıkan arbedede en az 33 kişinin yaralandığını aktardı.

Yarı resmi Fars Haber Ajansı, cenaze sonrasında Senendec kentinde de protesto gösterileri düzenlendiğini duyurdu. Gösteriler sırasında yetkililer aleyhine slogan atan kişilere polisin göz yaşartıcı gazla müdahale ettiği bildirildi.

Gözaltına alındıktan sonra komaya giren genç kadının ölümü İran’daki kadın hakları sorununu bir kez daha gündeme getirdi.

Polis ise ısrarla, genç kadının gözaltında dövülmesi sonucu öldüğü yolunda sosyal medyada özellikle dillendirilen suçlamalara karşı çıkıyor.

Tahran yönetimi: Genç kadın kalp krizi geçirdi

Tahran yönetimi ortaya atılan iddiaları yalanlayarak, kadının kalp krizi geçirdiğini duyurmuştu.

İran’da örtünme kurallarına uymadığı öne sürülerek, ahlak polisi tarafından gözaltına alınan kadının daha sonra aniden fenalaştığı ve kaldırıldığı hastanede komaya girdikten sonra yaşamını yitirdiği açıklanmıştı.

Sosyal medyada ‘Amini’nin işkencede öldüğü’ iddialarının ortaya atılmasının ardından İran halkında büyük tepki oluştu. Polis bir açıklama yayınlayarak Amini’ye fiziksel müdahalede bulunulmadığını genç kadının kalp krizi nedeniyle öldüğünü öne sürdü.

Protestoların sürmesi sonrası devlet televizyonunda karakolda Amini’ye ait olduğu öne sürülen görüntüler yayınlandı. Görüntülerde Amini olduğu belirtilen kadının, konuşmak üzere yerinden kalktıktan sonra düştüğü görülüyor.

Ancak karakola ait görüntülerde görülen kadının kimliği bağımsız kaynaklarca doğrulanamadı. Genç kadının akrabaları ise Amini’in herhangi bir kalp rahatsızlığı bulunmadığını söyledi.

Tahran’da Amini’nin yaşamını yitirdiği hastane etrafından toplanan göstericiler de ‘diktatöre ölüm’ diye slogan atarken, yoldan geçen araçlar da korna çalarak protestoculara destek vermişti.

Ülkenin önde gelen sanatçı ve sporcuları da sosyal medya hesaplarından olayı kınarken, İranlı yetkilileri harekete geçmelerini istedi. Bazı sanatçılar, ABD’de polis şiddetinde yaşamını yitirenlere gösterilen resmi tepkinin burada gösterilmediğinden şikayet etti.

Uluslararası Af Örgütü, gözaltında kötü muamele ve işkence iddialarının araştırılması gerektiğini belirtirken, “Sorumlu bütün yetkililer adaletle yüzleşmeli” dedi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

BM’den Taliban’a Çağrı: Kızların Okula Gitmesine İzin Verin

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, sosyal medya hesabından konu ile ilgili yaptığı paylaşımda, “Kızların bir daha asla geri alamayacakları kayıp bilgi ve fırsatlarla dolu bir yıl geçti. Kızlar okula gitmeli, Taliban onları sınıflara dönmesine izin vermeli” dedi.

BM Afganistan Yardım Misyonu Şefi Markus Potzel tarafından yapılan yazılı açıklamada, Taliban yönetime geldikten bu yana son bir yıldır genç kızların okula gidemediği hatırlatıldı ve “son bir yıldır kızların okulu gidememesi ve eğitimden dışlanması, “trajik, utanç verici” olarak değerlendirildi.

Kızların eğitimden dışlanmasının hiçbir inandırıcı gerekçesi olmadığını vurgulayan Potzel, “Bu dünyanın hiçbir yerinde benzeri olmayan uygulama, kızların nesline ve Afganistan’ın geleceğine derinden zarar veriyor.” ifadesini kullandı.

Taliban geçen yıl eylül ayında erkeklerin eğitime katılmalarına izin verirken, orta dereceli okullarda kızların sınıflara dönmesine yasak getirmişti. Bu yasak sonucu özellikle 12 ila 18 yaş grubu kızlar bu ülkede okula gidemiyor.

Bu arada Taliban Sözcüsü Zabihullah Mucahit, ise basına yaptığı açıklamada, ülkede kızların eğitim sorunun şeriat kuralları içinde çözmeyi planladıklarını söyledi.

BM’nin Afganistan Yardım Misyonuna göre, okulların kızlara kapatılması sonucu son bir yıl içinde ülke genelinde bir milyon kız çocuğu eğitimden mahrum kaldı. Yine BM rakamlarına göre 40 milyonluk nüfusun yarısından fazlası kuraklık ve ekonomik kriz yüzünden akut açlık tehlikesi yaşıyor.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Tacikistan – Kırgızistan Sınırındaki Çatışmalarda Can Kaybı 36’ya Yükseldi

Sovyetler Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasından bu yana sınırla ilgili anlaşmazlık yaşaya Tacikistan-Kırgızistan sınırında yaşanan çatışmalarda can kaybı 36’ya yükseldi.

Haber Merkezi / Tacikistan – Kırgızistan arasında zaman zaman yaşanan çatışmalar yeniden alevlenirken bu kez hafta başında başlayan gerilim hızla büyüdü.

İki ülke arasındaki ateşkes anlaşmasına rağmen yaşanan çatışmada, Kırgızistan Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, 18 Eylül’de yerel saatle 10.00 itibarıyla sağlık kurumlarına 12 kişinin cesedinin getirilmesiyle ölü sayısının 36’ya çıktığı duyuruldu.

Tacikistan’dan makamları sınırdaki çatışmada yaralı ve ölü sayısına ilişkin henüz resmi açıklama yapmadı. Tacikistan’ın yerel basınında çıkan haberlerde, sınırdaki çatışmada 39 kişinin öldüğü belirtildi.

Kızılhaç’ın bölgedeki temsilciliğinin açıklamasına göre, sınır bölgelerinde yaşayan yaklaşık 20 bin kişi de şiddet olaylarından kaçmak içn evlerini terk etti.

Çatışmalar, ‘iki halk için de büyük çaplı bir savaş başlar mı?’ kaygısının yeniden doğmasına yol açtı.

Son olarak 2021’de yaşanan çatışmalarda 50 kişi hayatını kaybetmişti.

İki ülke arasındaki yaklaşık 1.000 kilometrelik sınırın yaklaşık üçte biri üzerinde uzlaşma sağlanamadığı için hâlâ tartışmalı.

İki ülkeyle de çok yakın ilişkilere sahip olan Rusya, Cuma günü iki tarafa sükunet çağrısı yaptı ve arabuluculuk teklif etti. Bunun üzerinden Cuma günü yerel saatle 16.00’da ateşkes ilan edildi; ancak bir süre sonra Kırgızistan sınırındaki köylerin top ateşinin hedefi olduğunu duyurdu.

Kırgızistan, komşusu Tacikistan’ın zırhlı personel taşıyıcılarla bölgeye asker konuşlandırdığını ve tankları bölgeye gönderdiğini savunuyor. Tacikistan da Kırgızistan’ı “yedi köyde ağır silahlarla saldırı düzenlemekle” suçluyor.

Paylaşın

Tacikistan – Kırgızistan Sınırında Çatışma: 27 Ölü

Sovyetler Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasından bu yana sınırla ilgili anlaşmazlık yaşaya Tacikistan-Kırgızistan sınırında yaşanan çatışmalarda 27 kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi evlerini terk etti.

Tacikistan – Kırgızistan arasında zaman zaman yaşanan çatışmalar yeniden alevlenirken bu kez hafta başında başlayan gerilim hızla büyüdü.

İki ülke arasındaki ateşkes anlaşmasına rağmen yaşanan çatışmada, Kırgızistan Sağlık Bakanlığı’na göre sınırın Kırgızistan tarafında 24 kişi hayatını kaybetti.

Tacikistan’dan da üç kişinin hayatını kaybettiği açıklaması yapıldı.

Kızılhaç’ın bölgedeki temsilciliğinin açıklamasına göre, sınır bölgelerinde yaşayan yaklaşık 20 bin kişi de şiddet olaylarından kaçmak içn evlerini terk etti.

Çatışmalar, ‘iki halk için de büyük çaplı bir savaş başlar mı?’ kaygısının yeniden doğmasına yol açtı.

Son olarak 2021’de yaşanan çatışmalarda 50 kişi hayatını kaybetmişti.

Bu hafta başında yaşanan gerilim Çarşamba günü küçük çaplı bir çatışmaya dönüşmüş, iki farklı olayda iki kişi hayatını kaybetmişti.

Kırgızistan sınır güvenlik güçleri, Tacikistan askerlerini sınırın henüz üzerinde uzlaşıya varılmayan tartışmalı bölgesinde konuşlanmakla suçladı. Tacikistan ise Kırgızistan tarafından ateş açıldığını iddia etti.

İki ülke arasındaki yaklaşık 1.000 kilometrelik sınırın yaklaşık üçte biri üzerinde uzlaşma sağlanamadığı için hâlâ tartışmalı.

İki ülkeyle de çok yakın ilişkilere sahip olan Rusya, Cuma günü iki tarafa sükunet çağrısı yaptı ve arabuluculuk teklif etti. Bunun üzerinden Cuma günü yerel saatle 16.00’da ateşkes ilan edildi; ancak bir süre sonra Kırgızistan sınırındaki köylerin top ateşinin hedefi olduğunu duyurdu.

Kırgızistan, komşusu Tacikistan’ın zırhlı personel taşıyıcılarla bölgeye asker konuşlandırdığını ve tankları bölgeye gönderdiğini savunuyor. Tacikistan da Kırgızistan’ı “yedi köyde ağır silahlarla saldırı düzenlemekle” suçluyor.

Kırgızistan’ın güneybatısındaki Batken bölgesinde yaşayan yaklaşık 140 bin kişi , 16 Eylül’de yerel basında çıkan haberlere göre, geçici olarak evlerini terk etti.

Paylaşın

Alman Katolik Kilisesi, Eşcinsellerin Kilisede Çalışmasını Onayladı

Alman Katolik Kilisesi’nin kiliselerinde son yıllarda gerçekleşen cinsel saldırılar hakkında hazırlanan raporlar üzerine 2019’da oluşturduğu Ortak Yol Kurulu (Synodaler Weg) dördüncü toplantısını geçtiğimiz günlerde Frankturt’ta yaptı.

İki yıl görev yapmak üzere oluşturulan, başpiskoposlar, rahipler ve diğer kilise temsilcilerinden oluşan 230 üyeli kurulun gündeminde kadınların kilisede rolü, eşcinselliğin yeniden değerlendirilmesi ile Katolik Kilisesi’nin cinsel etiği ele alındı.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Ortak Yol Kurulu’nda, kadınların kilisede görev almaları ile eşcinselliğin ‘yeniden değerlendirilmesi’ önergeleri büyük çoğunlukla kabul edildi. Sadece evlilik içinde cinselliğe “izin veren” cinsel etikle ilgili önerge ise reddedildi.

“Kadınlara daha çok görev verilmeli”

Kabul edilen iki önergenin Vatikan’da da onaylanması gerekiyor. Alman Başpiskoposlar Birliği Başkanı Georg Baetzing, önergeler için Roma’ya gittiğini ve kilisenin geleceğinin söz konusu olduğunu söyledi.

Alman Katolikleri Merkez Konseyi Başkanı İrme Stetter ise Ortak Yol Kurulu’nda alınan kararları başarı olarak niteledi. Stetter, kiliseler için bir danışma kurulu oluşturulması, kadınlara kiliselerde daha çok görev verilmesi ve eşcinsellerin kilisede çalışması kararlarını büyük adımlar olarak niteledi.

Kilise’ye üyelik düşüyor

Alman Başpiskoposlar Birliği’nin verilerine göre geçen yıl 360 bin kişi üyelikten ayrıldı. Bir önceki yıl 220 bin kişi üyelikten ayrılmıştı. 2012’de 118 bin kişi Katolik Kilisesi’ni terk etmişken, ayrılan üye sayısı her yıl artarak devam etti.

1990’da insanların yüzde 72’si kiliseye üye iken, şu anda bu oran yüzde 50’nin altına kadar düşmüş bulunuyor. Katolik Kilisesi’nin hesaplamasına göre 2060’da üye sayı yüzde 30’a kadar düşecek.

Şu anda 21 milyon kişi Katolik Kilisesi’ne üye. Sadece Katolik Kilisesi değil, Protestan Kilisesi de üye kaybediyor. 2020’de 220 bin dolayında üye kaybeden Protestan Kilisesi, geçen yıl 280 bin dolayında üye kaybetti. Almanya’da 20 milyon dolayında kişi Protestan Kilisesi’ne üye.

Paylaşın

Putin’e ‘Nükleer’ Uyarısında Bulunan Biden: Sakın, Sakın, Sakın!

Vladimir Putin’i savaşta kimyasal ya da taktiksel nükleer silah kullanma ihtimaline dair uyaran Joe Biden,  “Sakın, sakın, sakın böyle bir şey yapmasın. Durumu, II. Dünya Savaşı’ndan beri görülmemiş şekilde değiştirir” ifadelerini kullandı.

Joe Biden, Vladimir Putin’in böyle bir hamle yapması durumunda nasıl karşılık vereceği hakkında ise net konuşmadı.

Putin, 24 Şubat’ta verdiği askeri operasyon emriyle başlayan savaşın ardından NATO’nun saldırgan söylemlerini gerekçe göstererek ülkedeki nükleer alarm seviyesini yükseltmişti.

ABD Başkanı Joe Biden, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i nükleer ya da kimyasal silah kullanmaması konusunda uyardı.

ABD merkezli televizyon kanalı CBS News’taki “60 Minutes” programına katılan Biden, Putin’in savaşta kimyasal ya da taktiksel nükleer silah kullanma ihtimaline dair “Sakın, sakın, sakın böyle bir şey yapmasın. Durumu, II. Dünya Savaşı’ndan beri görülmemiş şekilde değiştirir” dedi.

Fakat Biden, Putin’in böyle bir hamle yapması durumunda nasıl karşılık vereceği hakkında net konuşmadı.

Cuma günü Beyaz Saray’da gerçekleştirilen söyleşide ABD Başkanı, programın sunucusu Scott Pelley’e şunları söyledi:

“Tam olarak nasıl hareket edileceğini bilsem, sana söyleyeceğimi mi düşünüyorsun? Tabii ki de söylemeyeceğim. Fakat böyle bir şeyin ciddi sonuçları olur. Dünyada bugüne dek görmedikleri kadar dışlanırlar. Yaptıklarının ölçüsü, karşılaşacakları yanıtın niteliğini belirleyecek.”

Putin, 24 Şubat’ta verdiği askeri operasyon emriyle başlayan savaşın ardından NATO’nun saldırgan söylemlerini gerekçe göstererek ülkedeki nükleer alarm seviyesini yükseltmişti.

Başta ABD ve Birleşik Krallık olmak üzere Batılı ülkelerse bunu tehlikeli bir hamle olarak eleştirmişti.

Amerikan Bilim İnsanları Federasyonu’nun verilerine göre Rusya’nın elinde 5 bin 977, ABD’deyse 5 bin 428 adet nükleer savaş başlığı var.

Öte yandan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Ukrayna’ya ABD ordusunun envanterinden 600 milyon dolarlık askeri yardım yapacaklarını ve bu paketin ek silah, mühimmat ve teçhizat içerdiğini cuma günü açıklamıştı.

Blinken, bu paketle birlikte Ukrayna’ya savaşın başından beri toplamda 15,8 milyar dolarlık yardım göndermiş olacaklarını belirtmişti.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Pakistan’da ‘Muson Yağmurları’nın Bilançosu: 1545 Can Kaybı

14 Haziran’dan bu yana Pakistan’da etkili olan muson yağmurlarından kaynaklı sellerde can kaybı 1545’e yükseldi. Can kayıplarının 552’si çocuk, 315’i ise kadın. Öte yandan Pakistanlı yetkililer son 48 saatte su seviyesinin düşmeye başladığını açıkladı. Bazı yollarda trafiğin yeniden açıldığı ancak henüz çok sayıda yerleşim birimine ulaşımda güçlük yaşandığı kaydedildi.

Haber Merkezi / Afetlerde 1 milyon 743 bin 345 ev hasara uğradı, bunlardan 568 bin 817’si tamamen yıkıldı. Ülke genelinde sellerden etkilenenlerin sayısı 33 milyon 46 bin 329. Kurulan çadır kamplarına ise 663 bin 869 kişi sığındı.

Ülke genelinde 6 bin 674 kilometre yol zarar görürken 269 köprü yıkıldı.

3,5 milyondan fazla çocuğun eğitimi sekteye uğradı. Sindh, Belucistan, Pencap ve Hayber Pahtunhva eyaletlerinde yaklaşık 22 bin okul kullanılamaz hale geldi.

Milyarlarca dolarlık ekonomik kayıp

Hükümet, Pakistan’daki 160 bölgenin 72’sini afet bölgesi ilân ederken ülkenin üçte birinin selden etkilendiği belirtiliyor.

Pakistan Gelir ve Maliye Bakanı Miftah İsmail, sellerin ekonomik maliyetini 10-12,5 milyar dolar olarak açıkladı fakat bağımsız gözlemciler, bunun 15-20 milyar dolar arasında olduğunu ve daha da artacağını tahmin ediyor.

En çok Sindh eyaleti etkilendi

Sindh eyaleti genelinde sellerden 2 bin 687 kilometre yol hasar görürken 1 milyon 527 bin 596 ev kısmen veya tamamen yıkıldı. Eyalet genelinde 1,2 milyon hektarlık tarım arazisi zarar gördü.

Eyalete bağlı Sehvan, Khairpur Natan Şah, Larkana ve Sukkur gibi şehirler sular altında kalırken bu kentlerin kuzeyindeki bölgelerle kara yolu ulaşımı kesildi.

Yetkililer, şehirlerdeki suyun çekilmesinin üç-altı ay süreceğini belirtiyor.

Salgın hastalıklar artıyor

İklim felaketleri, Pakistan genelinde yaklaşık 1500 sağlık tesisini etkiledi. Bu durum selden etkilenen bölgelerde sağlık kurumu, sağlık çalışanı ve ilaç tedarikini önemli ölçüde etkiledi.

Ülkenin dört eyaletine bağlı 45 bölgede on binlerce kişi ishal, sıtma, dang humması, tifo, yılan ve köpek ısırıkları, deri, göz ve akut üst solunum yolu enfeksiyonları gibi hastalıklardan mustarip.

Kara ve demiryolu ulaşımı kesildi

Hayber Pahtunhva eyaletinde sel nedeniyle altyapı da ciddi şekilde zarar gördü. Eyaletin kuzeyinde yer alan Kalam şehri ile karayolu bağlantısı tamamen kesildi.

Belucistan eyaletinde de demiryolu ulaşımı uzun süredir askıda. Eyaletin Afganistan ve İran ile demiryolu ticareti, sel nedeniyle yapılamıyor.

Pakistan’da sel sebebiyle oluşan yıkımın restorasyonunun yıllar alacağı belirtiliyor.

Muson yağmurları hakkında

Muson sözcüğü, Arapça “mevsim” sözcüğünden geliyor; yağışların mevsimlik olduğunu vurgulamak açısından bu adlandırma kullanılıyor.

Musonlar denildiğinde akla ilk olarak “Asya musonu” gelse de bunun dışında ABD’nin güneybatı kıyılarını ve Meksika’yı etkileyen Meksika musonu veya Arizona musonu da denilen Kuzeybatı Pasifik Musonu da bilinen mevsimsel yağışlar arasında.

Güney, güneydoğu ve doğu Asya’da etkili olan muson yağışları, temel olarak yaz mevsiminde Umman Denizi, Bengal Körfezi ve Hint Okyanusu’nda denizdeki havanın daha serin olması nedeniyle ısınan Asya kara kütlesinin alçak basınç alanı oluşturmasıyla, nemli hava kütlesinin denizden karaya doğru taşınması sonucu meydana geliyor.

Yaz mevsiminde Hint Okyanusu üzerinde ortalama sıcaklık 25 santigrat dereceyken, karalarda 45 dereceye kadar çıkabiliyor. Denizden karaya doğru esen rüzgarlarla taşınan dev bulut kütleleri Himalaya Dağları’na kadar olan bölgede mevsimsel yağışlara yol açıyor.

Yağışlar, Hint alt kıtası, Hindi Çini ve güneydoğu Asya ülkeleri ile Çin, Kore Yarımadası, Japonya’ya kadar olan bölgede etkili oluyor. Ancak yağışların en fazla etkilediği bölge, cephe kütlesinin kuzeydeki Himalaya Dağları ile karşılaşarak sıkıştığı Hindistan, Nepal, Butan, Bangladeş, Myanmar’ı içine alan bölge. Bu bölgede yağışlar zaman zaman on binlerce insanın evlerini terk etmesine neden olan sellere yol açıyor.

İklim krizi

Öte yandan, iklim krizi de söz konusu yağışların şiddetini ve yarattığı etkileri arttırabiliyor. Örneğin, çevre örgütü Germanwatch’ın Küresel İklim Riski verilerine göre, Güney Asya ülkesi Pakistan, halihazırda iklim krizinin sebep olduğu aşırı hava olaylarına karşı en kırılgan sekizinci ülke olma özelliği taşıyor.

İklim Değişikliği Bakanı Sherry Rehman da 6 Temmuz’da, yaşanan seller ile ilgili açıklamasında, “Bir gün yanıyorsunuz, ertesi sabah su baskınları bekliyorsunuz… Yani, Pakistan’daki durumun ne kadar ciddi olduğunu görebilirsiniz” demişti.

Paylaşın

10 Ülkede ‘Akut Açlık’ Çekenlerin Oranı Yüzde 123 Arttı

Somali, Haiti, Cibuti, Kenya, Nijer, Afganistan, Guatemala, Madagaskar, Burkina Faso ve Zimbabve’de yaklaşık 48 milyon kişinin akut açlık yaşadığı raporlara yansıdı. Bu ülkelerde akut açlık çekenlerin oranı 2016 yılında 21 milyondu.

Raporda, iklim değişikliğiyle artan felaketlerin “küresel eşitsizliğin vurucu bir göstergesi” olduğu ifade edildi. Öte yandan akut açlık yaşayan söz konusu 10 ülkenin, küresel karbon salımına etkisiyse yalnızca yüzde 0,13 oranında.

Raporda, BM’nin 49 milyar dolar insani yardım çağrısı yapıldığı hatırlatılarak, fosil yakıt şirketlerinin kârlarıyla bu miktarı 18 günde karşılayabileceğine dikkat çekildi.

Birleşik Krallık merkezli yardım kuruluşu Oxfam’ın raporunda, aşırı hava olaylarından etkilenen 10 ülkede son 6 yılda akut açlığın yüzde 123 arttığı belirtildi.

Raporda, Somali, Haiti, Cibuti, Kenya, Nijer, Afganistan, Guatemala, Madagaskar, Burkina Faso ve Zimbabve’de yaklaşık 48 milyon kişinin akut açlık yaşadığı ifade edildi. Söz konusu sayı 2016’da 21 milyondu.

Araştırmada, 48 milyon kişiden 18 milyonununsa açlıktan ölme sınırında olduğu belirtildi.

Çalışmada küresel açlığı yaratan unsurlar arasında, dünyadaki savaşlara ve ekonomik sorunlara ek olarak, iklim değişikliğinin yol açtığı aşırı hava olaylarının da yer aldığı ifade edildi.

Oxfam Amerika’dan Lia Lindsey, Fransız haber ajansı AFP’ye açıklamasında, “Aşırı hava olaylarının etkileri halihazırda hissedilmeye başlandı” diyerek, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki (BMGK) ülkelere harekete geçme çağrısı yaptı.

Çalışmada, Somali’nin tarihinin en kötü kuraklıklarından biriyle mücadele ettiği ve ülkede en az 1 milyon kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığı belirtildi.

Pakistan’da da 9 Eylül’de yaşanan yoğun muson yağışları nedeniyle oluşan selde ülkenin üçte biri sular altında kalırken, 1500 kişi hayatını kaybetti.

Raporda, iklim değişikliğiyle artan felaketlerin “küresel eşitsizliğin vurucu bir göstergesi” olduğu ifade edildi.

Ayrıca G20’de yer alan sanayileşmiş ülkelerin, dünyadaki karbon salımının 4’te üçünden daha fazlasını gerçekleştirdiğine dikkat çekildi. Öte yandan akut açlık yaşayan söz konusu 10 ülkenin, küresel karbon salımına etkisiyse yalnızca yüzde 0,13 oranında.

Oxfam Uluslararası’nın direktörü Gabriela Bucher, “Zengin ve çevre kirliliği yaratan ülkelerin liderleri, vadettikleri karbon salımı kesintilerini yerine getirmeli” dedi.

Bucher, bu ülkelerin düşük gelirli ülkelerdeki ekonomik kayıpları karşılaması gerektiğini de söyleyerek, “Bu hayır değil etik sorumluluktur” ifadelerini kullandı.

Raporda, BM’nin 49 milyar dolar insani yardım çağrısı yaptığı hatırlatılarak, fosil yakıt şirketlerinin kârlarıyla bu miktarı 18 günde karşılayabileceğine dikkat çekildi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

İran’da Başörtüsü Nedeniyle Gözaltına Alınan Kadın Hayatını Kaybetti: Dövüldü İddiası

İran’da Mahsa Amini adlı 22 yaşındaki kadın, tesettüre uygun giyinerek başörtüsü (hicab) takıp takmadığını denetleyen “ahlak polisi” tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetti.

IranWire haber sitesi Amini’nin gözaltı sırasında yanında olan erkek kardeşi Kiarash’ın açıklamalarını yayımladı.

Kiarash’ın anlattığına göre, kız kardeşiyle birlikte otoyol kenarındayken ahlak polisi aracı yanlarında durdu ve Amini’yi gözaltına aldı. Ona, kız kardeşinin bir saatlik “eğitimden” sonra salıverileceği söylendi.

Amini’nin ailesi, kızlarının sağlıklı bir kadın olduğunu ve aniden kalp sorunu yaşamasına sebep olacak hiçbir hastalığının bulunmadığını söyledi.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Genç kadının ölümü sosyal medyada ve sokaklarda protesto patlamasına  yol açtı. Tahranlılar, saatlere araçlarının kornalarını çalarak gece boyunca Mahsa’nın acımasızca öldürülmesini protesto ettiler.

İran’da birkaç aydır başörtüsü protestoları devam ediyor, eylemciler başörtüsü takmayı reddediyordu.

Uluslararası Af Örgütü, 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümünün aydınlatılması için uluslararası topluma çağrıda bulundu.

Paylaşın