ABD’den Ukrayna’ya 2,6 Milyar Dolarlık Yeni Silah Yardımı

ABD’nin Ukrayna’ya 2,6 milyar dolarlık askeri yardım yapacağı açıklandı. ABD, Rusya işgalinin başladığı 24 Şubat 2022’den beri Ukrayna’ya 35,2 milyar dolardan fazla güvenlik yardımı sözü verdi.

Almanya ve Portekiz tarafından söz verilen Leopard 2 muharebe tankları da geçen ay Ukrayna’ya ulaştı. Salı günü açıklanan pakette 61 adet ağır yakıt tankeri ve bozuk tanklar gibi ağır ekipmanları taşımaya yardımcı olacak kurtarma araçları yer alıyor.

Silah yardımı paketi, Başkan Joe Biden yönetiminin ABD silah stokları yerine sektörden silah satın almasını mümkün kılan Ukrayna Güvenlik Yardımı Girişimi (USAI) fonundan sağlanan 2,1 milyar dolardan oluşuyor.

Rusya, Ukrayna’da bahar taarruzuna hazırlanırken Pentagon’dan yapılan açıklamada ABD’nin Kiev’e üç hava gözetleme radarı, tanksavar roketler ve yakıt kamyonlarını içeren 2,6 milyar dolarlık askeri yardım yapacağı belirtildi.

ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Julianne Smith dün yaptığı açıklamada, Ukraynalılar’ın gelecek haftalarda kendi bahar harekatını başlatmasını beklediklerini söyledi.

ABD’nin bugün açıkladığı silah yardımı paketi, Başkan Joe Biden yönetiminin ABD silah stokları yerine sektörden silah satın almasını mümkün kılan Ukrayna Güvenlik Yardımı Girişimi (USAI) fonundan sağlanan 2,1 milyar dolardan oluşuyor.

USAI paketi, eğitim ve bakım masraflarının yanısıra ABD ve müttefiklerinin Kiev’e verdiği NASAMS hava savunması için ek mühimmat, hassas hava mühimmatı, Sovyet dönemi GRAD roketleri, tanksavar roketleri, zırhlı köprü sistemleri ve 105 yakıt römorkunu içeriyor.

Kalan 500 milyon dolarsa, başkanın acil durumda Kongre onayı gerektirmeden ABD’nin mevcut stoklarından teçhizat alımına izin veren özel yetkisi üzerinden sağlandı.

Yardım paketinin bu kısmına Patriot hava savunma sistemleri, tank mühimmatları ve Yüksek Hareketli Topçu Roket Sistemleri (HIMARS) için mühimmatın da aralarında olduğu yarım düzine mühimmat türü dahil.

Paylaşın

Donald Trump, Suçlamaları Reddetti, Serbest Bırakıldı

Eski ABD Başkanı Donald Trump, “bir porno yıldızına, kendisiyle ilişkisini saklaması için sus payı ödeyerek, gerçekleri örtbas etmek suçlamasıyla” çıkarıldığı mahkemede kendisine yöneltilen suçlamaları reddetti ve serbest bırakıldı.

Yaklaşık iki saat süren duruşmada Trump’a yönelik suçlamalardan en az birinin “ağır suç” kapsamına girdiği, diğerlerinin de “sus payı ödemesi” ve bununla ilgili seçim kampanyası ile iş yeri kayıtlarında yapılan sahtekarlıkla ilgili olduğu bildirildi.

Trump, 18 Mart’ta Manhattan Bölge Savcısı’nca, porno filmyıldızı Stormy Daniels’e 2016 Başkanlık seçimleri sırasında kendisiyle olduğuy iddia dilen ilişkisini saklaması için “sus payı” ödemesi suçlamalarıyla yürütülen soruşturma sonucunda büyük jüri tarafından hakkında iddianame düzenlenmişti.

ABD tarihinde ceza mahkemesi önüne çıkarılan ilk başkan olan Trump, Pazartesi günü Florida’daki evinden yola çıkmadan kısa bir süre önce sahibi olduğu Truth Social isimli platformda kendisine yönelik suçlamaları “cadı avı” olarak nitelendirmişti.

2024 başkanlık seçimlerinde adaylığını açıklayan Trump’ın kampanya ekibinden bu sabah kampanya bağışına ilişkin gönderilen bie e-mailde Trump, “Bugün iktidardaki siyasi bir partinin hiçbir suç işlemediği için önde gelen rakibini tutukladığı gündür” ifadesini kullandı.

New York Yüksek Mahkemesi yargıcı Juan Merchan, beş fotoğrafçının ise duruşma başlamadan önce birkaç dakika boyunca fotoğraf çekmek üzere içeri alınmasına karar verdi.

Manhattan adliyesindeki çoğu duruşma gibi, Trump’ın duruşması da kamuya açık bir duruşma; ancak haber kameralarının mahkeme salonunun içinden yayın yapmasına genellikle izin verilmiyor.

76 yaşındaki Trump 2017-2021 yılları arasında başkanlık yaptı. Kasım ayında Trump 2024’teki başkanlık seçimi için adaylık kampanyasını açıkladı.

Manhattan Bölge Savcısı Bragg tarafından yürütülen soruşturmada Trump hakkında resmi suçlama yapılabileceği söylentisi geçen Perşembe günü ortaya çıkmıştı. Trump masum olduğunu söylemiş, hem kendisi hem de yandaşları suçlamaların siyasi olduğunu öne sürmüştü.

New York’taki dava Cumhuriyetçi eski başkanın yeniden seçim yarışına hazırlandığı sırada yüz yüze kaldığı çeşitli davalardan biri. Georgia’da bir savcı Trump’ın yenilgiye uğradığı eyalette 2020 seçim sonuçlarını tersine çevirme çabasına dair iddiaları soruşturuyor.

ABD Adalet Bakanlığı ise hem Trump’ın 2020 seçimlerindeki eylemlerini hem de 2021’de Beyaz Saray’dan ayrılırken gizli belgeleri saklamasını soruşturuyor.

Paylaşın

Rusya’dan NATO’ya Finlandiya Uyarısı

Dışişleri Bakan Yardımcısı Alexander Grushko, NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) güçlerinin ve kaynaklarının Finlandiya’ya konuşlandırılması halinde, “Rusya’nın askeri güvenliğini sağlama almak için ek adımlar atılacağını” söyledi.

Bir gün önce Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov da Finlandiya’nın üyeliğinin NATO’daki Rusya karşıtı trendin yükselişinin göstergesi olduğunu söyledi ve Moskova’nın NATO müttefiklerinin Fin topraklarına yerleştireceği silahlara bağlı olarak uygun yanıtı vereceği konusunda uyardı.

Ancak Peskov açıklamasında Rusya’nın Finlandiya ile herhangi bir toprak anlaşmazlığı olmadığını da belirterek üyeliğin Rusya’ya olan etkisinin önemsiz ve etkisiz olduğu mesajını da vermeye çalıştı.

Rusya’nın Finlandiya sınırına hangi ek askeri kaynakları gönderebileceği henüz net değil. Ancak Moskova’nın en yetenekli askeri birliklerini Ukrayna’ya konuşlandırdığı biliniyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, hali hazırda ittifakın Finlandiya’ya herhangi bir ek asker veya teçhizat konuşlandırması halinde sınır boyunca savunmaları güçlendireceğini belirtmişti.

Finlandiya’nın üyeliği NATO’nun Rusya’ya doğru genişlemesi noktasında Putin’e stratejik ve siyasi bir gövde gösterisi olarak algılanıyor. Ancak NATO yetkilileri durumun Moskova için bir tehdit oluşturmadığını söylüyor.

Finlandiya’nın attığı bu adımın “daha önce dünyanın en istikrarlı bölgelerinden biri olan Kuzey Avrupa’daki durumda temel bir değişikliği” işaret ettiği de belirtilerek, üstü kapalı istikrarın bozulmuş olduğunun sinyali verildi.

NATO hakkında

Açık kapı politikası izleyen NATO, 74 yılı geride bırakırken 9. kez genişledi. 1949’da 12 üyeyle kurulan ittifak, 31’inci üyesini kabul etti.

ABD, Belçika, İngiltere, Danimarka, Fransa, Hollanda, İtalya, İzlanda, Kanada, Lüksemburg, Norveç ve Portekiz’in imzalarıyla kurulan NATO’ya 1952’de Türkiye ve Yunanistan dâhil oldu.

Almanya 1955’te ve İspanya 1982’de NATO’ya katılırken, 1999’daki genişlemede Çekya, Macaristan ve Polonya ittifaka girdi.

2004’teki genişlemede Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya dâhil olurken, 2009’da Arnavutluk ve Hırvatistan, 2017’de Karadağ, 2020’de Kuzey Makedonya, NATO üyeleri haline geldi.

İsveç ne zaman girecek?

Finlandiya’nın NATO’ya üyeliği 74 yıllık tarihinde kayda geçen en hızlı üyelik süreci oldu. Hem Finlandiya hem de İsveç başvuruyu geçen yıl Mayıs ayında yapmıştı.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Finlandiya’nın üyeliğinin ardından ülkenin batısındaki komşusu İsveç’in de yakında üye olmasını umduğunu belirtiyor. Stoltenberg, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bir kez daha çağrıda bulunarak İsveç’in üyeliğine itiraza da son vermesini talep ediyor.

Stoltenberg, İsveç’in verdiği sözleri yerine getirdiğini de savunuyor. Ankara, İsveç’ten “terörist” olarak nitelendiği ve terör örgütüne üye olduğunu iddia ettiği kişilerin iadesini talep ediyor.

Askeri uzman Jacob Westberg’e göre İsveç’in NATO’ya üyeliği sadece güvenlik politikaları açısından bir kazanım olmakla kalmayacak, askeri açıdan da büyük bir getirisi olacak.

Westberg, “Rusya için Baltık Denizi’nde operasyonlar düzenlemek zor hale gelecek” diyor ve “İsveç’in beş tane modern denizaltısı var ve onlarla NATO’nun Polonya ve Almanya’dan oluşan gücünü tamamlayabilir” diye ekliyor.

Paylaşın

Finlandiya NATO’nun 31. Üyesi Oldu

Rusya’nın sınır komşusu Finlandiya’nın NATO’ya (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) katılma süreci atılan imzalarla resmiyet kazandı ve ülke, NATO’nun 31. üyesi oldu. NATO, 1949 yılında 12 üyeyle kuruldu.

Finlandiya’nın katılımı, Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto’nun katılım belgelerini imzalayarak ABD’li mevkidaşı Antony Blinken’a vermesi ile resmiyet kazandı.

Finlandiya’nın NATO üyelik süreci, bir yıldan kısa sürede tamamlanarak ittifakın 74 yıllık tarihinde en hızlı ilerleyen üyelik süreçlerinden biri oldu.

Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistro, Twitter’dan yayınladığı açıklama ile ülkenin tarihinde yeni bir dönemin başladığını ve askeri tarafsızlık döneminin sona erdiğini duyurdu. Niinistro, ülkesinin NATO üyeliğinin İsveç’in katılımıyla tamamlanacağını da vurguladı.

Stoltenberg: Rusya’nın saldırganlığı bizi büyüttü

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, ortak basın toplantısındaki konuşmasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in saldırganlığının NATO’yu büyüttüğüne vurgu yaptı. Stoltenberg, Türkiye’de görüşmelerinin sürdüğünü, Ankara’ya İsveç’in yükümlülüklerini getirdiğini söylediklerini aktardı.

Sınırda dengeler değişti

Finlandiya’nın NATO’ya katılması ile ittifak üyesi ülkelerin Rusya ile toplam sınırı iki katına çıkıyor. Finlandiya-Rusya sınırının uzunluğu 1340 kilometre. Finlandiya, Rusya ile en uzun Avrupa Birliği sınırını paylaşıyor. Şu anda sınırda hafif ahşap çitler bulunuyor.

Rusya: Ek adımlar atacağız

Rusya ise Finlandiya’nın NATO’ya katılmasına ilişkin mesajında hem bu ülkeyi hem de ittifakı uyardı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Alexander Grushko, NATO güçlerinin ve kaynaklarının Finlandiya’ya konuşlandırılması halinde, “Rusya’nın askeri güvenliğini sağlama almak için ek adımlar atılacağını” söyledi.

NATO hakkında

Açık kapı politikası izleyen NATO, 74 yılı geride bırakırken 9. kez genişledi. 1949’da 12 üyeyle kurulan ittifak, 31’inci üyesini kabul etti.

ABD, Belçika, İngiltere, Danimarka, Fransa, Hollanda, İtalya, İzlanda, Kanada, Lüksemburg, Norveç ve Portekiz’in imzalarıyla kurulan NATO’ya 1952’de Türkiye ve Yunanistan dâhil oldu.

Almanya 1955’te ve İspanya 1982’de NATO’ya katılırken, 1999’daki genişlemede Çekya, Macaristan ve Polonya ittifaka girdi.

2004’teki genişlemede Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya dâhil olurken, 2009’da Arnavutluk ve Hırvatistan, 2017’de Karadağ, 2020’de Kuzey Makedonya, NATO üyeleri haline geldi.

İsveç ne zaman girecek?

Finlandiya’nın NATO’ya üyeliği 74 yıllık tarihinde kayda geçen en hızlı üyelik süreci oldu. Hem Finlandiya hem de İsveç başvuruyu geçen yıl Mayıs ayında yapmıştı.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Finlandiya’nın üyeliğinin ardından ülkenin batısındaki komşusu İsveç’in de yakında üye olmasını umduğunu belirtiyor. Stoltenberg, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bir kez daha çağrıda bulunarak İsveç’in üyeliğine itiraza da son vermesini talep ediyor.

Stoltenberg, İsveç’in verdiği sözleri yerine getirdiğini de savunuyor. Ankara, İsveç’ten “terörist” olarak nitelendiği ve terör örgütüne üye olduğunu iddia ettiği kişilerin iadesini talep ediyor.

Askeri uzman Jacob Westberg’e göre İsveç’in NATO’ya üyeliği sadece güvenlik politikaları açısından bir kazanım olmakla kalmayacak, askeri açıdan da büyük bir getirisi olacak.

Westberg, “Rusya için Baltık Denizi’nde operasyonlar düzenlemek zor hale gelecek” diyor ve “İsveç’in beş tane modern denizaltısı var ve onlarla NATO’nun Polonya ve Almanya’dan oluşan gücünü tamamlayabilir” diye ekliyor.

Paylaşın

IŞİD’in Üst Düzey İsmi Ceburi Suriye’de Öldürüldü

Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) üst düzey isimlerinden Halid Eyd Ahmed el-Ceburi’nin Suriye’de öldürüldüğü açıklandı. Halid Eyd Ahmed el-Ceburi, örgütün Avrupa’da saldırılar planlanmasından sorumluydu.

Haber Merkezi / Öldürülen lider el-Ceburi’nin “IŞİD içerisinde liderlik yapısı oluşturduğu” ve “ölümünün geçici olarak örgütün dış saldırılar düzenlemesini aksatacağı” kaydedildi.

2019 yılının Ekim ayında Washington, Suriye’nin kuzeybatısında gerçekleştirilen bir askeri operasyon ile IŞİD lideri Ebubekir El Bağdadi’nin öldürüldüğünü açıklamıştı.

2022’nin sonlarında IŞİD lideri Ebu Hasan el Haşemi el Kureyşi öldürülmüş, örgüt yeni “emir”in Ebu Hüseyin el Hüseyin el Kureyşi olduğunu ifade etmişti.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), IŞİD’in üst düzey isimlerinden Halid Eyd Ahmed el-Ceburi’nin salı günü Duriye’de düzenlenen bir operasyonda öldürüldüğünü duyurdu.

CENTCOM, operasyonun nerede düzenlendiği ile ilgili olarak ise bilgi vermedi. Yapılan açıklamada, “El-Ceburi’nin ölümü, IŞİD’in saldırılar planlama yeteneğini geçici olarak sekteye uğratacaktır” denildi.

CENTCOM Komutanı Michael Kurilla, 2019’da Suriye’de askeri yenilgiye uğrayan terör örgütünün “bölgede hala, Orta Doğu’nun dışında da saldırılar düzenleme isteğiyle operasyon yürütebilme gücü olduğunu” belirtti.

Avrupa’da kanlı saldırılar

IŞİD, son yıllarda Avrupa’da gerçekleşen pek çok saldırıyı üstlenmişti. 2015 yılında Kasım ayında Paris’te gerçekleşen saldırıda 130 kişi hayatını kaybetmiş, 2016 yılında başka bir Fransız şehri Nice’de 86 kişi saldırıda hayatını kaybetmişti.

Paylaşın

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov: Avrupa’ya Tavrımız Sertleşebilir

Rusya’nın Avrupa ve Çin ile olan ilişkileri hakkında açıklamalarda bulunan Dışişleri Bakanı Lavrov, AB’nin Moskova’ya “düşmanca tavrının ve duruşunun” anlamının “AB’nin Rusya’yı kaybetmiş olması” olduğunu söyledi.

Bakan Lavrov, açıklamasının devamında, “Rusya’nın ulusal çıkarları ve diplomasideki mütekabiliyet prensibi gereğince, gerekirse Rusya Avrupa ile daha sert bir tavırla mücadele eder” ifadelerini kullandı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Argumenty i Fakty isimli Rus haber sitesine açıklamalarda bulundu.

Lavrov, Avrupa Birliği’nin (AB) Moskova ile kötü ilişkisinin, AB’nin Ukrayna’daki “suçlu rejime” silah yardımı sağladığı için kendi hatası olduğunu belirtti. Lavrov konuya ilişkin, “AB, Rusya’yı kaybetti. Ancak bu onların hatası. AB üye ülkeleri ve AB liderleri, kendi tabirleriyle Rusya’ya stratejik bir kayıp yaşatılması gerektiğini açıkça söylüyor” dedi.

Lavrov, AB’nin Moskova’ya “düşmanca tavrının ve duruşunun” anlamının “AB’nin Rusya’yı kaybetmiş olması” olduğunu söyledi ve “Rusya’nın ulusal çıkarları ve diplomasideki mütekabiliyet prensibi gereğince, gerekirse Rusya Avrupa ile daha sert bir tavırla mücadele eder” ifadelerine yer verdi.

Lavrov’un bu açıklaması, Finlandiya’nın Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü’nün (NATO) resmi olarak 31’inci üyesi olacağı günün sabahında geldi. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgale başlamasının ardından Mayıs ayında NATO’ya üyelik için başvuran, aylar süren görüşmelerin ardından Türkiye’den de onay alan Finlandiya’nın NATO’ya üyeliğinin Salı günü gerçekleşeceğini söylemişti. Bu adım, Batı ile Rusya’nın arasındaki gerilimi daha da tırmandırıyor.

“Batı, Rusya ile Çin’in arasını açmaya çalışıyor”

Lavrov ayrıca Rusya ve Çin ilişkileri hakkında da konuştu. “Batı, Rusya ve Çin arasındaki eşitsiz ilişki hakkında ve Moskova’nın Pekin bağımlılığından bahsederek iki ülkenin arasını açmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı. Lavrov, söz konusu “eşit olmayan ilişkinin, düşmanca davranan ülkeler tarafından uzun süredir abartıldığını” söyledi, bu adımın da “iki ülkenin ilişkilerini zora sokmaya çalışmak” olduğunu belirtti.

Lavrov geçen ay Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in on saat süren görüşmelerinin, Rusya ve Çin arasındaki “stratejik ortaklığı” ileriye götürdüğünü belirtti. Lavrov, Rusya ve Çin arasındaki bu ortaklığın, “omuz omuza durup, birbirlerinin temel çıkarlarını savunmayı” da içerdiğini ifade etti.

Ne olmuştu?

Rusya Devlet Başkanı Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi, Moskova’da yaptıkları görüşme sonrasında 21 Mart tarihinde ortak bildiri imzalamış, bu bildiride, ikili işbirliği, Rusya-Çin ilişkilerinin kapsamlı ortaklık ve yeni bir çağda stratejik etkileşiminin geliştirilmesi hakkında detaylı görüş alışverişinde bulunulduğu hatırlatılmıştı. Bu bildiri, Batı’nın tepkisine neden olmuştu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Flaş Açıklama: Nükleer Silah Kullanma Riski Zirvede

Birleşmiş Milletler (BM) Silahsızlanma Yüksek Temsilcisi Izumi Nakamitsu,  “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlemesi Antlaşmasının” (NPT) yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğinin altını çizdi.

Nakamitsu, bu ülkelerin söz konusu yükümlülükler sayesinde nükleer silah kullanımı ve yaygınlaşmasının engellediğini belirterek, “Nükleer silah kullanma riski şu anda Soğuk Savaş’ın derinliklerinden bu yana her zamankinden daha yüksek. Ukrayna’daki savaş bu riskin en şiddetli örneğini temsil ediyor” dedi.

Nakamitsu, açıklamasının devamında, “Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’na taraf olan tüm devletlerin, nükleer silahlarla ilgili meseleler söz konusu olduğunda, tüm devletler gerilimi tırmandıracak, hataya veya yanlış hesaplamaya yol açabilecek herhangi bir eylemde bulunmaktan kaçınmalıdır.

Hem nükleer silahlı devletler hem de nükleer silaha sahip olmayan devletler taahhütlerine ve yükümlülüklerine sıkı sıkıya bağlı kalmalıdır. Gerilimleri acilen azaltmak için diyaloğa geri dönmeli ve şeffaflık ve güven arttırıcı önlemler geliştirmenin ve uygulamanın yollarını bulmalılar. Anlaşmaya taraf olan devletler yükümlülüklerine tam olarak uymalı, gerilimin tırmanışını önlemek için derhal ciddi çabalar göstermeli” ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in 25 Mart’ta, Belarus’a taktiksel nükleer silahlar yerleştireceklerini ancak nükleer silahların yayılmasının önlenmesiyle ilgili uluslararası yükümlülüklerini ihlal etmeden bunu yapacaklarını açıklamasının ardından acilen toplandı.

Ukrayna, Rusya’nın Belarus’a nükleer silah yerleştirmesini ‘endişe verici bir gerilim’ olarak değerlendirmiş, NATO ve Avrupa Birliği, Rusya’dan gelen son adımın ‘sorumsuzca’ olduğunu ifade etmişti.

VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’nun aktardığına göre, BM Silahsızlanma Yüksek Temsilcisi Izumi Nakamitsu, Rusya’nın Belarus’ta atmaya çalıştığı son adımını ‘oldukça tehlikeli bir girişim’ olarak değerlendirdi. Nakamitsu, tüm üye ülkelerin gerginliği arttıracak ya da hataya yol açacak adımlardan kaçınması konusunda uyarıda bulundu.

Nakamitsu, taraf ülkelerin “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlemesi Antlaşmasının” (NPT) yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğinin altını çizdi. Bu ülkelerin söz konusu yükümlülükler sayesinde nükleer silah kullanımı ve yaygınlaşmasının engellediğini belirterek, “Nükleer silah kullanma riski şu anda Soğuk Savaş’ın derinliklerinden bu yana her zamankinden daha yüksek. Ukrayna’daki savaş bu riskin en şiddetli örneğini temsil ediyor” dedi.

Nakamitsu, “Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’na taraf olan tüm devletlerin, nükleer silahlarla ilgili meseleler söz konusu olduğunda, tüm devletler gerilimi tırmandıracak, hataya veya yanlış hesaplamaya yol açabilecek herhangi bir eylemde bulunmaktan kaçınmalıdır.

Hem nükleer silahlı devletler hem de nükleer silaha sahip olmayan devletler taahhütlerine ve yükümlülüklerine sıkı sıkıya bağlı kalmalıdır. Gerilimleri acilen azaltmak için diyaloğa geri dönmeli ve şeffaflık ve güven arttırıcı önlemler geliştirmenin ve uygulamanın yollarını bulmalılar. Anlaşmaya taraf olan devletler yükümlülüklerine tam olarak uymalı, gerilimin tırmanışını önlemek için derhal ciddi çabalar göstermeli” dedi.

ABD Daimi Temsilciliği adına söz alan Büyükelçi Robert Wood, Putin’in bu kararının “Rusya’nın istikrarsızlaştırıcı ve tehlikeli davranışlarının” arttığını gösterdiğini, uluslararası hukuka ve BM Şartı’na aykırı olduğunu söyledi. Wood, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline hala meşru bir zemin bulamadığını, Ukrayna’daki savaşta gerginliği arttırmaya çalıştığını belirterek, Rusya’ya Ukrayna topraklarından çekilme çağrısını yineledi.

Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vassili Nebenzia ise Batı’nın Rusya’yı haksız yere suçladığını, ülkesinin barış ve güvenliği tehdit etmediğini, hiçbir yükümlülüğü ihlal etmeden Belarus ile olan işbirliklerini arttırdıklarını söyledi.

Nebenzia, asıl gerilimi tırmandıranın ABD’nin Avrupa ülkelerine yerleştirdiği nükleer silahlar olduğunu belirterek, “Yükümlülüklerimizi ihlal etmeden Belarus ile işbirliğini sürdürüyoruz. Nükleer silahları transfer etmiyoruz. Belarus topraklarında bir depolama tesisi inşasında uçakların ve eğitim ekiplerinin güçlendirilmesinden bahsediyoruz. ABD ve müttefikleri Kiev rejimine silah pompalama girişiminde bulunmasaydı, Rus tankları şu anda Ukrayna’da olmayacaktı” dedi.

Ukrayna’nın BM Daimi Temsilcisi Sergiy Klytsya ise, Rusya’nın tüm nükleer silahsızlanma mimarisini altüst ettiğini, BM Şartı ve uluslararası hukuk uyarınca yükümlülüklerine yerine getirmek yerine dünyayı nükleer kıyamete sürüklemeye hazır bir durumda olduğunu olduğunu söyledi.

Paylaşın

ABD’yi Hortum Ve Fırtına Vurdu: En Az 30 Ölü

Son birkaç gündür Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) orta ve güney eyaletlerinde etkili olan hortum ve şiddetli fırtınalar nedeniyle en az 30 kişi hayatını kaybetti. Amerikan medyasına göre 60’tan fazla hortum tespit edildi.

Hortumlar birçok evin yıkılmasına, binlerce yapının da elektriksiz kalmasına neden olurken, uzmanlar, fırtınaların neden olduğu hasarın boyutlarını anlayabilmenin günler alabileceğini belirtti.

WREG haber kanalının aktardığı bilgilere göre, Cuma günü başlayan fırtınadan en çok etkilenen eyalet olan Tennessee’de 9 kişi hayatını kaybetti. Arkansas, Alabama, Indiana ve Illınois’te de onlarca kişi hayatını kaybetti.

Ülkede etkili olan fırtına nedeniyle, ağaçlar yıkıldı, arabalar takla attı, evler çöktü. Geçen hafta 25 kişinin hortumdan dolayı hayatını kaybettiği eyalet Mississippi’de, yine hortum uyarıları yapıldı.

Arkansas Valisi Sarah Huckabee Sanders eyalette olağanüstü durum ilan etti. Vali Sanders Başkan Biden’la durumu konuştuğunu ve Biden’ın federal yardım sözü verdiğini kaydetti.

Fırtına ve hortum dolayısıyla oluşan maddi zararın büyüklüğüne de dikkat çekilirken, şiddetli fırtınanın enerji nakil hatlarına verdiği hasar nedeniyle 610 binin üzerinde hanenin elektriksiz kaldığı açıklandı.

Geçtiğimiz hafta da Mississippi eyaletinde hortumlar nedeniyle 26 kişi yaşamını yitirmişti. Fırtına Tahmin Merkezi bazı hortumların uzun mesafeler kat edebileği uyarısında bulundu.

Mississippi’de geçen haftaki hortumun bir saat süresince 94 km mesafe kat ettiğine dikkat çekiliyor. Başkan Biden, eyaleti Cuma günü ziyaret etmişti.

Yetkililer, Tennessee’de Salı günü Cuma günkü şiddetli hava koşullarının yeniden görülebileceği konusunda uyarı yaptı.

ABD’nin özellikle orta ve doğu kesimlerinde hortum vakaları çok sık görülüyor. 2021 yılı Aralık ayında hortumlar nedeniyle Kentucky eyaletinde 80 kişi hayatını kaybetmişti.

Paylaşın

Çin’den Tayvan’a Gözdağı

Tayvan’ın kendi topraklarının parçası olduğunu savunan Çin ile Tayvan arasında gerilim yükseliyor. Son olarak, dokuz Çin uçağının muharebeye hazırlık devriye görevi için Tayvan Boğazı’nda Çin ve Tayvan’ı birbirinden ayıran gayriresmi orta sınırı geçtiği bildirildi.

Çin, Soğuk Savaş’ın en şiddetli dönemlerinin yaşandığı 1954’te Amerikalı bir general tarafından hazırlanan Tayvan Boğazı orta sınırını resmi olarak kabul etmedi. Ancak Çin ordusu kısa zamana kadar Çin ve Tayvan’ı ayıran bu gayriresmi deniz sınırını ihlal edici hamlelerde bulunmamıştı.

Çin yönetimi, Tayvan lideri Tsai Ing-wen’in ABD’de Temsilciler Meclisi Başkanı Kevin McCarthy’le görüşmesi halinde bunu provokasyon olarak nitelendirip karşılık vereceklerini duyurmuştu.

Çin, Amerika’nın Tayvan’a verdiği desteği arttırdığını kabul ediyor ve bundan ötürü öfke duyuyor.

Tsai Ing-wen, Orta Amerika ziyaretine başlamadan önce Çarşamba günü ABD’de mola vermişti.

Tayvan Cumhurbaşkanı’nın Taipei’ye dönmeden önce önümüzdeki hafta Los Angeles’ta vereceği mola sırasında ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Kevin McCarthy’yle görüşmesi bekleniyor. Çin, bu görüşmenin gerçekleşmesi halinde buna misilleme yapacağını kaydetmiş ancak ayrıntı vermemişti.

Tayvan Savunma Bakanlığı, dokuz Çin uçağının Tayvan Boğazı’ndaki gayriresmi orta sınırın kuzey, orta ve güney noktalarını aştığını kaydetti.

Bakanlık, Tayvan silahlı kuvvetlerinin, “anlaşmazlıkları tırmandırmama ya da anlaşmazlığa yol açmama” ilkesi çerçevesinde durumu gözlemlemek için kendi uçak ve gemilerini kullandığını bildirdi.

Tayvan Savunma Bakanlığı açıklamasında, “Komünist ordunun kuvvetlerini harekete geçirmesi Tayvan Boğazı’nda kasti gerginliğe yol açtı. Bu durum barış ve istikrara zarar vermekle kalmadı, bölgesel güvenlik ve ekonomik kalkınmayı da olumsuz etkiledi” dedi. Bakanlık “bu gibi mantıksız eylemleri” kınadığını kaydetti.

Çin’den konuya ilişkin açıklama gelmedi.

Tayvan Cumhurbaşkanı Tsai, 2019 yılından beri Amerikan topraklarında verdiği bu ilk molada dün New York’taki düşünce kuruluşu Hudson Enstitüsü’nde yaptığı konuşmada, tırmanan gerginliklerin sorumlusunun Çin olduğunu belirtti.

Tsai, “Çin kasten gerginlikleri tırmandırıyor ancak Tayvan buna her defasında itidalle karşılık veriyor. Tüm dünya sorumluluk sahibi tarafın Tayvan olduğunu görebilir” dedi.

Güvenlikten sorumlu üst düzey Tayvanlı bir yetkili, Reuters haber ajansına, Çin uçağının, Tayvan Boğazı’ndaki orta sınırı “hafif” geçtiğini, Çin gemilerinin olağandışı seyirde bulunmadığını söyledi.

Çin, Temsilciler Meclisi’nin eski Başkanı Nancy Pelosi’nin geçen Ağustos’ta Taipei’ye ziyareti sonrasında Tayvan civarında savaş oyunları sahnelemiş ve o dönemden bu yana daha düşük seviyede askeri faaliyetlerine devam etmişti.

Tayvanlı yetkili, yabancı siyasi liderlere ve iş adamlarına karşı hoş görünme çabasına giren Çin’in benzer büyük çaplı askeri tatbikatları yineleme olasılığının düşük olduğunu, askeri gerginlikleri tırmandırmanın tüm dünyaya “çelişkili mesajlar” vermek anlamına geleceğini söyledi.

Kaynak, “Ancak Çin’in olası mantıksız davranışlarına karşı tüm hazırlıklarımızı yaptık. Uluslararası toplum Tayvan’a ilgi gösterdikçe Çin’in rahatsızlığı artıyor” şeklinde konuştu.

Bugün Taipei’de gazetecilere konuşan Tayvan Başbakanı Chen Chien-jen, Tayvan’ın dünyaya açılma hakkı olan “demokratik bir ülke” olduğunun altını çizdi.

Chen Chien-jen, Pekin’in misilleme tehdidine ilişkin bir soruya, “Umarım Çin kışkırtıcı olma bahanesi aramaz. Çin’in otoriter yayılma girişimi gereksiz sorunlara yol açar. İşte görüyorsunuz bugün burada yine aynı çağrıyı yapıyor ve Çin’in kışkırtıcı eylemlerini azaltmasını söylüyoruz” dedi.

Çin – Tayvan gerginliği

II. Dünya Savaşı sonrasında Çin’de Milliyetçi Parti ve Komünist Parti arasındaki iç savaş Komünist Parti’nin zaferiyle sonuçlanmıştı. Mağlubiyetin ardından Milliyetçi Parti liderleri Tayvan’a sığınmıştı.

Soğuk Savaş nedeniyle Batı’yla ilişkilerini koparan Çin’i 1970’lerin başına kadar Birleşmiş Milletler’de (BM) Tayvan ya da resmi adıyla Çin Cumhuriyeti temsil ediyordu.

BM’nin 1971’de aldığı Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanıma kararı gerginliği yeni bir boyuta taşımıştı. Kararın ardından Tayvan, BM’den çıkarılmıştı.

Pekin yönetimi, “tek Çin” ilkesini benimseyerek Tayvan’ın kendi topraklarının parçası olduğunu savunuyor. Buna göre Çin, boğaz ve çevresindeki askeri varlığının yanı sıra Tayvan’ın ülkelerle diplomatik ilişkiler kurmasına, BM’de ve diğer uluslararası kuruluşlarda temsil edilmesine karşı çıkıyor.

Tayvan ise o günden bu yana bağımsızlık arayışını farklı biçimlerde sürdürüyor.

Paylaşın

ABD’nin Hava Harekatında İran Destekli Sekiz Militan Öldü

ABD’nin Suriye’de İran destekli grupların saldırısına karşılık olarak düzenlediği hava harekatında sekiz militanın öldürüldüğü belirtiliyor. Pentagon sözcüsü ölen militanların İranlı olmadıklarını ancak İran Devrim Muhafızları ile bağlantılı olduklarını değerlendirdiklerini söyledi.

Sözcü, geçtiğimiz hafta İran Devrim Muhafızlarının İHA ve roket saldırılarında yaralanan altı ABD askerinde travmatik beyin yaralanması (TBI) teşhisi konduğunu söyledi.

ABD Başkanı Joe Biden İran’la savaş istemediklerini söylemiş; ancak Amerikalılar’ı korumak için güçlü ve kararlı bir şekilde adım atacakları uyarısında bulunmuştu.

2020 yılında Irak’taki bir üsse İran tarafından düzenlenen füze saldırısının ardından 100’den fazla ABD askerine beyin travması teşhisi konulmuştu.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Savunma Bakanlığı Pentagon’dan Perşembe günü yapılan açıklamada, geçtiğimiz hafta Suriye’de konuşlu İran destekli savaşçıları hedef alan hava saldırılarında sekiz militanın öldürüldüğünü bildirdi.

Pentagon Basın Sekreteri Tuğgeneral Pat Ryder Perşembe günü basın brifinginde, öldürülen savaşçıların İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) ile ilişkili olduğunu, ancak İranlı olmadıklarını söyledi.

Ryder, geçtiğimiz hafta İran Devrim Muhafızlarının İHA ve roket saldırılarında yaralanan altı ABD askerinde travmatik beyin yaralanması (TBI) teşhisi konduğunu söyledi.

Geçen hafta Perşembe günü, bir ABD üssünde bir Amerikalı müteahhitidi öldüren ve ayrıca altı Amerikalı’nın yaralanmasına yol açan ilk insansız hava aracı saldırısının ardından İran destekli milisler ve ABD güçleri arasında bir dizi karşılıklı çatışma meydana geldi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) daha sonra 24 Mart ve 25 Mart akşamı Suriye’deki ABD ve Koalisyon güçlerini hedef alan üç saldırı daha olduğunu söyledi. Suriye’deki ana savaş izleme grubu, ABD saldırılarının en az 19 savaşçıyı öldürdüğünü söyledi.

Wall Street Journal, Başkan Joe Biden’ın ABD ordusuna, Cuma günü geç saatlerde İran destekli milislere yönelik ikinci saldırı dalgasını durdurma emri verdiğini yazmıştı.

Bu konuda sorulan bir soruya Ryder, ABD’nin misillemesini savunarak karşılık verdi:

“Harekete geçtik, iki Devrim Muhafızları-Kudüs Gücü hedefini vurduk[…]ve bu orantılı bir eylemdi ve ABD kuvvetlerine yönelik saldırıların cezasız kalmayacağına dair mesajımızı ileten kasıtlı bir eylemdi.” dedi. “Güçlerimizin korunmasını sağlamak için kendi seçtiğimiz zamanda ve yerde uygun önlemleri almaya devam edeceğiz.”

Paylaşın