Nepal’de Son 30 Yılın En Kötü Hava Kazası: En Az 68 Ölü

Nepal’in başkenti Katmandu’dan Pokhara’ya gitmek üzere havalanan Yeti Havayolları’na ait ATR 72 yolcu uçağı Seti Nehri Vadisi yakınlarında düştü. Yetkililer kazada en az 68 kişinin hayatını kaybettiğini bildirildi.

Katmandu Post gazetesinin haberine göre, Yeti Hava Yolları Sözcüsü Sudarshan Bartaula, uçağın 68 yolcu ve 4 kişilik mürettebatı taşıdığını belirtti. Sudarshan Bartaula, uçağın yolcuları arasında Nepal vatandaşı olmayan 15 kişi ile iki bebeğin de bulunduğu bilgisini paylaştı.

Buna göre, uçakta bir Avustralya, bir Fransa, bir Arjantin, dört Rusya, beş Hindistan, iki Güney Kore ve bir İrlanda vatandaşı da bulunuyordu.

The Guardian gazetesinin haberine göre, Ordu Sözcüsü Krishna Bhandari, ilk belirlemelere göre, kazada en az 40 kişinin hayatını kaybettiğini duyurmuştu. “Daha fazla cesede ulaşmayı beklediklerini” kaydeden Krishna Bhandari, “uçağın parçalara ayrıldığını belirtmişti.

Uçağın düşmesinin ardından yüzlerce kişiden oluşan arama kurtarma ekipleri bölgeye gitti. Nepal Başbakanı Pushpa Kamal Dahal da kazayla ilgili açıklama yaparak güvenlik güçlerinden ve halktan bölgedeki arama kurtarma çalışmalarına destek olmalarını istedi.

Devlet televizyonun yayınladığı görüntülerde, Himalaya Dağları’nın eteğindeki sarp bölgede düşen uçaktan alev ve dumanların çıkması yer aldı.

Konu hakkında açıklama yapan yerel yöneticilerden Gurudutta Dhakal, bölgeye ulaşan ekiplerin uçağın enkazında çıkan yangını söndürmeye çalıştığını aktardı: “Tüm ekipler, önce yangını söndürmeye ve yolculara kurtarmaya odaklanmış durumda.”

Paylaşın

İran, Casusluk Suçlamasıyla Bir Kişiyi Daha İdam Etti

2019 yılında “İngiltere için ajanlık yaptığı” suçlamasıyla tutuklanan İran’ın eski savunma bakan yardımcısı Ali Rıza Akbari, idam edildi. Akbari, hakkındaki iddiaları reddetmişti.

İran yargısının resmi internet sitesi Mizan, cumartesi günü yayımladığı haberde Ali Rıza Akbari’nin asılarak idam edildiğini belirtse de tam bir tarih veya yer bilgisi paylaşmadı.

Haber, İran’ın Akbari’ye ait, zorla konuşturulduğu anlaşılan bir “itiraf videosunun” yayımlanmasının ardından paylaşıldı. Videonun paylaşılmasıyla birlikte İran İstiharat Bakanlığı da, Akbari için “İngiltere’nin İran’daki en önemli ajanlarından biri” ifadelerini kullanmıştı.

İngiltere hafta başından bu yana yaptığı açıklamalarda Alireza Akbar’ın casuslukla suçlanması ve idam cezası kararı verilmesinin tamamen siyasi bir karar olduğunu ve Akbari’nin derhal serbest bırakılması gerektiğini dile getiriyordu.

İdamın infazının ardından İngiltere Başbakanı Rishi Sunak da yaptığı açıklamada, idam cezasının uygulanmasının kendisini dehşete düşürdüğünü söyledi ve “kendi halkı ve insan haklarına saygı duymayan barbar rejimin korkakça bir eylemi”olarak nitelendirdi.

İran Adalet Bakanlığı’nın açıklamalarını geçen Mizan haber ajansı, Alireza Akbari’nin idam edildiğini duyurdu ancak infazın nerede gerçekleştiğine dair herhangi bir detay bilgi paylaşmadı.

