Başörtüsüz Yarışmıştı: İranlı Sporcu Elnaz Rekabi’nin Ailesine Ait Ev Yıkıldı

Güney Kore’nin başkenti Seul’de düzenlenen bir şampiyona sırasında başörtüsü olmadan yarışan kaya tırmanışçısı Elnaz Rekabi’nin ailesinin evinin polis tarafından yıkıldığı öne sürüldü. Evin devletin emriyle yıkılıp yıkılmadığı ise henüz doğrulanmadı.

Ayrıca Rekabi’nin ailesinin, gerekçesi açıklanmayan bir nedenden ötürü 5 bin dolara yakın para cezasına çarptırıldığı da iddia edildi.

Başörtüsüz yarışarak gündem olan İranlı tırmanıcı Elnaz Rekabi’nin ailesinin evinin yıkıldığı iddia edildi.

Birleşik Krallık (BK) merkezli Farsça haber kanalı Iran International’ın paylaştığı videoda, 33 yaşındaki Rekabi’nin ailesinin evine ait olduğu düşünülen binanın yıkıntıları gösterildi.

Tırmanıcının kardeşi Davud Rekabi’nin ağladığının da görüldüğü videoyu kimin çektiği bilinmiyor.

ABD’nin tanınmış medya kuruluşlarından CNN’in haberinde, videodaki kişinin şu ifadeleri kullandığı aktarıldı:

Gördükleriniz, bu ülkede yaşamanın sonucu. Bu kişi, ülkeye birçok madalya kazandıran bir şampiyon. Ülkesini gururlandırmak için çok çalıştı. Ama bunun karşılığında kendisine biber gazı sıktılar, 39 metrekarelik evi yıkıp gittiler. Ne diyebilirim ki?

Yerel medyada yer alan haberlerde Zencan şehrindeki evin polis tarafından yıkıldığı öne sürüldü. Öte yandan CNN, evin devletin emriyle yıkılıp yıkılmadığının henüz doğrulanamadığını, yetkililerin ya da hükümete yakın medyanın olaya dair yorum yapmadığını bildirdi.

Muhalif yurttaş gazetesi Iran Wire’ın aktardığına göre kardeşi Elnaz gibi tırmanıcı olan Davud’un ulusal ve uluslararası yarışmalarda en az 10 madalyası var.

16 Ekim’de Güney Kore’nin başkenti Seul’de düzenlenen Asya Kaya Tırmanışı Şampiyonası’nın son turunda başörtüsüz yarışan Rekabi’nin bu hareketi, muhalifler tarafından ülkede süren Mahsa Emini protestolarına destek olarak yorumlanmıştı.

Kendisinden bir süre haber alınamayan sporcu, Instagram hesabından yaptığı paylaşımda başörtüsünün yanlışlıkla düştüğünü savunmuştu. BK’nin kamu yayımcısı BBC’nin İran bürosuysa kimliğini açıklamadığı kaynaklardan edindiği bilgiye göre tırmanıcının özür dilemesi için baskı altında bırakıldığını öne sürmüştü.

19 Ekim’de ülkesine dönen sporcunun ev hapsine alındığı iddia edilmişti. İranlı yetkililerse bunu reddederek, sporcunun dinlenmesi için eve gönderildiğini savunmuştu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

IŞİD’in Geri Dönme Olasılığı Gerçekten Var Mı?

Yıllardır süren hava saldırıları ve örgüt liderlerine yönelik nokta atışı operasyonlara rağmen Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tehdidi ortadan kalkmış değil. Peki IŞİD’in güçlü bir şekilde geri dönme olasılığı gerçekten var mı?

Türkiye’nin Suriye’de yeni bir kara harekatı düzenlemesi beklenirken ABD’den böyle bir operasyonun IŞİD’le mücadeleye zarar vereceği uyarısı geldi. Salı günü yaptığı açıklamada Pentagon sözcüsü Patrick Ryder, Türkiye’nin olası operasyonunun IŞİD’le mücadelede elde edilen kazanımları “ciddi şekilde tehlikeye atacağını” söyledi.

Çarşamba ise mevkidaşı Hulusi Akar’la telefonda görüşen ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, “Türkiye’nin Suriye’de yeni bir askeri operasyon düzenlemesine güçlü karşıtlığını” dile getirdi.

Peki IŞİD’le mücadele ne durumda? ABD yönetiminin Ankara’ya itirazının altında ne yatıyor?

DW Türkçe’den Muhammed Kafadar’a konuşan Washington Enstitüsü’nden terörle mücadele uzmanı Devorah Margolin’e göre IŞİD halen Suriye’nin orta ve kuzeydoğusunda aktif.

“Sadece 2022’de Suriye’deki 251 saldırıyı üstlendiler” diyen Margolin, Ocak ayında IŞİD’in Haseke hapishanesinde tutuklu üyelerini kaçırmak için düzenlediği baskına dikkat çekti. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kontrolündeki hapishanede 3000 kadar IŞİD’li tutuluyordu. Baskın sonucu çıkan çatışmada yüzlerce kişi öldü. Hapishane Türkiye sınırına yaklaşık 80 kilometre mesafede.

SDG’nin öncelikleri değişiyor

SDG’nin ana gövdesini ise Türkiye’nin PKK’nın uzantısı olarak gördüğü ve terör örgütü kabul ettiği YPG oluşturuyor. “Eğer Türkiye, Kürtlerin kontrolündeki alanlara saldırırsa SDG önceliklerini değiştirmek zorunda kalacaktır” diyen Margolin, IŞİD tutuklularının bulunduğu tesisleri koruyan güçlerin başka yerlere kaydırılması durumunda söz konusu hapishane ve kampların yeni baskınlara karşı savunmasız kalacağını savundu.

Margolin’e göre bu senaryo halihazırda yaşanıyor:

“Türkiye’nin devam eden hava saldırıları, SDG ve ABD’nin ortak devriyelerinin sayısında azalmaya yol açtı. Olası sonuçlarını şimdiden görüyoruz. SDG güçlerini kaydırdığı için daha az devriye yapılıyor.”

SDG komutanı Mazlum Abdi, “Türkiye’nin hava saldırıları yüzünden ABD liderliğindeki koalisyon ile sürdürdükleri IŞİD karşıtı operasyonları durdurduklarını” söylemişti. Pentagon sözcüsü Ryder da Salı günü SDG devriyeleri sınırlandırdığından kendilerinin katılımının da azaldığını açıklamıştı.

ABD askeri Suriye’de ne yapıyor?

Amerikan ordusunun Suriye’nin kuzeyindeki topraklarda 900 kadar asker bulundurduğu biliniyor. Washington merkezli düşünce kuruluşu Atlantic Council’den Thomas Warrick, bu birliklerin temel misyonuna ilişkin “Temelde SDG’lilere eğitim ve teknik destek sağlıyorlar. Öncelikleri SDG ile ilişkileri geliştirmek. IŞİD’e karşı çatışmalara dahil olmuyorlar” değerlendirmesini yaptı.

Yine de ABD güçleri geçtiğimiz aylarda bazıları Türk askerinin kontrolündeki bölgeler içinde olmak üzere IŞİD liderlerinin yakalanmasına yönelik operasyonlar düzenledi.

Bu arada bölgede sadece asker değil, Amerikalı sivil personel de bulunuyor. ABD iç güvenlik ve dışişleri bakanlıklarında çeşitli görevler yapmış olan Warrick, “ABD’li diplomatlar SDG’li yetkililerle temas halinde, bölgeye giderek görüşmeler yürütüyorlar. Benzer şekilde insani yardım programları için de gidip gelenler var. Bunlar SDG ile değil, yerel yardım gruplarıyla irtibat halinde” dedi.

ABD’nin hafta ortasında diplomatlar dahil bölgedeki sivil personelini Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin başkenti Erbil’e tahliye ettiği iddia edilmişti. Bu gelişmeye dair Warrick, “Askeri tehdit varsa siviller bölgeden çıkarılmış olabilir. ABD’nin isteyeceği son şey bir Amerikalı sivil ya da askerin Türkiye tarafının ateşiyle ölmesi olur. Bu Türkiye’nin de çıkarına olmaz” yorumunu yaptı.

IŞID tehdidi neden bitmiyor?

Yıllardır süren hava saldırıları ve örgüt liderlerine yönelik nokta atışı operasyonlara rağmen IŞİD tehdidi ortadan kalkmış değil. Uzmanlara göre, Avrupa başta olmak üzere Batılı ülkelerin politikaları bunda rol oynuyor.

Thomas Warrick, “IŞİD bölgesel kontrolünü kaybetse de geri dönmeye çalışıyor. Belirli bir alanı kontrol etmiyorlar ancak kuzeydoğu Suriye’de varlıkları sürüyor. Ağları, siviller üzerinde etkileri var” dedi.

Temel problem ise binlerce savaşçı ve yakınlarının tutulduğu hapishane ve kamplar. Warrick, “IŞID’li binlerce savaşçının eşleri ve çocukları SDG kontrolündeki El-Hol kampında tutuluyor. Kamptaki çocukların radikalleşmeye devam ettiği yönünde farklı kaynakların raporları var. Birçok ülke, özellikle Avrupa’nın oradaki vatandaşlarını geri almakta isteksiz olduğunu görüyoruz” diye konuştu.

“IŞİD’in geri dönebilme riski var” diye ekleyen Warrick, “Özellikle hapishanedeki üyelerini kaçırmakla ilgililer” görüşünü aktardı. Kamplardaki yabancı savaşçı ve yakınlarını kendi ülkelerinde hapsetmek için yeterli kanıt bulamayan Avrupa ülkelerinin, geri alırlarsa “kısa sürede serbest kalmalarından endişe ettiğini” söyleyen Warrick, “Bu yüzden SDG’nin onları Suriye’de tutmasını istiyorlar” dedi.

Hapishane ve gözaltı merkezlerinde aktifler

IŞİD’in SDG kontrolündeki hapishane ve gözaltı merkezlerinde aktif olduğunu kaydeden Margolin de buralarda yaşanan ölümcül şiddet olaylarına ve bunun etkilerine dikkat çekti. El-Hol’de yalnızca bu yıl en az 100 ölüm vakası yaşandı. ABD ve ortaklarının IŞİD karşıtı çabalarının sadece askeri operasyonlarla sınırlı olmadığını kaydeden Margolin, “Bu çabalar, diğer ülkeleri vatandaşlarını geri almaya teşvik ederek kuzeydoğu Suriye’de gözaltında bulunan IŞİD’lilerin sayısını azaltmayı da içeriyor” dedi.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Dünyaya Rekor Bağış Çağrısı

Mayıs ayında dünya genelinde çatışmalar, gıda güvensizliği ve iklim değişikliği nedeniyle evini terk etmek zorunda kalan insan sayısının ilk kez 100 milyonu geçtiğini ortaya koyan BM, 2023 yılında dünya genelindeki ihtiyaç sahiplerine yardım edilebilmesi için 51,5 milyar dolar toplanması gerektiğini duyurdu. Bu, BM’nin şu ana kadar talep ettiği en büyük bağış miktarı oldu.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) 2023 yılında 65 milyon insanın daha yardıma muhtaç durumda olacağı öngörüsünde bulundu. Yapılan tahmin, 68 ülkedeki toplam ihtiyaç sahibi sayısını 339 milyona çıkaracak. Bu sayı, dünya nüfusunun yüzde 4’ünden fazlasına tekabül ediyor.

İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlediği basın toplantısında konuşan BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Martin Griffiths, Ukrayna’daki savaş ve Pakistan’dan Afrika Boynuzu’na kadar uzanan bir bölgede yaşanan “öldürücü kuraklık ve selleri” hatırlatarak “Bu yılki aşırı olaylar 2023’e de sıçrayacağı için insani ihtiyaçlar şoke edici şekilde fazla” ifadesini kullandı.

Evlerini terk etmek zorunda kalan insan sayısının şu an dünya genelinde 100 milyonun üzerinde olduğunu belirten Griffiths, “Bu çağrı, eşikteki insanlar için bir can simidi” dedi.

OCHA raporuna göre, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası başlayan savaş, gıda ihracatını büyük sekteye uğratırken 37 ülkede yaklaşık 45 milyon insanı açlıkla yüz yüze bıraktı. Rapor, 53 ülkedeki en az 222 milyon insanın da akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya olduğunu belirtti. OCHA, iklim değişikliği, kamu sağlığı ihtiyaçları ve cinsiyet eşitsizliğinin de ekstra güçlük yarattığını bildirdi.

2022 hedefinin çok uzağında kalındı

BM’nin bu yılki çağrısında belirttiği meblağ, geçen yıla göre yüzde 25 artış gösterdi. Ancak BM, henüz 2022’de ulaşmayı hedeflediği meblağ için dahi yeterli bağış toplayamadı. BM’nin Kasım ayı ortasındaki verileri, 2022 hedefinin sadece yüzde 53’üne ulaşılabildiğine işaret etmişti.

BM açıklamasında, “Bu nedenle insani kuruluşlar eldeki fonla kime yardım edeceğine karar vermek zorunda kalıyor” denildi. BM’nin geçen Mayıs ayında yayımladığı veriler, dünya genelinde çatışmalar, gıda güvensizliği ve iklim değişikliği nedeniyle evini terk etmek zorunda kalan insan sayısının ilk kez 100 milyonu geçtiğini ortaya koymuştu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İsveç’ten Flaş Açıklama: NATO Görüşmelerinde İlerleme Sağlandı

İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Finlandiya Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto ile NATO Dışişleri Bakanlarıyla Bükreş’te yaptıkları toplantıyı ülkesinin devlet televizyonu SVT’ye değerlendirdi.

İsveç Dışişleri Bakanı Billström, “NATO görüşmelerinde ilerleme sağlandı. Bunu dün Bükreş’te görüştüğümüz diğer meslektaşlarım da onayladı. Çok yakında Türkiye’ye gideceğim ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile görüşeceğim. Orada birçok konuyu ele alma fırsatı bulacağız. Bu görüşmeyi de dört gözle bekliyorum” dedi.

Türkiye’nin, ne zaman İsveç’in NATO üyeliğini onaylayacağını bilmediğini söyleyen Billström, “Sabit bir zaman dilimini işaret etmek yanlış olur. Ancak dün Bükreş’teki görüşmede ortaya çıkan, ilerleme sağlandıkça Türkiye’nin parlamentosu İsveç’in NATO üyeliğini onaylayacak bir noktaya gelebilir” dedi.

Finlandiya ve İsveç’in NATO üyelik başvurusu

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından 18 Mayıs’ta resmen NATO üyeliğine başvuran Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılım protokolleri 5 Temmuz 2022’de Brüksel’deki NATO Karargahında imzalandı.

30 üye ülkenin temsilcileri, İspanya’nın başkenti Madrid’de 29-30 Haziran’da yapılan NATO zirvesinde Türkiye’nin itirazlarını bir kenara bırakmasıyla iki ülkenin ittifaka davet edilmesi yönünde alınan karar doğrultusunda gerekli formaliteleri tamamlamak için karargahta bir araya geldi.

Bu bağlamda, 30 NATO üyesi ülkenin temsilcileri, İsveç ve Finlandiya’nın İttifaka katılım protokollerini imzaladı. Söz konusu katılım protokollerinin NATO üyesi ülkeler tarafından kendi ulusal yasaları ve prosedürleri uyarınca onaylanması gerekiyor.

Tüm üye ülkeler, kendi onay süreçlerini tamamladıktan sonra Washington Antlaşması’nı saklayan Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) yeni üyenin katılımını öngören protokolleri kabul ettiklerine dair bildirim yapıyor.

Bütün aşamalar tamamlanınca NATO Genel Sekreteri, bu durumda Jens Stoltenberg, yeni üyeleri İttifaka katılmaya çağırıyor. Son olarak yeni üyeler de kendi ulusal yasal sürecini tamamlayarak katılım belgesini ABD’ye teslim ediyor ve katılım süreci tamamlanıyor.

Paylaşın

‘Mahsa Amini Protestoları’nda Bilanço Ağırlaşıyor: Can Kaybı 448’e Yükseldi

İran İnsan Hakları Örgütü, ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolarda can kaybının 448’e yükseldiğini açıkladı.

Haber Merkezi / İran İnsan Hakları Örgütü bilançonun toplam 26 kentten elde edilen verilerle oluşturulduğunu, en ağır bilançonun ise Sistan-Belucistan, Sine, Batı Azerbaycan, Mazendaran ve Kirmaşan kentlerinde yaşandığını kaydetti.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

Mahsa Amini Protestoları: İranlı General: 300’den Fazla Kişi Öldü

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar devam ederken İran Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Emir Ali Hacızade, 300’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini söyledi.

Haber Merkezi / İran Öğrenci Haber Ağı SNN’ye göre dün akşam Tahran’daki Şehit Recai Üniversitesi’nde konuşan Hacızade, 11 haftadır devam eden protestolarla ilgili olarak “Elimde son veriler yok. Ama 300’den fazla kişi şehit oldu ve öldü” dedi.

Hacızade’nin “şehit” sözcüğüyle güvenlik güçlerini, “öldü” sözcüğüyle de protestocuları kastettiği düşünülüyor.

Emir Ali Hacızade, “Kandırılarak bu eylemlere katılanlar karşı devrimci değil bizim evlatlarımız ve halkımızın bir parçası. Onlara gerçekleri anlatmalıyız” dedi.

Protestoları güç kullanarak bastıran İran yönetimi, hayatını kaybeden ya da yaralanan kişilerle ilgili açıklama yapmıyor.

Norveç merkezli İran İnsan Hakları Merkezi adlı grup, protestolarda şimdiye kadar 60’ı çocuk 29’u kadın 448 kişinin hayatını kaybettiğini duyurmuştu. Ancak diğer insan hakları örgütleri gerçek sayının bundan çok daha yüksek olduğunu söylüyor.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

Yedi Ülkeden İslamcı Örgütlere Karşı Ortak Savunma Gücü Hazırlığı

Batı Afrika ülkeleri Gana, Mali, Nijer, Togo, Benin, Burkina Faso ve Fildişi Sahili, cihatçı İslamcı örgütlere karşı harekete geçiyor. 7 ülkenin, İslamcı militanlara karşı kurmaya karar verdiği ortak askeri gücün önümüzdeki ay faaliyetine başlaması bekleniyor.

IŞİD ve El Kaide bağlantılı olduğu belirtilen örgütlerin saldırıları bölgede güvensizlik ortamını artırırken, son iki yılda Mali’de ve Burkina Faso’da askeri darbelere zemin hazırladı.

Birleşmiş Milletler’e göre, bu yılın ilk yarısında bölgedeki çatışmalarda 2 bin kişi öldü, 2 milyon kişi evini terk etmek zorunda kaldı ve yaklaşık 10 milyon kişi gıda yardımına muhtaç hale düştü.

Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya bu ay arka arkaya yaptıkları açıklamalarda, Rusya’yla ilişkileri gelişen askeri cuntanın yönettiği Mali’deki askeri güçlerini çekeceklerini duyurdu.

Gana başkenti Akra’da geçen hafta buluşan Benin, Burkina Faso, Fildişi Sahili, Gana, Mali, Nijer ve Togo devlet liderleriyle Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Afrika Birliği ve Avrupa Birliği temsilcileri, 5 yıl önce başlattıkları askeri ve istihbarat işbirliğini büyüterek ortak güç kurma kararı almıştı.

Toplantıya ev sahipliği yapan Gana Devlet Başkanı Nana Akufo-Addo, militanların Batı Afrika’nın güneyindeki sahil bölgelerine yayıldığına dikkkat çekti.

Gana Ulusal Güvenlik Bakanı Albert Kan-Dapaah, haber portalı Semafor’a yaptığı açıklamada, ülke ordularına takviye kuvveti görevi yapacak gücün planlamasının sürdüğünü söyledi:

“Bölgeden, özellikle Mali’den Batılı askerlerin çekilmesinden kesinlikle kaygılıyız ama Akra Girişimi kendi sorunlarımıza yerli çözüm üretebilir.”

ECOWAS Komisyonu Başkanı Omar Touray, “terörizme ve şiddet kullanan köktencilere karşı” bu girişimi desteklediklerini dile getirdi.

Lagos’taki danışmanlık şirketinin ortağı Cheta Nwanze, Boko Haram ve IŞİD’in Batı Afrika kolu gibi örgütlerle mücadele deneyimine sahip 223 bin kişilik Nijerya ordusunun bu güç içinde olmamasının büyük eksiklik olacağını söyledi:

Gana ordusu yaklaşık 16 bin personelden oluşuyor. Nijerya’da daha kalabalık haydut grupları var, yani Britanyalılar bunu sadece afili laflarla değil personel bakımından da desteklemeye istekli değilse boşuna zaman harcıyoruz demektir.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Rusya’yı paralı askerlik şirketi Wagner Grubu ve propaganda aygıtları aracılığıyla Mali’de ve bölgede Fransız karşıtı duyguları körüklemekle suçlamıştı.

Mali Dışişleri Bakanı Abdoulaye Diop, bu ay başında yapılan 8. Dakar Uluslararası Afrika’da Barış ve Güvenlik Forumu’ndaki konuşmasında, Fransa’yı eleştirdi:

“Mali, egemenliğine, stratejik seçimlerine ve ortaklık tercihlerine saygı duyulmasını, Malililerin hayati çıkarlarının dikkate alınmasını istiyor. Bunlara uyulursa Mali’nin, Fransa dahil olmak üzere hiçbir ortakla sorunu olmaz.”

Fransa’nın hava sahası ihlallerini şikayet eden Mali’nin başvurusu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde değerlendirilmeyi bekliyor.

Gelişmeleri yorumlayan All Africa internet sitesi editörü Michael Tantoh şöyle yazdı: Eski Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın dediği gibi, Afrika olmadan Fransa, Üçüncü Dünya ülkesi durumuna düşer. Ancak yeni nesil Afrikalılar, Frankofon Afrika’nın sömürgecilik geçmişinden kopmaya çok istekli gözüküyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

İran’da Rap Şarkıcısı Salehi, Ölüm Cezasına Çarptırılabilir

22 yaşındaki Mahsa Amini’nin başörtüsü kurallarına uymadığı gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmesi ile başlayan ve 10 haftadır devam eden protestoları destekleyen muhalif rap şarkıcısı Toomaj Salehi, ölüm cezasına çarptırılabilir.

Salehi “yozlaşma ve fesatlık” ile suçlanıyor. Bir yargı yetkilisine göre 31 yaşındaki Salehi propaganda, düşman bir hükümetle işbirliği ve şiddeti kışkırtmakla da suçlanıyor.

Yetkili, davanın Salehi’nin avukatıyla iletişime geçmesine olanak vermeden başladığı iddialarını ise reddediyor. Salehi ülkedeki protestolara katıldığını gösteren videoları paylaştıktan sonra geçen ay gözaltına alınmıştı.

10 haftadır devam eden protestoları destekleyen Salehi ayrıca aynı zamanda konuyla ilgili rap şarkıları da yayınlamıştı.

İranlı yetkililer, yabancı düşmanların kışkırttığı bir “isyan” olarak tanımladıkları protestoları haftalardır bastırmaya çalışıyor.

İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA) adlı web sitesine göre protestolarda şimdiye kadar en az 451 kişi hayatını kaybetti ve 18 binden fazla kişi gözaltına alındı.

HRANA aynı zamanda yaklaşık 60 güvenlik görevlisinin öldüğünü bildirdi.

Salehi 30 Ekim’de, gözaltına alınmasından sadece birkaç gün önce CBC News adlı haber kanalıyla yaptığı bir röportajda düzeni eleştiren videolar yayımlamanın “zor olduğunu ve kendisini rejim güçleri için bir hedef haline getirdiğini” söylemişti.

Röportaj sırasında Salehi, İranlıların “korkunç bir yerde yaşadığını” ve “gücüne, parasına ve silahlarına tutunmak için tüm ülkeyi öldürmeye hazır olan bir mafya ile baş etmeye çalıştığını” belirtmişti.

Kasım’da İran devlet medyası, Salehi’nin İsfahan eyaletinde gözaltına alındığını gösteren bir video yayınladı.

Bu videoda Salehi olduğunu söyleyen ama gözleri bağlı olan bir adamın yerde oturduğunu görebiliyoruz.

Sesi titreyen bu adam, protestolardan alınan bir görüntüde güvenlik güçlerinin ülkeden gitmesi gerektiğini söylediğine değiniyor ve “hata yaptığını” söylüyor.

İfade özgürlüğü savunuculuğu grubu Article 19, “Toomaj’ın baskı altında itiraf etmeye zorlanmasını” kınadı.

“Asılsız suçlamalarla, ölümden korkmayanlara bir ders vermek istiyorlar”

Yarı resmi İsna adlı haber ajansına göre İsfahan bölge yargı başkanı, Pazar günü yaptığı açıklamada Salehi’nin “yozlaşma ve fesatlık” ile suçlandığını doğruladı ve “ciddi zararlara yol açacak yanlış bilgileri geniş çaplı bir şekilde yaydığını” söyledi.

CBC’ye konuşan Salehi’nin Londra’da yaşayan kuzeni Azadeh Babadi, rap şarkıcısının suçlu bulunmasını sağlamak için delil uydurulmasından korktuğunu söyledi.

Çok sayıda müzisyen, benzer endişeleri dile getirerek Salehi’nin isminin sosyal medyada yoğun bir şekilde paylaşılmasını talep etti.

Hichkas adlı rap şarkıcısı Twitter’da İslam Cumhuriyeti’nin, “Toomaj’ı öldürmeye çalıştığını” paylaşırken şarkıcı Mehdi Yarrahi, “Asılsız suçlamalarla, ölümden korkmayanlara bir ders vermek istiyorlar” yazdı.

Yargı, şimdiye kadar ismi verilmeyen ve protestolarla bağlantılı bir şekilde gözaltına alınan altı kişinin ölüm cezasına çarptırıldığını açıkladı.

Uluslararası Af Örgütü’ne göre Salehi’nin yanı sıra en az 15 kişiye daha idam cezasıyla sonuçlanabilecek suçlamalar yöneltildi.

Bu kişilerin arasında rap şarkıcısı Saman Yasin de bulunuyor.

Bazı ünlüler ve üst düzey yetkilileri kefaletle serbest bırakıldı

Öte yandan Pazar günü İran medyası, protestolara dahil oldukları veya protestoları destekledikleri gerekçesiyle gözaltına alınan bazı ünlülerin ve üst düzey yetkililerin kefaletle serbest bırakıldığını bildirdi.

Bu kişilerin arasında ünlü oyuncu Hengameh Ghaziani, aktivist ve blog yazarı Hossein Ronaghi, eski uluslararası futbolcu Voria Ghafouri ve eski milletvekili Parvaneh Salahshouri de bulunuyor.

Ghaziani bu ayın başlarında bir videoda başörtüsünü çıkararak protestoculara destek vermişti.

Benzer bir şekilde gözaltına alınan oyuncu Katayoun Riahi hakkında ise herhangi bir açıklama yapılmadı.

İran’ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in yeğeni, İran dışında yaşayan insanları hükümetlerine Tahran ile bağlarını kesmeleri için baskı yapmaya çağırdı.

Aktivist olan Farideh Moradkhani çektiği bir video aracılığıyla, “Ey özgür insanlar, bizimle olun ve hükümetlerinize bu cani ve çocuk öldüren rejimi desteklemeyi bırakmalarını söyleyin” dedi.

Bu video, Moradkhani’nin geçen hafta Tahran’da belirsiz suçlamalarla gözaltına alındığı bildirilen Fransa’daki erkek kardeşi tarafından yayımlandı.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Mogadişu’da Lüks Otele Silahlı Saldırı: En Az 4 Ölü

Somali’nin başkenti Mogadişu’da bir otele düzenlenen silahlı saldırıda en az dört kişi öldü, onlarca kişide yaralandı. Saldırıyı Eş Şebab örgütü üstlendi. Eş Şebab, Somali’de hükümeti devirerek kendi katı şeriat yorumuna göre bir düzen kurmayı hedefliyor.

Ülke basınındaki habere göre, otel çevresinde güvenlik güçleriyle silahlı kişiler arasında dün akşam başlayan ve halen devam eden çatışmalar devam ediyor. Ölü ve yaralı sayısının artabileceğinden endişe ediliyor.

Eş Şebab, Afrika Birliği güçlerinden ve yerel milislerden destek alan hükümet kuvvetlerinin büyük bir alanı yeniden ele geçirmesine rağmen saldırılarını sürdürüyor.

Reuters haber ajansının sorularını yanıtlayan Somali polis yetkilileri, Pazar gecesi düzenlenen saldırıya katılan silahlı ve bombalı militanların sayısını bilmediklerini söylüyor.

Bir görgü tanığı “önce büyük bir patlama ardından da şiddetli bir silahlı çatışma sesi duyduğunu” anlattı.

Otelin yakınında yaşayan Ahmed Aldullahi, “İçerideyiz, silah seslerini dinliyoruz” dedi.

Polis memuru Muhammed Abdi, oteldeki bazı üst düzey bürokrat ve siyasetçilerin pencerelerden kaçırılarak kurtarıldıklarını anlattı.

Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, görevi devraldıktan üç ay sonra, Ağustos ayında, yine Mogadişu’daki lüks bir otele yönelen ve 20’den fazla kişinin ölümüne yol açan bir saldırıdan sonra, İslamcı militanlara topyekun savaş açtığını ilan etmişti.

Bu açıklamadan iki ay sonra Mogadişu’daki kalabalık bir caddede iki otomobile konan ve infilak eden bombalar yüzünden en az 100 kişi hayatını kaybetmiş ve saldırıyı yine Eş Şebab üstlenmişti.

Cumhurbaşkanı Mahmud bu olaydan sonra ülkede geniş bir bölgeyi kontrol eden Eş Şebab’dan köy ve kasabaları geri almak amacıyla Somali ordusunu ve hükümeti destekleyen aşiret milislerini harekete geçirdi.

Eş Şebab, Somali’de hükümeti devirerek kendi katı şeriat yorumuna göre bir düzen kurmayı hedefliyor.

Paylaşın

AB’den ABD’ye Ukrayna Suçlaması: Savaştan Kar Etme

Üst düzey bir AB yetkilisi, “Gerçek şu ki, bu savaştan en çok kazanç sağlayan ülke ABD çünkü daha fazla gaz satıyor ve bunu daha yüksek fiyatlara satıyorlar. Bunun yanı sıra çok daha fazla silah satıyorlar” dedi.

AB ile ABD arasında son haftalardaki en büyük gerilim noktası, ABD Başkanı Biden’in yeşil sübvansiyonları ve vergileri oldu.

Avrupa, ABD’yi savaşı kar elde etme aracına çevirmekle suçluyor. Rusya Lideri Vladimir Putin’in savaşı, Batı birliğini yok etmekle tehdit ederken, AB yetkilileri, aşırı yüksek gaz fiyatları, silah satışları ve ticareti nedeniyle ABD Başkanı Joe Biden’ı eleştiriyor.

Üst düzey Avrupalı ​​yetkililer, Joe Biden yönetimine öfkeli ve şimdi AB ülkeleri acı çekerken Amerikalıları savaştan bir servet kazanmakla suçluyor.

Üst düzey bir yetkilinin POLITICO’ya verdiği demeçte, “Gerçek şu ki, bu savaştan en çok kazanç sağlayan ülke ABD çünkü daha fazla gaz satıyor ve bunu daha yüksek fiyatlara satıyorlar. Bunun yanı sıra çok daha fazla silah satıyorlar” dedi.

Başka kurumlardaki yetkililer, diplomatlar ve bakanlar tarafından açık ya da gizli şekilde desteklenen bu türden yorumların sayısı sürekli artıyor.

Çifte darbe iddiası

Üst düzey AB yetkilisi, ABD sübvansiyonlarından kaynaklanan ticaret kesintilerinin ve yüksek enerji fiyatlarının Avrupa’ya çifte darbe oluşturduğunu söyledi. Bu durumun hem savaş çabalarını hem de transatlantik ittifakı zedeleme riski taşıdığını savunarak, “Gerçekten tarihi bir kavşaktayız. Amerika, birçok AB ülkesinde kamuoyunun değişmekte olduğunu anlamalı” dedi.

AB’nin Dışilişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell de POLITICO’ya verdiği röportajda, Washington’u Avrupa’nın endişelerine yanıt vermeye çağırdı: “Amerikalılar – dostlarımız – bizim üzerimizde ekonomik etkisi olan kararlar alıyorlar.”

ABD ise Avrupa’nın eleştirilerini yersiz buluyor. Biden’ın Ulusal Güvenlik Konseyi’nden bir sözcü, “Avrupa’da gaz fiyatlarındaki artışın nedeni Putin’in Ukrayna’yı işgali ve Putin’in Avrupa’ya karşı enerji savaşıdır” dedi.

ABD’den Avrupa’ya sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatının büyük ölçüde artmış olmasının ABD’nin suçu değil aksine Avrupa’nın bir aletrnatife sahip olmasından kaynaklandığını belirten sözcü, “Bu şekilde Avrupa’nın Rusya’dan uzaklaşma ve bağımlılığını kesme fırsatı yakaladığını” söyledi.

Yeşil sübvansiyonlar sorun yarattı

İki taraf arasında son haftalardaki en büyük gerilim noktası, Biden’in yeşil sübvansiyonları ve vergileri oldu.

Bu sübvansiyonların haksız yere ticareti AB’den uzaklaştırdığını ve Avrupa endüstrilerini yok etmekle tehdit ettiğini söyleyen Brüksel, Washington şimdiye kadar geri adım atma belirtisi göstermediği için de sesini yükseltmeye başladı.

Avrupalıların ABD gazına ödediği bedel, Amerika’daki fiyatının neredeyse dört katı. Amerikan yapımı askeri teçhizat siparişlerinde de ciddi bir artış var.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da yüksek Amerikan gazı fiyatlarının “dostça” olmadığını söyledi ve Almanya’nın ekonomi bakanı Washington’u daha fazla “dayanışma” göstermeye ve enerji maliyetlerini düşürmeye yardımcı olmaya çağırdı.

Avrupa da kendi sübvansiyonlarını planlayacak

Brüksel’deki yetkililer, Avrupa endüstrilerini çöküşten kurtarmak için acil bir savaş sübvansiyonu için planlar hazırlarken, AB ticaret bakanları konuyu cuma günü tartışacak.

Hollanda Ticaret Bakanı Liesje Schreinemacher, “ABD’nin ‘Enflasyonla Mücadele Düzenlemesi’ çok endişe verici. Bu tür sübvansiyonların Avrupa ekonomisi üzerindeki potansiyel etkisi çok büyük.” dedi.

Avrupa Parlamentosu’nun transatlantik ilişkilerden sorumlu yetkilisi Tonino Picula da “ABD, ne yazık ki korumacı ve ABD müttefiklerine karşı ayrımcılık yapan bir politika izliyor” dedi.

Amerikalı yetkililer ise fiyat belirlemesinin özel piyasa kararlarını yansıttığını ve herhangi bir ABD hükümet politikası veya eyleminin sonucu olmadığını vurguluyor.

İddia o ki çoğu  zaman ihracat ve ithalat fiyatları arasındaki fark; ABD LNG ihracatçılarından değil, AB içinde gazı yeniden satan şirketlerden kaynaklanıyor. Örneğin, uzun vadeli ABD gaz sözleşmelerinin en büyük Avrupalı ​​sahibi, Fransa’nın TotalEnergies şirketi. TotalEnergies başta olmak üzere Avrupalı gaz şirketleri son 6 ayda rekor karlar açıkladı.

ABD liderliğindeki küresel LNG arzındaki artış, Avrupalı ​​müttefiklerin ve ortakların kış öncesinde depolama seviyelerini tam kapasiteye getirmelerine yardımcı oldu ve savaşın etkileri konusunda ciddi bir katkı sağladı.

Müttefik mi değil mi?

Washington yeşil endüstrileri desteklemek için 369 milyar dolarlık bir endüstriyel sübvansiyon planını açıklayana kadar aslında bu konular fazla sorun edilmiyordu. Ancak sübvansiyon planı Brüksel’i tam bir panik moduna soktu.

Bir AB diplomatı, “Enflasyonla Mücadele Düzenlemesi her şeyi değiştirdi. Washington hâlâ müttefikimiz mi değil mi?” diye konuştu.

Biden için bu düzenleme aynı zamanda iklim krizi ile mücadele tarihi bir adım. Ancak AB bunu farklı görüyor. Fransa dışişleri bakanlığından bir yetkili, bunlar “rekabeti bozacak ayrımcı sübvansiyonlar” dedi.

Ticari konularda güven krizi

AB, Avrupa endüstrisinin Amerikan rakipleri tarafından yok edilmesini önlemek için büyük bir sübvansiyon paketi hazırlıyor. Alman parlamenter Reinhard Bütikofer, “Bu ilişkide ticari konularda güven krizi yaşıyoruz” dedi.

Fransız MEP Marie-Pierre Vedrenne ise “Bir noktada, kendimizi savunmanız gerekiyor. Güç mücadeleleri dünyasındayız. Bilek güreşi yaptığınızda, kaslı değilseniz, hem bedenen hem de ruhen hazırlıklı değilseniz kaybedersiniz.” şeklinde konuştu.

Savunma sektöründe de rahatsızlık büyüdü

Perde arkasında, Amerikan savunma sektörüne akan para konusunda da artan bir rahatsızlık var.

ABD, savaşın başlangıcından bu yana 15,2 milyar dolardan fazla silah ve teçhizat sağlayarak Ukrayna’ya açık ara en büyük askeri yardım sağlayan ülke oldu. Borrell’e göre AB şimdiye kadar Ukrayna’ya yaklaşık 8 milyar Euro askeri teçhizat sağladı.

Müttefiklerin silah ve teçhizata yönelik taleplerinde artışın devam edeceği düşünüldüğü için Pentagon şimdiden silah satışlarını hızlandırmak adına yeni bir yol haritası geliştiriyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın