Buğday Fiyatlarında Artış; Tahıl Anlaşmasından Çekilen Rusya’ya Tepki

Rusya’nın Tahıl Koridoru Anlaşması’ndan çekilme kararı sonrası, küresel çapta buğday ve mısır fiyatlarında artış meydana geldi. Rusya’nın kararını AB ve ABD tarafından sert ifadelerle eleştirilirken, BM ise söz konusu anlaşmanın devamı için girişimlerin devam ettiğini duyurdu.

Rusya’nın tahıl koridoru anlaşmasından çekilmesine tepkiler devam ediyor. Birleşmiş Milletler (BM) Karadeniz Tahıl Girişimi Koordinatörü Amir Mahmoud Abdulla, konuya ilişkin Pazartesi Twitter üzerinden yaptığı açıklamada “Gıda akışı devam etmelidir, sivil kargo gemileri askeri hedef haline getirilemez ya da rehin tutulamaz” ifadelerini kullandı.

Almanya Tarım Bakanı Cem Özdemir de Rusya’nın anlaşmadan çekilmesini eleştirerek, “Rusya’nın tahıl anlaşmasını tek taraflı askıya alması dünyada milyonlarca insanın aç olduğu göz önünde bulundurulduğunda, sorumsuzca bir hareket” ifadelerini kullandı. Rusya’ya söz konusu anlaşmaya saygı duyması çağrısı yaptı.

Rusya’nın tahıl koridoru anlaşmasından çekilmesinin ardından buğday fiyatları yüzde 5, mısır fiyatları yüzde 2 oranında artış gösterdi. Chicago Ticaret Borsası’nda (CBOT) buğday vadeli işlemleri yüzde 5,4 artışla 8,7 dolara yükseldi. Buğday fiyatları, günün erken saatlerinde 8,9 dolara yükselerek 14 Ekim’den bu yana en yüksek seviyeyi görmesinin adından saat 09.25 itibarıyla 8,7 dolar seviyesinde dengelendi.

Rusya’nın Ukrayna tahılının Karadeniz’den dünya pazarlarına ulaştırılması anlaşmasını askıya almasının ardından buğday ve mısır tedarikleri konusunda küresel endişe hakim. Tahıl piyasaları, sekiz aydır devam eden Rusya’nın Ukrayna saldırısı kapsamında yaşanan gelişmelere oldukça duyarlı.

Pazar günü tahıl anlaşması kapsamında oluşturulan tahıl koridorunda gemi hareketliliği gözlemlenmediği belirtildi ancak deniz trafiği yetkililerinin yaptığı açıklamaya göre, Pazartesi günü tahıl ve diğer tarım ürünlerini taşıyan iki kargo gemisi Ukrayna limanlarından ayrıldı. Ortak Koordinasyon Merkezi’nden yapılan açıklamada Pazartesi günü 12 kargo gemisinin daha Ukrayna limanlarından ayrılmasının beklendiği söylendi.

Birleşmiş Milletler (BM), Tahıl Koridoru Anlaşması’ndan çekildiğini duyuran Rusya’yı, bu kararından vazgeçirmeye çalışıyor. BM Sözcüsü Stephane Dujarric, Moskova ile irtibat halinde olunduğunu ve tüm tarafların, tahıl koridoru girişimini tehlikeye atacak adımlardan uzak durması gerektiğini belirtti. Dujarric ayrıca, Ukrayna tahılının, dünya çapında gıda sıkıntısı nedeniyle zor durumda olan milyonlarca insan için önemine vurgu yaptı.

Rusya Savunma Bakanlığı’ndan Cumartesi günü yapılan açıklamada, “Kiev rejimi tarafından İngiliz uzmanların katılımıyla Karadeniz Filosu gemilerine ve tahıl koridorlarının güvenliğini sağlayan sivil gemilere yönelik gerçekleştirilen terör saldırısı nedeniyle Rusya, Ukrayna limanlarından tahıl ihracat edilmesini öngören anlaşmanın uygulanmasına katılımını askıya aldı” denilmişti.

AB’den Rusya’ya eleştiri

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Rusya’yı aldığı karardan dolayı, Twitter üzerinden yayınladığı mesajla eleştirerek, bu kararın “Ukrayna’ya karşı açılan savaş nedeniyle dünya çapında yaşanan gıda krizi ile mücadele için gerekli olan gıda ve gübre sıkıntısına karşı en önemli ihracat yolunu tehlikeye attığını” dile getirdi. Borrell, AB’nin Moskova’dan söz konusu kararı ivedilikle geri almasını talep ettiğini belirtti.

ABD’den Rusya’ya ağır suçlama

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Antony Blinken de Rusya’yı, Tahıl Koridoru Anlaşması kararından çekildiği için ağır ifadelerle eleştirdi. Moskova’nın, Karadeniz üzerinden tahıl ihracatını durdurarak, gıda konusunu “silah olarak kullandığını” dile getiren Blinken, Rusya’nın aldığı bu kararla insani krizi daha da tetiklediğini belirtti.

“Rusya’nın bu kritik tahıl ihracatını durdurmaya yönelik attığı her adım, temelde dünyanın tüm bölgelerinde insanların ve ailelerin gıdaya daha fazla para ödemesine ya da aç kalmasına neden oluyor” diyen Blinken, Twitter mesajında da, “Karadeniz tahıl girişimi ile Ukrayna’dan 9 milyon ton tahıl ihraç edildi ve küresel çapta gıda fiyatları düştü. Tüm tarafları, bu olağanüstü başarılı girişimi ayakta tutmaya çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Joe Biden de Rusya’ya yönelik açıklamasında, Moskova’nın tahıl anlaşmasından çekilme kararının “tek kelimeyle rezalet” olduğunu savunmuş ve böyle bir karar için ortada herhangi bir sebep bulunmadığını öne sürmüştü.

Türkiye ile BM öncülüğünde varılan anlaşma

Ukrayna Savaşı’nın tarafları olan Rusya ve Ukrayna, geçen Temmuz ayında Türkiye ve Birleşmiş Milletler’in girişimi ile Tahıl Koridoru Anlaşması konusunda mutabakata varmış ve söz konusu anlaşma İstanbul’da imzalanmıştı. BM verilerine göre o günden bu yana 360’dan fazla yük gemisi yaklaşık 8,1 milyon ton tahıl ile Ukrayna limanlarından demir aldı. Savaştan önce küresel çapta en önemli gıda tedarikçilerinden biri olan Ukrayna’dan dünya pazarlarına her yıl 45 milyon tondan fazla tahıl ihraç ediliyordu.

Ne olmuştu?

Rusya, Cumartesi günü tahıl anlaşmasından çekildiğini duyurmuştu. Rusya Savunma Bakanlığı, çekilmeye gerekçe olarak Kırım’daki Rus gemilerine insansız hava aracı ile saldırı düzenlenmesini göstermişti. Rusya bu saldırıdan Ukrayna’yı sorumlu tutuyor.

Savunma Bakanlığı, saldırı düzenlenen gemilerin tahıl sevkiyatı konvoylarını korumak üzere görev yaptığını belirterek, “Kiev rejimi tarafından İngiliz uzmanların katılımıyla Karadeniz Filosu gemilerine ve tahıl koridorlarının güvenliğini sağlayan sivil gemilere yönelik gerçekleştirilen terör saldırısı nedeniyle Rusya Ukrayna limanlarından tahıl ihracat edilmesini öngören anlaşmanın uygulanmasına katılımını askıya aldı” ifadesine yer vermişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Brezilya’da Seçimi Solcu Lula Da Silva Kazandı

Brezilya’da devlet başkanlığı seçiminin ikinci turunu solcu aday Lula da Silva veya kısa adıyla Lula, ülkenin mevcut lideri Jair Bolsonaro’yu geride bırakarak kazandı. Lula, oyların 50,83’ünü alırken, Bolsonaro ise oyların yüzde 49,17’sini aldı.

Haber Merkezi / Lula da Silva, 1 Ocak 2023’te devlet başkanlığını Bolsonaro’dan devralacak.

Uluslararası seçim gözlemcileri dünkü seçimlerin verimli ve etkin bir şekilde yürütüldüğünü bildirdi. Reuters’e konuşan bir gözlemci, askeri denetçilerin oylama sistemi üzerindeki incelemelerinde herhangi bir kusur bulamadıklarını söyledi.

Lula’nın zaferine karşın, ülkede aşırı sağ ve aşırı sol arasındaki derin ayrılıkların daha da belirginleşeceği yorumları yapılıyor.

Rio de Janeiro’da yaşayan bir doktor olan 60 yaşındaki Ana Valeria Doria Reuters’a yaptığı açıklamada, “Lula için bu ülkedeki bölünmeyi yönetmek kolay olmayacak. Ama şimdilik çok mutluyuz” dedi.

77 yaşındaki Lula, Sao Paulo’da yaptığı ilk konuşmada, “Ülkenin barış ve birlikteliğe ihtiyacı olduğunu“ söyledi, “Brezilyallılar artık kavga etmek istemiyor. Kimse bölünmüş ve sürekli savaş durumunda bulunan bir ülkede yaşamak istemez“ ifadelerini kullandı. Lula, konuşmada 33 milyondan fazla Brezilyalıyı etkileyen açlığı bitireceğini söyledi

“Bugün dünyaya Brezilya’nın geri döndüğünü söylüyoruz” diyen Lula, Amazon ormanlarındaki tahribata karşı da önlem alınacağını açıkladı.

Bolsonaro, seçim sonuçlarına ilişkin bir açıklama yapmadı. Brezilyalılar ABD Başkanı Donald Trump örneğinde olduğu gibi eski liderin sonuçları tanımayacağından endişeli.

Seçim sonuçlarının açıklanmaya başlamasıyla ülkedeki Lula destekçileri farklı kentlerde havaifişeklerle ve alkışlarla kutlamalar gerçekleştirdi. Medyanın paylaştığı bilgilere göre Sao Paulo sokaklarını yüz binlerce insan doldurdu.

Tebrik mesajları gelmeye başladı

Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından, yeni lider Lula’ya dünyadan destek mesajları da geldi. ABD Başkanı Joe Biden, “Gerçekleştirilen adil ve özgür seçimlerin ardından başkan seçilen Lula’yı tebrik ediyorum“ ifadelerini kullandı ve ABD ile Brezilya arasındaki işbirliğini dört gözle beklediğini duyurdu.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise Lula’nın zaferini “Brezilya tarihinde yeni bir sayfa“ olarak yorumladı, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Ortak pek çok zorluğu aşmak için ve iki ülkenin dostluğunu yenilemek için güçlerimizi birleştireceğiz“ dedi.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau da tebrik mesajı yayımlayan liderler arasında.

Ne olmuştu?

Brezilya’da 30 Ekim’de, ikinci tur devlet başkanlığı seçimi gerçekleştirildi. İlk turda, görevdeki Devlet Başkanı Jair Bolsonaro da, en güçlü rakibi Luiz Inacio Lula da Silva da, galibiyet ilan etmek için gerekli oyu alamamıştı.

2 Ekim’deki seçimlerde, Brezilyalı seçmen sadece devlet başkanını belirlemek için oy kullanmamıştı. Aynı zamanda Federal Senato’nun üçte birini, Temsilciler Meclisi’nin 513 üyesini, 27 vali ve eyaletlerin yasama organlarını seçmek için oy vermişti.

Brezilya ekonomisinin büyük zorluklardan geçtiği bir dönemde yapılan bu seçimlere, Bolsonaro ile ezeli rakibi Lula arasındaki kıran kırana mücadele damgasını vurmuştu.

Ülkenin sağcı lideri Jair Bolsonaro, solcu rakibi Lula da Silva ile yarıştığı seçimlerin “iyilikle kötülük” arasında bir savaş olacağını söylüyordu.

Eski cumhurbaşkanı Lula ise kamuoyu yoklamalarında önde görünüyordu ve bu yarışı “demokrasi ve otoriterlik arasında” bir mücadele diye niteliyordu.

Seçim sonuçlarının açıklanmaya başlamasıyla Lula destekçileri sokaklara akın etti. Zaferin kesinleşmesiyle sokaklara coşku hakim oldu.

Ne savunuyorlardı?

Lula:

  • Solcu, eski sendika lideri
  • Amazon yağmur ormanlarını daha iyi korumak için önlemler almayı savunuyor.
  • Gelir transferi projeleri yoluyla ülkedeki açlığı ortadan kaldırmayı hedefliyor.
  • Birçok ülkeyle ilişkileri yeniden kurmayı ve bölgenin liderliğini üstlenmeyi vaadediyor.

Bolsonaro: 

  • Sağcı, popülist, orduda yüzbaşılık yapmış eski milletvekili
  • Çoktandır bekleyen emeklilik reformunu yaptı ve devlette reform yapmayı hedefliyordu.
  • Toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili taleplere karşı çıkmayı ve ülkeyi Hristiyanlık prensipleriyle yönetmeyi savundu.
  • Sıradan halkın silah edinebilme hakkına kavuşmasını sağlamayı vaadediyordu.

Lula da Silva kimdir?

Kısaca Lula olarak adlandırılan İşçi Partili (PT) devlet başkanı adayı Luiz Inacio Lula da Silva, eski devlet başkanı ve eski bir sendika başkanı.

Bu, sol görüşlü Lula’nın altıncı devlet başkanlığı kampanyası. 2003-2010 yılları arasındaki devlet başkanlığı boyunca çok popüler bir siyasetçiydi.

Bunda, ülkenin emtia patlamasıyla finanse edilen ve yoksul ailelere yardım etmek için uygulamaya koyduğu sosyal programların etkisi büyüktü.

Yolsuzluk ve para aklama iddiaları nedeniyle 10 yıl hapis cezasına mahkum edilen Lula, 2018 yılında tutuklandı, cezaevine girdi. Bu nedenle de 2018 seçimlerinde, Bolsonaro’ya karşı yarışamadı.

Ancak adil yargılanmadığı gerekçesiyle 2019’da Lula hakkındaki mahkumiyet kararı iptal edildi. Bu sayede sol görüşlü siyasetçi, bu seçimlerde aday olabildi.

Lula, Brezilya halkına ülkenin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıları aşmayı vaat ediyor.

Paylaşın

Devrim Muhafızları Tehdit Etmişti: İran’da Öğrenciler Yine Sokaklara Döküldü

İran Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı Tümgeneral Hüseyin Selami, ülke genelinde devam eden protestolarla ilgili eylemcileri sert bir şekilde uyararak, “artık gösteri yapmayın, bu son olsun”  tehdidinde bulunmasına rağmen, öğrenciler, yine sokaklara çıktı.

Haber Merkezi / İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar bugünde devam etti. Başkent Tahran başta olmak üzere, Meşhed, Zencan, Erak, Senendec, İsfahan, Mazenderan, Şiraz, Hemedan, Kazvin şehirlerinde bulunan üniversitelerde öğrenciler gösteri düzenledi.

Yönetim karşıtı sloganların atıldığı gösterilerde öğrenciler, gözaltına alınan arkadaşlarının bir an önce serbest bırakılmasını istedi. Gösterilerde zaman zaman protestocular ile güvenlik güçleri ve yönetim yanlısı öğrenciler arasında arbede yaşanıyor.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (Sepahi Pasdaran), 1979’da gerçekleştirilen İslam Devrimi’nin hemen sonrasında Ayetullah Humeyni’nin (Ruhullah Musavi Humeyni) talimatıyla 5 Mayıs 1979 tarihinde “iç düzeni sağlama ve devrimin korunması” gibi görevlerle oluşturuldu.

Askeri varlığının yanı sıra siyasi ve ekonomik alanda da önemli yeri bulunan Devrim Muhafızları, İran ordusuna paralel kuruldu ve emirleri de doğrudan dini liderden alıyor. Asli görevi iç güvenlik olmakla birlikte askeri uzmanlar, DMO’nun düzenli orduya göre çok daha etkin ve baskın olduğunu belirtiyor.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

Hindistan’da Köprü Çöktü: En Az 141 Can Kaybı

Hindistan’ın batısındaki Gujarat eyaletinde nehir üzerindeki yaya köprüsünün çökmesi sonucu en az 141 kişi hayatını kaybetti. Onlarca kişinin de enkazın altında kaldığından endişe edilirken, kurtarma çalışmaları devam ediyor.

Haber Merkezi / Morbi kentindeki asma köprünün çöküş nedeni henüz belirlenemezken, yerel basına göre çöktüğü sırada köprüde yaklaşık 400 kişi bulunuyordu.

Gujarat eyaleti bakanı Brijesh Merja köprüdeki yüzlerce kişinin Macchu Nehri’ne düştüğünü, arama kurtarma çalışmalarının sürdüğünü ve kayıp kişi sayısının henüz tespit edilemediğini aktardı.

Gujarat Emniyet Müdürü Ashish Bhatia ise çok sayıda kişinin kurtarıldığını ancak ölü sayısının artabileceğini açıkladı.

Morbi belediyesinin üst düzey yetkilisi Sandeepsinh Zala, yüzyıldan daha yalı köprünün martta kapatıldığını ve Oreva isimli özel bir firmanın 7 ay süren onarım çalışmalarının ardından sadece 4 gün önce yeniden açıldığını, ancak şirketin köprüyü açarken belediyeden uygunluk ruhsatı almadığını söyledi.

230 metre uzunluğundaki köprü 1800’lerde, İngiliz sömürgesi döneminde yapılmıştı.

Olay Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin, memleketi olan Gujarat’a düzenlediği üç günlük gezi sırasında gerçekleşti.

Modi, “bu trajedi nedeniyle son derece üzgün olduğunu” söyledi. Modi, yakınlarını kaybedenlere ve yaralananlara tazminat ödeneceğini de ekledi.

Köprüden düştükten sonra nehir kıyısına yüzerek kurtulan Prateek Vasava, yerel bir haber kanalına çok sayıda çocuğun nehre düştüğüne tanık olduğunu söyledi.

“Bazılarını yanımda götürmek istedim ama ya boğuldular ya da sürüklendiler” diyen Vasava, köprünün birkaç saniye içinde çöktüğünü ifade etti.

Eyalet yönetimi, felaketle ilgili soruşturma yürütmek için beş kişilik özel bir soruşturma ekibi kurdu.

Hindistan haber ajansı Press Trust, köprünün üzerindeki kalabalığı kaldıramadığı için çöktüğünü bildirdi.

Morbi, dünyadaki seramik üretiminin en önemli alanlarından biridir ve Hindistan’ın seramik üretiminin %80’inden fazlasını oluşturmaktadır.

Hindistan’da köprüler de dahil olmak üzere eski ve bakımsız altyapıdan kaynaklanan kazalar oldukça yaygın yaşanmakta.

2016 yılında Kalküta kentinde işlek bir caddede yer alan bir üst geçidin çökmesi sonucu 26 kişi hayatını kaybetmişti.

Bir haftadan kısa bir süre sonra Arunaçal Pradeş eyaletinde bir nehir üzerindeki bir yaya köprüsü çökmesi sonucu 30 kişi yaşamını yitirmişti.

2006’da Bihar eyaletindeki tren istasyonunda 150 yıllık bir köprünün bir yolcu treninin üzerine çökmesi sonucu en az 34 kişi hayatını kaybetmişti.

Paylaşın

Taliban, Burka Giymeyi Reddeden Öğrencileri Döverek Gözaltına Aldı

Afganistan’ın Bedahşan Üniversitesi’nde okuyan kadın öğrenciler, burka giymeyi reddedince kampüse girişleri engellendi. Kararı protesto etmek isteyen kadın öğrenciler, Taliban güçleri tarafından dövülerek gözaltına alındılar.

Haber Merkezi / Kaynaklar, Bedahşan Üniversitesi’ne bağlı yurtta kalan başka bir kadın öğrenci grubunu da “Taliban’a ölüm” sloganları atığı için  tutukladığını da ekledi.

Kaynaklar, Taliban’ın kadın öğrencilerin üniversitede derslere girmesini engellemek için daha fazla güç kullanmaya başladığını belirtiyorlar.

Ayrıca, Herat, Belh, Kabil ve Bamyan’da kadın öğrencilerin protestoları da Taliban tarafından sert bir şekilde bastırıldı ve çok sayıda öğrenci tutuklandı.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Somali’de Bomba Yüklü Araç Saldırılarında Ölenlerin Sayısı 100’e Çıktı

Somali’nin başkenti Mogadişu’da eğitim bakanlığı önünde bomba yüklü iki aracın infilak etmesi sonucu en az 100 kişi hayatını kaybetti, 300’den fazla kişi de yaralandı. Yetkililer saldırılardan El Şebab’ı sorumlu tutarken, saldırıyı henüz üstlenen olmadı.

Haber Merkezi / Saldırı, 2017 yılının aynı ayında, Somali’nin en büyük bombalı saldırısının gerçekleştiği noktada gerçekleşti. 2017’deki saldırıda aynı noktada patlayıcı yüklü bir kamyon patlatılmış ve en az 600 kişi ölmüş, 1.000 kişi de yaralanmıştı.

Devlet Başkanı Hasan Şeyh Mohamud bu sabah yaptığı açıklamada “Ölü ve yaralı sayıları artmaya devam ediyor” dedi ve ekledi: Somali halkı beş yıl önce aynı noktada düzenlenen saldırıların yarasını saramadan bir saldırı daha gerçekleşti.

Devlet Başkanı Mohamud, yabancı ülkelerden doktor ve ilaç talebinde bulundu: Uluslararası kamuoyuna sesleniyoruz: Lütfen bize ilaç ve doktor gönderin. Tüm yaralıları, gerekli tedavileri için yurt dışına gönderebilecek vaktimiz yok. Durumları her an kötüleşebilir.

Polis sözcüsü Sadiq Doodishe ise, “Gece 2’de Eş-Şebab teröristleri çocuklar, kadınlar ve yaşlılar da dahil olmak üzere sivilleri hedef alan iki patlama gerçekleştirdi” dedi.

Reuters’e açıklama yapan polis memuru Nur Farah, ilk patlamanın bakanlığı vurduğunu, ikinci patlamanın ise çevredekilerin yaralılara yardım etmek için toplandığında meydana geldiğini söyledi.

Acil yardım ekibinden Abdikadir Abdirahman Reuters’e yaptığı açıklamada, “İlk patlama sonrası yaralı olanlara müdahale etmek için geldiğimizde ikinci patlama meydana geldi” dedi.

On yıldan fazla bir süredir Somali’de savaşan El Kaide müttefiki El Şebab, merkezi hükümeti devirmek ve şeriatın katı bir yorumuna dayanan kendi yönetimini kurmak istiyor.

El Şebab,, hem Somali’de hem de başka yerlerde bombalı eylemler gerçekleştiriyor. El Şebab’ın hedefleri arasında askeri tesislerin yanı sıra oteller, alışveriş merkezleri ve trafiğin yoğun olduğu yerler bulunuyor.

Somali 1991’de Siad Barre liderliğindeki askeri yönetimin devrilmesinden bu yana siyasi istikrarsızlık içinde.

Somali, bu yıl çatışmaların yanı sıra son 40 yılın en kötü kuraklığı nedeniyle de zor bir dönem yaşıyor. İklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkeler arasında yer alması beklenen Somali’nin, bu değişimin etkilerini gidermeye yönelik hazırlık yapma imkanı da bulunmuyor.

Dışişleri Bakanlığı, hayatını kaybedenler için taziye mesajı yayımladı. ABD, Almanya ve Katar’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda ülke saldırıyı kınadı.

Paylaşın

Güney Kore: Cadılar Bayramı İzdihamında Can Kaybı 151’e Yükseldi

Güney Kore’nin başkenti Seul’de Cadılar Bayramı kutlamaları sırasında kalabalığın dar bir sokakta ileri itilmesi sonucu oluşan izdihamda can kaybı 151’e yükseldi. izdihamda 19’u ağır 82 kişi de yaralandı.

Konuya ilişkin açıklama yapan yetkililer, hayatını kaybedenlerin büyük kısmının 20’li yaşlardaki gençler olduğunu, 97 kadın ve 54 erkeğin izdihamda can verdiğini bildirdi. Ölenlerden 19’unun yabancı uyruklu, aralarında Çin, Özbekistan ve Norveç vatandaşları var.

Türkiye’nin Seul Büyükelçiliği, izdihamda ölen veya yaralanan Türkiye vatandaşının bulunmadığını açıkladı

355 kayıp ihbarı

Seul şehir yönetimi, olayla bağlantılı 355 kayıp ihbarının alındığını açıkladı.

Ulusal İtfaiye Teşkilatı yetkililerinden Choi Cheon-sik, izdihamın, eğlence mekanlarının yer aldığı dar sokakta arka taraftakilerin kalabalığı itmeleri sonucu yaşandığını düşündüklerini belirtti. Choi, olay yerine 800’den fazla acil durum görevlisi ve 140 civarında acil durum aracı sevk edildiğini dile getirdi.

Ulusal medyada yer alan bazı haberlere göre izdiham, Itaewon’daki eğlence mekanına kimliği açıklanmayan bir ünlünün geleceğine dair söylentilerle kalabalığın buraya akın etmesi sonucu yaşandı.

100 bin kişi katıldı

Seul’ün merkezindeki Itaewon’daki Cadılar Bayramı kutlamalarına yaklaşık 100 bin kişinin katıldığı tahmin ediliyor.

Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde, izdiham sonrasında onlarca kişinin yerlerde cansız yattığı ve acil servis çalışanları ile diğer kişilerin onlara kalp masajı yaptığı görülüyor.

Görgü tanıkları büyük bir kalabalığın aniden 4 metre enindeki sokağa doluştuğunu, arkadakilerin baskısıyla öndekilerin düşerek üst üste yığıldığını aktardı.

Ölü sayısının artmasından endişe edilirken polisin hayatının kaybedenlerin kimliklerinin tespit edilmesi ve aileleri ile irtibat kurulması için çalışmalarını sürdürüyor.

Ulusal Yas ilan edildi

Devlet Başkanı Yoon Suk-yeol, olayın hemen ardından düzenlediği acil durum toplantılarında olay yerinde hızlı ilk yardım görevlilerinin sevk edilmesi ve yaralıların tedavi edilmesi talimatını verdi. Yoon, ayrıca olayla ilgili adli soruşturma başlatılmasını istedi.

Televizyonlardan halka seslenen Yoon, “ulusal yas” ilan ederken, “Bu trajedi ve felaket asla yaşanmamalıydı” dedi.

ABD Başkanı Joe Biden, Seul’da yaşanan izdiham nedeniyle Güney Kore halkına taziyelerini iletti. Biden, yaptığı açıklamada, “(Eşim) Jill ve ben Seul’de sevdiklerini yitiren ailelere başsağlığı diliyoruz. Kore halkının yasını paylaşıyor, yaralılara acil şifalar diliyoruz” dedi.

ABD ile Güney Kore’nin ittifakının her zamankinden daha canlı ve hayati, iki halk arasındaki bağların her zamankinden güçlü olduğunu vurgulayan Biden, “ABD, bu trajik zamanda Kore Cumhuriyeti’nin yanındadır” diye konuştu.

Paylaşın

Güney Kore’nin Başkenti Seul’de Cadılar Bayramı İzdihamı: En Az 120 Ölü

Güney Kore’nin başkenti Seul’de Cadılar Bayramı kutlamaları sırasında kalabalığın dar bir sokakta ileri itilmesi sonucu oluşan izdihamda en az 120 kişi hayatını kaybetti, onlarca kişi de yaralandı.

Haber Merkezi / Olay yerel saatle 22.20 sularında meydana geldi. Yongsan İtfaiye İstasyonu Başkanı Choi Sung-beom, Cadılar Bayramı etkinlikleri sırasında çok sayıda insanın dar bir sokakta düştüğünü söyledi.

Choi, yaralılardan büyük kısmına ‘ani kalp durması’ teşhisi konulduğunu ifade etti. Choi, ayrıca olay yerine 400’den fazla acil durum görevlisi ve ülke çapında 140 civarında acil durum aracı sevk edildiğini açıkladı.

Yetkililer olayın kesin nedenini araştırdıklarını, kurtarma çalışmaları devam ettiği için kayıp sayısının artabileceğini bildirdi. Yetkililer ayrıca, hastanelere nakledilenler arasında yabancılar da olduğunu duyurdu.

Ulusal İtfaiye Teşkilatı yetkilisi Moon Hyun-joo, “Bölge hala kaotik durumda, bu yüzden hala yaralıların tam sayısını belirlemeye çalışıyoruz” dedi.

İçişleri Bakanlığı ve itfaiye yetkilileri ilk yaptıkları açıklamada, 100 civarında kişinin yaralı olduğunu duyurmuştu. Ulusal İtfaiye Teşkilatı, sağlık yetkililerinin acil durumdaki kişi sayısını tam olarak belirlemeye çalıştığını aktardı.

Olayın ardından Güney Kore Devlet Başkanı Yon Suk-yeol, üst düzey yetkililerle acil bir toplantı düzenledi ve bölgeye acil sağlık ekiplerinin gönderilmesi talimatını verdi.

Seul’deki mevcut tüm personeli dahil olmak üzere ülke genelinde 400’den fazla acil durum sağlık çalışanı ve 140 araç, yaralıları tedavi etmek üzere bölgeye sevk edildi.

Öte yandan, yerel medyada yer alan bazı haberlere göre, Itaewon’daki bir eğlence mekanına kimliği açıklanmayan bir ünlünün geleceğine dair söylentilerin ardından insanlar, buraya akın ederek izdihama yol açtı.

Haberlerde, Itaewon sokaklarındaki Cadılar Bayramı kutlamalarına yaklaşık 100 bin kişinin katıldığı iddia edildi.

Paylaşın

Rusya’nın Kırım’daki ‘Karadeniz Filosu’na Saldırı

Rusya, Ukrayna’yı Kırım’daki Karadeniz Filosuna insansız hava aracı ile saldırısı düzenlemekle suçladı ve İngiltere’nin bir gemiye zarar veren bu saldırıda yardım ettiğini iddia etti. İngiltere iddiaları yalanladı.

Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna’dan Kırım’daki savaş ve sivil gemilerine yönelik saldırı düzenlediğini bildirdi.

Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov yaptığı açıklamada saldırının sabah saatlerinde Sivastopol limanında gerçekleştiğini söyledi ve saldırıdan Ukrayna’yı sorumlu tuttu.

Konaşenkov, saldırıda çok sayıda insansız hava aracının kullanıldığını belirterek “İvan Golubets’ isimli mayın tarama gemisi ve Yujnaya limanındaki koruma bariyeri hafif hasar gördü” dedi.

Konaşenkov ayrıca saldırıya uğrayan donanma gemilerinin, tahıl anlaşması kapsamında oluşturulan koridorun güvenliğinin sağlanması sürecinde yer aldığını ifade etti.

İngiltere iddiası

Söz konusu saldırının hazırlık sürecinde İngiltere’den askeri uzmanların yer aldığını ileri süren Konaşenkov, “Bu saldırının hazırlık ve Ukrayna’nın 73. Deniz Operasyonları Özel Merkezi’ne bağlı askerlerin eğitim süreci, Ukrayna’nın Mıkolayiv bölgesindeki Oçakiv kentinde bulunan İngiliz uzmanların yönetiminde gerçekleşti.” ifadelerini kullandı.

Konaşenkov, İngiltere’yi Kuzey Akım borularındaki patlamaya da dahil olmakla suçladı. “Elimizdeki bilgiye göre, İngiltere Deniz Kuvvetleri’ne bağlı aynı birliğin temsilcileri, 26 Eylül’de Baltık Denizi’nde Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2 doğal gaz boru hatlarına yönelik eyleminin planlanması ve gerçekleştirilmesi sürecinde yer aldı.” iddiasında bulundu.

İngiltere’den Rusya’nın iddialarına yalanlama

İngiltere Savunma Bakanlığı, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Rusya’nın söz konusu iddialarını yalanladı.

Açıklamada, “Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna’nın yasa dışı işgalini feci şekilde ele almalarından kaçınmak için destansı ölçekte yanlış iddialarda bulunmaya başvuruyor. Bu uydurulmuş hikaye, Batı’dan çok Rus hükümeti içinde devam eden tartışmalar hakkında daha fazla şey söylüyor.” denildi.

Paylaşın

‘Mahsa Amini’ Protestoları: Devrim Muhafızarı’ndan Göstericilere Tehdit

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar devam ederken, İran Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı Tümgeneral Hüseyin Selami, eylemcileri tehdit etti.

Tümgeneral Hüseyin Selami, “Sokaklara çıkmayın. Bugün ayaklanmaların son günü.” ifadesini kullandı.

Eylül ayında Amini’nin ölümü sonrası başlayan ve toplumun tüm kesimlerinden vatandaşların katıldığı bir halk isyanına dönüşen protestolar, 1979 İslam Derimi’nden bu yana ruhani liderliğe karşı en sert tepki ve meydan okumalardan biri olarak öne çıkıyor.

İnsan hakları örgütleri, altıncı haftasına giren eylemlerde İran genelinde şu ana kadar en az 250 protestocunun öldürüldüğünü ve binlerce kişinin tutuklandığını belirtiyor.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (Sepahi Pasdaran), 1979’da gerçekleştirilen İslam Devrimi’nin hemen sonrasında Ayetullah Humeyni’nin (Ruhullah Musavi Humeyni) talimatıyla 5 Mayıs 1979 tarihinde “iç düzeni sağlama ve devrimin korunması” gibi görevlerle oluşturuldu.

Askeri varlığının yanı sıra siyasi ve ekonomik alanda da önemli yeri bulunan Devrim Muhafızları, İran ordusuna paralel kuruldu ve emirleri de doğrudan dini liderden alıyor.

Asli görevi iç güvenlik olmakla birlikte askeri uzmanlar, DMO’nun düzenli orduya göre çok daha etkin ve baskın olduğunu belirtiyor.

Öte yandan, İran yönetimi, ülkede Eylül ayında ahlak polisi tarafından gözaltına alınmasının ardından hayatını kaybeden 22 yaşındaki Jina Mahsa Amini’nin ölümünün ardından başlayan ve rejim karşıtı eylemlere dönüşen protestolar hakkında açıklama yaptı.

Resmi basın organlarında yayınlanan açıklamada, ülkedeki protestolardan Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA), İngiltere Elektronik İstihbarat Servisi (GCHQ) ile İsrail dış istihbarat servisi (Mossad) sorumlu tutuldu. İran yönetimi açıklamasında Facebook, Instagram, Whatsapp, Twitter gibi sosyal medya platformlarının da İran’a yönelik “komplonun parçası” olduğunu savundu.

İran yönetimi geçen haftalarda da Batı ve Batılı medya organlarının ülkedeki protestolardan sorumlu olduğunu açıklamış ve protestoları “kışkırttığı” suçlamasında bulunmuştu. Söz konusu suçlamalara göstericilere yönelik müdahalenin sertleştirileceği tehditleri de eklenmişti.

BM’den kınama

Birleşmiş Milletler (BM) İran’daki rejim karşıtı eylemlere polisin sert müdahalesini kınayan bir mesaj yayınladı. Bir BM Sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, “Göstericilerin ölümü veya ağır yaralanmasına yol açan her tür müdahaleyi kınıyor ve güvenlik görevlilerinin barışçıl göstericilere karşı gereksiz ve ölçüsüz şiddete son vermesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz” ifadeleri yer aldı. Sözcü, sorumluların yargı karşısında hesap vermesi gerektiğini ifade etti.

BM Sözcüsü ayrıca İran’ı insan haklarına bağlı kalmaya ve insanların sorunları ile ilgilenmeye çağırarak krizin “diyalog yoluyla” çözümlenmesi gerektiğini ifade etti.

Protestolar dinmiyor

Öte yandan İran’da Eylül ortasından bu yana devam eden protestolara bir kez daha şiddet karıştı. İnsan hakları aktivistlerinin verdiği bilgilere göre, İran’ın güneyindeki Şehidan bölgesinde düzenlenen protestolarda polis göstericilere ateş açtı.

ABD merkezli aktivist haber ajansı HRANA, polisin göstericilere sert şekilde müdahale ettiğini ve ateş açtığını bildirdi. İran resmi medya organları, gösterilerde bir kişinin öldüğünü, 14 kişinin ise yaralandığını öne sürdü. Ancak bu veriler bağımsız kaynaklarca teyit edilmedi.

İnsan hakları aktivistlerinin verilerine göre, gösterilerin başlamasından bu yana en az 250 kişi hayatını kaybetti; binlerce kişi de gözaltına alındı.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın