Osteoartrit Birçok Kronik Hastalığa Yol Açabilir

Osteoartrit, eklemleri etkileyen ve kemiklerin uçlarındaki koruyucu kıkırdakların aşınmasına neden olan bir rahatsızlıktır. Osteoartrit, ağrı, sertlik ve hareket kaybına neden olabilir.

Haber Merkezi / Yaş, yaralanmalar, genetik ve kadın olmak gibi faktörlerin osteoartrit geliştirme riskini artırdığı bilinmektedir.

Yeni bir araştırma, osteoartritin yalnızca eklemleri etkilemediğini, aynı zamanda diğer birçok uzun vadeli sağlık sorununun kısa sürede gelişme riskini de iki katına çıkarabileceğini ortaya koydu.

Araştırmacılar, bunu “multimorbidite”ye doğru bir ilerleme olarak tanımlıyorlar; bu durum birden fazla kronik sağlık sorununa sahip olmak anlamına geliyor.

Araştırmacılar, yaklaşık 1,4 milyon kişinin sağlık verilerini incelediler ve 2008 – 2009 yılları arasında osteoartrit teşhisi yeni konmuş 40 yaş üstü kişilere odaklandılar.

Bu grupta ortalama yaşı 66 olan 9 bin 846 kişi vardı ve bunların yüzde 58’i kadındı. Grup, osteoartriti olmayan aynı yaş ve cinsiyetteki 19 bin 692 kişiden oluşan başka bir grupla karşılaştırıldı.

Araştırmacılar bu kişileri 1998’den 2019’a kadar takip ederek, zaman içinde geliştirdikleri ek sağlık sorunlarının sayısını izlediler.

Çalışmada osteoartritin multimorbiditeye doğru ilerlemeyi hızlandırabileceği, kişilerde birden fazla sağlık sorununun dört farklı oranda geliştiği bulundu:

Hafif çoklu hastalık geç ilerleme (1. Sınıf): Bu bireyler çalışma süresi boyunca daha az ek sağlık sorunu geliştirdiler.

Hafif çoklu hastalık erken ilerleme (2. Sınıf): Bu grupta, 1. Sınıf’a göre daha hızlı bir şekilde birden fazla hastalık gelişti ancak genel olarak daha az ciddi sağlık sorunu yaşandı.

Orta derecede çoklu hastalık (3. Sınıf): Bu gruptaki katılımcılar rahatsızlıklarında orta düzeyde ilerleme yaşadılar.

Şiddetli çoklu hastalık (4. Sınıf) : Bu grup en hızlı ilerlemeyi gösterdi ve çalışmanın sonunda ortalama on civarında hastalıkla sonuçlandı.

Yaşlanma doğal olarak uzun vadeli rahatsızlıklara yol açarken, osteoartrit bu riski yaşın tek başına açıklayabileceğinden daha fazla artırıyor gibi görünmektedir.

Osteoartrit, düşük fiziksel aktivite seviyesi, yüksek kalorili beslenme ve kronik düşük dereceli inflamasyon gibi çeşitli faktörler yoluyla başka sağlık sorunlarına da yol açabilir.

Araştırma, bu faktörlerin osteoartritli kişilerde birden fazla ciddi hastalığın gelişme riskinin artmasına katkıda bulunabileceğini öne sürüyor.

Bunun gözlemsel bir çalışma olduğunu ve osteoartritin doğrudan diğer sağlık sorunlarına neden olduğunu kanıtlayamayacağını belirtmek önemlidir.

Ayrıca araştırma kronik rahatsızlıkların gelişimini etkilediği bilinen beslenme, egzersiz veya vücut ağırlığı gibi unsurlar da hesaba katılmadı.

Yine, osteoartritin diğer sağlık sorunlarına yol açabilecek bir zincirleme reaksiyonu nasıl tetikleyebileceği konusunda daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu vurguluyor.