Mizan ajansının haberinde “Alireza Akbari, yolsuzluk ve ülkenin iç ve dış güvenliğinine karşı İngiliz hükümeti istihbarat servisi için casusluk yaptığı gerekçesiyle idam cezasına çarptırıldı ve cezası infaz edildi” ifadelerine yer verdi. Mizan ayrıca Akbari’nin casusluk faaliyetleri kapsamında 1 milyon 805 bin Euro, 265 bin İngiliz sterlini ve 50 bin dolar aldığını iddia etti.

İngiliz yayın kuruluşu BBC’nin Farsça yayın servisi Çarşamba günü Akbari’nin bir ses kaydını yayınladı. Ses kaydından Akbari, kendisine işkence yapıldığını ve üzerine atılı suçları kabul etmesinin istendiğini anlatıyordu.

Akbari yayınlanan ses kaydında “3500 saat süren işkencelerle bana ilaçlar verdiler psikolojik ve fiziksel şiddet uygulayarak irademi elimden aldı ve beni delirmenin eşiğine getirdiler. Silah zoruyla ve ölüm tehditleriyle yalan itiraflarda bulunmaya zorladılar” ifadelerini kullandı.

İran asıllı İngiliz vatandaşı Alireza Akbari’nin idam edilmesi, nükleer anlaşma, son dönemde ülkedeki protestolara yönelik sert uygulamalar gibi batıyla İran arasında yaşanan sorunlara bir yenisi olarak eklenecek gibi duruyor.

İran devlet medyasıysa Perşembe günü yayınladığı bir görüntülü haberde Alireza Akbari’yi süper casus olarak nitelendirirken Akbari’nin 2020 yılında İran nükleer programının üst düzey yöneticisi Mohsen Fakhrizadeh’nin suikaste uğramasından da sorumlu olduğu iddia edildi.

İran’da genelde üst düzey yöneticilerin idam edilmesi gibi bir duruma pek rastlanmıyor. Bunun son örneklerinden biri 1984 yılında İran Deniz Kuvvetleri Kumandanı Bahram Afzali olmuş bu kişi de Sovyetler Birliği adına casusluk yapmakla suçlanarak idam edilmişti.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: 30 Milyon Çocuk Açlıktan Ölme Tehlikesi Altında

Dünya çapında yaklaşık 30 milyon çocuk açlık nedeniyle ölüm tehlikesi altında. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Genel Direktörü Qu Dongyu, 2023 senesinin açlıkla mücadele eden çocuklar için daha da kötü bir yıl olabileceği endişesini dile getirdi.

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre dünya çapında yaklaşık 30 milyon çocuk açlık nedeniyle ölüm tehlikesi altında.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile BM’ye bağlı üç örgütün daha Cenevre’de yaptığı ortak açıklamada, açlık nedeniyle hayati tehlike yaşayan çocukların tamamının, Afganistan ve Nijer’in de aralarında bulunduğu, dünyanın, küresel gıda krizinden en fazla etkilenen ülkelerinde yaşam mücadelesi verdiği belirtildi.

UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell, ağır bir yetersiz beslenmenin ölüme ya da büyümenin ve gelişmenin kalıcı bir biçimde olumsuz etkilenmesine neden olabileceğini dile getirdi. BM örgütleri, uluslararası toplumu, “Bu krizin, dünya çapında en büyük risk altında olan çocuklar açısından bir trajediye dönüşmemesi için kararlı ve acil bir biçimde harekete geçmeye” çağırdı.

Açıklamanın devamında, silahlı çatışmaların, iklimdeki şok değişikliklerin, Covid-19 pandemisinin devam eden etkilerinin ve gıda fiyatlarındaki yüksek seyrin, ağır beslenme yetersizliği ile mücadele eden çocuk sayısını giderek artırdığı vurgulandı.

Sağlık, gıda ve hayat kurtaran diğer hizmetlere erişimin ise her geçen gün zorlaştığı ifade edilirken, çocukların açlıkla en fazla mücadele ettiği diğer ülkeler arasında, Burkina Faso, Çad, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Etiyopya, Haiti, Kenya, Madagaskar, Mali, Nijerya, Somali, Güney Sudan, Sudan ve Yemen sayıldı.

FAO Genel Direktörü Qu Dongyu, 2023 senesinin açlıkla mücadele eden çocuklar için daha da kötü bir yıl olabileceği endişesini dile getirerek, tüm dünyanın, küçük çocuklara, kızlara, hamile ve emziren kadınlara sağlıklı gıda sağlaması, bunların erişilebilir olması için çaba sarfetmesi gerektiğini belirtti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Taliban, İlk “Süper Arabasını” Tanıttı: Mada-9

Taliban yönetimindeki Afganistan, ilk “süper arabasının” tanıtırken, Taliban Sözcüsü Zebihullah Mücahid ise aracın üretiminin Afganistan için onur verici bir gelişme olduğunu söyledi.

Mada-9 adı verilen prototip aracın, Afganistan Teknik ve Mesleki Eğitim Dairesi ve İnovasyon Merkezi’yle ENTOP firmasının ortak projesi kapsamında geliştirildiği aktarıldı. ENTOP’un CEO’su Muhammed Rıza Ahmedi, Bilişim Bakanlığı’nın da desteklediği projenin yaklaşık 5 yıl sürdüğünü söyledi.

Toyota Corolla motoruna sahip aracı tasarlayan Ahmedi, “Yolculuğu Afganistan’da başlayacak ve belki de bir gün uluslararası arenada devam edecek” dedi.

Yetkili, aracın Katar’da bu yıl düzenlenecek araba fuarında yer alması için görüşmelerin sürdüğünü belirtirken, ileride otomobilin elektrikle çalışmasını planladıklarını da paylaştı.

Taliban Sözcüsü Zebihullah Mücahid ise aracın üretiminin Afganistan için onur verici bir gelişme olduğunu söyledi.

ABD’nin 2021’de ülkeden çekilmesiyle Taliban önce başkent Kabil’de daha sonra da ülkenin tamamında kontrolü ele geçirmişti. Taliban yönetime gelmeden önce Amin Noor adlı şirket, 2020’de elektrikle çalışan kamyonetler üretmişti.

11 farklı modeli tanıtılan kamyonetlerin fiyatının 1200 ila 2500 dolar olduğu ifade edilmişti. Şirketin yöneticisi Ahmed Ziya Ahmedyar, parçaların yüzde 80’inin üç yıl boyunca süren çalışmalarla Afganistan’da üretildiğini söylemişti.

Öte yandan motor, tekerlek ve camların yurtdışından getirildiği ama 10 yıla kadar bunların da ülkede üretilmesinin hedeflendiği bildirilmişti.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır.

1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi.

11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı.

Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı.

Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır.

Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı.

Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Afganistan’ın Başkenti Kabil’de Patlama: En Az 20 Ölü

Afganistan’ın başkenti Kabil’de bulunan Dışişleri Bakanlığı’nın önünde şiddetli bir patlama meydana geldi. Patlamada en az 20 kişinin öldüğü açıklanırken, saldırıyı henüz üstlenen olmadı.

Çok sayıda kişinin de yaralandığı patlama sonrası Taliban yönetiminin Kabil Emniyet Müdürlüğü Sözcüsü Halid Zadran, sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, patlamayı doğruladı.

Halid Zadran, güvenlik güçlerinin olay yerine sevk edildiğini söyledi. Öte yandan, Kabil merkezindeki Emergency Hastanesi’nin sokağı da trafiğe kapatıldığı ve yaralılar bu hastaneye sevk edildi.

Dışişleri Bakanlığı’nın önündeki patlama, Kabil Askeri Havaalanı’nda yaşanan, 10 kişinin hayatını kaybettiği ve sekiz kişinin yaralandığı patlamadan 3 gün sonra yaşandı.

Afganistan’da yeniden Taliban dönemi

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) öncülüğündeki NATO güçlerinin Afganistan’dan çekilmesi 31 Ağustos 2021’de tamamlandı.

Afganistan eski Cumhurbaşkanı Eşref Gani hükümetini deviren Taliban, 11 Eylül 2001 sonrası dönemde ABD ve koalisyon güçlerinin işgal ettiği ülkeye yirmi yıl sonra yeniden egemen oldu.

Taliban’ın ülkenin başkenti Kabil’e girmesiyle Taliban’ın hedefinde olan ve Afganistan’dan tahliye edilmeyi talep eden binlerce kişi Uluslararası Kabil Hamid Karzai Havalimanı’na gitmiş, havalimanındaki uzun ve yorucu bekleyiş zamanla izdihama dönüşmüştü.

Uluslararası Kabil Hamid Karzai Havalimanı’nda tahliye için bekleyiş sürerken, 26 Ağustos günü kalabalığı hedef alan bombalı saldırıda 13’ü ABD askeri olmak üzere en az 170 kişi yaşamını yitirdi.

Anadolu Ajansı’nın (AA) aktardığına göre, havalimanındaki patlamadan sonra IŞİD saldırıları artmaya devam etti. Ülkenin her yerinde patlama meydana gelirken, özellikle Nangerhar saldırıların en çok yoğunlaştığı il oldu.

8 Ekim 2021’de Kunduz’da, 15 Ekim’de ise Kandahar’da Şii camileri cuma namazı sırasında IŞİD intihar bombacılarınca hedef alındı. Patlamalarda 100’den fazla kişi hayatını kaybetti.

Paylaşın

Peru’daki Protestolarda Can Kaybı 47’ye Yükseldi: Soykırım Soruşturması

Peru’da Cumhurbaşkanı Castillo’nun görevinden azledilip hapishaneye gönderilmesinin ardından başlayan protestolarda can kaybı 47’ye yükseldi. Peru Başsavcılığı, aralarında Cumhurbaşkanı Boluarte ve Başbakan Otarola’nın da olduğu devlet yetkilileri hakkında “soykırım, nitelikli cinayet ve ciddi yaralama” suçlarından soruşturma başlattı.

Cumhurbaşkanı Pedro Castillo’nun görevinden azledilip hapishaneye gönderilmesinin ardından protestoların sürdüğü ülkenin güneydeki Puno bölgesinde pazartesi günü (9 Ocak) protestocular ve güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda 17 sivil hayatını kaybetmişti.

Savcılığın “soykırım” suçlamasıyla soruşturma başlatma kararı, Güney Amerika ülkesinde 17 kişinin daha hayatını kaybetmesiyle protestolarda yaşanan sivil can kayıplarının 47’ye yükselmesinin ardından geldi.

The Guardian gazetesinin aktardığına göre, pazartesi günü yaşanan çatışmanın ardından şiddet olayları salı günü de devam etti. Aracı ateşe verilen bir polis memuru, hayatını kaybetti.

Başbakan Alberto Otarola, yaptığı açıklamada, Puno bölgesinde 3 günlüğüne gece sokağa çıkma yasağı ilan ettiklerini açıkladı. Bakanlar kurulu toplantısında bu kararın alındığını belirten Otarola, “Bu herkesin özgürlüğü ve güvenliği içindir” dedi.

“Soykırım, nitelikli cinayet, ciddi yaralama”

Yaşanan bu protesto, çatışma ve can kayıplarının ardından Peru Başsavcılığı, Pedro Castillo’nun ardından göreve gelen cumhurbaşkanı Dina Boluarte, Başbakan Alberto Otarola, Savunma Bakanı Jorge Chavez ve İçişleri Bakanı Victor Rojas hakkında “soykırım, nitelikli cinayet ve ciddi yaralama” suçlarından soruşturma başlattığını duyurdu.

Başsavcılıktan yapılan açıklamaya göre, Boluarte’nin cumhurbaşkanlığı döneminde görevde bulunan eski başbakan Pedro Angulo ve eski içişleri bakanı Cesar Cervantes hakkında da soruştırma açılacak.

Peru’daki hak örgütleri, güvenlik görevlilerini protestoculara karşı ateşli silahlar kullanmak ve helikopterlerden sis bombası atmakla suçlarken, ordu, protestocuların silah ve ev yapımı patlayıcılar kullandığını söylüyor. Soykırım soruşturması ile ilgili olarak Peru Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nden henüz bir açıklama yapılmadı.

Ne olmuştu?

Peru Cumhurbaşkanı Pedro Castillo, hükümeti devirmekle suçladığı Kongre tarafından “kalıcı ahlaki yetersizlik” suçlamasıyla görevinden azledildi. Castillo’nun görevinden alınması yönündeki karar, 7 Aralık’taki genel kurul toplantısında altı aleyhte, 10 çekimser oya karşı 101 lehte oyla alındı.

Kongrede Castillo’nun görevden azledilmesi kararına gerekçe olarak “kamu fonksiyonlarını gasp etmeye, devlet yetkilerinin işleyişini engellemeye ve siyasi anayasa tarafından kurulan düzeni ihlal etmeye çalışmak” gösterildi.

Pedro Castillo, Kongreyi feshetme ve ulusal acil durum hükümeti kurma kararının ardından polis tarafından gözaltına alındı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Boluarte, Castillo’nun görevinden alınmasının ardından ülkenin yeni cumhurbaşkanı olarak 8 Aralık’ta yemin etti.

Castillo’nun 7 Aralık’ta azledilmesinin ardından göreve gelen Dina Boluarte, 11 Aralık’ta yaptığı açıklamada, “ülke için sağlıklı olmayan siyasi bir çatışma olduğunu” söylemiş, erken seçim önerisinde bulundu: Birkaç gün içinde Kongreye erken seçim önerisini getireceğim, cumhurbaşkanı olarak görevim çoğunluğun iradesine uymaktır.

Boluarte’nin seçimlerin 2026 yerine Aralık 2023’te yapılması önerisi Kongre’de yapılan oylamada reddedildi. Eski Cumhurbaşkanı Pedro Castillo, 18 ay süreyle “önleyici” bir tedbir olarak tutuklu yargılanıyor.

Paylaşın

Taliban’dan Çarpıcı Açıklama: Kadınların Eğitimini Yasaklamadık, Erteledik

Afganistan’da büyük bir insanlık dramı yaşanırken ülkenin yönetimini elinde bulunduran Taliban, kadınların ve kız çocukların ne yapıp ne yapamayacağına odaklanmış vaziyette. Uluslararası toplum ise Taliban tarafından alınan kararları kınamaktan öteye gidemiyor.

Taliban, kadınların ve kız çocukların okullara ve üniversitelere gitmesinin kalıcı olarak yasaklanmadığını, kendileri için elverişli bir ortam oluşturulana kadar eğitimlerinin “ertelendiğini” iddia etti.

Geçici hükümetin sözcüsü Süheyl Şahin, “Bunun kadınların eğitim görmesine kalıcı bir yasak olmadığını açıkça belirtmek isterim, eğitimleri için elverişli bir ortam yaratılana kadar ertelendi” dedi.

South China Morning Post’un pazartesi günü yayımladığı habere göre Şahin, katı tavra sahip hükümetin iddia edilen elverişli duruma “mümkün olan en kısa sürede” ulaşmak için tüm hızıyla çalıştığını da sözlerine ekledi.

Sözcü, Taliban liderlerinin “kadınların eğitimine karşı” olmadığını ancak kadınların Taliban’ın “değerlerine ve kurallarına uygun bir ortamda eğitim almasını” istediğini söyledi.

Şahin, hükümetin Afganistan’da kadınların eğitim görmesini yasakladığı şartlarla ilgili daha fazla ayrıntı paylaşmadı.

Ülkede kız çocuklarının 6. sınıftan sonra örgün eğitime devam etmesine izin verilmiyor.

Bu açıklama, Taliban’ın tüm kadınların yüksekokul ve üniversitelere gitmesini ikinci bir emre kadar yasaklamasından birkaç hafta sonra geldi. Söz konusu adım kadınların ve kız çocuklarının ülkede eğitim almasını tamamen yasakladığından protestolara yol açmıştı.

Taliban, kadın öğrencileri başörtüsünü düzgün takmamakla ve “Afganistan kültürüyle” uyuşmayan bilim konularını takip etmekle suçlayarak hamleyi savunmuştu.

Geçici hükümetin eğitim bakanı Nida Muhammed Nedim, hamleye gelen muazzam boyuttaki sert tepkiler üzerine geçen yıl aralıkta yaptığı açıklamada, “Kızlara düzgün bir başörtüsü takmalarını söyledik ancak yapmadılar ve bir düğün törenine gidecekmiş gibi elbiseler giydiler” demişti.

Kızlar tarım ve mühendislik okuyordu ama bu Afgan kültürüne uymuyordu. Kızlar öğrenmeli ancak İslam’a ve Afgan onuruna ters düşen konuları değil.

Aralık sonlarında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Taliban’dan Afganistan’daki rejimine kız çocuklarının ve kadınların tam, eşit ve anlamlı katılımını sağlamasını ve “gerekçesiz” kararını geri çekmesini istedi.

Konsey, Taliban’ın emrini “acımasızca bir kadın düşmanlığı” diye niteledi ve bunun “kadınlara, katkılarına, özgürlüklerine ve seslerine karşı son derece şiddetli bir saldırı” olduğunu ekledi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: 5 Milyon Çocuk, 5 Yaşına Girmeden Hayatını Kaybetti

2021 yılında dünya genelinde yaklaşık 5 milyon çocuk, 5 yaşına girmeden hayatını kaybederken, 5 ile 24 yaş arasında hayatını kaybeden çocuk ve gençlerin sayısı ise 2,1 milyon oldu. Aynı yıl 1,9 milyon bebek ise ölü doğdu.

Birleşmiş Milletler Kurumlar Arası Çocuk Ölümleri Tahmin Grubu (UN IGME) verilerine göre, 2021 yılında dünyada yaklaşık 5 milyon çocuk, 5 yaşına girmeden hayatını kaybetti.

2021 yılında, 5 ile 24 yaş arasında hayatını kaybeden çocuk ve gençlerin sayısı ise 2,1 milyon oldu. UN IGME yayınladığı bir diğer raporda ise, 2021 yılında 1,9 milyon bebeğin ölü doğduğunu açıkladı.

UNICEF Veri Analitiği, Planlama ve İzleme Bölümü Direktörü Vidhya Ganesh, yayınlanan raporlara ilişkin yaptığı açıklamada, “Her gün çok sayıda ebeveyn, bazen ilk nefeslerini bile alamadan çocuklarını kaybetmenin travmasını yaşıyor” dedi.

Ganesh, bu trajedilerin herkesin eşit olarak sağlık hizmetlerine erişimi ve kadın ile çocuk temel sağlık hizmetlerinin geliştirilmesiyle önlenebileceğini dile getirdi.

“İyileşme olmazsa 2030 yılına kadar 59 milyon çocuk ölecek”

BM, 5 yaş altı çocuk ölüm oranlarının bu yüzyılın başına göre yüzde 50 oranında azalsa da, birçok ülkede sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesine ihtiyaç olduğuna vurgu yaptı.

Raporlarda sağlık hizmetlerinin iyileştirilmemesi halinde, 2030 yılına kadar yaklaşık 59 milyon çocuk ve gencin öleceği ve yaklaşık 16 milyon bebeğin ölü doğum nedeniyle kaybedileceği uyarısında bulunuldu.

Çocuk ölümlerinin en fazla Sahraaltı Afrika ve Güney Asya’da kaydedildiğine dikkat çekilerek, “Sahraaltı Afrika’da doğan çocuklar, Avrupa ve Kuzey Amerika’daki çocuklara kıyasla 15 kat daha fazla olmak üzere, dünyadaki en yüksek çocukluk çağı ölüm riskiyle karşı karşıyadır. Sahraaltı Afrika’da bir kadının bebeğinin ölü doğma riski, Avrupa ve Kuzey Amerika’ya göre yedi kat daha fazladır” denildi.

“Aşılamada gerileme var”

Dünya Bankası Sağlık, Beslenme ve Nüfus Küresel Direktörü ve Küresel Finansman Fonu Direktörü Juan Pablo Uribe ise, “Bu rakamların arkasında temel sağlık haklarından mahrum bırakılan milyonlarca çocuk ve aile var. Ülkelerin ve kalkınma ortaklarının yapabileceği en iyi yatırımlardan biri olan temel sağlık hizmetlerinin sürdürülebilir finansmanı için siyasi iradeye ve liderliğe ihtiyacımız var” açıklamasında bulundu.

Bebekler için özellikle sıtma, zatürre ve ishal gibi bulaşıcı hastalıkların en büyük tehdidi oluşturduğunun belirtildiği raporda, COVID-19’un ise çocuk ölüm oranlarını doğrudan arttırmadığı, ancak aşılamalarda gerilemeye neden olduğu kaydedildi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

NATO Ve Avrupa Birliği İşbirliğinde Türkiye Endişesi

Avrupa Birliği (AB) ile Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) arasında işbirliğini güçlendirmeyi amaçlayan yeni bir bildiriye imza atılacak. AB ile NATO arasında planlanan işbirliğinin Türkiye nedeniyle kalıcı olup olmayacağı bir endişe konusu.

NATO üyesi Türkiye, AB ile gizli bilgilerin değiş tokuşunu öngören anlaşmaların uygulanmasını şimdiye kadar engellemiş, bu nedenle AB ile NATO arasındaki askeri işbirliği bazı alanlarda ya karmaşık hale gelmiş ya da yüzeysel kalmıştı. Ankara bu tutumuna gerekçe olarak 2004 yılında Avrupa Birliği üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni resmi olarak tanımamasını göstermişti.

Alman haber ajansı dpa’nın edindiği bilgilere göre Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB Konseyi Konseyi Başkanı Charles Michel ve NATO Genel Serketeri Jens Stoltenberg bugün AB ile NATO arasındaki işbirliğini güçlendirmeyi amaçlayan yeni bir bildiriye imza atacak. Özellikle enerji ve su tedariği gibi altyapıya ilişkin kritik konularda işbirliğini artırmayı hedefleyen AB ve NATO; dezenformasyon, Birlik ve İttifak üyelerinin iç işlerine dışarıdan müdahale ve iklim değişiminin güvenlik politikalarına etkisi gibi alanlarda da daha yakın çalışmayı planlıyor.

İklim değişimi, milyonlarca kişinin yaşamını tehdit etmesi sebebiyle barış ve güvenlik açısından bir risk olarak görülüyor.

İlk kez Çin’den söz edildi

İmzalanacak bildiride güvenlik tehditleri ve zorlukların kapsamı genişledikçe AB ve NATO arasındaki işbirliğinin de bir sonraki aşamaya geçeceği, daha da geliştirileceği ve derinleştirileceği vurgulanıyor. Öte yandan AB ve NATO arasındaki bir ortaklık belgesinde ilk kez muhtemel tehdit kaynağı olarak Çin konu edildi. Çin’in artan özgüveni ve politikaları üstesinden gelinmesi gereken zorluklar arasında sıralandı.

Bildiride en büyük güvenlik tehdidinin ise Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş olduğu belirtildi. Savaşın dünya genelinde milyarca insanı etkileyen enerji ve gıda krizine yol açtığı vurgulandı.

NATO’nun Brüksel’deki karargahında bugün öğleden sonra imzalanacak olan bildiri, 2016 ve 2018 yıllarında imzalanan ortaklık anlaşmalarının üzerine inşa edildi. Üçüncü ortaklık bildirisinin çalışmalarına aslında 2021 yılında başlanmış ve aynı yıl imzalanması kararlaştırılmıştı, ancak taraflar arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle gecikmeler yaşandı.

Türkiye engel çıkarır mı?

AB ile NATO arasında planlanan işbirliğinin Türkiye nedeniyle kalıcı olup olmayacağı bir endişe konusu. NATO üyesi Türkiye, AB ile gizli bilgilerin değiştokuşunu öngören anlaşmaların uygulanmasını şimdiye kadar engellemiş, bu nedenle AB ile NATO arasındaki askeri işbirliği bazı alanlarda ya karmaşık hale gelmiş ya da yüzeysel kalmıştı. Ankara bu tutumuna gerekçe olarak 2004 yılında Avrupa Birliği üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni resmi olarak tanımamasını göstermişti.

Paylaşın

Mahsa Amini Protestoları: Üç İdam Cezası Daha

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolara katılan üç kişi hakkında daha “Allah’a savaş açmak” suçlamasıyla idam cezasına çarptırıldı.

Tahran, son idam kararlarıyla göstericilere yönelik sert baskıları konusunda artan uluslararası eleştirilere meydan okudu. İran, tutuklamalardan sadece haftalar sonra uygulamaya başladığı infazların gösterileri önemli ölçüde yavaşlatması üzerine, ülkedeki protestoları bastırma girişimleri kapsamında Cumartesi günü iki kişiyi daha astı.

İran yargısına bağlı Mizan Haber Ajansı, İsfahan’ın merkezindeki hükümet karşıtı protestolar sırasında gönüllü Besic milislerinin üyelerini öldürdükleri iddiasıyla mahkum edilen Salih Mirhaşemi, Mecid Kazımi ve Seyidd Yakubi’nin temyize gidebileceklerini belirtti.

Devrim Muhafızları’na bağlı Besic güçleri, 16 Eylül’de 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin İran ahlak polisi tarafından gözaltında tutulurken ölmesinin ardından başlayan gösterilerin bastırılmasında ön saflarda yer aldı.

Papa’dan kınama

Öte yandan Vatikan bugün İran’ı, kadınlara daha fazla saygı gösterilmesini talep eden göstericilere karşı ölüm cezası uyguladığı için kınadı.

Katolikler’in ruhani lideri Papa Francis, “Kadınların onuruna daha fazla saygı gösterilmesini talep eden son gösterilerin ardından İran’da bugünlerde olduğu gibi ölüm cezasının uygulanmaya devam ettiği yerlerde yaşam hakkı da tehdit altında” dedi.

1979 İslam Devrimi’nden bu yana dini liderliğe karşı en ciddi meydan okumalardan biri olan protestolar, toplumun her kesiminden İranlılar’ın desteğini aldı. Protestocular yöneticilerin devrilmesi çağrısında bulunarak İslam Cumhuriyeti’nin meşruiyetine meydan okudu.

İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ise bugün televizyonda yaptığı konuşmada, “kamuya açık yerleri ateşe verenlerin hiç şüphesiz vatana ihanet ettiklerini” söyleyerek devletin tutumunu yumuşatmaya niyeti olmadığının sinyalini verdi. İran’ın İslami yasalarına göre vatana ihanet, ölümle cezalandırılıyor.

Devletin baskısını arttırmasına rağmen başkent Tahran, İsfahan ve diğer bazı şehirlerde küçük çaplı protestolar devam ediyor. İran yargısının açıklamalarına göre gösteriler başladığından bu yana en az dört kişi idam edildi. Bu kişilerden ikisi, bir Besic üyesini öldürdükleri iddiasıyla yargılanan protestoculardı ve Cumartesi günü asıldı.

Uluslararası Af Örgütü geçen ay yaptığı açıklamada “protestocuları sindirmek için tasarlanmış düzmece davalar”da İranlı yetkililerin en az 26 kişi için idam cezası istediğini kaydetti.

Sosyal medyadaki hak aktivistleri diğer iki protestocunun, 22 yaşındaki Muhammed Gobadlu ve 18 yaşındaki Muhammed Borukani’nin, Kerec şehrindeki Recai Şahr hapishanesinde, idamlarının infazından önce hücre hapsine nakledildiğini söyledi.

Sosyal medyada yer alan ve henüz doğrulanamayan videolarda dün geç saatlerde hapishane önünde toplanan kişilerin Hamaney aleyhine sloganlar attığı görülüyor. Avrupa Birliği, ABD ve diğer Batılı ülkeler İran’ı göstericilere karşı ölüm cezası uyguladığı için kınadı.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock bugün yaptığı açıklamada “halkını sindirmek için kendi gençlerini öldüren bir rejimin geleceği yoktur” dedi. Ülkede yaşanan karışıklıktan ABD dahil yabancı düşmanlarını sorumlu tutan İran ise protestoları bastırmayı ulusal egemenliği korumak olarak görüyor.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın