Kemiklerinizi Doğal Yollarla Nasıl Güçlü Tutabilirsiniz?

Yaş aldıkça kemikleriniz zayıflayabilir. Bu da, kemiklerinizi ince ve kırılmaya daha yatkın hale getiren bir durum olan osteoporoz (kemik erimesi) gibi sorunlara yol açabilir.

Haber Merkezi / Neyse ki, her yaşta kemiklerinizi güçlü tutmanın basit ve doğal yolları vardır. Gençliğinizi çoktan geride bırakmış olsanız bile, kemiklerinizi korumak ve gelecekteki sorunları önlemek için bazı adımlar atabilirsiniz.

İşte kemiklerinizi doğal yollarla güçlü tutmanız için ipuçları:

Beslenme:

Kemiklerin ana yapı taşı kalsiyum ve kollajen proteinidir, ancak diğer vitamin ve mineraller de kemik sağlığı için kritik öneme sahiptir.

Süt ve süt ürünleri: Yoğurt, peynir, kefir (A2 sütü gibi alternatifler de kullanılabilir).
Yeşil yapraklı sebzeler: Ispanak, kale, brokoli, roka.
Kuruyemiş ve tohumlar: Badem, chia tohumu, susam.
Balık: Somon, sardalya (özellikle kılçığıyla yenirse).
Baklagiller: Nohut, mercimek, kuru fasulye.

D Vitamini:

Güneş ışığı: Günde 15-30 dakika güneş ışığına maruz kalmak (cilt tipi ve coğrafi konuma bağlı).
Gıdalar: Yağlı balıklar (somon, uskumru), yumurta sarısı, zenginleştirilmiş süt veya tahıllar.
Takviyeler: Gerekirse doktor kontrolünde D vitamini takviyesi alınabilir (özellikle kış aylarında veya güneş ışığı azsa).

Magnezyum ve diğer mineraller: Magnezyum, kemik mineralizasyonu için önemlidir, çinko ve fosfor da kemik sağlığını destekler.

K Vitamini: K vitamini, kemik proteinlerinin oluşumuna yardımcı olur.

Protein dengesi: Kemiklerin kollajen yapısı için yeterli protein gereklidir. Ancak aşırı protein alımı kalsiyum kaybına neden olabilir. Dengeli bir diyetle et, balık, yumurta, baklagiller veya tofu gibi kaynaklardan protein alın.

Fiziksel aktivite:

Yürüyüş, koşu, hiking, dans veya ip atlama gibi aktiviteler kemiklere yük bindirerek güçlenmesini sağlar. Haftada en az 150 dakika orta yoğunluklu aerobik aktivite önerilir.

Ağırlık kaldırma, direnç bantlarıyla çalışma veya vücut ağırlığıyla yapılan egzersizler (şınav, plank, squat) kemik ve kas sağlığını destekler. Haftada 2-3 gün kas güçlendirme egzersizi idealdir.

Yoga, pilates veya tai chi, düşme riskini azaltarak kırıklara karşı koruma sağlar. Özellikle yaşlı bireylerde denge önemlidir.

Zararlı alışkanlıklardan kaçınma:

Sigarayı bırakın: Sigara, kemik yoğunluğunu azaltır ve kırık riskini artırır.

Alkolü sınırlayın: Aşırı alkol, kemik yapımını engeller. Günde 1-2 kadehten fazla tüketmekten kaçının.

Kafeini dengede tutun: Aşırı kafein kalsiyum emilimini azaltabilir. Günde 2-3 fincan kahve veya çay genellikle sorun yaratmaz, ancak kalsiyum alımına dikkat edin.

Şekerli ve işlenmiş gıdaları azaltın: Yüksek şekerli diyetler, kemik sağlığını dolaylı olarak olumsuz etkileyebilir.

Yaşam tarzı değişiklikleri:

Yeterli uyku: Kemik yenilenmesi için uyku önemlidir. Günde 7-9 saat kaliteli uyku hedefleyin.

Stresi yönetin: Kronik stres, kortizol seviyelerini artırarak kemik kaybına yol açabilir. Meditasyon, nefes egzersizleri veya doğa yürüyüşleri stresle başa çıkmada yardımcı olabilir.

Kilo kontrolü: Çok düşük kilo, kemik yoğunluğunu azaltabilir; aşırı kilo ise eklemlere fazla yük bindirir. Sağlıklı bir BMI aralığında kalmaya çalışın.

Paylaşın

A2 Sütü Nedir? Bilinmesi Gerekenler

Muhtemelen biliyorsunuzdur, inek sütü (çoğunlukla A1 sütü) bazı durumlarda sindirim rahatsızlıklarına neden olmaktadır. Bu rahatsızlığın, A1 beta – kazein adlı proteinden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Haber Merkezi / A1 ve A2 sütü arasındaki fark , sütün ana proteinlerinden biri olan beta – kazein proteininin bileşiminden kaynaklanmaktadır. A1 ve A2 süt tanımlaması, A1 beta-kazein ve A2 beta-kazein, gelmektedir.

Bazı araştırmalar, A2 sütünün sindirim sistemi üzerinde daha az olumsuz etkiye sahip olabileceğini ve özellikle süt hassasiyeti olan bireylerde daha iyi tolere edilebileceğini göstermiştir.

Örneğin, 2017 yılında yapılan bir araştırma, A2 sütü tüketen bireylerin, A1 sütü tüketenlere kıyasla daha az sindirim rahatsızlığı yaşadığını bildirmiştir.

Bazı araştırmacılar, A1 ve A2 süt arasındaki farkların abartıldığını ve BCM-7’nin (Beta-Kasomorfin-7) insan sağlığı üzerindeki etkilerinin yeterince kanıtlanmadığını savunmaktadır.

Bazı araştırmalar, BCM-7’nin sindirim sistemi rahatsızlıklarına (şişkinlik, gaz, karın ağrısı) ve hatta inflamatuar yanıtlara neden olabileceğini öne sürmektedir. A2 beta-kazein ise bu peptiti üretmez, bu nedenle A2 sütü bazı kişilerde daha az sindirim rahatsızlığına yol açabilir.

A2 sütünün besin içeriği (protein, yağ, karbonhidrat, vitamin ve mineral açısından) normal sütle aynıdır.

A2 sütü, normal süt gibi tüketilebilir, yemeklerde, kahvede, tatlılarda veya yoğurt yapımında kullanılabilir. Lezzet ve doku açısından normal sütten bir farkı yoktur.

A2 sütü, özellikle süt tüketiminden sonra sindirim rahatsızlığı yaşayan, ancak laktoz intoleransı tanısı konmamış bireyler arasında tercih edilmektedir.

Ayrıca A2 sütü, sağlıklı yaşam trendlerini takip eden tüketiciler arasında da ilgi görmektedir.

Paylaşın

Basit Bir Değişiklik “Bunama” Riskini Yüzde 15 Azaltabilir

Yeni yayınlanan bir araştırma, kan basıncının kontrol altına alınmasının bunama (demans) riskini yüzde 15 ve bilişsel bozulma riskini yüzde 16 oranında düşürdüğünü ortaya koydu.

Haber Merkezi / Yüksek kan basıncı (hipertansiyon), beyindeki kan akışını olumsuz etkileyerek damar hasarına ve bilişsel gerilemeye yol açabilir.

Araştırmada, hipertansiyon tedavisinin bilişsel bozukluk üzerinde bir etkisi olup olmadığını görmek için 40 yaş ve üzeri yaklaşık 34 bin kişi dört yıl boyunca incelendi.

Tansiyon ilacı kullanan, kilo veren, tuz ve alkol tüketimini azaltan kişilerin zihinsel gerileme yaşama olasılığının önemli ölçüde düşük olduğu görüldü.

Oxford Üniversitesi’nden Masud Husain, araştırmayı “bunama” araştırmalarında “bir dönüm noktası” olarak nitelendirdi.

Edinburgh Üniversitesi’nden Prof. Tara Spires Jones, araştırmanın “Yaşlanma sırasında beyni korumak için kan basıncını ve diğer kardiyovasküler riskleri yönetmenin önemini destekleyen daha güçlü kanıtlar sunduğunu” söyledi.

Prof. Tara Spires Jones, “Yüksek tansiyonu tedavi etmenin kesin bir garanti olmadığını belirtmek önemli, çünkü tedavi gören bazı kişilerde bunama yine de gelişebilir” diye ekledi.

Edinburgh Üniversitesi’nden Prof. Joanna Wardlaw, araştırmanın optimal kan basıncı kontrolü ve yaşam tarzı değişikliklerinin demans riskini azaltmadaki göreceli katkısını ortaya koyamadığını, bu nedenle sonuçların birleşik bir etkiyi yansıttığını söyledi.

Peki yüksek kan basıncı nasıl kontrol altına alınabilir?

Yaşam tarzı değişiklikleri

Sağlıklı beslenme: Tuz, yağ ve şeker oranı düşük; sebze, meyve, tam tahıl ve yağsız protein açısından zengin bir beslenme. Potasyum açısından zengin gıdaların (muz, ıspanak, patates) tüketilmesi.

Düzenli egzersiz: Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta aerobik egzersizleri (yürüyüş, bisiklet, yüzme) ve haftada 2 gün kas güçlendirici egzersizler.

Kilo kontrolü: Fazla kiloları vermek, özellikle bel çevresi yağlanmasını azaltmak tansiyonu düşürebilir.

Stres yönetimi: Meditasyon, yoga, derin nefes egzersizleri veya hobi gibi stres azaltıcı aktiviteler ve yeterli uyku (gece 7 – 9 saat) tansiyon düzenlenmesine yardımcı olur.

Kafein kontrolü: Kafein içeriği olan içeceklerin sınırlandırılması.

Paylaşın

Sabah Baş Ağrısıyla Uyanmanın 7 Gizemli Sebebi

Baş ağrısıyla uyanmanızın nedenini merak ediyorsanız, uyku sorunlarının da bu nedenin bir parçası olduğunu unutmayın. Eğer uyandığınızda baş ağrınız varsa, bu bir uyku bozukluğunun belirtisi olabilir.

Haber Merkezi / İşte baş ağrısıyla uyanmanıza neden olabilecek uyku sorunları ve çözümleri:

Uykusuzluk (insomnia): Yetersiz uyku, sabah baş ağrılarını tetikleyebilir. Uyuyamama veya sık uyanma, beyne yeterli dinlenme sağlamaz.

Sabit uyku programı oluşturun, yatmadan önce ekran süresini azaltın ve akşamları kafein / alkol tüketimini kesin.

Uyku apnesi: Uyku sırasında solunum duraklamaları oksijen seviyesini düşürür, bu da sabah baş ağrılarına yol açabilir.

Uyku testi yaptırın, CPAP cihazı kullanın ve kilo verin.

Bruksizm (diş gıcırdatma): Gece boyunca diş sıkma veya gıcırdatma, çene ve baş kaslarında gerginliğe neden olarak baş ağrısı yapabilir.

Ağız koruyucusu kullanın, stresi azaltın ve çene masajı yapın.

Uyku pozisyonu: Yanlış yastık veya kötü uyku pozisyonu boyun ve baş bölgesinde gerginlik yaratabilir, sabah baş ağrısına sebep olabilir.

Doğru yastık seçin, yan/sırt üstü yatın ve boyun esnetme yapın.

Aşırı uyuma (hipersomni): Normalden fazla uyumak, kan şekeri ve serotonin seviyelerini etkileyerek baş ağrısını tetikleyebilir.

7 – 9 saat uyuyun, düzenli kalkış saati belirleyin.

Düzensiz uyku düzeni: Düzensiz yatış ve kalkış saatleri, biyolojik saatin bozulmasına ve baş ağrısına neden olabilir.

Sabit uyku rutini oluşturun ve sabah gün ışığı alın.

REM uykusu bozuklukları: Yetersiz veya kesintili REM uykusu, beyin fonksiyonlarını etkileyerek sabah baş ağrılarına yol açabilir.

Paylaşın

Daha Sağlıklı Tırnaklar İçin 6 Vitamin

Tırnaklar, vücutta her parmaktan büyüyen “tabakalar” şeklinde depolanan bir protein olan keratin katmanlarından oluşur. Bun nedenle keratin üretimi için bazı vitaminler ve besinler gereklidir.

Haber Merkezi / İşte daha sağlıklı tırnaklar için gerekli olan 6 temel vitamin ve bunların tırnak sağlığına katkıları:

Biotin (B7 Vitamini): Tırnakların güçlenmesini destekler, kırılganlığı azaltır. Yumurta, somon, badem ve tam tahıllar gibi gıdalarda bulunur.

C Vitamini: Kolajen üretimini destekleyerek tırnak yatağını güçlendirir. Turunçgiller, kırmızı biber ve yeşil yapraklı sebzeler iyi kaynaklardır.

D Vitamini: Tırnak büyümesini teşvik eder ve kırılganlığı önler. Güneş ışığı, yağlı balıklar ve güçlendirilmiş süt ürünleri D vitamini sağlar.

E Vitamini: Tırnakları nemlendirir ve çevresel hasarlara karşı korur. Badem, ayçiçeği çekirdeği ve ıspanak E vitamini açısından zengindir.

Çinko: Tırnakların sağlıklı büyümesini destekler, beyaz lekeleri azaltır. Kabak çekirdeği, kırmızı et ve kabuklu deniz ürünleri çinko kaynaklarıdır.

Demir: Tırnaklara oksijen taşır, kırılganlığı ve şekil bozukluklarını önler. Kırmızı et, ıspanak ve mercimek demir açısından zengindir.

Not: Vitamin eksikliği şüpheniz varsa, doktorunuza danışarak takviye almayı düşünebilirsiniz.

Paylaşın

“Çene Tıkırdaması” Hastalığın Habercisi Olabilir

Temporomandibular eklem bozukluğu, çene hareketine izin veren kaslar, kemikler ve eklem bileşenleriyle ilgili sorunların neden olduğu ağrı, sertlik veya diğer semptomları tanımlamak için kullanılan genel bir terimdir.

Haber Merkezi / Temporomandibular eklem (TME), iki eklem başı ve bunların yer aldığı temporal fossadan oluşan tek eklemdir. Baş ile fossa arasında eklem diski, sinovyal sıvı, çevresinde bağlar ve kaslar bulunur.

Üst çene, konuşurken veya çiğnerken her zaman hareketsiz kalır, ağzın açılması sadece alt çene tarafından sağlanır. Her şey normal ise alt çene sessizce hareket eder, ancak eklemde hasar varsa, bağlar gerilir ve kaslar spazmodik ise ağız açıldığında eklemde tıkırtı ve çıtırtı sesleri veren hava titreşimleri meydana gelir.

Belirtileri:

Çene ağrısı veya hassasiyeti
Çenede kilitlenme, takılma veya hareket kısıtlılığı
Çiğneme sırasında ağrı
Çeneden tıklama, çıtırtı veya sürtünme sesleri
Kulak ağrısı, baş ağrısı veya yüz ağrısı
Ağzı tam açamama

Nedenleri:

Bruksizm: Diş gıcırdatma veya sıkma
Stres: Kas gerginliğine yol açabilir
Artrit: Osteoartrit veya romatoid artrit gibi eklem iltihapları
Travma: Çeneye darbe veya yaralanma
Diş yapısı sorunları: Yanlış hizalanmış dişler veya çene
Kötü alışkanlıklar: Kalem çiğneme, sakız çiğneme

Tanısı:

Doktor veya diş hekimi, fiziksel muayene, tıbbi öykü ve gerekirse görüntüleme testleri (röntgen, MR, BT) ile tanı koyar.

Tedavisi:

Konservatif yöntemler:

Yumuşak gıdalar tüketme
Stres yönetimi (meditasyon, terapi)
Çene egzersizleri veya fizik tedavi
Gece plağı veya splint kullanımı (diş gıcırdatmayı önlemek için)

İlaçlar:

Ağrı kesiciler (ibuprofen gibi)
Kas gevşeticiler
Anti-anksiyete ilaçları (stres kaynaklı durumlarda)

İleri tedaviler:

Botoks enjeksiyonları (kas gerginliğini azaltmak için)
Or todontik tedavi (diş hizasını düzeltmek için)
Nadiren cerrahi (artrosentez, açık eklem cerrahisi)

Paylaşın

Uyurken Yağ Yakan Detoks İçecekleri

Aşırı kilo çoğu zaman vücutta eşit olmayan bir şekilde dağılır. Genellikle uyluk, kalça ve basenler kritik bölgelerdir, yıllar geçtikçe yağ öncelikli olarak bu bölgede biriktiği bilinmektedir.

Haber Merkezi / Fazla kiloları vermek için en sık başvurulan çözümler arasında fiziksel aktivite ve diyet yer almakta ancak yağ yakımını hızlandıran ve evde hazırlaması oldukça kolay olan içecekler bu konuda size yardımcı olabilir.

İşte yatmadan önce içebileceğiniz ve yağ yakımına yardımcı olabilecek bazı içecekler:

Tarçınlı süt kürü:

Malzemeler: 1 su bardağı light süt, 1 tatlı kaşığı toz tarçın, birkaç buz (isteğe bağlı).
Hazırlanışı: Sütü ısıtın, içine tarçını ekleyip karıştırın. Ilıkken veya soğuk olarak yatmadan 30 dakika önce için.
Faydaları: Tarçın, kan şekerini dengeleyerek yağ depolanmasını azaltabilir ve metabolizmayı hızlandırabilir. Süt ise tokluk hissi sağlar.

Yeşil çay:

Malzemeler: 1 çay kaşığı yeşil çay, 1 su bardağı sıcak su.
Hazırlanışı: Yeşil çayı sıcak suda 5-7 dakika demleyin, süzün ve ılık olarak tüketin.
Faydaları: Yeşil çaydaki kateşinler ve kafein, metabolizmayı hızlandırarak yağ yakımını destekler. Yatmadan önce kafeine hassasiyetiniz varsa, az miktarda tüketin.

Limonlu ılık su:

Malzemeler: 1 su bardağı ılık su, yarım limonun suyu.
Hazırlanışı: Limon suyunu ılık suya sıkın ve karıştırın. Yatmadan önce yavaşça için.
Faydaları: Limon, C vitamini içeriğiyle detoks etkisi sağlar ve karaciğerin toksinlerden arınmasına yardımcı olur.

Yoğurt kürü:

Malzemeler: 3 yemek kaşığı ev yoğurdu, yarım limon suyu, 1 çay kaşığı pul biber veya zerdeçal.
Hazırlanışı: Yoğurdu bir kaseye alın, limon suyu ve baharatı ekleyip karıştırın. Yatmadan 30 dakika önce tüketin, sonrasında başka bir şey yemeyin.
Faydaları: Yoğurt, yüksek protein içeriğiyle tokluk sağlar; pul biberdeki kapsaisin ve zerdeçal ise yağ yakımını hızlandırabilir.

Papatya çayı:

Malzemeler: 1 tatlı kaşığı kurutulmuş papatya, 1 su bardağı sıcak su.
Hazırlanışı: Papatyayı sıcak suda 5-10 dakika demleyin, süzün ve ılık olarak için.
Faydaları: Papatya, kortizol hormonunu dengeleyerek yağ birikimini azaltabilir ve rahat bir uyku sağlar.

Önemli notlar:

Bu içeceklerin etkileri kişiden kişiye değişebilir. Kronik bir rahatsızlığınız veya alerjiniz varsa, doktorunuza danışmadan tüketmeyin.

Tansiyon hastaları, limon veya maydanoz içeren kürlerden kaçınmalıdır, çünkü tansiyonu düşürücü etkileri olabilir.

Yağ yakımı için en etkili yöntem, kalori açığı oluşturmak, düzenli uyku ve fiziksel aktivitedir. Bu içecekler, süreci destekleyici birer yardımcıdır.

Yatmadan hemen önce ağır veya şekerli içeceklerden kaçının, çünkü sindirimi zorlaştırabilir ve uyku kalitesini etkileyebilir.

Paylaşın

Vertigo: Göz Ardı Edilmemesi Gereken Baş Dönmesi Nedeni

Vertigo, bireyin kendisinin veya çevresinin hareket ettiğini veya döndüğünü hissetmesine neden olan bir rahatsızlıktır. Vertigo, baş dönmesinden farklıdır, baş dönmesi bir hareket yanılsamasıdır.

Haber Merkezi / Bireyin, kendisinin hareket ettiğini hissetmesine subjektif vertigo, çevredeki ortamın hareket ettiğini hissetmesine objektif vertigo denir.

Belirtileri:

Baş dönmesi (etrafın dönmesi hissi),
Bulantı, kusma,
Denge kaybı,
Nistagmus (gözlerde istemsiz hareketler),
Bazen kulak çınlaması veya işitme kaybı.

Nedenleri:

Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo (BPPV): İç kulaktaki kristallerin yer değiştirmesiyle başın belirli hareketlerinde kısa süreli baş dönmesi olur.
Meniere Hastalığı: İç kulakta sıvı birikimi, baş dönmesi, kulak çınlaması ve işitme kaybına yol açar.
Vestibüler Nörit veya Labirentit: İç kulak iltihabı, genellikle viral enfeksiyon sonrası baş dönmesi ve denge sorunlarına neden olur.
Migrenle İlişkili Vertigo: Migren ataklarıyla birlikte baş dönmesi görülebilir.
Akustik Nörinom: İç kulak sinirinde iyi huylu bir tümör, nadiren vertigoya sebep olabilir.

Tanısı:

Doktor muayenesi, öykü ve fiziksel testler (örn. Dix-Hallpike manevrası)
İşitme testi, denge testleri, MR veya BT gibi görüntüleme yöntemleri

Tedavisi:

BPPV için: Epley manevrası gibi repositioning hareketleri.
Meniere için: Düşük tuz diyeti, diüretikler, bazen steroidler.
Vestibüler nörit için: Semptomları hafifletmek için ilaçlar (antihistaminikler, antiemetikler) ve vestibüler rehabilitasyon.
Migrenle ilişkili vertigo için: Migren tedavisi ve tetikleyici faktörlerden kaçınma.
Altta yatan ciddi durumlar (tümör, inme) için spesifik tedaviler.

Ne zaman doktora başvurmak gerekir?

Sık veya ani denge kaybı,
Bulantı veya görme bozuklukları,
Titreme, alışılmadık yorgunluk veya tekrarlayan düşmeler,
Belirtiler günlük yaşantıyı etkilediği durumlarda.

Paylaşın

Böbrek Hastalığı Cilt Kaşıntısına Neden Olabilir

Böbrekler vücudun dengesini korumada önemli bir rol oynar. Kanı temizler, fazla suyu atar ve kalsiyum ve fosfor gibi minerallerin seviyelerini yönetmeye yardımcı olur.

Haber Merkezi / Böbrekler iyi çalışmayı bıraktığı zaman, zararlı atıklar ve mineraller kanda birikebilir. Bu durum, cilt de dahil olmak üzere vücudun birçok bölümünü olumsuz etkileyebilir.

Böbrek hastalığı olan kişilerde en sık görülen cilt sorunlarından biri pruritus olarak da bilinen kronik kaşıntıdır. Kronik kaşıntı, özellikle böbrek hastalığının ileri evrelerinde olan veya diyalize giren kişilerde görülür.

Peki, böbrek hastalığı nasıl cilt kaşıntısına neden olur?

Üremik toksinler: Böbrekler düzgün çalışmadığında, kanda üre ve diğer atık maddeler birikir. Bu toksinler cildi tahriş ederek kaşıntıya yol açabilir.

Fosfor düzeyleri: Böbrek hastalığı, kandaki fosfor seviyelerinin artmasına neden olabilir. Yüksek fosfor, ciltte kaşıntıya sebep olabilir.

Kuru cilt: Böbrek hastalarında cilt genellikle kurur ve bu da kaşıntıyı tetikler.

Enflamasyon: Kronik böbrek hastalığında vücutta sistemik enflamasyon artabilir, bu da ciltte hassasiyete ve kaşıntıya yol açabilir.

Diyalizle ilişkili faktörler: Diyaliz tedavisi alan hastalarda, diyaliz sırasında kullanılan maddeler veya yetersiz diyaliz, kaşıntıyı artırabilir.

İkincil hiperparatiroidizm: Böbrek hastalığı, paratiroid hormon seviyelerini artırabilir ve bu da kaşıntıya katkıda bulunabilir.

Peki ne yapılabilir?

Doktorla görüşme: Kaşıntının altında yatan nedenin belirlenmesi için bir nefrolog veya dermatologla görüşülmeli. Kan testleri, üre ve fosfor seviyelerini kontrol edebilir.

Cilt bakımı: Nemlendirici kremler (parfümsüz, alkolsüz) kullanarak cildi nemli tutmak faydalı olabilir.

Diyet: Fosfor içeren yiyeceklerden (örneğin, süt ürünleri, kuruyemiş) kaçınmak için diyetisyenle çalışılabilir.

İlaçlar: Antihistaminikler, topikal steroidler veya kaşıntıyı azaltan özel kremler doktor önerisiyle kullanılabilir.

Diyaliz ayarlamaları: Diyaliz alan hastalarda, tedavi planının optimize edilmesi kaşıntıyı azaltabilir.

Not: Kaşıntı, böbrek hastalığının yanı sıra alerji, karaciğer hastalığı veya diğer durumlarla da ilişkili olabilir. Bu nedenle, sürekli veya şiddetli kaşıntı durumunda bir doktora başvurulması önemlidir.

Paylaşın

Araştırma: Tempolu Yürüyüş Kalp Ritmi Bozuklukları Riskini Azaltabilir

Yeni yayınlanan bir araştırma, hızlı bir tempoda yürümenin, yavaş bir tempoda yürümeye oranla kalp atış hızı düzensizliği riskini neredeyse yarı yarıya azaltabileceğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Araştırma, 15 Nisan’da Heart dergisinde yayınlandı.

İskoçya’daki Glasgow Üniversitesi’nden araştırmanın yazarı Dr. Jill Pell, “Fiziksel olarak aktif olmanın kalp ritmi anormallikleri ve diğer kalp hastalığı türlerine yakalanma riskinizi azalttığını biliyorduk” diyor ve ekliyor:

“Yavaşça yürümek, tüm günü hareketsiz geçirmekten yine de daha iyidir, ancak bu yeni araştırma daha hızlı yürümenin ek koruma sağladığını gösterdi.”

Günlük adım sayısını artırmak (2.200’ün üzerinde) halihazırda daha düşük kardiyovasküler hastalık ve ölüm riskiyle ilişkilendiriliyor.

Araştırma için, yürüme hızlarını takip etmek için ivmeölçer takan yaklaşık 82 bin kişi de dahil olmak üzere yaklaşık 421 bin kişinin verileri toplandı.

Katılımcıların yaklaşık yüzde 41’i hızlı yürüyüş temposuna, yüzde 53’ü ortalama yürüyüş temposuna ve yüzde 6’dan biraz fazlası ise yavaş yürüyüş temposuna sahipti.

Araştırmanın sonuçları, hızlı veya ortalama bir tempoda yürümenin kalp ritmi sorunları yaşama riskini sırasıyla yüzde 43 ve yüzde 35 oranında azalttığını gösteriyor.

Sonuçlar, hızlı veya ortalama bir tempoda yürüyen kişilerin felç riskini artıran kalp ritmi rahatsızlığı olan atriyal fibrilasyona yakalanma riskini sırasıyla yüzde 46 ve yüzde 38 daha düşük olduğunu gösteriyor.

Araştırmada yer alan bilim insanları, yürüyüş hızı ile kalp ritmi sorunları arasındaki bağlantının yaklaşık yüzde 36’sının iltihap ve metabolizmadan etkilendiğini tahmin ediyor.

Paylaşın