Sonuç olarak, osteoartritin birden fazla uzun vadeli sağlık sorununun gelişiminde önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Bu durumu yönetmek için adımlar atmak ve daha sağlıklı alışkanlıklar edinmek, gelecekte daha ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşma riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

Paylaşın

Yüksek Sistolik Kan Basıncına Ne Sebep Olur?

Yüksek sistolik kan basıncı, genellikle yüksek tansiyon veya hipertansiyon olarak adlandırılır. Yüksek sistolik kan basıncı, kalp hastalığı ve felç gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen yaygın bir durumdur.

Haber Merkezi / Sistolik kan basıncı, kan basıncı okumasındaki en üst sayıdır ve kalbin atardamarlara kan pompalamak için kullandığı gücü gösterir. 130 mmHg veya daha yüksek bir sistolik okuma yüksek olarak kabul edilir.

Yüksek sistolik kan basıncının nedenleri nelerdir?

Yaşlanma: Yaşlandıkça, atardamarlar arterioskleroz adı verilen ve atardamarlarda plak birikmesini içeren bir rahatsızlık nedeniyle sertleşir ve daralır. Bu, yüksek sistolik kan basıncını yaşlılarda daha yaygın hale getirir.

Beslenme: Çok fazla tuz tüketmek yüksek tansiyonun başlıca nedenlerinden biridir. Tuz, vücuttaki sodyum ve potasyum dengesini bozarak su tutulmasına ve tansiyonun yükselmesine neden olur.

Aşırı kilo ve obezite: Fazla vücut ağırlığı taşımak kalbe daha fazla yük bindirir ve kan dolaşımını zorlaştırır. Bu ek yük kan damarlarına zarar vererek daha yüksek kan basıncına yol açabilir. Zamanla kalp kasları kalınlaşabilir ve atardamarlar daralarak yüksek sistolik basınca katkıda bulunabilir.

Fiziksel aktivite eksikliği: Düzenli egzersiz, kalp ve kan damarlarının sağlıklı kalmasına yardımcı olur. Yeterli fiziksel aktivite yapılmadığında, kilo alma ve zayıf kardiyovasküler koşulların oluşma olasılığı daha yüksektir, bunların ikisi de yüksek tansiyon riskini artırır.

Alkol ve sigara: Alkol alımı kan basıncını geçici olarak yükseltebilir ve uzun süreli ve yoğun alkol tüketimi kalıcı hipertansiyona yol açabilir. Öte yandan sigara tüketmekte, atardamarlarda plak oluşumunu teşvik ederek atardamarları daraltır ve kan basıncını artırır.

Genetik: Ebeveynlerde veya yakın akrabalarda hipertansiyon varsa, hipertansiyon gelişme olasılığı daha yüksektir.

Stres: Kronik stres, stres hormonlarının salınımı nedeniyle kan damarlarının daralmasına ve uzun vadede yüksek tansiyona yol açabilir.

Tıbbi durumlar: Böbrek hastalığı, diyabet, tiroid sorunları ve tümörler gibi bazı sağlık sorunları da yüksek tansiyona yol açabilir.

Yüksek sistolik kan basıncı nasıl yönetilir?

Beslenme: Tuz oranı düşük, dengeli bir beslenme esastır. Taze meyvelere, sebzelere, tam tahıllara ve yağsız proteinlere odaklanılmalı.

Kilo yönetimi: Az miktarda kilo vermek bile kan basıncını düşürmeye yardımcı olabilir. Beslenme ve düzenli egzersizle sağlıklı bir kiloyu korumak önemlidir.

Fiziksel aktivite: Haftanın çoğu günü en az 30 dakika orta düzeyde egzersiz yapmayı hedefleyin. Yürüme, bisiklete binme ve yüzme gibi aktiviteler kalp sağlığını iyileştirebilir ve kan basıncını düşürebilir.

Alkol tüketiminin azaltılması: Ölçülü içmek önemlidir. Erkekler için bu genellikle günde iki birim alkole kadar, kadınlar için ise günde bir bir birim anlamına gelir.

Sigaranın bırakılması: Sigarayı bırakmak kalp sağlığını iyileştirebilir ve yüksek tansiyon ve kalp hastalığı riskini önemli ölçüde azaltabilir.

Stres yönetimi: Meditasyon, derin nefes egzersizleri ve yoga gibi tekniklerle stresi yönetmek kan basıncını düşürmeye yardımcı olabilir.

Yüksek sistolik kan basıncı, yaş, yaşam tarzı seçimleri ve genetik gibi faktörlerin birleşiminden etkilenir. Daha iyi bir beslenme, düzenli egzersiz, alkol alımının azaltılması, sigaranın bırakılması ve stresi yönetmek gibi değişiklikler, yüksek kan basıncını önlemeye veya kontrol etmeye yardımcı olabilir.

Paylaşın

Parkinson’un Bilmeniz Gereken Erken Belirtileri

Parkinson hastalığı, temel olarak hareketi etkileyen bir sinir sistemi bozukluğudur. Parkinson hastalığının erken belirtilerini fark etmek oldukça zor olabilir ki, bu belirtiler kişiden kişiye de büyük farklılıklar gösterebilir.

Haber Merkezi / Belirtileri erken fark etmek, doğru bir tanı almak ve mümkün olan en kısa sürede tedaviye başlamak için önemlidir. İşte parkinson hastalığının bazı yaygın erken belirtiler:

Titreme: Parkinson hastalığının ilk ve en sık görülen belirtilerinden biri, vücudun bir bölümünde, özellikle ellerde veya parmaklarda görülen hafif titreme veya sarsılmadır.

Titreme, genellikle el hareketsizken meydana gelir ve başparmak ile işaret parmağı arasında hafif bir harekete benzeyebilir, buna “hap yuvarlama titremesi” denir.

Hareketlerde yavaşlık (bradikinezi): Bir diğer erken belirti, bradikinezi adı verilen fiziksel hareketlerin yavaşlamasıdır.

Kas sertliği: Parkinson hastalığının erken evrelerinde uzuvlarda veya gövdede sert kaslar yaygındır. Bu sertlik veya katılık hareketi sınırlayabilir ve hatta kaslarda ağrıya neden olabilir.

Parkinson hastalığı olan birçok kişi, başka birinin kolunu hareket ettirmeye çalıştığında hissedilebilen bu sertliği yaşar; kol sert bir şekilde hareket eder ve doğal olarak sallanmaz.

Duruş ve denge sorunları: Parkinson hastalığı olan kişilerde denge ve duruş sorunları da görülebilir; ancak bu sorunlar daha belirgin hale gelene kadar göz ardı edilebilir.

Hastalığın başlangıcında kişide hafif kambur bir duruş gelişebilir veya denge sorunları yaşanabilir, bu da hastalığın ilerlemesiyle düşme riskini artırır.

Otomatik hareketlerin kaybı: Parkinson, göz kırpma, gülümseme veya yürürken kolları doğal olarak sallama gibi otomatik hareketlerde azalmaya yol açabilir.

Konuşma ve el yazısında değişiklikler: Konuşma ve el yazısındaki değişiklikler de yaygın erken belirtilerdir.

Uyku sorunları ve diğer motor olmayan semptomlar: Uyku sorunları, daha belirgin motor semptomları ortaya çıkmadan yıllar önce ortaya çıkabilir. Bu sorunlar arasında huzursuz bacak sendromu veya bir kişinin uyurken rüyalarını canlandırdığı REM uyku davranış bozukluğu yer alabilir.

Koku alma duyusunu kaybetme, kabızlık veya depresyon veya anksiyete gibi ruh halindeki değişiklikler gibi motor olmayan semptomlar da parkinsonun erken belirtileri olabilir. Bu motor olmayan semptomlar, daha görünür belirtiler gelişmeden çok önce ortaya çıkabilir.

Erken tespit neden önemlidir?

Bu erken belirtileri tanımak önemlidir çünkü zamanında tanı almak hastalığın daha iyi yönetilmesini sağlar. Bir nörolog, semptomların parkinsondan kaynaklanıp kaynaklanmadığını doğrulamaya ve bir tedavi planı başlatmaya yardımcı olabilir.

Erken tedavi yalnızca semptomların yönetilmesine yardımcı olmakla kalmaz; aynı zamanda hastalığın ilerlemesini de yavaşlatabilir.

Paylaşın

Vücudunuzdan Toksinleri Atmak Mı İstiyorsunuz? Bu Detoks Suyunu Deneyin

Gün boyu tükettiğiniz gıdaların vücudunuzda bıraktığı toksinleri temizlemek için salatalık, limon ve nane ile hazırlanan bu detoks suyunu tercih edebilirsiniz.

Haber Merkezi / Salatalık, limon ve nane ile hazırlanan bu suyu sabah aç karnına içmek vücudu toksinlerden tamamen temizleyecektir.

Detoks suyu nasıl yapılır: Salatalık ve limonu dilimler halinde doğrayın, nanenin yapraklarını ayırın bir gece suda bekletin. Sabah uyandığınızda suyu süzüp aç karnına için.

Faydaları:

Sindirimi iyileştirir: Bu detoks suyu yavaş sindirim sürecini hızlandırır ve midenizi kolayca temizler.

Kilo vermeye yardımcı olur: Salatalık, limon ve nane ile hazırlanan bu su, metabolizmayı hızlandırır. Bu sayede vücut yağ ve kalorileri daha hızlı yakmaya başlar. Bu da kilo vermeyi kolaylaştırır.

Vücudun detoksifikasyonuna yardımcı olur: Bu detoks suyu içildiğinde vücutta bulunan kötü maddeler atılır. Bu, cildi iyileştirir ve sivilce ve akne sorununu da ortadan kaldırır.

Vücudu nemli tutar: Salatalık, limon ve nane ile hazırlanan bu su, gün boyu susuz kalmayı önler. Salatalık ve nane, midedeki ısıyı yatıştıran soğutucu maddeler olarak işlev görür. Limonun asidik özellikleri de sindirimi iyileştirir.

Antioksidan ve C vitamini açısından zengindir: Bu detoks suyu aynı zamanda bağışıklığı güçlendirir ve vücudu serbest radikallerden korur.

Paylaşın

Her Gün “1 Yumurta” Tüketerek Demans Riskini Önleyebilirsiniz

Yeni yayınlanan bir araştırma, her gün bir yumurta tüketenlerin “demans” geliştirme riskinin, haftalık veya aylık bir yumurta tüketenlere göre daha düşük olduğunu öne sürüyor.

Haber Merkezi / Nutrients dergisinde yayınlanan araştırmada, iki yıl boyunca Çin’deki 233 yetişkinin yeme alışkanlıklarına ilişkin veriler incelendi.

Sonuçlar, haftada bir yumurta tüketen kişilerde demans ve özellikle Alzheimer hastalığı olasılığının, günde bir yumurta tüketen kişilere göre 1,76 kat daha yüksek olduğunu gösterdi.

Bilim insanlarına göre; yumurta iyi bir kolin, folat, D vitamini, iyot, B vitaminleri ve yüksek kaliteli protein kaynağıdır.

Ayrıca, yumurtada bulunan doymamış yağ asitlerinin tamamı da demansa karşı koruyucu rol oynarlar.

Tam bir protein kaynağı olan yumurta, vücudun kendi başına üretemediği 9 temel amino asidin tamamını içerir.

Bilim insanları, daha önce yumurta sarısındaki yüksek kolesterol nedeniyle yumurtanın kalp sağlığına zararlı olabileceği konusunda uyarılarda bulunuyordu.

Bu düşünce zamanla büyük ölçüde değişti ve son zamanlarda yapılan araştırmalar, günde bir yumurta tüketmenin sağlık için önemli olduğunu ortaya koydu.

Paylaşın

Düz Bir Karın İçin 10 Etkili Meyve

Dengeli beslenmede önemli bir role sahip olan meyveler, genel sağlığı artırmaya da yardımcı olan temel besinlerle doludurlar. Peki meyvelerin kilo vermenize de yardımcı olabileceğini biliyor muydunuz?

Haber Merkezi / Uzmanlara göre, meyvelerde bulunan çeşitli enzimler kilo vermeye ve yağ yakmaya yardımcı olabiliyor.

Meyve yemenin doğru yolu: Meyve suyu içmenin kilo vermenize yardımcı olabileceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Uzmanlara göre, yüksek lif içeriğinden dolayı meyvelerden maksimum faydayı alabilmek için doğrudan tüketmek çok önemli.

Üzümsü meyveler: Uzmanlara göre, kalori oranı düşük, antioksidan oranı yüksek yaban mersini, çilek ve ahududu gibi üzümsü meyveler, metabolizmayı hızlandırmaya ve göbek yağını azaltmaya yardımcı olabilir.

Greyfurt: Araştırmalara göre, greyfurt insülin seviyesini düşürerek kilo vermeye yardımcı olabilir.

Ananas: Ananasın sindirime yardımcı olan ve şişkinliği azaltan bromelain enzimini içerdiği bilinmektedir. Bu meyvenin yüksek lif ve su içeriğinin kilo vermeye yardımcı olabileceği ifade edilmekte.

Karpuz: Kalorisi düşük, su içeriği yüksek olan karpuz, kilo vermeye yardımcı olabilir.

Avokado: Kalori oranı yüksek olan avokado, kilo vermeye yardımcı olan sağlıklı yağlar ve lif açısından zengindir.

Kivi: Bu meyve sindirime, kan şekerinin düzenlenmesine ve kilo vermeye yardımcı olabilecek C vitamini ve lif bakımından oldukça zengindir.

Elma: Lif ve su açısından zengin olan elmanın, daha uzun süre tokluk hissi vererek kilo vermeye yardımcı olabileceği ifade edilmekte.

Armut: Armut, uzun süre tokluk hissi veren lif açısından oldukça zengindir. Armut, bu özelliğiyle kilo vermeye yardımcı olabilir.

Portakal: Bu meyve, kilo vermeye yardımcı olabilecek C vitamini ve lif açısından zengindir.

Papaya: Papaya, sindirime yardımcı olabilen, şişkinliği ve kilo kaybını azaltan enzimler açısından oldukça zengindir.

Paylaşın

Kışın Sağlıklı Kalmanıza Yardımcı Olacak En İyi 6 Meyve

Kış, sağlıklı bir beslenme sürdürmek için zor bir dönem olabilir, ancak bu mevsimde de besleyici birçok meyve mevcuttur. Bu meyveler lezzetli olmalarının yanı sıra kalorileri düşük ve besin değerleri yüksektir.

Haber Merkezi / İşte, kışın sizi sağlıklı tutmaya yardımcı olabilecek en iyi 6 meyve:

Portakal: Portakal, soğuk algınlığı ve gribe karşı savaşmaya yardımcı olan C vitamini açısından zengin bir kış turunçgilidir. Ayrıca kalbi korumak için gerekli olan potasyum ve folat açısından da iyi bir kaynaktır.

Armut: Armut, lif açısından zengin, tatlı ve sulu bir kış meyvesidir. Bağışıklık sistemini korumak için gerekli olan C vitamini ve potasyumun iyi bir kaynağıdır.

Elma: Elma, lif, C vitamini ve antioksidan açısından zengin klasik bir kış meyvesidir. Elma, kolesterol seviyelerini düşürmeye, kalp sağlığını iyileştirmeye ve belirli kanser türlerinin riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

Nar: Nar, antioksidan ve iltihap giderici bileşikler açısından zengin bir kış meyvesidir. Kalp sağlığını iyileştirmeye, iltihabı azaltmaya ve kanser hücreleriyle savaşmaya yardımcı olur.

Hurma: Hurma, A vitamini ve beta-karoten açısından zengin, tatlı ve hafif baharatlı bir kış meyvesidir. Hurma ayrıca, görme yeteneğini iyileştirmeye, bağışıklık sistemini güçlendirmeye ve kanser riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

Kızılcık: Kızılcık, antioksidan ve iltihap giderici bileşikler açısından zengin ekşi ve keskin bir kış meyvesidir. Kızılcık ayrıca, idrar yolu enfeksiyonlarını önlemeye, kalp sağlığını iyileştirmeye ve kanser riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

Paylaşın

Sonbaharda Bu Vitaminle Sağlıklı Kalın

D vitamini esas olarak güneş ışığı yoluyla elde edilir; Ancak yılın ikinci yarısında güneş ışığına erişiminiz azaldığı için D vitamini eksikliğiyle karşı karşıya kalabilirsiniz.

Haber Merkezi / D vitamini, kemik sağlığı ve bağışıklık da dahil olmak üzere vücudun düzgün işleyişinde önemli bir rol oynar. Hatta depresyon, tip 2 diyabet, kalp hastalığı ve multipl skleroz gibi birçok kronik hastalığa karşı korunmaya bile yardımcı olur.

Araştırmalar, D vitamini eksikliği ile soğuk algınlığı, bronşit ve zatürre gibi solunum yolu enfeksiyonlarının yanı sıra hepatit, grip, covid-19 ve AIDS gibi çeşitli viral hastalıklar arasında bir bağlantı olduğunu gösteriyor.

Sonbahar ve kış aylarında D vitamini almanın üç önemli nedeni:

Kemik sağlığı: D vitamini vücudun kalsiyumu emmesine yardımcı olan tek vitamindir. Yeterli miktarda kalsiyum olsa bile, yeterli miktarda D vitamini alınmadan vücut bu özelliğini kullanamaz. Bu nedenle D vitamini eksikliği kemiklerin zayıflamasına (osteomalazi) ve daha ciddi vakalarda osteoporoza neden olabilir.

İnflamatuar hastalık riskinin azalması: D vitamini eksikliği kronik inflamasyon riskini artırır ve bazı kanser, kalp krizi vb. gibi ciddi hastalıklar riskini artırır.

Bağışıklık sistemini güçlendirmek: Sonbahar ve kış aylarında pek çok kişi grip ve soğuk algınlığı virüslerinden dolayı hastalanıyor. Bağışıklık sisteminin aktivasyonu için gerekli olan D vitamini, akciğerleri ve solunum sistemini güçlendirerek bağışıklık sisteminin fonksiyonlarını iyileştirir ve soğuk algınlığı, bronşit, grip ve yaygın görülen solunum yolu enfeksiyonlarını uzak tutar.

D vitamini eksikliğinin yaygın belirtileri:

Yorgunluk: Aşırı yorgunluk, D vitamini eksikliğinin bariz belirtilerinden biridir.
Kemik ve sırt ağrısı: Kemik ve sırt ağrıları D vitamini eksikliğinin belirtileri arasındadır.
Anksiyete ve depresyon: D vitamini eksikliği özellikle yaşlılarda anksiyete ve depresyonla ilişkilidir.
Yaraların yavaş iyileşmesi: Yaraların yavaş iyileşmesi D vitamini eksikliğinin belirtilerinden biridir.

Osteoporoz: D vitamini eksikliği osteoporoz ve sarkopeni (kas erimesi) gibi kemik hastalıkları riskini artırabilir.
Saç dökülmesi: Araştırmalar saç dökülmesinin D vitamini de dahil olmak üzere besin eksikliğinden kaynaklanabileceğini gösteriyor.
Kilo alımı: Obezite, D vitamini eksikliği için bir risk faktörüdür. Araştırmalar, D vitamini eksikliği ile karın yağlanması ve kilo alımı arasında olası bağlantılar ortaya koymuştur.

Paylaşın

Mide Yanmasına Neden Olabilecek Yedi Yiyecek

Sindirim sisteminde sık görülen rahatsızlıklarından biri olan “mide yanması”, ilaç almanın yanı sıra belirli yiyeceklerden uzak durulması ile kolaylıkla tedavi edilebilir.

Haber Merkezi / Mide yanması, göğüste yanma hissine neden olan sindirim sistemiyle ilgili bir sorundur.

Çoğunlukla göğüs kemiğinin arkasında hissedilen bu sorunun neden olduğu yanma hissine, boğazın arka kısmında ekşi tat, boğaza yemek yapışıyormuş hissi, öksürük, hıçkırık ve ses kısıklığı gibi başka belirtiler de eşlik edebilir.

Mide yanması genellikle mide asidi reflüsünden kaynaklanır. Reflü, midenin üst kısmındaki sfinkter (LES) adı verilen dairesel kasın gevşemesi ve tamamen kapanmaması sonucu ortaya çıkar.

Bu sorunun ortaya çıkmasıyla birlikte asit ve sindirim enzimleri, safra tuzları ve sindirilmeyen besinlerin de dahil olduğu mide içeriği yemek borusuna dönebilir ve göğüste yanma hissine neden olabilir.

Yemek borusunun mide asidine karşı koruma özelliği bulunmadığından, mide içeriği yemek borusuna girdiğinde iltihaplanma ve yanma hissi meydana gelir. Bazen mide yanması aynı şekilde yemek borusu iltihabına neden olan maddelerin tüketiminden de kaynaklanır.

7 yiyecek faktörü mide yanmasına neden olabilir:

Yüksek yağlı gıdalar, özellikle kızartılmış gıdalar, alt yemek borusu sfinkterindeki (LES) basıncı azaltarak asidin mideden yemek borusuna geri dönmesine neden olabilir. Yüksek yağlı gıdalar ayrıca mide boşalma hızını azaltarak ve LES üzerindeki baskıyı artırarak mide yanmasına neden olur.

Baharatlı yiyecekler genellikle mide yanmasına neden olur; Özellikle bu besinleri sık kullanmayan kişilerde. Baharatlı yiyecekler yemek borusunun iç yüzeyini doğrudan uyararak tahrişe neden olur. Mide ekşimesi semptomlarını kötüleştirebilen kapsais baharatlı yiyeceklerin önemli bir bileşenidir.

Alkol alt özofagus sfinkterini (LES) gevşetir, mide asidini arttırır, özofagus hareketlerini azaltır ve gıdanın mideye transferini yavaşlatır ve mide boşalma hızını azaltır.

Soda ve diğer gazlı içecekler mide yanmasına neden olabilir. Alkol gibi, bu içecekler de alt özofagus sfinkteri (LES) basıncını azaltabilir. Ayrıca bu içecekler mide genişlemesine neden olabilir.

Asitli meyve ve sebzeler mide ekşimesi semptomlarını şiddetlendirebilir. Bu gıdaların asitliği yemek borusunu tahriş eder ve daha hassas hale getirir.

Kahve ve çay gibi kafeinli içeceklerin tüketilmesi de mide yanmasına neden olabilir. Çok fazla kafein, alt özofagus sfinkteri (LES) basıncının azalmasına neden olabilir.

Çikolata kakao ve kafein içerir ve mide yanmasına neden olabilir. Çikolata aynı zamanda alt yemek borusu sfinkterindeki (LES) basıncı da azaltarak yemek borusunun midenin asidik içeriğiyle temasına neden olabilir.

Mide ekşimesi sıklıkla yemekten sonra veya geceleri ortaya çıkar. Beslenme değişiklikleri mide yanmasını önlemeye yardımcı olabilir.

Haftada ikiden fazla mide yanması semptomlarınız varsa, göğüs ağrınız kötüleşirse ve buna kol ağrısı, nefes darlığı veya soğuk terleme gibi diğer semptomlar da eşlik ediyorsa derhal doktora görünün.

Paylaşın

Koşullar Beyninizi Nasıl Değiştirir?

Yaşlandıkça vücudunuz fark edilir şekilde değişikliğe uğrar. Saçlarınız grileşir, cildiniz kırışır ve elastikiyetini kaybeder. Daha az belirgin olan ise beyninizde meydana gelen değişikliklerdir.

Haber Merkezi / Normal yaşlanma süreci bilişsel yeteneklerde ince değişikliklere neden olurken, travmatik bir şey yaşadığınızda, beyniniz “kaç ya da savaş” tepkisini tetikler. Çoğu durumda beyin travma ile başa çıkar, ama bazı durumlarda travmaya bağlı bilişsel bozukluklar yaşanabilir.

Depresyon: Depresyon sadece ruh halinizi etkilemez, bozukluk beyninizi de değiştirebilir. Uzmanlar, depresyonun beyinin bazı bölgelerindeki aktiviteyi azalttığını söylüyor.

Bir araştırma, on yıldan uzun süre depresyonda olan kişilerin yaklaşık yüzde 30 daha fazla beyin iltihabına sahip olduğunu ortaya koydu. Bu durum, beyin hücresi kaybına yol açabilir, bu da hafıza sorunları ve bunama olasılığını artırabilir.

Felç: Felç, beyninizin bir kısmına giden kan akışı durduğunda meydana gelir. Bu durum, kalıcı beyin hasarına neden olur ve ölüme ve sakatlığa yol açabilir.

Alkol bozukluğu: Alkol, bulanık görüşe, peltek konuşmaya ve hafıza kaybına neden olabilir. Bunun nedeni alkolün beyin hücrelerini öldürmesidir. Araştırmalar, alkol tüketiminin beynin belirli kısımlarını da küçültebileceğini ortaya koyuyor.

Şizofreni: Şizofreni hastalarının beyinleri, bu bozukluğu olmayanlardan farklıdır. Taramalar, beyni oluşturan yağlı madde olan gri ve beyaz maddeyi kaybettiklerini göstermektedir. Beyaz madde, bilginin taşındığı beynin derinliklerinde yer alır. Gri madde onu çevreler ve beynin bilgiyi işlemesine yardımcı olur.

Alzheimer: Beyinde nöron adı verilen hücreler bulunur. Bunlar kimyasal ve elektriksel sinyaller aracılığıyla birbirleriyle “konuşur” ve vücudunuzun geri kalanına mesajlar gönderir. Alzheimer, bu iletişimi bozar. Bozulmanın iki proteinin, amiloid ve taunun birikmesinden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Migren: Migreni olan kişilerin beyinlerindeki bazı sinirler stres veya parlak ışık gibi tetikleyicilere aşırı tepki verir. Bu, kimyasalların beyindeki kan damarlarını daraltmasına neden olan bir aktivite dalgası başlatır. Bu da baş ağrısına ve diğer semptomlara neden olur. Zamanla, kronik migren, beyindeki gri ve beyaz madde kaybına neden olabilir.

Beyin Anevrizması: Beyin anevrizması, bir kan damarındaki zayıf noktadır. Bu nokta veya noktalar şişer veya dışarı doğru çıkıntı yapar. Zamanla yırtılır ve kan sızdırır. Bu, beyinde veya beyin ile astarı arasındaki bölgede kanamaya neden olur. Bunlar hemorajik inmelerdir. Bu durum, baş ağrısına, mide bulantısına, nöbetlere ve hatta ölüme yol açabilir.

Beyin sarsıntısı: Birçok talihsizlik beyin sarsıntısına neden olabilir. Beyin sarsıntıları beyindeki kimyasalların dengesini bozarak sinir hücresi işlevine zarar verir ve iltihaplanmaya neden olur.

Multipl skleroz: Multipl skleroz durumunda, bağışıklık sistemi beyindeki ve omurilikteki sinirlere saldırır. Vücut, sinirlerin etrafındaki yalıtım tabakası olan miyeline zarar vermek için beyaz kan hücreleri gönderir. Bu, sinir hasarına neden olur ve beyne giden ve beyinden gelen bilgi akışını bozar.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu: Uzmanlar, dikkat eksikliği ve hiperaktivite gibi DEHB semptomlarının beyin farklılıklarından kaynaklandığını düşünüyor. Araştırmalar, DEHB’li kişilerde daha az gri ve beyaz madde olduğunu gösteriyor.

Paylaşın